nedir

EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUÐU HAKKINDA KANUN

Kanun No. 4934 Kabul Tarihi : 15.7.2003

MADDE 1. - Cumhuriyeti Hükümeti adına 18 Kasım 1999 tarihinde Strazburgda imzalanan “Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”nin onaylanması uygun bulunmuştur.
MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİ
GİRİŞ


İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler,
Avrupa Konseyinin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,
İnsanın yaşayan tüm canlılara ahlâkî bir yükümlülüğünün olduğunu yarak insan ile ev hayvanları arasında mevcut özel ilişkileri hatırda tutarak,
Ev hayvanlarının yaşam kalitesine olan katkılarını bunun sonucu olarak da toplum için taşıdığı önemi dikkate alarak,
İnsan tarafından bakılan hayvanların geniş çeşitliliğinden kaynaklanan güçlükleri dikkate alarak,
Hayvanların, aşırı nüfuslarına bağlı olarak, insan diğer hayvanların hijyen, güvenlikleri açısından taşıdıkları riskleri dikkate alarak,
î fauna örneklerinin ev ı olarak muhafaza edilmelerinin desteklenmemesi gerektiğini dikkate alarak,
Ev hayvanlarının elde edilmesi, muhafaza edilmesi, ticarî veya ticarî olmadan üretilmesi, başkasına devredilmesi ticaretini etkileyen farklı şartların bilincinde olarak,
Ev hayvanlarının muhafaza edilme koşullarının her zaman sağlıklarını refahlarını geliştirmeye izin vermediğinin bilincinde olarak,
Bilgi veya bilinç noksanlığı nedeniyle, bazen, ev hayvanlarına şı davranışların önemli ölçüde değiştiğini kaydederek,
Ev hayvanları sahiplerinin sorumluluğu sonucunda doğacak müşterek davranış uygulama standardının sadece arzu edilen değil, aynı zamanda gerçekçi bir hedef olduğunu dikkate alarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :

BÖLÜM I - GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
mlar
1. Ev ı, insan tarafından özellikle evde, özel zevk refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan her türlü ı ifade eder.
2. Ev hayvanlarının ticareti, kâr amacıyla yapılan, ev hayvanlarının sahipliğinin değişmesine yol açan önemli miktarlardaki tüm düzenli ticarî işlemleri ifade eder.
3. Ticarî üretme barındırma, kâr amacıyla önemli miktarda yapılan üretme barındırmayı ifade eder.
4. barınağı, çok sayıda ev ının muhafaza edilebileceği, kâr amacı gütmeyen bir tesisi ifade eder. Ulusal mevzuat /veya idarî tedbirler izin verdiğinde, bu gibi tesisler başıboş hayvanları da kabul edebilir.
5. Başıboş , evi olmayan veya sahibinin veya bakıcısının evinin sınırları dışında bulunan herhangi bir sahibin ya da bakıcının kontrolü veya doğrudan denetimi altında bulunmayan ev ını ifade eder.
6. Yetkili makam, üye ülke tarafından tayin edilen makamı ifade eder.
Madde 2
Amaç Uygulama
1. Tarafların herbiri;
a) Bir kişi veya kurum tarafından evde ya da ticarî üretme barındırma kuruluşlarında barınaklarında muhafaza edilen ev hayvanları,
b) Uygun hallerde başıboş hayvanlar,
konularında işbu Sözleşmenin hükümlerine işlerlik kazandırılması için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
2. Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü hayvanların korunması veya tehdit altındaki î türlerin korunması konusundaki belgelerin uygulanmasını etkilemez.
3. İşbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Tarafların ev hayvanlarının korunmasına yönelik daha sıkı tedbirleri kabul hürriyetine veya bu belgede yer alan hükümlerin işbu belgede özellikle belirtilmeyen sınıflarına da uygulanması hakkını etkilemez.

BÖLÜM II - EV HAYVANLARININ MUHAFAZA EDİLMESİ İÇİN KURALLAR
Madde 3
Hayvanların Refahı İçin Kurallar
1. Hiç kimse bir ev ının, gereksiz acı, sıkıntı veya ızdırap çekmesine sebep olamaz.
2. Hiç kimse bir ev ını terk edemez.
Madde 4
Muhafaza
1. Bir ev ını muhafaza eden veya bakımını kabul eden kişi, ın sağlığı refahından sorumludur.
2. Bir ev ını muhafaza eden veya onunla ilgilenen kişi, ın cinsi ırkına bağlı olarak davranış gereksinimlerini dikkate alan barınak, dikkat ihtimamı sağlayacaktır. Özellikle;
a) Yeterli uygun gıda su verecek,
b) Hareketi için uygun imkânları sağlayacak,
c) Kaçışını önleyecek tüm makul tedbirleri alacaktır.
3. Bir ;
a) Yukarıdaki 2 nci paragrafta belirtilen şartlar yerine getirilmediği veya
b) Belirtilen şartlar yerine getirilmesine rağmen esarete alışamazsa
ev ı olarak muhafaza edilemez.
Madde 5
Üretim
Bir ev ını üretmek için seçen bir kişi, o ın, dişinin veya yavruların refahını risk altına sokabilecek anatomik, psikolojik davranış özelliklerini gözönünde bulundurmaktan sorumlu olacaktır.
Madde 6
Ev ı Edinmede Yaş Sınırı
Hiçbir ev ı ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık rızası olmaksızın 16 yaşın altındaki kimselere satılamaz.
Madde 7
Eğitim
Hiçbir ev ı, sağlığına refahına zarar verecek şekilde, özellikle doğal gücünü kapasitesini aşacak biçimde ya da yaralanmasına veya gereksiz ağrı, acı, sıkıntı veya ızdırap çekmesine yol açacak suni yardımlar kullanarak eğitilemez.
Madde 8
Ticaret, Ticarî Üretim Barındırma, Barınakları
1. Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihte ev hayvanlarının ticaretini, ticarî amaçla üretimini yapan veya barındıran veya barınağı işleten her kişi, her Tarafça belirlenecek uygun süre içerisinde bu faaliyetlerini yetkili makama bildirecektir.
Bu faaliyetlerden herhangi birinde hizmet yapmaya niyetli her kişi, bu niyetlerini yetkili makama bildireceklerdir.
2. Bu bildirim,
a) Bu faaliyetlere dahil olan veya olacak ev ı türlerini,
b) Sorumlu kişi onun bilgi düzeyini,
c) Kullanılan veya kullanılacak mülkün ekipmanın mını,
belirtmelidir.
3. Yukarıda belirtilen faaliyetler ancak;
a) Profesyonel eğitim veya ev hayvanları konusunda yeterli deneyim sonucunda sorumlu kişinin faaliyette bulunmak için gerekli bilgi kapasiteye sahip olması,
b) Faaliyet için kullanılacak mülk ekipmanın 4 üncü maddede belirtilen şartları yerine getirmesi,
durumunda gerçekleştirilebilir.
4. Yetkili makam, 1 inci paragrafta belirtilen hükümler çerçevesinde yapılan bildirim temelinde, 3 üncü paragrafta belirtilen şartların yerine getirilip getirilmediğini tespit eder. Şayet şartlar gerektiği şekilde sağlanmamışsa, tedbirler eder gerekirse, hayvanların refahı için, faaliyetin başlatılmasını veya devam etmesini yasaklar.
5. Yetkili makam, ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, yukarıda belirtilen şartların yerine getirilip getirilmediğini denetler.
Madde 9
Reklam, Eğlence, Sergi, Yarışma Benzeri Faaliyetler
1. Aşağıdaki şartlar sağlanmadıkça ev hayvanları reklam, eğlence, sergi, yarışma benzeri faaliyetlerde kullanılamaz.
a) Organizatörün bu hayvanlara, 4 üncü maddenin 2 nci fıkrasındaki koşullara uygun olarak davranılmasını sağlayacak gerekli şartları oluşturması
b) Ev hayvanlarının refahının risk altına sokulmaması.
2. a) Yarışma esnasında veya,
b) ın refahını risk altına sokabilecek diğer zamanlarda,
ev ının doğal performans düzeyini artırmak veya azaltmak amacıyla ona hiçbir madde verilemez, uygulanamaz veya cihaz tatbik edilemez.
Madde 10
Cerrahî Operasyonlar
1. Bir ev ının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer edici olmayan cerrahi müdahaleler yasaktır. Özellikle;
a) Kuyruğun kesilmesi,
b) Kulakların kesilmesi,
c) tellerinin alınması,
d) dişlerin sökülmesi.
2. Bu yasaklamalara sadece aşağıdaki durumlarda müsaade edilecektir;
a) Bir veteriner hekimin, veterinerlikle ilgili tıbbî sebepler veya özel bir ın yararı için gerektiğinde edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi,
b) Üremenin önlenmesi.
3. a) ın şiddetli acı çekeceği veya çekmesi muhtemel operasyonlar sadece anestezi uygulanarak bir veteriner hekim tarafından veya onun gözetiminde gerçekleştirilecektir.
b) Anestezi gerektirmeyen operasyonlar, ulusal mevzuata uygun olarak, yetkili bir kişi tarafından gerçekleştirilebilir.
Madde 11
Öldürme
1. Veteriner hekim veya diğer bir yetkilinin ının hızlı bir şekilde temin edilemediği veya ulusal mevzuat kapsamında bir ın acısını ortadan kaldırmaya yönelik acil veya ulusal mevzuatla öngörülen diğer tüm acil durumlar dışında, bir ev ı ancak bir veteriner hekim veya diğer bir yetkili tarafından öldürülebilir.Tüm öldürmeler şartların gerektirdiği asgarî düzeyde fiziksel manevî acı verecek şekilde gerçekleştirilecektir. Seçilen yöntem, acil durumlar dışında :
a) ani şuur kaybı ölümü gerçekleştirecek ya da
b) derin genel anestezi ile başlayacak, bunu kesin mutlak ölümü sağlayacak işlem izleyecektir.
Öldürmeden sorumlu kişi, ın cesedi yok edilmeden önce o ın öldüğünden emin olacaktır.
2. Aşağıda belirtilen öldürme yöntemleri yasaktır.
a) 1. b paragrafında kaydedilen etkilerin gerçekleşmemesi durumunda, boğma veya nefessiz kalmasına olacak diğer yöntemler,
b) 1 inci paragrafta belirtilen etkileri sağlayacak, dozu uygulaması kontrol edilemeyen herhangi bir zehirli madde veya ilaç kullanımı,
c) Ani şuur kaybı meydana getirmeden yapılan elektrikle öldürme.



