nedir

Alkol

Değerli anne-babalar ve sevgili eşler, ailenizden biri alkol bağımlısı ise bu  yazıları okuduktan sonra, onun alkol almadığı olumlu bir saatinde, lütfen  kendisine de okutunuz. Anlatacaklarım alkolün tüm boyutlarıyla ilgili olduğundan, bana inanacaktır. Bu da, diyaloğun ilk adımını oluşturacaktır.

İnsanların yaşamına girmiş ve yüzlerce yıldır yaşamın bir parçası olmuş alkol nedir? İnsan beyninde ve insan psikolojisinde etkileri nelerdir? Neden bunca insan her fırsatta alkolle içli dışlıdır? Ve alkol her sınıftan insanın, neden yaşamının bölünmez bir parçası durumuna gelmiştir? Bu sorulara yanıt bulmaya çalışalım.

Bir süre önce dünya psikiyatrları istanbul da toplanmışlardı. Konu alkol ve bağımlılığı üzerineydi. Sorun panellerde tartışıldı, şu sonuca varıldı: İnsan için en iyi trankilizan (insan psikolojisini gevşetici, rahatlatıcı) madde alkoldür. Ne var ki, bağımlılık yapmasa ve yıllar içinde doz arttırılmasa.

En yüksek bilim kurulundan çıkan bu karar, şu anlama geliyordu: Rahatlamak için bir miktar alkol alabilirsiniz. Bunun yararı da olur. Ancak, ister sıkıntı ister neşe, sebep ne olursa olsun, eğer onsuz olamıyor durumuna gelirseniz, alkolün sakıncaları da başlar”. Bu birinci mesajın ardından gelen ikinci mesaj da şuydu: “Eğer başlangıçta az dozda da olsa, alkol alımı süreklilik kazanmış ise, ileriki yıllarda artık bir iki kadehle yetinmeyecek, ister istemez doz arttıracaksınız. Bu da hem beyne, hem bedenin öteki organlarına zarar verecek, beynin iç dengeleri ve düzenini bozacaktır.”

Bu iki mesajın ilk bölümünü alıp, “yetkili bilim adamları böyle diyormuş” diye, bu öneriye sarılıp, ikinci önerileri göz ardı edildiğinde, alkol bağımlılığı düşülünebilir.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda, akşamları bir ya da iki kadeh kırmızı şarap alan insanların daha uzun yaşadıkları saptanmıştır. Bu dozda alınan alkolün kalp damarları, yani koronerleri açıcı etkisi yanında, stresi azaltıcı rolü ile de, yaşama olumlu katkıda bulunduğundan, bu tür alkol alımını bilim adamları onaylamaktadırlar. Ancak kimi bilim adamları, “koroner damarların tıkanması durumunda az da olsa alkolün yararı olmaz, belki de zararı olur” demektedirler. Biz iki yan için de taraf tutmadan, koroner hastalıklarının az ölçüde de olsa, alkol almamaları konusuna kendi hekimlerinin karar vermesini önererek, asıl konumuza, yukarıda sözünü ettiğimiz alkol bağımlılığı ve ondan kaynaklanan kişisel, ailesel ve toplumsal sorunlara dönelim.

Bir gram alkol 7 kalori verir. Yarım küçük şişe rakı, 175 cc dir. Rakının derecesi 40 tır. Bu durumda 70 gram alkol alınmıştır. Bu da 49O kalori eder. Günde ortalama 2 bin kaloriye gereksiniminiz varsa, bunun dörtte birini, o yarım şişe rakıdan almış olursunuz. Bizim içki kültürümüzde, donanımlı bir sofra söz konusu olduğundan, buna onlardan alınan kaloriyi de eklediğinizde, alkol alanların büyük bir çoğunluğunda şişmanlık ve alkol yağlanması dediğimiz göbekli görünümü karşımıza çıkar.

Tek başına bu gerçek bile, alkolle ilgimizi dengelememizi gerektirir. Çünkü kilolar hem estetik yapıyı bozar, hem de beden için ağır bir yük durumuna gelir.Bundan da damar sertliği, kanda kolesterol ve lipitlerin artması, buna bağlı sağlık sorunları ortaya çıkar. Estetiğin bozulması ise, yaşamı bölüştüğümüz eşimiz için olumsuzluk yaratabilir. Hiç birimiz dünyada tek başına yaşamıyoruz. Eşimiz ve çocuğumuz dahil, karşımızdakine ve onların haklarına, beğenilerine ne denli saygı gösterirsek, o denli saygı görürüz.Bu evliliğin temel kurallarından biridir.

Alkol bedendeki B vitamini kullanımını arttırır. Yani B vitamininin yıkımına neden olur. Bundan da, sinirler zarar görür. Alkol polinevriti dediğimiz kollarda, bacaklarda ağrılar oluşur. Ağrılara kramplar eklenir. Gene buna bağlı yorgunluklar söz konusudur. Bu durum da kişinin hareket yeteneğini kısıtladığından, ömrü ve yaşamın dinamiklerini olumsuz etkiler ve daha da şişmanlaya neden olur.

Alkolün beyinde, en başta etkilediği yer beyincik ve kortekstir. Beyincik, hareketlerimizi dengeleyen bir organdır. Bu yüzden alınan birkaç kadeh alkolden sonra, insanlar daha sakar olurlar. Masada bardağa uzanırken, bir başka şeye çarpıp onu devirirler. Bu aşamada henüz sarhoşluk belirtileri görülmemektedir ama, beyincik ilk işaretlerini veriyor demektir. Beyinciğin, dengeleri kuramamasından dolayı, dil damak ve dudakla oluşan sözcükler de, bu dengesizlikten payını alır. Beynin, korteks dediğimiz, alt merkezleri baskı altında tutan en üst katmanının rolü, alkolle azalınca, alt merkezler bağımsız kalır. Kişi gerek sözleri, gerek davranışlarıyla, sanki bir başka kimlikle karşımıza çıkabilir. Örneğin; küfür eden, dövüşgen, saldırgan, gereğinden fazla savurgan, düzensiz biri olabilir. Bu yüzden insanlar, kimi zaman acınacak, kimi zaman komik duruma düşerler.

Sfenkter kusurları da sık görülür. Yukarıda değindiğim gibi beynin iradeyi denetleyen gücü yitirildiğinden, kişiler zaman zaman idrarlarını altlarına kaçırırlar. Çoğu zaman da bu ihtiyaçlarını sokakta, herhangi bir yerde gidermeye çalışırlar. Bu durumda artık ok yaydan fırlamıştır. Kendilerinin deyimiyle film kopmuştur.

Alkolden kaynaklanan suçlara fazla girmeyeceğim. Ancak bir iki cümle ile değinmem gerekirse; alkollü kişinin suçu işlerken: “Hiçbir şey anımsamıyorum, sarhoştum” demesi doğru değildir. Ancak, beynin yukarıdaki söylediğim denetim işlevinin zayıflamasından, kişi normalde yapamayacağı bir eylemi ya da suçu işleyebilir. Bu yargımız cinsel konularda da geçerlidir. İrade gücünün alkol tarafından kırılmasıyla kimi sapma duygular ve davranışlar da ortaya çıkabilir. Cinsel suçlara eğilim arttığı gibi, cinselliğin ayıp sayılan toplumsal etik değerleri de zayıflar. Daha önemlisi, alkol bağımlılığı olan ya da uzun yıllar alkol alan kişinin, cinsel gücü de giderek düşer, kimilerinde de sona erer. Bu durum onları, kendilerini kanıtlamaya ya da yeni değişik objeler aramaya iter.

Buraya kadar saydıklarımız, biraz sonra sayacaklarımın yanında ufak kalır. Eğer alkolün insan beyninde ve bedenindeki yıkım bu aşamada kalsaydı, belki sorun aile içinde idare edilirdi. Ancak bu noktada kalmadığından, olay bireysel boyuttan çıkar, toplumsal boyuta uzanır.

Bunlardan biri alkol paranoyasıdır. Genellikle ülkemizde erkekler alkole bağımlı olduklarından, bu kişiler, eşlerine karşı akla mantığa uymayan kıskançlık krizlerine girerler. Halk deyimiyle: “Gül gibi masum karısını” herkesten kıskanmaya başlarlar. Sokaktaki satıcıdan, evdeki kapıcıya kadar herkesten kıskanırlar. Tıp literatüründe alkol paranoyasının kıskançlık derecesinin örneği şöyledir. Kişi karısını, kadının en yakınlarından, kadının erkek kardeşinden ve babasından bile kıskanır. Akıl almaz bir saçmalıkla dünyayı ailesine ve kendine zehir eder. Bu kıskançlıklarını, kuşkularını, kendince öyle mantıklı nedenlere oturtur ki, “güler misiniz, ağlar mısınız?” şaşar kalırsınız.

Çünkü yaşamın öteki yorumlarında ve normal zamanlarda normal davranan ve asla bir akıl hastalığı belirtisi göstermeyen insan, bu konuda paranoya dediğimiz bir akıl hastalığı bulgularıyla karşımıza çıkabilir. Halüsinasyonlar ve hezeyanlar bu tablonun bir parçasıdır.

Bir başka tür tutku ve bağımlılık ise, dipsomani dediğimiz kriz halinde gelen alkol alımıdır. Diyelim ki, bir hafta 10 gün, l ya da 2 ay alkol almayan ya da aklına alkol gelmeyen kişi, krize düştüğünde, evde bulabildiği alkolü su gibi içer. Evde alkol yoksa dışarı fırlar. Açık bayii bulamazsa vitrinini kırıp, oradan aldığı şişenin ağzını açmaya bile sabrı olmadığından, şişenin ağzını bir yere vurup kırdıktan sonra, içmeye başlar.

Kimi alkol bağımlılarında ve ileri aşamalarında, kişiler derilerinin altında böceklerin dolaştığını ileri sürerek, bunları çıkarmak için bıçakla derilerini oyarlar. Kimilerinde ise liliputiyen hezeyanlar dediğimiz bulgular görülür. Liliput büyüklüğündeki küçük insanların, ceketinin bir kolundan girip öteki kolundan çıktığını ileri sürecek kadar ruhsal dengeleri bozulur. Bu örnekler, tıp literatüründen alınmıştır.

Alkol saraları dediğimiz, alkole bağlı epilepsileri de bir kalem geçtikten sonra, alkol almadan önce ve aldıktan sonra adeta çift kişilikli bir imaj sergileyenlerin, mümkün olsa da o durumlarını bir video kamerasıyla tespit edip, kendilerine gösterebilseydiniz, sanırım gördüklerinden önce kendileri nefret ederlerdi. Ne çare ki, bu da onları alkol bağımlılığından uzaklaştırmaya yetmez. Çünkü ruh bir tür teslimiyetle kendini o akışa kaptırmıştır. Bunun da anlamı, hastalık demektir. Kişi artık çevresinin ve hekimin yardımına muhtaçtır.

Alkol bağımlılığı ile ilgili bir iki örnek daha sunduktan sonra, neler yapılması gerektiğini anlatacağım.

Parasızlıktan renkli ispirtoya ekmek doğrayıp kaşıklayanları biliriz. Ancak, sunacağım şu öyküden tüyleriniz diken diken olacaktır: Psikiyatri kliniğinde asistanlığımda, hocamızın okul arkadaşı eczacı bir bey vardı. Tüm servetini alkol yüzünden bitirdiğinden, kalacak yeri de olmadığından, kliniğe sığınmıştı. Hocamızın arkadaşı olduğu için gündüzleri hastaların yanında kapalı kalmıyor, idare bölümünde yazı islerine yardımcı oluyordu.

Bir gün, kimsenin olmadığı bir saatte laboratuvara girer. İçeride kavanozlarda yüzde yüz saf beyaz alkol içinde saklanan, ölmüş bir insanın beyin kavanozunu gözüne kestirir. Kavanozun kapakları hava almasın diye mumla sıvanmıştır. Kavanozu alır, mumları tırnaklarıyla kazıyarak kapağını açar, beyni eliyle alıp dışarıya çıkarır, yüzde 100 oranındaki alkolü içer.

Bu öykünün midenizi bulandırdığını görür gibiyim. Ama bir olayın, alkol bağımlılığının boyutunun, nerelere varabileceğini de bilmenizi istedim.

Biz gene, dönelim başa: Bu anlattıklarım böyledir diye alkolü baştan sona reddederek, toplum dışı saymak olmaz.Yaşamın her bölümünde alınan zevk, eğer aşırıya kaçıyorsa, genellikle ödenecek bir fatura vardır. Bir insan sigara tiryakisi olabilir. Ama, zamanı geldiğinde doktorlar “bırak” dediğinde, kişi sigara içmeyi sürdürürse, bunun bedelini ödemesi kaçınılmaz.

