nedir


Tırmanan Kuş


















velo
TIRMANAN KUŞ

ın uçma becerisini kazandıkları, evrimsel biyologlarca en az yüzyıldır tartışılmakta!


Dinozorlardan evrilmiş olan ilkel ın hızlı koşarak uçmayı öğrendikleri varsayımlardan bir tanesi.


şıt görüş ise, ın ağaçlaran süzüle süzüle uçmayı öğrendikleri görüşünde.


Bir keklik türünün uçuş tırmanış dinamiği ile Çin’de bulunan bir grup fosilin özellikleri her iki görüşü de destekliyor!


Dört Kanatlı Dinozorlar:


Geçtiğimiz ay açıklanan bir bulgu, uçuşan ağaçlardan yere süzülen küçük, tüylü dinozorlarca geliştirildiğini savunan paleontologları hem sevindirdi, hem de şaşırttı.


Çin’de bulunan altı fosil, etçil minik dinozorların gerçekten de ağaçtan yere süzülerek için gerekli donanıma sahip olduklarını gösteriyor.


Şaşırtıcı olansa, günümüz ınkine benzeyen tüylerin, bulunmaması gereken bir yerde, arka bacaklarda da bulunması.


Fosiller, 126 milyon yıl önce yaşamış canlılara ait. Bunlar, bilinen en eski kuş Archaeopteryx fosilinden 25 milyon yıl daha yaşlı. Fosiller dromesaurus denen paleontologlarca kuşlara en yakın canlı olarak bilinen bir gruba ait. Mikroraptor (küçüketçiller) diye de bilinen gruba ait örneklerin beden boyları yalnızca 15 cm.


Fosillerde ön arka bacakların arkalarına dizilmiş, uçuş ya da süzülme için elverişli birer düzine kadar birinci tüy, ayrıca 18 kadar da ikincil tüy görülüyor. Bir de ucunda uzun tüyler bulunan bir kuyruk göze çarpıyor. Paleontloglar, bu beden yapısının mikroraptorların küçük boyutlarının, süzülmek için ideal olduğunu vurguluyorlar.


Science, 24 Ocak 2003


Bilim Teknik Dergisi, Şubat 2003

kaynak: hayvanlar.us





Yaşamın Ölümsüzlüğün Simgesi Bokböcekleri






















YAŞAMIN ÖLÜMSÜZLÜÐÜN SİMGESİ


BOKBÖCEKLERİ



Eski Mısırda bokböcekleri yaşamın, ölümsüzlüğün var oluşun simgesiydi. Mısırlılara göre, güneşin evreleri yaşamın evrelerini gösteriyordu. Bokböceğinin toprak altındaki dışkı topunun içinde halinden, larva, pupa yeni bir bokböceğine dönüşümü de güneşin her gün yeniden doğuşuna benziyordu. Günbatımını ölüm, gündoğumunu ise doğumla ilişkilendiren Mısırlılar, batan güneşin toprak altından doğuya doğru giderken bokböceği gibi başkalaşım geçirdiğini düşünüyorlardı. Ertesi gün güneş, topraktan bokböceği tanrısı Kheper olarak doğuyordu. Bu da Mısırlılar için yeni bir yaşamın vaadiydi. Eski Mısırda ölülerin mumyalanmasının da büyük bir olasılıkla bokböceği yumurtasının pupa evresinin bir taklidi olduğu düşünülüyor.


Eski Mısırlılar haklıydı belki de bokböceklerini kutsal kabul etmekte. Onlara göre, güneşin bir gün içindeki dönümü bokböceklerinin dışkı topunu yuvarlayarak toprağa gömmesine benziyordu. Bu nedenle Eski Mısırda bokböcekleri ölümsüzlüğü, var oluşu yeniden canlanmayı simgeliyordu.


benzer bir nedene dayanmasa da bokböcekleri kutsal olarak kabul edilmeye değer canlılar. Çünkü, dünyada bugünkü teknolojinin oldukça yüksek maliyete gerçekleştirebileceği ekolojik bir işlevi onlar gerçekleştiriyorlar: Dünyayı büyük otoburların dışkılarından temizliyorlar. Yaptıkları işin amacı, dünyayı hayvanların dışkılarından kurtarmak değil. Bu yolla hem kendilerini yavrularını besliyorlar hem de yumurtalarının tehlikeden uzak bir biçimde gelişebileceği dışkıdan oluşan bir ortama sahip oluyorlar. Dışkıdan yapılmış bir topun içindeki yumurtaya başka bir canlının yaklaşıp, yumurtayı yok etmesi cesaret isteyen bir davranış. Böylece yeni kuşaklarını da güvence altına alan bokböcekleri, doğal döngüler içindeki işlevlerini de etkili bir biçimde sürdürüyor.


Dünyadaki madde döngüleri her an sürüp gidiyor. Bu döngülerin işleyişinin çeşitli basamaklarında çok sayıda canlı rol alıyor. Kimi üretiyor, kimi tüketiyor, kimi de parçalıyor. Bu parçalama işlemleri de üretim tüketim kadar önem taşıyor. Ölmüş canlıların ya da onların dışkı gibi atıklarının parçalanarak, içerdiği maddelerin doğadaki madde döngülerine yeniden katılması gerekiyor. Bu aşamadaki bir aksama, madde döngülerinin bozulmasına, böylece ekolojik dengenin olumsuz yönde değişmesine yol açıyor.


Yaşam döngülerinin parçalayıcılık rolünü üstlenenler ise genelde bakteri mantarlar. Bokböcekleri de bu döngülere katkıda bulunan canlılardan. Onlar, olarak doğadaki en önemli madde döngülerinden biri olan azot döngüsünde rol alıyorlar dışkıdaki azotun toprağa geri dönmesini sağlıyorlar. Bunun yanında da kendilerine besin elde etmiş oluyorlar. Onların bu etkinlikleri sayesinde de suyu iyi tutan azotça zengin bir organik madde olan humus oluşuyor. Böylece toprağın gübrelenmesine de doğal yoldan katkıda bulunuyorlar. Dünyadaki milyonlarca büyük otobur ın dışkısıyla hiçbir canlı ilgilenmeseydi, boğazımıza kadar neye batmış olabileceğimizi tahmin etmek güç değil.


Çok çeşitli büyüklük, biçim renklerde olan bokböceklerinin çok sayıda türü var. Bu türlerin birçoğu birbirinden çok farklı ekolojik ortamlarda, değişik canlıların dışkılarıyla beslenerek yaşıyorlar. Coleoptera (Kınkanatlılar) takımının Scarabeidae ailesine ait pek çok böcek cinsinden biri olan bokböcekleri, kanatlara, antenlere diğer böcek türlerinde olduğu gibi üç çift bacağa sahip. Bir böceğin bokböceği olup olmadığını anlamakta zorluk çekildiğinde, antenlerine bakmak iyi bir çözüm olabilir. Çünkü, antenleri yaprak benzeri 3-7 segmente (bölüme) sahip yelpaze gibi görünüyorlar.