BÖLÜM III- BAŞIBOŞ HAYVANLAR İÇİN EK TEDBİRLER
Madde
Sayılarının Azaltılması
Taraflardan biri, başıboş sayısının sorun yarattığını düşünürse, gereksiz ağrı, acı ızdırap çekmelerine sebep vermeyecek şekilde sayılarını azaltmak için uygun yasal /veya idarî tedbirleri alacaktır.
a) Bu tedbirler aşağıdaki şartları kapsayacaktır;
i. Bu hayvanlar yakalanacak ise, bunun hayvana fiziksel manevi olarak en az seviyede acı verecek şekilde gerçekleştirilmesi,
ii. Yakalanan hayvanların muhafaza edilmesi veya öldürülmesi işlemlerinin bu Sözleşmede belirtilen prensiplere uygun olarak gerçekleştirilmesi.
b) Taraflar,
i. kedilere damgalama gibi az acı veren ya da hiç ağrı, acı ızdırap çektirmeyen uygun bir yöntemle aynı zamanda sahiplerinin isim adresleri ile birlikte numaraları kayda geçirilerek daimi kimlik sağlamayı,
ii. Kedi köpeklerin plansız üremelerini azaltmak için bu hayvanların kısırlaştırılmalarını teşvik etmeyi,
iii. Başıboş kedileri köpekleri bulan kişilerin, bu konuda yetkili makama bilgi vermelerini teşvik etmeyi,
değerlendirmeyi taahhüt ederler.
Madde 13
Yakalama, Muhafaza Öldürme İçin İstisnalar
Başıboş hayvanların yakalanmaları, muhafaza edilmeleri öldürülmeleri konularında bu Sözleşmede yer alan prensiplere sadece hastalıkların kontrolüne yönelik Hükümet programları kapsamında kaçınılmaz hallerde istisna getirilebilir.

BÖLÜM IV- BİLGİLENDİRME EÐİTİM
Madde 14
Bilgilendirme Eğitim Programları
Taraflar, ev hayvanlarının muhafaza edilmesi, üretilmesi, , ticareti barındırılmaları ile ilgili kurum bireyleri bu Sözleşmenin hükümleri prensipleri hakkında bilinçlendirme bilgilendirmenin yaygınlaştırılması amacıyla bilgilendirme eğitim programları geliştirilmesini desteklemeyi taahhüt ederler. Bu programlarda özellikle aşağıda belirtilen noktalara dikkat çekilmelidir:
a) Ev hayvanlarının, yarışma amacıyla uygun bilgi beceriye sahip kişiler tarafından ticaret veya eğitilmelerinin gerekliliği,
b) Aşağıdaki hususların engellenmesi gerekliliği:
i. Ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık rızası olmadıkça 16 yaşından küçüklere ev hayvanlarının olarak verilmesi,
ii. Ev hayvanlarının ödül, veya ikramiye olarak verilmesi,
iii. Ev hayvanlarının plansız üretilmesi.
c) Yabani hayvanların ev ı olarak alınması veya kabul edilmesinin, bu hayvanların refahına olumsuz sonuçları olabileceği,
d) Sorumsuz şekilde ev hayvanları edinmenin, istenmeyen terk edilen sayısının artmasına yol riski getirdiği.

BÖLÜM V- ÇOKTARAFLI MÜZAKERELER
Madde 15
Çoktaraflı Müzakereler
1. Taraflar, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonraki beş yıl içerisinde bundan sonraki her beş yılda bir Tarafların ekseriyetinin talep ettiği her zaman Sözleşmenin uygulanmasını Sözleşmenin gözden geçirilmesinin veya bazı hükümlerinin daha kapsamlı hale getirilmesinin uygunluğunu incelemek üzere Avrupa Konseyi bünyesinde çok taraflı müzakereler yapacaklardır. Bu müzakereler, Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin daveti üzerine gerçekleştirilecek toplantılarda yapılacaktır.
2. Tarafların her biri bu müzakerelere katılmak üzere bir temsilci görevlendirme hakkına sahiptir. Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi herhangi bir ülke, toplantılarda bir gözlemci ile temsil edilme hakkına sahiptir.
3. Taraflar her müzakereden sonra, müzakere Sözleşmenin işleyişi hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar komitesine bir rapor sunacaklar gerekli gördükleri takdirde, Sözleşmenin 15 ilâ 23 üncü maddelerine değişiklik teklif edebileceklerdir.
4. Taraflar, Sözleşme hükümlerine bağlı kalarak, müzakerelerin işleyiş kurallarını belirleyeceklerdir.