Dünyada hiçbir zevk sonsuz değildir. Sevginin en büyüğü, çocuk sevgisidir ya da aşktır. Çocuk sevgisi, çocuk büyüdükçe değişime uğrar. Gün gelir bitebilir. Bu, çocuk sevilmesin, anlamına gelmez. Bu tür kötü örnekler genellemeye girmez. Aşk da böyledir, ölesiye, öldüresiye tutkuyla insanı etkisine aldıktan bir süre sonra, bitebilir ya da nefrete dönüşebilir. Böyle aşklar da hep yaşanmıştır. Bu nedenle tutku konusunda ilk kuralımız şudur:

Alkole bağımlı kardeşim, eğer yıllardır alkol alıyor bunun zevkini kendince yaşamışsan, artık yeter diyebilirsin. Bu süreyi daha uzun yıllara çıkarmak istersen, fatura yalnız senin değil, ailenin de önüne gelir.

Bu yazımızı okuyan, belki de içleri dertli ve sorunları olan kişiler, kiminiz anne-baba, kiminiz eş, kardeş ya da çoçuk olabilirsiniz. Bu örnekleri işimizin  zorluğunu anlatmak için sundum. Ama alkol bağımlılığı üstesinden gelinmeyecek bir sorun da değildir. Tedavide ilk kural, hasta, çevre ve doktor üçlüsünün tam bir uyumudur. Şöyle örnekleyeyim; hasta isteyecek ve gücünün yettiği oranda iradesini kullanacak, önerilere uyacak. Doktor bilgisini sevecenliğini ve özverisini kullanacak. Çevre ise hastaya ve hekime yardımcı olacaktır.

Bu üç faktör, tıpkı su kaçıran musluğa konulması zorunlu olan üç conta gibidir. Bu üç contanın üçü de üst üste gelirse, musluk su kaçırmaz. Birindeki herhangi bir kayma ya da eksiklik, emekleri boşa çıkarır.

Tek başına doktorun yeterince yararı olmuyor. Hasta hekime geldiğinde onunla konuşurken, doktorun telkinlerine inanarak ve söz vererek yanından ayrıldıktan bir süre sonra, ya üzülecek, ya sevinilecek bir olay onu, yeniden alkol almaya itebiliyor. Bunların da en olumsuzu, çevresi ya da eski arkadaşları oluyor.”Atın ölümü arpadan olsun”, “Felekten bir gün çalmak” gibi sloganlarla, arkadaşları onu baştan çıkarabilirler, alkol alımı yeniden başlar. Eğer ölüm bir anlık olsaydı, “ne yapalım, olabilir” derdik, insan ömrünün uzadığı ve 90 lı yıllara merdiven dayadığı günümüzde, onursuzluk ve sakatlıklar, ölümden de beterdir. “Atın ölümü arpadan olsun” gibi ilkel bir benzetme, çoğu zaman bağımlı ama, normal zamanlarda o iyi insanları zıvanadan çıkaran tuzak tekerlemelerdir.

Demek oluyor ki, yakın çevrenin olumlu katkıları yanında, kişiyi alkole sürükleyen eski ortamından da, elden geldiğince uzaklaştırmak, tedavinin ana ilkelerinden biridir. Alkolden nefret ettiren ilaçların ise sanıldığı kadar etkisi olmuyor.

Alkol bağımlılarında görülen uykusuzluğun, alkol alınca geçmesi gibi durumlarda, kişilerin rahat uyumasını ilaçlarla sağlamak zor değildir. Bir arkadaşım: “Eğer ben bu hapı bilseydim, 10 yıl önce alkolü bırakırdım” demişti. İşin bu yanı hekimin görevidir. Kriz anlarının atlatılması, kişinin kendisiyle bir iç hesaplaşmayla ve psikoterapinin de yardımıyla, klinik tedavinin büyük yararı olur. Yeter ki, bağımlı kişi bunu istesin. Ancak değinmeden edemeyeceğim, bağımlı kişi tedaviden sonra, yeniden alkole başlarsa, yapılan tedavi boşa gider. Böylece hastanın da, çevrenin de direnci ve güvenleri kırılıyor. Çaresizlik karamsarlık, mutsuzluk, kavga ve huzursuzluk, polisiye olaylar, bilinen sonuçlar oluyor.

Alkol bağımlılığının psikodinamiği, kişiden kişiye farklıdır. Temelinde bir güvensizliğin ve yetersizliğin yattığı doğrudur. Bu bilinçaltı yetersizlik duygusunu alkolle örtmeye çalışan insanlar, ancak onunla güçlenir, alkole sığınırlar. Üstelik kimlikleri de, erkek erkeğe kümeleşmenin olumsuzluğuna da kendilerini mahkum ederler. Bu kümeleşmenin de psikodinamiğinde başka etkenler yatmaktadır. Pek çok aileler kocalarına, çocuklarına: “Dışarıda içme, ben her akşam sana sofra hazırlayayım, ne olur evde iç” diye yalvarırlar. Ailesinin yanında olmak, yaşamı onlarla bölüşmek yerine, erkek erkeğe kümeleşmede mutluluk aramanın da elbette ruh hekimlerine göre bir yorumu vardır.

Oysa haftada iki üç kez uygun, sıcak bir ortamda çakır keyif olacak şekilde, ölçüyü aşmadan alınacak alkolün, stres giderici etkisi de düşünülürse, gerçeken keyif alınır.Böyle bir ortam ya da sofra için, bizim size diyebileceğimiz tek sözcük “yarasın” olacaktır.

Binlerce bu tür sağlıklı ölçülerde içki içerlerin yanında, bir kaç sınır aşan insan, bir ağacın çürük meyvaları gibidir. Bu bir kaç çürük meyva için ağaç kökünden kesilmez. Mikrop kıran, bu yüzden yaşamsal bir gerekliliği o an alkole ya da kolonyaya elini sürmeyen, bunun yerine, mikrop kırama özelliği olmayan kokuları ellerine döken kişilerin tutumları da, içen insanlarda tepki uyandırıyor. Bir başka örnek verelim, bir çok iştah şurubunun içinde, alkol vardır.Doktor yazdığından o şurup içilir. Ama, olaya bir başka uçta çakılır kalırsanız ve alkolü kolonyaya kadar indirgerseniz, o da bir başka saplantı demektir.

Alkolden kurtulmanın bir başka yolu da, insanların kendi yetenek ve değerlerini yüce amaçlara yöneltmeleridir. Kuşkusuz bunlar arasında inançlar da vardır. Ama yaşamın gerçekleri, beklentilerden daha geçerlidir. Kişi sosyal bir çalışma grubu içinde, topluma yararlı yönelişlerle, kendi özgüvenini kazanır ve bu güvenden saygınlığa adım atarsa, çevresinde de bir sevgi ve beğeni ortamı oluşur. Bu, alkolün aldatıcı sığınmalarından daha kalıcı, daha doyurucu bir güven sağlar. Ve artık, alkole sığınmaya da gerek kalmaz.

Değerli okurlarım, alkole  bağımlı yakınınız varsa, alkol almadığı zamanlarda, onu dışlamayın, ona küsmeyin, sevin, okşayın ve saygı duyun. Çocukları varsa, bıkmadan usanmadan babalarına öpücükler kondurarak, onunla arkadaş olmalarını sağlayın. Bu yoldan geri dönmesi için ( her zaman değil tabi ) arada bir çocuklar bunu ondan istesinler. Asla evden uzaklaştırıcı, öfkeli, kızgın, kırıcı davranışlarda bulunmayın.

Yukarıda söylediklerimiz kişiden kişiye değişik etki yapar. En etkilisini sizler bulun. Siz bıkmadığınız sürece, zaman lehte gelişecektir. Bir psikiyatr danışmanınız olsun, bağımlı kişi de hekime gitmeyi kabul ederse, hekimini sevsin, benimsesin, ona güvensin. Bu çok önemlidir, asla yılmayın, sonunda bir insan kurtulacaktır, uğraşmaya değer. Kimilerinde bu yöntemlerden herhangi biri, yıldırım hızıyla, etkisini hemen gösterebilir. Dilerim sizinkisi bu türden olur.

Telefon numaram : 0212 293 33 11

Haydar Dümen

HAYDAR DÜMEN’E GÜN YÜZÜ GÖRMEMİŞ SORULAR

Belki siz ayakkabı numarasını değil ayağın boyunu soruyor ya da düşünüyor olabilirsiniz. Bir biçimde çaktırmadan baktınız, eh olsa olsa olsa 20 cm. O zamanda vah vah mı diyeceksiniz?

06 Haziran 2006 Salı 10:42

Soru: Penis, ayakkabı numarasının yarısı mı?
Yanıt: Geleceğinizi bu düşüncelerle tüketmeyin

Soru: Sevgili Haydar abi. Biz ortaokul son sınıf öğrencisi
beş kızız. Bizi bu konularda bilinçlendirdiğiniz için
teşekkür ederiz. Bir şey sormak istiyoruz size. Bir erkeğin penisinin uzunluğunun ayakkabı numarasının yarısıyla eşdeğer olduğu söylentileri
var. Bu doğru mudur?
Yanıt: Sevgili kızlarım. Mektubunuzu okurken bir hayli güldüm. Önce olayı biraz karikatürize edelim. Diyelim ki eve kız istemeye bir damat geldi. Çıkardığı ayakkabıları ona çaktırmadan biri ayakkabı numarasına baktı. Genellikle bu numarayı gören eyvah diyecektir. Çünkü erkek ayakkabıların en küçüğü 40 numara.
45 ise ne yapacağız. Belki siz ayakkabı numarasını değil ayağın boyunu soruyor ya da düşünüyor olabilirsiniz. Bir biçimde ayaklarına çaktırmadan baktığınız eh olsa olsa olsa 20 cm. O zamanda vah vah mı diyeceksiniz? Değerli okurum ve değerli okurlarım. Eller gitti aya biz hâlâ yaya. Benim duyduğum daha niceleri var. Erkeklerde burun kadınlarda ağız ölçülerinin neyi anımsattığı ya da neye eşdeğer olduğu, erkeklerdeki ellerin ve parmaklarının uzunluğu neye uyduğu. Cinselliğin akıllarda neredeyse her şeyi belirli bir şey anımsatması hepimizin farkında olmadan cinsellik denizde kulaç attığımızı gösteriyor. Sevgili kızlarımız ortaokul son sınıftasınız. Daha önünüzde uzun yıllarınız var. Bu tür işlerle uğraşmayın.

Soru: Arkadaşım korunmuyor, ben kısır mıyım?
Yanıt: Kupa asını bulmak kolay değil

Soru: Sevgili Haydar Dümen, ben 18 yaşındayım. 22 yaşında bir kız arkadaşım var. Bir senedir çıkıyoruz ve ilişkiye giriyoruz. Ancak kız arkadaşım hiç korunmuyor. Birkaç kere korunması için zorladım ama korunmak istemiyor. Anlamadığım şu: Haftada üç-dört kez ilişkiye girmemize rağmen hamile falan kalmıyor. Ben de bu sefer kendimden şüphelenmeye başladım. İçimde bir korku var. Acaba ben kısır mıyım? Çünkü televizyon ve gazetelerde görüyorum. Bir kere ilişkiye giriyorlar ve kız hamile kalıyor. Acaba bende mi bir sorun var? Kısır olup olmadığımı nasıl öğrenebilirim? Beni aydınlatırsanız çok sevinirim. Saygılar.
Yanıt: Sevgili yavrum, Türkiye bugünlerde bayağı bu konularda yol almış durumda. Ekonomi, sanayi, ihracat, IMF sanki biraz olumsuzluk sinyalleri veriyor gibi ama cinsellikte tam tersi. Süper gelişim sinyalleri alıyoruz. Zaten böyledir. Türk milleti olarak olumsuzluklarda en başı tutarız. Bakıyorum da 15-18 yaş arası gençler şakır şakır faaliyetteler. Bir açıdan göz yumalım ama bir başka açı da kızların gebe kalması ve istenmeyen bir çocuğun doğması. Kız arkadaşının gebe kalmaması senin şansın. Yani gebe kalsaydı da dokuz ay sonra kucağına çocuk mu verseydi? Sen de 18 yaşında bir baba olarak oğlunla parkta oyun oynamaya giderdin. Sen de bir bakıma çocuksun. Oğlun salıncakta sallanırken sen de topa bir- iki tekme atardın. Hadi bunlar bir yana oğlun da senin gibi hızlı çıkıp 18 yaşında evlenmeye kalkarsa kız istemeye gittinizde sen 36 yaşında olacaksın. 36 yaş birçok genç kızın favori yaşıdır. Kapıdan içeriye girdiğinizde kız ilk defa sizi gördüğünde şöyle bir bakıp içinden sizin için “İnşallah beni isteyecek adam budur” diye düşünebilir. İşte o zaman oyun kağıtları karışır. Kupa asını bulmak her zaman kolay değildir. Değerli okurum, otur oturduğun yerde. Başına bir devlet kuşu konmuş.
Onu kaçırma. Evlendiğinden 25-30 yaşına geldiğinde gider bir sperm sayımı yaptırırsın.

