Hayvanlar Alemi ve Sınıflandırması
|
Hayvanlar ( Latince; animadan türeyen animalia (çoğulu); yaşayan ya da ruh anlamında);
Latin Dili
ve Edebiyatı ile Yunan Dili
ve Edebiyatı iç içe iki ana bilim dalıdır
ve Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latincenin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin
ve yazınlarının yanı sıra Eskiçağ
ve Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir.
biyolojik
Biyoloji, yaşayan ya da fosil canlıları, canlıların yaşam süreçlerini
ve bütün fiziko-kimyasal yönleriyle yaşamı inceleyen
temel bilim dalı. Biyoloji, konusunun enginliği nedeniyle başlangıçtan bu yana, incelediği canlı gruplarına, konuya yaklaşma biçimine
ve yaşam süreçlerini organ, doku, hücre ya da hücre bileşenleri düzeyinde ele alışına göre çeşitli dallara
ve alt dallara ayrılmıştır.
sınıflandırmada Metazoa ya da hayvanlar alemi olarak bilinen büyük
Classification
canlılar grubudur. Genellikle çevrelerine uyum sağlayan ve diğer canlılarla beslenen
Canlı, Ccanı olan, diri, yaşayan: ortak özelliklere sahip maddelere verilen isimdir. Bunlar “yaşam” denilen
ve nasıl oluştuğu hala çözülemeyen gizin
temel öğesidir.
çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı
Embriyo, (Yunanca: έμβρυο[tohum]) çok hücreli diploid ökaryotlarda gelişimin ilk basamaklarından biri.
Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot, çift sarmallı DNA moleküllerini içerir. Bitkiler, hayvanlar,
ve bazı protistlerde zigot mitozla bölünerek çok hücreli canlıyı oluşturur. Embriyo terimi, bu gelişimin zigotun bölündüğü zamanla, gelişim basamağının başka basamağa geçmesine kadar olan ilk zamanlarını anlatmak için kullanılır.
metamorfozlar geçirmesiyle gelişir.
metamorfoz : Fransızca metamorfoz (metamorphose) sözü çeşitli bilim dallarında kullanılmaktadır. Bu söz için TDKnın önerisi başkalaşma veya değişmedir
Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Genellikle yer değiştirerek hareket eden, organik maddelerle beslenen, içgüdüleriyle hareket eden akıldan yoksun canlılar. Bugün bir milyona yakın hayvan türü bilinmektedir.
Çekirdek zarı olan organizmalardır.
Amip gibi gözle görülemeyecek kadar küçüklerinin yanısıra
(Amoeba); Alm. Amöbe, Fr. Amibe, İng. Ameba. Familyası: Amipgiller (Amobidae). Yaşadığı yerler: Su
ve su birikintilerinde bağımsız, insan
ve hayvanlarda parazit olarak yaşarlar. Özellikleri: Mikroskobiktir (gözle görülmez). Çeşitleri: Bağımsız veya asalak yaşayan çok çeşidi vardır. Tatlı su amibi (Amoeba proteus)
ve Dizanteri amibi (Entamoeba histolytica) en çok
tanınanlarıdır.
fil ve
Fil Alm. Elefant (m), Fr. Éléphant (m), İng. Elephant. Familyası: Filgiller (Elephantidae) Yaşadığı yerler: Afrika
ve Güney Asyanın orman
ve sık otlaklarında. Özellikleri: Uzun hortumlu, iki üst kesici dişleri uzamış, kuyruğunda bir tutam kıl bulunan, geniş kulaklı bir
hayvan. Ömrü: 70-80 yıl. Çeşitleri: Asya (Hindistan) fili (Elephas maximus), Afrika fili (Elephas africanus), Mamut (Elephas primigenius).
