nedir

Zürafa Zürafalar, kara hayvanlarının en uzunu en güçlüsü aynı zamanda en uysalı olarak göze çarpmaktadırlar. Yetişkin zürafalarda yerden başa kadar olan yükseklikler 4,5 - 6 metre, ağırlıklar ise 1200 - 1400 kilogram arasında değişirken, dişi zürafalarda yükseklikler 4 - 5 metre, ağırlıklar ise 750 - 1200 kilogram arasında değişir. Vücudu ile deveye, postunda bulunan benekler ile leopara benzediğinden çok hızlı koştuğundan, eski Yunanlılar zürafanın leopar ile devenin çiftleşmesinden meydana geldiğine inanıyorlardı. Yunanca deve (camelio) leopar (lopard) kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmış olan camelopardalis zürafanın latince isminin temelini oluşturur. (“Giraffe camelopardalis”)



Vahşi Hayatta Uysal Bir : Zürafa





zürafaZürafalar boynuzlu olarak doğan tek cinsidir. Hem hem de dişilerin alınlarında kıllı deri ile örtülü kısa boynuzlar vardır.

Zurafa Zürafalar harikulade bir dolaşım sistemine sahiptir. Zürafaların yaklaşık 60 cm uzunluğa 11 kglık bir ağırlığa sahip muhteşem bir kalpleri vardır. Bir mukayese yapmak gerekirse, bir zürafanın kalbi kafasından daha büyüktür. Zürafalar, yüzükoyun vaziyetlerdeyken gösterdikleri 280/180 mmHg kan basıncı ile canlılar arasında en yüksek kan basıncına sahiplerdir. Kalpleri dakikada 170 kez atmaktadır. Bir zürafanın kalbi, dakikada tüm vücuda 75 litre kan pompalayabilmektedir. Zürafalarda bulunan kan hücresi miktarı, bir insanda bulunanın iki katıdır. Zürafalar bir şey yedikten veya içtikten sonra kafalarını yerden kaldırdıklarında, kalbin beyne yeterli kanı pompalayabilmesi için normalden iki kat daha fazla atması gerekmektedir.









zürafaZürafaların en büyük düşmanları aslanlar sırtlan sürüleridir. Aslında zürafaların tekmeleri bir aslanı öldürecek güçtedir. Fakat su içerken veya yerde otlarken bir kaç aslan boynuna saldırarak onu öldürebilir.
zürafaZürafalar yaklaşık 0.5 metre uzunluğuna sahip çok uzun bir dile sahip olup, dilleri ile kulaklarını temizleyebilirler.

Zürafa Zürafalar boyunlarının uzunluğuna rağmen, bir çok insanda olduğu gibi 7 boyun omuruna sahiptirler. Küçük bir fare ile zürafanın boyun omur sayısı aynıdır. Fakat zürafada kemikler büyüktür. Zürafaların çok az memelide bulunan bir diğer özellikleri koşarken sağ ön arka ayakları ile sol ön arka ayaklarını aynı anda öne attıklarından ötürü yalpalayarak koşmalarıdır.









İki zürafa sadece sürü lideri olmak için yaklaşık 15 dakika kapışabilir. Birbirlerine baş tekme ile saldırdıkları görülür. Zürafa erkekleri kimin daha güçlü olduğuna verdikten sonra grup içinde sakin hayatlarına devam ederler.

kaynak: hayvanlar.us

Kırmızı Kulaklı Kaplumbağa

Şirinliğin Bedeli

Giriş

Hangimiz bu bozuk büyüklüğündeki şirin yeşil canlılardan beslemedik ki? Eminim severlerin birçoğu bu sürüngenleri evinde bulundurmaktan büyük zevk alıyordur, buna ben de dahil. Fakat bu canlılar akvaryumcuların anlattığı kadar kolay bakılan canlılar değil maalesef, bu nedenle de her yıl bir sürü kırmızı kulaklı kaplumbağa severlerin elinde ölüyor. Bu yazı sayesinde hem aldığınız canlıyı daha iyi yabilirsiniz hem de onu uzun süre yaşatmak için neler yapmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Tür Özellikleri

Kırmızı kulaklı kaplumbağalar yarı suda yarı karada yaşayan canlılardır. Ilık taze su kaynaklarında (gölet, havuz, göl, bataklık, çay, dere) hafif güneş alabilecekleri ağaç gövdesi kütüklerin üzerinde zamanlarını geçirirler. Dişiler yuva yapmak yumurtlamak için kuru alanlara ihtiyaç duysalar da su kaynaklarından çok fazla uzaklaşmazlar.Yaşadıkları alan su etrafıyla sınırlıdır.Yeni bir su kaynağı aramadıkça veya dişiler yuva yapmak istemedikçe su kenarından uzaklaşmazlar.Birlikte güneşlenmeyi severler. Sucul bitkilerden hoşlanırlar. Hızlı iyi yüzen sürüngenlerdir.

Doğal Yaşam Yerleri

Doğal yaşam yeri Missisipi Nehri’nden Meksika Körfezi’ne uzanır. ticaretçiliği bütün dünyaya yayılmasını sağlasa da her yerde yaşamaları kolay değildir.Yaşamak için dört gereksinimleri vardır.Taze su kaynağı, güneşlenme alanı, uygun bitkiler yumurtlama alanı. Su kaynağı ılık, sakin sessiz olmalıdır.Güneşlenmek için kullandıkları ağaç gövdesi kütük ise çamurlu veya yumuşak bir yüzeye sahip olmalıdır.Yavrular kendilerine , salyangoz, böcek bitki artıkları gibi küçük avlar seçerler.

Fiziksel Özellikleri

Doğada hemen fark edilebilen hayvanlardır. Derileri yeşil sarı desenlidir. Dişiler erkeklerden daha büyüktür. Buna şılık erkeklerin pençe tırnakları daha uzun, kuyrukları da daha kalın uzundur. Yeni doğmuş yavrular 2.5 cmdir. Bir yıldan sonra boyları genellikle 5 - 9 cm. arasında olur. Yetişkin erkeklerin boyu 18.- 23 cm, yetişkin dişilerin boyu ise 25 - 30 cm arasında değişir.

Bakımı

Kırmızı kulaklı kaplumbağalar akvaryumcularda en sık rastlanan kaplumbağa türüdür. Akvaryumcularda daha çok singapur kaplumbağası olarak geçer. Genellikle 1 - 2 litre bile olmayan kapların içinde satılsalar da, kaplumbağalar için bu kesinlikle uygun değildir. En az 45 - 50 litrelik bir akvaryumda bakılmalıdır. Akvaryumun yüksek olması gerekmez; sadece akvaryumdan çıkıp kaçmaması için ortalama yüksekliği 20 cm. olmalıdır. Ayrıca bu tür kaplumbağaların bakıldığı akvaryumlarda filtre de kullanılmalıdır. Doğaları gereği akıntılı temiz sulardan hoşlanırlar. Suyu çok çabuk kirleten canlılar oldukları için güçlü bir filtre kullanılması çok iyi olacaktır. Su sıcaklığı 27-28 derece arasında tutulmalıdır.

Bulunduğu akvaryumun hafif güneş alması tercih edilir. Kışın hareketleri yavaşlar, bu durumda müdahale etmemek gerekir. Kış uykusuna yatmazlar bu nedenle suyun sıcaklığı kontrol edilmezse sıcaklık çok düşerse ölebilirler. Bu kaplumbağaları balıkların bulunduğu bir akvaryuma atmamak gerekir ; çünkü küçük balıkları avlayabildiği gibi, büyüklerinde yüzgeçlerini kopartıp yiyebilir.

Olası problemleri gözlerde enfeksiyon kabuk yumuşamasıdır.Sularına vitamin, kabuklarına ara ara yumuşak bir fırçalama yapılmalıdır.

Beslenme

Bu tür kaplumbağalar etçil otçul beslenirler. Her türlü balığı yiyebildikleri gibi tuzsuz haşlanmış tavuk eti, yağsız kıyma, küçük böcekler (sinek, gammarus gibi), kurutulmuş canlı yemler, marul, ıspanak, salatalık da verilebilir.Verilmesi gereken günlük yem miktarı her kaplumbağa için değişir. Çoğunun yeme alışkanlıkları iştahları farklıdır. Bu yüzden olası bir ölçü yoktur; fakat genel olarak kafasının hacmi kadar yem verilebilir.

