nedir

Birçok vahşi ın yavrusu, çok küçükken anasından alınır, vahşi ortamından uzaklaştırılır medeni bir ortamda insanlar tarafından büyütülürse kolayca uysallaşır. Ancak tam erişkin hale gelince ne olacağı belli olmaz. Genlerindeki kalıtımsal sosyal davranış biçimi aniden ortaya çıkabilir.

insana alışma ile evcilleşmeyi birbirine ıştırmamak gerekir. İnsana alıştırma, tabii bir duygu olan özgürlük içgüdüsünü zora veya kurnazlığa başvurarak ortadan kaldırmaya dayandığı halde evcilleştirme, toplu halde yaşama içgüdüsüne dayanır. Yalnız veya çift yaşayan hayvanlar evcilleştirilemez ancak insana alıştırılabilirler.

Doğada besinini barınağını kendisi bularak, düşmanlarına şı kendisini ailesini savunarak yaşamını soyunu sürdürebilen hayvanların evcilleştirilmeleri, doğal çevrelerinde özgür yaşarken tutsak edilerek insan eliyle bakılıp beslenmeleri insanın kurallarına göre yaşamaya alıştırılmaları zordur.

Evcilleştirme, yararlanma amacıyla hayvanları insanlara alıştırma şeklinde tarif edilebilir. Bu tarife göre evcil hayvanları üç bölümde toplayabiliriz. Ürünlerinden faydalanılanlar (sığır, koyun, keçi, domuz, kümes hayvanları), gücünden faydalanılanlar (sığır, at, eşek, deve), dostluklarından faydalanılanlar (kedi, , bazı akvaryum balıkları).

Bazı yırtıcı , özellikle doğan, atmaca şahin, avcılıkta yararlanılmak amacıyla evcilleştirilmişlerdir. Böcekler içinde evcilleştirilmiş sadece iki tür vardır. Cilalı taş devrinde evcilleştirilmiş olan bal arısı milattan önce 3000 yıllarında Çinde evcilleştirilen ipek böceği.

İlk evcilleştirilen 10 bin yıl kadar önce , sonra da keçi koyunlar olmuş, bunları sığır domuzlar sonra da at izlemiştir. Kediler köpeklerden binlerce yıl sonra evcilleştirilmişlerdir. Bağımsız yaradılışlı olmaları belki buna bağlanabilir. Kedilerin fare gibi zararlı kemiricilerden kurtulmak amacıyla evcilleştirildikleri eski Mısırlılardan kalma belgelerden anlaşılmaktadır.

Aslında evcilleştirme kavramım açıklamak pek kolay değildir. Evcilleştirme terbiyesinden, bir ının insana alıştırılmasından, evde süs veya zevk diye kedi, , kuş, beslenmesinden farklı bir şeydir.

Evcilleştirme hayvanların insanlarla bir arada yaşamaları şeklinde de mlanır. Bu bir arada yaşama, insan zoruyla sağlanmış olmakla beraber hayvanların da buna sessizce boyun eğdiği hatta isteyerek razı oldukları söylenebilir. Bu ma göre evcilleştirme bazı türlerinde doğuştan var olan sürü halinde bir başın önderliğinde yaşamak eğiliminden ileri gelir.

atın dışındaki hayvanlara bakılınca ortak başka özellikler de görülüyor. Bir bölgeye bağlı kalmadan geniş sürüler halinde yaşayabilmek, değişik türden bitkilerle beslenebilmek kolay avlanabilir olmak. Tabii bu ilişkide şılıklı menfaat da söz konusudur. Yoksa Avustralya yerlileri kanguruları çoktan evcilleştirmiş olurlardı.

Bir ma göre de, üremesi, yerleşimi yiyeceğinin kontrolü kendinden çıkıp insana geçmiş hayvanlara evcil deniliyor. Bu hayvanlar kendi türlerinin evcilleşmemiş türlerinden tamamen ayrı bir nesil oluştururlar. Artık bireysel kişilikleri kalmamış bir sürü oluşturmuşlardır. İnsanlar onların bir kısmına birer canlı yiyecek olarak bakmakta, fabrikasyon imalatla aynı şekilde yetiştirilmekte, zamanı gelince kesilip paketlenmektedirler.

Evcilleştirme hayvanların ruhsal durumlarını da etkiler genellikle bir gerilemeye yol açar. Örneğin, evcil kazlar artık kendilerine bir yetki bölgesi oluşturmaktan vazgeçerler, babalık koruma görevlerini ihmal ederler. Beyinleri de yaklaşık yüzde 20 hafifler. ın dünyayı layış biçimi değişir. Avlanma tehlikesi ortadan kalktığından tepkilerinde bir meydana gelir.

Eski Mısırda antiloplar sırtlanlar, Ortaçağda ise sansarlar evcilleştirilmeye uğraşılmış, başlangıçta umut verici olmuşsa da sonradan vazgeçilmiştir. Hayvanların birçoğu insan gerek duymadığı binlerce yıl sabır gösteremediği için de evcilleştirilememiş olabilirler. Belki bugün başlarsak 5000 yıl sonra bahçemizdeki kaplanın sütünü içebilecek, yüzme havuzumuzda büyük beyaz balığı ile oynaşabileceğiz.

kaynak: hayvanlar.us


Evcilleştirilemeyen Hayvanlar

Pervane, geceleri ışık etrafında dönüp duran kelebeklere verilen addır. Dilimize Farsçadan giren pervane kelimesi, devamlı dönüp duran şeyleri nitelendirmek için kullanılır. Gemilerdeki, uçaklardaki pervanelerin isimleri de, büyük bir ilgi ile birine bağlanmak anlamında kullanılan pervane olmak deyimi de buradan gelir.

Birçok bitki ışığın geldiği yöne yönelirler. Buna pozitif fototropizm deniliyor. Tahta kurulan negatif fototropizm gösterirler. Gündüzleri karanlık yerlerde saklanıp, geceleri yiyecek aramaya çıkarlar. Pervaneler ise karmaşık bir fototropizm gösterirler. Parlak güneş ışığından kaçarlar, alaca karanlıkta ortaya çıkarlar ama parlak lamba ampullere yönelirler.

Pervanelerin düşmanlarının çoğu gündüz avlanırlar. Pervaneler gece dolaşmakla düşmanlarından sakınmış olurlar ama bir sokak lambası veya yanan bir ampul, onlar için bütün düşmanlarından daha tehlikelidir. Bir ışık kaynağını görünce hipnotize olmuş gibi büyük bir coşkuyla, baş döndürücü bir hızla etrafında dönmeye başlarlar. Bu şuursuz uçuşları sırasında ya yarasalara yem olurlar ya da sonunda ışık kaynağına yapışarak yanıp giderler.

Pervanelerin ışık kaynaklarına düşkünlükleri, onları Ay ışığı ile ıştırmalarından kaynaklanıyor. Pervaneler geceleri Ay ışığı sayesinde yönlerini buluyorlar. Geceleri, sabit bir referans noktası olarak Ayı kabul edip, onu bir taraflarına alarak düz bir hat üzerinde yol alıyorlar.

Parlak bir suni ışık gördüklerinde de onu Ay ışığı sanıp, bir taraflarına alıp uçtuklarını sanıyorlar. Işık kaynağını hep sabit noktada görebilmek için de etrafında daireler çizmek zorunda kalıyorlar.

Işığın parlaklığı bir türlü hedefe varamamaları, pozisyonlarını muhafaza etmelerini güçleştiriyor. Yörüngeleri daralıyor, gittikçe küçük daireler çizerek uçuyorlar sonunda ışık kaynağına çarpıyorlar.

kaynak: hayvanlar.us


Pervanelerin Işığa Gelmesi




Canlıların Sınıflandırılması
Sınıflandırma, canlıların benzerlik akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasıdır.

Günümüzde canlılar aleminin bilimsel olarak isimlendirilmesi sınıflandırılması kıstası ilk kez Carl Von Linneausnun kullanmış olduğu sisteme dayanmaktadır. Linneaus sisteminde her grup kendinden daha alt basamaklarda olan alt grupları içerir.

Sınıflandırmada kullanılan basamaklara Takson Basamakları denmektedir. (Taxon=Sınıf Taxonomy=Sınıflandırma) En çok kullanılan Takson Basamakları şunlardır.








































Kingdom Alem Animalia
Phylum Şube Chordata
Subphylum Alt Şube Vertebrata
Class Sınıf Actinopterygii
Order Takım Perciformes
Suborder Alt Takım Labroidei
Family Aile Cichlidae
Genus Cins Astronotus
Species Tür Astronotus ocellatus


Bunlar dışında sub, sup infra gibi ön ekler ile ara basamaklar da oluşturulur. Örneğin yukarıdaki örnekte son basamak Tür (Species) olarak gözükmektedir. Ancak gerekli durumda Subspecies (Alttür) basamağı da devreye girebilir. En alt basamak genel olarak Tür (Species) olmakla beraber Alttür (Subspecies), Varyete (Variante), gibi daha özel takson basamakları da kullanılabilmektedir.