BÖLÜM VI - DEÐİŞİKLİKLER
Madde 16
Değişiklikler
1. Taraf bir ülke veya Bakanlar Komitesi tarafından Sözleşmenin 1 ilâ 14 üncü maddelerine getirilecek değişiklik önerileri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilecek bu öneriler Genel Sekreter tarafından Avrupa Konseyine üye devletlere, her taraf ülkeye Sözleşmenin 19 uncu maddesi hükümleri gereği Sözleşmeye katılmaya davet edilen her devlete gönderilecektir.
2. Bir önceki paragraf hükümlerine göre yapılan her değişiklik önerisi, Genel Sekretere gönderildiği tarihten itibaren iki aydan az olmayan bir süre içerisinde, düzenlenecek çok taraflı müzakerede incelenecek taraf ülkelerin üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilecektir. Kabul edilen metin taraf ülkelere gönderilecektir.
3. Herhangi bir ülke itirazda bulunmadığı takdirde her değişiklik, çok taraflı müzakerede kabul edilmesinden ay sonra, yürürlüğe girecektir.

BÖLÜM VII - SONUÇ HÜKÜMLERİ
Madde 17
İmza, Onay, Kabul, Uygun Bulma
Bu Sözleşme Avrupa Konseyine üye devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme onay kabul uygun bulma işlemlerine tâbidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.
Madde 18
Yürürlüğe Girme
1. Sözleşme, Avrupa Konseyine üye dört devletin, 17 nci maddenin hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarını bildirme tarihini eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
2. Sözleşme ile bağlı olduklarını daha sonra bildirecek her devlet için Sözleşme onay, kabul veya uygun bulma belgelerinin tevdi edildiği tarihi eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 19
Üye Olmayan Devletlerin Katılımı
1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi BakanlarKomitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 20/d maddesinde belirtilen çoğunlukla taraf devletlerin Bakanlar Komitesinde bulunma hakkına sahip temsilcilerinin oybirliği ile alınan ile Avrupa Konseyine üye olmayan her devleti Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2. Sözleşme, katılan her devlet için katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihi eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 20
Bölgesel Hüküm
1. Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesini tevdi ederken Sözleşmenin uygulanacağı ülke ülkeleri belirleyebilir.
2. Her Taraf, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir beyan ile Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde belirteceği başka ülkelere genişletebilir. Sözleşme, bu ülkeler için, Genel Sekreter tarafından beyanın alınmasını eden altı ayın bitiminden sonraki ayın birinci gününde yürürlüğe girer.
3. Önceki iki paragraf çerçevesinde belirlenen bölgelere ilişkin yapılan her beyan Genel Sekretere yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Geri çekme, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasını eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 21
Çekinceler
1.Her devlet, Sözleşmeyi imzaladığı veya onay, kabul, uygun görme veya katılma belgelerini teslim ettiği sırada, 6 ncı madde ile 10 uncu maddenin 1 inci paragraf, 1(a) alt paragrafına bir veya daha fazla çekince koyduğunu beyan edebilir. Bunun dışında başka bir çekince konulamaz.
2. Önceki paragrafa göre çekince koyan her Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile bu çekinceyi kısmen veya tamamen geri çekebilir. Geri çekme bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren geçerlilik kazanır.
3. Sözleşmenin bir hükmüne çekince koyan bir Taraf, bu hükmün diğer bir Tarafça uygulanmasını talep edemez, ancak bu çekince şayet kısmî veya şarta bağlı ise, hükmün, kendi kabul ettiği şekilde uygulanmasını talep edebilir.
Madde 22
Fesih
1. Her Taraf, herhangi bir zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir bildirimde bulunarak, bu Sözleşmeden ayrılabilir.
2. Fesih, buna ilişkin bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü geçerlik kazanır.
Madde 23
Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi devletlere bu Sözleşmeye katılan veya katılmaya davet edilen devlete;
a) her imza,
b) her onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdii,
c) Sözleşmenin, 18 inci, 19 uncu 20 nci maddeler nca yürürlüğe girdiği ,
d) işbu Sözleşme ile ilgili diğer her , bildirim veya bilgilendirme,
hakkında bildirimde bulunacaktır.
Aşağıda imzası bulunan yetkili temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
13 Kasım 1987 tarihinde Strazburgda her iki metin aynı şekilde geçerli olmak üzere, İngilizce Fransızca Avrupa Konseyi Arşivine tevdi edilecek şekilde tek bir suret olarak düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi olan devletler ile Sözleşmeye katılmaya davet edilen her devlete aslına uygunluğu onaylanmış bir suretini gönderecektir.

kaynak: hayvanlar.us


Ev Hayvanları Yasası

Akdenizde Caulerpa Racemosa Yayılımı


Dostlar,



Lesepsiyen göçmenlerden biri olarak Suveyş kanalı üzerinden Akdenize giriş yapan Caulerpa racemosa isimli yosun 1926 yılında Tunusta Hamel tarafından bulunduğundan beri Akdenizde bilinmektedir. Bu tarihten itibaren Akdenizde Caulerpa racemosanın farklı varyasyonlarına rastlanılmaktadır. Caulerpa racemosa türü çok geniş bir dağılım gösteren tropik bir su yosunu türü olup daha çok Hint Okyanusu ıldeniz gibi tropik denizlerde yaşar ıldenizde sıklıkla görülebilmektedir. Halen Caulerpa racemosanın Akdenizde bilinen birkaç varyasyonu şu şekilde sıralanabilir;





C.racemosa var. turbinata – uvifera (1926den beri),


C.racemosa var. lamourouxii f. requineii (1950den beri),


C.racemosa var. laetevirens,


C.racemosa var. occidentalis (1990den beri)


C.racemosa var.racemosa.



Bunlardan özellikle C.racemosa var.racemosa geçtiğimiz on sene içerisinde kıyıları da dahil olmak üzere Akdenizde C.racemosa var. occidentalis ile beraber hızla yayılmaktadır. Caulerpa racemosa sifonlu talluslu (stolon) bir yeşil deniz yosunu türü olup, yatay uzanan tallus üzerinde rhizoidleri bulunur. Tallusun dikey yükselen kısmı ise üzüm salkımı şeklindedir. Daha önce Sayın Bayram Öztürk Sayın Şükran Cirik tarafından Türkiyenin Akdeniz bölgesinde Akkuyu (Mersin), Üçadalar-Kemer/Antalya sahillerinde gözlenen mlanan C.racemosa var. turbinata – uvifera halen bu kıyılarımızda görülmektedir. Fakat C.racemosa var.racemosa başta Bodrum bölgesinde Akyarlar, Kargı Adası, Yalıkavak, Turgutreis, Türkbükü, Akvaryum, Aspat (Kara Abidin) , Kara İncir, Gümüşlük, Kargı Plajı olmak üzere Akkuyu (Mersin), Didim, Gökova, Marmaris (Muğla), Çeşme (İzmir), Kuşadası (Aydın), Kaş, Üçadalar-Tekirova (Kemer-Antalya), Odunluk İskelesi Bozcaada (Çanakkale) gibi bölgelerde giderek artan sayıda hızda gözlenmektedir.