Sonuç

Maalesef ki kırmızı kulaklı kaplumbağalar evcil satıcılarının yanlış yönlendirmesi yüzünden bilinçsizce satın alınıp küçük kaplara sıkıştırılıyorlar. Birçoğu soğuk su, iyi beslenememe, gibi nedenlerden ölürken yaşayabilenlerin bir kısmı ise çok büyüdükleri için nehirlere, göllere salınıyorlar. Bu kaplumbağaların ömürleri 20 - 25 yıl kadardır oldukça zeki hayvanlardır. Sahiplerine çok alışırlar. Bu nedenle bu canlıları almadan önce ne kadar uzun yaşadıklarını ne kadar büyüdüklerini bilip, onlara sağlıklı ortamı oluşturduktan sonra sahip olmanız ilerde üzücü olaylar yaşamamanız için çok önemlidir. Bu hayvanları şirinliklerinin kurbanı yapmayalım.

www.petdunyam.com

kaynak: hayvanlar.us

Türkiyenin Akdeniz sahillerini yuva yapmak amacıyla kullanan iki tür deniz kaplumbağası vardır.Caretta caretta Chelonia mydas.Yeşil Kaplumbağa olarak da bilinen Chelonia mydas. Üreme alanı olarak daha ziyade Doğu Akdeniz’de yer alan kumsalları kullanmaktadır.Kaplumbağalar her yıl yumurtlamazlar.Örneğin Kıbrıs’ta 2-4 yılda bir, Haziranın başlangıcından Ağustosun ortasına kadar yumurtlarlar.100 yumurtalık her yumurtlamada, gece kuma kazılan 50-70 cm. derinliğinde bir deliğe yumurtlarlar.Yavrular yaklaşık 7 hafta sonra gece kumdan çı denize yönelir.
Semiakuatik kaplumbağa türleri daha düşük ısı aralığını tercih ederler.Çoğu güneşlenerek ısınmak isterler,direk güneş ışığı bulunmadığında ısı kaynakları,45 cm.uzaklıktan kullanılabilir.Ayrıca havalandırmanın da bulunması yararlı olur.
Semiakuatik kaplumbağa türleri içine gömülebilecekleri miktarda suya ihtiyaç duyarlar.Bu türlerin çoğunda beslenme, üreme sosyal ilişkiler su içinde olur.Kullanılan suyun filtrasyonu havalandırması yapılarak,toksik organik atıkların patojenik organizmaların önlenmiş olur.Nem %35-%75 olmalı.Nem oranı % 75’den fazla olursa mantar bakteriyel hastalıklar meydana gelir.Altlık olarak, tavşan yemi olarak hazırlanmış olan alfa alfa peleti kullanılabilir.Su kaplumbağalarında, barınaklarında çimentodan yapılmış beslenme, dinlenme güneşlenme yerleri bulunmalıdır.Su kaplumbağaları küçük taş parçalarını yutabilirler.Bulaşmayı önlemek için temizlikte kullanılan malzemeler quartener ammonium solüsyonu ile dezenfekte edilmelidir.Tüm malzemeler 3 ayda bir yenilenmelidir.

KIRMIZI YANAK SU KAPLUMBAÐASI

Kuzey Amerika Orta Batı kesimlerindeki bataklıklarda oldukça yaygın olarak bulunur.Ilık bol güneşli suları severler.Bu kaplumbağaların en büyük özelliği yanaklarının iki yanındaki kırmızı-oranj lekelerdir.Bu olgunlaştıkça kaybolur.Boyları 16-25 cm. arasında değişir.
Yavru kaplumbağalar için 60 cm.lik akvaryum idealdir.Sabit ısı 26,5 derece tutulmalı, ideal akvaryum boyu ilerisi de düşünülerek 100×40x40 cm.edinilmesi tercih sebebi olmalıdır.U.V. lamba sürekli güneş ışığı görmeyen kaplumbağalar için önem taşır.
Kurutulmuş karides, parçaları, kurt kuruları ufalanmış et parçaları, ufak toprak solucanları, kıvırcık salata parçacıkları küçük balıklar verilebilir.Ömürleri 20-25 yıl kadardır.Olası hastalıklardan birisi kabuk yumuşaması gözlerde enfeksiyondur.Sularına vitamin, kabuklarına zaman zaman yumuşak bir fırçalama yapılmalıdır.

BESLENMELERİ :

Tatlı su kaplumbağaları obur yaratıklardır.Önlerine ne kadar yiyecek konulursa konulsun hepsini bitirmek isterler.En iyisi, yiyeceklerini azar azar vermek, sevdikleri kurutulmuş karideslerden günde 4-5 tane yiyebilirler.Su kaplumbağaları için özel hazırlanmış pelet yemlerde mevcuttur.Zaman zaman küçük parçalar halinde çiğ et, taze midye içi, solucan parçaları küçük parçalar halinde verilebilir.Artan yemler hemen sifonlanmalı aksi halde suyu kirlenir.Özellikle taze alabalığı çok severler.Unkurduna bayılırlar.Vitamin takviyeli yemlerden haftada 3-5 tane verilmelidir.Tavuk ciğeri çok zararlıdır.Deniz balığı türlerini de vermek sakıncalıdır.Çünkü vücattaki kalsiyumun harcanmasına olur.En iyisi akvaryumun içine çabuk çoğalan küçük balıklar bırakılabilir.(Hem beslenmesi hem de avlanması için)

KIRMIZI YANAKLI KAPLUMBAÐA YEM RASYONU

% 25 dana eti
% 25 hazır kaplumbağa yemi
% 50 meyva-sebze-ot(havuç,çilek,elma,yonca,marul,brokoli,yeşil fasulye,lahana,havuç)

Not:Bütün malzemeler ufak parçalanmış olmalıdır.Toz vitamin de üzerine serpilmelidir.


Yaşı ilerledikçe et miktarı azaltılıp ot miktarı arttırılmalıdır.

Akvaryumda Ca mineral içeren taşların bulunması yararlı olur.Su sıcaklığı 23 derece, dışarısı 26 derece olmalıdır.Su yüksekliği bağa yüksekliğinin 1,5-2 katı kadar olmalıdır.

TATLI SU KAPLUMBAÐASI
Sultan Sazlığında; memelilerden; su faresi,yarasa, adalarda tilki tavşan, balıklardan; sazan bazı küçük balıklar, sürüngenlerden; su yılanı kertenkele, adalarda su kaplumbağası, kurbağa sülük bulunmaktadır.
Beyşehir Gölü;Göl suyu alkalin özelliktedir. Sazan ,alabalık , çiçek balığı, gövce, sarı tatlı su levreği gibi türler, su kaplumbağası yılanlar gölün faunasını oluşturmaktadır. Göl içerisindeki irili ufaklı adalar, su ının yuvalanmaları kuluçkalanmaları açısından önem teşkil ederler. Adalar dalgıç türleri , kuğular, karabataklar, bazı çıl türleri ördekler için kışlama kuluçka alanlarıdır

1.önceliklerini satıcının verdiği su kabını değiştir , yerine bir akvaryum al. üstü kapalı olan akvaryumlar var , kokusunu dışarı vermedikleri için edebilirim.
2- Bilidiğimiz yemlerini verebisiniz. Ama pişmiş kıyma yemeye bayılırlar , verdiğin zaman ne kadar sevindiklerini gözlemleyebilirsin
3-biraz da yakalandıkları hastalıklar hakkında bilgi vereyim ; göz iltihabına yakalanbilirler kabuk yani sırt yumuşması görülebiliyor. Suyunu temiz tut kabuk yumuşamasını önlemek kabuklarına sürülen krem var onu alabilirsin , sabah akşam vakitleri güneşe çı güneşlensin

Öncelikle, tatlı su kaplumbağalarının suyun içinde beslendiklerini hatırlatalım. Yani, onları beslediğiniz yerin en az bir ündeki su seviyesi, başlarını geçecek seviyede olmalı. Ancak yerlerinde, arada bir çıkıp kabuklarının alt kısmını kurutabilecekleri bir karasal de mutlaka olmalı.
Kaplumbağaların günlük olarak beslenmeleri gerekiyor. Çoğunlukla etobur bir beslenme tipleri olmasına şılık, bazı tatlısu kaplumbağası türlerinin sebze (marul, salatalık veya muz) yedikleri de biliniyor. Salyangozlar, solucanlar, küçük parçaları veya küçük balıklar (tatlısu balıkları olması koşuluyla), sucul böcekler başta olmak üzere çeşitli böcekler ile beslenebilirler. Kuru kedi- mamalarının kırıntıları da sıkça verilmekle birlikte, kaplumbağanızda kalsiyum metabolizması bozuklukları karaciğer rahatsızlıklarına sebep olabilir. Bu nedenle, doğal besinler vermekte fayda var. Bazı evcil dükkanlarında veya akvaryumcularda bulabileceğiniz kaplumbağa mamaları da, vitamin mineral içeriklerinin dengelenmiş olması bakımından ihtiyacınızı ( kaplumbağanızın ihtiyacını) şılayacaktır. Eğer çiğ et parçaları verecekseniz bir uyarı, etin yağsız olmasına dikkat edin.

Günlük ışık miktarı artışının başlamasından kısa bir süre sonra üreme dönemleri başlar. Öncelikle suyun içerisinde dişinin peşinde olacak bir şekilde kovalamaca gözlersiniz. Daha sonra da , kollarını gererek dişiye ı yapar. Eğer ında lı olursa, çiftleşme gerçekleşir. Çiftleşmenin gerçekleşmesinden bir süre sonra, dişi bırakmak için uygun bir yer aramaya başlayacaktır. Bunun için, kabuğunun uzunluğundan daha derin kendi toplam boyunun 2 katı kadar büyüklükte bir alana ihtiyacı olacaktır. Dişinin arka ayaklarıyla kazma hareketi yaptığını görürseniz, yumurtlama zamanı yakındır. Ancak bu davranışı sürekli gösteriyor bir türlü bırakmıyorsa, bunun anlamı uygun yer bulamadığıdır. Böyle bir durumda kumun derinliğini arttırmayı kumu biraz daha sertleştirmeyi (üzerine bastırarak kazılmaya uygun sertliğe getirmeyi) deneyebilirsiniz. Yumurtalar bırakıldıktan sonra, onları ellememeniz gerekir. Eğer yumurtaları taşıyacaksanız, onları çevirmemeye dikkat etmeniz gerekir, yoksa içindeki embriyo zarar görebilir. Ortalama 27-30°C’lik bir ısı, yumurtaların kuluçka dönemini geçirmeleri için yeterli olacaktır. Türlere göre değişmekle birlikte yaklaşık 1,5-2 ay kadar sonra da, yumurtalardan yavrular çıkacaktır. Yavrular, ilk bir hafta boyunca yemeyebilirler. Onların ihtiyaçları da, erişkinlerle aynı olacaktır. Sadece besinlerini daha küçük parçalar halinde verebilirsiniz.