Karada yaşayan memelilerin en iri
ve güçlü ha
balina gibi dev yapılı olanları da mevcuttur. Çevremizde hergün kaşılaştığımız
BALİNA (Balaena);
Alm.Walfisch, Fr. Baleine, İng. Whale. Familyası: Balinagiller (Balaenidae). Yaşadığı yerler: Sürüler halinde, çoğunlukla soğuk okyanuslarda yaşar. Özellikleri: 30 metre boyunda, 200 ton ağırlıkta olanları vardır. Suda yaşayan sıcak kanlı memelilerdir. Yavrularını doğurur
ve sütle beslerler. Ömrü: 70-90 yıl. Çeşitleri: İspermeçet, gagalı, katil balinalar ile yunuslar dişli balinalardandır. Mavi balina, kambur balina, Grönland balina
kedi,
Kedi Yaşadığı yerler: Madagaskar hariç, Eski
ve Yeni Dünya kıtalarında evcil
ve yabani olarak. Özellikleri: Etçil bir memeli. Ön ayakları beş, arka ayakları dört parmaklıdır. Pençelerini içeri çekebilme özelliğine sahiptir. Sıçrayıcı, tırmanıcı
ve yüzücüdür. Ömrü: 20-22 yıl. Çeşitleri: Avrupa
yaban kedisi (Felis silvetris), Afrika
yaban kedisi (Felis chaus), Manx kedisi, Pers kedisi,
Van kedisi, Siyam kedisi en Ünlülarıdır.
Kedigiller familyasından, evcil
ve yabanileri olan etçil bir m
köpek,
Köpek Yaşadığı yerler: Evcil
ve vahşi olarak dünyanın hemen hemen her yerinde. Özellikleri: Keskin koku alma
ve işitme kabiliyetli etçil bir memeli. Sahibine bağlılığı ile şöhret bulmuştur. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Görünüş
ve büyüklükleri farklı 100den fazla
köpek ırkı vardır. Çoban köpeği, av köpeği, buldog, polis köpeği, Saint Bernard köpekleri Ünlüdur.
Etçiller (Carnivora) takımının, köpekgiller familyasından bir memeli türü. Çok eski çağlardan beri evcilleştirilmiştir. Görünüş
at ve
At Alm. Pferd (n), Fr. Cheval, İng. Horse. Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında Mustang
ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde Prezevalski denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. Özellikleri: Küçük başlı
ve kısa kulaklıdır. Yelesi
ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Midilli atları koç iriliğindedir. Ömrü: 40-60 sene. Çeşitleri: En meşhuru Arap, İngiliz
ve Midilli atıdır.
kuşlar, hep omurgalı canlılardır.
Biyologlar her ne kadar bitkilerle hayvanları birbirinden ayıran bazı özellikler saymışlarsa da, bunları birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Hele mikroskobik olan bitki ve hayvanlar incelendikçe zorluk daha çok artar. Hayvanlar besinlerini bulmak, barınmak ve düşmanlarından kaçmak için hareket ederse de, sünger ve mercanlar hayvan oldukları halde yer değiştirmezler. Su yosunu gibi bazı bitkiler ve üreme hücreleri hayvanlar gibi hareket ederler. Yeşil renkli bitkilerde klorofil maddesi bulunursa da bir hayvan olan yeşil hidrada da vardır. Mantar gibi bazı bitkilerde ise klorofil hiç bulunmaz. Bitkiler besinlerini kök gibi dış organlarla alır. Kabuklulardan olan sakkülina hayvancığı da besinlerini köke benzer organlarıyla alır. O halde hayvanların çoğunun besinlerini ağız ve sindirim aygıtlarıyla alması, ayrıca bir fark olamaz. Hayvanlarda sinir sistemi bulunur. Bitkiler bundan mahrumsa da amip gibi bir hücreli hayvanlarda da sinir sistemi bulunmaz. Hayvan hücrelerinde selüloz zarı bulunmaz. Bununla beraber birçok su yosunlarının üreme hücrelerinde de yoktur. Hayvanlarda büyüme sınırlı, bitkilerde sınırsızdır. Sınırsız büyüme, ancak gelişmiş bitkiler için geçerlidir.
Hayvanların organ ve vücut yapıları yaşadıkları ortama uygun olacak şekildedir. Suda yaşayanların vücutları mekik gibidir. Vücutlarında kıl ve tüy bulunmaz. Çoğu solungaç solunumu yapar. Kara hayvanlarının vücutları kıl veya pullarla örtülü olduğu gibi kuşlarda da kanat ve tüyler bulunur. Çoğunun rengi yaşadığı ortama uyum sağlar. Düşmanlardan gizlenmek için bukalemun gibi renk değiştirenleri de vardır. Deniz hidrası, sünger ve mercan gibi bazı hayvanlar tomurcuklanma ile ürer. Balık, kurbağa, semender, kertenkele, yılan, timsah, kaplumbağa, kuş yumurtlayarak çoğalırlar. Memeli hayvanlar ise, yavrularını doğururlar. Evcil hayvanların çoğunu memeliler veya kuşlar teşkil eder.