Bokböcekleri, pek çok ın, özellikle fil sığır gibi büyük otobur hayvanların dışkılarını parçalıyorlar. Dışkıya top şekli verip, arka bacaklarını kullanarak onu arkaya doğru hızla yuvarlıyorlar. Dışkı topu türün büyüklüğüne bağlı olarak 3-4 cm çapında olabiliyor. Bu böcekler, dışkı topunu gömünceye kadar 1300 m uzunluğunda yol kat edebiliyor. Yunanlıların Eski Mısırlıların dışkı topunu uçarak götürdüğünü düşündükleri bokböceği, saatte 200 metre civarında hız yapabiliyor. Bu çalışkan böcekler yılda dönüm başına yaklaşık bir ton civarında dışkı gömüyorlar. Kendilerinin yavrularının besin kaynağı olan proteince zengin taze dışkıyı gömmek birkaç saatlerini alıyor. Hangi canlının dışkısıyla beslenecekleri ise türe özgü bir özellik. Kimisi maymunların kimisi fillerin kimisi de kangurularınkini tercih edebiliyor. Pek az sayıda tür, kuş sürüngenlerinkini tercih ediyor. Bilim adamları memeli faunasındaki tür birey sayısı zenginleştikçe bokböceklerinin de çeşitliliğinin birey sayılarının arttığını ileri sürüyor. Bir parça dışkı için aralarında ya da diğer türlerle savaşabiliyorlar. Ayrıca, birbirlerinin dışkı toplarını da çalabiliyorlar. Avrupa çayırlarındaki bir dışkı parçası 10-15 farklı türe ait 100-200 kadar bireyi çekebiliyor. Afrikadaki taze bir fil dışkısı ise binlerce bokböceğini başına toplayabiliyor. Tüm bu kargaşa içinde kendine bir dışkı topu edinenler ise, onu hemen kaçırıp gömerek bu yarışmadan çekiliyorlar. Bazı türler, dışkının hemen altına tünel açarak onu aşağı doğru çekiyorlar birlikte toprağa giriyorlar. Bazı türler ise, dışkının içine dalıp, alacağı kadar besin alıp, yumurtalarını da içine bırakıp gidiyor. Güney Afrikada ağaçta yaşayan yalnız haftada bir dışkılayan bir türünün dışkısıyla beslenenlerin işi daha zor. Çünkü, bu maymunlar dışkılarını hemen toprağa gömüyor. Bu türün dışkısıyla beslenen bokböcekleri ise bu anı kollayıp hemen dışkısının gömüldüğü deliğe atlamak zorundalar. Çektikleri sıkıntı bununla da bitmiyor. Küçük boyutlu “hırsız” bokböcekleri onların kendilerine ayırdıkları yiyeceğin peşini bırakmıyor düşey olarak açtıkları tüneller ıyla yiyeceklerine ortak oluyorlar. Dışkı topunu hazırlayan bokböceğine, topunu yuvarlamasına etmek (!) üzere ikinci bir bokböceği ortaya çıkıyor. Gerçek amacı dışkı topunu çalmak olan bu “yardımsever” böcek çoğunlukla yakalandığından amacına ulaşamıyor. Yakalandığında ise hiçbir şey olmamışçasına yardıma devam ediyor.


Bokböceği türlerinin pek çoğunda dışkı topu, yumurtanın içinde gelişebileceği bir yandan da beslenebileceği bir ortam oluşturuyor. Bazı türler bir mevsimde tek bir yumurtluyor. Bazı türlerde anne yavru cıvıldamaya benzer sesler çıkararak birbirlerine mesaj iletiyorlar, ancak bu mesajların ne anlama geldiği henüz belirlenmiş değil.


Geçtiğimiz yıl içinde, bokböceklerinin dinozorlar zamanında da var olduğuna onların dışkılarıyla besleniyor olma olasılığının bulunduğuna ilişkin kanıtlar elde edildi. Dinozorların yok olmasıyla, oldukça büyük boyutlu oldukları düşünülen o devrin bokböceklerinin de birden tükendiği yalnızca birkaç türün yaşamını sürdürebildiği de iddia ediliyor. Bilinen en eski bokböceği fosilinin 40 milyon yıl öncesine ait olduğu daha önceden belirlenmişti. Yakın zamanda bulunan yeni kanıtların, bokböceklerinin 76 milyon yıl öncesinde de var olduklarına işaret ettiği bilim adamları tarafından ileri sürülüyor. Bokböcekleri 1970li yıllardan beri özellikle Avustralyada olmak üzere meraları dışkılarından temizlemek amacıyla da kullanılıyor. Bu yolla meralar dışkılarının aşırı miktarda nedeniyle zarar görmekten kurtulmuş oluyor.


Böcek koleksiyoncularının da çok ilgisini çeken bokböcekleri, Eski Mısırda yaşamın simgesiydi. Eski Mısır dönemine ait pek çok süs eşyasında bokböceği resimleri kullanılmıştı. Muska mühür olarak da kullanılmış olan bokböceği (Scarabeus sacer) Mısır tanrısı Kheperin simgesiydi. Kheper başının üstünde bir bokböceğiyle gösteriliyordu. Kheper, güneşi gökyüzünde ilerleten tanrı olarak bilinirdi. Firavunların hiyeroglifle yazılmış adlarının yanında Kheperi simgelemek üzere de bokböceği kullanılıyordu. Hiyeroglif olarak bokböceğinin anlamı yeniden oluşum yenilenmeydi.


Mısırlılara göre, güneşin evreleri yaşamın evrelerini gösteriyordu: Bokböceğinin toprak altındaki dışkıdan yuvasının içinde gelişimi; halinden yeni bir bokböceğine dönüşümü de güneşin her gün yeniden doğuşuna benziyordu. Bu da Mısırlılar için yeni bir yaşamın vaadiydi.


Batan güneşe ne olduğunu anlamlandırmaya çalışan Mısırlılar, günbatımını ölüm gömülme, gündoğumunu ise doğumla ilişkilendiriyorlardı. Mısırlı rahipler, dışkı topunu bokböceğinin yumurtası olarak kabul ediyorlardı. Onlara göre yumurtasını dışkıdan yapan bokböceklerinin tümü erkekti, dişiye gereksinimleri yoktu. Bu durum, onların dişilerin kötülüklerle ilişkili olduğu inancına da uygun düşüyordu. bokböcekleri toplarını/yumurtalarını (!) toprağa gömüyorlardı. Böcek orada birtakım evreler geçiriyordu. Larva evresinde solucan benzeri bir görüntüsü oluyordu, bundan sonra hareketsiz ölü gibi olduğu pupa evresine giriyordu. Sonuç olarak da topun içinde yeni bir yavru oluşturuyordu. Mısırlı rahipler, toprağın içine giren güneşin başına gelenlerin bokböceği topunun geçirdiği başkalaşımdan farklı olmadığını düşünüyorlardı. Güneş de toprağın altında batıdan doğuya giderken gizemli bir başkalaşım geçiriyordu. Onlar buna khepru diyordu. Ertesi gün ise güneş topraktan yeniden bokböceği tanrısı Kheper olarak doğuyordu. Tüm bu düşüncelerinden hareketle aynı şeyin insanlar için de geçerli olabileceğini büyük bir olasılıkla bokböceği yumurtasının pupa evresinin bir taklidi olduğu düşünülüyor. Mumyaların göğüs ündeki bandajların arasına “ bokböceği” adını verdikleri yeniden dirilmenin simgesini koyuyorlardı. Bunun amacı ise, ölülerin kalbini korumayı sağlamaktı.


Eski Mısırda varoluşla böylesine ilişkilendirilen bokböcekleri günümüzde de ekolojik ortamın varoluşuyla ilişkilendirilerek kutsallaştırılacağa benziyor.


http://www.gitme.net

kaynak: hayvanlar.us


Yeraltının en hızlı mimarı: Köstebek
















Yeraltının en hızlı mimarı: Köstebek

Köstebeklerin tüylerinin tek yöne doğru uzamadıklarını biliyor musunuz? Kentlerde yaşayanların yabancı oldukları köstebek, çiftçileri bahçe işleriyle uğraşanları çileden çıkartabilecek kadar sinir bozucu olabilir. Kökleri bitkileri yiyen köstebek yeraltında açtığı geçitler içinde yaşar.


