nedir

Malesef sonunda yaz bitti… Kış aylarının yaklaştığı şu günlerde, hem fiziksel hem de ruhsal durumumuz havaların gidişatıyla doğru orantılı bir şekilde değişiyor. Örneğin cildimizi ele alalım. Cildimiz, bu değişimin etkilerinin vücutta en bariz şekilde ortaya çıktığı bölgedir.


Yaz aylarının sonunda cilt genellikle kurumaya, nemini yitirmeye eğilim gösterir. Bunun nedeni de, yağ bezlerinin yeterli sebum veya yağ üretememesidir. Nemin yitirilmesi ise cildin su ihtiyacının yeterince şılanmamasından kaynaklanır. İşin ilginç tarafı; buharlaşma nedeniyle suyun cilde nüfuz edememesinden dolayı, su bazlı ürünlerin kullanımı cildi daha da çok kurutur. Sonuçta kuru cilt gerilir, tabakalı bir hal alarak donuk bozuk bir görünüme bürünür. Bu durumda ciltte pullanmalar, kızarıklıklar, kırışıklar görülmesi doğaldır.



Yıl boyu ılıman iklimi olan bir bölgede yaşamıyorsanız, kış aylarının soğuk, sert acımasız etkileri kendini hissettirmeden almanız gereken önlemler var demektir. Kuru cilt yeterli yağı olmayan cilttir. Nemini yitirmiş cilt ise susuz kalmış demektir. Öncelikle bu ikisinin ıştırılmaması gerekir. Cilt kuruysa yağ bezleri cildin ihtiyacı kadar yağı sağlayamıyor demektir. O halde öncelikle, cildinizin yağsız mı susuz mu kaldığını öğrenmeniz gerekir.


Bunu için cildinizi küçük bir teste tabi tutmanız yeterli. Testin ilk aşamasında, cildinizin nemini yitirmiş olup olmadığını anlamak için aynaya bakarak abartılı bir şekilde gülümseyin. Cildinizde, burnunuzdan yanağınıza doğru giden minik minik çizgiler ortaya çıkıp çıkmadığına dikkat edin.


Testin ilk adımını tamamladıysanız, şimdi gülümsemekten vazgeçip cildinizi gevşetin. Cildiniz böyle gevşek haldeyken, işaret parmağınızı yanağınızdan burnunuzu gösteriyormuş gibi yüzünüze yerleştirin. Parmağınızla cildinizi hafifçe yukarı kaldırın. Cildinizde yine minik çizgilerin ortaya çıkıp çıkmadığına dikkat edin.

İşte mini testimiz sona erdi. İlk aşamada cildinizde minik çizgilerin belirmesi, cildinizin nemini kaybettiği anlamına gelir. Ayrıca, cildinizde pullanma görülmesi, cildin mat sağlıksız bir hal alması da, yine nem kaybını gösterir. Cildin nemini yitirmesinin birçok sebebi olabilir. Bunlardan başlıcaları; kullandığınız ürünler, çevre faktörleri yaşam tarzınızdır.


Güneş
Cildin nem kaybetmesine olan en önemli etkenlerden biri güneştir. Özellikle yaz aylarındaki yoğun güneş ışınlarının ciltte yarattığı hasarları gidermek için nemlendirici, besleyici, onarıcı yenileyici bakımlar kürler uygulayın.


Sigara
Bilinen diğer birçok zararının yanı sıra, sigara cildin nemini yitirip canlılığını kaybetmesine olur. Kapalı mekanlarda sigara içilmesi nedeniyle, bu olumsuz durumdan sigara içmeyenler de önemli ölçüde zarar görür. Sigara içiyorsanız, bırakmaya, en azından azaltmaya çalışın, cildinizn ne kadar çabuk fayda göreceğini tahmin bile edemezsiniz. Sigara içmiyorsanız da, sigara içilen ortamlarda uzun süre bulunmamaya özen gösterin.


İlaç kullanımı
Hepimizin bildiği gibi, her ne kadar amaçlı kullanılırlarsa kullanılsınlar, ilaçların çeşitli yan etkileri, cildi olumsuz etkileyebilir. Bundan dolayı, ilaç kullanmadan önce, ilacın prospektüsünü inceleyerek yan etkileri konusunda bilgi sahibi olmaya çalışın. Cildinizdeki aknelerin için kullandığınız bazı ilaçların cildin nemini yok eden yan etkileri olduğunu unutmayın. Cilt problemlerinizin için ilaç kullanıyorsanız, süresi boyunca doktorunuza hangi bakım ürünlerini kullanabileceğiniz konusunu danışmanızda fayda var.


Temizleme losyonu
Ciltteki nem kaybının bir başka etkili nedeni, kullanılan temizleme losyonunun içeriğiyle ilgilidir. Sabun bazlı temizleyiciler, cildin doğal nem dengesini korumakla görevli olan koruyucu tabakaya zarar verirler. Bu nedenle mümkünse sabun içermeyen temizleme ürünlerini tercih edin.


Klima
Klima, sıcak havalarda en büyük yardımcımızdır; ama klimaların ortamı kuruttuğu da bir gerçek. İşte cilt de, klimaların pompaladığı bu kuru havadan zarar görür. Bu yüzden, sürekli klimalı bir ortamda bulunuyorsanız yapılacak en iyi şey, içebildiğiniz kadar çok su içmektir. Kaybedilen nemin geri kazanılması için günde en az 8 bardak su içilmelidir. Bunun dışında, gün boyu cildinizi nemlendirmek için piyasada satılan sprey nemlendiricilerden de kullanabilirsiniz. Hatta, uygun ağızlı bitmiş bir parfüm şişesinin içine su doldurup zaman zaman yüzünüze de püskürtebilirsiniz.


Birkaç ipucu
-Temizleme losyonuna dikkat! Kullandığınız temizleme losyonunun, cilt temizliğinden sonra cildinizde kaşıntıya olduğunu fark ederseniz, cildinizi kurutan bu ürünü kullanmaktan vazgeçin.
- içermeyen bir tonik kullanın. Onun yerine, aloe vera benzeri maddeler içeren cildin su tutmasına yardımcı olan ürünleri tercih edin.
-Cilt temizliğinden sonra mutlaka bir nemlendirici kullanın.
-Kuru cilt tipleri için krem nemlendiriciler, yağlı ciltler için ise yağ vermeden nem sunan jel nemlendiriciler daha uygundur.
-Nemlendiriciyi cildiniz hafifçe ıslakken uygulayın. Bu yolla cildinize daha fazla su hapsetmiş olmanın yanı sıra nemlendiricinin daha derinlere ulaşmasına da yardımcı olursunuz.
-Gün içinde bol bol su içmeye özen gösterin.

kaynak: bayanca.net

Pırıl pırıl, ipek gibi bir cilde sahip olmayı istemez ki? Oysa en ufak bir bile moralimizi bozmaya yeter de artar bile. Yazın rahat ederiz; çünkü cildimizdeki sivilceler, akneler sanki bir daha hiç çıkmamacasına ortadan kaybolur. Ama sonbahar kış mevsimi gelip çatınca, sivilceler de malesef birer ikişer ciltteki yerlerini almaya başlarlar.Onlardan kurtulmanın ilk şartı, cilt temizliğine dikkat etmektir.

Yazın aknelerden, sivilcelerden yana derdimizin olmamasının sebebi, ultraviyole ışınlarının etkisiyle ciltteki yağ üretiminin düzenlenmesidir. O halde sonbahar kış aylarında da solaryuma girerek aynı etkiyi yaratabiliriz. Aknelerin ciltte ilk kez ortaya çıktığı dönemler, ergenliğin ilk dönemlerine, yani vücutta gelişim değişimlerin başladığı sıralara denk gelir. Bu durum da, bir dizi hormonal dengesizliğe bağlıdır. Bu tür hormon dengesizlikleri yetişkinlerde de görülebilir tabii.


Örneğin, döneminde ortaya çıkan sivilceler bu tür bir dengesizliklerin bir örneğidir. Ancak akne oluşumunun başlıca sebeplerinden biri, cildin yeterince temiz olmaması yağ dengesinin bozuk olmasıdır.