kaynak: hayvanlar.us


Su Kaplumbağaları

Balıklarda Savunma (Defens) Mekanizması. 1. Non-spesifik defens mekanizması 2. Spesifik defens mekanizması 1.- Non-Spesifik Savunma Mekanizması: Organizmanın fiziksel, kimyasal, hormonal, hücresel humoral savunma faktörleri nonspesifik defens faktörleri olup balıkların hastalıklara şı dayanıklı olmasını temin ederler. Balıklarda deri solungaçta bulunan epitel doku, endotel doku normal olarak dışarıdan gelen etkenin organları içine girmesini engeller. Mukus: Balıkların vücudu mukus tabakası ile çevrilmiştir. Mukus tabakasının üretim deri, solungaçlar gastro-intestinal mukozadaki kadeh hücreleri tarafından yapılmaktadır. Mukusta, lizozim, C reaktif protein spesifik antikorlar vardır. Mukus epidermisteki kadeh hücreleri tarafından salgılanır salgılar deriye açıklıklarından ulaşır. Mukus; N-asetil neuraminik asit N-glikol neuraminik asit yapısında olup nötralizan, bakterisidal fungisidal etkenleri vardır. Mukus en çok balığın baş kısmında en azda yüzgeçlerden salgılanır. Bu durum bize birçok enfeksiyonun (mukuza bakterileri enfeksiyonları) toksik madde (Amonyak=NH3) etkisinin kuyrukta en çok tahribat yaptığını buradan başladığını gösterir. Vücutta üretilen mukus endokrin sistemin kontrolündedir. Miktarı çevre şartları değişik şartlarda artabilir. Eğer mukus üretimi aşırı derecede ise suda toksik maddelerin bulunduğu uzun süre etkide bulunduğunun göstergesidir. Yüksek pH bunun nedenidir. Mukus hücreleri aşırı çalıştığı zaman mukus salgılanması artar en sonunda mukus hücresi salgıları tükenir. Böylece deri solungaç yüzgeçleri mukussuz hale gelir. Bu nedenle dış etkenler enfeksiyon etkenleri korumasız yüzeyden vücuda girerler. Balıklarda deri yüzgeçteki yaralar çabuk iyileşir. Ancak genel kural olarak kanlanmanın az olduğu dokularda iyileşme yavaş, kanlanmanın çok olduğu dokularda iyileşme hızlıdır. Su sıcaklığının artması iyileşmeyi çabuklaştırır. Pullar konnektif yapıya uzanır patojen etkenler pulsuz bölgeden vücuda kolayca girerek yangı (inflamation) yüzey enfeksiyonlarına olur. Eğer balıkta mukus tamamen kaybolmuşsa iki durumdan şüphe edilir: ya aşırı bir parazit enfeksiyonuna yakalanmıştır uzun süre deriyi irrite etmiştir veya balığa CuSO4 (dezenfektan) banyosu yaptırılmıştır. Epidermis: Mukus katmanının altındaki tabaka olup squamatöz hücrelerden meydana gelmiştir. En üst sırada memelilerin aksine kornifiye hücreleri yoktur. Squamatöz hücrelerin hemen altında fusiform hücreler bununda altında balon yada kadeh şeklinde mukus salgılayan golbet hücreleri yer alır. Bunun altında ise yani üçüncü katmanda columnar hücreler bulunur ki bunlar bazal membran üzerine oturtulmuşlardır. Balıklarda mevcut epidermis hücreleri mitoz ile çoğalırlar.ayrıca epidermiste göç eden mibratör (yangı yerine göç eden) hücreleride bulunur. Balığın derisi sert olup su kaybına aynı zamanda enfeksiyon etkilerinin hücrelere girişini engeller. Dermis: Bazal membran altında fibröz konnektif doku olup melanositleri ( pigmenti) içerir. Bu kısımda kapiller kan damarları da bulunup, homural savunma söz konusudur. İnflamation (yangı): Bir yerde yara meydana geldiğinde veya patojen bir etken olduğunda dokunun bir tepkisi olarak yara oluşan bölgede inflamatik bir reaksiyon meydana gelir. Kısaca yangı reaksiyonu enfekte bölgeye makrofajlar granulositlerin inflitrasyonu ile bölge etrafında koruyucu bir duvarın oluştuğu lokal bir reaksiyondur. Yangı’nın klasik nedenleri rubor (kızarıklık), kalor (yanma), tumor (şişlik), dolor (ağrı)’dır. Deri pulları enfeksiyonlar için sabit hareketsiz engellerdir. Yangı ise dinamik bir pocess (işlem) olup vücuda meydana gelen hasarın tamirine yönelik olaylar zinciridir bir alarm sistemidir. Dokuda bir yaralanma olduğunda fibrinojen diğer pıhtılaşma faktörleri fibrin şekillenmesini sağlayarak hem vücudun sıvı elektrolit kaybını önler hem de giren etkenlerin veya yabancı materyalin tutulmasını sağlar. Yangı bölgesine lenfositlerin etkisiyle polimorph-nükleer leucositler gelir. Tahrip olan hücrelerden histamin 5-hidroksi triptamin gibi farmako-dinamik aktif ajanlar salgılanır. Vazo aktif olan bu aminler vazo-dilitasyona (damar genişlemesi) olur, bu nedenle bölgeye daha fazla kan gelir meydana gelen hasarın tamiri hızlandırılmaya çalışılır. Gökkuşağı alasına terebentin enjekte edildiğinde lenfopeni trombopeni meydana getirir. Bölgedeki hypertrofik, çevre hücrelerinde şişme o bölgede hemen bir yangı şekillendiği, kızarıklıkların olduğu dermisteki kapiller damarların gözle görülecek kadar belirginleştiği görülmüştür. Buna ilaveten aynı maddenin Japon balıkları derisinde kararmaya da olduğu tespit edilmiştir. Bu kararma muhtemelen melanositlerin aktivasyonlarından meydana gelir. 2.- Spesifik Savunma Mekanizması: İçinde selüler, homural savunma yer alır. Spesifik savunma mekanizmaları içinde anterior böbrek, dalak timus yer alır. Anterior Böbrek: Balıklardaki böbreklerinin 1/3’lük kısmını ön böbrekler oluşturur. böbreğinin bu ü hematopoezisde yer alır , sekrektorik fonksiyonlarını yitirmiş böbreğin her iki kısmıda lenfo-myeloid doku hücrelerini içermektedir. Blast tarzda birçok indiferansiyel hücreye sahiptir. Bu hücreler mitoz ile farklılaşırlar veya etkin bir antijenik uyarı gelene kadar bekler böyle bir uyarı gelince fonksiyonel özel hücrelere dönüşür. Böbrekte melanin granülleri eritrositler, küçük lenfositler, nötrofiller, eusonofiller, basofiller, lökositler bulunur. Dalak: Nötrofiller, gronolositler seri hücreleri eritrositlerin olgunlaşıp depolandığı bir organdır. Dalağın kırmızı pulpası eritrositlerce zengindir. Balıklarda dalağın kırmızı beyaz pulpası henüz kesin olarak ayrılmış değildir. Beyaz pulpada ise lenfosit hücreler daha fazla hakim durumdadır. Timus: Balıklarda timus türe göre değişmekle birlikte bilateral olarak operculum’un dorsal kommurasında subkutan (deri altı) olarak gelişmiştir. Timusun balıktaki görevi lenfosit spesifik antikor üretimidir


Kaynak : http://www.aquapena.com/article_read.asp?id=51

kaynak: hayvanlar.us

Mavi Yengeç - Atlantic blue crab

MAVİ YENGEÇ BİYOLOJİSİ, YAŞAM DÖNGÜSÜ,BESLENMELERİ,ÇEVRE KOŞULLARI,YAŞADIÐI BÖLGELER,TÜRKİYEDEKİ YAYILIŞLARI,YETİŞTİRİCİLİÐİ,PAZARLANMASI

Taxonomy

Superkingdom:Eukaryota
All animals, plants, fungi, and protists.
Kingdom:Animalia Animals
Subkingdom:Metazoa
Phylum:Arthropoda Anthropods
Subphylum:Crustacea Crustaceans
Class:Malacostraca Shrimps, Crabs, Lobsters
Subclass:Eumalacostraca Have a 5-8-6 (head-thorax-abdomen) segment body plan
Superorder:Eucarida
Order:Decapoda Ten legs
Suborder:Pleocyemata
Infraorder:Brachyura True crabs
Section:Eubrachyura
Subsection:Heterotremata
Superfamily:Portunoidea
Family:Portunidae Swimming crabs
Subfamily:Portuninae
Genus:Callinectes Greek word for beautiful swimmer
Species:Sapidus Latin word for savory
Scientific name:Callinectes sapidus
Authority:Rathbun, 1896
Common names:Atlantic blue crab.
Male crab called a jimmy or channler.
Mature female called a sook.
Young female called a sally crab or she crab.
Mature female carrying brood of eggs called a sponger or sponge crab.

DİŞİ MAVİ YENGEÇLER

Mavi yengeç adını makaslı yürüme ayaklarındaki koyu mavi renkten almaktadır. Mafsallar dikenlerin uçları ise soluk pas kırmızı renktedir.
Dişi fertler gövdenin altına kıvrılmış ın (abdomen) halkalarının yapısı ile kolayca ayırt edilebilirler.
Erkeklerin boyu 9 cm, genişliği karapaks’ın yani sırt tarafı kaplayan sert kabuğun her iki yanındaki uzun sivri dikenlerle birlikte 22cm’dir. yengeçler dişilere oranla daha geniş çapta büyürler.
Dişilerin boyu 7,5cm genişliği 18cm kadar olabilmektedir. Karapaks’ın ön kenarında 9 dikenli çıkıntı vardır. Erkeklerden daha küçük boydaki dişiler, diğer yengeç türlerinde olduğu gibi yumurtalarını ın tarafında kıvrılmış, abdomen kuyruk altında taşırlar. Yumurtlama dönemi Eylül-Kasım arasındadır.