Yukarıdaki Astronotus ocellatus örneğini biraz daha geliştirirsek şu sonuca ulaşırız.



Astronotus ocellatus (Oscar Fish)














































Domain Eukaria
Kingdom Animalia
Phylum Chordata
Subphylum Vertebrata
Superclass Gnathostomata
Class Actinopterygii
Subclass Neopterygii
Infraclass Teleostei
Superorder Acanthopterygii
Order Perciformes
Suborder Labroidei
Family Cichlidae
Genus Astronotus
Species Astronotus ocellatus







Bir örnek daha verelim. Bildiğimiz Ev Sineği (Musca domestica domestica) Bilimsel Sınıflandırmada nerelerde yer alıyormuş bakalım.



Musca domestica domestica




















































Domain Eukaria
Kingdom Animalia
Phylum Arthropoda
Subphylum Hexapoda
Class Insecta
Subclass Pterygota
Superorder Neoptera
Order Diptera
Suborder Brachycera
Infraorder Muscomorpha
Family Muscidae
Subfamily Muscinae
Tribe Muscini
Genus Musca
Species Musca domestica
Subspecies Musca domestica domestica



Sınıflandırmada kullanılan Takson Basamakları çeşitli sınıflandırma yöntemlerine göre de değişiklik göstermekle beraber genel olarak birbiri ile paralel gider. En son kabul edilmiş sınıflandırma yöntemi, Carl Woesein 1990da yapmış olduğu sınıflandırmadır. Buna göre Kingdomdan (Alem) daha üst bir Takson Basamağı olan Domain ortaya çıkmıştır. Carl Woesein yaptığı bu sınıflandırmaya göre canlılar 3 Domain altında toplanmışlardır. Bu 3 Domain altında da 6 Kingdom (Alem) kabul edilmiştir.

Domainler Kingdomlar:

1 - Eukaria
    - Plantae
    - Protista
    - Fungi
    - Animalia
2 - Archaea
    - Archaebacteria
3 - Bacteria
    - Eubacteria

Takson Basamaklarına isim verilmesi, Cins İsmine (Genus) bazı ekler eklenmesi şeklinde gerçekleştirilir. Buna göre yukarıdaki Ev Sineği örneğinde Cins ismi “Musca”, Tribe “Muscini”, Subfamily “Muscinae” Family “Muscidae” olmuştur. Bu ekler Hayvanlar Alemi dışındaki Alemlerde biraz daha değişiklikler gösterir.





































































Takson Takson (Tr) Hayvanlar Bitkiler
Phylum (Division) Şube phyta
Subphylum Alt Şube phytina
Class Sınıf opsida
Subclass Alt Sınıf idae
Order Takım ales
Suborder Alt Takım ineae
Superfamily Üst Aile oidea acea
Family Aile idae aceae
Subfamily Alt Aile inae oideae
Tribe Kabile ini eae
Subtribe Alt Kabile ina inae
Genus Cins


TAKSON BASAMAKLARI TÜRKÇE ŞILIKLARI




























































İngilizce çe Latince
Domain (1) - -
Kingdom (2) Alem Regnum
Phylum (3) Şube Phylum
Class Sınıf Classis
Section Kısım Sectio
Cohort Cohort Cohort
Order Takım Ordo
Family Aile Familia
Tribe (4) Tribe Tribus
Genus Cins Genus
Species Tür Species
Variety (5) Varyete Varietas
Forma


(1) Domain, 1990da Carl Woese tarafından ortaya atılan sınıflandırmaya göre en üst takson basamağıdır.
(2) Kingdom, İngilizce Kingdom Krallık manasında bir kelimedir. çemize bu takson basamağı Alem olarak alınmıştır. Latince ise Regnum olarak isimlendirilir.
(3) Phylum, Animalia Kingdomında (Hayvanlar Alemi) kullanılan, Şube manasında bir takson basamağıdır. Plantae Kingdomında (Bitkiler Alemi) ise Phyllum (Şube) yerine Division kullanılır.
(4) Tribe Sınıflandırmada Subfamily (Alt Aile) Genus (Cins) arasında yer alan bir basamaktır. çeye “Aşiret”, “Oymak” ya da “Kabile” olarak çevrilebilir.
(5) Variety, Alt Türden daha az çeşitlilik gösteren canlıların sınıflandırılmasında kullanılan takson basamağıdır.



Tolga Kuloğlu
24 Eylül 2005


Kaynaklar:

- http://biodiversity.georgetown.edu/files/informationfile.cfm?title=classification
- http://www.crescentbloom.com/I/G/A/220.htm
- http://www.biltek.tubitak.gov.tr
- http://animaldiversity.ummz.umich.edu//index.
- http://sn2000.taxonomy.nl/

kaynak: hayvanlar.us

OMURGALILAR

Omurgalılar, sırtları boyunca uzanan omurgalarıyla tüm öbür hayvanlardan ayrılır. Omurga, kıkırdaktan, kemikten ya da her ikisinden oluşan iskeletlerinin en önemli ü eksenidir. Omurgalılar genellikle omurgasızlardan daha iri daha karmaşık yapılıdır.

İlk omurgalılar yaklaşık 510 milyon yıl önce ortaya çıkan ilkel balıklardır. Omurganın kaslarla hareket ettirilebilen esnek bir destek oluşturduğu, böylece bu hayvanların hızlı yüzmesine olanak sağladığı düşünülmektedir. Omurga ayrıca, içindeki kanalda yer alan sinir sisteminin en yaşamsal bölümlerinden olan omuriliği korur. Omurilik, gövde uzantıları ile beyin arasında bir sinir köprüsü kurar.

Bu geniş grubu balıklar, amfibyumlar, sürüngenler, memelilerden oluşur.

MEMELİLER (MAMALİA)

Yavrularını süt salgılayan göğüs bezleriyle beslediklerinden bu hayvanlara Mammalia adı verilmiştir. Bu hayvanlar Jurada memeli benzeri sürüngenlerden (Synapsida alt sınıfının Therapsida takımından) ayrı bir dal şeklinde meydana gelmişlerdir. Bu gruptaki hayvanların özelliklerinden birisi de tümünün vücudunda az yada çok sayıda kılın bulunmasıdır.

Memeliler üç ana gruba ayrılır. Bunların arasında tekdelikliler yada yumurtlayan memeliler olarak nan grup ornitorenk ekidnelerden oluşur. Bu ilginç hayvanların yavruları, kışlar gibi yumurtadan çı, ama sonra anne sütüyle beslenir.

İkinci grupta keseliler yer alır. Keselilerin yavruları çok az gelişmiş olarak doğar. Yeni doğanların uzunluğu genellikle 6 santimetreyi aşmaz. Başlıca keseliler arasında opossum, tasmanyaşeytanı, bandikut, kuskus kangru sayılabilir.

Eteneli memeliler en geniş memeliler grubunu oluşturur. Plasenta adıyla da nan etene, annenin içinde gelişen yavru ile anne arasında köprü kurarak doğana kadar yavruyu besleyen bir organdır. Eteneli memeliler başlıca 10 grup altına toplanabilir:

Böcekçiller (Insectivora) en çok eski dünyada bulunmakla birlikte bir ölçüde Kuzey Amerika’ya da yayılmıştır. Köstebekler, kirpiler sivrifareler en bilinen üyeleridir.

Yarasalar (Chiroptera), uçan memelileri kapsar. Hemen hemen bütün iri yarasalar meyveyle beslenirken, küçüklerinin çoğu böcekleri avlar.

Primatlar (Primates) maymunlar insanlardan oluşur. Gelişmiş beyinleri el becerileriyle dikkat çekerler.

Dişsizler (Edentata) ya dişten tümüyle yoksundurlar yada ağızlarında basit yapılı birkaç diş taşırlar. Armadillo, ıncayiyen tembelhayvan bu grubun üyeleridir.

Kemiriciler (Rodentia) tür birey sayısı en çok olan memelilerdir. Tür sayısı 4000’i aşan memelilerin yarısından çoğunu kemiriciler oluşturur. Kobay, fare sıçanın yanı sıra oklukirpi, kunduz sincap da kemiriciler arasında yer alır.

Etçiller (Carnivora) aslan, kaplan, pars, sırtlan, sansar, ayı, kedi, köpeği de içeren yırtıcı hayvanlardır. Denizde yaşamaya büyük bir uyum gösteren foklar morslar ise genellikle yüzgeçayaklılar (Pinnipedia) adıyla ayrı bir grupta toplanır.