Her hayvanın düşmanlarından korunacak, avını yakalayacak silahı vardır. Boynuz, çifte, pençe, gaga, diş birer savunma organı olduğu gibi yılan ve akrepler de zehirlerini avlanma ve korunmada kullanırlar. Mürekkep balığı ve ahtapotlar da, tehlike anında mürekkep kesesinin salgısı olan siyah bir boyayı suya püskürtürler. Böylece düşmanlarıyla aralarında bir boya perdesi meydana getirirler. Salgıladığı boyanın hasmına verdiği şaşkınlıktan istifade ederek de hızla oradan uzaklaşırlar. Afrika çekirgesi, düşmanına karşı köpüklü kimyevi bir sıvı fışkırtır. Benzer bir mekanizma bombardıman böceklerinde de görülür. Arka kısmında bulunan namluya benzer organını istediği tarafa çevirebilir. Büyük bir gürültüyle patlayan namludan 100°C sıcaklığında bir sıvıyı düşmanına fışkırtır. Kokarcanın kokusuyla pislenmiş bir hayvan, avlanmakta zorluk çeker. Avları, kokusunu uzaktan duyduğundan kaçarlar. Kokusu haftalarca çıkmaz. Açlıktan ölme tehlikesi geçirir. Bir daha kokarcayla karşılaşınca kaçmayı tercih eder. Amerika kıtasına mahsus olan mufit, gayet pis bir koku yayar. Bunun fışkırttığı sıvı kokarcanın sıvısından daha tehlikelidir. Çünkü insan vücuduna temas ettiği yerlerde gayet şiddetli bir iltihap ve ızdırap meydana getirir.
Vücud ısıları çevreye ve faaliyetlerine bağlı olarak değişen hayvanlara soğukkanlı veya değişken ısılı (poikilotherm); buna karşılık vücut ısıları sabit olanlara ise, sıcakkanlılar (homoiyotherm) denir. Kuş ve memeliler sıcakkanlıdır. İnsan da sıcakkanlı olup vücut ısısı 37°Cdir.
Bazı sıcakkanlı hayvanların vücut ısısı (°C hesabıyla): At: 37,7, balina: 36,7, güvercin: 41-43, inek: 38,5-39,5, kedi: 38-39,5 serçe: 44, şahin: 40.
Bazı hayvanların normal ömrü: Adatavşanı: 50 yıl, arslan: 35 yıl, asya fili: 70 yıl, at: 40-60 yıl, ayı: 25-30 yıl, devekuşu: 70 yıl, dev kaplumbağa: 150-200 yıl, eşek: 60-106 yıl, kargalar: 100 yıl, karaca: 15 yıl, kanarya: 34 yıl, leylek: 70 yıl, sazan: 100 yıl, papağan: 60-100 yıl, turnabalığı: 100 yıl.
İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MÖ 383- 322 yıllarında Aristo “hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir” diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düdşünce 2000 yıl sürmüştür. 1627- 1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linnenin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir. 100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866da Haeckelin filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır. Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde tanımlanmış ve sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000ini omurgasızlar oluşturmaktadır. Geri kalan fosilllerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000i Vertebrataya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.
Hayvanlar aleminin Sınıflandırılması
İlim adamları bir milyona yakın hayvan çeşidi keşfetmişler ve daha da yenileri keşfedilmektedir. Hayvanların sayıları da türden türe değişir. Hayvanlar hemen hemen dünyanın her yerine yayılmışlardır. Kutuplardaki buzullardan ekvator bölgelerine, basıncın insanın dayanamayacağı kadar yüksek olduğu okyanus diplerinden atmosfer yoğunluğunun çok az olduğu yüksek dağların zirvelerine kadar her yerde yaşarlar.
Hayvanların büyüklükleri de oldukça değişiktir. İnsan akyuvarlarının içinde yaşayan hayvanlar ve 30 metreden büyük balinalar vardır.