YAŞAM DÖNGÜLERİ

Döllenme: Dişi mavi yengeçler cinsel olgunluğa eriştiklerinde yaşamlarında sadece bir kere döllenirler. Dişi mavi yengeçler dışkılarında mavi yengeçleri harekete geçiren fenemon salgılarlar. Birleşme olana kadar yengeçler dişiler için yarışırlar onları taşıyıp korurlar. Bu “Cradle carrying” olarak adlandırılır. Eşleşme sırasında dişi yengeç yengecin spermlerini depolar daha sonra verimli bir döllenme için kullanır. Dişinin kabuğu sertleştiğinde, dişi tuzlu sulara göç eder.

Yumurtlama: Döllenmeden sonra dişiler tuzlu sulara göç ederler. Yumurtlamadan önce çamurda bir delik açarlar. Çoğu dişiler döllendikten sonra iki ile dokuz ay arasında ilk yumurtalarını bırakırlar. Dişi mavi yengeçler döllenmiş yumurtalarını sünger içine bırakırlar buda larva ortaya çıkana kadar ın’a bağlı kalır. Bir sünger yaklaşık iki milyon içerir yaklaşık iki saat içinde oluşur.

Larva:
Kısım I:Zoeae
Larvanın birinci kısmı zoeae olarak adlandırılır. Zoeae çatlama sırasında yaklaşık 0,25 mm genişliğindedir. Larva morfolojik bakımından yetişkinlere benzerlik gösterirler. Bunlar planktonik canlılardır. Zoeae’nin gelişimi tuzluluğa ısıya bağlıdır.

Karapaksın genişliği 2,5mm dir. Megalop görünüşte zoeae dan daha çok yengeç gibidir. Karapaksı daha geniştir bacaklarının bitiminde pençeleri vardır.Özgürce yüzerler fakat genellikle kıyının en dibinde bulunurlar.
Gençlik dönemi:
0,25 mm genişliğindedir. Daha az tuzlu daha sığ sulara yavaş yavaş göç ederler,ki burada büyür olgunlaşırlar. mavi yengeçler daha az tuzlu suları tercih ettiğinden daha uzak ırmaklara göç ederler.
Yetişkinler:
Erkekler cinsel olgunluğa eriştikten sonra gelişmeye deri değiştirmeye devam ederler.Yengeçler olgunlaştıklarında çiftleştiklerinde gelişmeyi deri değiştirmeyi durdururlar.Ancak yeni bir araştırmaya göre olgun dişiler doğru koşullar sağlandığında deri değiştirmeye devam ederler.
Deri değiştirme enerji alır. üretmek daha fazla enerji aldığı için olgun dişi yengeçler geniş çapta büyüyemezler.Sperm üretimi ise enerji gerektirmez.Deri değiştirme enerjiye bağlıdır.Daha büyük hayvanlar küçüklere göre daha fazla besin depo ederler.Böylelikle gerçekten büyük bir deniz istakozu iki yıldan on yıla kadar sadece deri değiştirir.Yengeç büyüdükçe deri değiştirme için enerji depolamak daha zordur.Deri değiştirme tehlikeli bir iştir.Büyük hayvanlar daha büyük riskte olabilirler.Böylelikle nüfuslarında artış çok sık değildir.
Dişiler yumurtlama alanlarına göç ettikten çiftleştikten sonra her biri yaşamlarının sonuna kadar orada kalırlar denizin dışında kısa mesafelere giderler.Daha ılık aylarda erkekler genellikle daha az tuzlu sularda kalırlar.

BESLENMELERİ
Mavi yengeçler genellikle leş yiyen hayvanlar olarak sınıflandırılmıştır. Başka hayvanları yerler. Detrivor yada omnivor olanları da vardır. Hayat döngülerinin değişik aşamalarında plankton, , bitki, yumuşakça kabukluların tüketicisidir.

OTOTOMİ&REJENERASYON

Mavi yengeçlerin düşmanlarına esir düşmemek için kollarını yada bacaklarını feda yetenekleri vardır. Bu kol bacaklar rejenerasyon olarak adlandırılan bir dönemde yeniden oluşur.

ÇEVRE KOŞULLARI

Su Derecesi: Büyüme 15 ºC de oluşur.Su ısısının 33 ºC’nin üzerine çıkması öldürücüdür. mavi yengeçler derecenin ani düşüşlerine şı duyarlıdır.
Su Tuzluluğu: Tuzluluk önemlidir. İhtiyaçlar yaşam devrelerine göre değişiklik gösterir.Genelde optimal olanı binde üç ile onbeş arasındadır.
Su PH: Yaşamlarını ph 6-8 arasında devam ettirirler. 6’nın daha düşüğü öldürücüdür.

DERİ DEÐİŞTİRME DÖNEMİNDE MAVİ YENGEÇ NE KADAR BÜYÜR?

Normal şartlar altında her deri değişiminde 1/3 büyüme görülür.

YUMUŞAK SERT KABUKLU YENGEÇLER’İN ARASINDAKİ FARK

Yumuşak sert kabuklu yengeçler aynı türdedirler.Yumuşak kabuk yengeçleri kısa bir süre önce kabuklarını çıkarmışlardır.Kabuklarını bırakmış yengeçler düşmanlardan kendilerini korumak için kayalıkların arasına saklanırlar yada kendilerini kuma gömerler. Kabukları sertleştikten sonra tekrar ortaya çıkarlar, bu sertleşme hızlı bir süreçtir.

MAVİ YENGEÇ NE KADAR YAŞLANABİLİR?
Dişiler 2 yıl,erkekler 3 yıl yaşayabilirler.

MAVİ YENGEǒİN YAŞADIÐI YERLER?
Mavi yengeçler akarsuların döküldüğü, taneli çamur- ışımından oluşan acı su bölgelerinde 0,5m derinliklerde yaşar.

MAVİ YENGEǒİN TÜRKİYEDEKİ YAYILIŞLARI

Asıl vatanı Kuzey Amerika Kanada’da ekonomik değere sahip,oldukça iri boydaki bu yengeç, ilk önce getirildiği Kuzey Egedeki acısulu lagünlere,özellikle de Enez dolaylarındaki göllere yerleşmiş,daha sonra Ege sahilleri boyunca sıralanan, Köyceğiz, Güllük lagünlerine yerleşmeye başlamıştır.Halen Fethiye Taşucu’ndaki Karadeniz dalyanında bol miktarda bulunmaktadır.
Mavi yengeç’in zorla getirildiği bu sulara tam anlamı ile uyum sağladığı söylenemez.Zira 1963 den itibaren kuzey Ege’yi Saroz’u tümü ile terk etmiş ,daha güneye doğru göç etmeye başlamıştır.Bunun nedeni olarak bu bölgedeki aşırı avcılık gösterilmekte ise de,hiç değilse lagünlerinde bu yengeç’in bu denli avlanması söz konusu olmamıştır.Olayın nedeninin o yöredeki yerleşmeyi engelleyen doğal koşullarda aranması gerekir.
Mavi yengeç’in ekonomik olarak değerlendirilmesi amacı ile yapılan bazı girişimler sızlıkla sonuçlandığından türlerini tüketici yırtıcı karakteri nedeni ile,çılarca istenmeyen,zararlı bir tür olarak lanmaktadır.

MAVİ YENGEǒİN PAZARLANMASI
Aslında Mavi yengeç, Amerikan ülkeleri dışında, İngiltere,Fransa Belçikada da pazarlanma şansına sahiptir. Ancak Avrupa ülkelerinde bu türün pazarlamasını yapanlar,genellikle,sürekli sevkiyat garantisi olmadan bir alıma yanaşmamaktadırlar.Ayrıca, Mavi yengeç’in pazarlanması,avcılıktan itibaren çok dikkat bilgi isteyen bir konudur.Bu türün diğer bazı ülkelerdeki lokal adları,Almanya’da, Blaukrabbe, Fransa’da Crabe nageur,İngiltere’de Blue Crab’dir.

MAVİ YENGEÇ YETİŞTİRİCİLİÐİ

Yengeç eti lüks bir gıda maddesi olan, dış ülkelerde değerli bir canlı durumundadır.

Ülkemizde ilk olarak Köyceğiz taraflarında yakalanan mavi yengeçler zaman zaman yurt dışına ihraç edilmiştir.Değerli bir ürün olması nedeniyle dış ülkelerde pek çok tür üzerinde yetiştirme çalışmaları yapılmış bu konudaki bilimsel çalışmaların devam ettiği bilinmektedir.Bazı ülkelerde ise doğal kaynakları zenginleştirme amacıyla larva üretim çalışmaları da yoğun şekilde uygulanmıştır.Örneğin Japonyada bu konuda çok lı uygulamalar yapılmaktadır.Ülkemizde sofralık üretimi söz konusu olmasa da ihraç amacıyla ilerleyen olanaklar çerçevesinde bu tür çalışmaların bazı bölgelerimiz için gelecekte ele alınması söz konusu olabilir.