Balinalar (Cetaca) hemen hemen tümüyle kılsız, biçimdeki memelilerdir. Suyun dışında yaşayamazlar. Gerçek balinaların yanı sıra yunuslar musurlar da bu grupta yer alır. Mavi balina yaşayan en iri hayvandır.

Filler (Proboscidea) günümüze yalnız iki türüyle ulaşabilmiş kara hayvanlardır.

Tektoynaklılar (Perissodactyla) at, eşek, zebra, tapir gergedandan oluşurlar. Toynaklar, bu sonraki grubun ayak parmaklarını çevreleyen, kalınlaşarak başkalaşıma uğramış tırnaklarıdır.

Çifttoynaklılar (Artiodactyla) deve, geyik, zürafa, sığır, antilop, keçi koyun gibi gevişgetirenlerin yanı sıra domuz, pekari suaygırı gibi gevişgetirme özelliği bulunmayan hayvanları da kapsar.

KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

1. Vücutları genel olarak belirli zaman aralıklarında dökülen kıllarla kaplıdır. Derilerinde ter, yağ, koku süt bezleri gibi çeşitli salgı bezleri bulunur. Bazı memelilerin vücut kuyruk kısımlarında sürüngenlerinkine benzeyen pullar vardır.

2. Balinalar (Cetacea) Deniz inekleri (Sirenia) gibi deniz memelileri dışında kalanlarda dört üye vardır. Bu deniz memelilerinde arka üyeler kaybolmuştur. Her bir üyede 5 veya daha az sayıda parmak bulunur. Gerek üyeler gerekse parmaklar çeşitli yaşam biçimlerine göre, örneğin, yürümek, koşmak, tırmanmak, yüzmek, uçmak kaçmak gibi görevleri yerine getirecek şekiller kazanmışlardır. Parmak uçlarında boynuz yapısında toynaklar, parmak altlarında ise etli yastıklar mevcuttur.

3. İskelet iyi bir şekilde kemikleşmiştir. Kafataslarında 2 oksipital kondil, boyunlarında 7 tane omur bulunur. Kuyrukları uzun hareketlidir.

4. Her iki çenede de mevcut olan dişlerin kök kısımları çukurluklar içerisine gömülüdür. Dişler beslenme durumlarına göre çeşitli şekiller gösterir. Bazılarında dişler bulunmaz. Dilleri çoğunlukla hareketlidir. Gözlerinde hareketli göz kapakları, kulaklarında etli bir dış kulak kısmı bulunur.

5. Kalpleri 2 kulakçık 2 ıncık olmak üzere 4 odacıklıdır. ın tersine bunlarda yalnız sol aort kökü bulunmaktadır. alyuvarları yuvarlak çekirdeksizdir.

6. Solunumları yalnız akciğerlerle olur. Larinkste çıkarmaya yarayan telleri bulunur. akciğerlerin yer aldığı göğüs boşluğunu ın boşluğundan ayıran diyafram adı verilen kaslı bir bölme vardır. Böyle bir yapı memeliler dışında hiç bir grubunda görülmez (kuşlardaki bölme kaslı değildir).

7. Vücut sıcaklığı sabittir çevre koşularına bağlı olarak değişiklik göstermez (Homoiothermus). Vücut sıcaklığı metabolizma sonucunda sağlanır (endeterm). Vücut üzerinde bir kıl örtüsünün varlığı, deri altında vücudu saran bir yağ tabakasının bulunması kirli kan ile temiz kan dolaşımının birbirlerinden tümüyle ayrılmış olması, vücut sıcaklığının değişmezliğini sağlayan özelliklerinden bazılarıdır.

8. Sidik keseleri vardır boşaltım maddesi sıvı haldedir.

9. Beyinleri gelişmiş, cerebrum cerebellum kısımları oldukça büyüktür. Beyinden çift sinir çı.

10. Erkeklerinde bir kopulasyon organı (penis) mevcuttur. Testisleri genellikle ın boşluğu dışında yer alan scrotum adı verilen torbalar içerisinde bulunur. Yumurtaları küçük kabuksuzdur. Yumurtanın gelişmesi kanalı (ovidukt)nın değişmesiyle meydana gelen döl yatağında (uterus) tamamlanır. Amnion, korion allantois gibi embriyonik zarlar mevcuttur. Genellikle embriyoyu uterusa bağlayarak onun beslenmesini solunumunu sağlayan bir plasenta bulunmaktadır. yavrular doğumdan sonra dişi ın süt bezlerinden salgılanan süt ile beslenir.

-Memeliler sürüngenlerden meydana gelmiş olmalarına şın onlardan bir çok yapısal farklılıklar gösterirler. Bu farklılıkların en önemlileri şunlardır:

11. Memelilerde vücut örtüsü olarak pullar yerine kıllar bulunur. Yalnız bazı memelilerin vücutlarında kuyruk bölgelerinde sürüngenlerden kalma bir özellik olarak hala pullar mevcuttur.

. Memelilerin kafatasında iki oksipital kondil bulunur (sürüngenlerde bir tane) beyin kutusu daha büyüktür.

13. Memelilerde göğüs boşluğu ile ın boşluğunu birbirinden ayıran kaslı bir diyafram vardır

14. Memelilerde alt çene kemiği bir parça halindedir (sürüngenlerde çok sayıda).

15. Memelilerde alt çene kemiği doğrudan kafatası ile eklem yapmaktadır (sürüngenlerde quadratum ile eklem yapar).

16. Memelilerin orta kulağında incus, malleus stapes olmak üzere üçlü bir kemik zinciri vardır (sürüngenlerde yalnız stapes şılığı olan Columella iç kulakta bulunur, diğer iki kemik çene ile birleşmiştir).

17. Memelilerde belirli zamanlarda dökülen dişler bulunur (sürüngenlerde dişler belirli zamanlarda değiştirilmez).

18. Memelilerde dört odacıklıdır yalnız sol aort kökü mevcuttur.

19. Memelilerde kutusu çok iyi gelişmiştir (sürüngenlerde körelmiştir).

20. Memeliler yavrularını salgıladıkları süt ile beslerler.

21. Vücutlarında kılların bulunması, görme, işitme koku alma duyularının çok gelişmiş olması, beyinlerindeki cerebrum cerebellum kısımlarının gelişmişliğine bağlı olarak tüm faaliyetleri iyi bir şekilde koordine edebilmesi, öğrenme öğrenilen şeylerin hatırda tutulmasına yarayan bir bellek oluşumu ise memelilerin kuşlardan daha evrim geçirmiş olduklarını kanıtlayan özelliklerdir.

kaynak: hayvanlar.us


Omurgalılar Memeliler

Beslenme basamağı; bir ekosistemdeki beslenme zincirinin aşamalarından her davranışlarına göre değişik basamaklarda sıfırlandırılır. İlk en alt basamakta fotosentezyoluyla kendi besinini kendisi üretebilen yeşil bitkiler ( üreticiler) bulunur. Bitkiler ya dabitkisel ürünler, ikinci basamaktaki otçul hayvanlar tarafından yenir. Üçüncü basamakta, otçulları yiyen birincil etçiler, dördüncü basamakta da birincil etçileri yiyen ikincil etçiler yer alır. Canlıların çoğu birkaç beslenme basamağında birden beslendiği için , leşle yada bitkisel ürünler de beslenir. Bazı otçullar da zaman zaman hayvansal ürünleri yer. Baktariler mantar gibi çürükçül canlıların, ölmüş, ilk basamaktaki bitkilerin yararlanabileceği besinler haline getirilmesi ise ayrı bir beslenme basamağını oluşturur.

Beslenme zinciri ekolojide, madde enerjinin bir canlıdan öbürüne yiyecek biçimde aktarılma dizisi. Canlıların çoğu yalnızca bir tek ya da bitki türüyle beslenmedikleri için, beslenme zinciri ilk halkasıdır. Etçil beslenme zincirinde bitkilerle beslenen (otçul) bir ı daha büyük bir yer ielk besin kaynağından gelen madde enerji bu etçil hayvana aktarılmış olur. Asalak beslenme zincirinde, küçük bir canlı, kendisinden daha büyük olan konağın bir üyle beslenirken kendisi de daha küçük asalakların konağı olabilir. Çürükçül beslenme zincirinde ise mikroorganizmalar ölü organik maddelerle beslenerek yaşamlarını sürdürür.

Beslenme zincirinin halkalarını oluşturan her beslenme basamağında ısı biçiminde bir enerji kaybı olacağından bir beslenme zincirinde en çok dört ya da beş basamak bulunabilir. Nüfus yoğunlugun çok yüksek olduğu bölgelerde yaşayan insanlar, tahıl yiyen hayvanlar yerine doğrudan tahıllar beslenerek beslenme zincirinin bir halkasını azalttıklarından, toplam yiyecek arzını arttırmış olurlar. Beslenme zincirine kadar kısalırsa son tüketiciye ulaşan toplam enerji miktarı da o kadar artar.