Bu geçitleri açabilmek için de toprağı burnuyla yukarı doğru sürerek küçük tepeler oluşturur. bir de bakmışsınız kaşla göz arasında güzelim bahçeniz minik köstebek tepeleriyle dolmuş. Yeraltının en hızlı mimarları olarak mlanabilecek bu minik kemirgenler o kadar çevik ki asla göremezsiniz, dolayısıyla da yakalamanız çok zordur. Galiba insanları en fazla sinirlendiren özellikleri de bu olsa gerek


Oysa tarlalarda veya bahçelerde köstebeklerin dolaşması aslında iyiye işarettir. Onların varlıkları toprağın sağlıklı olduğunu içinde minik canlıların yaşandığını gösterir. Çünkü köstebek aslında etçil bir hayvandır solucan, salyangoz, larva tırtıl gibi diğer omurgasızlarla beslenir. Size inanılmaz gelebilir ama bu küçücük kemirgenin bir yılda tükettikleri 37 kiloyu bulur.

Tahammülü zor

Dahası çiftleşme dışında yanında başka hiç kimseye tahammül edemediği için kendi geçit sistemini kullanan tarla faresi gibi ürünlere zarar veren diğer hayvanları da kovalar. Bu kovalamaca sayesinde de toprak “havalanmış” olur ki bu da aslında çiftçilerin bahçe severlerin yararınadır.

Müthiş geçit ustası dallı budaklı yaşam alanını inşa ederken, kürek biçimindeki önayaklarından yararlanıyor. Köstebek ön ayaklarıyla beden ağırlığının 20 mislisi toprağı kazabilir. Bu arada burnunun kafasının da çok güçlü olduğunu söylemeye unutmayalım. Sonuçta kazmış olduğu toprakları burnu kafasıyla sürerek tümsekler oluşturur.

Zorunlu olmadıkça yer altı geçitlerinden çıkmayan köstebek, kış uykusuna yatmadan sürekli yeni geçitler yaparak yaşamını sürdürmeye devam eder. Geçit ustası minik kemirgenler günde üç ila dört saatlerine kazarak geçirirler. Diğer zamanlarında ise dinlenirler veya geçitlerini kontrol ederler.

Tüyleri her yöne uzar

Köstebeklerin geçitler içinde rahatça dolaşabilmeleri için yani hem öne hem de arkaya doğru hareket edebilmeleri için diğer memelilere şın tüyleri belli bir yöne doğru uzamaz. Toprakla uyumlu boz rengindeki tüyleri her yöne doğru yatmaya müsaittir.

Halk arasında yaygın olan bir kanının aksine köstebekler tamamen kör değildir. Gözleri yeraltındaki yaşama uyum sağladıkları için çok küçüktür tüylerinin altında gizlenmiştir. Ama buna şın olağanüstü dokunma koku duyusuna mükemmel bir işitme yetisine sahipler. Mesela geçidine küçük bir böcek bile girdiğinde anında tepki verebilirler.

kaynak: hayvanlar.us


Mamutların Katili Küresel Isınma

















Mamutlar vahşi atların bin yıl önce Buz Çağından hemen sonra kısa bir süre içinde soyları tükenmişti. Bilim dünyasında mamutlara da dinozorlar gibi yüksek sempati duyuluyor.


İlk insanların, bin yıl önce Sibirya’dan Bering Boğazı’nı aşarak Kuzey Amerika’ya ayak bastıkları varsayılıyor. Mamutlar vahşi atların da yaklaşık olarak 11 bin 500 ila bin 500 yıl önce yok oldukları düşünüldüğünde, bu türlerin insanların aşırı avlanmasına kurban gittiği fikrine ulaşılıyordu. Uzmanlar, soyları tükenen eski memelilerin yerini bugünkü modern türlerin aldığını düşünüyor.


Araştırmada, Amerika kıtasının en kuzey bölgelerinden 9 ila 18 bin yıllık bizon, antilop, vahşi geyik insan fosillerini incelendi. Yeni tezi ortaya koyan Guthrie, bizon vahşi geyik popülasyonlarının bin yıl öncesinde sanıldığı gibi açlık yaşamadığını, hatta daha fazla üreme şansı yakaladıklarını ifade ediyor. Halbuki fosiller bu türlerin insanlar tarafından vahşi atlar veya mamutlara göre daha avlandığını gösteriyor. O halde vahşi geyiklerin bizonların tüm zorluklara şın hayatta kalmaları açıklanıyor?

AŞIRI AVLANMA OLASILIÐI DÜŞÜK
Guthrie’nin buna yanıtı şöyle: “İlk insanları bulabildikleri tüm hayvanları avlıyordu, at eti ilk zamanlarda bizon etinden daha çok tercih edildiği için bir süre atlara yönelmiş olabilirler, ancak mamut veya atların insanlarca avlandığını gösteren fazla kanıt yok. Oysa insanların yaşadığı bölgeler bizon vahşi geyiklerin kalıntılarıyla dolu.”

BULAŞICI HASTALIK İHTİMALİ YOK










Guthrie, mamut vahşi atların insanlar tarafından soyları tükenecek kadar öldürülmüş olamayacağını, bu hayvanların yok olmasının bir başka nedeni olduğunu belirtiyor. Guthrie, ayrıca fosil kalıntıların büyük bir salgın hastalığın soyların tükenmesine olmuş olabileceği tezini desteklemediğini ifade ediyor ekliyor; “Zira büyük bir salgın türlerde ani bir yokoluş olarak ortaya çıkardı, ayrıca vahşi geyik bizon gibi virüsü bulaşması muhtemel hayvanlar da böyle bir bulgu yok.”

ISI DEÐİŞİMİ OTLAKLARI DEÐİŞTİRDİ
Guthrie, Amerika kıtasının kuzeyinin 13 bin ila 11 bin yıl öncesinde önemli bir iklimsel dönüşüme sahne olduğunu vurguluyor; “Bu dönemde hayvanların vücut boylarının değiştiğini görüyoruz, ısı değişimi olduğu biliyoruz tam bu sırada insanlar kıtaya ayak bastı. 13 bin yıl önce hayvanların besin değeri yetersiz kuru otları yediğini düşünüyorum. Sonrasında Alaska Yukon bölgesi ısınınca ırmaklar şişti, otlar yeşerdi; bizonlar vahşi geyikler daha iyi beslendi daha hızlı ürediler.”

BİZONLAR VAHŞİ ATLAR AYAKTA KALMAYI BAŞARDI
Bölgedeki iklim değişikliği otlak arazilerin yerini çamların almasına oldu. Çamlar çimlerin yerine geç, hayvanlar için uygun otlaklar ortadan kayboldu.










Bu durum mamutlar, vahşi atlar, vahşi geyikler bizonlar için de geçerliydi, ancak Guthrie, bizonların geyiklerin buna uyum sağladığını ayakta kalmayı başardığını vurguluyor; “İlk insanların kıtaya ayak basmasından bin yıl sonra dahi vahşi geyikler bizonlar yaşamlarını sürdürüyordu.”

AŞIRI AVLANMA HALA GEÇERLİ BİR SAV
Dinozorların soyunun tükenmesi gibi, mamutların da yokolması bilim dünyasında en çok tartışılan konulardan biri. Son çalışma Amerika kıtasının kuzey bölümleri için önemli ipuçları içeriyor olsa da, birçok bilim insanı yeryüzünün diğer bölgelerinde bu hayvanların soyunun insanların avlanmasından dolayı tükendiğini savunmaya devam ediyor. Yeni tezin kın güneyinde Texas, Arizona gibi bölgelerindeki tükenmeleri açıklayamadığı da dile getiriliyor. Bu nedenle kimi uzmanlar insanoğlunun aşırı avlanmasının da mutlaka bir etken olduğu görüşünde.