Yengeç dünyanın bir çok ülkesinde avcılık yoluyla üretilen bir canlı olması yanında yetiştiricilik konusu son yıllarda pek çok ülkede önem kazanmaya başlamıştır.Korede, Çin mitten yengeç (Eriocbeir sinensis E.Japonicus) yetiştiriciliği yapılan türlerdir.Malezya’da çamur yengeci üzerinde yapılan çalışmaların (Scylla spp) gelecek için çok ümit verici olduğu kaydedilmektedir.Özellikle Sarawak bölgesinin bu çalışmalar için çok uygun olduğu görülerek devletçe desteklenen önemli yengeç yetiştirme projelerine başlanılmıştır.Bu arada; ekvatoral ormanlar arasındaki su kaynaklarından her gün avcılık yoluyla yakalanan yengeçlerin 10 cm dolayında olanları pazara gönderilmekte daha küçük olanları besiye alınarak altı ayda pazarlanabilecek boya ulaştıkları bildirilmektedir.Kafesler içerisinde çamurlu bölgelerde yapılan bu yetiştirmede yem olarak artıklarının kullanıldığı kaydedilmiştir.

Scyla sp.türü çamur yengeç yetiştiriciliğinin ileride gelişmesi pek çok ülkede yaygınlaşması beklenmektedir.Bu gruba ait yengeç yavrularının doğadan bol olarak toplandığı yetiştirme alanlarına alınarak özellikle mezbaha artıkları ile yapılan beslemede çok olumlu sonuçlar alındığı kaydedilmektedir.Yemlemede artık maddeler kullanıldığı için yemleme ucuza mal edilmektedir.Gelişmelerinin oldukça iyi yetiştiriciliğinin kazançlı bir iş olduğu bildirilmektedir. Belirli alanda üretim miktarı az yetiştiricilik için geniş alanlar istenilmektedir.Yetiştirmede sıklık arttıkça yamyamlık nedeniyle ölümler yüksek olmaktadır.Çamur geniş alanlarda yapılan üretim daha güvenli olmakta bu nedenle stoklama ölçülü yapılabildiği takdirde yamyamlık olaylarına daha az rastlanılmaktadır.

Yetiştirmede iki yol izlenmektedir.Çamur alanları geniş olduğu takdirde stoklama az yapılmakta yemleme uygulanmamaktadır.Bu gibi durumlarda doğal yemler yetiştirme için yeterli olabilmekte ek yemleme yapılmamaktadır.Birim alana yoğun stoklama yapılan ikinci besi yönteminde ise elden yemleme uygulanmaktadır.Besi dönemi 4 aydır.Bu yöntemde bile stoklama m2 de 3-4 adettir.Bazı üreticilerin bu stoklamayı m2 de 15 adede kadar çıkardığı fakat bu gibi durumlarda ölüm oranının daha fazla olduğu bildirilmiştir.10-50 gr olarak stoklamaya alınan yengeçler 3-5 ay süreli besi sonucu 350-400 gr civarında iken pazara sevk edilmektedir.Kuluçkahanelerde yetiştirilen bireylerin 25 mg iken besi alanlarına alınabileceği tespit edilmiştir.Her iki yöntemde de gelişmenin hemen olduğu kaydedilmiştir.Yapılan çalışmalarda yengeç üretimi insan eli altında mümkün olup yetiştiriciliğinin gelecek için ümit verici olduğu bildirilmiştir.

Scylla sp.türü yengeçler genel olarak orta yapılıdır.İç su çılığında önemli bir grup olarak kabul edilir.Etlerinin lezzeti et verimlerinin yüksekliği nedeniyle lüks bir gıda maddesi olarak kabul edilirler.Ticari olarak önemli miktarlarda da avcılığı .Asya kıyılarındaki su kaynaklarında yengeç avcılığı küçük çaplı avcılar için önemli bir iş kaynağıdır.Avlanmadan sonra uzun süre el altında canlı olarak götürülür bu şekilde pazarlanırlar.

Bu tür üzerindeki yetiştiricilik çalışmalarına 100 yıl önce Çinde başlanıldığı kaydedilmektedir.Son 30 yılda Çin Japonyada Yetiştiricilik çalışmaları hız kazanmıştır.

Japonyada yavru üretim çalışmaları konusunda lı sonuçlar alındığı halde uygulamaya geçilememiştir günümüzde üretim doğal kaynaklardan sağlanan yavruların besiye alınmasıyla sağlanmaktadır.Fakat doğadan yakalanan yavru miktarı yeterli olmadığından ileriki yıllarda yavru üretiminin uygulamada yer bulması beklenilmektedir.

Yengeç yetiştiriciliği konusundaki sorunların çözülmesi amacıyla yapılan ülkeler arası bir toplantıda aşağıdaki konulara dikkat çekilmiştir.

1-Larval yetiştiricilik konusunda yoğun etkili araştırmalar yapılarak uygulamaya aktarılabilecek kuluçka yöntemleri geliştirilmektedir.

2-Larva üretiminde kullanılacak besi yöntemleri konusunda bir dizi araştırmalar planlanmaktadır.

3-Damızlık yetiştirme yumurtalardan yavru çıkışı konusunda araştırmalar düzenlenmelidir.

4-Beside kullanılacak yemler, kanibalizm, su kalitesi, havuz manejmanı hastalıklar konusunda çalışmalar yürütülmelidir.

5-Yengeç stoklarının genetik yapıları konusunda bölgesel genetik farklılıklar hangi bölgelerden daha iyi gelişen hatlar elde edilebileceği araştırılmalıdır.

6-Yengeç avcılığı, pazarlanması işlenmesi konusunda incelemeler yapılmalı bu konulardaki teknolojiler geliştirilmelidir.

Derleyen: Ergül KESER

Su Ürünleri Mühendisi

kaynak: hayvanlar.us


Balıklarda Savunma (Defens) Mekanizması

Stres balığın yapıcı organizmalara verdiği bağışıklık cevabıdır. Son yıllarda bizim stres yaratabileceği problemler konusunda duyarlılığımız artmıştır. Aslında basın tarafından popülerleşen düşünceye göre, stres insan hayvanda hemen hemen her üzücü sorunun kaynağıdır. Stres ayrıca teşhis edilemeyen veya edilmesinden kaçınılan hastalıkların mı için de kullanılır.

Akvaryum hobisinde girmiş olan kişilerde, nedense stresin sağlığına etkisi üzerinde daha az durulur. Üstelik bu anlaşılmıştır ki stres, balıkta problemlerinin çıkmasında en büyük etkendir. Hobiyi edenlere verilen bilgilerde bu faktörün geniş kapsamlı istenmeyen etkileri olabileceğinden az bahsedilmiştir. Stresin vücudu etkilediği konusundaki bilgilerimiz, son yıllarda yapılan araştırmalardan kaynaklı. Bilim adamları farklı stres türlerini incelemişler bu araştırmada hangisine bağışıklık cevabının olduğunu anlamayı hedeflemişler.

Bağışıklık(İmmün) sistemi, hastalıklara şı bir mekanizmadır çevre koşullarındaki ani değişimlere yani strese oldukça duyarlıdır. İmmün sistemin cevabıdır ki, bizim veya balığın bu değişimi atlatıp atlatamayacağımızı belirler. şık olmasına rağmen, immün yanıt hakkında bildiklerimiz çok daha fazladır. Balığın immün sistemi daha basit olduğundan üzerinde daha fazla araştırma yapılmıştır. [, tarif anlamında, tam bir immün sisteme sahip en ilkel canlı türüdür.] Dünya çapındaki su ürünleri endüstrisinde artışın bir sonucu olarak, daha etkili tedavisine olan ihtiyaç yüzünden, immün sistemi araştırmasına ilgi artmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarını bilimsel dergilerde bulmak mümkün.

Stres immün sistemi balıkta da diğer yüı canlılarda olduğu gibi yanıt oluşturur. Stresin oluşması bir stresöre bağlı olacak tabi. Stres beynin bir ü olan Hipotalamusu tahrik eder. Hipotalamus beynin evrimsel olarak en eski bölümlerindendir çoğu fonksiyondan sorumlu: Acıkma, susama, cinsel tahrik memelilerde vücut sıcaklığı. Tahrik edildiğinde Hipotalamus, kimyasal sinyaller salıp, bazı olaylar zinciri sonucunda Adrenal (Böbreküstü) bezlerden hormon salgılanmasına olur. Memelilerde Adrenal bezler, böbreğin üstünde yerleşmiş yapılardır. Balıkta adrenal doku, böbrek dokusu ile ışmıştır iç-içedir. Bu dokudan 2 önemli homon salgılanır.
1.si Epinefrin, “Savaş veya Uçuş” olarak da adlandırılan reaksiyondan sorumlu. Bu hormon canlıyı ayakta durma direnme-savaşmaya zorlayan bazı fizyolojik değişikliklere yol açar. Örneğin; ritminde artış, kan basıncı soluk almada artış. Karaciğerdeki glikojen, hızlı ulaşılabilir bir enerji kaynağı görevi görür. Beyin kasa giden kan akımı, daha hızlı düşünme daha atik hareket için artar(Daha fazla oksijen taşınımı). Bir kombinasyon olarak tüm bu reaksiyonlar, ın strese şı koymasına eder. Bu değişiklikler fazla sürerse vücudu fazla yorup kendileri bir stres kaynağı olacaklar.
2.si adrenal anti-stres hormon Kortizoldur. Çalışmalar göstermiştir ki balıklar çok kalabalık sıkışık bir ortamda tutulduklarında veya taşındıklarında aşırı dozda salgılanır. Kortizol Epinefrin gibi, birçok fizyolojik değişikliğe olabilir. Salgılanma etki süresi fazla uzadığında metabolik dengesizliğe yol açar. Örneğin; protein yıkımında artış veya tiroid hormonlarında yükselme ki, vücudun çalışma isteğini aşırı artırıp, fiziksel tükenmeye olur. Bu Kortizolün immün sistem üzerindeki etkisidir ki bu konunun merkezinde yer almaktadır. Kortizol, immün sistemin işleyişinde direkt müdahalede bulunabilir. Bu sistemin açığı da işte buradadır stres temelli hastalıkların(çoğunlukla bakteriyel) başlangıcıdır. Daha uzman anlatımla, kortizol immün sistemin Patositoz işlemine ışır. Patositoz “Hücre Yeme” anlamındadır kandaki bakteri diğer yabancı materyalleri tüketen akyuvarların işlevi ile ilgilidir. Bu işlem çoğunlukla bakterinin deri mukoza bariyerini geçmesi vücuda girmesi sırasında gerçekleşir. Makrofaj adlı bu akyuvarlar kimyasal sinyaller ile yönlendirilip, hedef taarruz bölgesine giderler. Bu hücreler tek hücreli bir canlı olan Amibe çok benzerler aynı mantıkla hareket ederler.