Temizliğe Dikkat
Sabahları derinin salgılarını harekete geçirmek; akşamları gözeneklerde birikmiş kir zerreciklerinden kurtulmak için siz siz olun, cilt temizliğini ihmal etmeyin. Cildin haftada 2-3 kez, tüm yağ kalıntılarını temizleyecek bir maskeye de ihtiyacı vardır. Hem temizleyen, hem de cildi derinlemesine nemlendiren bir maske seçmeye çalışın!

Haftada bir kez buhar banyosu
Buhar banyosu, siyah noktalardan şikayet edenler için mükemmel bir çözümdür. Gözeneklerin genişlemesini sağlayan buhar banyosu, cildin siyah noktalardan arınmasını sağlar. Buhar banyosu hazırlamak çok kolaydır. Önce bir tencerede su kaynatın, sonra da başınızın üzerine bir havlu örterek, tencerenin üzerine eğilin. 10 dakika sonra, yüzünüzü kurulayın siyah noktaları sıkın. Bu işlemi yaparken, ellerinizin temiz olmasına dikkat edin. Parmak uçlarınıza sargı bezi sarıp noktaları sıkabilirsiniz. Sıkmakta zorlanırsanız fazla üstelemeyin. Cildiniz tamamen kuruduğunda tekrar buhara tutun. İşlem sona erdiğinde yüzünüzü bir tonikle dezenfekte edin.

Bilmeniz gereken bir kaç ipucu
Akne gibi yaygın cilt problemlerinin çözümünde, cilt tipleri farklı olduğundan, kızların erkeklerin uygulaması gereken kürler de farklıdır. Ancak yine de, her iki cinsin de uyması gereken bazı kurallar vardır.
Temizliğin doğru bir şekilde yapıldığından emin olun
Cildi fazla hırpalamadan düzenli olarak . Cildi fazla kurutmamak için pH değeri derinin doğal pH”ına yakın (5.5 civarında) bir temizleyici kullanılmalı. Daha da derinlemesine bir temizlik isteniyorsa, her 3-4 günde bir, gözeneklerde biriken yağ tozu alan kil maskesi uygulanabilir.

Beslenmeye dikkat edin
Çikolata şarküteri ürünleri yapar görüşü, çok yaygın fakat çürütülmüş bir iddia. Son araştırmalar, beslenmenin akne üzerinde doğrudan etkisi olmadığını gösterse de, üzerinde durulması gereken önemli bir nokta vardır: Meyve sebze açısından zengin, sağlıklı beslenme cildin en önemli dostudur.

Uykunuzu almaya bakın
Cilt güzelliğinin en garantili çözümü, iyi düzenli bir uykudur. Stresten uzak bir ortamda dinlenebilmek önemlidir. Gecede en az 7-8 saat uyumak şarttır. Hormonal aktivitenin uykuda düzenlendiğini, uykusuzluğun hormonal dengesizliğe dolayısıyla cilt problemlerine yol açacağını unutmayın!

Sivilcelerinizle oynamayın
Cilde zarar vermeksizin yok edilebilecek siyah noktalardan farklı olarak, sivilcelerinizi asla sıkılmayın. Aksi halde, iltihaplı enfeksiyon, ardında bir yara iz bırakarak yayılabilir.

Uzmana görünmekten çekinmeyin
Sivilcelerle problemli bir ciltle baş edemiyorsanız, bir dermatoloğa görünmekten çekinmeyin. Bazen sizin çok uzun sürede üstesinden gelebileceğiniz cilt problemleri, cilt bakım uzmanlarının desteğiyle çok kısa sürede çözülebilir.


Çay yerine bitki çayını tercih edin
Her gün organizmayı temizleme özelliği taşıyan bir bitki çayı içmek cildinize faydalı olacaktır. Özellikle ıhlamur rezene içeren çayların çok yararını görürsünüz.

kaynak: bayanca.net

Maskeler, çabuk etkili sonuç için cildin imdadına yetişen kozmetik ürünleri arasında önemli bir yer tutuyor. Maskeler özel ülleri sayesinde temizleyici, nemlendirici, onarıcı, canlandırıcı gibi değişik işlevlere sahipler. Kuru, yağlı, karma, hassas… Özetle her cilt tipi için uygun olanları var. Gece veya gündüz ne zaman isterseniz uygulamanız mümkün. Tek şartla, cildiniz temiz olmalı. En doğru uygulama peryodu ise, haftada 1 kez.


İşte, en çok kullanılan el altında bulunması gereken 2 maske türü etkileri:


Nemlendirici maskeler
Yaz aylarında güneş, rüzgar, klorlu tuzlu su, rejim derken cilt yıpranır, nemini canlılığını yitirir. Nemlendirici maskeler cildi derinlemesine nemlendirip nem tutma bariyerinin onarılmasına eder, nemsizlik veya kuruluktan oluşan tahrişleri giderir, hassasiyeti yatıştırır. Cilde parlaklık, canlılık yumuşaklık kazandırır.


Eğer cildiniz fazlasıyla yıpranıp hassasiyet kazandıysa düzelene dek nemlendirici maskeyi haftada 2-3 kez uygulayabilirsiniz. Nemlendirici maskeler genellikle fazlası kağıt bir mendille alınarak yüzde bırakılır.


Temizleyici maskeler
Kent yaşamında kış aylarında cildi toz kirden hızla arındırarak cildin derinlemesine temizlenmesinde son derece etkilidirler. Cildi fazla yağ salgısından ölü hücrelerden de temizledikleri için cildin sağlıklı net bir görünüme kavuşmasını sağlarlar. Yağlı ciltler için hazırlanmış olanları cildi temizlemenin yanı sıra sebum salgısını da dengeleyerek siyah nokta oluşumunu da engeller.


Bu iki tip maskenin yanı sıra, cildin ihtiyaçlarına göre, besleyici, kırışık önleyici azaltıcı, onarıcı, leke giderici, enerji verici gibi etkilere sahip maskeler de vardır.

kaynak: bayanca.net

Parfümün Sırrı


İşte size bir soru: Bir parfum kokusu duyduğunuzda aklınızdan ilk geçen, o parfümün markası mıdır, o kokuyu kullandığını bildiğiniz kişi mi? Araştırmalara göre insanların birbirleriyle olan ilşkilerinde, özellikle özel ilişkilerde, farkında olunsa da olunmasa da içgüdüsel olarak ön plandaki duyu koku. Ortada bir yokkeb bir insandan hoşlandığınızı ya da hoşlanmadığınızı hiç düşündünüz mü?


İlişkilerimizde bu kadar önemli rol oynayan kokuyla ilgili söylenecek çok şey var. Öncelikle hepimizin kendimize özgü bir kokusu olduğunu söyleyelim, bu kokuyu genellikle kendimiz bilmeyiz. Banyo yapmak, dişleri fırçalamak deodorant kullanmak gibi genel hijyen koşullarını uygulamaktan ayrı olarak, bir insanın parfüm kullanması için bir çok vardır:


-Kutlama yapmak için


-Bir mevsime yada zamana özel kokmak için…



-Duygularınn aynası olarak…


-Yapılan bir aktiviteye uygun olduğu için…


-Görünen imajı kuvvetlendirmek, ya da arzu edilen şekilde imaj yaratmak için…


-Hayal gücünü geliştirmek için….


-Duyuları harekete geçirmek için…


-Dikkat çekmek için…


-Tutkuyu uyandırmak için…


-Hiç bir nedeni yokken…

Parfüm Neyle ?
Parfüm, %78 ile %95 oranında etil alkolden yağlardan . En pahalı parfümlerde aromatik yağ oranı yaklaşık %22″dir. Eau de Parfum, %15 ile %22 oranında aromatik yağ içerir. Eau de Toilette”te ise bu oran %8 ile %15 arasındadır. Eau de Cologne sadece %4 oranında aromatik yağ içerir. Kokuya şı aşırı hasssasiyeti olanların ise içinde %1 ile %3 arasında aromatik yağ bulunan Eau Fraiche kullanmaları önerilir. Aromatik yağ oranı attıkça kokunun kalıcılık oranı da artar, bu yüzden Eau de Parfum daha çok tercih edilir.