Soru: Gerdekte kan gelmezse ne yapmalıyım?
Yanıt: Senin fikrinde kan var ama pratiği zor

Soru: Merhaba Haydar hocam. Ben 20 yaşında bir gencim. Güzel bir kızı seviyorum. Kız 17 yaşında ama iki yıl önce ailevi sorunlar yüzünden gizlice iman nikâhı ile evlenmiş ve cinsel ilişkiye girmişler. Bir müddet sonra kavga edip ayrılmışlar. Ben de onu çok seviyorum. Zaten beni ilgilendiren içi, dışı değil. Zaten bu da nikâhla yapılmış. “Kızlık zarı bozulmuşsa kan gelmez” deniyor. Gerdek gecesi de ailem kanlı çarşaf isteyecektir. Annemin üzülmesini istemem. Gerdek gecesi kan gelmeyeceğine göre ne yapmalıyım? Lütfen bir yol gösterin. Düğünden önce bir tüp kan alıp gece çarşafa dökmek geliyor aklıma. Fikrim güzelse ne kadar ve neresine dökmeliyim?
Yanıt: Değerli okurum, her nedense güvercin kanı bu konuda çok konuşulur. Ama hep tavuklar kurban edilir. Kan da genellikle pıhtılaşır. Bazı çiftler kendi bedenlerini keserek kan elde ederler. Kül yutmayan ailelerde ertesi gün kadını bir bahaneyle hamama götürürler, kız olanların farkında değildir. Erkekte de benzer el, ayak kesikleri var mı dikkat edilir (Bunlar benim yaşamış ve tanık olduğum olaylar). İş bununla da kalmaz. Cinin cini aileler kanın rengini iyi bilirler. O kan biraz sulanmış, biraz saydamlaşmış pembeye çalan bir renktir. Kanlı çarşafı ben göreceğim diyen babaları biliyorum. Çünkü kararı baba verecek. Fikrine gelince; fikir güzel ama uygulaması zor. Aklıma bir akıl hastası fıkrası geldi. Bir akıl hastası arkadaşına bir roman yazdığını söylüyor. Koynundan çıkarıp romanı veriyor. Arkadaşı iki-üç gün okuduktan sonra “Romanın iyi ama, kişiler çok, konu yok” diyor. Hangisi haklı, danışmak için başhekimin odasına gidiyorlar. Başhekim “Şu romanı ben de göreyim” diyor. Adam giysinin altından çıkarınca başhekim koltuğundan fırlıyor “Hay Allah, kahretsin 15 gündür telefon rehberimi arıyordum” diyor. Değerli okurum, senin fikrinde de kan var da pratiği zor. O kan pıhtılaşabilir, sevgili eşinin neresine dökeceğini müsaade et de ben söylemeyeyim. Ama başına, göğsüne, göbeğine! filan dökme. En uygun belden aşağısıdır. Hadi gerisini bana söyletme. Nereye dökersen dök.

Soru: Ağzıma boşaldı, hamile kalır mıyım?
Yanıt: Kimse size bir şey öğretmiyor

Soru: 19 yaşında bir genç kızım.
Regl halindeyken erkek arkadaşım ağız yoluyla içime boşaldı. Bir sorun olur mu? Örneğin hamilelik gibi merak ediyorum.
Yanıt: Sevgili okurum, insanlar kendilerini ifade ederlerken düşüncelerini kâğıda geçiriyorlar ama olayın gerçek sözcüklerini bulmakta zorlandıklarından ya da buna gerek duymadıklarından nasıl olsa, karşı taraf anlar diye birkaç kelime yazıp gönderiyorlar. Ben bu bilmeceyi şöyle çözdüm. Ağız yoluyla boşalmayı meslek hayatımda ilk kez duyuyorum. Sanıyorum arkadaşın vajinanın girişine boşaldı. Ağız dediğin yer orası olmalı! Regl halindeyken olmuş bu olay, bu nedenle gebelik söz konusu değil, ama bir başka şey söz konusu. Artık 19 yaşındaki bir genç kız, anne adayı olduğunda bu konularda bilgileri en azından okulda öğrenmeli, bu öğretilenler halkın anladığı anlamda seks değil, ama genç kızlarımız regl kanının ne olduğunu, ayda bir niçin kanadıklarını, doğanın buna neden gerek gördüğünü bilirlerse, kendilerine annelik kavramına saygıları artar, böylece yaratılışa da. Öte yandan hangi zamanda ve şartlarda gebe kalınabileceği de bırakın cinsel eğitim derslerini, biyoloji derslerinden erkeğe de kıza da öğretilebilir. Bu sözcüğümü de geri alıyorum, birkaç kelimeyle söylenebilir. Genç kızlar, gebelik riski olan günleri bilirlerse, hem sosyal yaşamlarından hem de evlilikte bir ilişki, bir gebelik gibi formülün korkusundan kurtulurlar. Öyle ya genç kız evlenmiş, aynı ay gebe kalmış, dokuz ay sonra çocuğu kucağına almış, anne oldu ama evliliğin öteki oluşum koşulları nerede?
Bu öğretiler doğacak çocuğun sağlığı, kadının ruhunun, etinin kemiğinin korunmasına kadar geniş bir yelpaze içinde yer alır.
Kimse fazla bir şey bilmiyor ama kimse de sizlere ne aileniz, ne eğitiminiz hiçbir şey öğretmiyor. Olan sizlere oluyor.

Soru: Cinsel ilişkiye doyamıyorum, bir kadına ihtiyacım var…
Yanıt: İki seksomanyağı bir araya getirsem benim adım neye çıkar?

Soru: Merhaba Haydar bey. Öncelikle sonsuz saygılarımı ve hürmetlerimi sunarım. Yazılarınızı beğeniyle okuyor ve takip ediyorum. Bizleri aydınlattığınız için de çok teşekkür ediyorum. Ayrıca yurtdışında olduğum için oradaki insanların size hayran olduğunu gördüm. Benim büyük bir sorunum var: Bunu anlatmaya utanıyorum ama beni bağışlayacağınızı düşünerek özür diliyorum. Ben evliyim ama şu anda yalnız yaşıyorum. Çünkü seks hayatına doyamıyorum. Bugünlerde Türkiye’deyim, bu hastalıklardan dolayı hiçbir kadınla ilişkiye giremiyorum ve çok zor durumdayım. Bu yüzden geceleri uyuyamıyorum. Bir kadına ihtiyacım var. Sizce istediğimi bulabilir miyim? Hiçbir kadınla arkadaş olamıyorum, çünkü çok utanıyorum. Bu konuda çok doyumsuzum, sabahlara kadar seks yapsam da doymuyorum. Yardımınıza çok ihtiyacım var. Beni bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim. Sizce ne yapmalıyım? Bu konuda bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler. Rumuz: Altyapı boyası
Yanıt: Değerli okurum, halkın anlayacağı dilde bir seks manisi içindesin. Yani seks taşkınlığı. Buna seksomanyakta denilebilir. Zaman zaman senin durumunda insanlar ve sen dahil şöyle bir beklentiniz var. “Sekse doyamayan bir kadın varsa benim gibi birilerini arıyorsa aracı olursanız iki tarafta mutlu olur” gibilerden. Bunun için adeta dil döküyorsunuz. Bu mektubundaki koku da böyle. İyi ama iki seksomanyağı yan yana getirmiş olsak benim adım neye çıkar?
Kaldı ki ya böyle bir kadın vardı. Al telefonunu desem kadının ailesi tarafından büyük tepkiler ortaya çıkar. Karnın aç, paran yoksa su içmesini öğren. Çünkü su bedava. Atalarımız “İki su, bir ekmek yerine geçer” demiş. Paran yoksa, su içmesini öğren. Yani kadınlarla ilişki kurmakta yeteneğin
ve cesaretin yoksa o su içme örneğinde ne demek istediğimi acaba anladın mı?
Yavrum, yalnız yaşıyorsun, yatak odası senin. Ama kadın da yoksa ister uyu, ister sabaha kadar yatakta dans et. Senin bileceğin iş. Ben bu mektubunu okumamış ve duymamış olayım. Yoksa kalbini kırarım.

Soru: Acı biber penisi büyütür mü?
Yanıt: Anüse kaçarsa her tarafın şişer

Soru: Benim penisim dokuz santim.
Seks shoplarda satılan vakumlardan kullanırsam veya pul biber sürersem büyür, diyorlar Acaba bu doğru mu?
Yanıt: Sevgili yavrum. Şu vakum olaylarından 30 yıldır benim de başım ağrıyor. Her önüne gelen bunu soruyor Yahu vakumla büyüse Türkiye’de her erkeğin ya da gencin yatak odasında bu vakum asılı durur. Bu bir şarlatanlık. Dünkü sayfamızda akademisyen arkadaşımız Teoman Kadıoğlu da bu konuyu derinlemesine yazdı. Biz gelelim pulbiber işine. Çocuğum biberler türlü türlüdür. Toz biber, yeşil biber, çarliston, acı biber, süs biberleri pintos. Her biberin bir özelliği vardır. İçleri vitamin doludur. Yedikçe enerjin artar, bundan çeşitli organların kendine yararlı olanı alır. Ama pulbiber müthiştir. Aman Allahım o ne acılık. Adamı öyle bir zıplatır ki bu zıplamalardan kan dolaşımın artar, bir yerlerin kabarır, şişer. Sakın bunu penisin büyümesi anlamında algılama. Kazara birkaç tanesi de anüse doğru kaçarsa yavrum her tarafın şişer, o zaman felaket başlar. Gel bundan vazgeç. Onu çiğ köftecilere bırak. Sen de bu 9 santimi kafana takma. O görevini yüzünü karartmadan yerine getirir. Bundan emin ol. Uzmanın konuşuyor!

Soru: İçe boşalmazsa kızlık bozulmaz mı?
Yanıt: Erkek arkadaşın ya kurnaz ya da çok cahil

Soru: Sayın Haydar bey, Ben 26 yaşında bir kızım. Erkek arkadaşım içine boşalmadığım sürece kızlık zarın bozulmaz diyor. Prezervatif ile beraber olacağımızı söylüyor. Yani penisinin hemen hemen yarısına kadar vajinama girmeyi düşünüyor. Fakat ben bu iddiaya inanmıyorum. Bu yüzden onunla cinsel ilişkiye girmiyorum. Ama erkek arkadaşım bu konuda çok emin davranıyor. Haydar hocam siz bu konuda ne dersiniz?
Yanıt: Sevgili okurum, erkek arkadaşın ya çok kurnaz biri ya da çok cahil. Kızlık zarı bir kale surları gibi spermlerin bombardımanıyla bozulacak ve yıkılacak bir şey değil ki. Kızlık zarının bozulması için vajinaya kızlık zarının esnekliğinden daha kalın bir cismin girmesi gerekiyor. Arkadaşının istediği bu birleşmeyi gerçekleştirirken size daha dürüst daha sevecen ve daha inandırıcı yaklaşsa tam bir delikanlı davranışı olurdu. Ve bu birleşmeden çıkabilecek sonuçları da seninle paylaşması gerekirdi. Prezervatif sadece gebeliği önler.
Bu yüzden sen haklısın. Kararı sen vereceksin. Ya zara ya da arkadaşına veda edeceksin.
Ya da arkadaşını öteki şartlarda yerinde ve yolunda ise nikâh masasına oturtacaksın.
Ne yapalım toplum böyle diyor. Anne-babalar da böyle diyor. Bu ülkenin bilim adamı olarak da ben de senin için de böyle diyorum.