Kaynak: New Scientist

kaynak: hayvanlar.us


Kara Tavuk Zeytin

















Ocak ayı meyve bakımından fakir bir aydır. Bu ayda ilkbahar yaz mevsimlerinde olduğu gibi bol çeşitli meyveler bulamayız. Baharda yediğimiz çağlalar, çilekler, erikler, kayısılar, kirazlar yazın yerim kavun, karpuz, şeftali, incir gibi meyvelere bırakır. Sonbahardaysa tüm bu meyvelerin yerini nar ayva alır. Kış aylarına gelince ise elma, portakal mandalina sofralarımızı süsler. Hepimiz kış aylarının soğuk olduğu için meyvelerin azaldığını biliriz. Ama bizim için çok önemli olan bazı meyveler kışın olgunlaşır. İşte bu kış meyvelerinin belki de en önemlisi zeytindir. İçinizde bir çoğunuz burada zeytine meyve dediğimiz için şaşırmış olabilir. Zeytin bilimsel olarak sınıflandırıldığında zeytin ağacının bize sunduğu bir meyve olarak kabul ediliyor. Ancak, büyük bir çoğunlukla onu meyve olarak isimlendirmeyiz. Bu da onun mızda ne kadar büyük bir yer tuttuğunu gösteriyor. çi Herodot da zeytinden bahsederken “kara ”, zeytinyağındansa “sıvı ” benzetmelerini kullanıyor. Çünkü zeytin zeytinyağı eski uygarlıkların kullandığı en önemli besinlerden biriydi.



Eski Yunan mitolojisine göre kutsal bir ağaç olan zeytin, ilk kez İda yani bugünkü Kaz Dağlarında ortaya çıkıyor. o gün bugündür insanların en önemli meyvesi olmaya devam ediyor. Kısaca zeytinin çesinden bahsettikten sonra zeytinin yeşil bir teknikle ne gibi bir ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Bugünkü konumuz zeytinin faydaları değil ama zeytin bitkisinin doğada ortaya çıkarken kullandığı bir yeşil teknik. Zeytin ağacı, anavatanı Akdeniz havzası olan bir bitki olup dünya genelinde bir iki istisnanın dışında sadece Akdenize kıyısı olan ülkelerde yetişiyor. Ülkemizde de Ege Akdeniz bölgelerinde yetişen bu ağaç, bunun dışında yerel olarak Akdeniz iklimine benzer bir iklimin görüldüğü Artvin ilinde yetişiyor. Hepimiz çok kez zeytin yemişizdir bir çoğumuz zeytin çekirdeklerini yere atmışızdır. Ama yere atılan zeytin çekirdeklerinin hiçbirinin çimlenmediğini belki fark edenler olmuştur. Peki zeytin tohumları bu şekilde çimlenmiyorsa, çevremizdeki zeytin ağaçları ortaya çıkıyor?



Zeytin ağaçları, sıcak - kurak bir iklimi tercih eden bir bitki. Bu tip ortamlarda bitkilerin şılaştığı en büyük problem su. Bu nedenle zeytin ağaçlarının yetiştiği çevrede su pek fazla bulunmadığı için zeytin odunu içerisinde çok az miktarda su bulunur. Bu da zeytin odunun çok sert olmasına yol açar. Örneğin, sulak bölgelerde yetişen kavak ağaçlarının odununun yumuşak olmasının sebebi de yetiştikleri çevrede çok su bulunması buna bağlı olarak odunlarının içerisinde de çok su bulunmasıdır. Zeytin odununun çok sert bir yapıda olmasından ötürü zeytin içerisinde yer alan çekirdekleri de odunsu bir yapıda olur. Bu yüzden de zeytin çekirdekleri ya da tohumlarının içerisinde bulunan fideciklerin gücü, bu sert odunsu kabuğu kırmaya yetmez. Bundan dolayı bizler yediğimiz zeytinlerin çekirdeklerini toprağa attığımızda, o tohumlardan zeytin ağacı çıkamaz.


Peki doğal olarak bu iş gerçekleşiyor? Doğada zeytin meyvelerini sevenler sadece insanlar değiller, insanların bu konuda rakipleri karatavuk adı veri küçük siyah renkli . 24-25 cm boyunda simsiyah tüylerle kaplı olan gagaları sarı kavuniçi renkli olan bu sevimli zeytin meyelerini çok severler. Bu meyveleri bir çırpıda yutan bu kursaklarında zeytinin etli kısımlarını sindirirler. Ancak, onlar da bizim gibi odunsu yapıda olan zeytin çekirdeklerini sindiremezler dışkılama yoluyla sindiremedikleri çekirdekleri dışarıya atarlar. İşte sadece bu karatavukların kursağından geçmiş olan zeytin çekirdekleri toprağa düştüğünde çimlenebilir Çünkü karatavuk kursağındaki küçük taşlarla sahip olduğu kuvvetli asitlerle zeytin çekirdeklerinin odunsu kabuğu, sindirim sırasında incelir yumuşar. Bu yüzden de karatavuklar tarafından kabukları inceltilmiş yumuşatılmış çekirdekler toprağa düştüğünde çimlenebilir.


Zeytinlerin gerçek dostu olan karatavuklar sahip oldukları bu özellikle bizler için çok önemli. Eğer karatavukları avlayarak neslini tüketirsek gelecek yıllarda yeni zeytin ağaçları gelişmeyecek karatavuklardan bir süre sonra zeytin ağaçlarının da nesli tehlike altına girecek. Karatavukla zeytin ağacı arasındaki bu birliktelik bir çok canlı türü için de geçerli. Örneğin, karatavuğun yakın akrabası olan ardıç ı (Turdus pifsris} da ardıç ağaçlarının çoğalmasın» sağlar Zeytin çekirdeği gibi odunsu olan ardıç kozalakları da sadece ardıç ının kursağından geçtikten sonra çimlenebiliyor.



kaynak: hayvanlar.us

Dünyanın en büyük timsahı 6 metre boyunda, ağırlığı ise 1 tondan fazla.
- Develerin 3 tane kaşı vardır.
- Istakozların kanı mavidir.
- Bir sineğin hızı saatte 8 km’dir.
- Sıçan, deveden daha uzun bir süre susuz kalabilir.
- , dişi güvenin kokusunu 14 km’den alabilir.
- Bazı böcekler kafaları kopmasına rağmen 1 sene yaşayabilir.
- Zürafa kulaklarını diliyle temizler.
- Çikolata köpekleri öldürebilir. Gerçek çikolata köpeklerin kalbini sinir sitemini olumsuz şekilde etkiler.
- Yarasalar bir mağaradan dışarı çıkarken hep sola döner.
- Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.
- İngiltere’deki bütün kuğular, kraliyet ailesine aittir.
- Kutup ayıları solaktır.
- Baykuş mavi rengini görebilen tek kuştur.
- Dünyada insan başına düşen ınca sayısı 1 milyondur.
- Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi tüketicisi Çinlilerdir.
- Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.
- Bir ıncanın koku alma yeteneği, en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
- Hamam böcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde, hiçbir değişime uğramamışlardır.
- Kediler ültrason seslerini duyarlar.
- Zürafa 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptir.
- Sadece insanlar yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunur.
- Dünyanın en büyük ı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen ıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır.
- Dünyanın en hızlı ı Leopar’dır. Hızı saate 100 km.’ye ulaşır.
- Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıçtır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.
- İyi bakılan erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila sene yaşar.
- Kediler 100 değişik , köpekler ise 10 çıkartabilir.
- Son 4 bin sene içerisinde herhangi yeni evcilleştirilmemiştir.
- Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.
- Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.
- Kedilerin her bir kulağında 32 adale vardır.
- Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak
süt üretir.
- ıncalar uyumaz.
- Her sene Amerika’daki bakım yerleri 30 bin kedi köpeği uyutma mecburiyetinde kalmaktadır.
- Hastalanmayan tek köpekbalığıdır.
- 2 bin 600 değişik cins kurbağa vardır.
- Yılanlar duyamaz.
- Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
- Filler zıplamayan tek memelidir.
- Bir ıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
- Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
- Fareler kusamaz.
- Yunuslar gözleri açık uyur.
- Kangurular geri geri yürüyemez.
- Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
- Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.
- Sineklerin 5 gözü vardır.
- Sığırların dört tane
midesi vardır.
- Zürafalar yüzemez.
- Penguen yüzebilen ama u
çamayan tek kuştur.
- Dünyada en tehlikeli sivrisinektir, çünkü insan ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.
- Tüm dünyadaki kedi köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketmektedir.
- İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden mak mümkündür.
- Kedi köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol.
- Kirpiler suda batmaz.
- Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım alabilir.
- Salyangozların 25 bin civarında dişi vardır.
- Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar.
- Köpekbalıklarının
kansere şı bağışıklığı vardır.
- Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.
- Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir.
- Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.
- Kediler
şeker tadını ayırt edemezler.
- Amerika’da 58 milyondan fazla vardır.
- Zürafaların telleri yoktur..

