Ev Hayvanları Yasası |
||||
Caulerpa Racemosa |
||||
| İzmir ili kıyılarında bulunan yayılımcı yabancı türlerin tespit edilmesi ve yayılışlarının engellenmesinin sağlanması amacıyla, 13.09.2002 tarihinde İzmirde “Deniz Bitkileri Yerel Eylem Planı Toplantısı” gerçekleştirilmiş olup, toplantıya Tarım İl Müdürlüğü, Turizm İl Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı, Emniyet İl Müdürlüğü Deniz Şube Müdürlüğü, Deniz Ticaret Odası, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Ege Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifler Birliği, Karaburun Kaymakamlığı (SAD Ege Bölge Ofisi adına) ve İzmir Su Altı Federasyonu İl Temsilciliği tarafından katılım sağlanmıştır. |
Toplantı sonucunda, “Yerel İzleme Komitesi (YİK)” ve “Yerel Acil Müdahale Ekibi” oluşturulmuş, Yerel İzleme Komitesi tarafından “Yerel Eylem Planı” hazırlanmıştır. Konu ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup, yapılan çalışmalar “Ulusal İzleme Komitesi“ne aktarılmaktadır. Halen çalışmalar Çevre Bakanlığı ve ilgili üniversite ve araştırma birimleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından takip edilmektedir. Tıpkı Caulerpa taxifolia gibi hızla yayılan Caulerpa racemosanın yapısı, morfolojik ve genetik özellikleri, yayılım mekanizması, diğer canlılara olan etkileri, ekolojik özellikleri, biyolojik çeşitliliğe zararları, üreme ve çoğalım mekanizmaları, çoğaldığı bölgedeki deniz suyu ve iklim koşulları, besin zincirindeki yeri ve predatörleri ve diğer tüm özellikleri İtalya, Yunanistan, Tunus, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Türkiye, İsrail, İspanya, Mısır, Lübnan, Suriye ve Fransadaki araştırma kuruluşlarında incelenmektedir. Bulunan varyasyonlarla kıyaslamaları yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda ayrıca (I) C.racemosa var. Turbinata uvifera, (II) C.racemosa var. Lamourouxii f. Requineii, (III) C.racemosa var. Laetevirens, (IV) C.racemosa var. Occidentalis ve (V) C.racemosa var.racemosa varyasyonları arasındaki farklar da irdelenmektedir.
Kızıldenizden Süveyş Kanalı ile Doğu Akdenize ulaştığı kabul edilen Caulerpa racemosa türü yosunun Türkiyenin Güney sahillerinden Ege Denizine doğru yayıldığı bu çalışma ile gözlenmeye başlanmıştır. Yosunun başta Bodrum Yarımadası ve Gökova Körfezi olmak olmak üzere, Marmaris, Kuşadası ve Çeşmede de farklı derinliklerde görülmesi bu derinliklerde yaşayan başta sünger olmak üzere diğer türlerinde yaşam alanları için tehdit oluşturabilecektir. Yapılan araştırmalar bu ve benzer canlı türlerinin ve bunların etkilerinin incelenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ekolojik sistemi olumsuz etkileyen yayılımcı Caulerpa racemosa gibi organizmaların etkileri mutlaka araştırılmalıdır. Bu tür canlıların gözlenmesi amacıyla yapılan SCUBA dalışlarıyla takibin, bilimsel araştırmaların ve bilgilendirmelerin devam ettirilmesinde yarar görülmektedir. Bu tür yayılımcı türlerle mücadele için bakanlıklar, araştırma merkezleri, deniz bilimleri enstitüleri, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, deniz ticaret odaları, sualtı kuruluşları, balıkçılık kuruluşları ve ilgili tüm birimler ortak çalışma içerisinde olmalıdırlar.
CAULERPA RACEMOSA Yayınımı Konusunda Mücadele Önerileri
Caulerpa racemosa yosunundan korunma ve üremesinin azaltılması için alınması gereken tedbirler şöyle sıralanabilir:
Ø Her ülke uluslararası antlaşmaların hükümlerine uygun olarak gerekli tedbirleri almalıdır.
Ø Akdenizde C.racemosanın gelişimini durdurmak veya yavaşlatmak için ulusal ve uluslararası koordinasyon geliştirilmelidir.
Ø Bilimsel araştırmaların ve edinilen bilgilerin geliştirilmesi için ulusal ve uluslararası programlar desteklenmelidir.
Ø C.racemosa türünün ticareti ve kullanımı yasaklanmalıdır.
Ø C.racemosanın yayılımını engellemek amacıyla bu türün bulunduğu yerler hakkında bilgi akışını temin etmek için denizlerden yararlananlara yönelik bilgilendirme faaliyetleri desteklenmelidir.