Sistemli bir metodla hayvanların sınıflandırılması, onların incelenmesinde büyük kolaylıklar sağlar. Böylece yeni keşfedilen türler, bilinenlerle olan münasebetine göre uygun bir sınıfa konur.
Hayvanların ve bitkilerin hususiyetlerine sahib olan bazı canlılar vardır ki, bunların sınıflandırılması zordur. Bunlardan bir tanesi bir tatlı su canlısı olan öğlenadır. Kamçısı ile suda hareket edebilir. Fakat bu canlı klorofil maddesi ihtiva eder. Bundan dolayı öğlenayı botanikçiler bitki, zoologlar hayvan olarak kabul eder. Kış uykusuna yatan, göç eden, geviş getiren, elektrik ve ışık üreten çeşitli hayvan grupları vardır. Mevsimlere bağlı olarak renk değiştirenler, kilerlerinde kışlık yiyecek depo edenler, köle kullananlar da mevcuttur. Ayı gerçek manada kış uykusuna yatmaz. Kırlangıç ve leylekler soğuklar yaklaşınca sıcak ülkelere göç eder. Koyun, keçi, deve gibi hayvanların mideleri birkaç bölmeli olduğundan geviş getirerek besinlerini ikinci bir öğütmeye tabi tutarlar. At geviş getirmez. Gelincik, avlarını felçleştirerek canlı olarak kilerlerinde depolar. Bugün halen keşfedilememiş yüzlerce hayvan türü vardır.
Hayvanlar Alemi
1. Omurgalılar
a. Memeliler
b. Kuşlar
c. Sürüngenler
d. Amfibyumlar
e. Balıklar
2. Eklembacaklılar
a. Böcekler
b. Örümcekler
c. Çok ayaklılar
d. Kabuklular
3. Yumuşakçalar
a. Kafadanbacaklılar
b. Karındanbacaklılar
c. Yassı solungaçlılar
4. Derisidikenliler
a. Denizkestaneleri
b. Denizyıldızları
c. Yılanyıldızları
d. Denizhıyarları
e. Denizlaleleri
5. Solucanlar
6. Selentereler (Sölentereler)
7. Süngerler
8. Bir Hücreliler
a. Kökbacaklılar
b. Kamçılılar
c. Haşlamlılar
d. Sporlular
Hayvanlarda yavru sevgisi:
Hayvanlar yavrularına hiçbir zarar vermeden, tahriş yapmadan uzak yerlere götürebilirler.
Yarasalar emin yer bulana kadar 2-3 gün yavrularını sırtlarında taşırlar.
Aksilokop adlı böcek yumurtladıktan hemen sonra ölür. Yavrusunu hiç görmez. Buna rağmen yumurtadan çıkacak yavrusuna gösterdiği ihtimam dikkate şayandır. Yavrusu bir sene gıdasını temin edecek yapıda yeteneğe dahip değildir. Bundan dolayı anne, bir ağaç parçasında uzunca bir oyuk meydana getirir. Çiçek yapraklarını ve bazı yumuşak dalları buraya doldurmaya başlar ve oraya bir yumurta bırakır. Sonra ağaçtan çıkardığı tozları hamur haline getirip tavan yapar. Bundan sonra başka bir yuva yapmaya koyulur. Buraya bıraktığı yiyecekler bu yavruya tam bir sene yeter.
Eşek arısı toprakta kazdığı çukura yumurtasını bırakmadan evvel avladığı hayvanları da yumurtanın yanına bırakır. Sonra üstünü örter.
Yapılan bir araştırmada, bir serçenin yeni çıkmış yavrusuna gıda aramak için 700den fazla sefer yaptığı tesbit edilmiştir.
Yavrularının kaybolması üzerine hayvanlardaki hüzün, insanlardan daha çok olduğu tahmin edilmektedir.
At, yavrusu öldüğünde acı acı kişner, gözlerinden yaşlar akar, cesedinin başına kimseyi yaklaştırmaz. Gömdükten sonra başında bekler. Yemeden içmeden kesilir. Bazılarında bu üzüntü ve keder, ölümle neticelenir.
Tavuk, kaz, köpek gibi hayvanların yavrularını vermemek için insanlara saldırdığına çok sık rastlanır.
