nedir

En az rastladığınız yırtıcılar onlar. Ama haklarında en çok efsane duyduğunuz da keza onlar! Esrarengiz ın ya da kısaca BAYKUŞların dünyasına hoşgeldiniz!

130 u aşan türüyle baykuşlar yerkürenin nerdeyse her noktasına (Kutup dairesinden Arizona Çölüne, Amazondan Ceyhana kadar düşünebildiğiniz hemen her alan) dağılmışlardır. Bu familyadaki 15 cmden 75 cm ye kadar değişen büyüklükteki fertleriyle yırtıcıların en olağandışı üyeleridir.

Her ne kadar yırtıcı parantezi altında incelenseler de baykuşlar, gece müddetince avlanmaları besinlerini hızlarıyla değil de çok gelişmiş duyu sistemleriyle avlama kabiliyetleriyle diğer yırtıcılardan ayrılırlar.

Besinleri söz konusu olduğunda baykuşların favori menüsünü genelde küçük memeliler kemirgenler oluşturur. Tüm bunların yanına küçük ı orta büyüklükteki memelileri ya da böcek balıkları da eklersek yanılmış sayılmayız. Aslında farklılıklarını sayarken bir eksiklik de su yüzüne çıktı: Baykuşlar hem farklı avlarını, farklı yollarla, farklı zamanlarda avlıyor; hem de onları farklı bir biçimde mideye indiriyorlar! Bu ışık cümleyi Dil Kurumu standartlarına indirgemek için bir örnek versem aslında hiç fena olmayacak!

Bir uludoğan gördüğünüzü farzedelim (Zaten bu nadir kuşu görme olayını da büyük bir olasılıkla farzetmekle sınırlı kalacaksınız!) Birden altından geçen bir sığırcık sürüsüne daldı ordan geçen onbin küsür kuştan birini bilmemkaç km hızla fırlayarak kaptı. Alçaldı, alçaldı direğinin ucuna kondu. Pençelerindeki sığırcığı keskin gagasıyla parçaladı artık sığırcığı oluşturan dokular her tarafta! Büyük kısmı da doğanın sindirim sisteminde. ªimdi öykümüze şöyle yön verelim: Eymirde kıt kanaat geçinen bir Kulaklı Orman baykuşu saat 21:40 civarlarında midesinin sesini dinledi etrafı gözden geçiriyor. Tam şı çamın altından sesler gelmeye başladı. “Bir orman faresi dolanıp duruyor”, diye içinden geçirdi bizim görmüş geçirmiş baykuş. Yavaşca hareketlendi, kanatlarını açtı,usul usul kanatlarını çırptı fare daha ne olduğunu anlayıp duyamadan pençede… fare bir bütün olarak baykuşun boğazından geçiyor… Hikayemiz belki pek edebi değil ama anafikri açık, “Fareler bütün yutulunca daha lezzetli oluyo” Pardon frekanslar ışmış olmalı! Anatomik yapılarıyla, (yumuşak telekler) keskin duyma görme duyularıyla baykuşlar avlarını hızlarıyla değil becerileriyle elde ederler. Ne var ki başarı oranları çok yüksektir. Aslında hikaye devam etse hiç fena olmaz. Uludoğan kursağından geçen et parçalarını hissedip söyle düşündü:”Üff yine orta kalite sığıcık eti. Nerede o eski çamurcunlar, tahtalılar…Gidip kendime bir maden suyu bulsam fena olmayacak , kursaklarım bayram etsin. Fakat baykuşun böyle problemleri yok; çünkü kursak diye birşeyi yok. Tabii durum böyle olunca farenin tüyleri kemikleri atılacak..Bittabi peletle: Pelet baykuşların saptanmasında kullanılacak en önemli tır. Baykuşun sindirimini zorlayacak kemik tüy gibi nesneleri kusarak atmasıyla oluşan pelet, bir anlamda sık ağaç dallarıyla bütünleşmiş bu ı bulmamıza yarayan bir pusula görevi görür. deki başlıca baykuş türlerine geçmeden önce bazı noktaları belirtmek de yarar var.



  • Baykuşlar sanılanın aksine gündüz de görür.

  • Yuvalarına yaklaşmak sadece etik açıdan değil ayrıca açısından da sakıncalıdır!


Ülkemizdeki Türler



Şimdi sırada ülkemizi bizle paylaşan baykuş türleri var.



  1. İshakkuşu: Ülkemizin en küçük baykuş türü olup (19 cm) böcekle beslenir. Kışın güneye yolculuk eden bu tür park bahçelik alanlarda geniş yapraklı ağaçlı bölgelerde yaşar.

  2. Küçük ishakkuşu : Aslında bu türü ishak kuşundan ayırabilirseniz bravoyu haketmiş sayılırsınız. GD Anadolu da yaşayan bu tür, ishakkuşundan 1-2 cm büyükçedir, bazen küçük kuşlara da saldırır kukumavdan görünüş olarak tek farkı yan duruş da kukumavdan daha sarı görünen kanat çizgisi önden bakıldığında dik değil de paralel görünen kısa çizgili tüylerdir.

  3. Kukumav (23-25cm): Ülkemizin her yerinde ( Karadeniz sahil şeridinde daha az olmak koşuluyla) özellikle kumluk taşlık harabe bölgelerde, köy evi, baca elektrik trafolarında bulunurlar. Başlarındaki kulak tüyleri farkedilemediğinden kelaj görünürler. Gece gündüz aktif olup yem arar; kuş,böcek sürüngenleri tercih ederler. Naçizane deneyimlerim seslerinin ağlamasıyla kedi miyavlaması arasında olduğunu gösteriyor.

  4. Kulaklı orman baykuşu:(31-36 cm) Eymire gidip de onları görmemek mümkün mü! Kış aylarında gruplar oluşturup ağaçlarda tüneyen bu tür, tehlike,kamuflaj alarm anında kulak tüylerini havaya diker. Açık alanları gören ağaçlı bölgeleri kendilerine üs seçerler kullanılmış eski yuvaları kullanırlar.

  5. Kır baykuşu (34-40): Açık kırlarda yaşar . Yerde yuva yaparlar de gündüz de aktiftirler. İngilizceleri short eared owl dur ancak boyutları long eared türünden büyüktür.Tüyleri sırtında kahverengi üzerine beyaz benekli , alt bölümler soluk. Eşler arasında kulaklı da olduğu gibi yine fark yok.

  6. Peçeli Baykuş (33-38 cm): Peçe tüyleri çok belirigin olup tüy rengi beyazdan açık kahveye kadar varyasyon gösterebilir. Bu özellikleri onların en fotojenik baykuş türü olmalarını sağlamıştır.Ansiklopedilerde avlanan baykuş resimlerinden bir çoğu peçelilere aittir. Gözleri oyuncak ayılarınki gibi siyah bir nokta olarak görünür. Kırsal evlerin üst katları , az ağaçlı araziler favori yerleridir.Hazır yuvaları kabul ettiğine dair kayıtlar vardır.Yüz şekli tipiktir.

  7. Alaca Baykuş (37-43 cm):Yapraklı ışık ormanlarda yaşar.Yıllanmış meşeler onun için iyi bir yapı özelliği taşır. İnsanla barışık yaşar.Gövde tuyleri enine boyuna cizgilerle alacalanmıştır.

  8. Baykuşu (50-58 cm): Eğer nesli tükenmemiş ise ülkemizin en nadir raslanabilen kuş türüdür. Bir zamanlar Seyhan Ceyhan nehirlerinin yakınlarındaki yarı ağaçlık arazide ürediği belirlenen bu tür, kaya başlarından gözetlediği su canlılarıyla beslenir. Bazen alçaktan su üstünde arama yaptığı da olur. Kayıtlara fazla geçemediğinden tahminler vasıtasıyla taksonomiye girmiştir. Örneğin tam mlanmış bir ötüş şekli yoktur.