Ø İlgili makamlar C.racemosaya yönelik kuralları ilgililere bildirmelidir.
Ø İlgili kuruluşları denizden yararlanan herkesin denizel faaliyetlerinde, (yatçılık, balıkçılık, sualtı turizmi gibi) bu türlerin yayılımına neden olacak hareketlerden sakınmaları sirküler ile bildirilmelidir. Bu bitkilerin parçalarının denize atılmasından sakınılmalıdır. C.racemosanın yoğun olduğu bölgeler liman başkanlıklarınca denizcilere bildirilmeli, bu konuda sirküler çıkarılmalıdır.
Ø Envanter çalışması yapılarak mevcut dağılım belirlenmeli, haritalama teknikleri gelişim izlenmelidir.
Ø Bu bitkilerin bulunduğu yörelerdeki canlı topluluklarının gelişimi izlenmelidir.
Ø Bu bitkilere yönelik çok yönlü bilimsel araştırmalar desteklenmelidir. Caulerpaların gelişimi, ortama etkilerinin belirlenmesi ve dinamiklerinin kontrolü için bu çalışmalar gereklidir.
Ø Bu bitkiler ile olanaklar ölçüsünde, özellikle önemli biyolojik değeri yüksek olan yörelerde küçük alanlarda dağılmış olsalar dahi mücadele edilmelidir.
Ø DENİZCİLER ve tekne sahipleri, demir aldıktan sonra çapa ve zincirleri kontrol edip temiz tutmalıdırlar.
Ø BALIKÇILAR ağları denizden çektikten sonra kontrol edip bu tür yosunla karşılaştıklarında gerekli mercilere uyarılarda bulunsunlar.
Ø SUALTI sporuyla uğraşanlar, bu bitkinin üzerinde yapışmış olabileceğini göz önüne alarak dalış öncesi ve sonra ekipmanları gözden geçirmelidirler.
Tüm denizcilere ve sualtı dünyası üyelerine önemle duyurulur.
Saygılarımızla
Dr. Mustafa Tolay
Group Sea
kaynak: hayvanlar.us
Karıncalar |
||||
| ||||
Karınca topluluklarında ise ne polis, ne jandarma, ne de bekçiye gerek duyulmamaktadır. İlk bakışta kolonilerin hakimleri olarak düşünülen kraliçelerin de tek görevlerinin soyu devam ettirmek olduğunu düşünürsek; bir liderleri, yöneticileri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla aralarında emir-komuta zincirine dayalı bir hiyerarşi yoktur. Peki o halde bu düzeni bir sistem üzerine oturtan ve devamlılığını sağlayan kimdir?
Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu ve benzeri soruların cevaplarını birlikte bulacağız.
Kast sistemi
İstisnasız her karınca topluluğu kast sistemine kesin olarak bağlılık gösterir. Bu kast sistemi, bir koloni içinde üç ana bölümden meydana gelir.
Birinci kastın üyeleri üremeyi sağlayan kraliçeler ve erkeklerdir. Bir kolonide birden çok kraliçe olabilir. Kraliçe, üreme ve böylece koloniyi oluşturan bireylerin sayısını arttırma görevini üstlenmiştir. Diğer karıncalardan vücutça daha iridir. Erkeklerin görevi ise, yalnızca kraliçeyi döllemektir. Nitekim bunların tamamına yakın bölümü çiftleşme uçuşundan sonra ölür.
İkinci kastın üyeleri askerlerdir. Bunlar, koloninin korunması, yeni yaşam alanları bulunması ve avlanma gibi görevleri üstlenirler.
Üçüncü kast ise, işçi karıncalardan oluşur. İşçilerin hepsi kısır birer dişidir. Ana karıncaya ve yavrularına bakar, onları temizler ve beslerler. Bunun dışında koloninin tüm diğer işleri de işçilerin sorumluluğundadır. İşçiler yuvaları için yeni koridorlar, galeriler inşa eder, yiyecek arar ve yuvayı sürekli temizlerler.
İşçi ve asker karıncalar da kendi aralarında küçük bölümlere ayrılırlar. Bunlar köleler, hırsızlar, yetiştiriciler, inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerde adlandırılırlar. Her grubun farklı bir görevi vardır. Bir grup tamamen düşmanlarla savaşmaya ya da avlanmaya yönelirken, diğer bir grup yuva inşa eder, bir diğeri de bakım işleriyle uğraşır.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şudur: Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Önemli olan koloninin devamlılığıdır.
Bu sistemin nasıl oluştuğunu düşündüğümüzde ise kaçınılmaz olarak Yaratılış gerçeğine varırız.