Bitkiler gibi kendi besinini üretme yeteneği olmayan hayvanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlıları zorundadır. Bu yüzden doğadaki yabani hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvana yem olarak son bulunur.Örneğin ot yiyerek beslenen bir tavşan günün birinde bir tilkiye yem olur, tilki ölünce de onun leşini bu kez sinek kurtçuları ile leşböcekleri yiyip bitirir. Bitkilerden başlayıp çeşitli hayvanların birbirini yemesiyle sürüp giden bu ilişkiyi çevirebilir (ekoloji) uzmanları beslenmezinciri olarak adlandırılır.

Doğada tek tür yiyecekle beslenen pek azdır. Tavşan yalnız otları değil yabani meyveleri ağaçların yaprak filizlerini de yiyebilir. Tilki ise tavşandan başka fareleri, şıçanları, kümes hayvanlarını böcekleri yiyerek beslenir. Bu nedenle, çok karmaşık olan bu ilişkiler ağını anlayabilmek için, pek çok besin zincirin arasındaki bağlantıyı kurmak gerekir. Çevre Bilim Uzmanları bu bağlantıyı göstermek için, canlıların adlarını ya da resimlerini oklarla birleştirerek ayrıntılı şemalar çizerler. Genellikle bir örümcek ağı kadar karmaşık olan bu şemalar ağı denir.
Aslında dağa son derece karmaşık olduğu için ğerçeğe birebir uyan bir beslenme ağı çizmek çok güçtür. Bu ağa katılacak her yeni başka bir canlıyı yediğinden ya da başka bir canlıya yem olduğundan, ağa eklenecek okların sonu gelmeyecektir. Çevrebilimciler bu güçlüğü yenmek için genellikle bir ın yalnızca yiyeceklerini ya da belli bir bitki türünü yiyen bellibaşlı hayvanları göstermekle yetinirler.

Beslenme ağının çizilmesiyle, doğadaki bu karmaşık ilişkinin bazı notları açıklığa kavuşur. Enerjisini güneş ışığından hammaddelerini topraktan sudan alarak kendi besinini kendisi üretebilirler yeşil bitkiler genellikle en alt basamağa yerleştirilir. olarak bitkiyle beslenen tavşan sıçan gibi hayvanlar bir üst basamakta toplanabilir. Bunlar otçul hayvanlardır. Daha çok öbür hayvanları yiyerek beslenen gelincik baykuş gibi hayvanlar ise daha yukarıdaki basamakta yer alır. Bunlar etçilerdir. Otçullar ile etçiller arasındaki basamağa da hem bitki hem yiyen porsuk, tilki gibi hayvanlar yerleştirilir. Bunlarda hepçiler’dir.
Beslenme basamağı denen bu aşamaların belirlenmesinden sonra beslenme ağı karmakarışık bir çizgiler yumağı olmaktan çıkarak düzenli bir şemaya dönüşür. Bu şemaya bakıldığında, bitkilerden otçulara etçilere doğru gidildikçe her basamakta daha az sayada canlı olduğu açıkça görülebilir. Bu nedenle, tabanı geniş tepesi dar olan bu şekil bir piramidi andırır. Bu beslenme piramidinin tabanında yaprak, ot, çiçek ağaçlarıyla kalabalık bir bitki topluluğu, tepesinde ise yalnızca bir iki gelincik yada baykuş vardır.

Yukarıda sözü edilen hayvanların çoğu ormanda yaşadığı için, çizilen bu piramit bir orman bölgesi beslenme ağıdır. Ama çöllerde tropik ormanlara varıncaya kadar, her yaşam ortamı için beslenme ağı çizilebilir. Örneğin denizlerdeki beslenme ağının en alt basamağında bitkisel plankton ya da fitoplankton denen çok küçük bitkiler yer alır. Küçük balıklar öbür deniz ara basamaklardır. En tepede ise köpekbalıkları, katil balinalar gibi iri yırtıcı hayvanlar bulunur.

Beslenme ağlarının incelenmesi bilim adamlarına birçok açıdan yardımcı olur. Söz gelimi bir ormandaki aynı türden bütün ağaçlar kesildiğinde ne olacağını önceden görebilmek için o ormanın beslenme ağı çizilir. Eğer az bulunun bir türü bu ağaçlardan beslenen hayvanları yiyerek yaşıyorsa, böyle bir kesim bu türün yaşamını tehlikeye atacaktır. Çevre korumacılar bir türü ya da bölgeyi en iyi koruyabileceklerine verirken, beslenme ağlarından benzeri yöntemlerden çok yararlanırlar.
Bütün canlılar hayatlarını sürdürebilmek için besin maddelerini tüketmek zorundadır. Bazi canlılar bu besinlerinin çoğunu kendi vücutlarında üretirler. Böyle canlılara ototrof denir. Bir çok canlı ise gerekli besinleri dış ortamdan hazır olmak zorundadır. Böyle canlılara ise hetteraf denir. Üç çeşit besin vardır.

Bütün hücrelerin en önemli enerji kaynaklarıdır. Genel ülleri cn (H2 O) ile gösterilir. Bu ülde glikoz için “n” yerine b yazarsak C6 H12 I6 solunum ürünleri H2 O CO2 dir. Karbonhitradlar, bitkilerde hücre çeperinin yapısını oluşturarak bütün canlı hücrelerde zarın yapısına katılarak ONA RNA da bulunarak yapısal fonksiyon da görülür. Yapısındaki şeker molekülünün sayısına göre üç çeşit şeker vardır.

a) Monosakkoritler (Tek Şekerler): Basit şekerlerde denir. İçerdikleri karbon atom sayısına göre 6 karbonlu olanlar (eksozlar); Glikoz, Fruktoz, Monosakkoritler, Disakkorit polisakkarıtlerin yapı taşı (monomeri) dirler.
Glikoz: Serbest olarak bol, üzüm incirde bol bulunur. Bütün polisakkaritlerin yapısını oluşturur.

Fruktoz: Bol olgun meyvelerde bol bulunur. Süt Şekeri denir. Bunun için hayvansal bir besin maddesidir.
Riboz: RNA nın ATP nin bazı enzimlerin yapısında bulunur. Deoksiriboz ise DNA nın yapısında bulunur.

b) Disokkaritler (çif şeker) İki monosakkaritin birleşerek meydana getirdiği şekerlerdir.

Maltoz (molt şekeri) = Glikoz+Glikoz
Laktoz (süt şekeri) = Glikoz+Galaktoz
Sükroz (sokkaroz = Çaş şakari) Glikoz+Fruktoz
Maltoz sükroz bitkilerinden, Loktoz da insan memeli hayvanlardan sağlanır.
Palisakkaritler = Çok sayıda glikozun bağlanmasıyla oluşurlar. Yeni glikozun dehidrosyon oluşmuş polimarlerdir.
Glikoz+Glikoz+ ………….. + Glikoz _______ Polisakkorit + (n-1) H2 O

aynı yapı maddesinden oluştuğu halde fiziksel kimyasal özellikleri farklıdır. Çünkü, glikoz molüküllerinin herbirine bağlanma biçimleri farklıdır.

Nişasta: Bitki hücrelerinde bulunur, hücrelerinde bulunmaz. Suda erimez. Bağırsık epitelinden doğrudan doğruya kanageçmezler. Bitkilerin depo ettiği besin maddesidir. Hayvanların çoğu sindirerek enerji hammaddesi olarak kullanır.

Selüloz: Bitki hücrelerinde bulunur. Suda erimez. Bağırsak epitelinden doğrudan kana geçmez. Geviş getiren memelilerde, bazı kuşlarda termitlerde (beyaz ıncalar) sindirilerek kullanılır. Ağaçların yapısının yaklaşık %50 si selulozdur.

Glikojen: hücrelerinde bulunur hayvansal nişasta da denir. En fazla karaciğer kaslarda bulunur. Hayvanların en hızlı kullanıldığı yedek enerji deposudur. Suda çözünür.

2) Yağlar (Lipidler): Lipidler C, H, O atomundan meydana gelir. Bazılarında fosfor azot gibi elementler de yer alır. Yapısındaki oksijen oranı şekerden azdır. Yapılarında yağ asitleri gliserol başka bazı maddeler bulunur.

3 yağ asidi+1 Gliserol _______ yağ+3 H2O

Yağ asitleri gliserol ile ester bağlarıyla bağlanır su açığa çııllar (dehidrosyon) Bir gliserol bağlanan yağ asitleri aynı olabileceği gibi farklı da olabilir. Bundan dolayı yağların birçok türevi meydana gelmiştir.