  9. Puhu (60-75 cm): Baykuşlar aleminin kesin hakimidir. Harbi delikanlıdır. Sanılanın aksine Aynalıdan önce erkekliğin kitabını yazmışsa da Televolelere uyum gösteremediğinden şöhreti azalmıştır!Kendisinden büyük avlara (küçük bir geyik!) bile saldırır.Bir oturuşta bir kuzuyu mideye indirebilir. Bölgesinde yırtıcıya tahamülü yoktur. Rahatlıkla çakır,doğan hatta kartallarla dalaşabilir. Kayalık taşlık arazi sık ormanların olgun yaşlı ağaçlarını yuva için seçer. Yuvalarına ulaşmak pek mümkün değildir. Heybetli vücudunu alarm durumunda gösterime girdirir. Turuncu irisleri , iri vücutları, haşmetli duruşlarıyla şah kartal kara akbabayla aleminin (en azından aleminin!) en oturaklı üyeleridir. Martılar, kirpiler, sıçanlar, orman horozları menüsünün nadide seçenekleridir. Bazen şehirlere girdiği olur. ( bkz Ekşioğlu Süleyman,Trabzon; Demirci İkbal,Erzincan) Bir gözlemci puhu görüp de mlayamıyorsa mesleği bırakma zamanı gelmiştir.

  10. Tüm bu türlerin yanında ülkemizde çeşitli kaynaklar Kuzey Doğu Anadolu da bazı korunmuş yerlerde (ılcahamam vs.) Paçalı baykuşun yaşadığını anlatmaktadır.
    Barbaros Demirci

kaynak: hayvanlar.us


Baykuş

Kargalar herkes tarafından nan genelde saygı ile anılmayan kuşlardır.

Bakın karga var. Hangi tür?
Aman! Karga işte.


Çok tipik bir konuşma olan bu tarz, kuş gözlemcileri arasında pek itibar görmez. Özellikle kargalara özel ilgi duyan kuş gözlemcileri arasında. Çünkü kargalar denen bu özel hayvanlardan ’de tam 10 değişik tür bulunmaktadır. Bu on taneden sekiz tanesi ’de düzenli olarak görülürken iki tanesinin yalnızca bir kaç kaydı bulunmaktadır: köknar kargası çöl kuzgunu. Bu iki türden bu metinde bahsedilmemiştir.

dünyasının en zeki hayvanları olduğunu gönül rahatlığı ile ileri sürebileceğim kargalar hakkında, içinde zeka parıltıları bulunan bir çok hikaye duyabilirsiniz. Hele bir kaç yıl gözlem yapmış bir grup kuş gözlemcisi arasına düşmüşseniz hikayeler bitmez. Ankaralılar saksağanın yırtıcıları kovaladığını anlatırken İstanbullulardan da leş kargasının marifetlerini dinlersiniz.

Zaman zaman yırtıcı kuşlarla ıştırılan kargalar pek ötemeseler de aslında ötücü kuşlardır. Yapacağınız detaylı gözlemler bu hayvanların keyiflerinin yerinde olduğu zamanlara denk gelirse, ötmeye çalıştıklarını siz de izleyebilirsiniz.

Kargaları yazmamın nedeni sizlerin de bundan sonra gördüğünüz kargalara sadece karga dememeniz biraz uğraşıp türleri ayırt etmeye çalışmanız isteğim.

Peki bu kargalar? Şimdi onları tür tür yalım.



Alakarga – Garrulus Glandarius – Jay

Kargalar arasında saksağanla beraber en az kargaya benzeyen türdür. Kanatlarındaki mavi beyaz bölgeler kanat uçlarındaki kuyruğundaki siyah bölgelerle kontrast oluşturur. Sonbahar ayları dışında ağaçlık bölgelerin dışına pek çıkmayan alakarga bu dönemde oldukça sık gözükür. Meşe palamutlarının bulunup gömüldüğü bu dönemde alakargaları görmek çok kolaydır. ’de altı yedi değişik alt türü bulunan alakarganın besinini böcekler, meyveler, yumurtalar zaman zaman da diğer ın yavruları oluşturur. Genelde çok utangaç olan alakarganın sesi oldukça gürültücüdür.


Saksağan – Pica pica – Magpie

Vücudu tamamen siyah beyaz renklerin harika formasyonundan oluşan saksağan ’nin bir çok yerine dağılmış durumdadır. Ağaçların bulunduğu açık arazilerde vadilerde yaşamayı tercih eden saksağan sık dik ormanlarda genellikle gözükmez. Uzun kuyruğu düzensiz kanat çırpışı ile ayırt edilmesi oldukça kolaydır. Genelde hemen her şeyi yiyebilen saksağan bölgesinde bulduğu parlak cisimleri yuvasına götürmek için almayı ihmal etmez. Yuvasını bir de çatı ekleyerek sağlamlaştırdığı için her yerde ayırt etmek olanaklıdır. Saksağanların elektrik direklerine de yuva yaptıkları bilinmektedir.


Sarı gagalı dağ kargası – Pyrrhocorax graculus – Alpine chough

Dağlardaki kayalıklarda üreyen bu kargayı çok yakın akrabası olan kırmızı gagalı dağ kargasından ayırt etmek bir çok durumda zor olabilmektedir. Akrabasına göre kısa gagalı, kanatlı, kısa parmaklı, uzun kuyruklu olan sarı gagalı dağ kargasının kuyruğunun ucu da daha yuvarlaktır. Koloniler halinde yüksek bölgelerdeki kayalıklarda üreyen bu tür aynı zamanda akrabası gibi çok sosyal oyuncudur. Özellikle süzülme konusunda uzman olan bu hayvanlar inanılmaz akrobatik hareketler sergilerler. ’de Toroslar Kaçkarların yanı sıra Denizli bölgesinde de ürediği tahmin edilmektedir. Kışın daha alçak bölgelerde de gözükür.


Kırmızı Gagalı Dağ Kargası – Pyrrhocorax pyrrhocorax – Chough

Bir çok yönden sarı gagalı akrabasına benzeyen bu tür akrabasından biraz daha iricedir. kırmızı gagasıyla kolayca ayırt edilebilmesine rağmen gençlerde görülen turuncu gaga zaman zaman ayırt etmeyi güçleştirir. Kışın koloniler halinde alçak bölgelere de inen kırmızı gagalı dağ kargası üreme habitatı (yaşam alanı) olarak sarı gagalı ile çok benzeşir. Toroslar, Kaçkarlar Güney Doğu Anadolu türün ürediği bölgelerdir. Gölü çevresindeki dağlarda 4400 metrede ürediği görülmüştür.


Küçük Karga – Corvus monedula – Jackdaw

Karadeniz Akdeniz bölgelerinin sahil kısımları dışında hemen her yerde bulunur. Kargalar ailesindeki en küçük türlerden biridir. Bir çok habitatta bulunabilir. Üremek için ağaç delikleri, kayalıklar, büyük binalar büyük taşların aralarını seçer. Şehirlerde de görülür. Ensesindeki yanaklarındaki grimsi açıklıkla açık gözleriyle diğer kargalardan ayrılır. Uçarken çok belli olmayan parmakları hızlı kanat çırpışı önemli noktalardır. Seside diğer kargalardan farklı olan küçük karganın ıştırıldığı türlerin başında Orta Anadoluda beraber görüldüğü ekin kargası gelir.



Ekin Kargası – Corvus frugilegus – Rook

Adından da anlaşılacağı gibi ekinlerle arası iyi olan bu türün en ayırt edici özelliği uzun, güçlü gri renkli gagası ile gaganın kafayla birleştiği yerdeki griliktir. Diğer kargalardan dış görünüş olarak bir farkı da kafasının yuvarlak değil sivri olmasıdır. Uçarken parmakları kolayca belli olan ekin kargasını küçük kargadan ayırt etmek zaman zaman güç olabilmektedir. Gagadaki siyahlığın görülmediği genç bireylerin mlanması güçlük doğurabilir. Orta Doğu Anadolu türün düzenli olarak görüldüğü bölgelerdir. Üremek için bozkır ekili alan yakınlarındaki ağaçları seçer kalabalık sayılardan oluşan koloniler kurar.


Leş Kargası – Corvus corone cornix – Hooded Crow

İstanbulluların yakından dığı leş kargasının ayırt edilmesi vücudunda bulunan gri bölge sayesinde oldukça kolaydır. Ekin kargasıyla aynı boyda olan leş kargasının gagası ekin kargasınınkine benzemez. Diğer kargalar gibi koloni yapmayan leş kargalarını aileler halinde görmek mümkündür. Ankara’da çok az rastlanan bu tür Orta Anadolu bozkırlarında Akdeniz kıyılarında zaman zaman görülmez.


