nedir

Doç Dr. Vahit Bıçak, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu (1985-1989).

İngiltere”de, Nottingham Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1996 yılında ceza hukuku alanında doktorasını tamamladı.

1996-1997 Öğretim yılında Bilkent Üniversitesi İ.İ.B.F. Siyaset Bilimi ünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak “introduction to law” dersi verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (Strasbourg / Fransa) 1999 yılında “stajer hukukçu” olarak çalıştı.

Avrupa Konseyi Polis Etiği Sözleşmesi Taslağı hazırlamak üzere oluşturulan Avrupa Konseyi Polis Etiği Uzmanlar Komitesinde yer aldı.

2000 yılında Almanya”da Kottenheide Uluslararası Liderlik Akademisi”nde 2001 yılında Almanya”da Gummersbach Theodor-Heuss Uluslararası Liderlik Akademisi”nde “insan hakları” eğitim programlarına katıldı.

Başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyeliğine 2002 yılı başında seçildi.

1999-2003 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Maliye Bölümlerinde yarı zamanlı öğretim üyesi olarak “ceza hukuku” dersi verdi.

1995 yılından beri Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesinde “Ceza Hukuku”, “Ceza Usul Hukuku” “İnsan Hakları” dersleri okutmaktadır.

2002 Kasım döneminde doçent oldu.

17 Eylül 2003 tarihinden itibaren Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı görevini yürütmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1945 yılında Artvin”de doğdu. İlk orta tahsilini İzmit”te yaptı. 1966 yılında Kara Harp Okulu”nu bitirerek topçu subayı oldu. Deşiğik kıtalarda Batarya Komutanlığı Harp Okulu Öğrenci Alayı”nda görev yaptı.

1973 yılında Kıbrıs”a atandı. Magosa Mücahit Tabur Komutanı oldu.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı”nda Tabur komutanı olarak, 8.000 kişilik üstün düşman kuvvetlerine, silahsız cephanesiz 800 kişilik Magosa halkıyla şı koydu. Kıbrıs Barış Kuvvetleri”nin yetişmesine kadar Magosa Kalesini aç, susuz cephanesiz 1 ay savunarak adanın en büyük limanı olan Magosa limanının tarafında kalmasını sağladı Magosa”ya GAZİLİK ünvanını kazandırdı.
1978 yılında Harp Akademileri”ni bitirdi. Kurmay Yüzbaşı olarak Şanlı Adıyaman”da görev yaptı. Yurtdışında çeşitli ihtisas kurslarına katıldı. NATO Karargâhı”nda Daire Başkanlığı, M.G.K. Genel Sekreterliği”nde Koordinatörlük yaptı.

1990 yılında 105. Top. Alay Komutanı oldu.

1997 yılında Gnkur. Harekat Başkanlığı”nda Daire Başkanı iken, kadrosuzluk nedeniyle emekli oldu. 1997-2002 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı Başkan Başdanışmanı olarak görev yaptı.

TKS Üstün Cesaret - Feragat Eser Yazma şerit rozetleri ile TSK Savaş Üstün Hizmet madalyaları sahibidir.

2003 yılında, Kıbrıs Mücahitleri”nin daveti üzerine hiçbir zaman kopmadığı yavruvatan Kıbrıs”a gelerek Kıbrıs Adalet Partisi”ni kurdu. Partinin Genel Başkanlığı”nı yürüttü.

Kıbrıs Barış Harekátı’nın efsane subayı emekli Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu Ekim 2006″da Doğruyol Partisi”ne katıldı. Kalelioğlu, Basın Propaganda Başkan Yardımcısı olarak Genel Başkan Yardımcısı Saffet Arıkan Bedük’le çalışacak.

Evli iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

İlk opera sanatçısı ressam Semiha Berksoy, 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Yüksek dramatik soprana olarak Ankara Devlet Opera Balesi’nin başsolistlerinden olan Berksoy, ‘Mezardan Gelen Mektup’ hikayesinin de yazarıydı. Sanatçı, İstanbul Konservatuarı’nda Sanatlar Akademisi Namık İsmail Atölyesi Tiyatro Okulu’nda eğitim aldıktan sonra, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sesiyle üne kavuştu, Avrupa operetlerinde oynadı.

Ulu Önder tarafından 19 Haziran 1934 tarihinde takdir edilen Berksoy, ilk operası olan Adnan Saygun’un bestelediği ‘Özsoy’da Ayşim başrolünü oynadı. Aynı yıl devlet bursuyla gittiği Almanya’da Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi Opera ü’nü birincilikle bitiren Berksoy, 1939’da Richard Strauss’un ‘Ariadne Auf Naxos’ operasında Ariadne rolünü oynayarak, Avrupa’da sahneye çıkan ilk opera primadonnası oldu.

’ye 1940 yılında dönen Semiha Berksoy, Ankara Halkevi’nde, Carl Ebert’in rejisini yaptığı ‘Tosca’ ‘Madame Butterfly’ operalarında oynadı. ‘Il Travatore’ operasındaki rolüyle 30. sanat yılı jübilesini kutlayan Berksoy, Devlet Tiyatrosu’nda da dram ünde çeşitli oyunlarda rol aldı. ‘Deli Dolu’ ‘Lüküs Hayat’ operetlerinin ilk icrasını da gerçekleştiren sanatçı, ına seçme seçilme hakkı verilişinin 50. yılında, TBMM tarafından ilk opera sanatçısı olarak ‘ Opera Ödülü’ne layık görüldü.

75. SANAT YILI
Sanatçı Berksoy, ayrıca 1961 yılından başlayarak yurtdışında birçok sergisi açtı. 1998 yılında ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı alan Berksoy, 2003 yılında Viyana’da Samlung Esly Modern Müze’de sergiye katıldı. Aynı yıl Viyana’da Salome performansını gerçekleştirdi. Semiha Berksoy, son alarak İş Sanat Kibele Galerisi’nde retrospektiv sergisi açtı.

Semiha Berksoy 16 Ağutos 2004 günü 94 yaşında vefat etti. 17 Ağutos günü İstanbul’da toprağa verildi. Berksoy, Ahmet Adnan Saygun’un bestelediği ilk operası Özsoy’da Ayşim rolünü oynamıştı.


Semiha Berksoy için ilk tören, Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlendi. Semiha Berksoy’un Bayrağı’na sarılı naaşı, sahnede hazırlanan platforma konuldu. Semiha Berksoy’un Bayrağı’na sarılı naaşı önünde, sanatçı dostları saygı duruşunda bulundular. Teşvikiye Camii’nde kılınan namazdan sonra Berksoy’un naaşı Çengelköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Törene, Berksoy’un ailesi yakınlarının yanı sıra Yaşar Kemal, Nejat Uygur, Meltem Cumbul, Genco Erkal Hadi Çaman’ın da aralarında bulunduğu sanatçı dostları katıldı.

‘MEMLEKETİNİ ÇOK SEVİYORDU’
Törende konuşan Berksoy’un sanatçı ı Zeliha Berksoy, annesi ile aynı sahnede bu şekilde birlikte olmaktan büyük üzüntü duyduğunu vurgulayarak, Semiha Berksoy’un, ’ün sanat devrimlerine sonuna kadar bağlı olduğunu hatırlattı. Semiha Berksoy’un ölene kadar sanatla yaşadığını dile getiren Zeliha Berksoy, annesinin sahibi olduğu Ödülü’ne önem verdiğini kaydetti. Zeliha Berksoy, “ halkına inanıyordu. Memleketini çok seviyordu” dedi.

‘O BİR ATATÜRK KIZIYDI’
Zeliha Berksoy, annesinin her zaman “ operasını dünya çapına çıkaracağım” dediğini anımsattı. Berksoy, annesinin bir ı olarak O’na hayranlığını son nefesine kadar sürdürdüğüne işaret ederek, “ sanatına vasiyeti vardı. O da, ’ün opera, tiyatro sanat devrimlerinin kesintisiz devam etmesiydi. Genç opera sanatçılarına destek olunması ’nin de dünyaya modern tılmasıydı” diye konuştu.

