Ahmet Celal, bir Osmanlı padişahının oğludur. Savaş esnasında vurulmuş kolunu kaybetmiştir. Bu hazin hadiseden sonra, dünyadan elini eteğini çekmiş toplumdan kaçmak, sessiz sakin bir yerde yaşamak için Anadolu’nun ücra köşelerini seçmiştir. Bu sebebten dolayı, onun subaylık yaptığı dönemde ona emirer olarak hizmet eden M. Ali’nin köyüne gider.

Köydeki ilk günleri onun için çok zor olmuştur. Çünkü bundan önceki yıllarda, İstanbul’da yaşamış oranın kültürü ile bezenmiştir. Köylüler ona, oranın yabancısı olduğu için “” derler. Fakat, Ahmet Celal bu lakabı kendine laik bulmaz. Çünkü o, kolunu salt bu bu millet için kaybettiğini savunur. Onun için köydek ilk iki hafta köy yaşantısını alışma safhası olarak geçer. Bu arada M. Ali’nin müstakil evinin bir odasında kitaplarıyla gününü geçirir. Kitapları bir nebze dahi olsa yalnızlığını acısını unutmayı sağlar. Onlar, onun en iyi dostu olmuştur. Bu zaman zarfında, M.Ali’nin annesi, kardeşi kardeşi İsmail’le tanışır. Köy ortamı ona, İstanbul gibi büyük bir yerde yaşadığı için çok rezalet gelir.

Haftalar ilerledikçe Ahmet Celal, köy ahalisiyle yavaş yavaş tanışır. Köyün en zengini Salih Ağa, muhtar Süleyman adında ısını söz geçiremeyen adamla samimiyet kurar. Fakat, bu samimi yet sınırlıdır. Ahmet, onlara hep savaştan, ’ten Onun yaptıklarından bahsederken onlar, onu hiç ciddiye almaz bir gün düşman gelip, ülkeyi Osmanlıdan alacak onlar huzurlu bir ortamda yaşayacaklarını inanırlar.

Bir gün Ahmet Celal, köyün civarına gezmeye çı. Çünkü, köy halkının düşünceleri onun acısına tuz ekiyordu. Bundan dolayı yaylalara çı; doğanın verdiği huzur ile hem acısını hem de yalnızlığını kısmen de olsa unutur. Yine yaylalarda gezerken bir görür. , istanbuldakiler gibi bakımlı, giyim-kuşamı iyi olmasa bile, onu çok etkilemiştir. Onunla konuşmak ister; fakat ondan kaçar. Çünkü o, köylülerin tabiri ile buraların ıdır. Günler geçmesine rağmen, ı unutamamaktadır. Onu tekrar görmek konuşmak için yaylaya çı. Bir süre bekledikten sonra yine aynı oraya gelir. Ahmet onunla konuşmak ister; fakat nafile. ondan yine kaçar. Fakat o, bu sefer onunla konuşamaya kararlıdır. ı bir süre kovaladıktan sonra onu yakalar. , sudan yeni çıkmış misali, kaçmaya çalışır. Ahmet onu sakinleştirdikten sonra ona, “sadece seninle konuşmak istiyorum.” der. Fakat yine de kurtulamk için çabalanır. Bir süre sonra, ın isminin Emine olduğunu öğrenir.

Bu arada cephede savaş şiddetlenmiş köylerden tekrar askere çağırılanlar olur. Bunlardan bir tanesi de M.Ali’dir. Onun evden ayrılması ile artık yazarın köyde samimi olacağı, dertlerini anlatabileceği kimse kalmamıştır. Bir kaç hafta daha M. Ali’nin ailesiyle birlikte kalır. Fakat İsmail’in Emine’yi sevdiğini onunla evleneceğini duyunca evden ayrılır. Köyde başka bir yerde yaşamaya başlar. Fakat, kolunu kaybetmiş olmasından dolayı yardıma muhtaçtır. İlk zamanlar Süleyman onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Aslında o da yazar gibi terkedilmiş yapayalnızdır. ısı, onu asker kaçağı birisiyle aldatmış İstanbul’a kaçmıştır. Fakat Süleyman ısını çok sevmektedir. Onu bir türlü unutamaz. Aradan günler geçer. Bir gün İsmail’in Emine ile evleneceğini duymasına rağmen yazar, muhtar gider Emine’yi kendisine istemesini söyler. Bunun üzerine muhtar hanımını Emine’nin evine gönderir. Ama Emine bu işe “Hayır” der. Üstüne üstelik yazara kolsuz olduğu için ağır hakaretlerde bulunur. Kendisi hakkında söylenen lafları yazar muhtarın ağzından duyunca deliye döner. Ona göre İsmail, Emine’ye layık birisi değildir.

Birkaç hafta sonra, İsmail’in Emine ile evlenmek üzere hazırlık yaptığını kahvede işitir. Emine’yi kafasından silmeyi başarmış; fakat bir türlü kalbinden atamamıştır. İkinci kez hayal kırıklığına uğ. Bunun hıncını Süleyman’ı azarlayarak, ısı hakkında ileri geri konuşarak çıkartır. Bu kavgadan sonra, Süleyman daha fazla dayanamaz köyü terkeder. Yazar pişmandır ama çok geçtir.