kaynak: hayvanlar.us


Hayvanlar hakkında bilinmeyenler

Aşağıda yer alan discus türleri dışında, doğal hayatta akvaryum dünyasında pek çok tür discus bulunmaktadır. Doğal hayatta mevcut olan belli başlı türler dışında akvaryum ortamında bir çok melez tür elde edilmiştir. Çoğu tür doğal hayatta yaşamakta olan vahşi discusların akvaryum ortamına adapte edilmesinin ardından çeşitli çaprazlama yöntemleriyle üretilmişlerdir. Bu çaprazlama günümüzde de devam etmektedir. Akvaryumcularda, altına alınmamış bir çok discus türü görmek mümkündür. Bu farklılıklar sizi balığın sağlığı hakkında herhangi bir merak içine düşürmemelidir. (Discusların problemlerinin olup olmadığını anlamak için bakılması gereken çeşitli durumlar; gövde de görülen bozukluklar, yaralar, dekorlara sürtünme isteği, iştahsızlık, kararma, gözün normal dışı büyük çıkık olması.)



Blue Diamond









Solid Blue









Blue White









Ocean Green









Blue Turquoise









Brilliant Blue









Blue Snakeskin









Royal Blue









Royal Blue Cross









Alenquer Discus









Red Pigeonblood









Red Spotted Green









Green Leopard









Leopard Pigeonblood









Leopardskin









Leopard Snakeskin









Pearl Pigeon









Spotted Leopard









Red Turquoise









Royal Turquoise









Red Tiger









Red Snakeskin









Red Melon









White Face Red Melon









White Leopard









Red Snow









Red Ghost









Peach White









White Butterfly Striped









White Butterfly









Snow White









Yellow White









Millenium Gold









Gold









Calico









Golden Snakeskin


Efe Salar

kaynak: hayvanlar.us


Discus Türleri


Frontoza












Tanganyika gölünde bulunan çok uzun süre yaşayabilen yaşı ilerledikçe büyüyen türünden olan C. Frontosa, tanganika gölünün 40 – 45 metrelik kayalık bölgelerinde yaşayan bir türdür. Tanganika türleri arasında akvaryumcularda çok pahalı fiyatlara satılan bir balıktır bu nedeni ise derinlerde yaşadığından dolayı yakalanması çok zor zahmetli olduğundan dolayı çok popüler çok pahalıdır.


Bir çok türü olan C.Frontoza’nın en beğenilen pahalı olan türleri sırasıyla şöyledir.
Blue Zaire Moba,piyasada her zaman bulunamayan pahalı bir türdür. Diğer türlerde şunlardır; Bunlar arasında en yaygını Burundi olmak üzere Kigoma, Zambia, Mpimbwe Karliani dir.


Blue Zaire


Magara Brundi



Kigoma


Mpimbwe




Frontozalar genelde yavaş hareketli,sakin ürkek balıklar olmakla birlikte çok aşırı ışığı sevmez,karanlık yerleden hoşlanırlar.Genellikle kumları kazmaz bitkilere bir zarar vermezler.Akvaryumda diğer sakin tanganika cichledleri ile bir arada beslenebilir.
Frontozaların yanına koyacağınız balıkların küçük olmamasına dikkat ediniz,çünkü frontozalar kendiden küçük olan balıkları yiyebilirler.Gece avlandıklarından dolayı kendinden küçük olan balıkları yutabilirler.

Etobur balıklarıdır.Genelde protein oranı yüksek pul veya granül yemler,su piresi,artemia,kan kurdu,küçük salyangozlarla besleyebilirsiniz.Haftada 2 gün yem değişimi yapmak balıkların bağırsak sağlıkları için büyümeleri için önemlidir.
Frotozalar diğer cichled türleri gibi çok yem yiyen balıklar değilerdir.Az yemle idare eder fazla yem yemezler.Yemleme yaparken fazla yem atmamaya özen gösterin çünkü yemin hepsini tüketmeyeceği için akvaryumda yüzen bir sürü yem bırakabilirler.

Frontoza’ların dış görünüşü 6 mavi – beyaz üzerine dikey siyah bantları olan ancak kigoma’da türünde 7 dikey bant özelliğini görebilirsiniz.Bu 7 bant sadece kigoma’da has bir özelliktir.Vücutlarındaki beyaz olan kısımlarını mavinin tonlarınıda bulundururlar.2 yaşından sonra erkekte hörgüç daha belirginleşir ama her iki cinste de alın örgücü oluşmaktadır.Erkeklerin ki dişilere oranla daha belirgin büyüktür.Yetişkin frontozaların boyları 30 – 35 cm bulmaktadır.Frontozalarda görülen bir diğer göze çarpan özellik ise ın yüzgeçleridir.Arkaya doğru beyaz mavi uzantılar balığa ayrı bir görünüm kazandırmaktadır.

Frontozalar için akvaryum şartları çok önemlidir.Balıkların doğadaki yaşam koşullarını akvaryum koşullarında hazırladığınız zaman balığın bu görselliğini davranış özelliklerini tadabilme olanağı sağlayabilirsiniz.Akvaryumu bu balıklar için ayarlarken dikkat etmeniz gerekenler ilk etapta frontozalar doğada kayalık bölgelerde kayalıkların oluşturduğu mağalar kovuklarda yaşadıklarından dolayı akvaryum içersine yapılacak kaya dekoru bunlardan oluşturulacak kovuk mağaralar balıkların daha rahat stressiz olmalarını sağlamakla beraber doğada yaşadığı ortama yakın bir zemin hazırlamış olacaksınız.Frontoza akvaryumlarına tabana koyu tercih sebebidir.Çünkü doğada yaşadıkları yerler koyudur.Su sertliğini düşürmemek için tank içersine mango kökü,lav taşı gibi su sertliğini azaltacak malzemeler koymayınız,bu tarz malzemeler akvaryum suyunu sertliğini azaltacaktır.

Frontozalar için iç filtreleme yeterli olmayabilir.Bunun için dış filtre kullanmanızda çok fazla yarar sağlayacaktır.Balıkların gelişimi için iyi bir filtrasyon su değişimi gelişimleri için çok daha iyi sağlıklı olacaktır.

Frontozalar için akvaryumunuzun en az 350 lt düşürülmemesi gereklidir.Bundan küçük akvaryumlarda balıkların büyüdükçe belli bir boya geldikten sonra çok rahat hareket alanlarının olmaması akvaryumun hacminin küçüklüğü balıkların gelişimini etkileyeceği gibi stres gibi etkenler yaratacağı bir gerçektir.

Frontozalar ph oranı yüksek suları daha çok severler.Doğadaki ph akvaryumda tam olarak sağlayamasakta bu değerlere yakın ph şa ulaşmak için bir çok ürünü akvaryumculardan temin edebilirsiniz. pH 7,8-8.7,GH °-20°,24-28°C, üreme 25-28°C dir.