Kuzgun – Corvus Corax – Raven

Kargaların en zekisi kuşçular arasında en meşhur popüler olanıdır. İri vücudu, iri gagası, büyük kanatları, baklava şeklindeki kuyruğu nmasında önemli rol oynar. Genelde dağlık bölgelerde yaşamayı seçen kuzgun uygun olduğu taktirde hemen her yerde görülebilir. İnsanlardan uzak durmayı tercih eden bu kuş koloniler halinde yaşamayı çok fazla tercih etmez. Yalnızca, üremeyen gençlerin koloniler halinde gezdikleri bilinmektedir.



Bahtiyar Kurt

kaynak: hayvanlar.us


Kargalar

Kuşlarda ön ekstremiteler kanat haline dönüşmüştür. Bunun için özel bir yapı gösterirler. Humerus nispeten kısa olup daha uzun olan kolda radius ulna kemikleri bulunur. Carpus kemiklerinden radiale ulnare kalmıştır. Metacarpus’lar 3 tanedir, bunlardan birisi kısa ikisi uzundur. Ergin kuşlarda bu üç kemik birleşmiştir. Dördüncü beşinci parmaklar körelmiş, yalnız üçüncü parmak kalmıştır. Baş parmak ile üçüncü parmak birer parçalı, ikinci parmak ise 2-3 parçalıdır. Ön ekstremiteler kanat halini aldığından, esas görevleri ın uçmasını temin etmektir. Bunun için kanatların gövdeye sağlam bağlanması gereklidir. Bu bağlantıyı temin için kuşlarda lades kemiği(furcula) evrimleşmiştir. Ayrıca kas uçlarının bağlanması için göğüs kemiğinin ön kısmı bir çıkıntı (karina) meydana getirir. Uçma özelliğini kaybeden kuşlarda karina yoktur. Uçma tüyleri örtü tüylerinden meydana gelen kanatlar, istirahat esnasında vücut yanlarında katlanmış olarak dururlar.



Arka ekstremiteler yürüme bacakları halindedir. Üst bacakta femur ile diz eklemi, kas ın tüyleri tarafından örtülü olduğundan dıştan görülmez. Alt bacakta tibia kemiği, tibiale fibulare ile birleşerek tibiotarsus’u meydana getirmiştir. Fibula körelmiştir. Tibiotarsus’tan sonra uzun bir kemik daha gelir, buna tarsometatarsus denir; bu kemik tarsalia ile ortadaki üç metatarsusun birleşmesinden meydana gelmiştir. Tarsometatarsus’un alt ucundaki çıkıntılara parmaklar eklenmiştir. Bu çıkıntılara ikinci, üçüncü, dördüncü parmaklar bağlanırlar. Birinci parmağı olan kuşlarda bu parmak, tarsometatarsus’un iç kenarında yer alan küçük metatarsus’a eklenmiştir. Beşinci ayak parmağı kaybolmuştur. Kuşlarda parmak sayıları genellikle 3-4 olmasına şın deve ında 2’dir. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4, dördüncü parmak ise 5 parçalıdır. Parmaklar bazen öne veya arkaya dönebilirler,böyle parmaklara döner (reversibl) parmaklar denir. ın yürümeye yarayan arka ekstremiteleri, hareket tarzlarına göre başlıca şu tiplere ayrılır:



A- Yürüme bacakaları,



B- Bataklık su içinde yürümeye yarayan bacaklar,



C- Yüzme bacakları.



Bu üç grup bacaklarda kendiş aralarında değişik tiplere ayrılırlar.



microsoft-com:office:office" />





  1. Yürüme Bacakları : Bu ayak tipinde genellikle tibiotarsus, intertarsal kadar tüylüdür. Yürüme bacaklarının değişik tipleri sırayla şunlardır:



    1. Koşucu ayaklar: Bu tipte arka parmak bulunmaz. Önde üç veya iki parmak bulunur.

    2. Adımlayıcı ayaklar: Parmakların üçü önde biri arkaya dönüktür. Orta dış parmaklar orta kısımlarına kadar birleşmiştir.

    3. Sıçrayıcı ayaklar: Üç parmak önde, biri ise arkaya dönüktür. Orta dış parmaklar yalnız diplerinde birbiriyle birleşmiştir.

    4. Eşinici ayaklar: Parmakların üçü önde, biri arkaya dönüktür. Öteki parmaklardan daha uzun olan orta parmak eşinmeye elverişlidir.

    5. Yakalayıcı ayaklar: Tırnakları sivri kıvrık olup, birinci ikinci tırnakları en uzundur. Parmaklardan birinci ikincisi diğerlerinden daha uzundur.

    6. Tırmanıcı ayaklar: Parmakların ikisi öne ikisi arkaya dönüktür.

    7. Tutunucu ayaklar: Dört parmakta öne dönüktür.

    8. Döner parmaklı ayaklar: Öne dönük olan 3 parmaktan dıştaki istenildiği zaman arkaya dönebilir.

    9. Yarık ayaklar: Öne dönük olan 3 parmak diplere kadar serbesttir.


  2. Bataklık Su İçinde Yürümeye Yarayan Bacaklar: Bu tipte tibiotarsus tamamen veya kısmen tüysüzdür. 3 değişik şekli mevcuttur.



    1. Tek bağlı ayaklar: Orta dış parmaklar bir deri vasıtasıyla birbirine birleşiktir.

    2. Çift bağlı ayaklar: Öndeki parmaklar, dip kısımlarındaki bir deri vasıtasıyla birleşiktir.

    3. Boğumlu ayaklar: Parmakların etrafındaki deri boğumludur.


  3. Yüzme Bacakları: Bu ayakların başlıca tipleri şunlardır;



    1. Ayrık perdeli ayaklar: Parmaklarbirbiriyle yapışık değildir. Her parmak ayrı bir deri ile çevrilmiştir.

    2. Tam perdeli ayaklar: Öne dönük üç parmak arasında parmak uçlarına kadar uzanan bir deri bulunur.

    3. Yarık perdeli ayaklar: Öne dönük 3 parmak arasındaki deri parmak uçlarına kadar devam etmeyip parmak ortalarında biter.

    4. Kürek ayaklar: Öne dönük arka parmak da dahil olmak üzere, bütün parmaklar arasında bir deri mevcuttur.

kaynak: hayvanlar.us


Kuşlarda Ekstremiteler

Antarktika da uzun kutup gecesi, günesin ufuktan yükselmesiyle biter altı ay sürecek gündüz baslar. Çok geçmeden smokinlerini giymiş penguen sürüleri ,kısa bacakları üzerinde hoplayarak ilerlemeye baslar. Önlerinde yürümeleri gereken yüzlerce kilometre buzlu yol vardır. onlar 1 adımda yalnızca 10 cm ilerleyebilir. Ama dakikada 120 adim atarlar. Yürümekten yorulunca da beyaz göğüsleri üzerine yatıp bacaklarını bir kürek gibi kullanarak kızakla kayar gibi yol alırlar. Hedeflerine varınca bir çukur kazarlar. Çevresine tastan bir duvarcık çevirirler. çukurun içine girerek beklemeye başlarlar. Bekledikleri şudur : Güneşin kendilerine yada dişi olduklarını bildirmesi. O zamana kadar cinsiyetlerinden haberleri yoktur. Güneş ışığı , cinsiyet bezlerini harekete geçirir. hormonlardan biri daha fazla salgılanmaya başlar Cinsiyetlerinin ne olduğunu ancak o zaman anlarlar. Eğer dişiyse çukurda kalır, ama erkekse yapacak çok işi vardır. Penguen geleneklerine göre , gagasına bir taş alarak törenle dişinin önüne koyar. Oralarda tas çok nadir olduğundan bundan daha mükemmel bir düğün hediyesi yoktur. şayet dişi taşı kaldırır eğilip kalkarsa , dişiyi tavlamıştır .Fakat tas olduğu yerde kalırsa penguen başka bir arar. Bazen iki erkeğin ayni dişiye göz koydukları olur. Bu durumda taşları bir kenara bırakıp birbirlerinin üzerine atılırlar. Kanatlarıyla birbirlerine dakikada tam 200 atarlar. Arada durup dinlenme kuralı da olan dövüş, taraflardan biri yorulup çekilinceye dek sürer. Bu dövüşlerde yaşamını yitiren olmamıştır. Erkeklerle dişi birbirini bulduktan sonra yorulmak bilmeden tas biriktirme isine başlarlar. İşin kolayını seçen penguenler komşularının tas kümelerinden tas çalarlar. Yakalanınca da kendilerini savunmaya gerek görmeden cezalarını çekerler. Güneş ışınları penguenleri daha çok ısıtmaya başlayınca oyunları baslar. Bazı çiftler saatlerce şılıklı olarak eğilip kalkarlar. Bazıları ise başlarını sağa sola dondurup kendilerini beğendirmeye çalışırlar.