Yağlar suda hiç çözünmez ya da çok aç çözünürler. Aseton, eter, kloroform, benzen gibi organik çözücülerde çözünürler.
Hücrede enerji yapı maddesi olarak (hücre zarı) kullanılır. Ayrıca deri altında ısı kaybının önlenmesinde hayvanlarda çeşitli organların dış kısmının korunmasında görevlidir. Solunumla yakılmaları (oksidosyonların) sonucunda fazla miktarda mitebolik su açığa çıırlar. Bunun için özellikle kış uykusuna yatan uzun süre göç eden suyun az olduğu ortamlardayaşayan iyi bir depo enerji hammaddesidirler. Aynı zamanda hafif olduğundan uçmada hayvana avantaj sağlarlar.

Yağların yıkımı kullanımı uzun sürdüğünden hücreler enerji kaynağı olarak karbonhitratlardan sonra tercih edilirler.

En önemli lipidler yağ asitleri, yağlar (nötr yağları) fosfolipidler, steroidlerdir. Yağ asitleri en basit lipidled olup, uzun karbon zincirlerinde oluşurlar. Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş, çift bağ varsa doymamış yağ asitleri diye adlandırılırlar. Genellikle sıvı yağlar bitkisel kaynaklı olup, doymamış yağ asitleri içerirler. Katı yağlar ise genellikle hayvansal kaynaklı olup, doymuş yağlar asitleri içerirler. Doymamış yağların yüksek sıcaklık basınçta hidrojenle doğrulmasında margarinler elde edilir.Oleik asit, zeytinyağı başta olmak üzere birçok yağın yapısında bulunan, 18 karbonlu doymamış bir yağ asitidir. Linoleik asit ise ençok tohumlarda bulunan dolmamış yağ asitidir.

Butirik asit tereyağında, palmatik asit ise hem bitkisel hem hayvansal yağlarda bulunabilen doymuş yağ asitleridir.
Steroidler zorların yapısına katıldığı gibi vitamin hormon olarak da görev alırlar. Fosfolipidler hücre zarının önemli yeapı elemanlarıdır.

Yapılarda C, H, O N bulunur. Bazılharında 5 de yer alır. Yapı taşları 20 çeşit amino asittir. Basit bir protein yüzlerce amino asitin birleşmesi sonucu meydana gelir. Hücrelerin mokromeleküllerinde olup, yapı maddesidirler. Solunumla ancak zor durumlarda yakılırlar. Solunum ürünü olarak H2 O üre ürik asit H2S, CO2 NH3 gibi artıklar oluştururlar.

Amino asitlerin genel ülleri
üldeki “R” (radikal= kök) grubu 20 çeşit amino asitin hepsinde farklıdır.

Bütün amino asitlerde karboksit amino grubu bulunduğu için proteinler amino asitler hem baz özelliği gösterirler. Proteinle n sayıda (50-3.000 arasında) amino asitin bağları ile birleşmesinden oluşurlar.

A+………………………+A. Asit…………………..Protein (Polipeptit)+(n-
1) HO2

Proteindeki amino asitler birbirine bağlayan bağa peptid bağı denir. Peptit bağı 1. Amino asitin karboksil grubu ile 2. Amino asitin amin grubu arasında meydana gelir bu sırada bir su açığa çı. Peptit bağlarının tümü aynıdır. Ama miktarına bağlı olarak değişir.

Proteinler yapıcı onarıcı moleküllerdir. Az miktarda da enerji verici olarak kullanırlar. Organizmalar ancak uzun süren bir açlıkta proteinleri solunumda fazlaca yıkmaya başlarlar. Bu durumda hücrelerin protein sentezi protein yıkımından azdır. Her canlı hücre kendi proteinini sentezlemek zorunda çünkü proteinlerdeki amino asit sırasını DNA belirler.

Hücrede oluşan proteinlerin bir kısmı enzim bir kısmı hormon kısmı antı, bir kısmı ise yapısal görevler üzere özelleşmemişlerdir. Yapısal proteinler hücrenin çeşitli organellerinin yapısıda da bulunur.

Hücre zarının yapısında lipoprotein, glikoprotein gibi farklı protein bileşikleri vardır.

Vücutta düzenleştirici fonksiyon görürler. Bazıları enzimlerinin yapısına katılır. Sindirim sisteminde direk kana emilirler. Yeşil bitkiler ihtiyaç duyuldukları vitaminleri kendileri sentezler. İnsanlar hayvanlar vitamin sentezi çok azdır. Sadece bazı provitaminleri gerçek vitaminlere çevirebilinler. Çoğu vitamini dışarıdan hazır almaları gerekir.

Vitaminler çok az miktarda bile etkili olurlar. Eksikliklerinde çeşitli aksaklık hastalıklar ortaya çı. Çoğu zaman vitamin alınca ilgil aksaklık geçer. Ancak gelişme dönemindeki aksamlar kalıcı sonuçlar doğrulabilir.
Vitamin Adı | Önlediği Aksaklık
A vitamini Gece körlüğü
D vitamini Reşitizm (Kemiklerde bozukluk)
E vitamini Kısırlık üreme bozukluğu
K vitamini Kanın pıhtılaşması
B vitamini Beri beri kansızlık
C vitamini Skorbüt (diş etinde kanama)
PP vitamini Pellegra deri hastalığı

Vitaminler suda yağda eriyen olarak ikiye ayrılır. A D E K vitaminleri yağda çözünürler. Biraz daha uzun süre bozulmadan kalabilirler. Bunun için karaciğerde depolanır.

Bu grubu vitaminleri C vitamini suda çözünür. Uzun süre kalamaz. Özellikle C vitamini taze alınmalıdır. Isıtmakla, bekletmekle, metollere temasla değerlerinden kaybederler. Depolanmazlar, fazlası atılır.

Et, karaciğer, süt, yeşil sebzeler, bütün taze meyveler, tahıl ürünleri, peynir, tereyağı, yağı vb. Yeşil salatalar an zenğin vitamin kaynakları kabul edilirler.

Su madensel tuzlardır. Hem canlı vucudunda hem de cansız ortamda bulunur. Küçük moleküllü olup devamlı yeterince bulunurlar.

İnorganik maddelerdir. Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar. Enzimlerin yapısına katılırlar. Vitaminler birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar. Vücudumuzda CI, P, S N elementlerinin asit bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn Cu metollerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.

Organizmada az da olsa 15 kadar mineral maddeye ihtiyaç duyulur. Mineral maddelerin vücut içindeki görevini üç başlık altında toplayabiliriz.

1) Vücut içindeki bir çok enzimin hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar. Bunlar demir (Fe) fosfor (P) gibi elementlerdir.

2) Kemiklerin dişlerin normal olarak gelişmesini sağlar. Bunlar için gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum (Ca), fosfor (P) mağnezyum (Mg)

3) Vücut hücre sının osmatik basıncını düzenler. Bunlardan hücre içi da Sodyum (Na), klor (Cı), hücre dışı da potosyum (K), magnezyum (Mg) fosfor (P)

Vücudumuzun en önemli maddelerden biri sudur. Yaşa göre vücutlarının %40 - %75 sudur. Bu su dışarıdan alındığı gibi, vucutta ara ürün olarak oluşur, Bütün hücreler bir sulu çözeltide bulunur. Her tür madde değişim “doku sı” denilen bu çözeltiyle sağlar.

Canlılar İçin Suyun Önemi
a) Çok iyi bir çözücüdür.
b) Besin maddelerini taşın
c) Metebolizma olaylarını hızlandırır
d) Vücut ısısının fazlası dışarıya suyla atılır.
e) Besinlerin sindirimi suyla .
f) Birçok kimyasal reaksiyon için gereklidir.

kaynak: hayvanlar.us


Canlıların Besin Zinciri

Hayvanlar ( Latince; animadan türeyen animalia (çoğulu); yaşayan ya da ruh anlamında);