Belli başlı koku çeşitleri:
Çiçek kokuları , oryantal kokular (baharatlı doğu kokuları), yosun meyve kokuları. Bu kokuların içinde çoğunlukla kullanılan esanslar da şunlardır: Anason, defne yaprağı, bergamut, okaliptüs, sardunya, yasemin, lavanta, limon, leylak, zambak, vadi zambağı, manolya, yosun, portakal, çam, ahududu, gül, adaçayı, sandal ağacı, vanilya, menekşe ylang-ylang.


Parfüm Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:


-Parfümü vücudunuzun nabız noktalarına sürmelisiniz, örneğin; dirseklerin iç ü, boynunuzun arkası, bilekler, dizlerinizin aka kısımları…


-Parfüm sürdüğünüzde bileklerinizi birbirine sürtmeyin…


-Odanın içine biraz parfüm sıkıp yürüyebilirsiniz, koku daha homojen bir şekilde üzerinize siner…


-Bir parfümün diğer ürünlerini de kullanın. Örneğin, duş jeliyle yıkandıktan sonra kremini sürüp spreyini sıkabilirsiniz, en son olarak parfümü kullanın. Bu şekilde üzerinizde daha kalıcı bir koku kalır kendinizi daha iyi hissedersiniz…


-Parfümünüzü çok sıcak bri yerde tutmayın direk güneş ışığına maruz bırakmayın.


-Parfümünüzün bozulduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz, çünkü bozulduğunda o çok sevdiğiniz kokuyu adeta yamazsınız, ayrıca bozulan ya da bozulma eğilimi gösteren parfümlerin rengi koyulaşır, aklınızda olsun…


-Işık geçirmeyen şişede olan parfümler daha uzun süre dayanırlar… parfümünüz için metal bir kutu yaptırabilirsiniz…


-Bir parfümün üzerinizde durduğunu sıktıktan en az bir saat sonrasına kadar anlayamazsınız. Bu yüzden parfüm alırken acele vermeyin…


-Astım hastaları kimyasal maddelere aşırı duyarlılığı olan insanlarda (10″da bir görülür) parfümler başağrısı, mide bulantısı, kaşıntı gibi zararlı etkiler yapabilirler. Bu yüzden herkesin bir alerji testi yaptırması sadece parfüm seçimi için değil kullandığı her ürünü doğru seçmesi için gereklidir.


-Duş almadan kullanılan parfüm hiç istemediğiniz sonuçlar doğurabilir; örneğin yaptıktan sonra ter kokusunu kamufle etmek için parfüm kullandığınızda kimsenin yanınıza gelmediğini düşünün…


-Belirli bir parfüm onu kullananların hepsinde ayrı ayrı kokabilir. Bir kadında oldukça seksi duran bir parfüm ötekinde ucuz bir kolonya gibi kokabilir. Vücut kimyasıyla parfümün uyuşması çok önemlidir… Mümkünse bir parfümü satın almadan önce onun tester”ını edinin bir süre deneyin… Ayrıca teninizde birgün kokmayan parfüm öteki gün gayet iyi durabilir; kadınların vücut kimyası günden güne değişebilir.


-Tek bir parfüm kullanmak gibi bir zorunluluk yoktur; hergün aynı giysilerimizi giymiyoruz öyle değil mi? Bizim önerimiz, özel günler için çok özel bir koku sıradan günler için daha ucuz fresh bir koku bulundurmanız. Kokular için özel bir zaman, yer bir vardır…
Unutmayın, kokuyorsanız akıllarda öyle kalırsınız…

kaynak: bayanca.net

Yapılan araştırmalara göre erkeklerin yüzde 97″si seks sırasında orgazm olurken bu oran kadınlarda yüzde 27″ye düşüyor. Kadınlarda oranın bu kadar düşmesinin önünde 6 engel var. Önerdiğimiz egzersizler kaliteli orgazmı çok daha kolay yaşayabilmek için…


ORGAZM ENGELİ 1
BİLİNMEYEN BÖLGE


Seks sırasında orgazm olamayan kadınların çoğu kendi vücutlarını mıyor. Bunda da çocukluğun büyük bir etkisi var. Çünkü küçük yaşlardan beri kadınlara genital bölgelerine dokunmak yasaklanır kötü bir şeymiş gibi anlatılır. Hatta klitoris kelimesinin ne anlama geldiği bile ergenlik döneminden sonra öğrenilir. Oysa partner ile cinsel ilişkiye girmeden önce kendi bedeninizi malı hoşunuza giden şeyleri yapmalısınız. İlk olarak size küçüklüğünüzden beri öğretilen yasakları unutarak işe başlayın. Erotik kitaplar okumak ya da porno filmler izlemek de size yardımcı olacaktır.


Seks koçları vazelin gibi kayganlaştırıcı bir krem ıyla kendinize dokunmaya başlayın. Böylece zevk aldığınız noktaları keşfedebilirsiniz. Bir olarak yaparak tek başınıza orgazm olabileceğinizi unutmayın. n birçok alanında olduğu gibi orgazm olmayı öğrenmek de zaman alır. Üstelik kadınların sadece yüzde 5″inden azı ilk sekste orgazm olabiliyor. Uzmanlara göre nerede, ne zaman, ne kadar süre ile yaptığınızın hiçbir önemi yok önemli olan zirveye ulaşıp orada kalabilmeniz. Asla uzun sürüyor diye kendinizi baskı altına almayın.


ORGAZM ENGELİ 2
DÜNYAYI EŞİNİZ DÖNDÜRMÜYOR


Bazı erkeklerin kadınlara zevk verme konusunda o kadar da yetenekli olmadıklarını kabul edin. Hatta birçok yapısı gereği kendini düşünüp çoğu zaman eşlerini düşünmez. Kadınların ise çoğu erkeklerinin onları zirveye çıkaracağına inanır. Fakat siz bile kendi vücudunuzu mıyorsanız bir başkasından bunu beklersiniz. Öncelikle sizin hoşunuza giden şeylerin neler olduğuna verin. Daha sonra partnerinizi bu doğrultuda yönlendirin. Birçok oral seksten büyük zevk alır. Bunu ondan istemekten çekinmeyin. Eğer işe yaramazsa ilişkinizi renklendirmek için erotik shoplar gezip fantazi ürünlerinden alabilirsiniz. Belirli bir süre sonra ikili uyumu yakalayıp şılıklı olarak tatmin olmanın tadını çıın. Tüm bunlara rağmen hala partneriniz ile mutlu değilseniz tabii eğer şansınız varsa onu değiştirin.


ORGAZM ENGELİ 3
TAKLİT YAPMAK


Birçok seks sırasında partnerini mutlu etmek için orgazm taklidi yapar. Fakat taklit yaptığınız sürece asla gerçek orgazmın vereceği zevke ulaşamazsınız. Seks sırasında asla kendinizi baskı altında hissetmeyin. Bol bol zamanınız olduğunu aklınızın bir kenarına yazın. bu kadar uzun sürdüğünü soracağını düşünmeyin. Sorsa da daha önce taklit yaptığınızı ona söylemenize gerek yok, sadece zamana ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Ara sıra iyi gittiğini söyleyerek onu tetiklemeyi de ihmal etmeyin. Sürekli kendinizi taklit yapıyor olarak buluyorsanız üzülmeyin çünkü birçok penatral ilişki ile orgazm olmaz. Aynı şekilde sadece partnerinizin size dokunması da sizi zirveye ulaştırmayabilir. Eğer yapmaya başladıysanız onunla birlikte olurken de kendinize dokunabilirsiniz. Üstelik erkeklerin çoğu bunu görmekten hoşlanır.