Bazı bilimadamları bu hücrelerin köken olarak sünger deniz anası gibi ilkel canlıların dokularında yaşayan amiblerden evrimleştiğini iddia ediyorlar. Belki milyonlarca yıl süresince bu amibler istiklallerini yetirip, canlı vücudunun immün sisteminin bir parçası haline gelmişler. Bu fagositik (hücre yiyen) hücreler olay yerine geldiklerinde, yabancı maddenin etrafını sarıp, onu sindirirler. Hücrede enzim taşıyan ufak membran kaplı paketler vardır. Bunlar Lizozom adını alıp, içeri alınan paket ile birleşip, enzimlerini içeri salmakla, bakteri veya yabancı maddenin sindirilmesini sağlıyorlar. Bazı fagositik hücreler, içeri alınanı yok etmek için Sodyum Hipoklorit (HCL) de üretirler.Yabancı materyal sindirildiğinde, atıklar kan akımında serbest bırakılır böbrekler tarafından atılır.[veya karaciğerin safra maddelerini oluşturmada kullanılır]. Kortizol, bu önemli fagositöz işlemine müdahale eder. Kimyasal olarak lizozom membranında değişikliklere olur membran füzyonu gerçekleşemez. Böylece yakalanan bakteri yaşamaya devam eder vücuda yayılır. Beslenme immünoloji konusundaki bazı güncel bulgular gösteriyor ki,C vitamini bu kimyasal değişimi bozulmayı engelleyebilir. Aynı zamanda bilinir ki, C vitamini Edwardseilla bakterisinin yol açtığı ölümcül enfeksiyona şı Kanal Kedi Balığında dayanıklılığı arttırır. A E gibi diğer vitaminler de immün cevabı güçlendirmeleri ile bilinirler.İz metalleri de immün fonksiyonda röl almaları ile bilinirler. Örneğin Selenyum fagositik işlemde etkili bir immün yardımcıdır.E vitamini gibi. Kadmiyum Çinko gibi diğer metaller de bu olaya ışırlar. Balığın immün cevabında ağır metal gereksiniminin açıklanabilmesi için beslenmesi ile ilgili daha da fazla ayrıntılı bilgiye gerek var. Bu kesindir ki kaliteli ile bakılan parazitik enfeksiyonlara şı daha dayanıklı olacaktır.

Parazit yükünde seyrelme hafiflenme önemli bir faktör olabilir çünkü, parazitler hedef canlıdan beslenirken bakteriler için vücut içine daha kolay ulaşım sağlayıp, yayılmalarını destekliyorlar. Stresten kaynaklanan başka immün sistem bozuklukları da var. Örneğin Mukozal yanıt Antibody (vücuda şı) üreten sistemin bir parçasıdır. Antibodyler yabancı maddelere (bakteriler gibi) bağlanan özel proteinlerdir. Antibodyler değişik yollarla fonksiyon yapar. Döngüdeki virüsleri bakteriyel oluşumları(zehir, koruyucu kılıflar,…) etkisiz hale getirip veya materyalı yapıştırıp fagositoz için müsait hale getirebilirler. Soğuk sıcak su balıkları üzerindeki araştırmalar göstermiştir ki, stres döneminde tam da koruma için proteinlere muhtaçken antibodylerin salınımı düşer. Diyette E A vitaminlerinin bulunması antibodylerin salınımını arttırdığı görülmüştür.

İmmün sistemin bozulması balığın enfekte olması durumunda standart prosedür antibiyotik ile tedavidir. Bilgisiz aquarist, dağıtıcı veya satıcı tedavinin daha etkili olması için ilacı balığı daha da strese uğratacak ışım dozda sunabilir. Örneğin; şimdi biliyoruz ki Oxytetracycline (Oksitetrasaykılin) Sazan Gökkuşağı Alasında immün yanıtı durdurabilir. Balıkta için diğer sık kullanılan ise Tetracycline (Tetrasaykılin) dir. Bu ilaç belirli limitte kullanılmalı çünkü bakteriyel korunmayı sağlarken, immün yanıta müdahale edebilir. Akvaryum balıklarının katlanmaya zorlandıkları bu kadar strese rağmen bunların immün yanıt üzerindeki etkileri bilindiği halde, şaşırtıcıdır ki çoğu kurtulmayı yor. Bu da immün sistemin neredeyse mükemmelliğinin bir kanıtıdır. Yine de, hobicilerin %30-50si 1 sene içersinde balıklarının ölümü yüzünden bu işe veda eder. Balığın sağlığı hobici için önemli olan, stresi en aza indirmekle beraber, oluştuğunda azaltılacağını bilmektir. Temiz su gerekli beslenme dengesi balığın sağlığını korumak için kesinlikle gerekli. Yine de vakalarda immün yanıta amacı ile ek bilgilenme araştırma lazım. Belki bu, stres kaynaklı hastalıklarda daha etkili için yardımcı olabilir.


ziraatci.com

kaynak: hayvanlar.us


Stres İlişkisi

Kjell Fohrman`ın Back to Nature Aquarium Guide`indan akvaryum dekorasyonu ile ilgili bolümün çevirisidir. Özellikle yeni başlayan akvaristler için bi kaynak olacağını umuyorum.

İç Dekorasyon

Akvaryum dekorasyonu konusu, onu yapmak isteyen kişinin fikirlerinin uzanabileceği yere kadar genişleyebilecek bir konudur.Birkaç sayfada bu konuyu tüm incelikleriyle ele almak elbette mümkün değidir. Tankınız için seçeceğiniz dekorasyon, tankınızın boyutu, hangi balıkları besleyeceğiniz, neleri görsel olarak çekici bulduğunuz bunun gibi parametrelerle yakından ilgilidir. Bu yazıda genel seçeneklere bilgilere konsantre olacağım.

Bir akvaryumu dekore ederken göz önünde bulundurduğum 3 nokta;
1. Görünüm kondisyon olarak doğal hayatı örnek almak,
2. Akvarymu, balıkların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hazırlamak.
3. İş bittiğinde görüntünün göze ruha hitab etmesidir.

Ne yazık ki günümüz standart akvaryumlarında yüksekliğin genişlikten fazla olması, dekorasyonu zor başlangıçta kayıplı hale getirmektedir. Dekorasyonun kendini göstermesi için akvaryum genişliğinin de en az yükseklik kadar olması gerekmektedir.



Akvaryum içerisinde ya da arka dışında kullanılan arka planlar, akvaryumun uyumlu bir görünüme sahip olması için gereklidir ( Bizler için gözlem, balıklarımız için uyumlu bir yaşam alanı açısından önemlidir. ). Gün geçtikçe, akvaryumcularda, doğal kök ya da kaya imutasyonlarını içeren birçok farklı model renkte arka plana rastlamamız mümkün oluyor (Yazarın burada bahsetmiş olduğu arka planlar akvaryumun içerisinde kullanabilecegimiz türlerdir.). Bu tip arka planların kendine özgü avantaj dezavantajları vardır. Avantajlarına en bilinen örnek, bu tip arka planların arkasına,akvaryumda görmek istemeyeceginiz ısıtıcı, filitre kablo gibi unsurların saklanabilir olmasıdır. Akvaryum içerisinde görünen bir filitre yada kablodan daha sinir bozucu birşey düşünmek zordur. Dezavantajlarına bir örnek ise bu arka planların tank hacminden çalıyor olması balıkların yüzme alanlarını kısıtlıyor olmasıdır (Dekore edeceğimiz akvaryumun ölçülerini, bunu göz önünde bulundurarak belirlersek, konu bir dezavantaj olmaktan çıkacaktır.). Şayet bu işe bu kadar harcamak istemiyorsanız arka ı dışardan koyu bir renge boyayabilirsiniz. seçiminde koyu renklere ağırlık vermeniz, görsel açıdan daha tatmin edici sonuçlar verecektir. Bunun yanısıra arka cama yapışan tek renkya da renkli fonları da kullanabilirsiniz. Seçeceğiniz fonun, tenk rengin tonlarını içeren bir kaya ya da kütük imutasyonu olması yine görsel açıdan sonuçlar verecektir. Her akvaristin zevkleri elbetteki farklı olacaktır ancak bir resif akvaryumunun arka fonundaki bitki benzeri imutasyonlar çok fazla karmaşık uyumsuz bir görüntüye sebeb olabilir. Yine aynı şekilde bir tropik akvaryumun arka fonuna da mercanları içeren bir konu işlenmemelidir. Kısacası kurduğumuz akvaryumun görsel öğelerini göz önünde bulundurarak fonumuza vermeliyiz.