‘SON GÜNLERİNDE NAZIM OKUYORDU’
Zeliha Berksoy, annesinin son dönemde Nazım Hikmet’in ‘Paydos’ adlı şiirini söylediğini de anımsatarak, konuşmasını şöyle tamamladı: “Annem, Nazım Hikmet’in ‘Elveda güzelim dünya merhaba kainat’ diye diye gitti. Mutlu tatmin olmuş bir şekilde hayata veda ettiğine inanıyorum. Bir kuyruklu kaydı. Onun kuyruğundaki pırıltılar dünyayı her zaman aydınlatacak.”

‘TÜRKİYE’NİN YILDIZI KAYDI’
Sözlerine “O bir yıldızdı, ’nin bir ı kaydı, gitti” şeklinde başlayan Mimar Sinan Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin, Semiha Berksoy’un çağdaşlığı çülüğü ile kalplerde taht kurduğunu vurguladı. Prof. Dr. Alptekin, Semiha Berksoy adına üniversitelerinde bir müze açtıklarını anlatarak, O’nu çağdaşlığın sembolü olarak daima yaşatacaklarını bildirdi.
Kültür Turizm Bakanlığı Opera Bale Genel Müdürü Remzi Buharalı da operasının duayenini kaybettiğini belirterek, “ operasının temeli Semiha Berksoy’dur” dedi.

BERKSOY İÇİN MÜZE YAPILMASI ŞART
Sanatçı Bedri Baykam ise “O’nu hiç mayan O’nunla hiç çalışmayanların da ‘Semiha dostu’ olduğunu” dile getirerek, Berksoy’un döneminin en uzun ömürlü simgesi olduğunu söyledi. Baykam, “Bundan sonra iş bize, devlete düşüyor. Ona ait her şeyin biriktirilmesi, müze yapılması şart” diyerek Kültür Turizm Bakanlığı’na çağrı yaptı. Bedri Baykam, “sanatçının ömrünün son dönemlerinde ölüme meydan okuduğunu ölümü yenerek artık ölümsüzlüğe kavuştuğunu” kaydetti.
Törende ayrıca, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Zeliha Berksoy’a gönderdiği taziye ı da okundu.

HAKKIN HELAL OLSUN ‘AYŞİM’
Konuşmaların ardından, görevlisi dua ederek, Berksoy için törene katılanlardan helallık aldı. Törenden sonra Berksoy’un naaşı, alkışlarla omuzlara alınarak cenaze arabasına konuldu ardından Teşvikiye Camii’ne götürüldü.

Törene, İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, Semiha Berksoy’un torunu Oğul Aktuna, eski damadı Yıldırım Aktuna, ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan, son ameliyatını gerçekleştiren Prof. Dr. Bingür Sönmez ile çok sayıda sanatçı katıldı.

Semiha Berksoy’un geçen ay Memorial Hastanesi’nde ameliyatını gerçekleştiren Damar Cerrahisi Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Cumartesi akşamı Meltem Cumbul eşinin Berksoy’u ziyarete geldiğini belirterek, “Şakalaştılar. Hatta Semiha Hanım, Meltem Cumbul’un eşine espiriler yaptı. Ani ölümün nedeni muhtemelen embolisi” diye konuştu.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1945 yılında Ödemiş”te doğan Yiğit Alpogan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi”nden mezun oldu.

Atina”da 2001 yılından bu yana büyükelçilik görevinde bulunan Alpogan, Dışişleri Bakanlığı”na 1968 yılında müşterek güvenlik işleri dairesinde aday meslek memuru olarak girdi. Alpogan, aynı yıl askerlik hizmeti nedeniyle geçici bir süre ayrı kalmasının ardından, 1970 yılında uluslararası ekonomik kuruluşlar dairesinde görev yapmaya başladı.

Yiğit Alpogan, 1972″de Tokyo Büyükelçiliği”nde, 1975″de Lefkoşa Büyükelçiliği”nde çalıştıktan sonra, 1977″de Kıbrıs-Yunanistan Genel Müdürlüğü Kıbrıs Şubesi Müdürü, 1978″de bakanın özel kalem müdürlüğünde şube müdürü, 1979″da da Cenevre”de müsteşar düzeyinde daimi temsilci olarak görev yaptı.

Cenevre”deki görevinin ardından merkeze dönen Alpogan, 1983″de ikili ekonomik ilişkilerde daire başkanlığında bulundu. Alpogan, 1985″de ”nin Lahey Büyükelçiliği”nde 1. Müsteşar olarak görev yaptıktan sonra, 1989 yılında denizcilik sorunları daire başkanlığına getirildi.

Atina Büyükelçiliği”nde 1991 yılında elçi-müsteşar olarak görev yapan Alpogan, ilk büyükelçilik görevini 1995″de Türkmenistan”ın başkenti Aşkabat”ta yerine getirdi. Alpogan, 1998″de ikili siyasi ilişkiler denizcilik havacılık genel müdürlüğünde büyükelçilik görevinin ardından, 2000 yılında Dışişleri Bakanlığında müsteşar yardımcılığı yaptı. Alpogan, 2001 yılında da, Atina”daki büyükelçilik görevine başladı.

Alpogan, 17 Ağustos 2004″te MGK Genel Sekreterliği”ne atandı.

Çalışma hayatı boyunca Kıbrıs Yunanistan ile ilişkili çeşitli görevler alan Alpogan, -Yunan ilişkileri Kıbrıs konularında etkili bir isim olarak biliniyor.

İngilizce Fransızca bilen Alpogan, evli iki çocuk babası.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Parlamenter, devlet adamı, Cumhuriyeti”nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1883 yılında Bursa-Gemlik”te doğdu. İlk orta öğrenimini babası Abdullah Fehmi Efendi”nin yanında yapan Bayar, Gemlik reji kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası”nda çalışmaya başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti. 1990″da İttihat Terakki Cemiyeti”nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin sayılı üyeleri arasına girdi. İzmir”de kurulan cemiyetin genel sekreterliğini yürüten Bayar, Lisesi”nin Şimendifer Okulunun açılmasına ön ayak oldu.

I. Dünya Savaşı”ndan sonra İzmir”de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin de faal üyeleri arasına katıldı. 1920 tarihinde Bursa milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi”ne katılan Bayar, aynı tarihte İktisat Bakanlığı”na vekalet etti. Çerkez Ethem”in isyanı sırasında, Ethem”i ikna etmek için gönderilen heyete başkanlık etti. 1921″de İktisat Başkanlığı”na getirildi. Lozan Konferansı”na müşavir üye olarak katıldı. 1924″te İş Bankası”nı kurma görevini üstlendi. 1937″de İsmet İnönü”nün başbakanlıktan ayrılması üzerine, tarafından Cumhuriyeti”nin 14. Başbakanı olarak tayin edildi ilk kabinesini kurdu. ”ün ölümünden sonra, Cumhurbaşkanlığı”na seçilen İsmet İnönü tarafından da başbakan olarak tayin edildi. Daha sonra İnönü ile anlaşamadığından, yerini 3 Mayıs 1939″da Doktor Refik Saydam”a bıraktı.

CHP”de arkadaşları ile 1945″de Döü Takrir”i verinceye kadar görev aldı bu tarihte Adnan Menderes, Fuat Köprülü Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti”yi kurdu. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde genel başkanı bulunduğu Demokrat Partinin iktidarı büyük çoğunlukla kazanması ile 22 Mayıs 1950″de toplanan Büyük Millet Meclisi Bayar”ı Cumhurbaşkanlığına seçti. 1954-1957 genel seçimlerinden sonra da Meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilen Celal Bayar, 10 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan Menderes”i başbakan olarak tayin etti.

Bayar, 27 Mayıs 1960″da Silahlı Kuvvetleri”nin yönetime el koymaları ile tutuklanarak Yassıada”ya götürüldü. 16 ay süren soruşturma yargılamadan sonra, Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından, 15 Demokrat Parti, ileri geleni ile birlikte idama mahkum edildi.(15 Eylül 1961) Milli Komitesi, idamlardan üçünü (Menderes, Zorlu, Polatkan) onaylarken, başta Celal Bayar olmak üzere, Demokrat Parti ileri geleninin idam hükmünü müebbet hapse çevirdi. Yassıada”dan Kayseri cezaevine götürülen Bayar, orada rahatsızlandı, evinde edilmek üzere serbest bırakıldı (7 Kasım 1964).