Latin Dili ı ile Yunan Dili ı iç içe iki ana bilim dalıdır Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latincenin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin yazınlarının yanı sıra Eskiçağ Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir.
biyolojik
Biyoloji, yaşayan ya da fosil canlıları, canlıların yaşam süreçlerini bütün fiziko-kimyasal yönleriyle yaşamı inceleyen bilim dalı. Biyoloji, konusunun enginliği nedeniyle başlangıçtan bu yana, incelediği canlı gruplarına, konuya yaklaşma biçimine yaşam süreçlerini organ, doku, hücre ya da hücre bileşenleri düzeyinde ele alışına göre çeşitli dallara alt dallara ayrılmıştır.
sınıflandırmada Metazoa ya da hayvanlar alemi olarak bilinen büyük
canlılar grubudur. Genellikle çevrelerine uyum sağlayan diğer canlılarla beslenen
çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı
Embriyo, (Yunanca: έμβρυο[tohum]) çok hücreli diploid ökaryotlarda gelişimin ilk basamaklarından biri. sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot, çift sarmallı DNA moleküllerini içerir. Bitkiler, hayvanlar, bazı protistlerde zigot mitozla bölünerek çok hücreli canlıyı oluşturur. Embriyo terimi, bu gelişimin zigotun bölündüğü zamanla, gelişim basamağının başka basamağa geçmesine kadar olan ilk zamanlarını anlatmak için kullanılır.
metamorfozlar geçirmesiyle gelişir.
metamorfoz : Fransızca metamorfoz (metamorphose) sözü çeşitli bilim dallarında kullanılmaktadır. Bu söz için TDKnın önerisi başkalaşma veya değişmedir
Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Genellikle yer değiştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, içgüdüleriyle hareket eden akıldan yoksun canlılar. Bugün bir milyona yakın türü bilinmektedir.
Amip gibi gözle görülemeyecek kadar küçüklerinin yanısıra
(Amoeba); Alm. Amöbe, Fr. Amibe, İng. Ameba. Familyası: Amipgiller (Amobidae). Yaşadığı yerler: Su su birikintilerinde bağımsız, insan hayvanlarda parazit olarak yaşarlar. Özellikleri: Mikroskobiktir (gözle görülmez). Çeşitleri: Bağımsız veya asalak yaşayan çok çeşidi vardır. Tatlı su amibi (Amoeba proteus) Dizanteri amibi (Entamoeba histolytica) en çok nanlarıdır.
fil
Fil Alm. Elefant (m), Fr. Éléphant (m), İng. Elephant. Familyası: Filgiller (Elephantidae) Yaşadığı yerler: Afrika Güney Asya’nın orman sık otlaklarında. Özellikleri: Uzun hortumlu, iki üst kesici dişleri uzamış, kuyruğunda bir tutam kıl bulunan, geniş kulaklı bir . Ömrü: 70-80 yıl. Çeşitleri: Asya (Hindistan) fili (Elephas maximus), Afrika fili (Elephas africanus), Mamut (Elephas primigenius).

Karada yaşayan memelilerin en iri güçlü ha
balina gibi dev yapılı olanları da mevcuttur. Çevremizde hergün kaşılaştığımız
BALİNA (Balaena);

Alm.Walfisch, Fr. Baleine, İng. Whale. Familyası: Balinagiller (Balaenidae). Yaşadığı yerler: Sürüler halinde, çoğunlukla soğuk okyanuslarda yaşar. Özellikleri: 30 metre boyunda, 200 ton ağırlıkta olanları vardır. Suda yaşayan sıcak kanlı memelilerdir. Yavrularını doğurur sütle beslerler. Ömrü: 70-90 yıl. Çeşitleri: İspermeçet, gagalı, katil balinalar ile yunuslar dişli balinalardandır. Mavi balina, kambur balina, Grönland balina
kedi,
Kedi Yaşadığı yerler: Madagaskar hariç, Eski Yeni Dünya kıtalarında evcil yabani olarak. Özellikleri: Etçil bir memeli. Ön ayakları beş, arka ayakları dört parmaklıdır. Pençelerini içeri çekebilme özelliğine sahiptir. Sıçrayıcı, tırmanıcı yüzücüdür. Ömrü: 20-22 yıl. Çeşitleri: Avrupa kedisi (Felis silvetris), Afrika kedisi (Felis chaus), Manx kedisi, Pers kedisi, kedisi, Siyam kedisi en Ünlülarıdır.

Kedigiller familyasından, evcil yabanileri olan etçil bir m
,
Yaşadığı yerler: Evcil vahşi olarak dünyanın hemen hemen her yerinde. Özellikleri: Keskin koku alma işitme kabiliyetli etçil bir memeli. Sahibine bağlılığı ile şöhret bulmuştur. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Görünüş büyüklükleri farklı 100’den fazla ırkı vardır. Çoban köpeği, av köpeği, buldog, polis köpeği, Saint Bernard köpekleri Ünlüdur.

Etçiller (Carnivora) takımının, köpekgiller familyasından bir memeli türü. Çok eski çağlardan beri evcilleştirilmiştir. Görünüş
at
, hep omurgalı canlılardır.

Biyologlar her ne kadar bitkilerle hayvanları birbirinden ayıran bazı özellikler saymışlarsa da, bunları birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Hele mikroskobik olan bitki hayvanlar incelendikçe zorluk daha çok artar. Hayvanlar besinlerini bulmak, barınmak düşmanlarından kaçmak için hareket ederse de, sünger mercanlar oldukları halde yer değiştirmezler. Su yosunu gibi bazı bitkiler üreme hücreleri hayvanlar gibi hareket ederler. Yeşil renkli bitkilerde klorofil maddesi bulunursa da bir olan yeşil hidrada da vardır. Mantar gibi bazı bitkilerde ise klorofil hiç bulunmaz. Bitkiler besinlerini kök gibi dış organlarla alır. Kabuklulardan olan sakkülina hayvancığı da besinlerini köke benzer organlarıyla alır. O halde hayvanların çoğunun besinlerini ağız sindirim aygıtlarıyla alması, ayrıca bir fark olamaz. Hayvanlarda sinir sistemi bulunur. Bitkiler bundan mahrumsa da amip gibi bir hücreli hayvanlarda da sinir sistemi bulunmaz. hücrelerinde selüloz zarı bulunmaz. Bununla beraber birçok su yosunlarının üreme hücrelerinde de yoktur. Hayvanlarda büyüme sınırlı, bitkilerde sınırsızdır. Sınırsız büyüme, ancak gelişmiş bitkiler için geçerlidir.

Hayvanların organ vücut yapıları yaşadıkları ortama uygun olacak şekildedir. Suda yaşayanların vücutları mekik gibidir. Vücutlarında kıl tüy bulunmaz. Çoğu solungaç solunumu yapar. Kara hayvanlarının vücutları kıl veya pullarla örtülü olduğu gibi kuşlarda da kanat tüyler bulunur. Çoğunun rengi yaşadığı ortama uyum sağlar. Düşmanlardan gizlenmek için bukalemun gibi değiştirenleri de vardır. Deniz hidrası, sünger mercan gibi bazı hayvanlar tomurcuklanma ile ürer. , kurbağa, semender, kertenkele, yılan, timsah, kaplumbağa, kuş yumurtlayarak çoğalırlar. Memeli hayvanlar ise, yavrularını doğururlar. Evcil hayvanların çoğunu memeliler veya teşkil eder.

Her ın düşmanlarından korunacak, avını yakalayacak silahı vardır. Boynuz, çifte, pençe, gaga, diş birer savunma organı olduğu gibi yılan akrepler de zehirlerini avlanma korunmada kullanırlar. Mürekkep balığı ahtapotlar da, tehlike anında mürekkep kesesinin salgısı olan siyah bir boyayı suya püskürtürler. Böylece düşmanlarıyla aralarında bir boya perdesi meydana getirirler. Salgıladığı boyanın hasmına verdiği şınlıktan istifade ederek de hızla oradan uzaklaşırlar. Afrika çekirgesi, düşmanına şı köpüklü kimyevi bir sıvı fışkırtır. Benzer bir mekanizma bombardıman böceklerinde de görülür. Arka kısmında bulunan namluya benzer organını istediği tarafa çevirebilir. Büyük bir gürültüyle patlayan namludan 100°C sıcaklığında bir yı düşmanına fışkırtır. Kokarcanın kokusuyla pislenmiş bir , avlanmakta zorluk çeker. Avları, kokusunu uzaktan duyduğundan kaçarlar. Kokusu haftalarca çıkmaz. Açlıktan ölme tehlikesi geçirir. Bir daha kokarcayla şılaşınca kaçmayı tercih eder. Amerika kıtasına mahsus olan mufit, gayet pis bir koku yayar. Bunun fışkırttığı sıvı kokarcanın sından daha tehlikelidir. Çünkü insan vücuduna temas ettiği yerlerde gayet şiddetli bir iltihap ızdırap meydana getirir.

Vücud ısıları çevreye faaliyetlerine bağlı olarak değişen hayvanlara soğukkanlı veya değişken ısılı (poikilotherm); buna şılık vücut ısıları sabit olanlara ise, sıcakkanlılar (homoiyotherm) denir. Kuş memeliler sıcakkanlıdır. İnsan da sıcakkanlı olup vücut ısısı 37°C’dir.

Bazı sıcakkanlı hayvanların vücut ısısı (°C hesabıyla): At: 37,7, balina: 36,7, güvercin: 41-43, inek: 38,5-39,5, kedi: 38-39,5 serçe: 44, şahin: 40.