Soru: Acı çekiyorum, ne yapayım?
Yanıt: Partnerini değiştir ya da teknik için doktora git

Soru: Merhaba hocam, ben üniversite öğrencisi bir genç kızım. Şu ana kadar beş erkekle beraber oldum. İlk birlikte olduklarımda her şey yolundaydı yalnız son erkek arkadaşımın penisi biraz büyük olduğu için her sevişmemizde çok acı duyuyorum. Ne yapmalıyım? Lütfen bana yardım edin. Rumuz: Ayşenur
Yanıt: Değerli okurum, doktorların da elinin ayağının bağlandığı noktalar olur. Partnerinizi seviyorsunuz mutlusunuz ama penisi büyükmüş. Onu da biz küçültemiyoruz. A: Derhal partnerini terk et yeni birisi bul. B: Teknik öğrenmek bakımından doktora gidebilirsiniz. Sorun acıysa bu halledilebilir. C: Olayı olduğu gibi kabullenir. Zamanla alışırım dersiniz. Bana sorarsınız B şıkkını kullanın. O acıları yok edelim ki rahat keyifli bir birliktelik yaşayın.

Dr. Haydar Dümen’in 15 aydır Posta Gazetesi’nde yayımlanan köşesinden derlenmiştir

Kızlık Zarı

Erkeklerin penisleriyle ilgili sorunları ve onun gizemi hakkındaki yazılarımızı  bu sayfalarda okumamışsanız, lütfen okuyun. O yazılardaki penisle ilgili, toplumsal, simgesel, kutsal değerlerin tümünün benzeri de, kızlık zarına verilmiştir. Bu değerler tarihsel kökenlidir ve uzantıları günümüze kadar gelmiştir. Ülkemizde kızlarda, kızlık zarının kendisi ve varoluş nedeninin bilinmezliği ve ne olduğunun abartılı biçimde  yorumlanması, gençlerin kafasını karıştırmaktadır.

Kutsal bakirelerin, sunaklarda tanrılara kurban edilmeleri ya da kimi Afrika toplumlarında, genç kızların ilk gecesini, yani bekaretinin bozulmasını, büyücü ya da kabile şefine adamaları, gene ilkel toplumların kimilerinde, belirli yaşa gelen kızların kızlık zarlarını, bu konuda ustalaşmış kadınların, bazı gereçlerle açmaları, bize ne kadar saçma, ilkel ve vahşi geliyorsa, doğal yapıları nedeniyle, kanamayan kızlık zarlarından dolayı, hiç bir suçu yokken kızlarımızın toplumsal yönden kurban edilmeleri de, günümüz koşullarına göre o kadar acımasız ve de ilkeldir.

Kızlık zarı kanar mı kanamaz mı? Acır mı acımaz mı? Vaginanın hemen girişinde mi, yoksa biraz daha derinlerde midir? Bir operasyonu gerektirecek kadar kalın mı, değil midir? Kızlık zarının kaç türü vardır? Hangi türler birleşmede kanamayabilir ya da çok kanar? Hangi nedenlerle kanar? Örneğin masturbasyon, düşme ya da ağır yük kaldırma vb. nedenlerden kanar mı? Kızlık zarının yırtılıp yırtılmadığı nasıl anlaşılır? Yırtılmışsa tıpsal ya da cerrahi bir tedavi yöntemi var mıdır? Nasıl ne zaman yapılmalıdır ve kim yapar? Varsayalım ki, ilk gece kanama olmadı. Erkeğinize karşı tavrınız ve davranışınız nasıl olmalıdır? Gibi aklınıza takılan, bildiğiniz ya da bilmediğiniz, tüm sorunlarınızı sizin için hazırladığımız soruları yanıtlayarak, sorununuzu da yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Kızlık zarı nedir?

Kızlık zarı doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşumdur.

Yapısı nedir?

Kızlık zarı ,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir.

Herkesde kızlık zarı varmıdır?

Bazı kadınlarımızda doğuştan bulunmayabilir.

Kızlık zarı nerededir?

Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir.

Herkesin kızlık zarı aynı mıdır?

Hayır, kadından kadına çok büyük farklılıklar gösterebilmekle beraber belli başlı altı-yedi çeşide ayırabiliriz. Bunlar;

  annuler kızlık zarı  yani;

HALKA ŞEKLİNDE KIZLIK ZARI

en sık rastlananıdır.

< semilunar kızlık zarı, yani;

 YARIM HALKA veya  ESNEK ZAR  olarak bilinen bilinen kızlık zarı.

zarın dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için genelde ilişki sırasında yırtılmaz.

Ancak doğum sırasında yırtılır.

  septalı kızlık zarı, yani;

PERDELİ veya BÖLMELİ KIZLIK ZARI

  cribriformis kızlık zarı, yani;

DELİKLİ veya ELEK TARZINDA KIZLIK ZARI,

bu tip kızlık zarlarının ilişki esnasında yırtılması biraz daha fazla acılı ve zordur.

   fimbriatus kızlık zarı, yani;

SAÇAKLI AÇIKLIĞI OLAN KIZLIK ZARI

   carnosus kızlık zarı, yani;

ETLİ KIZLIK ZARI    ( kalınlığı fazla olan)

bu kızlık zarı da ilişkide kolay kolay yırtılmayan ,bazen bizim ufak bir cerrahi müdehale yapmamızı gerektiren ,bazende kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır

  imperfore kızlık zarı, yani;

KAPALI KIZLIK ZARI,

bu zarda hiç bir açıklık bulunmamaktadır. İlk adet görmeyle beraber problem başlayacak,adet kanı dışarı akamayacağı için şiddetli bir ağrı şikayeti olacak ve sonuçta bu zar üzerinde adet kanının dışarı akmasını sağlayacak kadar bazı delikler hekim tarafından açılacak ve kişi rahatlayacaktır. Bu yapılan işlem kişinin cinsel ilişkide kanamasına mani olmaz.

Kızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?

İlişki dışında bazen uzakdoğu sporu ,jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda,

kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.

Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşirmi?Kapanırmı?

Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman tekrar birleşmez.

Masturbasyon yaparken yırtılabilirmi?

Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapıyorsanız  yırtılmaz.

Kızlık zarı parmak girmesinden zarar görürmü?

Bu kızlık zarının tipine bağlıdır,bazı kızlık zarına hiç bir şey olmayacağı gibi,bazılarıda yırtılabilir.

İlk ilişkide çok acı verirmi?

Genelde bu sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipinede bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez.

Ya yırtılmazsa?

Yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir şey hissettirilmeden açılabilir.

İlk ilişkide kızlık zarının acısından çok korkuyorum,ne yapabilirim?

Eşinizle anlaşarak bir jinekoloğa giderseniz,o bunu uyuştururarak size hiç bir şey hissettirimeden açabilir.

Çok kanarmı ?

Hayır,pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır)  bir kaç damla kan gelebilir.

Ya kanama durmazsa?

Çok kalın kızlık zarlarında bazen olabilmektedir,doktora müracaat ederseniz o gerekli müdahaleyi yaparak kanamayı durduracaktır.

Kızlık zarı tamir edilir mi ? dikilir mi?

Evet,kızlık zarı dikilir.

Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanarmı?

Evet dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

Kızlık zarı dikilmesi için ilişki sayısının veya ne kadar süredir ilişkiye girildiğinin önemi varmıdır?

Hayır yoktur,çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilir.

Kızlık zarı dikişi acırmı? ne kadar sürer?nasıl bir ameliyattır?

Hayır acımaz, siz uyutularak veya o bölge uyuşturularak yapılır,10 ila 30 dakika arasında sürer,operasyondan sonra rahatlıkla yürüyebilir veya çalışabilirsiniz.hiç kimse sizin böyle bir operasyon geçirdiğinizi anlamaz.

Kızlık zarımı kendim kontrol edebilirmiyim?

Hayır ,uygun pozisyonu aldığınızda ayna yardımı ile görebilirsiniz fakat tıbbi bilginiz yetersiz olduğu için yorum yapamazsınız.

Kim kontrol edebilir?

Bir kadın doğum uzmanı bu konuda size yardımcı olacaktır

Kontrol sırasında acırmı? veya zarar gelebilirmi?

Hiç bir acı hissetmeyeceğiniz gibi,hiç bir zararda gelmeyecektir.

 

 

 

 

 

Çocuklarda Cinsel Gelişim

Çocuğun cinsel zevklenmesi

FREUD; çocuğun anne memesinden, açlığını gidermeden başka da zevklendiğini, anal ve cinsel bölgenin, evre evre zevk kaynağı olduğunu, ergenliğe gelinceye dek, ilginç ve uzun bir gelişme dönemi geçirdiğini, bilimsel olarak ortaya koymuştur. O tarihten sonra, bilim dünyasının da, bu konulara bakışı değişmiştir. Bu alana bilimsel ilgi yoğunlaştıkça, araştırmacılar ardarda gelişmiş, iki yaşından küçük, yirmibeş bebekten yirmiikisinde kendi kendini doyum, yani mastürbasyon olayına tanık olduğunu bildiren bir araştırmacı, önce anne babaları şaşkınık içinde bırakmıştır.

Birçok anne-baba, çocuklarının cinsel sorunlarıyla karşılaşmaktan sıkıntı duymaktadır. Ancak; ürkecek,teleşlanacak bir durum olunca, bir panik içinde, olayı kendilerince abartarak, bekli o zaman doktora gitmektedirler.

Bir anne, kliniğe geldiğinde, sıkılarak şunları anlatmıştır: “18 aylık kız çocuğumu zaman zaman yatağında kızarmış, ter içinde, iki bacağını birbirine sıkmış buluyorum. Buna engel olunca adeta sinir krizi geçiriyor.” Oysa bu durum, bir bebeklik matürbasyonuydu ve asla korkulacak bir şey değildi.

Sexus sözcüğü, latince kaynaktan (çoğalmayı sağlayan şey) anlamına gelir. Bu kavram, dişi yada erkeğin yakınlaşması, sonu cinsel birleşmeye varan duyguları içerir. Cinsel çağrı, dişi ve erkeğin her biriyle birleşme çekimidir. Yaşamın en temel bir olayıdır. Böylece, canlı varlığının üremesini sağlar. İnsancıl bir olaydır. İnsana uygun, saygın ve birleşmeyi açıkça kapsar. Bunda kimsenin kuşkusu yoktur. Çocukta her şeyden zevklenmek, çocuğun kendi dışındaki varlıklara çekilmesi, onunla ilgiden ibarettir. Bu yüzden bilgiler, çocukta cinsel duygular enerjisi dediğimiz libido ya da cinsel akımın, bir yaşantı gücü anlamına geldiğini söylerler. Çocuklar bir açlık duygusuyla doyum arar, bununla zevk duyarlar.

Memeyi bulamazsa hırçınlaşır ağlar, dişleri çıkmış ise ısırır. Böylece libidoyu doyuma ulaştırırken, saldırganlık duygusunu kullanır. Cinsel olaylarda bu saldırganlık, zaman zaman çok belli olur. Bugün hemen herkes cinsel duygunun, gençlik çağından önce varolduğunu bilmektedir.Buna karşın, bir yaşındaki bebeğin şehvet duygusuna sahip olduğuna, genede birçokları karşı çıkar. Aslında cinsel duygu, doğumla birlikte vardır. Anne karınındaki yavru da varolduğu kensindir. Çocuk, doymak,sıcak tutulmak, okşanmak, kucaklanmaktan zevklenir. Çocuğun ilk aylarda; emmek, okşanmak, sevilmekle özetliyeceğimiz, yeterince doyumlanması, onun kendini ve öteki insanları normal sevmesi sağlar. Bu ilk sevgiden, koruma ve güvenden yoksun kalınması da onda çekingenlik, ürkeklik, içine kapanma eğlimleri, ya da başkalarına düşman olma tutumunu kolaylaştırır. Çocuk, ilk yaşta bütün zevkleri ve annesinden haberdar olmayı, onunla ilişki kurmayı, dahası, onunla anlaşmayı ağzı ile sağlar. Bu nedenle, herşeyi ağzına götürür. Emmek zevkini almazsa, parmağını emer.

 

Haydar Dümen

İktidarsızlık

Bilimsel adı, empotans’dır. Bu kavramın Türkçe karşılığı; cinsel güçsüzlük’tür. Ancak halk arasında bilinen tanımlama iktidarsızlıktır. Bu sözcüğün anlamı güçsüzlük olamasına karşın, nedense hep cinsel güçsüzlükte kullanılır.

İktidarsızlık erkeklerin korkulu rüyasıdır. Bu tür şikayetleri olanların moral değerleri ve yaşam dinamikleri, büyük ölçüde zedelenir ve sarsılır. Bunda haksız da değillerdir. Çünkü yaşamın bütün katmanlarının erkekliğe ve güce endekslendiği bir toplumda, cinsel güçsüzlüğün, yaşama sevinçimizi ve enerjimizi olumsuz etkilemesi doğaldır.