ORGAZM ENGELİ 4
STRES


Seks sırasında partneriniz sizin kulağınızın arkasında geziyor size yumuşak dokunuşlar yapıyorken birden telefonunuz çalabilir, aklınıza bitirmeniz gereken işleriniz gelebilir. Stres altına giren aklınız bir türlü rahat durmaz bu da orgazm olmanızın önündeki en büyük engeldir. Uzmanlara göre adrenalin orgazmı engelleyen en büyük etken. Bir şekilde stresinizi kontrol altına almalı tutkularınızı ön plana çıkarmalısınız. iş yerindeyken seks düşünmemeyi başarabiliyorsanız, yatağınızda da işi düşünmemeyi başarabilirsiniz. Eğer iyi bir seks planlıyorsanız telefonlarınızı kapatın. Birkaç mum ile odanızı aydınlatıp daha romantik erotik bir ortam oluşturun. cı etkisi olan tütsüleri de deneyebilirsiniz.

kaynak: bayanca.net

Kadınlarda orgazm çoğunlukla direkt klitoris sıyla oluşmaktadır. Bu konuda yapılan kısıtlı sayıda çalışma direkt klitoral uyarı olmadan orgazm olabilen kadınların oranının ancak %30 olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadında orgazm olamama durumunu öncelikle “hiç orgazm olamama” “cinsel ilişkide orgazm olamama” şeklinde ayırmak gerekir.
Orgazm olamayan bir ilişki esnasında kendini orgazm takliti yapmak zorunda hissedebilir. Bunu yapmasının nedeni eşine onun “yetersiz” olduğu duygusunu yaşatmamak öte yandan da yine eşinde kendisinin “yetersiz olduğunu” kanısını uyandırmayı engellemektir. Bu tür bir uygulama problemin daha da karmaşık hale gelmesine olur, zira orgazm olamayan bir için eşinin yapacağı etkili bazı değişiklikler sözkonusuyken, böyle bir durumda bunlar gündeme gelmez “herşeyin normal gittiğini” düşünmeye devam ederek bir değişiklik yapma gereği duymaz.

ın orgazm olmasının sağlanması için ilişkide ne tür değişiklikler yapılabilir?
Öncelikle şunun vurgulanması gerekir. İlişkide aynı anda orgazm olunması diye bir gereklilik yoktur. Esas olan fizyolojik anatomik gerçekler nedeniyle ın ya eşiyle beraber ya da eşinden önce orgazm olmasıdır. orgazm olduğu andan itibaren refrakter periyod adı verdiğimiz döneme girer. Bu dönemde ereksiyon etkinliğini kaybetmeye başlar belli bir süre erkeğin yeni bir ilişkiye fizyolojik ruhsal olarak hazır olması belli bir süre gerektirir. Bu süre erkekten erkeğe değişmekle beraber birkaç dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Arka arkaya bulunulan ilişki sayısı arttıkça refrakter periyodun süresi de uzar. Bu erkeklerin bir gerçeğidir. Kadınlarda ise bu refrakter periyod ya çok kısadır ya da yoktur. Kadınlar arka arkaya defalarca orgazm olabilirler hatta aynı ilişki içerisinde bile çok sayıda orgazm olabilirler.
Buradan çıkan sonuç, erkeğin ın orgazm olabilmesi için gerekli koşulları sağlamak için çaba göstermesi gerektiğidir.
ın orgazmı yaşayabilmesi için çiftlere düşen görevler:
-Erkeğin kendisinin orgazma ulaşmak için geçen süreyi mümkün olduğunca uzatması: erkekler çok kısa sürelerde orgazm olabilirlerken kadınlar için orgazm olabilme süresi çok daha uzundur. Bu süre bir yandan ın ilişkiye ruhsal fiziksel olarak ne kadar hazır olduğuyla, öte yandan ilişkide ın duyarlı bölgelerinin ne kadar ldığıyla ilgilidir.
-Çoğu kadında orgazm için direkt klitoris sı gerekir. Her ın anatomik yapısı farklı olduğundan çiftlerin, ın klitoral olarak en iyi labildiği ilişki pozisyonunu seçmeleri gerekir. Klitorisin en iyi ldığı çiftin yüzyüze bakması nedeniyle emosyonel özellikleri en güçlü pozisyon erkeğin üstte olduğu, en az ldığı yüzyüze bakılmaması nedeniyle duygusal temasın en az olduğu pozisyon ise ın arkasını döndüğü erkeğin arkada olduğu pozisyondur. Ancak bu her için geçerli olmayabilir. Bu yüzden eşine en çok hangi pozisyonda ldığını hissettirmeli ya da direkt söylemelidir.
-”Önsevişme döneminin” uzun tutulması: kadınlar için “önsevişme dönemi” çok önemlidir. Kadınların ilişkiye hazır olmaları erkeklerdeki kadar kolay değildir. Yeterince hazır olunmadan ilişkiye başlandığında genital bölgenin gevşemesi kayganlaşması yetersiz olduğundan ilişki için tatsız bir deneyime dönüşebilmekte doğal olarak böyle bir ilişkide orgazm söz konusu bile olmamaktadır. hazır olduğu mesajını eşine verebilmeli, te bu mesajı alabilmelidir.
Burada unutulmaması gereken diğer bir önemli nokta ise önsevişme döneminin gereğinden fazla uzun tutulmasının da hem erkeğin hem de ın orgazm olma süresini orgazm şiddetini olumsuz etkilediğidir.

kaynak: bayanca.net

Orgazm, cinsel m zevkin en yüksek noktası olarak mlanabilir. Orgazm sırasında nefes alıp verme sıklığı, hızı kan basıncı artar. Göz pupilleri büyür, dudaklar koyulaşır, göğüs uçları dikleşir, klitoris ıslanır sertleşir. Artan heyecanla beraber deri kızarır terleme başlar. Kadında büyük dudaklar, klitoris, vajen pelvik organlar penisteki gibi büyür genişler.


oluşur?
Bazen orgazmdan hemen önce dakikalarca süren bir haz dönemi vardır. Orgazm, vajinada /veya rahimde hissedilebilen istemsiz zevk veren kasılmalarla aniden ortaya çı. Bazı kadınlarda orgazm, kasılmalar hissedilmeden gerçekleşir. İstemsiz kasılmalar spazmlar, bacaklar, ın, kollar sırt gibi değişik vücut bölgelerinde görülebilir. Orgazm sırasında vajen bezleri vajinayı iyice kayganlaştıran sıklıkla erkekteki orgazma benzetilen bir sıvı salgılarlar.


Orgazm ile ilgili kasılmaların spermi vajinadan rahim ağzına doğru yönlendirdiği birden fazla art arda orgazm yaşayan kadınlarda, orgazmın olmadığı sekse göre bu yönlendirmenin çok daha fazla olduğu düşünülür.


Orgazmın tipleri nelerdir?
vücudunda çok sayıda erojen bölge vardır. En çok bilinenleri vajen klitoristir. Orgazm da vajinal klitoral orgazmlar olarak ikiye ayrılabilir. Klitoris çevresindeki bölgeler çok duyarlıdır. Tek fiziksel fonksiyonu cinsel zevk vermektir. Birçok klitoral orgazmın en yoğun orgazm olduğuna inanır. Kadınlar vajinal orgazma ulaşmanın daha zor olduğuna inanırlar. Vajenin dış 1/3″ü en duyarlı bölgesidir. Bir orgazmın diğerinden daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir, her ikisi de farklı zevk alma biçimleridir. Her kendi tecrübeleri ile birini tercih edebilir bu nedenle ın partnerinin, ın tercih ettiği tipi bilmesi önem taşır.