Bazı hayvanların normal ömrü: Adatavşanı: 50 yıl, arslan: 35 yıl, asya fili: 70 yıl, at: 40-60 yıl, ayı: 25-30 yıl, devekuşu: 70 yıl, dev kaplumbağa: 150-200 yıl, eşek: 60-106 yıl, kargalar: 100 yıl, karaca: 15 yıl, kanarya: 34 yıl, leylek: 70 yıl, sazan: 100 yıl, papağan: 60-100 yıl, turnabalığı: 100 yıl.

çe

İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MÖ 383- 322 yıllarında Aristo “hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir” diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düdşünce 2000 yıl sürmüştür. 1627- 1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linnenin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir. 100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866da Haeckelin filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır. Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde mlanmış sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000ini omurgasızlar oluşturmaktadır. Geri kalan fosilllerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000i Vertebrataya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.

Hayvanlar aleminin Sınıflandırılması

İlim adamları bir milyona yakın çeşidi keşfetmişler daha da yenileri keşfedilmektedir. Hayvanların sayıları da türden türe değişir. Hayvanlar hemen hemen dünyanın her yerine yayılmışlardır. Kutuplardaki buzullardan ekvator bölgelerine, basıncın insanın dayanamayacağı kadar yüksek olduğu okyanus diplerinden atmosfer yoğunluğunun çok az olduğu yüksek dağların zirvelerine kadar her yerde yaşarlar.

Hayvanların büyüklükleri de oldukça değişiktir. İnsan akyuvarlarının içinde yaşayan hayvanlar 30 metreden büyük balinalar vardır.

Sistemli bir metodla hayvanların sınıflandırılması, onların incelenmesinde büyük kolaylıklar sağlar. Böylece yeni keşfedilen türler, bilinenlerle olan münasebetine göre uygun bir sınıfa konur.

Hayvanların bitkilerin hususiyetlerine sahib olan bazı canlılar vardır ki, bunların sınıflandırılması zordur. Bunlardan bir tanesi bir tatlı su canlısı olan öğlenadır. Kamçısı ile suda hareket edebilir. Fakat bu canlı klorofil maddesi ihtiva eder. Bundan dolayı öğlenayı botanikçiler bitki, zoologlar olarak kabul eder. Kış uykusuna yatan, göç eden, geviş getiren, elektrik ışık üreten çeşitli grupları vardır. Mevsimlere bağlı olarak değiştirenler, kilerlerinde kışlık yiyecek depo edenler, köle kullananlar da mevcuttur. Ayı gerçek manada kış uykusuna yatmaz. Kırlangıç leylekler soğuklar yaklaşınca sıcak ülkelere göç eder. Koyun, keçi, deve gibi hayvanların mideleri birkaç bölmeli olduğundan geviş getirerek besinlerini ikinci bir öğütmeye tabi tutarlar. At geviş getirmez. Gelincik, avlarını felçleştirerek canlı olarak kilerlerinde depolar. Bugün halen keşfedilememiş yüzlerce türü vardır.

Hayvanlar Alemi

1. Omurgalılar

a. Memeliler

b.

c. Sürüngenler

d. Amfibyumlar

e. Balıklar

2. Eklembacaklılar

a. Böcekler

b. Örümcekler

c. Çok ayaklılar

d. Kabuklular

3. Yumuşakçalar

a. Kafadanbacaklılar

b. ındanbacaklılar

c. Yassı solungaçlılar

4. Derisidikenliler

a. Denizkestaneleri

b. Denizyıldızları

c. Yılanyıldızları

d. Denizhıyarları

e. Denizlaleleri

5. Solucanlar

6. Selentereler (Sölentereler)

7. Süngerler

8. Bir Hücreliler

a. Kökbacaklılar

b. Kamçılılar

c. Haşlamlılar

d. Sporlular

Hayvanlarda yavru sevgisi:

Hayvanlar yavrularına hiçbir zarar vermeden, tahriş yapmadan uzak yerlere götürebilirler.

Yarasalar emin yer bulana kadar 2-3 gün yavrularını sırtlarında taşırlar.

Aksilokop adlı böcek yumurtladıktan hemen sonra ölür. Yavrusunu hiç görmez. Buna rağmen yumurtadan çıkacak yavrusuna gösterdiği ihtimam dikkate şayandır. Yavrusu bir sene gıdasını temin edecek yapıda yeteneğe dahip değildir. Bundan dolayı anne, bir ağaç parçasında uzunca bir oyuk meydana getirir. Çiçek yapraklarını bazı yumuşak dalları buraya doldurmaya başlar oraya bir bırakır. Sonra ağaçtan çıkardığı tozları hamur haline getirip tavan yapar. Bundan sonra başka bir yuva yapmaya koyulur. Buraya bıraktığı yiyecekler bu yavruya tam bir sene yeter.

Eşek arısı toprakta kazdığı çukura yumurtasını bırakmadan evvel avladığı hayvanları da yumurtanın yanına bırakır. Sonra üstünü örter.

Yapılan bir araştırmada, bir serçenin yeni çıkmış yavrusuna gıda aramak için 700’den fazla sefer yaptığı tesbit edilmiştir.

Yavrularının kaybolması üzerine hayvanlardaki hüzün, insanlardan daha çok olduğu tahmin edilmektedir.

At, yavrusu öldüğünde acı acı kişner, gözlerinden yaşlar akar, cesedinin başına kimseyi yaklaştırmaz. Gömdükten sonra başında bekler. Yemeden içmeden kesilir. Bazılarında bu üzüntü keder, ölümle neticelenir.

Tavuk, kaz, gibi hayvanların yavrularını vermemek için insanlara saldırdığına çok sık rastlanır.

domuzu avında, domuzlar, yavrularını bırakıp kaçmıyorlar, bilakis yavrularını burunları ile iterek kaçmalarını sağlıyorlar.

Kangurunun tehlike görünce yavrularını karnındaki torbaya doldurup kaçtığı bilinmektedir.

Memeliler yavrularıyla saatlerce neşe içinde oynarlar.

Hayvanlarda haberleşme:

Hayvanlar, aralarında haberleşmek için çeşitli usuller kullanırlar. Bu bazan sesle, bazan hareketle, bazan da koku, veya ışık sinyalleriyle gerçekleşir. Hayvanların bir kısmı bir çeşit mors alfabesi ile konuşur. Birçok türü de yaydıkları elektrik sinyalleriyle haberleşirler. Pekçok sayıda tatlı su balığı elektrik sinyalleri yayar. Bunlarla karanlıkta yollarını bulur birbirleriyle haberleşirler. Yaşayan çeşidi kadar lisan çeşidi mevcuttur. Her türü, kendine has bir dil ile anlaşılır.

Sinyali alan , bunun hangi anlama geldiğini anlayarak harekete geçer. Haberleşmenin aynı cins hayvanlar arasında olması, kısa öz olması önemlidir. Haberleşmede sinyaller; cinsel çağrı, korunma, rakibini tehdit , birbirini ma, besinin yerini bildirme, tehlikeyi verme gibi maksatlarla kullanılır. Böceklerin çoğu, vücudun eğe şeklindeki bir kısmını cisme vurarak, kas ı ile bir zarı titreterek çıırlar. Ateş böceği gibi hayvanlar da ışık sinyalleriyle haberleşirler.

Son zamanlara kadar balıklar dilsiz sanılırdı. Fakat yapılan araştırmalar birçok balığın yüzgeçleri, dişleri, kemikleri, yüzme keseleri, solungaç veya kaslarıyla ilginç sesler çıkardığını gösterdi. Amazon Nehrinin sularında gibi cıvıldayan, trampet çalan, tabanca ateşi veya hırlamaları gibi sesler çıkaran balıklar vardır. İşitme organları “labiren” denen bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibarettir. Bununla sudaki titreşimlerini işitirler.

Kuzusunu kaybeden koyun, meleyerek yavrusunu arar. Geyikler bir tehlikenin varlığını ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarına duyururlar. Tavşanlar da, kızgınlık veya alarm işareti vermek için arka ayaklarını sertçe yere vururlar. Yunuslar, su altında çeşitli sinyaller çıkararak haberleşirler. ın çoğu öterek, leylek gagasını takırdatarak hemcinsleriyle anlaşır. Miyavlamak, kişnemek, havlamak, böğürmek çeşitli hayvanların lisanıdır. Kunduzlar, geniş yassı kuyruklarını tehlike durumunda suya çarparak çıkardığı seslerle arkadaşlarını rlar. Bir geyik, kuyruğunu aniden kaldırıp beyaz kısmını göstererek yavrusuna “Beni et!” demek ister. Tropik bölgelerde yaşayan “ağaç ıncaları”, ağaç kabuklarına yapraklara vurmak suretiyle ağaçtan ağaca birbirleriyle konuşurlar. Ağaç galerilerde yaşayan böcekler başlarını sert zemine vurarak haberleşirler. Eski mobilya ahşap eşyalarda bazan koro halinde başlarını vurmaya başlarlar. Gecenin sessizliğinde hastaları ürkütürler.