Bu konunun bize göre önemli yanı ise şudur: İktidarsızlıktan yana hiç bir sorunu olmamasına karşın, bir çok erkeğin “ya bende de olursa” korkusudur. Gerçeği bilememekten kaynaklanan, örneğin daha çok psikolojik ağırlıklı olan, penisin sertleşmemesini de kalıcı bir iktidarsızlık sanarak, paniğe kapılmaları, erkeklerin sıklıkla içine düştükleri bir anafordur. Yüksek heyecan ve olumsuz ortamlarda, yarı sertleşmiş olarak erken boşalma biçimindeki sonuçlar da, kişiyi kendi karamsarlığına çekiverir.

Bizim insanlarımız, her konuda hekime rahatlıkla gidebilmelerine karşın, cinsel konularda durum böyle değildir. İşin ilginç yanı, bu konuda şikayeti olanların % 90 nında organik bozukluk yoktur.

İktidarsızlık nedir, ne değildir? Ereksiyon mekanizmasının derecesi ve bunların organik mi, yoksa psikolojik mi, sınırı nerede başlamaktadır? Gerçek iktidarsızlıklarda sorun nasıl çözülür? Gibi merak ettiğiniz her konu ve çözüm yolları için sizin için hazırladığımız soruları yanıtlayarak ve sorununuzu da bize yazarak ulaşabilirsiniz.

 Haydar Dümen

Penis Sorunları

Meslek yaşamımda en sık rastladığım soru ve sorunlardan biri de erkeklerin penisleriyle ilgili olanlardır. Eğrisi, büyüğü, küçüğü, incesi, kalını, bir de bunlara organın fonksiyonlarını eklersek, neredeyse her erkeğin bu konuyla ilgili bir sorusu ya da sorunu olabilir diye düşünüyorum. Erkeklerin büyük bir bölümü, bu konuda yeterli bilgiye sahip değiller. Bu bilgileri edinmiş olsalar bile, içlerindeki heves ya da tedirginliklerini kolay kolay aşamıyorlar.

Cinsellikle ilgili, tüm toplumların alt kültürleri penisle ilgili somut ya da simgesel belgelerle doludur.

Çoğalmanın güçle ve yaşamla eşdeğer olduğu eski dönemlerde, avlanacak hayvanlar için, her türlü hastalıklarda ölüm riskinin yüksek, düşmanlarla savaşda da gücün çokluktan yana olması, penise özel bir anlam yüklemiştir. Penisin insan iradesine bağlı olmadan büyüyüp küçülmesi ve cinsel birleşmelerde alınan o engin haz da göz önüne alındığında, geçmiş kültürlerin penise böyle yüce ve tanrısal bir değer vermesi pek de anlamsız değildir.

Gelecek kuşaklara soyumuzu taşıyacak bir köprü rolü oynadığından, böylece asla küçümsenmeyecek bir değeri üstlendiğinden, varlıkta, yoklukta mutluğumuzun da bir bakıma kaynağı olan penisimiz konusunda, nelerin doğru, nelerin yanlış olduğunu bilmiyoruz? Her şeyiyle iyi bir yapıda iken, ona haksızlık mı ediyoruz? Bir başka deyişle haksızlığı onun üzerinden kendimize yaparak, dünyamızı mı karartıyoruz? Ve bu karmaşık duygular içerisinde iken yaşam köprümüzün ikinci ayağı olan partnerimiz ya da eşimizi ne kadar mutlu edebiliyoruz? Bu konuda eksiğimiz, fazlamız, yanlışımız ve doğrumuzla penisinizle ilgili organik ya da psikolojik her türlü bilgiler sizlere en son bilimsel görüşlerle sunulmuştur. Nasıl büyütülür, eğrilikleri nasıl düzeltilir, sertleşmenin karınla olan açısının derecelerine göre, normal eriksiyon nedir? gibi ve penisle ilgili tüm sorunlar, resimlerle açıklamalı olarak sizlere sunulacaktır.

Bu ve benzeri sorularınız ve sorunlarınız için, bu konu ile ilgili hazırladığımız anketi yanıtlayarak, sorununuzu da yazarak bize ulaşabilirsiniz.

 Haydar Dümen

Erken Boşalma

Türk erkeklerinin neredeyse yarısı, bu sorunla karşı karşıyadır. Cinsel birleşme, iki kişi arasında yaşanan ve paylaşılan bir eylem olduğundan, eşlerden birinin herhangi bir olumsuzluğu, ötekinin de cinsel yaşamını olumsuz etkiler.

Bir erkek düşünün ki, daha ilk saniyeler ya da dakikalarda boşalıyorsa, kadına da bu süre yetmiyorsa (ki yetmeyecektir) kadın için bu birleşme angarya ve işkenceye dönüşebilir. Bunun sonucu, çoğu kadın cinsellikten soğumaktadır.

Erkeklerde ise, her cinsel ilişkide, kısa bir süreden sonra boşalmanın getirdiği burukluk; “hay Allah gene böyle oldu” yakınmasıdan da, zamanla peniste eriksiyon sorunu, yani sertleşme yetersizliği görülebilir. Ayrıca  erkeklerde erken boşalmadan kaynaklanan bir kompleks oluşabilir. Bu durum da kıskançlık, kendine güvensizlik gibi biçimlerde dışa yansıyacağından, ailenin salt cinselliği değil, öteki ilişkileri de olumsuz etkilenir.

Erken boşalma için belirlenen sürenin alt sınırı 3,5-4 dakika, penisin vagina içinde kalmasıdır. Bu sürenin saptanmasında ölçü: Duyarlı bir kadının, penisin vagina içinde ritmik hareketleriyle 3,5-4 dakikada orgazm olabilme koşulu dikkate alınmıştır.

Türk erkeklerinde erken boşalma oranı neden fazladır? Nedeni; ergenlik ve gençlik yıllarında, kadın ve erkek ilişkilerinin kısıtlı olduğu ülkemizde, erkeklerin ergenliğe erişmesinden sonra, evlendikleri yaşlarına gelene kadar, cinsel doyumlarını masturbasyonla sağlamalarıdır. Tüm erkekler, masturbasyon yaparken, bunu uzun bir zaman dilimine yaymak yerine, banyoda, tuvalette ya da yatak odalarında yalnız kaldıklarında, bu işi bir oldu bittiye getirerek, masturbasyonlarını 1-2 dakikada bitirmeyi yeğlerler.

Bu da, onlarda bir koşullanma yaratır, bedenlerinin biyolojik saati, ona göre ayarlanır.

Erken boşalmanın tedavisi vardır. Bu tedavide ilaç kullanmak zorunlu olduğundan, ilaç adı veremiyorum. Bu sorun için hastanın mutlaka doktorla bire bir konuşması gerekmektedir.

Bunun için 0 212 293 33 11 telefon numarasından bize başvurduğunuzda gereken ek bilgiler verilecek ve bize geldiğinizde tedaviniz yapılacaktır.

 

Haydar Dümen

Mastürbasyon - Kadın

Kızların, kadınların masturbasyon konusunda, hem tedirginlikleri hem de acemilikleri vardır. Kadın olsun erkek olsun, cinsel organları ve bölgeleri dışardan dokunma ve sürtünme türü uyarıları, zevk biçiminde algılar. Böylece masturbasyonun alt yapısı her zaman bu eyleme uygundur.

Kadınların cinsel bölgelerinin duyarlılığı, erkeklerden daha fazladır. Vaginanın doku yapısı doğuma programlanmıştır. Bu nedenle girişteki ilk iki santimi duyarlı olup, geri kalan bölümünün duyarsız olması, çok kadında, vaginal orgazm güçlüğü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Oysa her kadın, klitoris dediğimiz, küçük dudakların üst birleşim köşesinde, deri altında ele gelen ufak oluşumdan zevklenir. Sanki doğa, kadınların vaginadan aldığı haklarını yememek için, klitorisilerini bir hayli duyarlı kılmıştır. Bu nedenle, klitoris zevklenmesi, buna bağlı masturbasyon, bebeklikten başlayarak, ileri yaştaki kadınlara kadar, her dönemde rastlanan ve yapılabilecek bir doyum yöntemidir.

Masturbasyon tekniklerinin hangisi doğru, hangisi sağlıklı? Sorusu bize sık sorulmaktadır. Genç kızların bir yanda güçlü coşkuları, öte yanda “acaba kendimize zarar veriyor muyuz?” Kuşku ve korkuları masturbasyonu heyecanlı ve korkulu bir duruma getirir. Zevk, çoşku, kuşku zaman zaman yerini pişmanlığa da bırakır. Bu karmaşa da onları rahatsız eder.

Masturbasyon gerekli mi değil mi ? Yapılmalı mı  yapılmamalı mı ? Yapılırsa nasıl ve ne kadarı normal? Fantezilerin boyutları nerelere kadar normal sayılır? Kızlık zarını zedelememenin teknikler nelerdir? Herhangi bir cisim ya da gereç kullanılması doğru mudur, değil midir ?

Bu konuda merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz sorularınız ya da sorunlarınız varsa, sorularımızı yanıtlayarak, sorununuzu da yazarak bize ulaşabilirsiniz.

 Haydar Dümen

Mastürbasyon - Erkek

Duyu organlarımız, üstlendikleri göreve göre programlanmıştır. Gözümüzün ışığa, dilimizin tada programlanması gibi, cinsel organlarımız ve bölgesi de, sürtünme ve dokunmaları zevk biçiminde algılamaya programlanmıştır. Bu zevk algılamaları çocukluktan başlayarak, yaşamın sonuna dek sürer.

Ergenlik yaşlarında, hormonal sistemin ateşlemesiyle, hem bölge duyarlılığı, hem de psikolojik yapı cinsellik üzerine yoğunluk kazanır. Duyguların zorlaması bir yana, testislerde üretilen hormonun ve spermlerin meni kesesinde birikimi de, gençlerin cinsel uyarılarını körükler.

Tüm toplumlarda masturbasyon sık rastlanan bir alışkıdır ama, bizimkisi gibi kız-erkek ya da kadın-erkek ilişkilerinin katı kurallara bağlı olduğu toplumlarda, masturbasyon adeta zorunlu olur.

Erkeklerin masturbasyon konusunda hem tedirginlikleri, hem de acemilikleri vardır.

Erkekler masturbasyon yaparken, genellikle parmak ya da avuçlarıyla, penis derisini ya da ellerini ileri geri hareket ettirerek orgazm olurlar. Masturbasyon esnasında kayganlaştırıcı bir madde kullananlar da vardır. Yüzükoyun yatağa yatıp, penislerini yatağa ya da yastığa sürtme biçiminde yapılan masturbasyonlar, başvurulan tekniklerin başta gelenleridir.

Mastubasyon yaparken anüs bölgesi ve içini parmakla ya da bir cisimle uyaranların, cinsel zevklenme kapasitelerini arttırma girişimleri de, masturbasyonun uzantıları içine girmektedir.

Masturbasyon fantezilerine gelince: Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Çünkü bu fantezilerin bir ucu patolojiye, cinsel sapmalara gidebilir.

Haftada kaç kere? Süresi ne olmalı? Hangi yöntem sağlıklıdır? Meninin gelişini engellemek için penisi sıkmak doğru mudur? Penisi sıkma alışkanlığından kurtulmak için neler yapılabilir? Masturbasyona bağımlı gençlerde görülen içe kapanıklık, çekingenlik ve kadına karşı güvensizlik gibi durumların boyutu nedir? Ciddi sorunlar nerede başlar ve üstesinden nasıl gelinir?

Burada değindiğimiz konuların dışında herhangi bir sorununuz varsa sorularımızı yanıtlayarak, sorununuzu da yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Haydar Dümen

Vaginusmus

Milyonlarca yılın ötesinden, milyonlarca yıl geleceğe doğru, pırıl pırıl bir nehir akıyor. Bizler bu akan nehrin damlalarıyız. Ve insan soyunun sürmesi için, tanrısal bir gücün ya da doğasal bir evrimin programlamasıyla donanımlıyız. Her birey, belirli olgunluk yaşına eriştiğinde, bir yuva kuracak ve bu yuvada çocuklar olacak. Genetik olarak anne baba, toplum olarak ulus, daha öz deyimle insanlık sürüp gidecek.

Bu saygı değer, bu yüce nehrin önünün, kimi taş toprak,yıkıntı ve döküntülerle kapatılıp, akışının engellendiğini düşünün: İşte VAGİNUSMUS budur.

Sayısı hiç de azımsanmayacak ölçüde, bir çok genç kızımızın, yani yeni evlenmiş kadınımızın dünyasını karartan, çogu aileyi boşanmanın eşiğine getiren, daha çok bizim gibi toplumların yarattığı bir korkunun sonucu vaginusmus, ne yazık ki, doğanın gücüyle çatışıyor.

Peki vaginusmus nedir?