22 Ağustos 1986 tarihinde İstanbul”da vefat etti.

Üç çocuk babası idi Fransızca bilirdi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner, 1945 yılında İzmir”de doğdu. 1965 yılında Kara Harp Okulu”ndan, 1966 yılında Piyade Okulu”ndan mezun olan Orgeneral Koşaner, 1976 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı”na bağlı çeşitli birliklerde takım bölük komutanlığı, Dağ Komando Okulu Eğitim Merkezi Komutanlığı”nda öğretmenlik Harekat Eğitim Subaylığı yaptı.

1978 yılında Kara Harp Akademisi”nden mezun olan Orgeneral Koşaner, kurmay subay olarak Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı emrinde çalıştı.

İtalya”nın Napoli kentinde Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı (AFSOUTH) İstihbarat Dairesi”nde karargah subaylığı yapan Orgeneral Koşaner, 3. Ordu Komutanlığı Lojistik Başkanlığı Plan Koordinasyon Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Strateji Kuvvet Plan Dairesi”nde Kuvvet Plan Şube ile Strateji Şube Müdürlüğü, 8. Piyade Tümen 131. Piyade Alay Komutanlığı, Genelkurmay Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Orgeneral Koşaner, 1992 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek bu rütbe ile Kara Kuvvetleri Lojistik Plan Daire Başkanlığı 1. Komando Tugay Komutanlığı görevi yaptı.

1996 yılında tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral Koşaner, bu rütbe ile Kara Harp Okulu Komutanlığı görevini yürüttü. Orgeneral Koşaner, 2000 yılında korgeneralliğe terfi ederek Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 2004 tarihinde Orgeneralliğe terfi etmiştir.

Orgeneral rütbesi ile Ege Ordu Komutanlığı Genelkurmay II. Başkanlığı göreverinde bulunmuş. 30 Ağustos 2006 tarihinden geçrli olarak Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmıştır.

Nurdan Koşaner ile evli olan Orgeneral Koşaner, iki çocuk babası. Orgeneral Koşaner, İngilizce biliyor.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Orgeneral Şükrü Sarıışık, 1945 yılında Konya”da doğdu. 1965″te Kara Harp Okulu”ndan, 1966″da Piyade Okulu”ndan mezun oldu.

1977 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı”na bağlı çeşitli birliklerde takım bölük komutanlığı yapan Orgeneral Sarıışık, 1979″da Kara Harp Akademisi”nden mezun oldu. Kurmay subay olarak 65. Piyade Tümen Lojistik Şube Müdürlüğü, Kıbrıs Barış Kuvvetleri Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı”nda İstihbarat İstihbarata şı Koyma Şube Müdürlüğü, Kıbrıs Kuvvetleri Alayı 1. Tabur Komutanlığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Kara Harekat Şube Plan Harekat Subaylığı Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Harekat Başkanlığı Sekreterliği, 2. Kolordu 18. Zırhlı Alay Komutanlığı 1. Ordu Harekat Başkanlığı görevlerini yürüttü.

Tuğgeneralliğe 1991 yılında terfi eden Orgeneral Sarıışık, bu rütbeyle 2. Komando Tugay Komutanlığı, Ankara Merkez Komutanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim Okullar Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Sarıışık, 1995 yılında tümgeneralliğe terfi etti. Tümgeneral rütbesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı, Dağ Komando Okulu Eğitim Merkezi Komutanlığı görevlerini yürüttü. 1999″da korgeneralliğe terfi ederek Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığı, 5. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuş 2003 yılında Orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 30 Ağustos 2004 tarihi itibariyle 2″nci Ordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur.

30 Ağustos 2006 tarihinden geçerli olarak Ege Ordu Komutanlığı görevine atanmıştır.

Mükerrem Sarıışık ile evli olan Orgeneral Şükrü Sarıışık”ın, 2 çocuğu bulunuyor.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon, 1942 yılında İstanbul”da doğdu. 1962 yılında Kara Harp Okulu”ndan, 1975 yılında da Piyade Okulu”ndan mezun oldu.

1974 yılına kadar Kara Kuvvetleri”ne bağlı çeşitli birliklerde takım bölük komutanlığı yapan Orgeneral Tolon, 1978 yılında Kara Harp Akademisi”nden mezun oldu. Ardından kurmay subay olarak Genelkurmay Personel Dairesi Plan Şube İnsangücü Plan Subaylığı, Washington Kara Ataşeliği, Genelkurmay Personel Daire Plan Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Personel Daire General/Amiral Şube Müdürlüğü 39. Piyade Tümen 49. Piyade Alay Komutanlığı görevlerini yürüttü.

Orgeneral Tolon, 1989 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Sekreterliği 28. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1993 yılında tümgeneralliğe terfi etti. Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Sekreterliği, Jandarma Asayiş Komutan Yardımcılığı 7. Kolordu Komutan Yardımcılığı görevlerini yürüttü. 1997 yılında korgeneralliğe terfi etti. Korgeneral rütbesi ile 15. Kolordu Komutanlığı Genelkurmay Lojistik Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 2001 tarihinden geçerli olarak orgeneralliğe terfi etti Ege Ordu Komutanlığı”nda atandı.

3 yıldır Ege Ordu Komutanlığı görevini yürüten Orgeneral Tolon, 30 Ağustos 2004 tarihi itibariyle 1″nci Ordu Komutanlığı”na atandı.

Evli bir çocuk sahibi olan Orgeneral Tolon İngilizce biliyor.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Abba”nın öyküsü Haziran 1966″da Björn Ulvaeus (1945 doğumlu) Benny Andersson”la (1946 doğumlu) tanıştığında başladı. Björn, dönemin popüler halk müziği topluluklarından Hootenanny Şarkıcıları”na üyeyken, Benny de İsveç”in en iyi pop grubu “The Hep Stars”da piyano çalıyordu. Çift, ilk şarkılarını bu yıldan sonra yazdı on yılın ardından ortak bir grup kurmaya verdi. Bu sırada, Benny, The Hep Stars”dan ayrıldı, Hootenanny Şarkıcıları ise sadece stüdyoda bulunuyorlardı. Hootenanny Şarkıcıları topluluğu, Stig Anderson”a (1931-1997) yani Abba”nın menajerine aitti. Aynı zamanda Stig, grubun ilk yılında onlara şarkı sözü konusunda da katkıda bulundu.

1969 ilkbaharında, Björn Benny, iki kadınla tanıştılar. Abba”nın diğer yarısını oluşturacak olan iki kadınla. 1950 doğumlu olan Agnetha Fältskog, ilk single”ını 1967″de piyasaya sürdüğünde büyük ilgi görmüştü. O Björn, 1971″de evlendiler. “Frida” adıyla nan 1945 doğumlu Anni-Frid Lyngstad, doğduğu Norveç”ten küçük yaşta İsveç”e taşındı. Björn, Benny, Agnetha Frida, enstrümental vokal fon müziğinin yanısıra kendi yaptıkları solo düet çalışmalarla grup kariyerlerine başladılar. 1972 yılının ilkbaharında “People Need Love” kırkbeşliğini kaydettiler. Bu sırada kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı. 1973″te İsveç”i, Eurovision Şarkı Yarışması”nda “Ring Ring” adlı parçayla temsil ettiler üçüncülük ödülünü kazandılar. Bu şarkı aynı adı taşıyan albüm, döüyü, İsveç”teki tüm müzik listelerinin zirvesine oturtmuştu.

“Ring Ring”, birkaç Avrupa ülkesinde hit haline geldi. Grup 1974 yılında “Waterloo” ile tekrar seçmelere katıldı. Bu sırada gruba, isimlerinin baş harflerinden oluşan Abba adını verdiler. 6 Nisan 1974″teki Eurovision Şarkı Yarışması”nda Abba “Waterloo” ile yarışmanın birincisi oldu büyük sükse yaptı. Bu zaferin ardından şarkı, tüm Avrupa ülkelerinin listelerinde zirvenin güçlü ortakları arasına girdi, kısa sürede Amerika müzik piyasasında da adını duyurmayı başardı. Abba, “Sos” adlı üçüncü albümüyle ününe ün kattı. “Mamma Mia” adlı parça, Abba”yı İngiltere Avustralya listelerinin zirvesine yerleştirdi.