Nedenini açıklayalım: Ortada kusursuz bir düzen olduğunda, mantıksal olarak, bu düzenin mutlaka planlayıcı bir akıl tarafından kurulmuş olması gerektiği sonucuna varırız. Örneğin bir orduda disiplinli bir düzen vardır; bu düzenin orduyu yöneten subaylar tarafından kurulduğu ise açıktır. Ordudaki her bireyin tesadüfen biraraya gelerek kendi kendilerini organize ettiklerini, rütbelere ayırdıklarını ve bu rütbelere uygun davrandıklarını varsaymak ise kuşkusuz saçma bir düşünce olur. Dahası, ordudaki mevcut düzenin kusursuz bir biçimde devam edebilmesi için de, düzeni kurmuş olan subayların bu düzeni denetlemeye devam etmeleri gerekir. Aksi halde, sadece erlere bırakılan bir ordu, ne denli disipline edilmiş olursa olsun, kısa sürede disiplinsiz bir güruha dönüşür.
| ||||
Karıncalarda da aynen ordu disiplinine benzer bir disiplin vardır. Kritik olan nokta ise, ortada hiçbir “subay”ın, yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. Karınca topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen gözle görünür bir “merkezi irade” yoktur.
Dolayısıyla tek açıklama sözkonusu merkezi iradenin “gözle görülmeyen” bir güç olduğudur. Kuranın
“Rabbin bal arısına vahyetti…” (Nahl Suresi, 68)
ifadesiyle kastettiği ilham, işte bu gözle görülmeyen iradedir.
Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır. Bu hayranlık ve şaşkınlık zaman zaman çeşitli şekillerde, araştırmacılar tarafından da ifade edilmiştir. Böylesine mükemmel sistemin tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmekten çekinmeyen evrimciler de, bu sistemin merkezinde yer alan özverili tavırları açıklamakta aciz kalmaktadırlar. Bilim ve Teknik dergisinde konuyla ilgili olarak yayınlanan bir makalede yazılanlar, bu acizliği bir kez daha gözler önüne sermektedir:
Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwinin teorisine göre; her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.
Özveri olgusunu açıklamanın klasik bir şekli, bunun grubun veya türün çıkarına olduğu özverili bireylerden oluşan toplulukların bencil bireylerden oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha başarılı olacağıdır. Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta, özverili toplulukların bu özelliklerini nasıl koruyacaklarıdır. Öyle bir toplulukta belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini feda etmeyeceği için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini daha yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu topluluğun boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü mü, tür mü, yoksa sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede evrim olsa bile çıkarlar çelişince sonuç ne olacaktır?
Görüldüğü gibi, canlılardaki fedakarlık duygusunu ve bu duygu sayesinde gelişen sosyal sistemleri evrim teorisi ile, yani canlıların tesadüfen meydana geldiklerini varsayarak açıklamak kesinlikle mümkün değildir.
hayvanlaralemi.net
kaynak: hayvanlar.us
Termitler |
|
Termit kolonilerindeki yaşamın detaylarına girmeden önce, termitlerin yaşadıkları ortamın tarif edilmesinde fayda vardır. Termitler tropikal bölgelerde yaşarlar. Bu bölgelerdeki yaşam oldukça zorludur. Aniden bastıran yağmurlar ve bunların ardından gelen seller, çok yüksek derecelere çıkan hava sıcaklıkları ve bunlara benzer pek çok olumsuz etken, tropikal bölgelerdeki yaşamı güçleştirmektedir. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen bu bölgelerde yaşayan canlıların ortamla kusursuz bir uyum içinde oldukları ve yaşamlarını rahatlıkla sürdürdükleri görülür.
Bu kitabın konusunu oluşturan termitler de tropikal bölgelerde yaşayan canlılardandır. Dev kulelere benzeyen yuvalar yapan termitler, koloniler halinde yaşarlar. Yuvaları incelendiğinde, karmaşa içinde hareket ettikleri sanılır. Oysa bu canlılar, kusursuz bir sosyal düzene sahiptir. Termit şehirleri sadece sosyal açıdan değil, şehirlerdeki düzen bakımından da kusursuzdur.
Termit Şehirleri
Tropikal bir bölgeye giderseniz, daha önce hiçbir yerde görmediğiniz canlılara ve alışılmadık manzaralara rastlarsınız. Örneğin; bu bölgedeki ıssız arazilerde manzaranın doğal birer parçası gibi görünen kayalarla karşılaşabilirsiniz. Bu kayalar adeta gizli şehirler şeklindedir.