Bu yosunun ıldeniz üzerinden Süveyş Kanalı ile Doğu Akdenizde İsrail, Lübnan Suriye kıyılarından Türkiyenin Doğu Akdeniz kıyılarına ulaştığı tahmin edilmektedir. Doğu Akdeniz kıyılarımızdan ülkemizin güney sahillerine oradan da Ege kıyılarının kuzeyine kadar ulaşmıştır. Son olarak Bozcada kıyılarında Bozcadaya yakın kıyı şeridinde gözlenmiştir. Geçtiğimiz on yıl içerisinde Batı Akdeniz ülkelerinde İtalya, Fransa İspanyada da hızla yayılmaktadır. Şimdiye kadar İtalya, Yunanistan, Tunus, Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, , İsrail, İspanya, Mısır, Lübnan, Libya, Suriye Fransa kıyılarında tespiti gerçekleştirilmiştir. Fransada da yaygın olarak gözlenen bu yosun en son Korsika adasında bulunmuştur. İtalyanın Ligurya bölgesi kıyılarında bulunan başta Livorna sahilinde olmak üzere İtalyada birçok bölgede Sardunya Adasında gözlenmektedir. Akdenizin güneyinde bulunan Kuzey Afrika Ülkelerinden Mısır, Tunus Libyada da edilmektedir. Diğer bir Caulerpa türü olan Caulerpa taxifolia gibi hızlı bir yayılım göstermektedir. Kumluk, kayalık, yarı kumluk, yarıçamur-yarıkumluk veya benzeri zeminlerde yayılımı hızlı olmakta Posidonia oceanica, Zostera marina Cymodocea nodosa gibi deniz canlılarını ekolojik olarak etkilemekte yaşam alanlarını tehlikeye sokmaktadır. Biyolojik çeşitliliği kötü yönde etkilemektedir. Kış aylarında -13°Clik deniz suyu sıcaklıklarında dahi yaşamını kısıtlı da olsa sürdürebilen Caulerpa racemosa deniz suyu sıcaklığının güneşin etkilerinin arttığı yaz sonbahar aylarında maksimum çoğalma göstermektedir. Belirli bölgelerde deniz suyunun çevre koşullarının etkisi ile azalma veya yok olma gösterse de bir zaman sonra tekrar yayılımı olmaktadır. Çoğalma ölüm anlarında toksin madde salgılamaktadır. Bu nedenle yok olduğu zannedildiğinde de dikkatli olunmalıdır. Özellikle Akdenizin akciğerleri olarak kabul edilen Posidonia oceanica, Zostera marina yataklarını etkilemektedir. Deniz seviyesinden 60 metre derinliğe kadar görülebilmektedir. Caulerpa racemosanın yayılım bölgeleri incelendiğinde yatların, gezi motor teknelerinin, yelkenli teknelerin, çı teknelerinin demirlediği, dalış teknelerinin dolaştığı, çılar tarafından trol ağlarının çekildiği bölgelerde, liman ağzı içlerinde gözlenmektedir. Tıpkı Caulerpa taxifolia gibi gemi balast suları, teknelerin çapaları, çı ağları deniz suyu hareketleri ile bir yerden başka bir yere taşındığı kabul edilmektedir.



Akdeniz ülkelerinde Caulerpa taxifolia türü ile beraber Caulerpa racemosa da zararlı mücadele edilmesi gereken yayılımcı deniz canlıları sınıfına alınmıştır. Akdeniz ilgili tüm ülkeler Birleşmiş Milletler Çevre ı ı ile bu iki Caulerpa türü için bilimsel yönetimsel tedbirler konusunda ortak çalışmalar yapmaktadırlar. Tüm Akdeniz ülkelerinin denizle çevre ile ilgili olarak, başta bakanlık seviyesinde olmak üzere, ilgili bilimsel araştırma kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları diğer tüm ilgili birimler birlikte hareket etmektedirler.



Birleşmiş Milletler Çevre ı, Avrupa Birliği LIFE ı ilgili ülke kuruluşlarının ı ile yürütülen çalışmalar halen devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Çevre ı (UNEP), Akdeniz Eylem Planı (MAP) çerçevesinde 18-20 Mart 1998 tarihleri arasında, Heraklion/Yunanistanda yapılan “Akdenizdeki Yayılımcı Caulerpa Türleri Çalışma Grubu Toplantısı” kararları 19 ülke temsilcisi 53 bilim adamı devlet yetkilisi tarafından imzalanmıştır. Ek-1de bu toplantının kararları verilmiştir. Birleşmiş Milletler Akdeniz Eylem Planı çerçevesinde mutlaka mücadele edilmesi gereken canlılar sınıfına alınan Caulerpa racemosada Caulerpa taxifolia gibi T.C. Çevre Bakanlığınca da derhal altına alınmıştır. Bu doğrultuda, ülke kıyılarımızda durum tespiti yapılması amacıyla Çevre Bakanlığı koordinasyonunda çalışmalar başlatılmış, Akdenize giriş yapan yayılımcı yabancı tür olan Caulerpa türlerine ilişkin “Akdenizde Caulerpa Türlerinin Araştırılması Projesi” adı altında bir proje hazırlanmıştır. “Akdenizde Caulerpa Türlerinin Araştırılması Projesi” Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Teknolojisi Enstitüsü tarafından yürütülmüş, proje 2001 yılı sonu itibariyle tamamlanmıştır. Proje sonucunda, Caulerpa taxifolia türünün ülkemiz kıyılarında bulunmadığı, bunun yanı sıra Caulerpa racemosa türünün ise belirli alanlarda varlığını sürdürdüğü tespit edilmiş, bu nedenle “Türkiyede Yayılımcı Yabancı Caulerpa Türleri için Eylem Planı Taslağı” hazırlanmış bu taslak “Deniz Bitkilerinin Korunması Eylem Planı” olarak genişletilmiştir. Denizel bitki çeşitliliğimizin korunması, fırsatçı nitelikli yayılımcı yabancı bitki türlerinin biyolojik çeşitliliğe etkilerinin belirlenip, bertaraf edilmesi dağılımlarının kontrol edilmesine yönelik yapılacak çalışmaları belirleyen söz konusu eylem planı ile Akdenize has (endemik) nesli tehlike altında olan deniz bitki türlerinin doğal ortamlarında korunması habitatlarının devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır. Bu türlere tehdit oluşturan çevresel faktörlerin etkisinin ortadan kaldırılması ile yerli türler üzerinde olumsuz etkileri olan yayılımcı yabancı türlerin girişinin engellenmesi yayılışının kontrolüne ilişkin amaçlar eylem planında hedeflenmiştir.





Caulerpa Racemosa






İzmir ili kıyılarında bulunan yayılımcı yabancı türlerin tespit edilmesi yayılışlarının engellenmesinin sağlanması amacıyla, 13.09.2002 tarihinde İzmirde “Deniz Bitkileri Yerel Eylem Planı Toplantısı” gerçekleştirilmiş olup, toplantıya Tarım İl Müdürlüğü, Turizm İl Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı, Emniyet İl Müdürlüğü Deniz Şube Müdürlüğü, Deniz Ticaret Odası, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Teknolojisi Enstitüsü, Ege Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifler Birliği, Karaburun Kaymakamlığı (SAD Ege Bölge Ofisi adına) İzmir Su Altı Federasyonu İl Temsilciliği tarafından katılım sağlanmıştır.



Toplantı sonucunda, “Yerel İzleme Komitesi (YİK)” Yerel Acil Müdahale Ekibi” oluşturulmuş, Yerel İzleme Komitesi tarafından “Yerel Eylem Planı” hazırlanmıştır. Konu ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup, yapılan çalışmalar “Ulusal İzleme Komitesi“ne aktarılmaktadır. Halen çalışmalar Çevre Bakanlığı ilgili üniversite araştırma birimleri sivil toplum kuruluşları tarafından edilmektedir. Tıpkı Caulerpa taxifolia gibi hızla yayılan Caulerpa racemosanın yapısı, morfolojik genetik özellikleri, yayılım mekanizması, diğer canlılara olan etkileri, ekolojik özellikleri, biyolojik çeşitliliğe zararları, üreme çoğalım mekanizmaları, çoğaldığı bölgedeki deniz suyu iklim koşulları, besin zincirindeki yeri predatörleri diğer tüm özellikleri İtalya, Yunanistan, Tunus, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, , İsrail, İspanya, Mısır, Lübnan, Suriye Fransadaki araştırma kuruluşlarında incelenmektedir. Bulunan varyasyonlarla kıyaslamaları yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda ayrıca (I) C.racemosa var. Turbinata – uvifera, (II) C.racemosa var. Lamourouxii f. Requineii, (III) C.racemosa var. Laetevirens, (IV) C.racemosa var. Occidentalis (V) C.racemosa var.racemosa varyasyonları arasındaki farklar da irdelenmektedir.