Abba”yı Abba yapan 1976 yılı… “Greatest Hits” “The Best of Abba Repectively”, İngiltere Avustralya”da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa süre sonra klasikler arasına girecek Abba adını ölümsüzleştirecekti. Tabii başarı, her zamanki gibi basamaklarla geliyordu. “Dancing Queen” önce, İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk Abba şarkısı oldu. İlgi gün geçtikçe büyüyor, grup müthiş bir motivasyonla yoluna devam ediyordu.

Yıl sonunda dördüncü albümleri olan “Arrival”ı piyasaya sürdüler. “Money Money Money” “Knowing Me, Knowing You” başta olmak üzere tüm parçalar büyük beğeni kazandı. Ardından 1977 yılının başlarında düzenlenen Avrupa Avustralya konserleriyle kendilerini gösterdiler sahne performanslarıyla da olumlu not aldılar. Yıl sonunda Abba için bir çevrildi. Filmin yönetmeni olan Lasse Hallström”e, senaryoda Robert Caswell eşlik etmişti. Grup elemanlarının dışındaki başlıca oyuncular arasında Robert Hughes, Torn Oliver, Bruce Barry Stikkan Andersson bulunuyordu. Filmin vizyona girişini, “The Album” isimli yeni albüm çalışmasının müzikseverlere sunulması izledi. “The Album”, grubu bugünlere getiren klasiklerden “The Name of The Game” “Take a Chance On Me”yi de içeriyordu.

1979 baharında “Voulez-Vous” albümü raflardaki yerini aldı. “Summer Night City” “Chiquitita”nın kaydedildiği dönemde Björn Agnetha, boşandıklarını açıkladılar. Bu şaşırtıcı , ilk duyulduğunda grubun bitişi olarak nitelendirilse de beklendiği gibi olmadı. Ancak ikilinin, “müzik yapan mutlu bir çift” imajı önemli ölçüde sarsılmıştı. Bu yılın son çeyreğine girilirken “Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)” adlı single çalışma piyasaya sürüldü. Sonrasında yola, Kanada Avrupa konserleriyle devam edildi. Abba”nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, “Greatest Hits Vol. 2″ de, aynı tarihte uluslararası yı yakaladı.

1980 yılının Mart ayında Abba, Japonya”da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, kısa sürede klasikler arasındaki yerini alan “The Winner Takes It All”u da içeren “Super Trouper” adlı albüm beğeniye sunuldu. Grup içindeki çalkantı, 81 yılının Şubat ayında yeniden kendini gösterdi, Benny Frida çifti de ilişkilerini yürütemeyerek boşanma ı aldı. 70″lerdeki o iki mutlu çift, artık ayrıydı… Ancak bu da Abba”nın çalışmalarına son vermedi. Dört sanatçı, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen dostluklarını sürdürdüler. Yıl sonunda Abba”nın sekizinci albümü olan “The Visitors” piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında “One of Us” geliyordu.

1982″de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler. Bu dönemde çıkan tek iş olan “Abba LP”, grubun, ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeren bir toplama albüm niteliği taşıyordu. Albümde ayrıca iki de yeni parça bulunmaktaydı. Aynı yılın sonunda Abba, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma ı aldı dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de yapmadan ayrılarak Abba”nın aktif yaşamına son vermiş oldular.

Tüm olumsuzluklara rağmen Abba, yaptığı müzikle tüm zamanların en iyi grupları arasında yer alma sını gösterdi. Onlarca ülkede milyonlarca müziksever, Abba”nın şarkılarıyla büyüdü, Abba”nın şarkılarıyla yaşadı… Ayrılıkla biten hikaye karanlık gibi görünen son, aslında ışıltılı bir başlangıçtı. Abba yıllar geçtikçe güçlendi; toplama albümlerden müzikallere, cover çalışmalarından ünlü sanatçıların teşekkür parçalarına kadar çok sayıda işin ithaf edildiği grubun, müzik tarihinin ölümsüzleri arasındaki yeri defalarca kanıtlanmış oldu.

1992″de sunulan “Abba Gold”, büyük ilgi gördü 25 milyonluk satış rakamına ulaştı. 1993″te “More Abba Gold” ile devam eden serinin üçüncü albümü “The Box Set: Thank You For The Music” oldu. Sonrasında gelen çeşitli şirketleri tarafından düzenlenen bir dizi toplamayı 2003″ün başlarında Universal Special Products etiketiyle sunulan “On and On” izledi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

3 Aralık 1960″da ABD”de doğan, Hollywood sinemasındaki trajik rollerin ıl kraliçesi Julianne Moore”un çocukluğu, askeri yargıç olan babasının mesleği gereği farklı yerlerde geçti. Asıl adı Julie Anne Smith olan aktris, Boston Üniversitesi Gösteri Sanatları ü’nden (School of the Performing Arts) mezun olduktan sonra ”a gitti. Bir süre off-Broadway olarak adlandırılan, bağımsız tiyatrolarda çalıştı. Moore, rol aldığı iki Caryl Churchill oyununda (”Serious Money” “Ice Cream With Hot Fudge”), oldukça olumlu tepkiler aldı; entelektüel çevresince nan bir yüz olmaya başlamıştı. Ardından meşhur “The Guthrie Theatre”da sahnelenen “Hamlet”te Ophelia rolüne çıktı.

Daha sonra TV dizilerine geçen aktris, “The Edge of Night”da 1985″den 1988″e kadar küçük bir rolde yer alsa da, Frannie Sabrina adlı kardeşleri canlandırdığı “As the World Turns”le 1988 yılında “Outstanding Ingénue Daytime” dalında Emmy Ödülü”nü kazandı. “Money, Power, Murder” (1989), “The Last to Go” (1991) “Cast a Deadly Spell” (1991) gibi bugün hiç hatırlanmayan TV filmlerinde rol aldıktan sonra, sinemada şansını denemeye verdi. Fakat ilk filmi “Tales From the Darkside: The Movie” ile istediği çıkışı yapamadı. Curtis Hanson”ın 1992 yapımı “Beşikteki El / The Hand That Rocks the Cradle” filmindeki rolü, sinema eleştirmenlerinin yapımcıların da ilgi alanına girmesini sağladı Moore”un. Bunun en büyük kanıtı, 1993″te tam dört filmde birden rol almış olması: “Sosyeteden İnsan Manzaraları / Short Cuts”, “Kaçak / The Fugitive”, “Benny & Joon” “Kanıt Vücutlar / Body of Evidence”.

Kendisi için dönüm noktası olan “The Fugitive / Kaçak” filminde Harrison Ford Tommy Lee Jones gibi ünlü oyuncuların yanında oynama şansını yakalayan Moore, bu fırsatı değerlendirmesini iyi bildi. Vasatı geçmeyen birkaç filmle devam ettikten sonra, bir Strindberg yapımı olan “The Father” ile yeniden yükselişe geçti. İniş çıkışlarla dolu kariyerinde bir türlü istikrarı yakalayamayan genç oyuncu, Hugh Grant ile başrollerini paylaştığı, romantik komedi “Nine Months / Dokuz Ay” filminde her ne kadar Grant”in üstün performansı yanında fazla göze çarpmasa da sesini duyurmayı başardı. Bu filmdeki sı Slywester Stallone ile Antonio Banderas”ın de rol aldığı “Assassins / Suikast Çemberi” filminde oynamasını sağladı. 1996 yılında ünlü oyuncu Anthony Hopkins”in bütün ustalığını sergilediği, ünlü ressam Pablo Picasso”nun nı konu alan “Surviving Picasso” adlı filmde yer aldı.

“The Fugitive”deki performansı ile Steven Spielberg”in gözüne giren genç aktris, paleontolojist bir ı canlandırdığı “Jurassic Park: The Lost World” filmiyle Hollywood simalarını şöyle bir yokladı. Bunun dışında “The Myth of Fingerprints” filminde oynayan Moore, 1997 yılında “Boogie Nights” filmiyle En İyi Oyuncu dalında Oscar”a aday gösterildi. Filmde zengin bir adamın histerik ını canlandıran Julianne Moore, vamp karakterlerinin vazgeçilmez oyuncusu olmaya aday olduğunu gösterdi. Daha sonra Gus Sant”in, Alfred Hitchcock”un unutulmaz filmi “Psycho”nun yeni versiyonunda, Marion Crane tiplemesiyle sinemaseverlerin şısına çıktı. 1999 yılında bir Robert Altman filmi olan “Cookie”s Fortune” bir Oscar Wilde uyarlaması “An Ideal Husband “da Rupert Everett ile oynayan Moore, iyi filmlerin aranan oyuncusu olmaya doğru önemli bir adım attı.