Yaban domuzu avında, domuzlar, yavrularını bırakıp kaçmıyorlar, bilakis yavrularını burunları ile iterek kaçmalarını sağlıyorlar.
Kangurunun tehlike görünce yavrularını karnındaki torbaya doldurup kaçtığı bilinmektedir.
Memeliler yavrularıyla saatlerce neşe içinde oynarlar.
Hayvanlarda haberleşme:
Hayvanlar, aralarında haberleşmek için çeşitli usuller kullanırlar. Bu bazan sesle, bazan hareketle, bazan da koku, renk veya ışık sinyalleriyle gerçekleşir. Hayvanların bir kısmı bir çeşit mors alfabesi ile konuşur. Birçok balık türü de yaydıkları elektrik sinyalleriyle haberleşirler. Pekçok sayıda tatlı su balığı zayıf elektrik sinyalleri yayar. Bunlarla karanlıkta yollarını bulur ve birbirleriyle haberleşirler. Yaşayan hayvan çeşidi kadar lisan çeşidi mevcuttur. Her hayvan türü, kendine has bir dil ile anlaşılır.
Sinyali alan hayvan, bunun hangi anlama geldiğini anlayarak harekete geçer. Haberleşmenin aynı cins hayvanlar arasında olması, kısa ve öz olması önemlidir. Haberleşmede sinyaller; cinsel çağrı, korunma, rakibini tehdit etme, birbirini tanıma, besinin yerini bildirme, tehlikeyi haber verme gibi maksatlarla kullanılır. Böceklerin çoğu, vücudun eğe şeklindeki bir kısmını cisme vurarak, kas yardımı ile bir zarı titreterek ses çıkarırlar. Ateş böceği gibi hayvanlar da ışık sinyalleriyle haberleşirler.
Son zamanlara kadar balıklar dilsiz sanılırdı. Fakat yapılan araştırmalar birçok balığın yüzgeçleri, dişleri, kemikleri, yüzme keseleri, solungaç veya kaslarıyla ilginç sesler çıkardığını gösterdi. Amazon Nehrinin sularında kuşlar gibi cıvıldayan, trampet çalan, tabanca ateşi veya köpek hırlamaları gibi sesler çıkaran balıklar vardır. İşitme organları labiren denen bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibarettir. Bununla sudaki ses titreşimlerini işitirler.
Kuzusunu kaybeden koyun, meleyerek yavrusunu arar. Geyikler bir tehlikenin varlığını ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarına duyururlar. Tavşanlar da, kızgınlık veya alarm işareti vermek için arka ayaklarını sertçe yere vururlar. Yunuslar, su altında çeşitli sinyaller çıkararak haberleşirler. Kuşların çoğu öterek, leylek gagasını takırdatarak hemcinsleriyle anlaşır. Miyavlamak, kişnemek, havlamak, böğürmek çeşitli hayvanların lisanıdır. Kunduzlar, geniş ve yassı kuyruklarını tehlike durumunda suya çarparak çıkardığı seslerle arkadaşlarını uyarırlar. Bir geyik, kuyruğunu aniden kaldırıp beyaz kısmını göstererek yavrusuna Beni takip et! demek ister. Tropik bölgelerde yaşayan ağaç karıncaları, ağaç kabuklarına ve yapraklara vurmak suretiyle ağaçtan ağaca birbirleriyle konuşurlar. Ağaç galerilerde yaşayan böcekler başlarını sert zemine vurarak haberleşirler. Eski mobilya ve ahşap eşyalarda bazan koro halinde başlarını vurmaya başlarlar. Gecenin sessizliğinde hastaları ürkütürler.
Bu makale,
online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan
ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedianın
Türkçe versiyonu Vikipedideki Hayvanlar maddesinden kopyalanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında özgürce kullanılabilir.
kaynak: hayvanlar.us
Ocak 9, 2008 at 11:45 | Hayvanlar
- Gönderen: admin |
Saka Kuşu
|
ÖTÜCÜ KUŞLARIN EN ASİLİ :SAKA (CARDUELİS CARDUELİS)

Tanım: Saka kuşu (carduelis carduelis, european goldfinch eng.) ispinozgiller familyasından taneci, ötücü bir kuş türü .