ıldenizden Süveyş Kanalı ile Doğu Akdenize ulaştığı kabul edilen Caulerpa racemosa türü yosunun Türkiyenin Güney sahillerinden Ege Denizine doğru yayıldığı bu çalışma ile gözlenmeye başlanmıştır. Yosunun başta Bodrum Yarımadası Gökova Körfezi olmak olmak üzere, Marmaris, Kuşadası Çeşmede de farklı derinliklerde görülmesi bu derinliklerde yaşayan başta sünger olmak üzere diğer türlerinde yaşam alanları için tehdit oluşturabilecektir. Yapılan araştırmalar bu benzer canlı türlerinin bunların etkilerinin incelenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ekolojik sistemi olumsuz etkileyen yayılımcı Caulerpa racemosa gibi organizmaların etkileri mutlaka araştırılmalıdır. Bu tür canlıların gözlenmesi amacıyla yapılan SCUBA dalışlarıyla takibin, bilimsel araştırmaların bilgilendirmelerin devam ettirilmesinde yarar görülmektedir. Bu tür yayılımcı türlerle mücadele için bakanlıklar, araştırma merkezleri, deniz bilimleri enstitüleri, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, deniz ticaret odaları, sualtı kuruluşları, çılık kuruluşları ilgili tüm birimler ortak çalışma içerisinde olmalıdırlar.





CAULERPA RACEMOSA Yayınımı Konusunda Mücadele Önerileri




Caulerpa racemosa yosunundan korunma üremesinin azaltılması için alınması gereken tedbirler şöyle sıralanabilir:



Ø Her ülke uluslararası antlaşmaların hükümlerine uygun olarak gerekli tedbirleri almalıdır.



Ø Akdenizde C.racemosanın gelişimini durdurmak veya yavaşlatmak için ulusal uluslararası koordinasyon geliştirilmelidir.



Ø Bilimsel araştırmaların edinilen bilgilerin geliştirilmesi için ulusal uluslararası programlar desteklenmelidir.



Ø C.racemosa türünün ticareti kullanımı yasaklanmalıdır.



Ø C.racemosanın yayılımını engellemek amacıyla bu türün bulunduğu yerler hakkında bilgi akışını temin etmek için denizlerden yararlananlara yönelik bilgilendirme faaliyetleri desteklenmelidir.



Ø İlgili makamlar C.racemosaya yönelik kuralları ilgililere bildirmelidir.



Ø İlgili kuruluşları denizden yararlanan herkesin denizel faaliyetlerinde, (yatçılık, çılık, sualtı turizmi gibi) bu türlerin yayılımına olacak hareketlerden sakınmaları sirküler ile bildirilmelidir. Bu bitkilerin parçalarının denize atılmasından sakınılmalıdır. C.racemosanın yoğun olduğu bölgeler liman başkanlıklarınca denizcilere bildirilmeli, bu konuda sirküler çıılmalıdır.



Ø Envanter çalışması yapılarak mevcut dağılım belirlenmeli, haritalama teknikleri gelişim izlenmelidir.



Ø Bu bitkilerin bulunduğu yörelerdeki canlı topluluklarının gelişimi izlenmelidir.



Ø Bu bitkilere yönelik çok yönlü bilimsel araştırmalar desteklenmelidir. Caulerpaların gelişimi, ortama etkilerinin belirlenmesi dinamiklerinin kontrolü için bu çalışmalar gereklidir.



Ø Bu bitkiler ile olanaklar ölçüsünde, özellikle önemli biyolojik değeri yüksek olan yörelerde küçük alanlarda dağılmış olsalar dahi mücadele edilmelidir.



Ø DENİZCİLER tekne sahipleri, demir aldıktan sonra çapa zincirleri kontrol edip temiz tutmalıdırlar.



Ø BALIKÇILAR ağları denizden çektikten sonra kontrol edip bu tür yosunla şılaştıklarında gerekli mercilere larda bulunsunlar.



Ø SUALTI sporuyla uğraşanlar, bu bitkinin üzerinde yapışmış olabileceğini göz önüne alarak dalış öncesi sonra ekipmanları gözden geçirmelidirler.



Tüm denizcilere sualtı dünyası üyelerine önemle duyurulur.



Saygılarımızla



Dr. Mustafa Tolay


Group Sea

kaynak: hayvanlar.us

Yeryüzünde en kalabalık nüfusa sahip olan canlılar, ıncalardır. Her yeni doğan 40 insana şılık, 700 milyon ınca dünyaya gelir. bu canlılar hakkında öğrenebileceğimiz çok fazla bilgi vardır.


Böcek türlerinin en “sosyal”lerinden biri olan ıncalar, son derece iyi “örgütlenmiş” bir düzen içinde, “koloniler” denen topluluklar halinde yaşarlar. Örgütlenmeleri öyle gelişmiş bir düzen içindedir ki, bu açıdan insanlarınkine benzer bir uygarlığa sahip oldukları bile söylenebilir.


ıncalar besinlerini üretip depolarken, yavrularını gözetir, kolonilerini korur savaşırlar. Hatta “terzilik” yapıp, “tarım”la uğraşan, “ yetiştiren” koloniler bile vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan bu hayvanlar, toplumsal örgütlenme uzmanlaşma açısından bakıldığında, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak üstünlüktedirler.


Günümüzde toplumsal örgütlenmeleri sağlamak, sosyo-ekonomik sorunlara kalıcı çözümler bulabilmek için kurulan “düşünce grupları”nda (think-tankler), üstün zeka eğitim düzeyine sahip araştırmacılar geceli gündüzlü çalışmalar yapmaktadırlar. İdeologlar asırlardır sosyal modeller üretmektedirler. Bunca yoğun çabaya rağmen dünya geneline baktığımızda, henüz ideal bir sosyo-ekonomik toplum düzenine ulaşılabilmiş değildir. İnsan toplulukları içinde daima rekabete kişisel çıkarlara dayalı bir düzen anlayışı olduğundan, kurulan düzenlerin kusursuz olması hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Oysa ıncalar kendileri açısından en ideal olan sosyal sistemi milyonlarca sene öncesinden günümüze kadar hiçbir aksaklığa meydan vermeden sürdüregelmişlerdir.



Peki bu milimetrik canlılar oluyor da böyle bir düzeni sağlayabiliyorlar? Bu mutlaka cevap aranması gereken bir sorudur.


Bu soruya cevap vermeye çalışan evrimciler, ıncaların 80 milyon yıl önce arkaik bir yabanarısı türü olan “Tiphiidae”den türediklerini, 65-40 milyon yıl önce aniden “kendi iradeleriyle” sosyalleşmeye başladıklarını böceklerin evriminin en üst basamağını oluşturduklarını iddia ederler. Ancak bu sosyalleşmenin sebeplerini oluşumunu herhangi bir şekilde açıklamazlar. Çünkü evrimin mekanizması, hayatlarının devamı için canlıların birbirleriyle kıyasıya mücadele etmelerini gerektirmektedir. Buna göre her tür o türün içindeki her birey yalnızca kendisini kendi yavrularını düşünür. (Yavrularını düşünmeye başladığı sorusu da Evrim için ayrı bir çıkmazdır, ama şimdilik bu noktayı atlıyoruz.) Bu tür bir “evrim kanunu”nun olup merkezinde fedakarlığın yer aldığı bir sosyal sistemi oluşturabileceği sorusu elbette cevapsızdır.


Yanıtlanması gereken sorular bu kadarla sınırlı değildir. Bir milyon tanesinin sinir hücrelerinin toplamı ancak 20 gram olan bu canlılar, “aniden” gruplar halinde sosyalleşme ı almış olabilirler mi? Veya böyle bir karara vardıktan sonra toplanıp bu gruplaşmanın kurallarını belirleyebilirler mi? Belirlediklerini kabul etsek bile, bu yeni sisteme itirazsız itaat eder mi? Bütün bu imkansızları gerçekleştirdikten sonra mı milyonlarca üyeli koloniler kurup ileri bir sosyal düzen sağlayabilmişlerdir?


