nedir

1924 yılında Kırım”da doğdu ilk öğrenimini orada yaptı. Kabataş Lisesini, İ.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi. İdare Hukuku asistanı, Doçenti 1964″de Profesör oldu.

1961 Anayasasının ilk taslağını hazırlayan bilim adamlarından biridir. Barolar Temsilcisi olarak Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) Genel Başkanlığı, Birleşmiş Milletlerde Delegasyonu Danışmanlığı yaptı. 1964-1968 yılları arasında ilk TRT Yönetim Kurulu üyeliği Başkanlığında bulundu.

1958-1959 yılları arasında, Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Visiting Scholar” olarak bulundu. 1968-69″da Columbia Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsünde de “Visiting Professor” olarak doktora dersleri verdi. Ders takrirleri, (Fifty-Years of Turkish Political Development, 1919-1969) adı ile yayınlandı. 1971-1972 yılları arasında Washington, D.C.”deki Georgetown Üniversitesinde “Orta Doğuda Amerikan-Sovyet Rekabeti” konusunda ders verdi “Woodrow Wilson İnternational Center For Scholars” da İngilizce olarak kaleme aldığı “Super-Powers in The Middle East” adlı , İ.Ü. Hukuk Fakültesi yayınları arasında yer aldı. 1978-1979 arasında Glasgow Üniversitesinde “Senior Research Fellow” sıfatı ile “Oil Politics” konusunda seminer yönetti.

1982-1991 yılları arasında, M.Ü. Basın-Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü “Radyo Yüksek Kurulu” üyeliği yapan Yüksek Kurumu asli üyesi olan Prof. Giritli, 1976″da Meksika Milletlerarası Hukuk Akademisine seçilmiş, 1985″de Fransızların “Palmes Academiques” nişanı “Chevalier” ünvanını almıştır.

İngilizce, Rusça Fransızca bilen, sayısı 50″yi aşan kitapları sayısız makaleleri yayınlanan İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesinin tam gün kadrolu hocası olan Prof.Dr. İsmet Giritli, 1945 yılından beri çeşitli gazete dergilerde makaleler yazmaktaydı, İ.Ü, Enstitüsü ile, M.Ü. İletişim Fakülteleri”nde dersler vermekteydi.

2006 yılında pankreas başında teşhisi konulan Giritli, uzun süredir Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi”nde görüyordu. Son 15 gününü yoğun bakımda geçiren Giritli 3 Şubat 2007 tarihinde sabaha şı vefat etti.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1962 Yılında Gürcistan/ Borçalıfa doğan Azeri Sanatçı, 1982 yılında Azim Azimde, Devlet Ressamlık Okulunu bitirmiştir.

1982-1986 yıllarında Azerbaycan Devlet İnce Sanat ( Sanatlar) Üniversitesinde yüksek öğrenimini tamamlamıştır. “Benim Vatanım” adlı eseri ile Azerbaycan’da ilk karma sergiye katılan sanatçının eserleri daha sonra İsrail’de sergilenmiştir. İlk kişisel sergisinin 1994 yılında Milliyet Gazetesi Cağaloğlu Binasında açmıştır.

Daha sonra sırası ile,
1995 İstanbul Kadıköy Belediyesi Sanat Galerisi
1996-97 Yunus Emre Kültür Merkezi
1998 Taksim Sanat Galerisi
1999 Ataköy Marina Yacht Club
2001 Kaş Sanat Galerisi
2002 Çırağan Sarayı Koleksiyon Sergi Salonu
2003 İMKB Karma Sergi

Kişisel Karma Sergilerde eserleri sergilenmiştir.

Sanatçının “Fred Secker” özel kolleksiyonundaki eserleri ABD’deki muhtelif galerilerde sergilenmiştir. Rusya Federasyonu’nda birçok sergilere katılan, yurtiçi yurtdışındaki kolleksiyonlarda eserleri bulunan sanatçı, çalışmalarına devam etmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1978 yılında Almanya“da doğdu. 2002 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler ü“nden mezun oldu. Üniversite yaşamından itibaren birçok sivil toplum kuruluşunda üyelik, yöneticilik başkanlık görevlerinde bulunduktan sonra 23 Şubat 2004 tarihinde kurulan Genç Liderler Derneği“nin kurucu Genel Başkanlığını üstlendi. Haziran 2004″te Genel Başkanlığını devrederek Doğru Yol Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevini üstlendi Haziran 2005 tarihine kadar yürüttü.