Morfolojik Yapı: Yüzün ön kısmında kırmızı renkli maske , kanat teleklerinin yanlarındaki sarı şerit ve göz ve başın üstünden boyun altına kadar uzanan siyah bir atkı bulunur.Vücut kahve tonlarında tüylerle bezenmiştir,kanat telekleri siyah ve üstünde beyaz benekler mevcuttur,kuyruk yine siyah ve uç kısmında 4-6 adet beyaz benek(badem)bulunur,karın altı beyazdır,renk ana hatları ile böyle olmakla beraber mevsim cins ve beslenme rejimine göre değişiklik gösterebilir.
Cinsleri: Her yöreye ait yerli sakalar olmakla beraber göçle gelen değişik cinsleri de mevcuttur.
Anadolu sakası(kömürcü, dikencil, kınalı):
Küçük boyutlu hareketli ve insana yakın bir cinstir.Kafese alıştırılması ve yavru alınması kolaydır.
Akdeniz sakası(Akhisar, Antalya,İzmir,Çukurova sakası):
Akdeniz e kıyı bölgelerde yetişen ılıman iklime uyum sağlamış erken eşe gelen ve melez alınması en kolay olan cinstir.
Sibirya sakası(c.carduelis major, kasım sakası ,geçim sakası):
Türün en iri ve en güzel görünüşlü olanıdır adından anlaşılacağı gibi yazları Rusya steplerinde ürer ve çoğalır,sert geçen iklim şartlarını atlatmak için Kuzey Afrika ya göçer bu göç Kasım Aralık aylarına denk gelir ve göç yolları üzerinde yakalanabilir . Kafese en zor alışan en yabani cinstir melez alınması da zordur.
Ak gerdan sakası:
Gaga altından boyun altına kadar ki bölümde beyaz şerit bulunur ve bu bölgedeki siyah şalı keser, yine bir göç sakasıdır özellikle Marmara bölgesinde çokça yakalanır.
Himalayan sakası:
Renk ve ötüşte farklılık gösterir isminden anlaşıldığı gibi Himalaya dağlarında farklılaşmış bir cinstir . Vücut hatları aynı olmakla beraber kafadaki siyah atkı ya silik yada yoktur.
Efsane beyaz saka:
Çokca sözü edilen boyalı olduğu veya mama ile beyazlatıldığı söylenen bu saka aslında genetik olarak her canlıda bulunabilen albinizm sonucudur dikkat edilirse göz rengi kırmızıdır aynı kuş dükkanlarındaki kırmızı gözlü beyaz muhabbet kuşları gibi . Halihazırda İtalya da bu rengi üreten Angelo Fumigalli ile sıkça mailleşmekte ve üretim teknikleri konusunda bilgi alışverişinde bulunmaktayım.
Yaşadığı yerler: Avrupa, Batı Asya ve Kuzey Afrika , fundalıklar, makilikler,Sibirya stepleri,dikenlik açık alanlar ve akarsu başları.Şehir yaşamına da uyum sağlayanlar mevcuttur.
Beslenme biçimi : Senelik bitki türlerinin tohumları,çeşitli meyveler,küçük böcek larvaları(seyrek),özellikle dikenli bitkilerin yağlı ve yüksek protein içeren tohumları ile beslenir,temel olarak taneci gaga yapısına sahiptir.
Ömrü: Doğal ortamında 6-8 yıl, kafes şartlarında 14 seneye kadar yaşayanı mevcuttur.
Cinsiyet ayrımı: Erkekler iri, parlak tüylü,daha uzun gagalıdır,kına renkli maskesi göz dikey hizasının arkasına kadar uzanır,gaganın başla birleştiği bölümdeki bıyık benzeri tüyler siyah renklidir,ayrıca kanatların beden ile birleştiği bölümdeki üst yüzey tüyleri erkeklerde koyu dişilerde kahverengine kaçar.Solda görülen kuş dişi sağdaki ise bir erkek
Üreme ve Çoğalma: Geç ilkbahar Nisan Mayıs ayları,senede 4 karına kadar yavru verebilirler,fincan büyüklüğündeki yuvaya 4-6 adet yumurta yapar genelde hepsini doldurur 14. günde yavrular yumurtadan çıkar .Yavrular yumurtadan çıktıktan 15 gün sonra yuvadan uçar .İlk başta yüz alın ve ense tüyleri boz renklidir ilk tüyde normal rengini alır.