Akvaryum içinde kullanabileceklerimize örnek arka cama yapışan düz fon için bazı seçenekleri




Zeminin çok parlak olması balıklarımızın olduklarından daha utangaç bir hale bürünmelerine yol açabilir. Dolayısıyla zeminde kullanacağımız malzemenin rengini, çok fazla parlamaya olmayacak bir skaladan seçmemiz iyi olacaktır. Kullanılacak malzemenin taneciklerinin büyüklüğü, akvaryumda bitki besleyip beslemeyeceğimize besleyeceğimiz bazı balıkların ihtiyaçlarına göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin bazı ciklet türleri (örn. Geophagus) kimi kedi balıkları (örn. Corydoras) zemin malzemesini oral yoldan alıp içerisindeki kullanılabilir partikülleri süzdükten sonra kumu solungaçlarından bırakırlar. Bu gibi balıkların daha rahat etmeleri için zemin malzemesinin boyutu 2 mm.yi geçmemelidir. Bitkili bir akvaryumda ise malzemenin birim boyutu (tanecik boyutu) 2 - 3 mm.yi geçmemelidir. Kumun akvaryum içerisindeki kalınlığı ise yine bitki besleyip beslemeyeceğimiz ile alakalıdır. Şayet bitkili bir akvaryum söz konusu ise kumun tabandan yüksekliği 6 - 10 cm.,değilse 3 - 6 cm. olmalıdır.

Bazı zemin malzemeleri kalsiyum içermektedir (örn. mermer, mercan mercan kumu) içerikteki kalsiyum, suyun bazik değerlerini yükseltmektedir. Beslediğimiz balıkların doğal ortamlarındaki koşullarını göz önünde bulundurarak bu konuyu dikkatlice ele almalıyız. Doğal ortamda asidik suda yaşayan canlıların bulunduğu bir akvaryumda,suya bazik salınım yapacak olan bu malzemelerin kullanılması oldukça sakıncalıdır. Kullanacağınız malzemenin kalsiyum içerip içermediğini üzerine hidroklorikasit damlatarak görebilirsiniz. Eğer malzemede köpürme ya da kabarcıklanma gibi belirtiler varsa içeriğinde kalsiyum olduğundan emin olabilirsiniz. Elinizde her an hidroklorik asit olması elbette beklenemez, piyasada kolaylıkla bulabileceğiniz kireç çözücü de aynı işi görecektir. Kireç çözücünün kabarma ya da köpürme etkisi saf hidroklorik asit kadar belirgin olmayabilir yine de %100 fikir verecektir. Bu uygulamayı yapmadan önce ellerinizi gözlerinizi mutlaka koruyunuz. Bir akvaryumu dekore ederken, arka camdaki kalınlığının ön camdakinden daha fazla olmasına (arkadan öne doğru eğimli olmasına) özen gösterin. Bu, görünüm açısından oldukça önemlidir iyi sonuçlar vermektedir. Bu eğimi saglamak korumak için agaç köklerinden ya da kayalardan teraslar yapabilirsiniz.





Bazı çakıl çeşitleri


Kuru Ağaçlar

Kuru ağaçlar, kökler dallar akvaryum dekorasyonunda oldukça sonuçlar vermektedir bazı türleri için gereklidirler.(örn. bazı kedi balığı türleri). Akvaryum dekorasyonunda kullanacağımız bu malzemelerin %100 ölü olduklarından emin olmamız geremektedir. Tam anlamıyla ölmemiş kurumamış köklerin kullanımı, içerdikleri bazı toksik bileşenlerden dolayı oldukça tehlikelidir. Bir çok kuru ağaç muhtevasında tanik asit içerir bu durum akvaryum suyunun ph seviyelerinde düşmelere sebep olacaktır. Uygun türler için bu gerekli olsada özellikle orta amerika afrika cikletleri besliyorsanız bundan kaçınmanız gerekmektedir. Akvaryumda kullanacağınız kuru ağaçları benzer malzemeyi şayet konu hakkında derin bilgileriniz yok ise doğadan toplamanız önerilmez. Bunun yerine akvaryumcunuzda bulunan malzemeleri tercih etmeniziöneririm. Böylece malzemenin balıklara zarar vermeyeceğinden %100 emin olmuş olursunuz. Kuru ağaç kullanımı konusunda dikkat etmemiz gereken başka bir konu ise niceliktir. Çok fazla dal kök kullanımı suyun asidik açıdan tolere edilebilir sınırların dışına çıkmasına suyunuzun kahverengi bir almasına sebep olabilir. Kuru ağaçlar konusunda bir başkaproblem ise bazılarının suda ilk başlarda batmayacak olmaladıdır. Suyun içerisinde bulundukları birkaç gün ya da hafta içerisinde daha çok su çekecekler bir yerden sonra batacaklardır. Batmayan bir kütüğü bir kaya ya da benzer ağır bir malzeme ile destekleyebilirsiniz ancak bunu yaparken de dalın kayadan kurtulma ihtimalini olası zararları göz önünde bulundurmanızı ederim.



bir mango tasarımı, kuru ağac dekoruna örnek.


Kayalar

Akvaryumda kullanabileceğiniz kayaları, akvaryumcunuzda ya da herhangi bir peyzajcıda rahatlıkla bulabileceğiniz gibi doğadan kendiniz de toplayabilirsiniz. Elbette bu konuda dikkat etmeniz gereken bazı konular var; Şayet beslediğiniz balıklar bazik suyu (ph 7+ –>14) sevmiyorlarsa içeriğinde kireç bulunan kayalar kullanmamalısınız. Kireç taşı mermer içerisinde önemli oranlarda kalsiyum vardır daha önceden de ele aldığımız gibi bu kalsiyum, suyunuzun bazik değerlere doğru kaymasına sebep olacaktır. Lav taşları, bazalt granit içeriğinde kalsiyum bulunmaz. Koyu renkli kayağan taşlara daha fazla özen göstermeniz gerekmektedir. İçeriğinde yağ metal oksit bulunabilir ki bu da akvaryumunuz için ölümcül bir olur. Dere kenarlarından taş toplarken taşı topladığınız alana yakın yüksekte bakır madeni olmamasına dikkat etmelisiniz.

Dekorasyonda farklı birkaç çeşit kaya kullanmamaya da özen göstermelisiniz (En fazla iki uyumlu türü kullanmanız edilir.). Şayet akvarumda bol miktarda kaya kullanmayı düşünüyorsanız zemine, kumun altına (akvaryumun içine) 1 cm. kalınlıkta bir strafor yerleştirmeniz iyi olacaktır. Kayaların kumun üstüne değil zemine yerleştirilmeleri alt katman yerleştikten sonra kumun konulması, kumu didikleyen kazan balıkların yol açabileceği olası kazaları yok etmektedir.



Kaya dekorasyonuna bir örnek, kaya imutasyonuna örnek.


Diğer Dekorasyon Malzemeleri

Akvaryum kurulurken dekorasyon işinde kullanılabilecek daha bir çok malzeme vardır. Sonbaharda kurumuş kayın ağacı yaprakları toplayabilirsiniz. Eğer akvaryumda hemen batmazlarsa sıcak suda bir kaç dakika bekleterek batar hale getirebilirsiniz. Bunun yanı sıra bambu gibi diğer bazı malzemeler de kullanabilirsiniz. Akvaryumcunuzdan edinebileceğiniz hazine sandıkları, dalgıçlar, renkli kumlar vb. malzemeler ile de akvaryum dekoruna katkıda bulunabilirsiniz. Ancak unutmayalım ki doğal hayatı bir biyotopu simule ettiğimiz akvarumlarımızda doğal olmayan birşey varsa o da yukarı aşağı sallanan bir dalgıçtır. Doğal görünümü bozacak olan tüm bu malzemelerden uzak durmanızı ederim. Akvaryumlar için üretilen bu malzemeler suya ya da balıklara bir zarar vermeseler de doğal görünümü bozacaklardır. Dondurmayla ketçabı aynı anda yemekten zevk alan bir çok insan olabilir ama ben bu ışımı sevmiyorum doğallık güdüsüyle hareket eden bir akvarist de böyle bir yapmayacaktır.

Kjell Fohrman Back to Nature AquariumGuide
Çeviren : Bahadir Bahadir
Not : Ekteki resimler kaynakta yer almamaktadir. Konunun daha iyi anlaşılması açısından seçilmişlerdir.

kaynak: hayvanlar.us


Akvaryum Dekorasyonu

YAPILMASI GEREKENLER



  • Tuzlu su akvaryum bakımı ile ilgili iyi bir satın alın. Bu sizin hobide ilk harcamanız en değerli akvaryum malzemeniz olmalı.

  • Her gün balıklarınızı kontrol edin. Farklı davranışlar gösteren, yara veya belirtisi olan var mı diye inceleyin.

  • Aksi bir durum sezinlediğinizde hemen harekete geçin. Akvaryum suyunu test edin, oluşması muhtemel problemlerle ilgili araştırmalar yapın. Kitaplar okuyun, internete başvurun akvaryumcunuz ile görüşün.

  • Akvaryumunuz için bir çizelgesi hazırlayın, bu sayede yaptığnız testlerin son tarihlerini, su değişimlerini ne zaman yapmanız gerektiği gibi önemli tarihlerde yanılmazsınız.

  • Düzenli gerektiği kadar yemleme yapın.

  • Beslediğiniz türlerin gereksinim duydukları besin türünü araştırıp buna uygun yemler verin.

  • Fitrasyonu hem biyolojik hem mekanik olarak tam anlamıyla yaptığınızdan emin olun.