Dişi, yumurtladıktan sonra yuvadan ayrılamaz. Çünkü iri martılar, yavrular için büyük bir tehlikedir. Kuluçka suresince anne baba bile yemezler. Ancak yavrular çıktıktan sonra baba penguen tutmaya gidebilir. Yürüyemeyecek duruma gelene kadar midesini doldurur. Yuvada gagasını ardına kadar açarak yavruları besler. Yavrular on dört günlük olunca çocuk bahçesine gönderilirler. 20 kadar nine dede penguen burada 120 ciftin yavrularının bakımını üslenmişlerdir. Anne baba penguenler yiyecek bulurlar ayrım yapmaksızın tüm yavruları beslerler.

Yüzmek penguenlerin en büyük zevklerinden biridir. Penguenler yüzmeyi bu denli sevseler de hiçbiri denize ilk giren olmak istemez. Yüzlercesi kıyıya toplanır kanat çırparak birbirlerini suya itmeye çalışırlar. Bu kaygının nedeni fok balıklarıdır. Yavru penguenler yeterince büyüyünce yüzme dersleri almaya başlarlar. Bu is yine nine dedelere düşer. Bir suru yavruyu yanlarına alarak deniz kenarına oturur yüzme sanatının inceliklerini bir bir öğretirler. Mart ayı gelinceye kadar yüzmeyi, dalmayı, tutmayı, yürümeyi kısacası bir penguenin bilmesi gereken her şeyi öğrenmiş olurlar.

Çok geçmeden Antarktika yazı sona erer. Kışın gelişiyle penguenlerin cinsel güdüleri de söner. Artık penguenler için kışı geçirecekleri yerlere yürüme zamanı gelmiştir. Yüz binlerce penguenden oluşmuş suru, gürültüyle yol aldıkça, arkada bıraktıkları kıyı altı aylığına sessizliğe karanlığa gömülür.

kaynak: hayvanlar.us


Penguenler

Çoğumuzun Nils Uçan Kaz’ın masalını önce büyüklerimizden dinlemiş, sonra onu çocuklarımıza okumuş bu anlarda Nilsinkine bir macera yaşamayı düşlemişizdir. İyice küçülerek kaz Mortonun sırtında uzaklara, görmediğimiz diyarlara yolculuk etmek yeni coğrafyalar keşfetmek..



Kazlar iri sürücül göçmen olduğundan bu masalda başrolü oynayan kuş olmaya hak kazanmışlardır. Diğer taraftan insanlar tarafından da yla evcilleştirilmiş uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. Daha küçük bir çocukken tıpkı Nils gibi, köyde iri kazların sırtına tırmandığımızı hatırlıyorum, bizi üzerlerinden atmak için hızla koşmaya başlarlardı, öyle ki birazdan havalanacaklarını düşünürdüm. Daha da büyüyüp onları kucaklayacak duruma geldiğimizde kazlarımızı yüksekçe bir tepeden göğe bıraktığımızı da anımsıyorum, kimin kazı daha uzağa uçarsa, onun kazandığı bir oyun oynardık. Tıpkı masallardaki gibi gerçeküstü anılar haline geldi bunlar günümüzün doğaya yabancı makineleşmiş dünyasında.



Oysa masallar gerçek olabilir, düşgücü yaratıcılık insanın bunu başarmasını sağlar, tıpkı Jul Verne’in Denizler Altında Yirmibin Fersah masalından yola çıkarak denizaltıların icad edildiği gibi. Fransız çevreci Christian Mullec, nesli tehdit altında olan Küçük Sakarca Kazlarının (Anser erythropus) güvenle göç edebilmeleri için onlarla birlikte İsviçre’den, Sibirya’ya kadar uçmaktadır. Kazlar sürü lideri olarak kabul ettikleri Mullecin peşini bırakmayarak onu güvenli bir rota üzerinden üreme alanlarına kadar izlemektedirler. Peki bir insan kaz sürüsü içinde bu güveni sağlayabilir?


Bu sorunun yanıtını kazlarla ilgili çalışmaları sonucunda Nobel ödülü kazanan Avustralya’lı bilim adamı Konrad Lorenz vermiştir. Lorenz, şılaştırmalı davranış bilimi anlamına gelen “etoloji”nin kurucusu olarak kabul edilir yumurtadan yeni çıkan bir kaz veya ördek yavrusunun, genetik olarak duymaya programlandığı ‘anne’ (vak-vak gibi) sesini çıkaran ‘kişiyi’ (bu sesi çıırsa çıkarsın) anne olarak kabul ettiğini onu izlediğini keşfetmiştir. (Bu olaya bilim dilinde “imprinting” denmektedir.) Nitekim ‘LePeuple Migrateur’ orijinal isimli çe’de -Kanatlı Uygarlık olarak bilinen filmde göç sırasında çok yakından çekimi yapılan kazlarda aynı yöntemle yetiştirilmiş bu sayede önlerinde mini bir pervaneli araç içinde uçan annelerinin! elinde tuttuğu kameranın önünde uçmuşlardır. microsoft-com:office:office" />



Göç eden kazları havada uçarken “V” harfi şeklinde bir alırlar. Bunun nedeni “V” şeklinde uçulduğunda, uçan her kazın arkasındaki için onları kaldıran bir hava koridoru yaratmasıdır, kazlar birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava koridorunu kullanarak zorlu binlerce kilometreye ulaşan uçuş menzillerini daha az enerji harcayarak kat edebilmektedirler. Uçuş sırasında kazlardan yorulanlar gurubun en arkasına geçer öndeki ın kanat çırpmaları sonucu oluşan koridorun kaldırma güçünden yararlanırlar yine bu esnada tıpkı askerlerin koşu sırasında üler söylediği gibi, kazlar da uçuş temposunu sağlayan birbirlerini motive eden çığlıklar atarlar.


Göç sırasında binlerce kilometre yol alan kaz sürüleri arasında en yüksekten uçanlar ise Çubuklu kazlardır (Anser indicus). Bu Hindistan’a ulaşmak için Himalayaları aşmak zorundadırlar bu yüzden 8000m yüksekliğe ulaşabilirler.


Kazlar arasında bir başka davranış da guruptaki bir birey düşer ya da bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa etmek üzere gruptan en az iki kazın
ayrılıp /yaralı kaza katılmasıdır. Tekrar
uçabilene ( ya da eğer ölürse, ölümüne kadar ) yaralı kuşla birlikte kalır onu
asla terk etmezler. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu
bulurlar, hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları
reddetmez. Kazlar arasındaki sosyal dayanışmanın bir başka örneği ise gözcü kollarıdır. Kaz sürüsü gece konaklamak üzere konduğu sulak alanlardan otlamak üzere gidecekleri çayırlara gitmek üzere havalanmadan önce ikili guruplar halinde gözcüler kullanırlar, gözcüler sulak alanın etrafında uçarak kolaçan eder sürünün insan faaliyetinin en az bulunduğu, en risksiz olan bölgeden havalanmasını sağlarlar.


Kazların çifleşme sırasında eş seçimine çok dikkat ederler. Bazı evcil yabani kazlar tek eşliliği tercih ederken, diğerleri genellikle 1 2-4 dişiden oluşan gruplar halinde yaşarlar. Dişi sayısı bazen 5’e kadar çıkabilir. dişi bir kez lı bir şekilde çiftleşirlerse birbirlerini kabul ederler. Kazların çoğu sabah erken saatlerde yumurtlarlar. Dişiler yuvaya 4-6 nadiren 8 bırakırlar. Civcivler 27-29 günde yumurtadan çıkarlar ancak 8 haftada bağımsız hale gelirler. Bazı ağır cüsseli ırkların suda daha iyi çiftleştikleri belirlenmiştir, fakat kazlar kuru zeminde de bir şekilde çiftleşebilirler.