Süleyman’ın evi terketmesinden sonra, kendisine etmesi maksadıyla Emeti ’ı tutar. Onun Hasan adında bir torunu vardır. Emeti hem torunu Hasan’ı hem de yazara bakmaktadır. Torunu Hasan küçük bir çobandır. Yazar, onunla koyunları otlatmaya çı. Böylece hem Emine’yi tekrar görmek hem de acılarını unutmak ister. Bu sırada dağların arkasından top sesleri gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi savaş köye doğru gelmektedir. Bu arada Emine İsmail’le evlenir. Yazar, bir daha köyün içinde gezemez olur.

Aradan fazla geçmez. Köye bir şeyh gelir. Köylülere, yurdumuzun düşmanlar tarafında zaptedildiğini niyetlerini Anadolu’yu elimizden almak olduğunu; yeşil sarıklıların bizi düşmana şı savunduklarını müslüman olmak isteyen kraliçeden bahserder. Bu olayı yazar, Emeti Kadı’nın duyduklarından öğrenir. Bunun üzerine yazar sinirlenir şeyhe gider , onunla eder.

Savaş cephelerde son surat devam etmektedir. Düşman uçakları köyün üzerinde kol gezmekte bir takım kağıt parçalarını yere atmaktadır. Kağıtta “Sakın yerinizden yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülülük ğe gelmiyoruz. Halife padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal’in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz.” yazar. Köylüler, bunu okuyunca yazar, her birinin gözünün parıl parıl parlamağa başladığını görür. Bir akşam üstü eve dönmek üzere iken “Davranma!” diye bir sesle irkilir. Yazar ilk başta anlamazlıktan gelir; fakat bir kaç adım atar atmaz bir şun kulağının dibinden bir arı gibi vızıldayarak geçer. Yazar, bunun bir asker kaçağı olarak düşünür; ama ateş eden bir askeridir. Az kalsın bir askerinin kör şununa hedef olacaktı. Onlara durumu anlattıktan sonra birliğin (topçu müfrezesi) komutanlarından savaş hakkında bir kaç bilgi alır. Konuşmalardan yazar, Ordusu’nun savaşı kazanacağından ümitperver olur. Artık savaş, köye çok yakın yerlerde cereyan etmektedir.Bu sebebten dolayı birlikler, köy yollarını kullanmaktadır.

Bir gün inanılmaz bir olay olur. Yazar, muhtar diğer köy ahalisi kahvede otururlarken, uzaktan çok dağınık halde bir gelmekte olduğunu görmektedirler. İlk başta düşman sanılan birliğin daha sonra Ordusu’ndan olduğu anlaşılır. Bekir Çavuş, savaşın son gelişmelerinden haberdar olmak için askerlerden bir kaç tanesini “Komutanınız nerede ?” diye sorar. Daha sonra komutanı bir başçavuş çıkagelir. Başçavuş yorgun perişan haldedir. Bir süre Başçavuşla muhtar bakıştıktan sonra sarmaş dolaş olurlar. Çünkü o, bir zamanlar köyde yaşamış öldü sanılan Emine’nin babasıdır. Cephedeki bir kaç olaydan gelişmelerden konuştuktan sonra muhtar ona ı Emine’yi hatırlatır. Daha sonra muhtar “Daha önce nerelerdeydin?” diye sorar. Bunun üzerin Başçavuş, on yıl moskofa esir düştüğünü esaret yıllarını anlatır. Bu arada Emine kahvehaneye babasıyla görüştürülür. İlk başta Emine, ürkek bakışlarla babasına baktıktan sonra göz ucuyla da yazara bakar utangaçlığından ne yapacağını bilemez. Bir süre bakıştıktan sonra yazar, Emine’nin artık İsmail’i sevmediğini bakışlarından anlar. Artık bu noktadan sonra, yazarla Emine arasında bakışmalarla birbirlerine olan aşklarını ilan ederler. Ama bir sorun vardır: Emine’nin İsmail’le evli olması. Bir müddet sonra başçavuş, anasını görmeye gider; askelerini de bir süre mola yapmak üzere muhtara bırakır.

Ertesi gün, sabah erkenden birliğin yola çıktığın öğrenilir. Dağın arkasındaki top sesleri iyiden iyiye artmaktadır. Köylüler bu olaya şı tedirgindir. Çoban Hasan’la yazar arada sırada koyunları yaylaya çıkartırlar. Fakat, bir gün Küçük Hasan yaylaya kendisi gider. Ne olduysa o gün olur. Yazar, Küçük Hasan’ın “Geliyorlar” diyerek bağırmasıyla uyanır. Hasan’a “ne olduğunu” sorar. Benzi solmuş, soluk soluğa kalan Hasan :

- Aha onlar, senin dediklerin.Te şıki belin üstünden yürüyüp geliyorlar.