Graham Green”in aynı adlı ından uyarlanan “The End of the Affair / Zor Tercih”de yakışıklı aktör Ralph Fiennes”in canlandırdığı yazar Maurice Bendrix ile büyük bir yaşayan evli bir ı oynayan , filmdeki performansından ötürü birkez daha En İyi Oyuncu dalında Oscar”a aday gösterildi. “Magnolia”da üstlendiği Linda karakterinin özelliklerini şu sözlerle anlatıyor Moore: “Linda neredeyse filmin yarısında histerik davranışlarda bulunan bir … O güne kadar hep yüzeyde davranışlarda bulunarak yaşamış. Elmas yüzüklerin, küpelerin, pahalı kürklerin büyüsüne kapılarak yaşamını maddiyat çizgisinde sürdürmüş. Manevi olan hiçbir şeye önem vermemiş. Ancak yaşlı kocasının ölümü gelip de kapıya dayanınca artık yalnız kalacağının bilincine varıyor. O güne dek doğru dürüst bir iş yapmadığını, yaptığı tercihlerin hep kötü olduğunu anlıyor. Bu yönleriyle Linda için bu filmin en hızlı dönüşüm geçiren karakteri diyebiliriz.”

, 2000 yılında Ridley Scott”un yönettiği “Kuzuların Sessizliği”nin devamı niteliğindeki “Hannibal” isimli filmde Anthony Hopkins”le başrolleri paylaştı. 2001 yılını yeni projeleriyle son derece yoğun geçiren Moore, “The Hours / Saatler”, “World Traveler”, “The Shipping News / Çok Özel “Evolution / Evrim” isimli dört filmde önemli roller üstlendi. Ivan Reitman”ın yönettiği dünyayı tehdit eden yeni bir uzaylı tehlikesinin konu alındığı “Evolution”da David Duchovny, Orlando Jones Seann William Scott gibi oyuncularla rol alan aktris, filmde salgın hastalıklar uzmanı Allison karakterini canlandırdı.

2004 yılında gösterime giren “Cazibe Kanunları”nda, Pierce “Bond” Brosnan”la birlikte izlediğimiz Julianne Moore, bir boşanma avukatını canlandırdığı bu filmle, 1993 yapımı “Benny & Joon” 1999 yapımı “An Ideal Husband”ın ardından üçüncü kez bir romantik komedide izleyenlerin şısına çıktı. Her ne kadar her rolün hakkını verse de, hüzünlü bakışları ılla özdeşleşmiş fiziğiyle, Moore”un daha çok trajik rollere yakıştığını söylemek gerek.

FİLMOGRAFİSİ:
Freedomland (2004)
The Forgotten (2004)
Laws of Attraction (Cazibe Kanunları) (2004)
Marie and Bruce (2004)
The Hours (Saatler) (2002)
Far from Heaven (Cenneten Çok Uzakta) (2002)
The Shipping News (Çok Özel ) (2001)
World Traveler (2001)
Evolution (Evrim) (2001)
Hannibal (2001)
Not I (2000)
The Ladies Man (2000)
Magnolia (Manolya) (1999)
The End of the Affair (Zor Tercih) (1999)
A Map of the World (1999)
An Ideal Husband (1999)
Cookie”s Fortune (1999)
Psycho (Sapık) (1998)
Chicago Cab (1998)
The Big Lebowski (1998)
Boogie Nights (Ateşli Geceler) (1997)
The Myth of Fingerprints (1997)
The Jurassic Park: Lost World (Kayıp Dünya) (1997)
Surviving Picasso (1996)
Assassins (Suikast Çemberi) (1995)
Nine Months (9 Ay) (1995)
Safe (1995)
Roommates (1995)
Vanya on 42nd Street (1994)
Short Cuts (Sosyeteden İnsan Manzaraları) (1993)
The Fugitive (Kaçak) (1993)
Benny & Joon (1993)
Body of Evidence (Kanıt Vücutlar) (1993)
The Gun in Betty Lou”s Handbag (1992)
The Hand That Rocks the Cradle (Beşikteki El) (1992)
Tales from the Darkside: The Movie (1990)

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Yirminci yüzyılın en önemli Yunanlı yazar, şair düşünürlerinden biri olan Nikos Kazancakis, 1883 yılında Girit”te doğdu. 1906″da Atina Hukuk Okulu”ndan mezun olduktan sonra çalışmalarını Paris”te sürdüren Kazancakis, Balkan Savaşları sırasında gönüllü olarak Yunan Ordusu”na katıldı. Savaştan sonra birçok Avrupa Asya ülkesini dolaşarak gezi yazıları yazdı. ın birçok alanında yapıtlar veren Nikos Kazancakis, düşünce adamı olarak Nietzsche Bergson”un çalışmalarıyla Hıristiyanlık, Marksizm Budizm”in etkisi altında kaldı. Eserlerinde bu farklı bakış açılarını sentezlemeye çalıştı.

1927″de düşünce yapısını ortaya koyan en önemli eseri “Askitiki” yayınlandı. 1938 yılında 13 yıl boyunca üzerinde çalıştığı epik şiirleri “Odysseas”ı, Homeros”un bıraktığı yerden Odyseeia”nın anlatım biçimini koruyarak yazdı. Bu geniş şiirsel çalışma 33.333 mısradan oluşmaktadır.

Pratik yaşam bilgileri yazara, daha sonraları gazetecilik konusunda olsun, ticari konularda olsun, belli yetenekler kazandırdı. Bu arada, I. Dünya Savaşı sonrasında hükümetin danışma kurulunun başkanlığını yaptı, birçok yurtdışı gezilere çıktı. Bu geziler sırasındaki anılarını, daha sonraları halinde toplamayı başardı.

Bu arada birçok oyun hikaye yazdı, çeviriler yaptı dini-felsefi denemeler yazdı. Yunanistan”ın faşist istiladan kurtulup bağımsızlığına kavuşmasından sonra, ilerici görüşlere sahip bir politikacı olarak politik yaşama atıldı. 1945-1946 yılları arasında Liberal Sophuli Hükümeti içerisinde sandalyesiz bakan olarak görev yaptı.

Kazancakis, diğer birçok yazar gibi yaşamının son yıllarında ünlendi. 1956 yılında Viyana”da Uluslararası Barış Ödülü”nü aldı. 1957 yılında Almanya”da öldükten sonra Girit”i çevreleyen Venedik surlarının kale burçlarından birinin altına gömüldü. Yapıtlarında, doğup büyüdüğü yer olan Girit”in özgünlüğüne kendi, derin gözlem duygularını katarak eşine az rastlanan bir dil yaratan Kazancakis”in çe’ye çevrilen yapıtları; Zorba, Allah”ın Garibi, Kaptan Mihalis, El Greco”ya Mektuplar, Günaha Son Çağrı, Kardeş Kavgası Yeniden Çarmıha Gerilen İsa”dır.

ZORBA

Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis”in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan ının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu ı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın insanın yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu .

Zorba aracılığıyla Kazancakis, özyaşamının yenilgiler soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıır. Bu bağlamda ele alınınca, bu , Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır denebilir. Baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir. İnsanı arayışın serüvenidir… “Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti” diyor yazar. Gerçekten de Zorba, bir yaşam kılavuzudur. Özgür ufukların özgür insanların simgesidir. Bugün Nikos Kazancakis”in mezar taşında yazılı olanlar, doğrudan Zorba”nın ağzından dökülmüş yazgı sözcüklerini andırıyor: “Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm.”

ALLAH’IN GARİBİ

Assisi’li Francesco’nun Tanrı’yı ararken çektiklerini anlatıyor Allahın Garibi’nde Kazancakis. Francesco, gençliğinde zevk eğlence düşkünlüğüyle bütün Assisi’de parmakla gösterilen bir delikanlı. Daha sonra Assisi’nin iftihar ettiği bir aziz.