Ülkemizde görülebilecek kazları, gri kazlar (anser) siyah kazlar (branta) olarak iki guruba ayırabiliriz. ’de yaşayan en büyük kazı olan Boz Kaz (Anser anser) yaklaşık 90cm boyundadır kanat genişliği 180 santimi bulabilir. Bu türün dışında kışlamak üzere kuzeyden ülkemizi ziyaret edenler göçmen türlerdir ancak bu göçmen türlerle beraber uçarsanız başka diyarlara gitme şansınız olabilir. Masalların gerçeğe dönüştürmenin imkansız olmadığını unutmayın . Lorenz’e Nobeli kazandıran çalışmalar, bizim ülkemiz dahil herhangi bir kentte de yapılabilir. Bu süerçte eksik olan kaz veya ördek değil, sadece bakış açısıdır.



Serhan Oksay

kaynak: hayvanlar.us


Kazlar

Bugün; dünyada bilinen türlerinin yaklaşık 2/3ni Arthropoda (eklembacaklılar) şubesi oluşturmaktadır. Artropodlar, dünyada yaşayan hayvanlar içinde tür bakımından olduğu gibi, birey sayısı bakımından da en zengin grubu oluşturur. Ayrıca, hayvanlar aleminde en fazla tür çeşitliliğine sahip böcekler (Classis: Insecta) de bu grupta yer almaktadır.

Eklembacaklılar şubesinde yer alan Arachnida sınıfı, geniş bir spektruma sahip olup Örümcek (Araneae), Akrep (Scorpionida), Kamçılı akrep (Uropygi), Silindir örümcek (Solifugae), Kamçılı örümcek (Amblypygi), Ot biçen (Opilionida), Akar (Acarina), Yalancı akrep (Pseudoscorpionida), Kırbaçlı örümcek (Palpigradi), Kamçılı akrep (Uropygi), Kırbaçlı akrep (Schzomida) Ricinulei gibi çok sayıda farklı grupların birleşmesiyle oluşur Araknitler (Classis: Arachnida) olarak adlandırılırlar.


Örümcekler her türlü habitat ekosistemde yaşayabilmektedir. Dünya üzerinde çok geniş bir yayılış alanına sahip olan örümcekler, kutuplardan kıta içlerine, deniz yüzeyinden 5000 m’ye ulaşan yükseltilere kadar yayılabilmektedir. Bunların çoğu karada, pek azı kıyılarda ya da tatlı suların yüzeyinde içinde yaşarlar. Genellikle bahçelerde, duvar üzerinde, saçak altında ağ gererek yaşayan hayvanlardır. Günümüzde örümcekler, karasal ekosistemlerde yaşayan başta böcekler olmak üzere birçok artropodların etkili predatörü olarak mlanmaktadır.

microsoft-com:office:office" />

MORFOLOJİ


Prosoma opistosoma olarak iki kısma ayrılan vücut; pedisel denilen yapı ile birbirine bağlanmıştır. Prosoma bölgesinde yer alan ilk çift ekstremite keliserler olup bunların bağlandığı kısımda bir çift zehir bezi yer alır. Bezlere bağlı zehir kanalı keliserlerden, bunların ucunda bulunan sokma iğnesi olarak kullanılan kıskaçlara açılır. Zehir avın felç edilerek daha kolay yenmesini sağlar. İkinci ekstremiteler altı parçalı pedipalplerdir. Bunlardan sonra 7 parçalı dört çift yürüme bacakları yer alır. Bu segmentler kaideden uca doğru koksa, trohanter, femur, patella, tibia, metatarsus tarsus yer alır. Başın ön kısmında genellikle 8 (bazen 6) göz, iki veya 3 sıraya dizilmiş olabilir. Opistosoma farklı büyüklüklerde olmasına rağmen sistematikte önemli bir kriter sayılmaz. Dorsal kısımda ya da yaprak şeklinde “folium” yer alır. Opistosomanın arka ucunda anüs, hemen altında ise üç çift ağ memeleri yer alır. Memelerden farklı yapılardan ağ çı bu değişiklik familyalara göre farklılık gösterir. Opistosomanın ventralinde, ön orta kısımda genital delik yer alır. Bundan başka solunum açıklığı olan boru trake stigmaları da örü memeciklerinin ön orta bölgesinde yer almıştır.


Fenoloji


Yumurtadan çıkan bir örümcek yavrusu, birkaç gün dişi örümcek tarafından bakıldıktan sonra yuvadan ayrılır belirli bir yere ağını kurduktan sonra burada yaşar. Bu da örümceklerin ergin hale geçmeden ağ örebilme kabiliyetinde olduğunu göstermektedir. Örümcekler ayrı eşeylidir. Erkeklerde opistosomanın her iki tarafında uzanan tüp şeklinde bir çift testis bulunur. Bu testisler epigastik çöküntünün arkasında tek bir eşeysel delikle dışarıya açılır. Erkeklerde kavuşma organı pedipalpuslardır. Dişi üreme sisteminde ise ovaryumlar, opistosomanın ın tarafından arkaya uzamış iki torba şeklindedir.


Örümceklerde eşeysel dimorfizim görülür. Genellikle dişiden küçüktür. Çiftleşme meydana gelmeden önce bir çok davranış gösteren türlerde kimyasal lama dokunma organları iyi gelişmiştir. Cezbetme amacıyla salgılanan bu maddelere feromon denir. Bir defada 300-3000 bırakabilirler. Yumurtalar kokon içerisinde bazılarında anneye bağlı olarak taşınır. Yavrular ilk deri değiştirmeye kadar kokon içerisinde kalır. Yavrular kokondan çıktıktan sonra erginlere benzerler dolayısıyla larva devresi görülmez.


Bir yavru örümcek ergin oluncaya kadar 6-8 kez gömlek değiştirir. Örümcekler yılın belli periyotlarında erginleşirler. Bu durum genellikle ilkbahar aylarında başlayıp sonbahara kadar sürmektedir. Bazı türler ise tüm yıl boyunca erginleşebilmektedir. Genel olarak Mayıs Haziran aylarında erginleşirler. Örümceklerde ömür uzunluğu 1-2 hatta 10 yıl sürebilmektedir. Uzun yaşayan örümcekler daha çok tropikal alanlarda yayılış göstermektedir.


Genital yapı


Örümcekler gelişme durumlarına göre Orthognatha Labidognatha olmak üzere iki alttakıma ayrılırlar. Orthognatlar ilkel yapılı olup tropikal çöl ekosistemlerinde yaşarlar. Gelişmiş örümceklerin içinde yer aldığı Labidognat örümcekler ise genital organlarının kompleks olup olmamasına göre Haplojin Entelejin örümcekler olarak iki gruba ayrılır. Genellikle altı gözlü olan Hoplojinlerde basit bir palp epijin bulunurken Entelejin örümceklerde ise palp epijin, ekstra kitinsi yapılar ile daha kompleks bir durum oluşturup tam bir kilit-anahtar özelliği kazanır. dişilerde opistosomanın ön orta kısmında akciğerlerin hemen gerisinde enine uzanan genital bir delik vardır. örümceklerde pedipalpler ampül şeklinde çiftleşme organı olarak görev yapar. Ayrıca femur, patella veya tibia ile pedipalpuslar uç kısmından öne doğru “apofiz” adı verilen kalınlık uzunluğu değişen bir uzantı yaparlar.


FİZYOLOJİ


Beslenme ve Sindirim


Çoğu polifag olan örümceklerin besinini, diğer hayvanların özellikle böceklerin vücudundan emilen özsuları oluşturmaktadır. Sindirim sistemi ağızla başlar, bunu kısa bir farinks izler. Daha sonra emici mide orta barsak (gerçek mide) gelir. Orta barsakta keseler halinde kör barsaklar yer almaktadır. İnce barsak, opistosoma bölgesinde birkaç küçük kanalla karaciğere birleştiği yerde genişler sonra , düz bir boru halinde devam eder. Arka uca yakın bir yerde yeniden genişleyerek bir kese oluşturur anüsle dışarı açılır. Barsak opistosoma bölgesinde büyük sindirim bezleri karaciğerle sarılır.