7 Mayıs 2006 tarihinde yapılan Genç Liderler Derneği 2. Olağan Genel Kurulunda yeniden Genel Başkanlığına seçildi. Aynı zamanda, kendi sahibi olduğu SİDA Stratejik İletişim Danışmanlık firmasının Genel Müdürlüğünü yürütmektedir. Bugüne kadar birçok ulusal uluslararası eğitim programlarında projelerde aktif rol üstlenmiş olan Obaoğlu, İngilizce Almanca bilmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Çanakkale Belediye Başkanı

Ülgür Gökhan, 01 Nisan 1950″ de Çanakkale” de doğdu.

İlköğrenimini 18 Mart İlkokulu” nda, orta lise öğrenimini Galatasaray Lisesi“nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ü“nü bitirdi. 1978 yılı hem askerliğini tamamladığı hem de evlendiği önemli bir tarihti Gökhan için… Eşi Hale Gökhan ile birlikte 1980″ de Çanakkale” ye geldi.
Gecikmeden iş yaşamına atıldı.

1989″ da SHP” den Belediye Meclis Üyeliği”ne seçildi.
1992″ de CHP Kurucu İl Başkanlığı görevinde bulunan Gökhan, CHP- SHP Kurultayı” nda CHP Divan Başkanlığı yaptı.
1995″ de işleri gereği üyeliğini de yürüttüğü Çanakkale Ticaret Sanayi Odası”nda meclis üyeliği yönetim kurulu başkan vekilliğine seçildi.
Rotary Kulübü başkanlığı yaptı.

1999″ da CHP” den belediye meclis üyeliğine seçildi. 2002″ de, Belediye Başkanı İsmail Özay” ın 3 Kasım seçimlerinde milletvekili adayı olması nedeniyle görevinden ayrılması üzerine, Belediye Meclisi, Gökhan”ı Belediye Başkanı olarak seçti. 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde, belediye başkanı seçildi görevine devam ediyor.

Ülgür Gökhan, evli bir bir de çocuk babasıdır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

ÇANAKKALE”de yaşamını yitiren emekli gazeteci 61 yaşındaki Yaşar Türe’nin cenazesi şehir mezarlığında toprağa verildi.

Çanakkale Devlet Hastanesi Damar Cerrahisi Servisi”ndeki yoğun bakım ünitesinde, pnömatoraks (ciğerde baloncuk) rahatsızlığı nedeniyle bir süredir gören Türe 27 Ocak gecesi yaşamını yitirdi. Türe”nin cenazesi Çanakkale Devlet Hastanesi morgundan alınarak şunlu Camii”ne getirildi.

Cenaze törenine Vali Vekili Yusuf Ziya İnce, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Emniyet Müdürü Orhan Okur, ulusal yerel basının temsilcileri yakınları ile çok sayıda vatandaş katıldı. Öğle namazının ardından cenaze namazı kılınan Türe, Şehir Mezarlığı”nda toprağa verildi.

1946 yılında Çanakkale“nin Çan İlçesi”nde doğan Türe, çeşitli ulusal gazetelerin Çanakkale temsilciğini yaptıktan sonra 1990 yılında Anadolu Ajansı“nda göreve başladı. 1996 yılında kurulan Anadolu Ajansı Çanakkale Büro Müdürlüğü”ne getirilen Türe, 30 Eylül 2006″da emekli oldu. Yaşar Türe evli 2 çocuk babasıydı.

Türe ile aynı gün krizi sonucu yaşamını yitiren Basın Şeref Kartı sahibi Çanakkaleli gazeteci 76 yaşındaki Turhan Narler de dün şehir mezarlığında toprağa verilmişti.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Gazeteci Narler”in, 27 Ocak 2007 günü krizi sonucu evinde yaşamını yitirdiği bildirildi.

Çanakkale“de 1931 yılında dünyaya gelen Narler, 1956 yılında gazetecilik mesleğine başladı.

TRT, Hürriyet Ajansı Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar muhabirlik temsilcilik yapan Narler, 1980 yılında Çanakkale Olay Gazetesi“ni kurdu. Yerel basındaki yazılarıyla uzun yıllar kentin nabzını tutan Narler, yerel kanalında -yorum ı hazırladı.

Basın Şeref Kartı sahibi olan Narler, geçen yıl diyabet rahatsızlığının yol açtığı damar tıkanıklığı hastalığı nedeniyle altına alınmıştı.

Narler, evli 2 çocuk babasıydı.

Gazeteci Narler, Necip Paşa Camisinde kılınan namazın ardından şehir mezarlığında toprağa verildi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Eski Dışişleri Bakanı İsmail , gördüğü İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde nı kaybetti. Hastaneden alınan bilgiye göre, enfeksiyonu teşhisiyle 15 Aralık 2006 tarihinde hastaneye kaldırılan , 24 ocak 2007 günü 09.50 itibariyle vefat etti.