ın orgazm olmasının sağlanması için ilişkide ne tür değişiklikler yapılabilir?
İlişkide ile erkeğin aynı anda orgazm olması diye bir gereklilik söz konusu değildir. İlişkide aynı anda orgazm olunması diye bir gereklilik de yoktur. Önemli olan ın ya eşi ile birlikle ya da eşinden önce orgazm olmasıdır. Çünkü orgazm olduktan sonra ereksiyon etkinliğini kaybetmeye başlar. Yeni bir ilişkiye fizyolojik ruhsal olarak hazır olması belli bir süreyi gerektirir. Kadınlarda ise bu süre çok kısadır ya da yoktur. Kadınlar arka arkaya defalarca orgazm olabilirler aynı ilişki içerisinde bile çok sayıda orgazm olabilirler. Bunun için , ın orgazm olabilmesi için gerekli koşulları sağlamalı çaba göstermelidir.

kaynak: bayanca.net

Tedavinin İptal Edilmesi:
Hastaların tedaviye beklenen yanıtı vermemesi, yeterli sayıda follikül gelişmemesi gibi nedenlerle iptal edilebilir.

Bulunamaması:
Özellikle yaşı ileri yumurtalık rezervi düşük kadınlarda folliküller yeterli büyüklüğe ulaşmasına şın aspirasyon sırasında hiç bulunamayabilir.

Döllenmenin Olmaması:
spermler normal olmasına şın bazı yumurtalarda döllenme gerçekleşmeyebilir. Döllenme oranı %70 civarındadır.

Transfer Zorluğu:
Bazı durumlarda ın genital organlarının anatomik yapısı nedeniyle transfer çok zor olabilir. Bu gibi durumlarda gebelik şansı düşmektedir.

Sperm Bulunamaması:
TESE uygulanan hastaların %40″ında sperm bulunamaz iptal edilmek zorunda kalınır.




Gebelik Testi Öncesi Kanama:
Test gününden önce kanaması olanlarda gebelik şansı düşmekle birlikte gebelik olmadığı anlamına gelmez.
Ovarian Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS)
Yumurtalıkların tedaviye aşırı cevap vermesi ın boşluğu ile diğer vücut boşluklarında sıvı toplanmasıyla ortaya çıkan bir tabloolup şiddetli durumlarda hastanede yatarak gerekli olabilir. OHSS açısından riskli oaln kişilerde embryo transferi ertelenip embriyolar dondurulabilir.

kaynak: bayanca.net

Cerrahi Sperm Arama (PESA, PTSA, TESE)
Erkeğin menisinde hiç sperm olmaması durumunda (azospermi) mikroenjeksiyon işleminde kullanılacak olan spermin testislerden alınması gündeme gelmektedir. Bu uygulamanın başlaması ile kısırlığı konusunda devrim yaşanmıştır. Tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında kanalların içine bir iğne ile girilerek sperm aranır (PESA). Bu tür olgularda kendi kliniğimizde sperm bulma oranımız %99.6″dır.
Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha ışıktır. Bu durumlarda yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. Yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak gerekmektedir. Parça iğne ile (PTSA) ya da açık cerrahi ile alınabilir (TESE). Bu teknikle hastaların yaklaşık %60″ında sperm bulunabilmektedir. Üretim bozukluğuna bağlı azospermi olgularında gebelik oranları biraz daha düşüktür.




Destekli Yuvalama
Yardımcı üreme tekniklerine başvuran çiftlerin yarasından fazlasında embriyo gelişmesine rağmen gebelik olmamaktadır. Döllenme olmasına rağmen gebelik oluşmamasının kaynağı muhtemelen embryonun rahime yerleşme safhasındadır. Embriyonun rahim içine yerleştirilmesini takiben değişik olaylar oluşmaktadır. İlk olarak embriyo bölünmeye büyümeye devam etmekte belli bir boya eriş kendisini çevreleyen zarı (zona pellusida) yırtarak endometriumolarak adlandırılan rahim içindeki dokunun derinliklerine yerleşerek büyümesine burada devam etmektedir.
Gebeliğin oluşmamasının en önemli nedeni embriyonun bu zarı yırtarak dışarı çıkmaması dolayısı ile rahim duvarına yerleşmemesi olduğu kabul edilmektedir. Bu problemi çözmek için embryoyu, çevreleyen bu zarda transfer işlemi öncesi kimyasal veya mekanik yötemlerle küçük bir delik açılarak embriyonun bu zarı yırtması rahim duvarına yerleşmesi sağlanmaktadır. Yapılan bilimse çalışmalar bu yöntemle gebelik oranlarında hissedilir bir yükselme olduğunu göstermektedir.İlk olarak embriyo mikroskopik bir iğne ile embriyo duvarından teğet geçilerek iki noktada delik açılır. Embriyo rahim içinde büyümesine devam ederken olan bu noktalarda zarını delebilir.

Preimplantasyon Genetik Tanı(PGT)
Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT), ailesinde genetik hastalıkları olan çiftlerin ya da uygulanan tedavilere cevap vermemiş intefil ailelerin tüp yöntemi kullanılarak sağlıklı bebeğe kavuşmalarını sağlayan yeni bir genetik tanı yöntemi olup bu yöntemle çiftlerden elde edilen embriyolar tek tek incelenerek genetik olarak sağlıklı olan embriyolar anormal embriyolardan ayrılır anne adına genetik olarak normal olduğu saptanan embriyolar transfer edilir. Bu sayede genetik bozukluğu olan çocuğa sahip olma riski yüksek olan çiftler için hamilelik en başından kontrol altına alınmış olur. IVF”de olumsuz sonuçların başlıca sebeplerinden biri kromozom anomalisi dolayısıyla meydana gelen düşüklerdir. Bu nedenle PGT, özellikle ileri yaştaki IVF hastalarına ait oositlerde %43.1″lik gibi yüksek oranda kromozom anomalisine rastlanması sebebi ile ileri yaş anne adaylarına önerilmektedir. Ayrıca ülkemizde sıklıkla görülen talasemi orak hücreli anemi genetik hastalıkların gebelik öncesi analizi de PGT ile yapılabilmektedir. Gelişen genetik teknikler bilgiye ulaşma olanaklarının artması çiftlerin, PGT diğer prenatal tanı yöntemleri hakkında merkezlerine başvurmalarını kolaylaştırmıştır. Asıl amacı aileleri sağlıklı bebeklere kavuşturmak olan IVF, Preimpantasyon Genetik Tanı”nın uygulanması ile birlikte ya ulaşma konusunda bir daha atılmasını sağlamıştır.

Blastokist Transferi
Son dönemlerde geliştirilmiş medium sistemleri kullanılarak embriyo canlılığı laboratuar ortamında daha da uzatılmış buna bağlı olarak günümüzde tüp merkezlerinde, daha yüksek gebelik oranlarının elde edildiği 5. ya da 6. gün transferleri yaygınlaşmaya başladı. Buna blastokist transferi adı verilir. Embriyonun ana rahmine tutunmadan önce ulaştığı en son aşamaya blastokist aşaması denir.
Blastokist Transferlerinin Avantajları Şunlardır:
-Gelitim potansiyeli daha iyi olan embriyoları seçebilme
-Canlılğı yüksek olan daha az sayıda embriyo transfer ederek çoğul gebelik olasılığını azaltması
-Embryo gelitimini daha iyi gözleyebilme
-Embryoları en yüksek gelişim potansiyeline sahip oldukları dönemde yani blastokist aşamasında doldurabilme
-Preimplantasyon genetiği uygulayan merkezlerde trophectoderm (blastokiste ait hiç hücre tabakaları) biopsisi uygulayabilmek bu doku embriyonik olmadığı için ethik problemleri ortadan kaldırabilmek
-Embriyo canlılığının incelenebileceği metodlara fırsat ması.