Solunum


Solunum trakelerle akciğerlerle . akciğerler genellikle iki kese halinde olup her birinde 15-20 tane yaprak şeklinde üzerinde damarlar bulunan lameller vardır. Dışarıya açılan deliklerden hava girer bu yolla kan temizlenir. Ayrıca trakeler de bulunabilmesine rağmen, böceklerde olduğu gibi vücudun bütün kısımlarında dallanma göstermezler. Özellikle opistosomaya yayılmışlardır.


Sinir


Sinir sistemi baş bölgesinde bulunan bir beyin (iki loblu bir ganglion) ile göğüs bölgesinde bulunan bir ganglion kümesi (subözefagial ganglion) bunlardan çıkan sinirlerden oluşmaktadır. Pedipalpuslarda yürüme bacakları üzerinde duygu kılları bulunmasına rağmen başlıca duyu organları gözler olarak kabul edilir. Genellikle büyüklükleri duruş biçimleri türden türe göre değişen sekiz tane göz bulunur. Örümcekler, objeleri ancak 10-15 cm uzaklıktan net olarak görebilirler.


Dolaşım


Dolaşım sistemi, opistosomanın dorsal bölgesinde üç veya dört ostiumlu ile, atar toplar damarlar, bir seri vücut boşluğu veya sinüslerden oluşmuştur. , kastan yapılmış kontraktil bir tüp biçiminde olup perikardium denilen bir kılıf içinde bulunur. Kalpten perikardium boşluğuna ostium adı verilen üç veya dört çift delik açılır. Kalpten arkaya doğru bir atardamar uzanır, öne doğru bir aort açılır. Aorta kollara ayrılarak prosomadaki doku organlara gider. Renksiz olan örümcek kanında amoeboid hücreler bulunmaktadır. Vücut boşluklarını dolaşan kan, kitapsı akciğerlere giderek temizlenir; buradan toplar damarlarla perikardiuma gelir en sonunda ostiumlardan geçerek tekrar kalbe döner.


Boşaltım


Boşaltım organı olarak, barsağa açılan malpighi tüpleri ile dördüncü yürüme bacağının kaidesinden dışarı açılan iki koksal bez bulunur. Koksal bezlerin bazen köreldikleri görülmüştür. Bu nedenle bunların açıklıklarını bulmak oldukça güçtür. Koksal bezler, tatlı su istakozunda bulunan anten bezleri ile homolog organlardır. Bunlar annelidlerin nefridyumlarına benzeseler de nefrostomları kanalları içinde kirpik yoktur.


GENEL ÖZELLİKLER


Kamuflaj, Taklit ve Mimikri


Örümceklerin değişen çevre koşullarına şı yaptıkları adaptasyonlarından (uyma) daha etkili olan onları düşmanlarına şı koruyan başka adaptasyonları da vardır. Bu koruyucu hareketler, basit kamuflaj renklerini kullanmaktan, taklit içeren kompleks davranışlara kadar uzanmaktadır. Çoğu örümcekler ölü (donuk) renge sahip olup çevrelerinde fazla dikkat çekmezler. Aksine çok belirgin yeşil renklerde olan Micrommata virescens veya Araniella cucurbitina türleri, yaprak üzerinde yaşadıkları için, bunları doğal ortamlarında seçebilmek oldukça zordur. Örümcekler yere düştüğünde çoğu kez bacaklarını vücuduna doğru çeker Katalepsi denen “ölüyü oynama” davranışını sergiler. Aynı zamanda, düşmandan korunma amaçlı olarak yapılan bu davranış; sadece örümceklerin taklit etmeleriyle değil böceklerin de örümcekleri taklit etmeleri yönüyle oldukça tir. Örneğin; bazı meyve sinekleri (Rhagoletis, Zonosemata) kanatlarında bazı zıplayan örümceklerin (Salticid, Phidippus) bacaklarını andıran belirgin koyu çizgiler taşırlar. Dolayısıyla kanatlarını kaldırıp indirdiklerinde hareket eden bir örümcek izlenimi verirler.


Kışlama


Örümcek faunasının %85’i kışı toprakta özellikle de soğuğa şı iyi bir yalıtkan olan yaprak döküntüsünün içinde geçirir. Bu süre boyunca örümceklerin çoğunda, bacaklar vücuda sarılmış görünen vücut yüzeyi minimuma düşmüş durumdadır. Yaprak döküntülerinin altındaki mikrohabitat örümceği sadece aşırı sıcaklık değişimlerinden değil aynı zamanda kuraklıktan da korur. Ilıman bölgelerdeki “kışın-aktif” örümcekler, özellikle soğuğa şı dirençli olmasalar da, diğer örümceklere nazaran çok düşük sıcaklıklarda daha aktiftirler. -4°C’nin altında diğer örümcekler gibi sabit dururlar -7°C’nin altında ölürler. Kışı pasif şekilde atlatan örümcekler soğuğa şı daha dirençlidirler. Çoğu bahçe örümceği (Araneus sp.) korumasız yerlerde bile-20°C’ye dayanabilir. Örümceklerin bu soğuğa, dayanabildikleri ise henüz net olarak açıklanamamıştır. Fakat örümcek hemolenfinde antifiriz görevi gören gliserol varlığı oranının kış aylarında, yaza göre çok daha yüksek olması bu konuyu aydınlatmada bir giriş noktası oluşturmaktadır. Ancak bu konuda da bazı çıkmazlar dikkat çekmektedir.


Adaptasyon


Örümcekler soğuk, nemlilik, su baskını yiyecek sıkıntısı gibi olumsuz durumlara şı çeşitli adaptasyonlar geliştirmişlerdir. Kışı aktif olarak geçiren örümcekler üzerine günümüzde kış ekolojisi bu hayvanların soğuğa şı dirençleri araştırılmaktadır. Örümcekler uygun mikrohabitatlara sığınarak soğuğa şı dirençlerini artırırlar. Metabolik oranlarını düşürür hazırlanırlar.


Zehir ve Özellikleri


Bütün örümceklerde bulunan zehir bezleri keliser içlerinde yer alır uçtaki kanca ile ava enjekte edilir. Zehirleri neurotoksik etkide olup solunum organlarında felçlere yol açar. Ölüm olayları genellikle çocuklarda solunum yetmezliğinde meydana gelir. Ilıman bölgede yayılış gösteren örümcekler az zehirli olup, insan için öldürücü bir etkiye sahip değildir. Ancak tropikal bölgelerde yaşayanlar çok zehirli olup insan için ciddi tehlikelere yol açabilir. İnsanlar için öldürücü etkiye sahip olan örümcekler çoğunlukla Araneidae, Agelenidae, Argiopidae, Clubionidae, Eresidae, Loxoscelidae, Lycosidae, Theridiidae familyalarına bağlı türlerdir. Tarantulalar büyük örümcekler olmalarına rağmen genel olarak düşünüldüğünden daha az tehlikelidirler.


ZEHİRLENMELER

Yeterli miktarda alındığında, vucudun kimyasal fizyolojik düzenine etki ederek, sonuçta ölüme yol açan maddelere toksin yada zehir denilir. Yeteri miktarda verildiğinde, zehir gibi davranabilecek bir kimyasal maddenin dokularda yol açtığı hasarın klinik belirtilerine de zehirlenme denilir.


Zehirin etkisi dozuna alınış şekline bağlı olarak değişebilir. Zehirlenmede, zehirli maddenin molekül ağırlığı, proteinlere bağlanabilme gibi özellikleri de etkili olacakları yapıların özellikleri önemlidir.


Zehirler, öncelikle merkezi sinir sistemine etki ederler. Bu etkiye bağlı olarak, zehirli maddenin özelliğine göre vucudun diğer sistemlerini bloke edebilirler.


Akut zehirlenmelerde, irritabilite artışı, titreme, hallusinasyon koma görülebilir. Kronik zehirlenmede, organlarda duyu kayıpları gibi sinir sistemi üzerinde çeşitli bozukluklar ortaya çıkabilir.