Yazar bir süre kendini toparlayamaz. Çocuğun yüzüne bön bön bakar. Endişe ile apar topar bir kaç eşyasını toplamaya başlar; fakat kolu olmadığı için yardıma ihtiyacı vardır. Emeti ’ı arar ama bulamaz. Evin etrafına bakınır hiç kimseyi bulamaz. Belliki köylü korkudan saklanmış olmalı. Düşmanın hemen köye girmek üzere olduğu, ağır topçu taburunun demir şakırtılarının seslerinden anlaşılıyordu. Yazar hemen kapısını kilitler, pencereleri kapatır. Aradan fazla geçmez. Dışarıda garip garip sesler gelmektedir. Bu sesler Yunancadır. Köy tamamen düşman askerleri tarafından ele geçilir. Her eve baskın düzenlerler. Bulduklarını köy meydanına çıkartırlar. Sırada yazarın evi vardı. Asker kapıyı açmaya çalışır aman nafile kapı kilitlidir. Son çareyi kapıyı kırmakta bulur.

İlk başta yazar, askere diklenmeye çalışır; sonuç vermeyince kendini düşman askerine bırakır. Bir süre sonra yazar, arayıpta bulamadığı köy halkının toplandığı yere götürülür. Burada askerler kadınlara, genç kızlara tacizde bulunur. Yazar bundan rahatsızlık duyar. Aslına bakarsan o, sadece Emine için endişe duymaktadır. Emine’ye baktıkça hem onları korumak hem de Emine’ye sakat olduğu halde erkekliğinden ödün vermediğini göstermek maksadıyla askerlerin arasından Rumca bilene, onu komutanın yanına götürmesini ister. Asker onu alır, komutanının yanına götürür. Yazar Fransızca bildiği için ona, Fransızca olarak askerlerinin halkı eziyet ettiklerini genç kızlara tacizde bulunduğunu ifade eder. Yunan subayı onu dinledikten sonra tekrar toplanma noktasına geri götürür. askerlere köy halkına eziyet edilip edilmediğine dair sorular sorar. Ahali korktuğu için bir şeyler söyleyemez. Daha sonra askerler, köydeki bütün evleri arama yaptırarak silah namına ne varsa hepsini toplattırır. köylülerden yiyecek, içecek toplarlar bunu şılığında aldıklarını göstermek maksadıyla öylülere bir kağıt verirler. Cahil köylüler buna inanır olan tüm yiyeceklerini teslim ederler. Halbuki askerleri geldiğinde onlardan her şeylerini esirgemişlerdir. Eski bir subay olan yazar, düşmanın köylülerden yiyecek içecek toplamasından en az bir iki haftaya kalmaz köyden ayrılacaklarını yorumlar. Bir kaç gün ilerledikten sonra, yazar Emeti ’ın çığlıkları ile uyanır. Hasan’a işkence ederler. Zavallı çocuk her tarafı yara bere içinde, acılar içinde kıvranmaktadır. Yazar ilk başta Hasan’ın öldüğünü zanneder ama nabzını yokladığında yaşıdığını farkeder. Yazarın endişesi giderek artar.

Ertesi gün, askerler topladıkları eşyaları saracak bir şey aramak için yazarın evini basarlar. Hasan o esnada çarşafın arasında yatmaktadır. Yazar, askerlere “Ne istiyorsunuz” der. Onlar cevap vermeden, aniden çarşafı öyle bir hızla çekerler ki Hasan yere “pat” diye sertçe yere düşer. Zaten perişan olan Hasan, bu sefer ölümü atlatamaz. Olduğu yerde yığılır kalır. Emeti yazar Hasan’a etmek için koşarlar; fakat Hasan ölür. Ağlamalar, sızlamalar yazar kendini tutamayarak askere bir yumrukta yere serer. Olaylar bu esnada cereyan eder. Köylüler ilk defa da olsa yazarı haklı bulur askerlerin üzerine yürürler. Ortalık ışır. Bu ışıklıktan yararlanarak Emine ile yazar kaçarlar. Bu esnada yazar, böğründen vurulur. Fakat bu acıyı o anda hissetmez.sadece yazar değil, aynı zamanda Emine de sol bacağından yaralanmıştır. Kaçabildikleri yere kadar kaçarlar. Bir yere vardıklarında oturup dinlenmeye verdiklerinde vurulduklarını anlarlar. Hele Emine’nin yarası daha ağırdır. Kalkacak durumda değildir. Bu sebebten dolayı yazar Emine’yi yalnız bırakır yoluna devam eder.

KİTABIN ANAFİKRİ: Aydın birisinin köy halkı ile uyuşmazlığı ile birlikte Anadolu insanın bakımsızlığı, köylülerin olaylara şı cahilliği yazarın yalnızlığı.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban kitabının özeti, yaban kitap özeti, kitap özetleri Yaban, Yaban kitabı ödev indir konusu
Benzer yazılar:
    Benzer yazı yok