  • Tankta yeterli su sirkülasyonu olduğundan emin olun. Bir çok kaynak toplam su miktarınızın 10 katı kadar sirkülasyon yapmanız gerektiğini söyler. Bu rakama filtre, jet motorlar, ps vb dahildir.

  • Mümkünse aydınlatmanızı zamanlayıcı ile birlikte kullanın. Bu sayede balıklarınızın doğal ortamlarında ihtiyaç duydukları ışık süresine tam anlamıyla sadık kalmış olursunuz.

  • Akvaryum ışığını mümkünse türlerin doğal ortamlarındaki miktrara bu miktarı zamana göre ayarlayın. Örneğin öğlen saatlerinde ışık en yüksek miktardayken geceye doğru yavaş yavaş azalması gibi.

  • Akvaryum suyuyla temas etmeden veya temas edebilecek birşeye dokunmadan ellerinizi bol su ile . Sabun vb içeriğindeki maddeler akvaryumunuz için zehirleyici olabilir.

  • Her zaman akvaryumunuzda en kaliteli aktif karbonu kulanın, bu toksinleri uzaklaştırır suyunuza kristal berraklığı kazandırır.

  • Aktif karbonu dönemsel olarak yenisi ile değiştirmeyi ihmal etmeyin (8 haftada bir gibi)

  • Su değerini mümkün olduğunca türlerin doğal ortamlarındakine yakın tutun. 8.3 pH, 25 C, 1.025 SG gibi.

  • Akvaryuma ekleyeceğiniz canlıları muhakkak su değerlerine alıştırdıktan sonra ekleyin.

  • Eğer mümkünse tankınızda gerçek deniz suyu kullanın, hiç birşey gerçeğinin yerini tutamaz.

  • Gerçek deniz suyu kullanmak mümkün değilse ters ozmoz cihazı suyu kullanın.

  • Mümkünse protein toplayıcı kullanın, mekanik biyolojik filtrasyonu tamamlar.

  • Nitrojen döngüsünü anladığınızdan emin olun. Bu akvaryumdaki atıkların (nitrit, amonyak gibi) sudaki bakteriler tarafından daha az zararlılarına çevrilmesine yardımcı olur.

  • Satın alacağınız canlıları muhakkak inceleyin, veya yaralı olmadığından iyi göründüğünden emin olun. Eğer mümkünse ana tanka aktarmadan önce bir müddet karantina uygulayın. Bir diğer alternatifse uv filtre kullanmaktır. Bu filtreler kullanımından 4 hafta sonra akvaryumdaki hastalıkları sterilize eder.

YAPILMAMASI GEREKENLER



  • Asla fazla yemleme yapmayın, bu su kalitesini kötü yönde etkiler balıklarınızın hastalanmasına yol açar. Sürekli aç görünseler bile buna aldırmayın. Balıklarınıza hemen tüketebilecekleri kadar yem verin. Su değerlerinizi sık sık kontrol edin.

  • Yeni başlayanaların en çok yaptığı hatalardan biriside akvaryuma sistemin kaldırabileceğinden fazla eklemektir. Asla akvaryum hacminizin, filtreniz diğer ekipmanlarınızın kaldırabileceklerinden falza canlı koymayın. Aşırı yüklenen her sistem gibi, bu da daha sonra ölümlere varan sorunlar yaratacaktır.

  • Hiç bir konuda acele etmeyin. Deniz suyu tatlı suyun aksine oldukça kompleks bir yapıdadır, binlerce element, mineral organizma içerir. Bu bakımdan suyun olgunlaştığından, oturduğundan emin olmadan canlı eklemesi yapmayın.

  • Akvaryum içerisinde başta su olmak üzere kritik konulardaki değişimlerde çok dikkatli olun. Özellikle ekleyeceğiniz suyun akvaryumunuzdaki su ile aynı değerleri taşımasına dikkat edin.

  • Uygun olmayan türleri bir arada beslemeyin. Bu yüzden ekleyeceğiniz türlerin birbirleriyle mevcut türlerinizle uyumlu olduğuna emin olun.

  • Tankın bulunduğu odada, oda spreyi vb kullanmayın. Özellikle üstü açık tanklarda zehirleyici etki yapabilir.

  • Ekipmanlarda ucuza kaçmayın. Kalitesiz malzemeler yüzünden çok fazla zararınız olabilir.

  • Akvaryumunuzda çok güçlü tek ısıtıcı kullanmak yerine toplamda yeterli güce ulaşacak birden fazla ısıtıcı kullanın. Bu şekilde hem bir ısıtıcınız bozulsa bile diğer ıstıcılar görevlerine devam eder hemde tankın farklı noktalarına yerleştirildiğinde daha sağlıklı ısı yayılımı olur.

Kaynak: www.aquarticles.com/articles/saltwater/Kamp_Beginners.

Çeviren: Fatih Taştan

kaynak: hayvanlar.us


Deniz Akvaryumlarına Yeni Başlayanlara Tavsiyeler

1-Akvaryuma Buz Atma:

Zamandan bağımsız bir sistem değildir, sonludur. Ya ani değişim yapar, ya da uygulaması çok uzun sürer. En kötü çözümlerden biridir. Buzun sıcaklık farkı yüzünden sudan ısı çekerek suyun sıcaklığını düşürmesi mantığıyla çalışır. 1 litre buz 120 litre suyun sıcaklığını yaklaşık 1 derece kadar düşürür. Buzdolaplarının asıl kısmı genelde 4, dondurucu kısmı ise - 16 derece olur. Buzu attığınızda -16 dereceden 0a gelene kadar, 0da buz halinden 0da su haline geçene kadar, 0 da su halinden de yaklaşık 26-27 dereceye gelene kadar sudan ısı çeker. Bu çekilen ısı suda sıcaklık azalışına olur. Suyun mevcut sıcaklığı arttıkça buzun çektiği ısı miktarı da artar. Örneğin Suyunuz 35 dereceyse buz -16 dereceden 27ye değil yaklaşık 34e geleceği için daha fazla ısı çeker ancak yine de bu fark 1 derecede önemsenecek fark yaratmaz. Çünkü bu işlemde asıl ısı çeken olay 0 derecedeki buzun 0 derecedeki suya dönüşmesidir. Bu farkı önemsemezsek 1 litre buz 120 litrenin sıcaklığını 1 derece düşürür, 2 litre buz 120 litrenin sıcaklığını 2 derece düşürür. 1 litre buz 60 litre suyun sıcaklığını 2 derece düşürür gibi doğru orantılar kurabiliriz.

Ortam 35-40 derece ise ne yazık ki suyun sıcaklığını düşürseniz de su aynı sıcaklıkta kalmayacak, sıcaklık yine yükselecektir. Bu yüzden bu yöntemi acil durumlarda, balıklar kötüleşip bitkiler eriyorsa uygulamalı, bir yandan da kalıcı çözümler geliştirmeliyiz.

2-Fanlı Sistemler

Kolay temin edilebilirlik kurulum açısından en pratik çözümdür. Ucuza kolayca bulunabilecek bir işlemci fanı kullanılabilir. Mantığı bir miktar basıncı düşürerek bir miktar da sıkışık gaz moleküllerini dağıtarak buharlaştırmayı kolaylaştırmasıdır. Kolonyanın bizi serinletmesiyle aynı mantıktır. Su her derecede buharlaşır. Bu durum biraz kafa ıştırabilir ancak kaynamadan değil buharlaşmadan bahsettiğimizi hatırlayalım. Bir bardak suyu bırakalım, 2 gün sonra baktığımızda su seviyesinin azaldığını göreceğiz.

Buharın enerjisi sudan daha fazladır, buradan da anlayabiliriz ki buharlaşma anında üstteki su molekülleri sudan ısı çekip kendini sudan ayırır buhar olur. Aynı şekilde kolonya sürdüğümüzde kolonya derimizden ısı çekerek buhar haline dönüştüğü için serinlemekteyiz.

Su kendine kendine buharlaşıyorsa biz niye fan kullanıyoruz?
Buharlaşmayı hızlandırmak için. Elimize kolonya döktükten sonra üfürünce daha serinliyorsak akvaryum için de durum aynıdır. Suyun üzerine püskürtülen hava, basıncı düşürür, buhar moleküllerini dağıtır buharlaştırmayı kolaylaştırır. Bunun pratik örneğini kağıt deneyi ile görebiliriz. Bir kağıdı alın, üzerine üfürün. Yalnız bunu yaparken yaprağa üfürüp çıkartır gibi yandan yapmanız gerekmektedir. Kağıdın üzerine üfürüp basıncı düşürdüğünüzde aşağıdan gelen açık hava basıncının kağıdı yukarıya ittiğini göreceksiniz. Aynı mantıkla fan; basıncı düşürüp buharın daha kolay oluşmasını sağlar. Üzerindeki basınç azalırsa su daha kolay buharlaşır, Ankarada İstanbula göre suyun daha düşük sıcaklıkta kaynamasının nedeni de budur.

Basıncı düşürmesinin yanında yukarıdaki nemi dağıtması da çok büyük fayda sağlar. Örneğin önünüzdeki 10 kişiyi iterek bir kapıdan girmek zorken, bir fan önünüzdekileri devamlı götürürse daha kolay hatta hiç zorlanmadan içeri girersiniz. Buhar taneleri de zorlanmadan dışarı çıkınca arkasındaki tanecikler çok daha hızlı gelir hızlı bir ısı çekimi olur.

Fan başlı başına bir soğutma sistemi değildir. Bir od


Akvaryumlarda Su Soğutma Sistemleri