Zehirlenmeler üç yolla gerçekleşebilir:


1. Ağız yolu ile; Gıda zehirlenmeleri, ilaçlarla olan zehirlenmeler, kimyasa maddeler ile zehirlenmeler, zehirlenmeleri.


2. Solunum yolu ile; Karbonmonoksit diğer zehirli gazlar ile olan zehirlenmeler.


3. Deri yolu ile; Zehirli gazların teması ile olan zehirlenmeler, böcek öldürücü ilaçların olduğu zehirlenmeler, yılan, akrep, örümcek diğer zehirli hayvanların sokmasıyla meydana gelen zehirlenmeler.


Akut zehirlenmelerin ilk tedavisinde, zehirlenen kişinin, zehiri ne zaman, ne miktarda ne şekilde alındığının bilinmesi hayati öneme sahiptir.


Örümcek Sokması


Örümcek türlerinde, keliserlerinin kaide kısmında büyük zehir bezleri bulunur. Bu sebeble bilinen 20.000 örümcek türünün hemen hemen zehirlidir. Bu bezler bir kanalla keliserlerin son segmentinden dışarı açılır. , avını ısırdığında uç segment ava batar zehrini ava boşaltır. Zehrin ava akıtılmasında bezlerin çevresindeki kaslar etkilidirler.


Çok az örümcek türü insan için tehlike oluşturur. Çünkü, etkili zehirlere sahip olan türlerin birçoğunun zehir dişleri insan derisine etki edemeyecek kadar kısa kırılgandır. Fakat çocuklar için ölümcül olabilirler.


G.Amerika’da yaşayan Phoneutria cinsi örümcekler bilinen en güçlü nörotik zehire sahiptir insanlar için büyük tehlike oluşturular. Kara dul olarak bilinen Lactrodectus cinsine ait örümcekler de kas sinir iletimini bloke eden peptid yapıdaki zehirleriyle bir diğer zehirli grubu oluştururlar. Kahverengi örümcekler olarak adlandırılan Loxoceles cinsi örümcekler Argyronetidae familyasına ait su örümcekleride oldukca zehirli diğer türlerdir.


Örümcek zehirlerinin hemen hemen nörotoksiktir. Bu zehirler sinir sistemine etki eder bağlantılı olarak kas kasılmaları ortaya çı sonuçta ölüm meydana gelebilir.


Genel kanının aksine, küçük örümcekler büyük örümceklere göre daha güçlü zehirlere sahiptirler. Tarantulalar sanıldıkları kadar zehirli türler değildirler.


Belirtiler


Sokulan yerde şiddetli bir ağrı, yanma, şişme, kızarıklık ıncalanma meydana gelir. Sokulan bülgede iki diş izi görülebilir. Zehirlenen bireyin ın, göğüs, omuz sırt kısmında şiddetli kramplar meydana gelir. Görülebilecek diğer semptomlar, baş ağrısı, , kaşıntı, titreme, göz kapağında şişme, bulantı , özellikle ayaklarda uyuşmalardır. Örümcek sokmalarında, özellikle çocuklarda solunum yetmezliği sebebiyle ölümler meydana gelebilir. Ortaya çıkabilecek diğer bir önemli sorunda kangrendir.


İlk


Öncelikle ısrılan bölgenin hemen yukarısı, bir ip yada bezle, dolaşımı yavaşlatmak amacıyla sıkılır. Isırılan bölge su sabunla iyice yıkanmalıdır. Daha sonra bölgeye beze sarılı buz parçaları veya ıslatılmış bir bezle soğuk uygulanır. Özellikle çocuklarda enfeksiyonu önlemek amacıyla ısırılan kısma antibiyotik krem sürülülür. Aynı amaçla amonyak veya permanganat, karbonat eriği yada sirke kullanılabilir. Acıyı azalmak amcıyla asetominofen verilebilir. Daha sonra , zehrin etkisine bağlı olarak gerekebilecek daha ileri tadaviler için acilen bir kuruluşuna götürülmelidir.




Tüm örümcekler, türler arası farklılıkları yansıtacak şekillerde ipliğimsi ağ üretebilme yeteneğine sahiptirler. Bu nedenle sınıflandırmada kullanılan önemli bir kriterdir. Örümcekler ağlarını iki dal arasına, dal ile yapraklar arasına, çalı aralarına, yerdeki otsu bitki aralarına, toprak keseklerine, taş altlarına, evlerde duvarlara, bodrum katlarına örerler. Çok çeşitli şekillere sahip olan ağlar genellikle tekerlek gibi iç bü çadır, dış bü çadır, huni, düzensiz sık çı ağlarını andırırlar. Örümceklerde ağlar, bir yayılma aracı olarak da kullanılır. Örümceklerin ürettikleri ipek, fibrion denilen yapısal bir proteindir. Opistosomanın son kısmında bulunan ağ memelerinden sıvı halde çıkan ipek hava ile temas edince yapışkan iplikçiklere dönüşür. Bu nedenle, havada uçan ufak bir böcek ağa dokunur dokunmaz yapışır.


Kur yapma

Örümcekler birbirleriyle iletişim kurmaları için çeşitli yollar geliştirmişlerdir. yaparken, mekanik, kimyasal veya görsel işaretler önemli rol oynamaktadır. Özellikle ağ kenarından geçen titreşimler gibi çeşitli mekanik sinyalleri sezen, layan reseptörler de önemlidir. Ağ örümcekleri tarafından titreşimle yayılan sinyallerin bu türe özgü oldukları çiftleşme için yeterli oldukları kuvvetli bir ihtimaldir. Gezgin örümcekler de yapma döneminde titreşen sinyaller yaymaktadır. Titreşimlerini toprak veya yaprak gibi katı bir nesne aracılığıyla veya havada olarak aktarabilirler.


Ses çıkarma


Böceklerde olduğu gibi, örümceklerde çıırlarken esas olarak bacak veya ın gibi vücut kısımlarını kullanarak trompet gümletme sesi, stridülasyon organları kullanılarak bir eğeye sürtülen metal sesi, ın bacaklar titretilerek çıılır.


döneminde kurt örümceklerinin gösterdiği davranışlara dişiler de aynı şekilde şılık verdiklerinden bu vücut kısımlarının iletişimdeki fonksiyonları açıktır. Bu durum stridülasyon için oldukça ışıktır. Stridulasyon’da kullanılan organlar yapısal olarak iyi mlanmıştır. Fakat bunlara bağlı iletişim fonksiyonları net değildir. Ama ağ örümceği Steatoda bipunctata üzerinde yapılan incelemeler stridülasyonun hem yapma döneminde hem de şiddetli şılaşmalarda kullanıldığını göstermiştir. S. bipunctata’larda sadece yetişkin bireyler stridulasyon organlarını kullanırlar. Bunlar prosoma üzerinde, opisthosomaya yerleştirilmiş sırt sırta gelen (1 mm2) güçlü keskin uçlardan oluşurlar.


Zirai Mücadele


Tarımsal ekosistemlerdeki predatörlerin avlarının büyük bir kesimini Collembola, Diptera Afidler gibi yumuşak vücut yapılı böcekler oluşturmaktadır. Tarımsal ekosistemlerde örümceklerin bulunduğu iki katman vardır: Toprak yüzey zonu vejetasyon zonu. Her bir zonda farklı örümcek grupları yer alır. Zirai alanlara uygulanan bazı pestisidlerin örümcek populasyonlarında önemli kayıplara olmaktadır. Pestisitler, kültür bitkilerine zarar veren böcekler kadar predatörü olan örümceklerin de yok olmasına sebep olmaktadır. Kültürel kimyasal tekniklerin dikkatli seçimi ile örümceklerin tarımsal ortamlardaki etkinliğini korumak daha da arttırmak gereklidir.


Düşmanları


Omurgalılar içinde balıklar, iki yaşamlılar, sürüngenler, özellikle kemiriciler içinde bir çok düşmanları vardır. Birçok , özellikle alabalık, su yüzeyine gelir örümcekleri avlayabilir. İki yaşamlılar arasında kara kurbağaların en çok örümceklerle beslendikleri tahmin edilmektedir. Sürüngenlerin de besin listesinde örümceklerin yer aldığı bilinir, fakat genel olarak sürüngenlerin örümcek nüfusu üzerinde çok az bir etkiye sahip oldukları düşünülmektedir. Örümceklerin düşmanlarından sadece bir kaçı memelidir. Örümcekler, örneğin köstebek, kirpi gibi böcekçil memeli besinlerinin % 1-2sini oluşturur. Yarasalar da örümceklerle beslenir. Örümceklerin asıl düşmanları kendileridir. Bazı türler diğer örümcek türleri üzerinden beslenirler. Kannibalist canlılar olduklarından, tür içinde doğal bir dengeleme söz konusudur.