Yüksekliği 4-5 metreye varan ve bazen birkaç tanesi bir arada bulunan bu minyatür şehirler aslında termit yuvalarıdır. Nüfusu kimi zaman bir milyonu aşan termit şehirlerinde yapılacak kısa bir inceleme bile yuvalardaki genel düzenin kusursuzluğunun görülmesi için yeterli olacaktır.
Bu minyatür şehirlerdeki yapılar, sürekli değişen iklim şartlarına uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Ayrıca şehirdeki bireylerin bütün ihtiyaçlarını kendi içlerinde karşılayabilecek, dışarıdan alışverişe ihtiyaç duymayacak, bir düzenleme vardır. Kusursuz bir havalandırma sistemi, ihtiyaca göre düzenlenmiş bölümler (çocuk odaları, kuluçka odası, kraliçe odası vs.), tarım alanları termit kolonilerindeki düzenin parçalarındandır.
Bu şehirlerdeki sosyal düzen de son derece kusursuzdur. Şehir sakinleri işlerine son derece bağlıdır, hızlı hızlı hareketlerle görevlerini yerine getirirler.
|
Milyonlarca termitin bir arada yaşadığı termit kolonilerinde oturmuş bir düzen vardır. Her yönüyle kusursuz olan bu düzen, kolonideki her bireyin kendine düşen görevi yerine getirirken gösterdiği titizliğin bir ürünüdür. Bir arada yaşayan diğer canlılarda olduğu gibi termitler de sürekli birbirleriyle yardımlaşırlar. Savunma, iletişim, besin bulma gibi birçok alanda mükemmel bir dayanışma içindedirler.
|
Termit kolonilerinde askerler, işçi termitler ve bir kraliçe bulunur. Kraliçe sürekli olarak yumurtlayıp koloniyi geliştirir, işçiler hiç durmaksızın yuvanın bütün ihtiyaçlarını karşılar, asker termitlerse yuvayı düşmanlardan korurlar. Gerektiğinde koloninin tüm üyeleri, kendi görevleri olmamasına rağmen, diğer işlere yardımcı olurlar. İşte bu dayanışma ve görev dağılımı sayesinde koloni içinde sayıları kimi zaman milyona ulaşsa da termitler, hiçbir sorun çıkarmadan yaşarlar.
İlerleyen bölümlerde termitlerin sosyal düzenleri ve yaşadıkları yerlerin özellikleri hakkında bilgiler verilecektir. Bu bilgiler incelenirken unutulmaması gereken nokta, bütün bunları yapanların boyutları santimetrelerle ifade edilen canlılar olduğudur.
Zaman zaman yapılacak olan insan-termit karşılaştırması, bu canlıların yaşadıkları konforlu hayatın ve şaşırtıcı düzenin kendi kendine oluşamayacağının anlaşılmasında özel bir yol olarak kullanılmaktadır. Değişik yöntemler kullanılarak örnekler verilmesindeki amaç, düşünmeyi teşvik etmektir. Ancak burada düşünmekten kastedilen, yüzeysel bir bakış açısı ile değil, bu canlıların yaptıkları olağanüstü işleri ve kurdukları disiplinli sosyal yaşantıyı “nasıl” ve “neden” sorularını sorarak düşünmektir.
|
İnsan gün içinde pek çok konu hakkında düşünür. Aklına takılan sorular olur, bu soruların cevaplarını bulmak için düşünür. İşiyle, okuluyla ilgili, işyerindeki veya sınıfındaki arkadaşları ile, ailesi ile, kendisi ile pek çok konu hakkında gün boyunca düşünür. Seyrettiği filmlerdeki karakterler aklına gelir, sokakta gördüğü insanları düşünür. Okuduğu kitaptaki ya da televizyonda gördüğü bir canlı hakkında düşünür. Akşam ne yiyeceğini, geçmişte neler yaşadığını düşünür. Bütün bunlar insanın zihnini meşgul eder. Ancak burada asıl önemli olan gereği gibi, fayda sağlayacak şekilde düşünmektir. Sorular sorup bu soruların cevaplarını bulmaya çalışarak düşünmek asıl olandır. İşte bu kitapta, termitlerle ilgili verilen örneklerle beraber sorular sorarak insan, düşünmeye teşvik edilmektedir. Allah, Kurandaki pek çok ayette, insanın çevresindeki varlıklar, olaylar ve iman delilleri üzerinde düşünmesinin önemine dikkat çekmiştir:
İşte termitler de, insanın üzerinde düşünerek önemli gerçekleri kavrayabileceği milyonlarca canlı türünden biridir.
hayvanlaralemi.net
kaynak: hayvanlar.us
Deniz Kabukları |