Vaginusmus, vaginanın girişindeki vagina kaslarının kasılmasıyla, vagina girişini kapatarak, bir başka deyimle kilitleyerek, dışarıdan bir cismin, yani penisin, vaginaya girişine izin vermemesidir. Vaginada bu tür bir kasılma oluşmuşsa, refleks olarak, bir korku paniğiyle ve asla mantıkla önlenemeyen, karın ve bacak kaslarının kasılmasının da devreye girmesiyle, cinsel birleşme pozisyonuna geçilememektedir.

Nedir bütün bunlar, neden oluyor?…

Her kişiye özgü olanını bir kenara koyarsak, anonim (ortak) olan yana bakalım: Diyelim ki 3-4 yaşlarında bir kız çocuğunuz var. Otururken bacaklarını gereğinden fazla açtı, kilotu ve bacakları görülüyor. Kilotunu giymeyi unutmuş da olabilir. Ailenin tepkisi: “Yavrum kilotunu giy, bacaklarını çok açmadan otur ki, herkes sana cici kız desin” biçiminde olmaz, tam tersi, bir öfkeyle: “Çabuk kapat bacaklarını” diye üzerine yürünür. Bu tavıra, belki bir iki şaplak ya da korkutucu birkaç söz de eklenir.

Çocuk ne olduğunu anlamadan, bu korku simgesi onun bilinçaltına bir yere batırılır. Çocuklardaki cinsel kavramlar bizlerdeki gibi değildir. Kızımız 13-14 yaşlarına geldiğinde, çoğu aile onu bir köşeye çeker : “Aman evladım, aile şerefimizi koru, yüzümüzü karartma, erkeklere dikkat et vb…” gibi sözlerle uyarıda bulunur. Oysa o yaşlarda, güdüsel olarak kızlar, erkeklerle ilgilenmeye, onlara bakmaya başlar.

17-18 yaşlarında ise, kızlık zarı kavramı ve korkusunu taşımaya başlarlar. Onlara göre zar, korunacak ve çok önemli bir yapı ve özelliğe sahiptir. Hemen bozulacağı sanısıyla, adeta cinsel organına bile dokunmaktan korkarlar. Bu korkuya “kanama, yırtılma, patlama” gibi öteki ürkütücü kavramlar da eklendiğinde, gerdek gecesi bir korku karabasanına dönüşebilir.

Bu olayı karikatürüze ederek erkeklere indirgeyelim. Erkeklere şöyle bir eğtim verilseydi. “O gece ilk birleşmede penis vaginaya girince yırtılacak, kanayacak,patlayacak” denilseydi, kaç erkek bu işi becerebilirdi? İçlerinde istek olsa bile, penis asla sertleşmezdi.Bu nedenle kızlarımızı hoş görelim ve olumsuzluklara kızmayalım.

Kadın cinsel organı vaginanın dokusu, düz kaslardan oluşmuştur. Düz kaslar insanların iradesine bağlı olarak çalışmaz. Vaginusmus olayı ve kasılma olmuşsa, kadın bunu iradesiyle aşamaz. Gene bu nedenle, psikolojik tedavi, istem dışı bu kasılmada yeterince etkin olmadığından, sürüp giden çözümsüzlük, eşlerin ve ailelerin önlerine ağır yükler getirir. Ayrılık, boşanma, bunalım, kavga, dövüş, olaylar zincirinin halkalarını oluşturur.

Dört yıldan bu yana vaginusmus olayını, %100 bir kesinlikle ve son derece rahat bir yöntemle çözmüş durumdayım. Bu yöntem benim bir buluşum. Tedavi yöntemimde doğayı karşıma değil, yanıma alıyorum. En azından bu ülkenin bir doktoru olarak, dünyanın çözmediği vaginusmus olayını çözmenin mutluluğunu yaşarken, bu konuda sorunları olanlara da, bir umut kapısı açmanın yarattığı toplumsal mutluluktan da payımı aldığımdan, başka bir keyif yaşıyorum.

Sevgi ve saygılarımla…

Haydar dümen

İlk Gece - Kadın

Ülkemizde erkeğin kadını, kadının erkeği tanıması genellikle, evliliğin ilk gecesinde olur. Her iki cins de ilk geceye yüklü bir heyecan potansiyeli ile girerler. Kolay değildir bu. Bir yanda büyük bir aşk ve o günün yorgunluğu, öte yanda, bu konudaki bilgisizlik ve çoğu yörelerde kapıda bekleyenler…

İlk gecenin serüveni ya da birlikteliğin gelecekteki bütünlüğü, ilk gece odaya adımınızı atar atmaz başlar.

Evliliğin ilk gecesi, hangi koşulda olursa olsun iki taraf için de yüklü bir heyecan potansiyeli altında geçer. Kimi yörelerde bu heyecanın azalması için, erkekler içeri yumruklanarak sokulur. Kimi yörelerde ise dualarla, metafizik güçten yardım beklenir. Kimilerinde ise, alkol ya da ilaç devreye girer.

Herhangi bir cinsel ilişkide heyecan, bilgisizlik, güvensizlik ve korku varsa, cinsel performans düşer, yani başarısızlık kapıdadır. Bu da çiftlerde paniğe neden olur.

Hepimiz çocukluğumuzdan başlayarak çıplaklığa karşı büyük bir baskı ile yetiştiriliriz. Her ne kadar eşimiz, sevdiğimiz kişi de olsa, bilinç altımızda varolan bu baskı ve de utanmadan, kızlar ne kadar tedirgin olurlarsa, aynı oranda erkekler de tedirgin olurlar. Bu tür korku ve baskılardan kadınların çoğu, evliliklerinin daha sonraki yıllarında bile, loş ışıkta, dahası karanlıkta birleşmeyi yeğlerler.

İlk gecenin sihirli anahtarı erkeklerin elindedir ve onların sakin olma durumuna bağlıdır. Genç kızımız, romantik benzetme ile, narin bir kuş gibi heyecanlı ve titreyiş içindedir. O gece hakkındaki kuşkuları güvensizliği ve de korkuları vardır. Erkeklere gelince; onların işi de zordur. Çünkü kadınlar yatağa uzandıklarında, cinsel birleşmenin koşulları oluşmuş demektir. Ama erkeklerde ereksiyon dediğimiz, yani penisin sertleşmesi olayı sorun yaratabilir. Çünkü bu mekanizma, istem dışı çalışır. Beyinden gelen bir uyarı, bu mekanizmayı ateşleyici rol oynar ama, olayın gerçekleşmesi çok daha karmaşık koşullara bağlıdır.

Heyecan, buna bağlı ereksiyon sorunu yanında, erken boşalma, kızlık zarının erkeğe yansıyan korkuları gibi tüm ayrıntılar, erkeği olumsuz etkiler.

Bundan sonraki işinize yarayacak bilgiler ilk gece başarısı için yaklaşımların ruhsal ve teknik yöntemleri, kadının korkusunu yenmek, kanama olup olmaması gibi, aklınıza gelebilecek ya da gelmeyen tüm ayrıntılar için resimlerle birlikte sunacağımız bilgilerden yararlanıp mutluluğunuza merhaba demek için, sorularımızı yanıtlayarak, sormak istediklerinizi de yazarak bize ulaşabilirsiniz.

İlk Gece - Erkek

Ülkemizde erkeğin kadını, kadının erkeği tanıması genellikle, evliliğin ilk gecesinde olur. Her iki cins de ilk geceye yüklü bir heyecan potansiyeli ile girerler. Kolay değildir bu. Bir yanda büyük bir aşk ve o günün yorgunluğu, öte yanda, bu konudaki bilgisizlik ve çoğu yörelerde kapıda bekleyenler…

İlk gecenin serüveni ya da birlikteliğin gelecekteki bütünlüğü, ilk gece odaya adımınızı atar atmaz başlar.

Evliliğin ilk gecesi, hangi koşulda olursa olsun iki taraf için de yüklü bir heyecan potansiyeli altında geçer. Kimi yörelerde bu heyecanın azalması için, erkekler içeri yumruklanarak sokulur. Kimi yörelerde ise dualarla, metafizik güçten yardım beklenir. Kimilerinde ise, alkol ya da ilaç devreye girer.

Herhangi bir cinsel ilişkide heyecan, bilgisizlik, güvensizlik ve korku varsa, cinsel performans düşer, yani başarısızlık kapıdadır. Bu da çiftlerde paniğe neden olur.

Hepimiz çocukluğumuzdan başlayarak çıplaklığa karşı büyük bir baskı ile yetiştiriliriz. Her ne kadar eşimiz, sevdiğimiz kişi de olsa, bilinç altımızda varolan bu baskı ve de utanmadan, kızlar ne kadar tedirgin olurlarsa, aynı oranda erkekler de tedirgin olurlar. Bu tür korku ve baskılardan kadınların çoğu, evliliklerinin daha sonraki yıllarında bile, loş ışıkta, dahası karanlıkta birleşmeyi yeğlerler.

İlk gecenin sihirli anahtarı erkeklerin elindedir ve onların sakin olma durumuna bağlıdır. Genç kızımız, romantik benzetme ile, narin bir kuş gibi heyecanlı ve titreyiş içindedir. O gece hakkındaki kuşkuları güvensizliği ve de korkuları vardır. Erkeklere gelince; onların işi de zordur. Çünkü kadınlar yatağa uzandıklarında, cinsel birleşmenin koşulları oluşmuş demektir. Ama erkeklerde ereksiyon dediğimiz, yani penisin sertleşmesi olayı sorun yaratabilir. Çünkü bu mekanizma, istem dışı çalışır. Beyinden gelen bir uyarı, bu mekanizmayı ateşleyici rol oynar ama, olayın gerçekleşmesi çok daha karmaşık koşullara bağlıdır.

Heyecan, buna bağlı ereksiyon sorunu yanında, erken boşalma, kızlık zarının erkeğe yansıyan korkuları gibi tüm ayrıntılar, erkeği olumsuz etkiler.

Bundan sonraki işinize yarayacak bilgiler ilk gece başarısı için yaklaşımların ruhsal ve teknik yöntemleri, kadının korkusunu yenmek, kanama olup olmaması gibi, aklınıza gelebilecek ya da gelmeyen tüm ayrıntılar için resimlerle birlikte sunacağımız bilgilerden yararlanıp mutluluğunuza merhaba demek için, sorularımızı yanıtlayarak, sormak istediklerinizi de yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Nemfomani

Nemfomani, kadında cinsel taşkınlık demektir. Nemfoman kadın ile, aşırı duygulu ya da cinsel yönü güçlü olan kadını ayırmak gerekir. Nemfoman, çoğu kez sosyal baskılar ve yasaları hiçe sayar. Onun için, tek bir amaç vardır, o da; bir erkekle yatmaktır. Kendi kişiliğiyle aynı düzeyde olmasa bile her sınıftan erkeğe “evet” der. Eski Roma İmparatorluğunda, Clausius un karısı Messalina nın her gece çeşitli erkeklerle yattığını, bunun için de kılık değiştirerek halkın arasına karıştığını tarih yazmaktadır. Bu nedenden, Messalina kompleksi diye de bilinen nemfomani, elbette eşine ya da sevdiği erkeğine duygulu ve istekli olan kadın anlamına gelmez.

Her ne kadar, tarihteki bu tür ünleriyle roman ve filmlere konu olan Kleopatra lar, Messalina lar bu davranışın örneklerini simgeliyorlarsa da, toplum içerisinde nemfomanların oranı düşüktür. Normal kadının yapısı, erkeğine bağlanmayı gerektirir. Erkeğini seven kadın, onun yanında mutluluk, onun yanında güven duyar. Erkeğine bağlılığın verdiği, tabi olma psikolojisi (bağımlılık), kadınların ruhsal yapılarına uygundur. Sevdiği erkeğine, kadının yapamayacağı özveri yok gibidir.

Nemfoman kadının kural tanımayan cinsel dürtüleri, onu öylesine etkiler ki, bu nedenden, zor durumlara düşer. Bir istek krizi tutkusuyla, ne yaptığını bilmeyen, mani nöbeti içerisindeki insanlar gibi, tanımadığı erkeğin önünü keserek, onu kendisiyle yatmaya zorlayan nemfomanlar görülmüştür.

Nemfomani, bir ruh bozukluğundan olabileceği gibi, kalıtım, organik beyin hastalıkları, iç salgı bezleri düzensizlikleri gibi nedenlere bağlı da ortaya çıkabilir. Bu durumu, bir bulgu olarak değerlendirmek gerekir. Bir mani nöbeti içerisinde, kendini, karşısına çıkan erkeğe teslim eden kadın, nemfoman değildir. Bizim böyle bir hastamız, ailesinin yaşının ve psikolojisinin tam karşıtı bir davranışta bulunarak, böyle bir eylem ile hastalığı teşhis edilmişti. Ne var ki, tanımadığı erkeklerle yatmış ve evden kaybolduktan birkaç gün sonra bulunarak kliniğe getirilmişti.