Embriyo Dondurma
İnsan gametlerinin embriyolarının dondurulmasının tüp pratiğinde büyük önemi vardır. Tüp uygulamalarında çoğul gebelik riskini en aza indirmek için genel yaklaşım en fazla üç embriyo transfer etmektir. Bu durumda akla gelen ilk soru elde edilen fazla embriyoların ne şekilde değerlendirileceğidir. Bu şekilde elde edilen fazla embriyoların dondurulması hastaya hem ekonomik, hem de psikolojik bir avantaj sağlar. Ayrıca dondurulan embriyolar transfer edileceği zaman herhangi bir tedaviye gereksinim duymaz. Embriyo dondurma işlemi tüp uygulamalarında başarı şansını arttıran bir işlem olarak da değerlendirilebilir.
Emriyo dondurma çözme işlemi, embryolar kimyasal maddelerle (kriyoprotektan) dengelendikten sonra soğutulması -196 C sıvı nitrojen içinde depolanması, çözüldükten sonra da krioprotektan ortamından uzaklaştırılarak ileri gelişimi sağlamak için özel kültür ortamlarının içine alınmasıdır. Her iki işlemde çok dikkatli . Rutin tüp mikroenjeksiyon uygulamalarında embriyo dondurma ile gebelik oranları %15-25 arasında değişir. Aynı siklusda gebelik elde edilmiş kalan embriyolar dondurulmuş ise bu kez gebelik oranı %40 kadar olur. Çiftlerden izin belgesi alınarak dondurulan embriyolar ”de 1997 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile üç yıl boyunca sıvı nitrojen içerisinde saklanabilir.

kaynak: bayanca.net

Görüşme
İlk görüşmede IVF doktorunuz sizfen detaylı bir öyküsü alır, daha önce yapılmış tüm tetkik tedavilerinizi inceler. Gerekli gördüğü taktirde ek tetkikler isteyebilir, genetik ya da başka bölümlerden konsültasyon isteyebilir. Daha sonra bazal bir ultrason incelemesiyle rahim yumurtalıkların durumu hakkında bilgi sahibi olur. Bu inceleme sonunda herhangi bir patoloji saptanırsa buna yönelik tedaviye öncelik verilir. Problemin nedeni anlaşıldıktan sonra doktorunuz tedavinizin planını çizer YÜT ına alınıp alınmayacağınıza verir.

Hormonların Baskılanması
IVF ında ilk hedef yeterli sayıda döllenme yeteneğine sahip hücresi elde edebilmek. Bu hedefe ulaşmak kontrolü ele alabilmak için vücudun kendi ürettiği hormonların zamansız düzensiz etkilerinin ortadan kaldırılması gerekir. Bu amaçla hormonları baskılayıcı ilaçlar kullanılır.


GnRH analogları adı verilen enjeksiyon ya da burun spreyi olarak kullanılan bu ilaçlar değişik protokollere göre uygulanabilir.

Kısa Protokol
GnRHa uygulamasına kanamasının ilk günü başlanıp sonuna kadar (çatlatma iğnesinin yapıldığı gün) devam edilir.

Ultra Kısa Protokol
kanamasının ilk günü GnRHa başlanır üç gün verildikten sonra kesilir. Tedaviye hMG ya da FSH ile devam edilir.

Uzun Protokol

GnRHa uygulamasına bir önceki döneminin yirmibirinci günü başlanır. eden kanamasının üçüncü gününde baskılanmanın olup olmadığı yapılacak olan kan testi ile anlaşılır. Kan östrojen düzeyi azalmış ise baskılanma sağlanmış demektir. Bu durumda uyarı tedavisine başlanır ancak GnRHa uygulaması sona erdirilmez. Çatlatma iğnesinin yapılacağı güne kadar devam edilir.
Hangi protokolün size uygun olacağına verilir. Planlanan protokol, hangi ilacı ne zaman alacağınız size anlatılır yazılı yazılı belge olarak size verilir.

Yumurtalıkların lması
Tüm protokollerde kanamasının ikinci ya da üçüncü gününde ultrason incelemesi kanda östrojen tayini kullanılacak ilaç dozuna verilir. Uyarı başladıktan sonra belirli aralıklarla kontrole çağrılır. Bu kontrollerde vajinal ultrasonografi yapılarak gelerek gelişen folliküllerin sayısı büyüklüğü kontrol edilir. Zaman zaman yumurtalıkların durumuna göre kanda östrojen incelemesine gerek duyulabilir.
Tedavide amaç mümkün olduğunca fazla sayıda 16-20 mm çaplı follikül elde etmektir. Takipler esnasında kan östrojen düzeyleri kontrol edilerek ilaç dozu ayarlaması yapılabilir. Hedef 14 mm”den büyük follikül başına 200 pg/ml östrojen düzeyine ulaşmaktır. Folliküller yeterli büyüklüğe ulaştığında son olgunlaşnayı sağlamak için 5.000 -10.000 ünite human chorionic gonadotropin (hCG) enjeksiyonu . Tedavinin süresi değişken olmakla birlikte ortalama 10.4 # 1.7 gündür. Çatlatma iğnesinden 32-36 saat sonra toplama işlemi .
Ultrason takipleri sırasında değerlendirilen bir diğer faktör de rahimin içini döşeyen endometrium adı verilen tabakanın yapısı kalınlığıdır. Gebelik oluştuğunda endometriuma yerleşeceğinden bunun yapısı son derece önemlidir. hCG gününde endometrium 6 mm veya daha olduğunda gebelik şansı azalmaktadır. Kendi uygulamalarımızda bu tür hastalardaki klinik gebelik oranı %11.8″dir. Endometrial kalınlığın 14 mm”den fazla olması da olumsuz etki yaratmakta gebelik elde edilse bile düşük olma olasılığı artmaktadır.

Toplama
OPU vajinal ultraonografi ile oldukça kolay konforlu bir şekilde gerçekleşmektedir. jinekolojik muayene pozisyonunda yatar üzeri steril örtüler ile örtüldükten vajina temizliği yapıldıktan sonra lokal anestezi vajinaya uygulanır ardından vajinal ultrosonsgrafiye başlanır. Vajinal uktrosonografi probu üzerinde bulunan, kılavuz içinde geçirilen bir iğne ile overlere ulaşılır. Her bir follikül çine girilerek içeriği özel bir aspiratör ı ile boşaltılır. Alınan sıvı hemen labarotuara yollanarak içirip içermediği mikroskop altında incelenir, eğer hücresi varsa ayrılır. Eğer follikülden elde edilemez ise aynı iğne içinden özel sıvı verilerek follikül boşluğu yıkanır içinde kalmış olabilecek alınmaya çalışılır. Bu şekilde tüm folliküller aspire edilinceye kadar işleme devam edilir. Her iki yumurtanın aspire edilmesi yaklaşık 15-30 dakika sürer. Işlem sonrası dinlenme odasına alınarak bir süre istirahat etmesi sağlanır.
Lokal anesteziyi tolere edemeyen, ya da yumurtalıkların /veya folliküllerin özel durumu nedeni ile işlemin teknik olarak zor geçeceği düşünülen vakalarda genel anestezi tercih edilebilir. Bazen follikül sayısı fazla olmasına şın içlerinde hücresi çıkmaz. Boş follikül sendromu adı verilen bu durumun en önemli nedenlerinde biri hatanın hCG yaptırmak 24 saat sonra OPU işlemini diğer yumurtalıkta tekrarlamaktır.
OPU işlemi sırasında aspire edilen follikül içeriği hemen labaratuara gönderilir. Özel bir mikroskop ile incelenen bu nın içinde bulunan kültür sının içine konarak inkübatöre kaldırılır. İnkübatör, sıcaklığı 37 C, karbondioksit oranını da %5-6 düzeyinde sabit tutar. Olgun hücreleri 4-6 saat sonra döllenme için hazır hale gelmektedir. KOH sonrası çapı 18-22 mm arasında olan folliküllerin yaklaşık %80″inden döllenmeye uygun elde edilebilmektedir.