Peki bu mücadele içinde bir “kast sistemi” ortaya çıkmıştır? Öncelikle şu sorunun cevaplanması gerekir: Kraliçe işçi farkı ortaya çıkmıştır? Evrimciler bu noktada, işçilerin arasından bir grubun çalışmayı bıraktıklarını uzun bir zaman dilimi içinde genetik farklılıklar yaşayarak işçi ıncalardan farklı bir fizyolojiye sahip olduklarını öne süreceklerdir. Ancak bu dönüşüm süreci içinde sözkonusu “kraliçe adayları”nın beslendiği sorusu şımıza çıkmaktadır. Çünkü kraliçe ıncalar yiyecek aramazlar, işçilerin getirdikleri besinlerle beslenirler. Eğer bazı işçiler kendilerini “kraliçe” olarak görmeye başlamış olsalar bile, bu hiyerarşi diğer işçiler tarafından kabul edilmiştir? Dahası, bu kraliçeyi beslemeye razı olmuşlardır? Evrime göre içinde bulundukları “yaşam mücadelesi”, yalnızca kendilerini düşünmelerini öngörmektedir çünkü.


Tüm böcekler hayatlarının büyük kısmını yiyecek aramakla geçirirler. Yiyecek bulurlar, yerler, yeniden acıkır, yeniden ararlar. Bir de tehlikelerden kaçarlar. Evrimi kabul ettiğimizde, ıncaların da bir zamanlar böyle “bireysel” yaşadıklarını fakat milyonlarca yıl önce bir gün sosyalleşmeye verdiklerini kabul etmemiz gerekir. Aralarında ortak bir iletişim yokken -çünkü iletişim Evrime göre sosyalleşmenin bir sonucudur- bu sosyal düzeni “kurmaya” verdikleri” sorusunun ise hiçbir cevabı yoktur. Dahası, bu sosyalleşme için gerekli olan genetik farklılaşmayı elde ettikleri sorusunun da hiçbir bilimsel izahı yoktur.


Tüm bunlar bizi tek bir noktaya götürmektedir: ıncaların milyonlarca yıl önce günlerden bir gün “sosyalleşmeye” başladıklarını iddia etmek, aklın mantığın tüm kurallarını çiğnemek demektir. Konunun tek açıklaması ise şudur: Detaylarını ileriki bölümlerde göreceğimiz sosyal düzen ıncalarla birlikte yaratılmıştır yeryüzündeki ilk ınca kolonisinden bugüne dek bu sistem değişmemiştir.


Kuranda, ıncalarınkine benzer bir sosyal düzene sahip olan arılardan söz ederken, bu sosyal düzenin onlara “ilham” edildiği şöyle verilir:


Rabbin bal arısına vahyetti:


Dağlarda, ağaçlarda onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların ınlarından türlü renklerde şerbetler çı, onda insanlar için bir şifa vardır. (Nahl, Suresi 68-69)


Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.


Ayet, bal arılarının tüm işlerinin onlara Allah tarafından yapılan bir “ilham”la yürüdüğünü bildirmektedir. Buna göre bu hayvanların kurdukları tüm “evler”, yani kovanlar- dolayısıyla bu kovanlardaki tüm sosyal düzen-bal yapmak için sürdürdükleri tüm işlemler, Allahın onlara verdiği bir ilhamla gerçekleşmektedir.


ıncaları incelediğimizde onlardaki durumun da bundan farksız olduğunu görürüz. Onlara da Allah tarafından belirli bir sosyal düzen ilham edilmiştir buna harfiyyen uymaktadırlar. Her ınca türünün kendisine verilmiş olan görevi eksiksiz yerine getirmesinin tam bir teslimiyetle daha fazlasına uzanmamasının nedeni budur.


Nitekim doğanın kanunu da budur. Doğada evrimin iddia ettiği gibi başıboş tesadüfi bir “yaşam mücadelesi” yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Aksine, tüm canlılar kendilerine belirlenen “rızkı” yerler Allah tarafından kendilerine verilen görevleri ifa ederler. Çünkü


“Onun (Allahın) alnından yakalayıp denetlemediği hiç bir canlı yoktur” (Hud Suresi, 56)
“O (Allah) rızık verendir”. (Zariyat Suresi, 58)



Sosyal Hayat


ıncaların koloniler halinde yaşadıklarından aralarında mükemmel bir işünün hakim olduğundan bahsetmiştik. Sistemlerini daha yakından incelediğimizde, oldukça orjinal bir toplum yapısına sahip olduklarını da göreceğiz. Ayrıca bir çok yönden insanlardan daha fazla fedakar oldukları da dikkatimizi çekecektir. En ilgi çekici yönlerinden biri ise-insanlarla şılaştırmak gerekirse-bizim toplumlarımızda görülen zengin-yoksul ayrımı, iktidar mücadelesi gibi kavramları bilmemeleridir.


ıncalar üzerine uzun yıllar araştırma yapmış pek çok bilim adamı, onların ileri sosyal davranışları konusuna henüz bir açıklık getirememiştir. Washington Carnegie Enstitüsü Başkanı Dr. Caryl P. Haskinsin bu konudaki samimi itirafı şöyledir:


60 yıllık araştırma çalışmadan sonra hala ıncaların detaylı sosyal davranışlarına hayret ediyorum. Koku vücut lisanına dayalı karmaşık fakat kendilerinin kolayca anlayabileceği bir sistem oluşturmuşlar. ıncalar bizim davranışlarını incelememiz için iyi bir model oluşturuyor.


ıncaların bazı kolonileri, nüfus yaşama alanı açısından o kadar geniştir ki; bu denli büyük bir alanda kusursuz bir düzen oluşturabilmeleri açıklanabilecek gibi değildir. Bu açıdan Dr. Haskinse hak vermemek olanaksızdır.


Bu geniş kolonilere bir örnek olarak Afrikanın İshikari sahilinde yaşayan, Formica Yesensis adındaki ınca türünü verebiliriz. Bu ınca kolonisi 2,7 km2 alanda, birbirine bağlı 45 bin yuvada yaşar. Yaklaşık 1.080.000 kraliçe 306.000.000 işçiye sahip olan koloniyi, araştırmacılar, “Süper Koloni” olarak isimlendirmektedirler. Koloni içinde tüm üretim larının yiyeceklerin düzenli bir biçimde takas edildiği ortaya çıılmıştır.


Çok geniş bir alana yayılarak yaşamalarına rağmen, ebatları da düşünüldüğünde, ıncaların hiçbir ışıklık çıkarmadan düzeni korumalarını açıklamak oldukça zordur. Düşünün ki, bugün düşük nüfuslu uygar bir ülkede bile asayişi sağlamak, toplum düzenini devam ettirebilmek için çeşitli kuvvet birimlerine başvurulmaktadır. Bu birimlerin başlarında da mutlaka kendilerini yönlendiren, yöneten bir idari kadro bulunmaktadır. Bütün bu yoğun çabalara rağmen gerekli düzenin eksiksiz olarak sağlanamadığı da gözlemlenebilmektedir.



ıncalar












Son derece küçük olan ıncalar, bu küçüklüklerinin yanısıra kusursuz bir sosyal düzen içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

ınca topluluklarında ise ne polis, ne jandarma, ne de bekçiye gerek duyulmamaktadır. İlk bakışta kolonilerin hakimleri olarak düşünülen kraliçelerin de tek görevlerinin soyu devam ettirmek olduğunu düşünürsek; bir liderleri, yöneticileri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla aralarında emir-komuta zincirine dayalı bir hiyerarşi yoktur. Peki o halde bu düzeni bir sistem üzerine oturtan devamlılığını sağlayan ?


Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu benzeri soruların cevaplarını birlikte bulacağız.