Bu makale, kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedianın çe versiyonu Vikipedideki Hayvanlar maddesinden kopyalanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında özgürce kullanılabilir.

kaynak: hayvanlar.us


Hayvanlar Alemi Sınıflandırması

ÖTÜCÜ KUŞLARIN EN ASİLİ :SAKA (CARDUELİS CARDUELİS)



m: Saka kuşu (carduelis carduelis, european goldfinch eng.) ispinozgiller familyasından taneci, ötücü bir kuş türü .
Morfolojik Yapı: Yüzün ön kısmında kırmızı renkli maske , kanat teleklerinin yanlarındaki sarı şerit göz başın üstünden boyun altına kadar uzanan siyah bir atkı bulunur.Vücut kahve tonlarında tüylerle bezenmiştir,kanat telekleri siyah üstünde beyaz benekler mevcuttur,kuyruk yine siyah uç kısmında 4-6 beyaz benek(badem)bulunur,ın altı beyazdır, ana hatları ile böyle olmakla beraber mevsim cins beslenme rejimine göre değişiklik gösterebilir.
Cinsleri: Her yöreye ait yerli sakalar olmakla beraber göçle gelen değişik cinsleri de mevcuttur.

Anadolu sakası(kömürcü, dikencil, kınalı):


Küçük boyutlu hareketli insana yakın bir cinstir.Kafese alıştırılması yavru alınması kolaydır.




Akdeniz sakası(Akhisar, Antalya,İzmir,Çukurova sakası):

Akdeniz e kıyı bölgelerde yetişen ılıman iklime uyum sağlamış erken eşe gelen melez alınması en kolay olan cinstir.




Sibirya sakası(c.carduelis major, kasım sakası ,geçim sakası):

Türün en iri en görünüşlü olanıdır adından anlaşılacağı gibi yazları Rusya steplerinde ürer çoğalır,sert geçen iklim şartlarını atlatmak için Kuzey Afrika ya göçer bu göç Kasım Aralık aylarına denk gelir göç yolları üzerinde yakalanabilir . Kafese en zor alışan en yabani cinstir melez alınması da zordur.


Ak gerdan sakası:

Gaga altından boyun altına kadar ki bölümde beyaz şerit bulunur bu bölgedeki siyah şalı keser, yine bir göç sakasıdır özellikle Marmara bölgesinde çokça yakalanır.



Himalayan sakası:

ötüşte farklılık gösterir isminden anlaşıldığı gibi Himalaya dağlarında farklılaşmış bir cinstir . Vücut hatları aynı olmakla beraber kafadaki siyah atkı ya silik yada yoktur.



Efsane beyaz saka:

Çokca sözü edilen boyalı olduğu veya mama ile beyazlatıldığı söylenen bu saka aslında genetik olarak her canlıda bulunabilen albinizm sonucudur dikkat edilirse göz rengi kırmızıdır aynı kuş dükkanlarındaki kırmızı gözlü beyaz muhabbet ı gibi . Halihazırda İtalya da bu rengi üreten Angelo Fumigalli ile sıkça mailleşmekte üretim teknikleri konusunda bilgi alışverişinde bulunmaktayım.


Yaşadığı yerler: Avrupa, Batı Asya Kuzey Afrika , fundalıklar, makilikler,Sibirya stepleri,dikenlik açık alanlar akarsu başları.Şehir yaşamına da uyum sağlayanlar mevcuttur.
Beslenme biçimi : Senelik bitki türlerinin tohumları,çeşitli meyveler,küçük böcek larvaları(seyrek),özellikle dikenli bitkilerin yağlı yüksek protein içeren tohumları ile beslenir, olarak taneci gaga yapısına sahiptir.
Ömrü: Doğal ortamında 6-8 yıl, kafes şartlarında 14 seneye kadar yaşayanı mevcuttur.
Cinsiyet ayrımı: Erkekler iri, parlak tüylü,daha uzun gagalıdır,kına renkli maskesi göz dikey hizasının arkasına kadar uzanır,gaganın başla birleştiği bölümdeki bıyık benzeri tüyler siyah renklidir,ayrıca kanatların beden ile birleştiği bölümdeki üst yüzey tüyleri erkeklerde koyu dişilerde kahverengine kaçar.Solda görülen kuş dişi sağdaki ise bir



Üreme Çoğalma: Geç ilkbahar Nisan Mayıs ayları,senede 4 ına kadar yavru verebilirler,fincan büyüklüğündeki yuvaya 4-6 yapar genelde hepsini doldurur 14. günde yavrular yumurtadan çı .Yavrular yumurtadan çıktıktan 15 gün sonra yuvadan uçar .İlk başta yüz alın ense tüyleri boz renklidir ilk tüyde normal rengini alır.



Yakalanması: Genelde 4, 6, 8 kazıklı tabir edilen ağların içine pataryalık (çağırıcı)diye tabir edilen bir saka yerleştirilerek yakalanır, ayrıca üstüne kapan yerleştirilmiş özel kafeslerin içine yerleştirilen çağırıcı bir kuş ıyla da yakalanır. Bölgesel kişisel yakalama metotları da mevcuttur.


Evcilleştirme: Yakalanan sakalar önce büyük salmalarda eski sakalar ile veya kanaryalar ile bir hafta kadar barındırılmalıdır, bu işlemin sebebi kuşu yeme alıştırmaktır salmadaki su büyük bir kapta taze olmalıdır.Daha sonra çift kafeslerin birine yine eski kuşlarla beraber salınır,normal suluk yanında büyük bir su kabı unutulmamalıdır bundaki amaçta ı suluğa alıştırmaktır. Dikkat edilecek bir diğer konu kafese konulan yabani kuştaki stres faktörüdür bunun için suyuna oksitetrasiklin içeren bir preparat vitamin konulmalıdır.Unutmayın ki sakayı öldüren strestir. Daha sonra tek kafese alınan saka artık yeme suya alışmıştır ne yazık ki bu arada ın yarısı telef olmaktadır.Kafesi insan baş seviyesinden otuz santim kadar yukarı asmalı ,doğal gün ışığıyla yatıp uyanması sağlanmalıdır.Kafese salınan kuşa elle dokunmamalı kuşu rahatsız edecek ani hareketlerde bulunulmamalıdır.Saka kafesinin iki yeri vardır biri dışarıda biri içerde dışarı asıldığı yerde kesinlikle rüzgar almamalıdır.Saka kafesi taşınırken yine baştan yukarda taşınması faydalıdır.Belli bir süre sonra yavaş yavaş ötmeye başlar insandan zarar görmeyeceğine inanan saka artık kafes kuşu olmuştur. Kuşunuzun kafesinin altına veya mamalığına koymayı ihmal etmeyin altına gazete kağıdı sermeyin bunu yiyip rahatsızlanabilir.Yeşil vermeyi ihmal etmeyin ben nane tercih ediyorum taze meyveler özellikle incir çok sevdiği bir besin türüdür.Gaga taşı verilmeli suyuna haftada bir defayı geçmeyecek şekilde tetrasiklin türü bir antibiyotik konulmalıdır.


Üretim: Kafes şartlarında üretim zordur, Avrupalı üreticiler (ör.Angelo Fumigalli)genelde 2*2*1.1 metre ölçülerinde salmalarda üretim yapmaktadırlar bu salmalara bodur ağaçlar yerleştirmekte eşe atılacak dişi sakaları Kasım ayında bu salmalara atıp kışı beraber geçirmelerini sağlamaktadırlar.Kafeste üretime uygun çiftler yine kafeste çıkmış dişi erkekten olmaktadır yunanlı bir üreticiyle görüşmüştüm o bu özellikte ı İtalyadan getirtip ikinci sezonda zorda olsa birkaç yavru aldığını belirtmişti.Kafesin içerisine plastik çam benzeri bazı yapma dallar koyarak ortamı doğallaştırmaya çalışmış.Ben , toplayıp kanarya melez altında çıkaran saka meraklılarından aldığım dişilerle doğadan yakalanmış erkekleri çiftleştirip yavru aldım fakat yumurtaları kendilerine baktıramadım.İtalyadan bir çift getirtmek için girişimde bulundum fakat İtalya gümrüğü yabani diye izin vermedi AB ye girersek belki daha kolay olur.


Melezleme:
Saka meraklılarının en büyük uğraşı bu yöndedir bunun sebebi melez azmanlığı diye bilinen biyolojik güzelliktir . Melezler hem daha iyi öter hem de daha dayanıklı olurlar. Melez kuş elde etmek için saka x dişi kanarya , kanarya x dişi saka eşleştiri


Saka Kuşu