Yakalanması: Genelde 4, 6, 8 kazıklı tabir edilen ağların içine pataryalık (çağırıcı)diye tabir edilen bir saka yerleştirilerek yakalanır, ayrıca üstüne kapan yerleştirilmiş özel kafeslerin içine yerleştirilen çağırıcı bir kuş yardımıyla da yakalanır. Bölgesel kişisel yakalama metotları da mevcuttur.
Evcilleştirme: Yakalanan sakalar önce büyük salmalarda eski sakalar ile veya kanaryalar ile bir hafta kadar barındırılmalıdır, bu işlemin sebebi kuşu yeme alıştırmaktır salmadaki su büyük bir kapta ve taze olmalıdır.Daha sonra çift kafeslerin birine yine eski kuşlarla beraber salınır,normal suluk yanında büyük bir su kabı unutulmamalıdır bundaki amaçta kuşları suluğa alıştırmaktır. Dikkat edilecek bir diğer konu kafese konulan yabani kuştaki stres faktörüdür bunun için suyuna oksitetrasiklin içeren bir preparat ve vitamin konulmalıdır.Unutmayın ki sakayı öldüren strestir. Daha sonra tek kafese alınan saka artık yeme ve suya alışmıştır ne yazık ki bu arada kuşların yarısı telef olmaktadır.Kafesi insan baş seviyesinden otuz santim kadar yukarı asmalı ,doğal gün ışığıyla yatıp uyanması sağlanmalıdır.Kafese salınan kuşa elle dokunmamalı kuşu rahatsız edecek ani hareketlerde bulunulmamalıdır.Saka kafesinin iki yeri vardır biri dışarıda biri içerde dışarı asıldığı yerde kesinlikle rüzgar almamalıdır.Saka kafesi taşınırken yine baştan yukarda taşınması faydalıdır.Belli bir süre sonra yavaş yavaş ötmeye başlar insandan zarar görmeyeceğine inanan saka artık kafes kuşu olmuştur. Kuşunuzun kafesinin altına veya mamalığına kum koymayı ihmal etmeyin altına gazete kağıdı sermeyin bunu yiyip rahatsızlanabilir.Yeşil vermeyi ihmal etmeyin ben nane tercih ediyorum taze meyveler özellikle incir çok sevdiği bir besin türüdür.Gaga taşı verilmeli suyuna haftada bir defayı geçmeyecek şekilde tetrasiklin türü bir antibiyotik konulmalıdır.
Üretim: Kafes şartlarında üretim zordur, Avrupalı üreticiler (ör.Angelo Fumigalli)genelde 2*2*1.1 metre ölçülerinde salmalarda üretim yapmaktadırlar bu salmalara bodur ağaçlar yerleştirmekte ve eşe atılacak dişi ve erkek sakaları Kasım ayında bu salmalara atıp kışı beraber geçirmelerini sağlamaktadırlar.Kafeste üretime uygun çiftler yine kafeste çıkmış dişi ve erkekten olmaktadır yunanlı bir üreticiyle görüşmüştüm o bu özellikte kuşları İtalyadan getirtip ikinci sezonda zorda olsa birkaç yavru aldığını belirtmişti.Kafesin içerisine plastik çam benzeri bazı yapma dallar koyarak ortamı doğallaştırmaya çalışmış.Ben ,yumurta toplayıp kanarya ve melez altında çıkaran saka meraklılarından aldığım dişilerle doğadan yakalanmış erkekleri çiftleştirip yavru aldım fakat yumurtaları kendilerine baktıramadım.İtalyadan bir çift getirtmek için girişimde bulundum fakat İtalya gümrüğü yabani hayvan diye izin vermedi AB ye girersek belki daha kolay olur.
Melezleme: Saka meraklılarının en büyük uğraşı bu yöndedir bunun sebebi melez azmanlığı diye bilinen biyolojik güzelliktir . Melezler hem daha iyi öter hem de daha dayanıklı olurlar. Melez kuş elde etmek için erkek saka x dişi kanarya , erkek kanarya x dişi saka eşleştiri