Fertilizasyon (Döllenme)
Kadından oositlerin () toplandığı esnada de sperm verir. Sperm alınması için en ideal yöntem mastürbasyondur. Menisinde canlı sperm bulunmayan kişilerde ise cerrahi olarak sperm alınır. Elde edilen meni özel bir kap içersine alınır likefiye olması(laşması) belklenir. Likefiye olan meni , sperm sayısı, hareketliliği şekli yönünden incelenir.
Tüp planlanan hastalarda en önemli kriter hareketli sperm sayısıdır. Incelenen sperm döllenme için hazırlanır. Sperm hazırlanmaı iki nedenden dolayı önemlidir. Bunkardan birincisi menide bulunan yabancı proteinleri, temizlemek, ilncisi ise bazı reaksiyonları tetikleyerek spermin hiperakif olmasını sağlamaktır.
kültürü sperm hazırlanması tamamlandıktan sonra fertilizasyon işlemine geçilir. Spermler ile yumurtalar bir arada bırakılırlar. Her bir hücresi için 20.000 sperm kullanılır. Sperm parametrelerinin bozuk olduğu durumlarda bu sayı arttırılabilir. faktörü varlığında veya nedeni açıklanamamış infertilite olgularında mikroenjeksiyon (ICSI) tercih edilmelidir. Işlemden 16-18 saat sonra döllenme olup olmadığı kontrol edilir. Döllenmiş yumurtada tek olan hücre sayısı ikiye çıkmıştır.
Döllenmiş yumurtalar tekrar kültür ortamına konur ileri aşamalara ulaşmalaları beklenir. Uygun aşamaya gelindiğinde embriyolardan kaliteli olanlarından belirli sayıda alınarak ın rahmi içine transfer edilir.

Embriyo Transferi
Embriyolar iki hücreli aşamadan blastokist aşamasına kadar herhangi bir dönemde transfer edilebilmekle beraber, en sık tercih edilen transfer zamanı 4-8 hücreli aşamadır. Embriyolar bu aşamaya genellikle iki yada üçüncü günde ulaşmaktadırlar. Embriyo transferi iki-altıncı günler arasında yapılabilir.
Yardımcı üreme tekniklerinde transfer edilen embriyo sayısı ile klinik gebelik oranları arasında direkt bir ilişki mevcuttur. En iyi klinik sonuçlar 2-4 embriyonun transfer edilmesiyle alınmaktadır. İkiden fazla sayıda embriyo transfer edildiğinde çoğul gebelik oranları oldukça yükselmektedir; ancak bu risk artan yaşı ile birlikte azalmaktadır. Çoğu gebeliklerin koplikasyon oranlarının yüksek olması erken doğum gibi nedenler ile maliyetin artması nedeniyle pekçok ülkede transfer edilen embriyo sayısının kısıtlanması yoluna gidilmektedir. İkiden fazla sayıda embriyo ancak 37 yaşından büyük daha önceki IVF/ICSI denemelerinin sız olduğu hastalarda yapılmaktadır. Günümüzde 35 yaşından genç her sadece bir tane blastokist transfer edilmesi önerilmektedir.embriyo transferi yapılırken jinekolojik muayene pozisyonunda yatırılır. Vajinaya spekulum takıldıktan sonra steril serum fizyolojik ile temizlik . Ardından özel kültür ları ile rahim ağzı temizlenir. Embriyolog transfer edilecek embryoları katater içinde labaratuvardan getirir. İşlemi yapacak olan hekim ından yapılan ultrason eşliğinde embriyoları rahim içine bırakır.
Embriyo transferi işlemi ağırlıklı bir işlem değildir anastezi gerektirmez. İşlem sonrası endometriumu desteklemek için hastaya enjeksiyon, fitil ya da krem şeklinde hormon ilaçları verilir. Luteal faz desteği adı verilen bu eğer gebelik oluşursa 10. Haftaya kadar devem eder. Gebelik oluşmayıp kanamasının olduğu durumlarda ise kanamanın başlamasıyla birlikte kesilir.
Embriyo transferi sonrası . günde gebelik testi için çağrılır.

Gebelik Testi
İlk önce idrarda daha sonra ise kanda gebelik testi (beta-hCG) . Kanda yapılan testin sonucuna göre gebelik olup olmadığına verilir. Testi pozitif olanlar iki gün sonra yeniden kanda gebelik teti için çağrılır. İki testin sonuçları arasında ilişki değerlendirilerek gebeliğin sağlıklı olup olmadığına verilir. Sağlıklı bir gebelikte iki gün sonra kan beta-hCG değeri yaklaşık iki kat artmalıdır. Bazı durumlarda bir süre sonra kan beta-hCG değeri sıfıra iner. Bu durum biyokimyasal gebelik olarak adlandırılır.
Bete-hCG”nin beklenenden daha farklı artışları ise, ektopik gebeliği(dış gebelik) dütündüren bulgulardan birisdir.
14. günlerdeki beta-hCG değerleri istenilen şekilde artan vakalar klinik gebelik olarak kabul edilir 2 hafta sonra ilk gebelik ultrasonu için çağrılır. Bu ilk ultrasonda rahim içindeki gebelik kesesinin olup olmadığı eğer kese var ise kaç tane kese olduğu araştırılır. İkiz, üçüz yada daha fazla sayıda fetus bu ilk ultrasonda görülebilir.

kaynak: bayanca.net

Yardımcı üreme teknikleri vücudunda üretilen hücrelerinin vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi elde edilen embriyonun rahmi içine geriverilmesi ilkesine dayanır.
Tüp mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenme şekli olup tüp yönteminde spermler yumurtalar biraraya konularak döllenmenin kendiliğinden olması beklenirken mikroenjeksiyon yönteminde her bir yumurtanın içine tek bir sperm mikroskopik kataterler ile enjekte edilir.


GEBELİK ORANLARI
Yabancı üreme tekniklerinde gebelik oranları yaşı, infertilite süresi infertilite nedeni, sayısı gibi pek çok değişkene bağlıdır. Bunlardan en önemlisi ın yaşıdır. İlerleyen yaşla birlikte gebelik oranlarında da düşme görülür.


VKV Amerikan Hastanesi Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi”nde 1996-2001 yılları arasında yapılan 7000″den fazla uygulamada transfer başına ortalama gebelik oranı %45 civarındadır. Yaşı 30″un altında olan hastalarda bu oran %60″lara kadar çıkarken, yaşın 40 üzerinde olduğu durumlarda %15″ler düzeyine indiği gözlenmiştir. İleri yaş sadece gebelik oranlarını etkilemez. Bu gurubunda gebelik elde edilse bile, bu gebeliğin bir düşük ile sonuçlanma olasılığı genç yaştaki gurubuna göre daha yüksek olur.

kaynak: bayanca.net

Kısırlık (İnfertilite): korunmaksızın düzenli ilişkiye şın bir yıl içinde gebelik oluşmaması olarak mlanır.


Toplumda bu sorunun sıklığının artık benzeri oranda olmasına şın gerek II. Dünya Savaşı sonrası üreme çağındaki popülasyonun çoğalması, gerekse sunulan tıbbi tanı olanaklarının yetkinleşmesi nedeniyle infertilite kliniklerine başvuran çiftlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Herhangi bir çiftin herhangi bir ay gebe kalma oranının %15-20 dolaylarında olduğu biliniyor. Genel olarak toplumda çiftlerin % 85″nin bir yıl içinde, % 93″ünün ise, ikinci yılın sonunda gebe kaldıkları görülüyor. İngiltere”de 1550 ile 1850 yılları arasındaki arşivlerinin incelendiği bir çalışmada, kadınların ancak % 8″inin yaşamı boyunca gebe kalmadığı tesbit edilmiş.
Kısırlık son yıllarda gerek toplumun gerekse de medyanın gündemini giderek daha fazla işgal eden bir sorunu.


Bu konu hakkında doğru yanlış pek çok beyanat verilip, çocuk sahibi olamayan çiftlerin yönlendirilmesi güçleştiriliyor. Kısırlığın tedavisinde özellikle son on yıl içerisinde büyük aşamalar kaydedildi önceleri edilemez gözüyle bakılan çiftlere çocuk sahibi olma imkanı sağlandı.
Amerikan Hastanesi internet sitesinde bu önemli soruna değinerek, bilgiler veriyor.


BAYANLARDA KISIRLIK NEDENLERİ:

1.YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI
Yumurtlama bozuklukları kadında en sık görülen kısırlık nedeni olup, yumurtlama bozukluğu dendiğinde, yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz seyrek olması anlaşılır. Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama bozukluğunu gösterir, ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir. Yumurtlama bozuklukları başlıca üç grupta toplanabilir.
-Yumurtalıklardaki üretimini uyaran hormonların doğuştan eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması,
-Beyin sapından süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması,
-Polikistik over sendromu.