Kast sistemi


İstisnasız her ınca topluluğu kast sistemine kesin olarak bağlılık gösterir. Bu kast sistemi, bir koloni içinde üç ana bölümden meydana gelir.


Birinci kastın üyeleri üremeyi sağlayan kraliçeler erkeklerdir. Bir kolonide birden çok kraliçe olabilir. Kraliçe, üreme böylece koloniyi oluşturan bireylerin sayısını arttırma görevini üstlenmiştir. Diğer ıncalardan vücutça daha iridir. Erkeklerin görevi ise, yalnızca kraliçeyi döllemektir. Nitekim bunların tamamına yakın ü çiftleşme uçuşundan sonra ölür.


İkinci kastın üyeleri askerlerdir. Bunlar, koloninin korunması, yeni yaşam alanları bulunması avlanma gibi görevleri üstlenirler.


Üçüncü kast ise, işçi ıncalardan oluşur. İşçilerin kısır birer dişidir. Ana ıncaya yavrularına bakar, onları temizler beslerler. Bunun dışında koloninin tüm diğer işleri de işçilerin sorumluluğundadır. İşçiler yuvaları için yeni koridorlar, galeriler inşa eder, yiyecek arar yuvayı sürekli temizlerler.


İşçi asker ıncalar da kendi aralarında küçük bölümlere ayrılırlar. Bunlar köleler, hırsızlar, yetiştiriciler, inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerde adlandırılırlar. Her grubun farklı bir görevi vardır. Bir grup tamamen düşmanlarla savaşmaya ya da avlanmaya yönelirken, diğer bir grup yuva inşa eder, bir diğeri de bakım işleriyle uğraşır.


Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şudur: ınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Önemli olan koloninin devamlılığıdır.


Bu sistemin oluştuğunu düşündüğümüzde ise kaçınılmaz olarak Yaratılış gerçeğine varırız.


Nedenini açıklayalım: Ortada kusursuz bir düzen olduğunda, mantıksal olarak, bu düzenin mutlaka planlayıcı bir akıl tarafından kurulmuş olması gerektiği sonucuna varırız. Örneğin bir orduda disiplinli bir düzen vardır; bu düzenin orduyu yöneten subaylar tarafından kurulduğu ise açıktır. Ordudaki her bireyin tesadüfen biraraya gelerek kendi kendilerini organize ettiklerini, rütbelere ayırdıklarını bu rütbelere uygun davrandıklarını varsaymak ise kuşkusuz saçma bir düşünce olur. Dahası, ordudaki mevcut düzenin kusursuz bir biçimde devam edebilmesi için de, düzeni kurmuş olan subayların bu düzeni denetlemeye devam etmeleri gerekir. Aksi halde, sadece erlere bırakılan bir ordu, ne denli disipline edilmiş olursa olsun, kısa sürede disiplinsiz bir güruha dönüşür.














Aynı koloni içindeki farklı kastlara mensup ıncalar, fiziksel olarak da çok farklı görünümlerde olurlar. Herbiri yapacağı ise uygun bir fiziksel yapıya sahiptir.

ıncalarda da aynen ordu disiplinine benzer bir disiplin vardır. Kritik olan nokta ise, ortada hiçbir “subay”ın, yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. ınca topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen gözle görünür bir “merkezi irade” yoktur.


Dolayısıyla tek açıklama sözkonusu merkezi iradenin “gözle görülmeyen” bir güç olduğudur. Kuranın


“Rabbin bal arısına vahyetti…” (Nahl Suresi, 68)


ifadesiyle kastettiği ilham, işte bu gözle görülmeyen iradedir.


Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır. Bu hayranlık şınlık zaman zaman çeşitli şekillerde, araştırmacılar tarafından da ifade edilmiştir. Böylesine mükemmel sistemin tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmekten çekinmeyen evrimciler de, bu sistemin merkezinde yer alan özverili tavırları açıklamakta aciz kalmaktadırlar. Bilim Teknik dergisinde konuyla ilgili olarak yayınlanan bir makalede yazılanlar, bu acizliği bir kez daha gözler önüne sermektedir:


Sorun, canlıların niye birbirlerine ettikleridir. Darwinin teorisine göre; her canlı kendi varlığını sürdürmek üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.


Özveri olgusunu açıklamanın klasik bir şekli, bunun grubun veya türün çıına olduğu özverili bireylerden oluşan toplulukların bencil bireylerden oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha lı olacağıdır. Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta, özverili toplulukların bu özelliklerini koruyacaklarıdır. Öyle bir toplulukta belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini feda etmeyeceği için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini daha yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu topluluğun boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü mü, tür mü, yoksa sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede evrim olsa bile çıkarlar çeliş sonuç ne olacaktır?


Görüldüğü gibi, canlılardaki fedakarlık duygusunu bu duygu sayesinde gelişen sosyal sistemleri evrim teorisi ile, yani canlıların tesadüfen meydana geldiklerini varsayarak açıklamak kesinlikle mümkün değildir.


hayvanlaralemi.net

kaynak: hayvanlar.us

Termitlerin Gizli Dünyası

Yeryüzünde insanı hayrete düşürecek kadar farklı çeşitte canlı türü yaşar. Görmeye alışık olduğumuz ıncalar, balarıları, köpekler, kediler, sinekler, örümcekler, atlar, tavuklar, martılar, serçeler diğerlerinin yanısıra bir de pek sık rastlamadığımız canlılar vardır. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan, kimi zaman ismini bile duymadığımız, duysak da neye benzediğini bilmediğimiz milyonlarca canlı türü vardır.


İşte bu kitapta konu edilen canlı da çevremizde görmeye alışık olmadığımız bir böcek türüdür. Yaşantısı görünüşü ile kısmen ıncalara benzeyen bu türün ismi “termit”tir. Termitler ıncalara benzer canlılar olsa da aslında onlardan çok farklı özelliklere yeteneklere sahiplerdir.


Termit hakkında bir ise kimileri için şaşırtıcı olabilir. Küçük bir böcek hakkında anlatılacak çok fazla konu olmadığını düşünenler çıkabilir. Ancak bu düşüncenin termitlerin özelliklerini okuduğunuzda yanlış olduğunu göreceksiniz. Çünkü termit diyerek geçip gidilen, hakkında fazla bir şey bilinmeyen bu canlı, aslında insana çok farklı bir düşünce ufku açabilecek özelliklerle donatılmıştır.


İşte bu yüzden bu de, termitlerin gizli dünyası incelenmiş, fiziksel özellikleri, yaşadıkları mükemmel sosyal sistem detaylarıyla anlatılmıştır. Tüm bunlar okunduğunda insanın ulaşacağı sonuç şudur: Yeryüzündeki tüm canlılar gibi termitler de Allahın örneksiz kusursuz yaratan isimlerinin apaçık bir delilidir.


O Allah ki, yaratandır, (en bir biçimde) kusursuzca var edendir, şekil suret verendir. En isimler Onundur. Göklerde yerde olanların tümü Onu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)




Termitler








Resmi görülen termit, tropik bölgelerin zor şartlarında, sahip olduğu özellikler sayesinde rahatlıkla yaşamını sürdürebilmektedir.

Termit kolonilerindeki yaşamın detaylarına girmeden önce, termitlerin yaşadıkları ortamın tarif edilmesinde fayda vardır. Termitler tropikal bölgelerde yaşarlar. Bu bölgelerdeki yaşam oldukça zorludur. Aniden bastıran yağmurlar bunların ardından gelen seller, çok yüksek derecelere çıkan hava sıcaklıkları bunlara benzer pek çok olumsuz etken, tropikal bölgelerdeki yaşamı güçleştirmektedir. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen bu bölgelerde yaşayan canlıların ortamla kusursuz bir uyum içinde oldukları yaşamlarını rahatlıkla sürdürdükleri görülür.