Cinsel isteklerde, vulva hastalıkları da önemli yer tutar. Örneğin vulvanın kaşıntılı hastalıklarında, kadın sürekli uyarım içindedir. Bacaklarının hareketi, oturuş biçimi, onu hemen duygulandırır. Bu bölgesel odaklaşmış duyarlılık tedavi edilince, kadın normale döner. Bir vulva egzemasında, kadının her yerde ve durumda cinsel birleşmeye yeltenmesi adli tıpta görülmüştür.
Yaş dönümü yıllarında, gerek hormonal dengesizliklerin yarattığı ruhsal bozukluklar ve bunalımlar, gerek yerel tahrişlerden, isteklerin fazlalaşması, kadınları anormal davranışlara sürükleyebilir. Gene bu tip kadınların, servetlerini genç erklere yedirdikleri görülür. Bu tür davranışlar, nemfomani sayılmasa bile, cinsel yaşamın normal ölçüleri aşılmış demektir.

Bazı kadınlar, kastrasyon (yumurtalıkların çıkarılması) isteyecek kadar kendi durumlarından yakınırlar. Bazı kız çocuklarında oksiyürlere (bağısak kurtları) bağlı vulva kaşıntıları görülür. Kimi ilaçlar ve uyuşturucular da cinsel duyguyu etkiler. Bu tür konuların tanısı ve tedavisi de psikiyatırlara düşer.

Uzmanlardan seksin 237 nedeni

İnsanların neden seks yaptığı hakkında 237 nedenlik bir liste hazırlayan araştırmacılar, genç erkek ve kadınların birbirine genellikle aynı sebeple yakınlaştığını buldu. Çıkan sonuç, cinsel tutkunun gönül bağından daha etkili olduğu yönünde.

WASHINGTON - Archives of Sexual Behaviour’ın Ağustos sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, üniversiteye giden kadın ve erkekler kişiyi çekici buldukları, fiziksel zevk duymak istedikleri ve hoş bir deneyim olduğu için cinsel ilişkiye girdiklerini söylediler. ‘Duydukları aşkı ve bağlılığı göstermek’, ilk 10 listesine girse de ilk sırayı ‘kişiyi çekici buldum’ yanıtı aldı.

Texas Üniversitesi tarafından 5 yıl süren araştırma, üniversitenin klinik psikoloji profesörü Cindy Meston’a göre bütün cinsiyet stereotipleri yıktı. Meston, “Bulgularımız arasında erkeklerin sadece tutku, kadınların ise aşk için beraber olduğu dogmalarına rastlamadık” dedi.

San Diego’daki Alvarado Hastanesi cinsel tıp müdürü Dr. Goldstein ise araştırmayı derinleştirdikçe daha çok benzerliğe rastladıklarını belirterek erkek ve kadınlar arasındaki farkların cinsel sorunlardan ortaya çıkabileceğini söyledi.

Meston ve meslektaşı David Buss, yaşları 17 ile 52 arasında değişen 444 kadın ve erkekle görüştü ve insanların neden cinsel ilişkiye girdikleri üzerine 237 nedenlik bir liste çıkardı.

Liste, “Eğlenceli olduğu için” veya “başkasına cinsel yolla bulaşan hastalık bulaştırmak için” gibi birçok madde içeriyordu. Listeyi oluşturduktan sonra Meston ve Buss, 1549 üniversite öğrencisinden, nedenleri 1’den 5’e kadar puanlamalarını istedi.

Meston, erkeklerin kadınlara göre seks konusunda biraz daha fırsatçı olduğunu, kadınların ise partnerlerini memnun etmek için cinsel ilişkiye girmeye daha meyilli olduğunu belirtti.

Meston ayrıca çıkan sonuçların, ‘hormonları tavan yapan’ üniversite öğrencilerinden çıktığını ve daha yaşlı gruplarda büyük ihtimalle çok farklı sonuçların çıkacağını söyledi.

Cinsel ilişkiye girme nedenlerinden ilk 25’inden 20’si kadın ve erkeklerde aynı çıktı.

Araştırma ve tam liste için tıklayın…

ntvmsnbc

 Ayrıca dinsel eğilimlerin baskın olduğu İmam-Hatip okulları ve Kuran kursu gibi ortamlarda masturbasyon pek kabul görmeyen bir etkinliktir. Tabii bu ortamlarda kabul görmemesi oralarda masturbasyonun olmadığını göstermez. Bir çoğu gizlice yapar ve bundan dolayı da suçluluk duyguları içinde bunalır. Elbette işin doğrusu: cinsel dürtünün doruk noktasında olduğu gençlik çağında, cinsel dürtüyü karşı cins ile beraber tatmin etme olanağının olmadığı ortamlarda, kişinin cinsel arzusunu masturbasyon ile tatmin etmesi sağlıklı ve doğru bir çözümdür.

Masturbasyonun çeşitli yararlarından biri de, gençlerin cinsellik ile tanışmalarını sağlamaktır. Ne yazık ki bazı genç kızlar evleninceye değin cinsellik ile ilgili her türlü etkinlikten uzak dururlar. Tabii ailesel ve sosyal baskılar sonucu cinsellik ile ilgili her türlü deneyimden, masturbasyondan bile uzak duran böyle genç kızların evlendikten sonra sağlıklı bir cinsel yaşam şanslarının ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Ben kişilerin kız olsun, erkek olsun evlenmeden önce cinsel deneyimlerinin olmasının yararına inanıyorum. Ancak bir çok tutucu çevrede karşı cins ile beraber böylesi cinsel deneyimler çok güçtür.İ şte bu nedenle böylesi çevrelerde gençlerin (kız veya erkek) hiç olmazsa masturbasyonu yaşayabilmesinin gerekliliğine inanıyorum

 Masturbasyon, bir kişinin kendi kendine, bir alet kullanarak veya kullanmayarak, cinsel organlarını uyarmasıyla orgazm yaşaması olayıdır. Dünyadaki en yaygın cinsel etkinliktir diye tanımlarsam, sanırım yanlış olmaz.Sadece insanlarda değil, bir çok memeli hayvanda rastlanmasına rağmen, tarih boyunca masturbasyona karşı çeşitli toplumlarda farklı farklı tavırlar geçerli olmuştur. Kimi toplumlarda cinsel yaşamın normal bir etkinliği olarak kabul edilip teşvik bile edilirken, kimi toplumlarda aşağılanarak yasaklanmıştır.19′uncu yüzyıla kadar genellikle masturbasyonun zararlı ve kötü birşey olduğu yönünde inanışlar geçerliydi. Hatta 18-19′uncu yüzyılda yazılmış tıp kitaplarında masturbasyonun akıl hastalıkları ve iktidarsızlık başta olmak üzere bir çok hastalıklara neden olduğu yazılmıştır. Ancak 19′uncu yüzyılın sonuna doğru modern psikiyatri ve psikolojinin gelişmesiyle beraber bu tür ilkel ve yanlış düşünceler terk edilmiştir. Tek tanrılı dinlerde özellikle musevilik ve hıristiyanlıkta masturbasyon kesinlikle yasaktır. Müslümanlıkta bu konuda kesinlik gösteren bir ayet bulunmamasına karşın yaklaşım olumsuz olarak değerlendirme yönündedir.

Nekrofili - (Ölü sevicilik)

Richard Von Kraft-Ebing, sapkın davranışları incelediği Psychopathia ***ualis adlı klasik eserinde nekrofiliyi tüm sapkınlıkların en canavarcası olarak niteler. Nekrofili (Yunanca’da “Ölü Sevicilik” anlamına gelir.) Cesetlerle seks yapmak anlamına geldiğinden, bu şaşırtıcı bir niteleme sayılamaz. Aynı şekilde bu en canavarca eylemin, en canavar suçlular olan seri katiller arasında çok rastlanır olması da bizi şaşırtmamalıdır.

Earle Leonard Nelson’dan, Ted Bundy’ ye kadar birçok kötü şöhretli psikopat, ara sıra yeni öldürdükleri kurbanlarının cesetlerine tecavüz etmiştir. Ancak bazı kriminal psikoloji uzmanları, bu tip bir öfke patlaması ile katilin bir kurbana tamamen hükmetmek ve onu aşağılamak şeklindeki habis arzusundan doğar. Gerçek nekrofil, yani ölüme tutku ile bağlı olan ve en büyük zevki bir cesetle seks yapmak olan kişi, arasında fark olduğunu belirtirler. Bu tür bir nekrofil, seri katiller arasında nadir görülür. Fakat bazı kayda değer vakalar da yok değildir.

Jeffrey Dahmer’in ölü nesneler ilgisi çocukken başlamıştır, o yaşlarda en büyük zevki, yollarda bulduğu ezilmiş hayvan cesetlerini toplayı kesmekti. Büyüdüğünde, bu marazi tutku kelimelere sığmaz bir sapkınlığa dönüştü. Dahmer, psikiyatrlara rutin olarak öldürdüğü kurbanların karınlarını kesip iç organları üzerinde mastürbasyon yaptığını anlatmıştır. Ayrıca kurbanlarına anal olarak tecavüz ettiğini de itiraf etmiştir. Dahmer’in Britanyalı eşdeğeri Dennis Nilsen de, Nekrofili güdülerle hareket ediyordu, fakat kurbanlarına daha nazik davranıp yatakta onlara sokularak mastürbasyon yapardı.

Amerikan nekrofilleri arasında en kötü şöhretlisi Ed Gein’dir. Tüm klasik nekrofiller gibi, Gein de kesinlikle canlı kadınlarla ilgilenmezdi. Seks partnerlerini yerel mezarlıklardan bulurdu ve on iki yıldan uzun bir süre bu mezarlıklardan ceset çalmıştı. Genel olarak nekrofiller seri katillerden daha az tehlikeli görülürler, çünkü kurbanları hali hazırda ölüdür. Gein de bir istisna değildi. Yine de zararsız sayılamazdı. Yerel mezarlıklarda istediği türden kadınlar kalmayınca dişine göre bir kurban aramaya çıktı ve onu en sevdiği kadın türüne dönüştür. Yani ölü bir kadına….

“Sutyenini ve külotunu çıkarıp onunla seks yaptım. Sanırım bu benim hayatımın bir parçası oldu, yani ölülerle cinsel ilişkiye girmek.”

HENRY LEE LUCAS, bir tartışma sırasında göğsünden bıçakladığı 12 yaşındaki nikahsız karısı Becky Powell’ın ölümüne verdiği tepkiyi anlatırken.

anahtarlar:  ölü seviciliği nedir?, ölü sevici,  kim ölü sevic?,neden, ben ölü seviyimiyim?

Seks hakkında neler okuduk neler? Filmlerde gördüklerimiz, arkadaşlar arasında yapılan dedikodular, kişisel tecrübelerimiz…. Bütün bunlardan çıkardığımız sonuç ise hep aynı; kadınlar da erkeklerde sekste mükemmelliğin peşindiler. Tıpkı hayatın diğer alanlarında olduğu gibi. Aslında oldukça da haklıyız. Karşımızdakinin ne yaptığını ve ne istediğini bilen biri olmasını, bizi zevk dalgalarının içine atmasını, yatakta tecrübeli ve en önemlisi bu tecrübeleri kullanmayı bilen birisini hepimiz istiyoruz. Sekste tecrübesiz, beceriksiz birisi ile birlikte olmayı hiç kimse istemez. Kötü bir sevişme ise kadın yada erkek, bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir.Neyse ki, modern insanın bu tarz sorunları sınırlı. Çünkü bugüne kadarki deneyimlerinden faydalanmayı biliyor ve sekste kendi tarzını yakalamayı hedefliyor. Kadının birlikte olduğu her erkek, onun dokunuşlarıyla, kulağına fısıldadıklarıyla, yataktaki yaratıcılığıyla ve fantazileriyle kendinden geçiyor. “Bugüne kadarki en iyi sevişmemdi” cümlesini kimbilir kaç kez duydunuz. Ancak yine de geriye dönüp baktığınızda cinsel yaşamda, tam anlamıyla mutlu olduğunuzu söyleyemiyor, üstelik uzun süreli bir ilişki de kuramıyorsunuz. Peki hata sizde mi yoksa beraber olduğunuz erkeklerde mi?