Pencere altlarında sevgilisine serenat yapan aşık Francesco, meyhane arkadaşlarıyla şehirde tertip ettiği eğlencelerle de şöhretli. Fakat bunlar onun kişisel hırsını tatmin etmeye yetmez. Sonunda sırf ün kazanmak için savaşlara katılır küstah bir şövalye olarak döner memleketi Assisi’ye. olan olur. İçinde, ta yüreğinde Tanrı’nın sesini işitir onu aramaya başlar. Dünyadan el etek çekerek, bütün düşkünlere, bütün yoksullara, bütün günahkârlara gönlünü açıp Tanrı’nın istediği yoldan yürümeye başlar.

O’nun Tanrı’ya götüren yolunda; bedenin istekleri yerine, ruhun istekleri geçerlidir. Açlık, dünya malından vazgeçme, insanın acziyetini kabul ederek nefsi alçaltma gibi zahidane bir yol tutar Francesco. Bütün çektiklerine şahit Leo Kardeş’in ağzından öğreniriz onun macerasını.

Tabiattaki herşeyde Tanrı’nın bir işaretini gören Francesco’yu üzen tek şey Şeytan’ın ayartmalarıdır. Kendi yoluna giren zahit kardeşleri daha sonra açlık, fedakârlık, yoksulluk sevgi yolu yerine daha ihtişamlı gösterişli bir zahidlik yolu kurmaya çalışır Francesco’ nun arkadaşlarını kendi yollarına çevirir. Francesco onda da bir teselli bulur bağışlar bir anlamda ihanet eden kardeşlerini. Çünkü o kendi varlığını da bu yolda silmeye uğraşan bir keşiştir Assisi’ nin azizidir.

KARDEŞ KAVGASI

Nikos Kazancakis”in bütün romanlarında görünlen arayış, ölümünden sonra yayımlanan bu ında da değişik boyutlarda kendini gösterir. Bir köy rahibinin, boyunca süren arayışı, iç savaşın kanlı çatışmaları içinde boğuşup duran yoksul insanların arayışıyla bütünleşir. Kül rengi, acılı bir köy: Akdeniz adalarının acımasız güneşi altında kavrulmuş kapkara evler; yoksullukla boğuşan, tutkularla kavrulan insanlar. tutkuların en amansızı olan nefret; kardeşi kardeşe kırdırtan öldürücü bir nefret. Bu haksızlıklar selinin ortasında, çığlığı çölde yitip gittiği için umutsuz, umarsız kalmış, arayış içindeki köy papazı Yannaros”un gözünde, bu kötülükler dizisi, kendi papazlığının da saçmalığını ortaya koymaktadır.

Papaz Yannaros, özgürlüğü arayan yeni bir düşünceye kapılmıştır. Marks”ın öğretisidir bu. Hıristiyanlığa büyük eleştiriler getiren, çağdaş bir İsa arayan, bu yüzden de Yunan kilisesinin aforoz ettiği, şimdiden ettiği, şimdiden klasik olmuş bu dev yazarın en romanlarından biri de Kardeş Kavgası”dır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Stjepan Mesiç, 2 Şubat 2000″de Franjo Tudjman”ın ölümü ile boşalan Hırvatistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğuna seçilmiştir. Otokratik milliyetçi selefinin tersine Mesiç, Avrupa NATO yanlısı bir merkez siyasetçisidir.

Mesiç, 24 Aralık 1934″te Orahovica kentinde dünyaya geldi. 1961″de etkin bir öğrenci lideri olarak ndığı Zagreb Üniversitesi”nin hukuk ünden mezun oldu. Siyasi kariyerine Hırvatistan Sosyalist Cumhuriyeti Parlamentosu”nun bir üyesi olarak başlayan Mesiç, 1970″li yılların başlarında Josip Broz Tito iktidardayken, Hırvat milliyetçiliği yaptığı savıyla bir yıl hapis cezası aldı.

1990″ların başlarında Franjo Tudjman”ın Hırvat Demokratik Birliği”ne (HDZ) katıldı kısa süre içinde bu örgütün sekreteri, daha sonra da HDZ Yürütme Komitesi”nin başkanı oldu. 1990″da yapılan ilk çok partili seçimlerde HDZ iktidara geldi Mesiç de Hırvatistan”ın ilk başbakanı olmuştur. Hırvat Parlamentosu”nun aldığı kararla - Yugoslavya Federasyonu”nun 1991 Aralık ayında yıkılışına değin - cumhuriyetin Yugoslav Başkanlığı”na seçtiği Mesiç”in adı tarihe eski Yugoslavya”nın son cumhurbaşkanı olarak geçecektir.

1992″de bağımsız Hırvat parlamentosunun sözcülüğüne seçilen Mesiç, 1994″te HDZ”yi terk edip yeni bir parti kurma girişiminde - Bağımsız Hırvat Demokratlar (HND) - bulunduğunda bu görevden alınmıştır. Bu adımı, Mesiç”in HDZ Tudjman”ın demokratik olmayan tavırlarından, özellikle Bosna Hersek”in içişlerine ışma çabalarından, duyduğu hoşnutsuzluğun bir göstergesi olmuştur.

1997″de HND dağılmış Mesiç merkezdeki Hırvat Halk Partisi”ne katılmıştır. Partinin yürütme kurulu başkan yardımcısı olan Mesiç, cumhurbaşkanı olmasının ardından, tüm Hırvatlar”ın cumhurbaşkanı olmak istediğini söyleyerek bu partiden ayrılmıştır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1971 yılında Ankara’da doğan Faruk Küçük, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’inden 1994 yılında mezun oldu. Gazi Üniversitesi’nde “Kamu Hukuku” Anabilimdalı’nda Yüksek lisansını tamaladı.

Avukatlık stajını bitirdikten sonra, Devlet Metroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nde Huku müşaviri olarak göreve başladı. 1995 yılında “T.C. Başbakanlık Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Mensupları Sosyal Dayanışma Yardımlaşma Vakfı”nı kurdu. İki dönem yönetim kurulu üyeliği görevini yürüttü. Şu an Kamu İhale Kurumu’nda Hukuk Danışmanı olarak görev yapmaktadır.

Demokrasi Vakfı” “Hukuk Demokrasi Derneği” bünyesinde çeşitli çalışmalar yapan Faruk Küçük, “Avrasya Kuşağı Düşünce Grubu”nun kurucularındandır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1977 İstanbul’da doğan Hakan Özden, Bilkent üniversitesi, Amerikan Kültürü ı ü’nden mezun oldu. 2000-2002 yılları arasında ABD’de Kansas State University’de Siyaset Bilimi dalında şeref öğrencisi olarak yüksek lisans yaptı. -Avrupa Birliği İlişkileri; Dünü, Bugünü Geleceği, Amerikan Devlet Politikası, Amerikan Parti Sistemleri, ”de Asker/Sivil İlişkileri, ’de Modernleşme Süreci, NGO’lar, Yeni Küresel Sivil Toplum Kavramı İç Dış Politikalara Etkisi üzerinde çalışmalar yapmakta, projeler yürütmektedir.

İngilizce Almanca bilmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Georgi Parvanov, 18 Aralık 2001″de Bulgaristan cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Sosyalist Parti’nin lideri olan Parvanov, Bulgaristan’da 1990’larda sona eren komünist dönemin ardından cumhurbaşkanı seçilen ilk eski komünist olmuştur. Seçim kampanyasında “Sizin tarafınızdayım” sloganını kullanan toplumsal konulara vurgu yapan Parvanov, cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinin meclis seçimlerinde aldığı oyun iki katı oya ulaşmıştır.

28 Haziran 1957 doğumlu olan Parvanov, 1981 yılında Bulgar Komünist Partisi’ne (BKP) katılmıştır. 1989’da parti başkanı Todor Jivkov’un görevden alınmasından bir yıl sonra, BKP adını Bulgar Sosyalist Partisi (BSP) olarak değiştirmiştir. 1991’de Parti’de ilk kez bir göreve seçilen Parvanov, parti hiyerarşisinde hızla yükselerek 1996 yılının Aralık ayında BSP başkanı olmuştur. Parvanov söz konusu göreve, aylar süren sokak gösterilerinin ardından düşürülen başbakan Zhan Videnov’un yerine seçilmiştir. İki aydan daha kısa bir süre sonra, Parti iradesine şı çıkan Parvanov BSP”nin başbakan adayı Nikolay Dobrev, krizi daha da derinleştirmemek için, yeni bir hükümet kurma görevini kabul etmemişlerdir.