2.TÜPLERİN HASARLI VEYA TIKALI OLMASI
Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın buluşmasını engelleyerek döllenme gebeliği olanaksız kılar. Tüplerdeki bu hasar, geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan ın içi yapışıklıkları gibi birçok nedene bağlı olabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar tüplerdeki hasarın en önemli nedeni. Ülkemizde çocukluk çağında alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülmez hasar oluşturabilir.

3.ENDOMETRİOZİS
Endometriozis rahim içini döşeyen dokunun (Endometrium) rahim dışında gelişmesi olarak ifade edilir. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi hormonlara duyarlı olup sırasında kanar. Karnın içinde oluşan bu mikro kanamalar zamanla iltihap bezleri yangısal durum oluşturup yapışıklıklara sebep olur.
Endometriozis yumurtalıklarda yerleştiği zaman kist oluşumuna olur. Bu kistlere endometrioma adı verilir. Endometriozisi olan kadınların yaklaşık %50″sinin çocuk sahibi olabilmeleri için olmaları gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran kadınların yaklaşık %25″ inde endometriozis saptanır.

4. RAHİM AÐZINA AİT PROBLEMLER
Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıyla (Mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzında salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır. Östrojen progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus sırasında miktarı niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlık sebebi olabilir.

5. ALERJİK NEDENLER
Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri tedavileri zordur. Alerjik durumların etkinliği belli olmadığı edilen veya edilemeyenlerdeki gebelik oranları çok farklı olduğundan rutin olarak ölçülmelerinin gerekliliği tartışılıyor.


İ AÇIKLANAMAYAN KISIRLIK
Günümüzde tıbbın olanakları ile ortaya konulamayan kısırlık durumlarında nedeni açıklanamamış kısırlık (idiopatik infertilite) söz konusu olur. Testler ile ortaya çıılamayan sperm enfeksiyon bozuklukları, yumurtanın çatlaması tüpler içindeki hareketinde bazı bozuklukların varlığı öne sürülen varsayımlar arasındadır.
Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan psikolojik etkenlerin varlığı tam olarak belli değil. Stresin üreme sistemi hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceği biliniyor. Ancak burada sebep-sonuç ilişkisi belli değil. Yani kısırlık nedeniyle mi stres olmakta, yoksa stres nedeniyle mi kısırlık olmakta. Stresin ortadan kalkma durumunda doğal yollardan gebeliklerin oluştuğu bildiriliyor. Özellikle kısırlık tedavilerine cevap alınamayan çiftlerde bazen tedavinin kesildiği çifte dinlenme şansı verildiği aylarda kendiliğinden gebelik olabilmekte.Nedeni açıklanamamış kısırlık terimi günümüzdeki tanı yöntemlerinin sınırını gösteriyor. Tanı yöntemlerindeki ilerlemelerle birlikte bu gruba sokulan çift sayısı da azalacak.


KISIRLIÐIN TEŞHİSİ
Kısırlık problemi ile başvuran çiftlerde, kısırlık nedenini kısırlık nedenini açıklamaya yönelik bazı tetkikler yapılması gerekir. Bunlardan ilki erkekte yapılan sperm analizi kadında, rahim tüplerin geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla rahim filmi (histerosalpingografi) çekimidir. Ayrıca yine ın hormonal durumu yumurtalıklarının kapasitesini değerlendirmeye yönelik hormon testleri kanamasının üçüncü gününde . Son zamanlarda sal laparospinin yeri tartışmalı olabilmekte bazı özel durumlarda kullanılabilir.


KISIRLIÐIN TEDAVİSİ:

- Aşılama
İnseminasyon daha çok rahim ağzına ait problemlerin bulunduğu , sperm sayısından hareketliliğinden hafif bozuklukların bulunduğu veya çifte ait hiçbir problemin bulunmadığı, açıklanamayan kısırlık durumlarında uygulanır.
İnseminasyon için erkekten alınan sperm sayısı laboratuvar koşullarında çeşitli yıkama işlemlerine tabi tutularak sperm hücreleri dışındaki tüm lardan arındırılır, sperm hücreleri çok az bir sıvı içinde konsantre edilip, sayı hareketlilik oranı arttırılır. Daha sonra bu sıvı bir kateter ı ile rahim ağzından geçirilerek doğrudan rahim içine verilir.
Bu rahim ağzından salgılanan mukusun spermin rahim içine geçişini engellediği durumlarda en iyi sonucu verir. İnseminasyon ayrıca nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında hafif kısırlığı olgularında da daha düşük başarı oranları ile kullanılır. En yüksek gebelik oranlarının ilk üç uygulamada olduğu altı uygulamadan sonra gebelik şansının çok düşük olduğu gösterilmiştir. Uygun koşullarda yapılmış üç inseminasyon sonrası yardımcı üreme tekniklerine geçilmesi düşünülebilir. Özellikle nedeni açıklanamayan kısırlık olgularında çiftlerin yaklaşık %25″inde tüp uygulamasında spermden veya yumurtadan kaynaklanan büyük döllenme bozukluğu görülür. İnseminasyon tedavisiyle gebelik şansı altı uygulama sonucu yaklaşık %30 civarındadır.

kaynak: bayanca.net

Fazla kilolar, çağımızın sorunu… Peki, fazla kilolardan arınırken doğruları uygulayabiliyor muyuz? İşte zayıflamanın doğruları, yanlışları…
Genel olarak -18 yaşları arasında başlayan şişmanlamaya şı ağır yüzünden bilinçli olarak aşırı kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluk… Psikologlara göre, ne zaman ortaya çıktığıı bilinmemekle birlikte,eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir rahatsızlık değil. Anoreksia Nervoza olarak adlandırılan rahatsızlığa yakalanan bireylerin yaklaşık yüzde 95″ inin olduğunu belirten uzmanlar, bir kişinin kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide aynı riskinin belirgin oranda arttığını kaydediyor. Bozukluk, üst sosyoekonomik sınıflarda daha sık görülüyor.
En belirti aşırı alma korkusu…
Bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına olabiliyor. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma oluşuyor.


Buna bağlı olarak bu kişiler çok olsalar bile kendilerini şişman bulabiliyor. Vücut ağırlığını kontrol altında tutabilmek isteyenler 2 yola başvuruyor. Kişilerin bir ü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de, çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır egzersizler de yaparlar.

Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini izlediği gözleniyor. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra şişmanlayacakları korkusuyla, boğazlarına parmaklarını bastırarak kusuyor. Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi, mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler gözlenebiliyor. Bu kişilerin yeme davranışlarında yiyeceklerle olan ilişkilerinde gariplikler görülebiliyor.
Yiyecekleri saklayabilir, yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler. Anoreksia Nervoza”nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemekle birlikte, oluşumu psikolojik, sosyolojik biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınıyor. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığını bu dönemin cinsel sosyal çatışmalarla yüklü oluşunu dikkate alan uzmanlar, cinsel sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıktığını düşünüyor.
ideal midir?
Batı toplumlarında ın fiziksel görünümü bu bağlamda bir vücut yapısına sahip olması oldukça önemlidir. için ideal görünüm olmak. Eskiden hafif kilolu tipi ideal tip olarak görülürken, şimdilerde bu anlayış terk edildi. Teknolojik gelişime paralel olarak medyadaki değişimle birlikte bu anlayış hız kazandı. 1970″li yıllardan önce ideal etinde Taylor kabul edilirken, 1970″lerde zayıflığı ile ün yapmış manken Twiggy yapılan kamuoyu araştırmalarında öne geçti. Son 25 yıldır Amerikalı kadınlar daha olma eğilimindedirler. Gerek ”de, gerekse yurtdışında yarışmalarına hep kızların katıldıkları görülüyor.
Medyadaki bu imaj bombardımanın toplumsal sonucu olarak, popüler insanların beden ölçülerinin daha da küçüldüğü görülüyor.
Anoreksia Nervozalı hastaların çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda, birkaç yıl önce başlıyor. Tedaviye katılmak