Sorun bugüne kadar hiç aklınıza gelmeyen bir şeyden kaynaklanıyor olabilir; fazlasıyla mükemmel olmak. Bunu hiç düşünmüş müydünüz? Erkeklerin yatakta hep daha iyisini istediklerine inanarak geliştirdiğiniz taktikler, heyecanlı oyunlar ve muzır sevişme teknikleri, belki de size zarar veriyor. Yatağa her girdiğiniz erkeğe aynı şeyleri söylüyor, aynı şekilde dokunuyor ve aynı mükemmellikte sevişiyorsunuz. Ancak sevişirken fazla iyi olmak belki de o kadar ideal bir hüner değil. Sizin artık otomatikleşmiş dokunuşlarınız olabilir; partnerinizin vücuduyla nasıl oynayacağınızı, onu nasıl çıldırtacağınızı çok iyi biliyor olabilirsiniz. Ancak karşınızdaki erkek, bunları yeterince bilmiyor olabilir. Özellikle ilk kez birlikte olduğunuzda, vücudunuzu tanımadığı, isteklerinizi ve nelerden zevk aldığınızı bilmediği için sizi fazla mutlu edemeyebilir. Oysa siz, her zamanki tarzınızı koruyarak, ona büyük bir zevk yaşatabilirsiniz. Bir başka deyişle, alınan zevk tek taraflıdır ki bu da sizi mutsuz etmeye yeter.

Çok iyi olmayın

Kadınlar hep Temel İçgüdü filmindeki Sharon Stone gibi olmak isterler. Oysa, Sharon Stone bile o tarz pozisyonlarda orgazm olunmayacağını itiraf etmiş durumda. Erkekler tek gecelik ilişkiler için, böyle kadınları tercih etseler de uzun birlikteliklerde öylesine mükemmel sevişebilen kadınlardan korkarlar. Nedeni ise çok basit; sevdikleri kadını tatmin edememekten, ona yetememekten ve başka erkeklere ihtiyaç duymasından çekinirler. Bunun yerine yatakta daha az tecrübeli bir kadınla, bir şeyleri birlikte keşfetmeyi, bazı deneyimlerde ilk olmayı, zamanla birlikte mükemmelleşmeyi ve tensel bir uyum yakalamayı tercih ederler. Kısacası öğrenenin yanında öğreten de olmak isterler. Dolayısıyla sekste, çok iyi olmanız ve “Ben her şeyi biliyorum” havasına girmeniz, büyük bir olasılıkla kısa vadede karşınızdaki erkeği etkilemekle birlikte, uzun vadede onu sizden uzaklaştıracaktır.

Mükemmellikten kurtulmak ise mükemmel olmaktan daha kolay. Tek yapmanız gereken kendinizi tutmak ve her sevişmede uyguladığınız otomatikleşmiş hareketlerden vazgeçmek. Seks konusunda pek de fazla bir şey bilmeyen bir kadın olduğunuzu varsayın ve yeni şeyler öğrenmeye açık olun. Zevk vermeye değil, ortak bir zevki paylaşmaya, mükemmel sevişmeye değil partnerinizin değişik yönlerini, kendine has özelliklerini ve tarzını keşfetmeye çalışın. Unutmayın ki, seks her iki tarafa da zevk verdiği sürece güzeldir ve iyi bir sevişme için gerekli olan tek nokta kusursuz bir teknik değil, içtenlik ve paylaşım duygusudur.

Kadınlar yatakta nasıl olmalı? , erkeğin beğendiği kadın

 Masturbasyon ayıp mı? Masturbasyon, kişinin kendi kendini tatmin etmek, bedenini tanımak ve kendini mutlu etmek için kullandığı özel bir yoldur. Vücuduyla oynamak, vücuduna dokunmak ve bazı genital bölgeleri uyarmak çoğu insanın zevk aldığı bir şeydir.

Ancak ne var ki toplum, insanları bedenleriyle oynamanın yanlış hatta günah olduğuna dair bir bakış açısıyla yetiştirir. Kimimiz bu mesajlardan nefret ederken kimimiz de hayatımızın doğrularını bu inanışa göre kurgularız. Ancak yapılan araştırmalar masturbasyonun yanlış, günah ve utanılacak bir şey olduğuna dair bakış açısından en çok bluğ çağındaki gençlerin etkilendiğini göstermiştir. Bu sebeple vücutlarını keşfetmeye başlayan gençlerde masturbasyon sırasında ya da masturbasyon sona erdikten sonra huzursuzluk, utanç, iğrenme rahatsızlık, kendine acıma, yalnızlık ve pişmanlık duygusu yoğun olarak yaşanmaktadır.

Ergenliğini tamamladıktan sonra da kadının masturbasyon sonrası hissettiği bu duygular şiddeti artarak ya da azalarak devam etmektedir. Masturbasyondan psikolojik olarak değil yalnızca fiziksel zevk duyan kadınların sayısı bir hayli fazladır. 24 yaşındaki A.Ç. masturbasyonu sevip sevmediği sorulduğunda şunları söylüyor:

“Bedenen evet ama psikolojik olarak hayır. Ergenlik yaşımda kendimi sık sık tatmin ettim ve o zamanlar bundan vazgeçebilmek için dua ediyordum. Fakat vazgeçmediğim için Allah’a beni çarpmaması için dua ederdim. Çünkü bunu yaparken günahkar olduğumu düşünürdüm. Hatta çoğu kez masturbasyondan sora iğrenç olduğumu düşünür, suçluluk duygusuna kapılır, huzursuzluk çekerdim.”

Masturbasyonun kadınlarda iğrençlik duygusu uyandırmasının altında toplumun kadına bakış açısındaki çarpıklığın etkisi çok fazladır. Hangi toplumda olursa olsun kadın öncelikle doğurganlığın simgesidir. Dolayısıyla üremenin dışında yaşanan bir cinsellik kadının sapıklığının bir göstergesi olarak kabul edilir. 32 yaşındaki S.T’nin bu konuya yanıtı ise şöyle:

“Evet masturbasyondan çok hoşlanıyorum. Ancak psikolojik yönden pek emin değilim. Aslında pis bir şey yaptığım duygusuna kapılmıyorum ama sapık olduğum korkusunu uzun yıllar hissettim. Sonra kendi bedenimle oynamanın kimseye zarar vermediğini ve beni kimsenin görmediğini düşünerek bu korkudan kurtuldum.”

Betty Dodson “Masturbasyonun Özgürleştirilmesi” adlı kitabında kendi kendini tatmin etmenin cinsel yaşamın başlıca öğelerinden biri olduğuna değinmiştir. Masturbasyonun cinselliğin kökü olduğunu ifade eden Dodson primatların çocukluktan beri masturbasyon yaptığını söylemiştir.

Bedenin ve cinselliğin keşfinin henüz çocukluk yıllarında başladığına bir çok anne-baba çocuğunun kendi vücuduna dokunduğunu görererek tanık olmuştur. Ancak o sıralarda vücuda dokunularak alınan zevkin masturbasyon olduğunu kişi ancak cinselliği öğrendikten sonra kavrayabilir. Ayrıca masturbasyonun nasıl yapıldığı, ne olduğu ve ne olmadığı da kişinin kendi kendine keşfettiği bir şeydir. Ailelerin büyük çoğunluğu cinsellik konusunda çocuklarıyla konuşmamayı tercih etmektedir. Hatta kimi gençler annelerinin kendilerini masturbasyon yaptığı sırada yakalayınca, cinsel organına iğne yaptıracağı gibi cezalarla korkuttuğundan bahsetmiştir.

“Kendimi ilk olarak ilkokul çağına gelmeden tatmin ettim. Oyuncak ayımı bacaklarımın arasında sıkıştırıp üzerinde gidip geliyordum. Ancak bunun masturbasyon olduğunu bilmiyordum. Birgün annem bunu farkettiğinde beni doktora götüreceğini ve iğne yaptıracağını söyledi. O kadar korktum ki 15 yaşıma gelene kadar bir daha bedenime hiç dokunmadım.” Ç. S. 51 yaşında.

Gerek erkek gerekse kadın için bedeni tanımanın en önemli yolu olan masturbasyon tabu olma özelliğini hâlâ koruyor. Ancak baskılara, yasaklara rağmen cinsel yaşamın ve cinsel birlikteliklerin sağlıklı ve mutlu yaşanması, bedensel ihtiyaçların karşılanması, bedenin keşfedilmesi için masturbasyonun sapıklık ve utanılacak bir şey olmadığı yavaş yavaş anlaşılmaya başlanıyor.


Eşinizin erken boşalması nasıl önlenebilir? Yöntem 1

Başlamış olan bir orgazm refleksini geri döndürmenin en iyi yollarından birisi skrotum (testis torbası) ile anüs arasındaki tam orta noktaya kısa ve güçlü ani basınçlar uygulamaktır; ayrıca penisin kavernöz cisimlerinin tam vücuda yaklaştığı yere de benzer biçimde 8-10 basınç uyguladığınızda başlamakta olan bir orgazm refleksi durdurulabilir. Burada önemli olan psikolojik uyarılardan birisi, eşinizin dikkatini başka bir yöne çekmektir. Eşiniz geri dönülmez noktaya yaklaştığının işaretini size verdiği zaman mutlaka bu uyarımı verin ve ilişkinin durmasını sağlayın. Eşiniz biraz dinlendikten sonra tekrar uyarıma geçebilirsiniz.

Yöntem 2

Bu yöntemi erkek uygulamalıdır. Penisin vajinadan çıkarılıp, çok sığ ve yavaş girişlerle devam edilmesi, boşalmaya yakın tamamen dışarı çıkarılması ve biraz sonra devam edilmesi gerekir. Taocu sevişme yönteminin özü de bu yönteme dayanır.

Yöntem 3

Eşinizin kritik noktaya yaklaşması halinde bir kaç kez derin nefes alarak aşağı doğru basınç uygulaması (ıkınması) geçici olarak boşalmayı durdurur.

Yöntem 4

Bu yöntem için kadının üstte olduğu pozisyonlar seçilmelidir. Kritik noktaya gelindiği zaman penis dışarı çıkarılmalı ve penisin başının çevresi baş ve işaret parmağı ile ani olarak sıkıştırılmalıdır. 4-5 sıkıştırma uyarısı erkeğin orgazm refleksini kaldıracaktır.

Yöntem 5

Boşalma sırasında testisler yukarı doğru çekilir. Bu çekilmenin engellenmesi orgazm refleksini geri döndürebilir. Bunun için yukarı çekilmekte olan testisleri baş parmağınız ile işaret parmağınızın altında kalacak biçimde testis torbasını boğumlayan ve yukarı çekilmekte olan testisleri baş parmağınızla işaret parmağınızın oluşturduğu halkanın altında bırakacak biçimde sıkıştırın ve acıtmadan hafifçe testislere aşağı doğru basınç verin.

Yanlış bildiklerimiz

Erkekler duygularını belli etmez; her zaman karşı cinse güçlü olduğunu hissettirmelidir. Kadına karşı hep baskın olmalıdır.

Erkekliğin ölçüsü cinsel güç ve erkeğin cinsel performansıdır. Ne kadar fazla cinsel ilişki de bulunursa bir erkek o kadar güçlüdür.

Her zaman erkek yöneticidir ve her şeyi zaten doğal olarak bilir! Kadın ise pasif kalmalıdır.

Erkekler her zaman cinsel ilişkiyi isterler ve her zaman “sapasağlam” hazır olmalıdırlar.

Cinsellik aslında sadece penisin vajinaya girmesinden ibarettir.

Kadınlar cinsel ilişkiden çok zevk alırlar.

Cinsellik için mutlaka ereksiyon gereklidir.

Cinselliğin temel amacı orgazm olmaktır, orgazm bitince cinsellik de biter.

Cinsellik hakkında keşfedecek pek yeni bir şey olmaz.

Orgazmı yaşamak için ne yapmalısınız?

1. Önce sorunun sizden mi yoksa karşınızdakinden mi kaynaklandığını bilmelisiniz. Eğer sizden kaynaklanıyorsa size itici gelmesi olası yönleri saptamalı ve bu konuda kendinizi geliştirmelisiniz.

2. Eğer sorun ondansa onun sorununu saptayınız. Örneğin problemi erken boşalmaksa onu eğitmeye çalışın.

3. Farklı cinsel fantezileri gerçekleştirerek onun hayal dağarcığını genişletin.

4. Onda psikolojik travmaya yol açacak davranışlardan kaçınınız.

5. Mükemmel uyumun karşılıklı fedakarlıkla gerçekleştirilebileceğini unutmayın.


Eşinizin erken boşalması nasıl önlenebilir?, erkekte erken boşalma sorunu, bayanda erken boşalma sorunu