Bu hareket krizi sona erdirmiş, BSP’nin muhalefete düşmesine yol açmış fakat Parvanov’un halk tarafından saygın, dengeli bir kişi olarak lanmasına yol açarak onu Bulgar siyasi tabakasının en nan simalarından biri yapmıştır. Reform yanlısı Parvanov, o günlerden bu yana BSP’yi Avrupai bir sosyal demokrat partiye dönüştürmeye çabalamıştır. 1999’da Yugoslavya’da süren hava bombardımanına Parvanov onun Meclis’teki grubu şı çıkarak NATO’nun Bulgaristan hava sahasını kullanması aleyhinde oy kullanmıştır. Sosyalist lider bir yıl sonra ise partisinin Bulgaristan’ın AB NATO üyeliğini desteklediğini belirten bir açıklama yapmıştır.

Seçim zaferinin ardından Parvanov, NATO AB konusundaki desteğini yeniden dile getirmiştir. Cumhurbaşkanı, Bulgaristan’ın geleneksel ortakları Rusya, Ukrayna diğerleri ile de ilişkilerini yeniden diriltmesi gerektiğine de inanmaktadır. Herhangi meşru bir hükümetle yakın işbirliği içinde çalışacağına söz veren Parvanov, tüm Bulgaristanlılar’ın cumhurbaşkanı olacağını taahhüt ederek devletin üstlenmesi gereken daha güçlü rollere halkın devlete olan güveninin yeniden sağlanması gereğine atıfta bulunmuştur. Bulgaristan cumhurbaşkanlığı simgesel sınırlı yetkilere sahip olsa da, kurumların hızlı çalışması ülkenin uluslararası imajı açısından önemli bir görevdir.

Aslen çi olan Parvanov, birçok makale deneme kaleme almıştır. 1981’de Sofya Üniveristesi’nden mezun olduktan sonra, 1991 yılına kadar araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Parvanov, Bulgar Bilimler Akademisi’nde araştırmacı olarak görev yapan Zorka Parvanova ile evli iki oğul babasıdır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Amerikan yapımı sessiz filmlerde canlandırdığı acınacak halde, ama aynı zamanda küçük serseri (Şarlo/Charlot) karakteriyle dünya çapında ün kazandı. 1914″te oynadığı ilk filmini izleyen iki yıl içinde ABD”nin en nmış kişilerinden biri olmuş, 1920″lerin başlarına gelindiğinde filmlerinin sağladığı gelirlerin yüksekliği şısında hiçbir istediği ücreti ödeyemez hale gelmiş, o da ancak yapımcılığını kendisinin üstlendiği filmlerde rol almıştır. 1920″lerin sonlarında sesli sinemaya geçilmesinden sonra yalnızca birkaç filmde görünmekle yetinmesine şın, ilk dönem filmlerinin sinema klasikleri olarak değerlendirilmesi yeni izleyici kitlelerince de ilgi görmesi nedeniyle ününü hemen hiç yitirmemiştir. Uzun metrajlı büyük komedi filmleri arasında The Kid (1921;Yumurcak), The Gold Rush (1925;Altına Hücum), City Lights (1931;Şehir Işıkları), Modern Times (1936;Asri Zamanlar) The Great Dictator (1940;Şarlo Diktatör) sayılabilir.

İngiliz sinema oyuncusu yönetmeni Charlie Chaplin (asıl adı Charles Spencer Chaplin), 16 Nisan 1889″da İngiltere”nin başkenti Londra”da dünyaya geldi. 25 Aralık 1977″de İsviçre”de öldü. Her ikisi de müzikhol oyuncusu olan annesi Hannah babası Charles Chaplin”den, daha küçük yaşta şarkı söyleyip etmesini öğrenmişti. İlk kez sekiz yaşındayken, bir klog ı gösterisi olan “Eight Lancashire Lads” (Sekiz Lancashire”lı Delikanlı) ile sahneye çıktı. Babasının bundan kısa bir süre sonra ölmesi, annesinin de sık sık akıl hastanesine girip çıkması yüzünden Chaplin”in çocukluk yılları, yatılı okul yetimhanelerde sıkıntıyla geçti. Bu dönemde bazen geçici sahne işleri buldu, bazen de sokaklarda yaşamak zorunda kaldı.

On yedi yaşındayken, üvey ağabeyi Sydney kendi çalıştığı çeşitli danslar, oyunlar, komedi programları sunan Fred Karno vodvil topluluğunda ona iş buldu. 1913″e değin Karno”yla çalışarak sayısız müzikhol skecinde oynayan Chaplin, o yıl filmlerde rol almak üzere Keystone”un tek makaralık slapstick filmleri yapımcısı Mack Sennett, Chaplin”i Karno turnesi sırasında ”tayken fark etmişti. Chaplin Aralık 1913″te 150 haftalıkla sinema yaşamına adım attı bir daha da sahneye dönmedi.

Chaplin, melon şapka, dar bir frak ceketi, bol pantolon, büyük ayakkabılar, bıyık bastondan oluşan ünlü görünümünü ikinci filmi olan Kid Auto Races at Venic”te (1914,Venedik”te Ufaklıklar Oto Yarışları) yarattı. Ama bu tipin özellikleri henüz tam anlamıyla oluşmamıştı. Bununla birlikte, haftada iki gibi büyük bir hızla çevrilmesine şın, Chaplin komedileri olağanüstü bir başarı sağlamıştı. Kısa bir süre sonra Chaplin”in kendi filmlerini yönetmesine izin verildi, ücreti de gitgide astronomik rakamlara ulaştı. 1915″te Essanay şirketinden haftada 1. 250 , 1916″da Matual şirketinden haftada 10 bin ayrıca sözleşme için 150 bin , 1917″de de First National şirketinden sekiz için 1 milyon aldı. İki yıl sonra, dönemin önde gelen yıldızları Mary Pickford, Douglas Fairbanks ünlü yönetmen D. W. Griffith ile, her birinin kendi filmlerinin dağıtımını bağımsızca yürütmesi koşuluyla, United Artists”i kurdu. First National ile olan sözleşmesi The Pilgrim (1923;Şarlo Hacı) filmiyle sona erdikten sonra, 1966″da Universal için yaptığı A Countess from Hong Kong”a (Hong Kong”lu Kontes) değin filmlerini yalnızca kendi şirketi adına çekti.

Chaplin”in bu hızlı yükselişi bir ölçüde, filmlerinin pazarlamasında, konularından çok filmde oynayanların önemli olduğu sisteminin gelişmesinden kaynaklanıyordu. Aslında Pickford, Fairbanks başkalarıyla birlikte Chaplin”in perdedeki kişiliğinin halk tarafından büyük bir coşkuyla kabul görmesi de, bu sistemin yerleşmesinde oldukça etkili oldu. Chaplin The Tramp”te (1915;Şarlo Serseri), yarattığı küçük serseri tipini yalnızca eğlendirici değil, aynı zamanda sevimli de kılabilmek amacıyla, sempatikliğinin de ı çizmeye başladı. Kendi filmlerinin hem ı, hem yönetmeni, hem de yazarı olduğu için, Şarlo karekterinin içerdiği anlamları irdelemek için eşsiz bir konumdaydı. Bir eleştirmenin “zenginlerin bakış açısından çizilmiş bir yoksul tipi” olarak mladığı, Chaplin”in “küçük adam” dediği Şarlo, Easy Street (1917;Şarlo Polis), Shoulder Arms (1918;Şarlo Asker), Yumurcak, Altına Hücum, Şehir Işıkları, Asri Zamanlar ilk sesli filmi olan Şarlo Diktatör gibi filmlerde gelişti. Chaplin”in kendi yaşamından çizgiler taşıyan Limelight”ta (1952;Sahne Işıkları) kısa da olsa, yeniden gözüktü.