Frontosa Çifti Yumurtlarken


Frontozalar uygun akvaryum koşulları sağlandığında kolayca bırakırlar.2-2.5 yaşında cinsel olgunluğa erişir.Üstünkörü yapılan kısa bir döneminden sonra dişi yumurtalarını düz bir yüzeye sıralar.Bu sırada dişiyi eden ,yumurtaları döller.20 ile 70 arasında değişebilen sayıdaki döllenmiş yumurtayı dişi tek tek toplayarak 27°C sıcaklıkta 28 gün kadar süren bir kuluçka dönemi boyunca ağzında saklar. Tecrübesiz genç dişilerin ara sıra yumurtalarını yedikleri gözlenir. Dayanıklı yavrular, artemia larvaları, su piresi toz yemlerle kolayca yetiştirilebilirler. İyi beslenme sık su değişimleriyle çabuk büyüyüp 10- ayda, erkekler yaklaşık 16cm, dişiler ise 10 cm boyundayken cinsel olgunluğa ulaşırlar.


Serkan Yanık

kaynak: hayvanlar.us

Burada kısaca tuzlu su akvaryumlarında ışığın ne kadar önemli olduğuna değinmeye çalışacağım.
Genelde hepimiz önce tatlı su akvaryumlarına sahip olmuşuzdur.Ardından deniz akvaryumu (marine ya da reef) kurmaya heveslenmişizdir.Bu nedenle hemen şu soru aklımıza gelir.Acaba daha önceki akvaryumlarımda kullanmakta olduğum aydınlatma ürünlerimi tuzlu su akvaryumumda da kullanabilir miyim? Mevcut T8 Flüoresanlar başlangıç aşamasında kullanılabilir.Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus vardır.Akvaryumun yüksekliği 50 cm üzerinde ise bu aydınlatma ürünlerinin yeterli gelmeyeceğidir.Işıklandırmada özellikle yaşatılmak istenen canlılara dikkat etmek gerekir.Işık ihtiyacı yüksek olan küçük polipli mercanlar akvaryumunuzda bulunuyor ise T8 artık hiçbir işe yaramaz hale gelir.Mevcut ışık bu canlılarıın ihtiyacını şılayamayacaktır.


T8: T8 olarak ifade edilen Flüoresanlar heryerde bulabileceğimiz ev aydınlatması için de kullanılan 26 mm çapındaki aydınlatma ürünleridir.T5 olarak adlandırılan Flüoresanlar ise çok daha , yaklaşık 16 mm çapındadır.



T5 T8 Flüoresanlar örnekleri



T5’in en büyük avantajı çok daha olmasıdır.Bu sayede daha fazla aydınlatma ürünü akvaryumun kapağına monte edilebilir.Ayrıca elektronik balastların kullanılabilir olması lambaların güçlü olması ışık şiddetlerinin daha fazla olmasına olanak sağlamaktadır.Ama kullanım ömürleri hala 1 yıl dır. İster T5 ister T8 ya da HQI olsun 1 yıl sonra mutlaka yenileri ile değiştirilmelidirler.

Tuzlu su için elverişli olan lambalar 10K ile 15K arasında olmalıdır.Sadece beyaz Flüoresanlar kullanmamaya da dikkat edilmelidir.Mavi lambaların da (actinic) beyaz lambalarla berbaer kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.Denizlerde 1 metre derinlikten donra ışıktaki kırmızı tayf azalmaktadır.Bu nedenle sadece beyaz ışık iyi bir seçim olmaktan uzaktır.Actinic lambalar la ile kombinasyon yapılması doğal ortama daha yakın bir elde edilmesini sağlar.Diğer bir alternatif olarak bu iki lambanın ışımı olan Flüoresanlar da tercih edilebilir.Bu lambaların %60’lık kısmı beyaz ışık %40’lık kısmı mavi ışık üretmektedir.

T5’in T8’e oranla bir dezavantajı vardır.O da daha fazla ısı üretmesidir.Bu özelliğinden dolayı kapalı kapakların içersinde T5 kullanımı problem teşkil edebilir.Bu nedenle kapak içersinde kullanılacak bir fanı soruna çözüm olabilir.

T5 lambaların ayarlanabilir ışık şiddetine sahip modelleri zor da olsa piyasada bulunmaktadır.Bu modeller kullanark gün doğumu gün batımı efektleri yaratılabilir.


İyi bir ışık elde etmek için sadece aydınlatma ürünü yeterli değildir.Reflektör kullanılması burada çok büyük önem taşır.Doğru yerleştirilmiş reflektörler ile 2 hatta bazen 3 kat verim artışı sağlanabilir.Yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi reflektör kullanmadan lambaları doğrudan kapağa bağlamak ya da bütün lambalar için tek bir reflektör kullanmaktır.Her bir lamba için ayrı ayrı kullanılan reflektörler verimde daha fazla artış elde edilmesine olanak sağlar.


HQI: Bu isim aslında bir üretici firmanın civa buharlı lambalar için verdiği isimdir zaman içersinde bu tip lambalar metal halide ya da HQI olarak adlandırılmaya başlamıştır.
Bu lambalar 5600 K’den 20.000 K’ e kadar geniş bir yelpaze içersinde satışa sunulmaktadır.
20.000K oldukça mavi bir renge sahiptir.Tuzlu su akvaryumlarında daha ziyade 10.000-14.000K arasındaki lambalar edildir.Kelvin değeri ne kadar düşük ise ışık o kadar sarı renkli gözükür.Gün ışığı ya da beyaz ışık değerlerine sahip metal lambaların yanında actinic olarak tabir edilen lambaların kullanılması faydalı olur.
Yüksekliği 50 cm civarı olan bir akvaryumda 70-150 Watt arasında bir metal lamba kullanılması edilir.Daha yüksek akvaryumlarda daha yüksek Watt’lı metal lambalar kullanılmalıdır.Ancak bu değerler tahmini verilen değerlerdir.Eğer mercan ya da küçük polipli canlılar akvaryumda beslenmeyecek ise metal aydınlatmaya gerek yoktur.

75 cm yüksekliğe kadar tüm akvaryumlarda T5 aydınlatma ürünlerinin çekinilmeden kullanılabileceğini söyleyebilirim. Alansal aydınlatma yapan T5 floresanları tüm akvaryum tabanını aydınlatabilecek şekilde dizmek önemli noktadır.Metal lambalar ise daha noktasal aydınlatma yaptıkları için T5’lerin aydınlatamadığı noktalara gelecek şekilde yerleştirilir ise tüm alanda hakim bir aydınlatma sağlanmış olur.

Metal lambalar yandıklarında etraflarına ultraviyole (UV) ışık yayarlar.Bu nedenle akvaryumdaki su seviyesinden 20-30 cm yüksekte tutulmalıdırlar.Bu konu özellikle lambaların değiştirilmesinde dikkat edilmesi gereken bir noktadır.Yenilenen ışık kaynağına canlıların adaptasyonunun sağlanması için ilk günler daha da tyüksekte tutulmalı.Zamanla olması gereken seviyeye indirilmelidir.
Diğer bir yanlış düşünce de metal lambaların T5’lere oranla daha daha yüksek ışık şiddetine sahip olduğudur.Böyle bir durum söz konusu değildir.Bunu belirtmekte fayda var.Mercanlar için şu daha iyi balıklar için bu lamba daha çok işe yarar gibi bir ayrım yapmak mümkün değildir.Sadece akvaryumun yüksekliğine bağlı olarak seçilecek aydınlatma ürününe dikkat edilemsi gerekir.Özellikle yüksek akvaryumlarda en alt noktalara kadar ışığın ulaşabilmesi için yüksek Watt’lı metal lambalar tercih edillmelidir.

T5’in metal lambalara oranla daha ucuz olduğunu da belirtmekte fayda görüyorum.