Dr. M. İsmail VAROL

kaynak: hayvanlar.us


Örümcekler


Papağanlarda Tüy Yolma






Papağanlarda Tüy YolmaPAPAÐANLARDA TÜY YOLMA
Eğer bir papağan tüy yolmaya başlamışsa bunun bir çok nedeni olabilir her zaman kesin olmaya da bilir bu durumun. Yolma durumunda ki bir papağan için maalesef ideal sabit her zaman kullanılacak bir çözüm zor zira hepsinin kendine göre ayrı ayrı yapısı var burada yapılabilecek olan ise daha önceki yaşanmış tecrübeler de göz önünde bulundurup çözüm aramak olur.

Tüy yolmaya yol açan Genel Nedenler:
tekil olarak bakılması (yani yanında uygun arkadaşı veya eşi olamadan beslenme)
yanlış yada hatalı beslenme şekli
yanlış ortam bakımı = az /veya aşırı gün ışığı altında bakım , çok dar alanda bakım, gün içinde sınırlı veya hiç imkan verilemeyen meşguliyetler (oyuncaklar veya aksesuarlar) , düzensiz sistemsiz gün akışı (ilgilenilen saatler,uyku düzeni gibi) , yanlış ııs yanı aşırı düşük veya aşırı yüksek ısı değişimleri, çok düşük olan ortam nem oranı
vitamin eksikliği
rahatsızlık (herhangi iç organlardan veya başka bir kaynakdan dolayı olması)
kuluçka döneminde yanlış veya eksik yuva malzemesi olması


tüy yolmada mıdır yoksa değimlidir elbette ki uzman bir veterinerin görüşü alınıp kontrolünden sonra kesinleştirilecek bir konudur.yanlış ortam bakımı ile ilgili olarak da mevcut olanı iyice irdelemek gerekir yani “hep bu şartlarda yaşardı” diyip kestirip atmak yapılacak olan en yanlış işlemdir. Ortam nemini öğrenmenin en yolu da buna uygun olarak oda içi (yada yaşadığı ortam içinde) uygun bir alet ile ölçüm yapmaktır.

Bir çok papağanda tüy yolma cinsel erginliğe ulaştığında yanında ona cevap verecek uygun bir eşi yoksa başlar yanında bir eş varsa başlamışsa da demek ki bu yanına konulan eş anlaşabileceği beklentilerine cevap verecek kriterlerde değil maalesef. Aslında kati olarak söylenilen de hangi tür olursa olsun papağanların zaten tek olarak beslenilmemesi gerektiğidir.

Şimdi şayet yaşadığı ortam beslenme şartları uygunsa,doktor kontrolünden geçip sağlıklı olduğu herhangi bir hastalığı olmadığı kesnleştirilmişse papağanınız kendisine uygun olan bir eş/arkadaşla beraber bakılıyorsa kendisini kuluçka/yumurtlama devresi dışında da hala yoluyorsa belki aşağıda verilecek olan tavsiyelerle BELKİ bu sorunu atlatabilirsiniz.

· günlük yemin yanı sıra verilen çerezler (fındık,ceviz,badem gibi9 buna ek olarak da düzenli meyve sebze ikramları yapılmalı. İlk başta bunları kabul etmemesi ya da yememesi sorun olup sizi yıldırmasın sürekli olarak değişik çeşitli meyve sebzeyi deneyin eninde sonunda sizin papağanınızın da severek yiyeceği bir tane çıkacaktır arasından.

· 2 haftalık şeklinde uygulanacak tüy gelişimini kuvvetlendirici bir preparat olan NEKTON-BIO

· Sonrasında yine bir 2 hafta cildin güçlenmesi dinlendirilmesi açısından uygulanacak olan preparat ORANGE AMYNİN

· Yine bir 2 hafta bu seferde bünyeye alınan vitaminlerin güçlendirilip faydalı hale getirilmesini sağlayan preparat NEKTON-S

Bu uygulamalar esnasında papağanı haftada en az 3 kere spreylemelisiniz (banyo ihtiyacını gidermek açısından) sürekli gözlem altında tutmanız da çok önemli normal halinden herhangi bir değişim var mı diye örneğin sık tekrarlayan ishal yada gibi böyle veya benzeri bir değişimde hemen bu verilen uygulamanın kesilmesi gerekir zaten.

Şayet herhangi bir farklılık sorun yaşanmamışsa verine uygulamaya rahatlıkla devam edebilirisiniz ilk yapılan 6 haftalık da çok belirgin bir düzelme olmadı ise papağanınızda bu uygulamadan bahsedildiği şekilde bir rahatsızlık belirtisi göstermedi ise o zaman aynı uygulamayı 2 hafta ara verip tekrarlamak da fayda var. Hatta buna ek olarak da toplam 6 hafta süren bu uygulamanın bütününde verebileceğiniz bir püreyi de eklemek iyi olur (NEKTON-LORİ ETİMEK bununda içeriğinde zaten ihtiyaç duyulan tüm beslenme ekipmanları mevcuttur)

YALNIZ BAŞTAN SÖYLEMEK GEREKİR Kİ BU UYGULAMADA SONUÇ TAM OLARAK POZİTİF OLACAK DİYE BİR DURUM OLMADIÐI GİBİ BİRDE PAPAÐANIN BUNA BÜNYE OLARAK NASIL TEPKİ VERECEÐİDE BİLİNMEMEMKTE YANİ BUNDAN SEBEP BU UYGULAMADA DİKKAT GÖZLEMDE ÇOK ÖNEMLİ BİR KONU.



Bu uygulamada papağanınız alımda sorun yaratmadı rahatça yapıldıysa 2 haftalık bir ara verilip tekrarlanması halinde de hiçbir değişiklik gözlemlenmediyse o zaman üzülerek şu sonuca varmak lazım ki;

Tüy yolma esansında papağanın bünyeye verdiği tahribat o kadar büyük ki onarılamıyor ya da tüy yolma alışkanlığı papağanda o kadar yerleşmiş ki bundan vazgeçirmenin bir imkanı yok



Kaynak: http://www.papageien-aue.de/rupfen.

Editör: Şebnem Ergin

kaynak: hayvanlar.us

Yeni bir papağan almaya verdiniz. Öncelikle şunu çok iyi bilmeliyiz: Uzun bir birlikteliğin başındasınız. Bu nedenle papağan sahibi olmanın olumlu olumsuz yönlerini çok iyi irdelemeniz gerekir. Hala daha papağan benim için uygun bir canlı diyorsanız, aşağıda belirtilen kurallara dikkat ederek, sağlıklı bir papağan sahibi olabilirsiniz.
Sağlıklı bir papağan çevresi ile ilgilidir. Bakışları canlıdır. Arada tüylerini gagasıyla düzeltir. Genelde hareketlidir. Dinlenme sürecinde ise tüyleri hafif kabarık, tek ayak üzerinde tünemiş pozisyondadır. Sesli uyaranlara cevap verir. papağanlar ise çevresi ile ilgisiz, tüyleri kabarık, iki ayak üzerinde tünemiş uyaranlara ilgisizdir.
Tüyler parlak, yolunmamış, canlı düzgün olmalıdır. Başında yer yer tüysüz alanlar vücudundaki düzgün sıralı tüyler arasında, bodur tüyler bulunmamalıdır. Tüylerin görünüşü birçok açısından önemli bir göstergedir.
Burun delikleri normal genişlikte, eşit boyda temiz olmalıdır. Tıkanıklık akıntı bulunmamalıdır.
Sağlıklı bir kuşun nefes almasına dikkat edildiğinde; soluk aralıkları eşit, düzenli zorlamasızdır. Solunumu, kuyruk hareketlerinin takibi ile yapılabilir. Problemli durumlarda, göğüs kafesi kuyruk, soluk alıp vermede normalin üzerinde hareketlidir.
Beslenme durumunun değerlendirilmesinde kaybının olup olmadığı sağlıklı görünüm yanında, göğüs kafesi çevresindeki kısım elle yoklanıp kaburgala


Papağan Sahibi Olurken Dikkat Edilmesi Gerekenler