Chaplin”in çok hareketli bir özel yaşamı oldu. Dört evliliğinin üçü filmlerinin başrol oyuncularıyla, 1918″de Lita Grey 1936″da Paulette Goddard”la gerçekleştirdi. 1943″te oyun yazarı Eugene O”Neill”in ı Oona O”Neill”le evlendi. İlk iki boşanması 1944″te kendisine açılan babalık davası sansasyon yarattı. Chaplin 1942″de, savaşta Almanlara şı ikinci bir cephe çağrısında bulunduğunda gene manşetlere çıktı. Siyasal tavrına yöneltilen saldırıda, hiçbir zaman ABD vatandaşlığına geçmemiş olmasının payı da vardır. Mavi Sakal öyküsünün iğneleyici bir uyarlaması olan Monsieur Verdoux (1947), pek çok çevrenin yanı sıra Amerikan ordusunu da oldukça sinirlendirdi. ABD hükümetinin vergi borcu için sıkıştırması, ayrıca bazı politikacı köşe yazarlarının yıkıcı etkinliklerle ilişkisi olduğunu ileri sürmeleri üzerine Chaplin 1952″de ülkeyi terk etti. Geri dönüş hakkının ABD Adalet Bakanlığı”nca soruşturulacağını öğrenince 1953″te Cenevre”de bu haktan vazgeçtiğini açıkladı.

Bundan sonra ailesiyle birlikte İsviçre”de Vevey yakınlarında Corsier-sur-Vevey”de yaşamaya başladı. 1957″de Londra”da yaptığı A King in (”ta Bir Kral), Amerika”ya şı Etkinlikleri Soruşturma Komitesi”ne, anlamsız reklamlarına Amerikan tarzı yaşamın başka yanlarına yönelik eleştirilerle dolu bir komediydi. , Chaplin”in özellikle reddettiği komünizm yanlılığı suçlamalarının artmasına yol açtı. 1966″da başrollerini Marlon Brando Sophia Loren”in oynadığı, kendisinin de hem senaryosunu yazdığı, hem de küçük bir rolde göründüğü A Countess from Hong Kong”u (Hong Konglu Kontes) çekti. 1972″de kendisine verilen özel Oscar ödülünü almak üzere ABD”ye gitti.

FİLMOGRAFİSİ
“Caught in a Cabaret” (1914 yarım düzine kadar oyunculuk yaptığı filmden sonraki ilk oynayıp yönettiği ), “Kid Auto Races in Venice” (Ünlü Şarlo kılığını ilk kez taşıdığı ), “Tillie”s Punctured Romance”, “The Tramp-Şarlo Serseri”, “Easy Street”, “The Immigrant-Şarlo Göçmen”, “A Dog”s Life- Hayatı”, “Shoulder Arms- Şarlo Asker”, “Sunnyside-Şarlorda Kırlarda”, “A Day”s Pleasure-Keyifli Bir Gün”, “Pay Day-Maaş Günü”, “The Kid-Yumurcak”, “The Pilgrim- Şarlo Kaçak”, “A Woman in Paris-Paris”li ”, “Gold Rush-Altına Hücum”, “The Circus-Sirk”, “City Lights-Şehir Işıkları”, “Modern Times-Modern Zamanlar”, “The Great Dictator-Büyük Diktatör”, “Monsier Verdoux”, “Limelight-Sahne Işıkları”, “A King in -”ta Bir Kral”, “A Countess from Hong Kong-Hong Kong”lu Kontes”.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Dört İngiliz genç adamın oluşturduğu dünyaca ünlü müzik grubu Prodigy, 1990 yılının sonlarında kuruldu. Arkalarındaki en önemli müzikal güç, Liam Howlett”a aitti. Kariyerine “Cut To ” isimli bir grupta DJ olarak başlayan Howlett, bir süre sonra ayrılarak house rave türleriyle ilgilenmeye başladı. The Barn isimli bir kulüpte, iki metre boyunda bir James Brown hayranı olan Leeroy Thornhill seyahat için orada bulunan Keith Flint ile tanıştı. Keith Leeroy, Liam”a, yanında kayıtlarının bulunduğu bir kaset olup olmadığını sordular. Birkaç parça dinledikten sonra canlı performans yapmaları halinde ederek Liam”a eşlik edebileceklerini söylediler.

Ziggy isimli bir arkadaşları 1990 yılında Labyrinth adlı bir yerde canlı organize etti. çılar Keith, Leeroy, Keith”in arkadaşı Sharky Liam, performans için hazırdılar. Maxim Reality”nin (Keith “Keeti” Palmer) de katılmasıyla ilk canlı performanslarını 250 dinleyene sunmuş oldular. Bu beş yetenekli adam, bir süre sonra “Prodigy” adını verdikleri gruplarıyla müzik yolculuklarına başladılar.

Sharky”nin gruptan ayrılmasının XL Records şirketiyle anlaşmalarının ardından 1991 yılının Şubat ayında, dört parçadan oluşan “What Evil Lurks” isimli ilk çalışmalarını piyasaya sürdüler 7.000 kopya satmayı başardılar. Albümün yükselen grafiği sayesinde çeşitli kulüplerde sayısız canlı yapma şansı bulan grup, bir sonraki single çalışması “Charly” ile yeniden dinleyicilerinin şısına çıktı. İnanılmaz bir ilgiyle şılanan parça; İngiltere single listesine üç, listesine ise birinci sıradan giriş yaptı.

“Charly”den sonra “Everybody In The Place” ile yeniden gündeme oturdular. Müzik listelerinde uzun süre ikinci sıradaki yerini koruyan çalışmaya zirve keyfini yaşatmayan, dünyaca ünlü Queen grubunun “Bohemian Rhapsody” şarkısının yeniden düzenlemesiydi. Grubun büyük ilgi gören bu albümünde “Fire” “Out of Space” gibi gelecekte birer Prodigy klasiği olarak anılacak parçalar yer alıyordu. 1992 yılının Kasım ayında Prodigy, ilk uzun albümlerini piyasaya çıkardılar. “Experience” (Tecrübe) adını taşıyan çalışma, özgün tarzı tazeliğiyle dikkate değer kalitedeydi. Ancak Paul Oakenfold Moby ile birlikte gerçekleştirilen tım turları çeşitli sorunları beraberinde getirdi. Yaşanan bazı sıkıntılı gelişmelerle güç kaybeden topluluk, 1993 yılında kaydettiği “One Love” ile toparlanmaya çalıştı.

Farklı tarzı hissettirdiği yenilik duygusuyla dikkatleri üzerine çeken “One Love”, gruptaki değişim rüzgarlarının etkilerinden biriydi. “No Good (Start The Dance)”i çıkarmalarıyla birlikte Liam yeni bir albüm üzerinde çalışmaya başladı. 1994 yılının Temmuz ayında raflardaki yerini alan “Music For The Jilted Generation” (Yüzüstü Bırakılan Nesil İçin Müzik) ile kariyerlerinin en büyük sını elde ettiler. Listelerde bir numaraya yükselen İngiltere En İyi 10 sıralamasında tam 4 ay boyunca kendisine yer bulan albüm, bir milyondan fazla satıldı. Bu gelişmelerin ardından grup, uluslararası alanda yı yakalamak için harekete geçti. 20″den fazla ülkede müzikseverlerle buluşan Prodigy, “Voodoo People” “”Poison” isimli singlelarıyla sını pekiştirdi.

“Music For The Jilted Generation”ın gördüğü olağanüstü ilginin ardından tüm Amerika”yı, Avustralya”yı Avrupa”yı kapsayan uzun bir turneye çıktılar. En büyük festivallerinden biri olan Tribal Gathering”de de sahne alan grup, Glastonbury 95″te de boy gösterdi. Keith bu turnede saçını boyadı imajını değiştirdi. Prodigy tarihindeki bir diğer mihenk taşı da, 1996 yılının Mart ayında sunulan “Firestarter” isimli çalışmaydı. Yarım milyon kopyanın satıldığı İngiltere de dahil olmak üzere altı Avrupa ülkesindeki müzik listelerinde birinci sıraya yükselen zirveyi uzun süre kimseye bırakmayan şarkı, çalışmasıyla da büyük ilgi gö