Aktinic Lambalar (Mavi Işık)
Sylvania — Coralstar.
Philips — Aqua Coral
Hagen — Marine Glo
Sera — Deep Sea

10.000 K Lambalar (Parlak Kuvvetli Işık)

Sylania — Aquastar
Philips — Aquarelle
Hagen — Aqua Glo
Sera — Blue Sky

Aquastar ışık spektrumu Coralstar Işık spektrumu


Semih GEDİZ

kaynak: hayvanlar.us


Tuzlusu Akvaryumlarında Aydınlatma

Pygocentrus Nattereri, bildiğimiz adıyla Piranha, yerli dilindeki anlamı olan “MAKAS”, Amazon nehrinin kahverengi asidik yumuşak sularında sürüler halinde yaşayan, üreme zamanında ise eşleşip ayrı bölgelerde yaşayan balıklardır. Piranhalar Characins grubuna dahil olup Serrasalmus ailesine dahil balıklardır. Serrasalmuslar çok geniş bir aile olmalarına şın belkide en çok üzerine dikkat çeken tür nattereri dir. Ülkemize bu aileden çeşitli türler gelmektedir. En çok bildiğimiz türler şunlardır;


1) Silver Dollar

Özellikleri genel görünüm olarak diğer türlere nispeten vücutları daha yassı yüksektir. Hem etçil hem otçul olarak beslenir. Gümüş renkleri ile tropikal bir akvaryumda son derece gözükürler.

2) Pacu

Nattereriyle vücut yapısı genel olarak benzerdir. Alt çenesi üst çeneyle aynı hizada olup dişleri daha seyrek şekilsizdir. Bu tür akvaryumun hacmine göre 50 cmye kadar büyüyebilir fakat nattereriler bu kadar büyümezler. Hem etçil hem otçuldurlar, büyüdükçe oluşturdukları sürüler dahada az bireyli olur. Avlarını parçalamaktan çok küçük balıkları yutarak yerler.

3) Piraya

Nattereri ile genel görünümü aynıdır. Farklarından bazıları ın bölgesinin nattererilerdeki gibi kırmızı olmayıp sarı görünüm kazanmasıdır.


Piranha Dişleri
Piranhanın en ilginç yeri dişleridir. Üçgen şeklindeki sivri dişler o kadar keskindir ki amazon yerlileri piranha çenesinden günlük hayatta kullanmak üzere gereçler üretmişlerdir.Örnek olarak yerliler saç tıraşlarını piranha alt üst çenesini kullanarak yapıyorlar.

Nattereriler bir characins türü olmasına rağmen diğer characins türlerinden çok farklı özellikleri vardır. Mesela diğer caracins türleri omnivor (hem etçil hem otçul) olup piranhalar carnivor (etçil) beslenirler. Ayrıca üremeleri bile daha farklıdır. Diğer türler yumurtalarını döküp onları kaderine terk ederken piranhalar yavrular yumurtadan çıkasıya kadar cichlidler gibi onları koruyup kuyruklarıyla havalandırıp tam bir anne baba şefkati gösterirler.

Sürü psikolojisini belkide en gösteren balıklar olan piranhalar iyi birer temizlikçidirler. Nehre düşmüş yaralı, ölü hayvanları yerler ayrıca su altında bir canlı gördüklerinde sürü halinde saldırıp avlarını kemiklerine kadar tüketirler. Eğer doğal ortamına yakın bir piranha akvaryumu
kurmak istiyorsanız mutlaka en az 8-10 bireylik bir sürü oluşturmak çok yerinde olacaktır. Aksi takdirde 2-3 bireylik bir grup hiçbir zaman size gerçek piranha kimliğini göstermez.


Not: Yukarda geçen tüm piranha kelimeleri Pygocentrus nattereri olarak bahsedilmektedir.


Ufuk İNAN

kaynak: hayvanlar.us


Pygocentrus Nattereri (Piranha)

Akvaristler olarak hep su ile ilgili bazı problemlerimiz olmuştur. Akvaryumlarımızda beslediğimiz türlerin özelliğine göre asidik veya bazik ortam yaratmak için bazı ekipmanlara ihtiyaç duyarız. Buda yetmez suyun istikrarını sağlamak için dışarıdan müdahale etmemiz gerekir. Besladiğimiz canlılara doğal ortamlarındaki şartları sağlamak için elimizden geleni yaparız.

Denizde yaşayan canlıların aksine tatlısu’da yaşayan canlıların ihtiyaç duyduğu su kimyası bir çok farklılık gösterir. Dağlardaki sular serin hızlı aktıkları için oksijence zengindir. Kayaların arasından süzülürken birtakım mineralleride beraberinde taşır. Bu tip sularda Dorios tipi balıklara rastlarız. Tropik ormanlardan geçip akan akarsular genellikle yumuşak asidik sulardır. Daha yavaş akan bu sular daha az oksijenlidir. Akvaryumlarımızda baktığımız balıkların büyük çoğunluğu bu sulardan gelir. Cichlid, Rasbora, Characins. Bitki yapısının az olduğu Orta Amerika’daki sular ağır akar alkali yani sert özellik taşır. Bu sularda canlı doğuran dediğimiz türler yaşar. Swordtail, Molly, Platy.


Mevsim değişimlerinde göllerin küçük ırmakların bazılarının bölgesel olarak kuruduğu gözlemlenir. Muson yağmurlarının başlamasıyla canlanan bu sular çok değişken bir kimyaya sahiptir. Bazen yumuşak asidik bazende buharlaşmayla beraber sertleşir. Bu sularda hareket az olduğu için oksijen içeriğide azdır. Killfish denilen tür bu sularda yaşar. Döllenen yumurtalarını çamura g suların yükselmesiyle beraber üreme gerçekleşir.



Afrikadaki göller su toplayan göllerdir. Buharlaşma dışında su kaçağı olmayan bu sular çok sert baziktir.Rüzgar dalgalanma ile oksijen içeriği zenginleşir. Bu tip sularda cichlid dediğimiz tür yaşar.



Yukarıda bahsi geçen su çeşitliliği biz akvaristleri akvaryumlarımızda beslediğimiz canlıların türlerine gore akvaryum sularımızı simule etmemize yöneltmiştir. Şehir sularını birtakım işlemlerden geçirdikten sonar akvaryumlarımızda kullanırız.Klor etkisinin giderilmesi için suyu bekletmek, bakır, çinko gibi ağır metallerin etkisini azaltmak için bir takım kimyasallar kullanmak gibi.Suyun temiz dengeli sağlanıp devam ettirilmesi önemlidir. Şehir suyuyla akvaryumda başarı sağlamak için ayarlama yapılmasında bilgili olmak gerekir.Bunun için azda olsa suyun kimyasını bilmemiz gerekir.



Genelde pH, kH, gH iletkenlik gibi bazı terimleri hepimiz duymuş veya okumuşuzdur.

pH [potentia hidrogenii]

pH bir çözeltinin asitlik veya bazlık ölçüsüdür. pH özel durumların haricinde 0-14 değerleri arasında bir skala ıyla ölçülür. pH sudaki hidrojen iyonu konsantrasyonunu negative logaritma değeridir. Suyun pH değeri sudaki hidrojen iyonları [H+] konsantrasyonunun, hidroksit [OH-] konsantrasyonuna oranıyla belirlenir.

Eğer H+ iyonları, OH- iyonlarından fazla ise su ASİDİK yani pH 7’den küçüktür.
Eğer OH- iyonları, H+ iyonlarından fazla ise su BASİK yani pH 7’den büyüktür.
İki iyon birbirlerine eşitse su NÖTR yani pH 7 dir.




pH akvaryumumuzdaki en önemli ölçütlerden birisidir. Balıkların doğal ortamlarındali pH değerlerine yakın değerlerdeki akvaryumlarda bakılması son derece önemlidir. Akvaryumlarımızdaki balıkların pH aralığı genelde 6,0-9,0 arasındadır. Bu aralığın dışında canlıların çok büyük bir kısmının yaşaması mümkün değildir. Sudaki pH salınımları çok tehlikelidir. Çoğu zaman suyun mutlak pH değerinden çok pH’ı sabit tutmak daha önemlidir. Çünkü akvaryumdaki canlılar, bitkiler microorganizmalar pH salınımlarından olumsuz etkilenir veya hastalanırlar. pH’ı sabit tutmada en önemli rolü karbonat sertliği kH oynar. kH yükseldikçe pH daha kolay dengede tutulur. Bir akvaryumda pH değerini etkileyen en önemli madde karbondioksit’dir. Suda ne kadar CO2 varsa, pH o kadar düşüktür.