Bu kitabın konusunu oluşturan termitler de tropikal bölgelerde yaşayan canlılardandır. Dev kulelere benzeyen yuvalar yapan termitler, koloniler halinde yaşarlar. Yuvaları incelendiğinde, karmaşa içinde hareket ettikleri sanılır. Oysa bu canlılar, kusursuz bir sosyal düzene sahiptir. Termit şehirleri sadece sosyal açıdan değil, şehirlerdeki düzen bakımından da kusursuzdur.



Termit Şehirleri

Tropikal bir bölgeye giderseniz, daha önce hiçbir yerde görmediğiniz canlılara alışılmadık manzaralara rastlarsınız. Örneğin; bu bölgedeki ıssız arazilerde manzaranın doğal birer parçası gibi görünen kayalarla şılaşabilirsiniz. Bu kayalar adeta gizli şehirler şeklindedir.

Yüksekliği 4-5 metreye varan bazen birkaç tanesi bir arada bulunan bu minyatür şehirler aslında termit yuvalarıdır. Nüfusu kimi zaman bir milyonu aşan termit şehirlerinde yapılacak kısa bir inceleme bile yuvalardaki genel düzenin kusursuzluğunun görülmesi için yeterli olacaktır.

Bu minyatür şehirlerdeki yapılar, sürekli değişen iklim şartlarına uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Ayrıca şehirdeki bireylerin bütün ihtiyaçlarını kendi içlerinde şılayabilecek, dışarıdan alışverişe ihtiyaç duymayacak, bir düzenleme vardır. Kusursuz bir havalandırma sistemi, ihtiyaca göre düzenlenmiş bölümler (çocuk odaları, kuluçka odası, kraliçe odası vs.), tarım alanları termit kolonilerindeki düzenin parçalarındandır.

Bu şehirlerdeki sosyal düzen de son derece kusursuzdur. Şehir sakinleri işlerine son derece bağlıdır, hızlı hızlı hareketlerle görevlerini yerine getirirler.











Resimlere baktığınızda ilk anda belki toprak yığını olarak düşüneceğiniz bu yapılar, havalandırma sistemli, özenle düzenlenmiş bölümleri olan hatta içinde tarım alanları bulunan termit şehirleridir. Kendi boyutlarına göre gökdelen olarak nitelendirilebilecek bu yapıları inşa edenler 1-2 cm boyutlarında böcekler olan termitlerdir.

Milyonlarca termitin bir arada yaşadığı termit kolonilerinde oturmuş bir düzen vardır. Her yönüyle kusursuz olan bu düzen, kolonideki her bireyin kendine düşen görevi yerine getirirken gösterdiği titizliğin bir ürünüdür. Bir arada yaşayan diğer canlılarda olduğu gibi termitler de sürekli birbirleriyle yardımlaşırlar. Savunma, iletişim, besin bulma gibi birçok alanda mükemmel bir dayanışma içindedirler.










Termitler yuvalarını değişen iklim şartlarında zor durumda kalmayacak şekilde inşa ederler. Tam ihtiyaç duyacakları özelliklere sahip yuvaları yapmayı termitlere ilham eden, elbette ki gökten yere her işi evirip düzene koyan Allahtır.

Termit kolonilerinde askerler, işçi termitler bir kraliçe bulunur. Kraliçe sürekli olarak yumurtlayıp koloniyi geliştirir, işçiler hiç durmaksızın yuvanın bütün ihtiyaçlarını şılar, asker termitlerse yuvayı düşmanlardan korurlar. Gerektiğinde koloninin tüm üyeleri, kendi görevleri olmamasına rağmen, diğer işlere yardımcı olurlar. İşte bu dayanışma görev dağılımı sayesinde koloni içinde sayıları kimi zaman milyona ulaşsa da termitler, hiçbir sorun çıkarmadan yaşarlar.


İlerleyen bölümlerde termitlerin sosyal düzenleri yaşadıkları yerlerin özellikleri hakkında bilgiler verilecektir. Bu bilgiler incelenirken unutulmaması gereken nokta, bütün bunları yapanların boyutları santimetrelerle ifade edilen canlılar olduğudur.


Zaman zaman yapılacak olan insan-termit şılaştırması, bu canlıların yaşadıkları konforlu n şaşırtıcı düzenin kendi kendine oluşamayacağının anlaşılmasında özel bir yol olarak kullanılmaktadır. Değişik yöntemler kullanılarak örnekler verilmesindeki amaç, düşünmeyi teşvik etmektir. Ancak burada düşünmekten kastedilen, yüzeysel bir bakış açısı ile değil, bu canlıların yaptıkları olağanüstü işleri kurdukları disiplinli sosyal yaşantıyı “” sorularını sorarak düşünmektir.











Termitler doğadaki pek çok canlı gibi şaşırtıcı özelliklere sahiplerdir. Aşağıdaki resimde çiftleşme uçuşu için gerekli kanatlarla yaratılmış bir kraliçe adayı görülüyor. Yanda görülen işçi termit ise yine tam kendi sorumluluğunda olan işler için gerekli özelliklerle donatılmış.

İnsan gün içinde pek çok konu hakkında düşünür. Aklına takılan sorular olur, bu soruların cevaplarını bulmak için düşünür. İşiyle, okuluyla ilgili, işyerindeki veya sınıfındaki arkadaşları ile, ailesi ile, kendisi ile pek çok konu hakkında gün boyunca düşünür. Seyrettiği filmlerdeki karakterler aklına gelir, sokakta gördüğü insanları düşünür. Okuduğu kitaptaki ya da televizyonda gördüğü bir canlı hakkında düşünür. Akşam ne yiyeceğini, geçmişte neler yaşadığını düşünür. Bütün bunlar insanın zihnini meşgul eder. Ancak burada asıl önemli olan gereği gibi, fayda sağlayacak şekilde düşünmektir. Sorular sorup bu soruların cevaplarını bulmaya çalışarak düşünmek asıl olandır. İşte bu kitapta, termitlerle ilgili verilen örneklerle beraber sorular sorarak insan, düşünmeye teşvik edilmektedir. Allah, Kurandaki pek çok ayette, insanın çevresindeki varlıklar, olaylar iman delilleri üzerinde düşünmesinin önemine dikkat çekmiştir:


Sizin ilahınız tek bir ilahtır; Ondan başka ilah yoktur; O, Rahmandır, Rahimdir (bağışlayan esirgeyendir). Şüphesiz göklerin yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allahın yağdırdığı kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 163-164)

İşte termitler de, insanın üzerinde düşünerek önemli gerçekleri kavrayabileceği milyonlarca canlı türünden biridir.


hayvanlaralemi.net

kaynak: hayvanlar.us


Denizaltının tam olarak keşfedilmemiş çok renkli dünyasında, balıklar mercanların yanı sıra, gizemli şekilleri, renkleri yaşam biçimleriyle deniz kabukları birer mücevher gibi yer alır. Çoğu insanın sadece deniz kıyısında dolaşırken veya yaz tatili için kıyı bölgelerine gittiği zaman gördüğü, kumsaldan toplayıp evinin bir köşesinde süs eşyası olarak kullandığı bildik deniz kabuklarından başka, az bilinen insanı hayretler içerisine düşürecek güzellikte binlerce çeşit deniz kabuğu daha var. İstiridye kabukları içinde küçücük bir tanesinin gösterişli bir inci haline gelmesi veya birbirinden farklı iki tür deniz minaresinin yan yana gelişi, farklı güzellikler şaşırtıcı zariflikler yaratır. Çeşitleri yüz bini bulan deniz kabuklarının bazıları hoşa giden zarafetlerinden ötürü eski devirlerde yerine kullanıldığı gibi, günümüzde de pek çok evde süs eşyası olarak en hatırlı köşelere oturtulur.



Deniz Kabukları