KARBONAT SERTLİÐİ [kH]

kH sudaki bikarbonat karbonat iyonlarının ölçüsüdür.Karbonat sertliği sudaki pH salınımlarına şı tanpon görevi üstlenir.Bir akvaryumda kH nekadar yüksekse sudaki pH salınımları o kadar düşüktür. Eğer sudaki kH değeri düşük ise akvaryumdaki biyolojik denge içindeki şartlardan yani artan eksilen karbondioksit değerleri, neticesinde pH salınımları yüksek olacak akvaryumunuzdaki canlılar olumsuz olarak etkilenecektir.Çok özel bazı türlerin dışında akvaryumunuzdaki kH değerleri 3o-10o kH arasında olmalıdır.


GENEL SERTLİK [Gh]

Sudaki kalsiyum (Ca++) iyonlarının magnesyum (Mg++) iyonlarının ölçümlerinden ibarettir. Bir takım başka iyonlarda gH değerlerinde etkilidir fakat etkileri önemsizdir. Genelde Gh pH’ı doğrudan etkilemez yani genel sertliğin az yada çok olması pH salınımlarında rol oynamaz. Genel sertlik akvaryumdaki biyolojik denge açısından oldukça önemlidir. Akvaryumunuzdaki canlıların yumuşak veya sert suyu tercih etmesinden bahsediliyorsa Gh’dan bahsediliyordur. Genel sertlik akvaryumunuzdaki canlılara verdiğimiz besinler artık maddelerin hücre mebranlarından geçişini sağlayacağından sudaki yanlış gH değerleri kanalları böbrek gibi iç organların çalışmasını büyümesini engeller. Canlılar farklı gH’a adapte olabilirler fakat üreme engellenebilir. Genel olarak akvaryum balıkları için uygun sertlik derecesi 5o-15o gH arasındadır.


Sudaki gh ölçüleri aşağıdaki gibi değerlendirilir;



Su Kimyası



0o-5o Çok yumuşak
5o-10o Yumuşak
10o-15o Orta sert
15o-20o Sert
20o-+ Çok sert

Özet olarak su sertliği akvaristleri iki açıdan ilgilendirir,
1) Balıklar için en uygun ortamı yaratmak
2)Akvaryumunuzdaki pH değerlerini sabit hale getirmek.
İki çeşit su sertliği vardır;
ı) Genel sertlik (gH)
ıı) Karbonat sertliği (kH)

İLETKENLİK
Suyun içerdiği çözünmüş iyonların miktarını belirler. Su saflaştıkça iletkenlik azalır. Birimi direnç biriminin tersi olup, µS/cm ‘dir.

Sonuç olarak yerel suyumuzu akvaryumda kullandığımızda suyun pH değerini yükseltmek için kaya, midye kırığı,vs. gibi yan ürünler kullanırız. Asıl sorun suyun pH değerini düşürmekte yaşanır. Bunun pek çok meşakatlı yöntemi vardır.Buharlaştırma yoğunlaştırma, reçine yastıkları kullanmak bence en doğrusu R/O sistemi.



Suyun gH değeri düşükse, kalsiyum sülfat veya magnesyum sülfat kullanabiliriz. Fakat bunun dezavantajı suya sülfat eklemektir. Dolayısıyla çok tecrübeli akvaristlerin yapmasını öneririm. Kalsiyum karbonat ta kullanılabilir ancak bu suyun kH değerinide yükseltecektir. İstediğimiz sonuçları elde edene kadar çeşitli kombinasyonları kullanabiliriz.



Suyun karbonat sertliğini kaynatarak azaltabiliriz.Bu küçük akvaryumlar dışında pratik bir çözüm değildir. Sodyum bikarbonat koyarak kolayca yükseltilebilinir. Kalsiyum karbonat kH gH değerlerini eşit olarak arttırır. Her 50 lt. su için bir çay kaşığı sodyum bikarbonat kH değerini 4o arttırarak genel sertliği arttırmayacaktır. Aynı miktarda suya 2 çay kaşığı kalsiyum karbonat eklemek kH gH değerini 4o arttıracaktır.


Kubilay ANDAÇ

kaynak: hayvanlar.us

Koruma koku meziyetleri yapan köpeklere SCHTZHUND denir.Bu bir eğitim sistemidir. Bu eğitimde asıl amaç köpeğin sahibini yakınlarını korumasıdır. Elbette ki her bu görevi yapamaz yine uygun bir yavrunun eğitim aşamasına kadar çok iyi yetişmiş olması gerekir. Ayrıca iyi beslenmesi sağlıklı olması da şarttır. Halk arasında bazı yanlış uygulamalar mevcuttur. Köpeği karanlıkta tutmak, çiğ yedirmek gibi uygulamalar yapılmamalıdır.


Şayet köpeğin geninde sertlik yoksa ne yaparsınız yapın olmaz, köpeğin özünde olması gerekir, Mizacı sert olması gerkir gerisi olur gerçek anlamda bir tehlike ile şılaştığında bir tekme yediğinde korkup kaçacak sizi yarı yolda tehlike ile burun buruna bırakcaktır. Bu eğitim oldukça zor tekniktir çok yetenekli partner gereklidir. Örneğin bir düşman şahsın silahına davranması ile köpeğin bu hareketin ne manaya geldiğini anlayıp düşmana saldırması gerekir veya (tut)komutu ile şüpheli şahsa saldırıp onu etkisiz hale getirmelidir, (BIRAK)komutu ile bırakmalı fakat yinede dikkatti düşmanın üzerinde olmalıdır. Köpekler normalde eğitim almadıkları sürece gerçekten ısırmayı bilmezler.Ancak profesyonel eğitim sonucunda köpekler etkili ısırma tekniği kazandırılır.


Bu işide provakatörler tabir ettiğimiz partner yapar. Biz onun için size bu çalışmayı yapmayın diyoruz. Isırmayı bilmeyen köpeğe elindeki malzemeyi ustalıkla köpeğe vermesi gerektiğini provakatör çok iyi bilir. Buna yer tutuşda dahildir. Kısaca özetlersek, dövüş sanatını bilmeyen insanla bilen insan gibidir. Ancak ısırma tekniğini öğrenen bir kolunuzu tuttuğu anda 3 sn. gibi kısa bir sürede sizin kolunuzu kı liflerinizi kopartır siz bu kısa zamanda bayılırsınız etkisiz duruma düşersiniz. Sanırım işin önemi ciddiyetini kavradınız. Şahış koruması yapacak yavru daima sahibi ile birlikte yaşamalı eve gelen herkesle haşır neşir edilmemelidir. Ama gözlemlemelidir. Sokakta herkesle temas içinde bulunmamalıdır, çünkü insanlardan aşırı sevgi ilgi gören miskinleşir ona ileride insan kötü demek çok zor olur. Beynine insanların iyi olduğu kazınmıştır.


Bu sebeple bu ilişkiyi iyi ayarlamalıyız. Daima uzaktan. Eğitim alanına çıkan acemi bir köpeğe daima kendisinin güçlü kuvvetli olduğu hissettirilir,aslı da böyledir. Hiç bir zaman bir köpeğe güç uygulanmaz, daima kazanır. İnsan hep ondan korkar, bu boğuşma esnasında da böyledir. Burada provakatörün önemi ortaya tekrar çıkıyor.

kaynak: hayvanlar.us


Köpeklerde Bodyguard

İnsan


İnsan zekası arasında ne fark var?