1940 yılında İstanbul’da doğan İsmail , 1959 yılında İstanbul Robert Kolej, 1963’te de Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde Siyaset Sosyolojisi dalında master yapan İsmail , 1963 yılından itibaren çeşitli gazetelerde yazı işleri müdürlüğü, genel yayın müdürlüğü yaptı.

Daha genç bir gazeteciyken yazdığı “’de Geri Kalmışlığın Tarihi” adlı kitapla özellikle sol çevrelerde büyük yankı uyandıran İsmail , 1974’te Ecevit Hükümeti sırasında TRT Genel Müdürlüğü’ne getirildi.

Bu dönemde TRT’de önemli atılımlar yaptı. ’nin tek tv kanalı olan TRT’de nitelikli belgeseller, dizi filmler filmler yayınlandı.

Ancak TRT’daki bu yenilikçi atılım muhafazakar çevrelerin tepkisini çekti.

Muhalefet partileri tarafından büyük tepki toplayan , 1’inci Milliyetçi Cephe hükümetinin gelişiyle TRT’deki görevinden ayrıldı.

Daha sonra çıkardığı sosyalist eğilimli “Politika” gazetesi Eylül’le birlikte yayın na son vermek zorunda kaldı.

1980 sonrasında Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de aktif siyasete atılan , 1987 1991 seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçildi.

Deniz Baykal’ın liderliğini yaptığı “yeni sol” akımını kavramsallaştıran , 1995 seçimleri arifesinde önemli bir tercih değişikliği yaptı DSP’ye katıldı.

Ecevit’in Kayseri’den aday gösterdiği ’i harcamak istediği ileri sürüldü, fakat aktif bir kampanya yürüterek daha önce hiçbir bağının olmadığı Kayseri’den milletvekili seçildi.

Ecevitler tarafından DSP Meclis Grup Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen , asıl sını yurtdışında gösterdi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sosyalist Grubu Başkanvekilliği’ne seçildi.

1995’te kurulan 50. hükümette Kültür Bakanlığı yapan , 30 haziran 1997’de Dışişleri Bakanlığı’na getirildi.

11 Temmuz 2002 tarihine kadar Dışişleri Bakanlığı yapan , cumhuriyet tarihinde bu görevi en uzun süre yürüten bakanlar arasında yer aldı Dışişleri’ndeki parlak kariyeriyle dünyada ’nin batılı yüzü olarak ndı. Özellikle Yunanistan’ın ile ilişkilerin geliştirilmesinde büyük rol oynadı. Hatta, Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu ile birlikte 2000 yılında dünyada ‘Yılın devlet adamı ödülü’nü aldı.

2002 yazında Ecevit’le yollarını ayıran İsmail , Hüsamettin Özkan, İstemihan Talay DSP’den kopan diğer milletvekilleriyle ile birlikte Yeni Partisi’ni kurdu.

İlk hayal kırıklığını Kemal Derviş’in CHP’ye katılmasıyla yaşayan ’in partisi 3 Kasım seçimlerinde yüzde 1 oy alarak barajın altında kaldı.

Seçimlerin ardından kanseri için ABD’ye giden İsmail ile CHP Genel Başkanı Baykal arasında gerçekleşen görüşmeleri CHP ile YTP arasında birleşmeye giden yolun ilk adımını oluşturdu.

Baykal’dan gelen birleşme teklifini kabul eden , YTP’nin Ekim 2004 ‘te son kez yapılan kurultayına katıldı.

, CHP’nin 29 Ocak 2005’teki olağanüstü kurultayının ardından genel başkan başdanışmanlığına getirildi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1923″te Trabzon“un Akçaabat ilçesinde doğan Birincioğlu, ilk orta öğreniminden sonra 1942″de Trabzon Lisesi, 1950″de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Trabzon Barosu”nda serbest avukat olarak çalışan Birincioğlu, 1961″den sonra Adalet Partisinde politikaya girdi. Birincioğlu, 15 Ekim 1965″te yapılan genel seçimlerde Trabzon Milletvekilliğine seçildi. 1969″da tekrar Trabzon Milletvekili seçilerek, Gümrük Tekel Bakanlığına atandı.

Kasım 1979″da Milli Savunma Bakanlığına getirilen Birincioğlu, Eylül 1980″deki askeri müdahaleye kadar görevine devam etti.

Birincioğlu, ayrıca, Ziraat Bankası, Çimento Toprak Sanayii, Devlet Malzeme Ofisi Devlet Demiryolları İşletmesinde yönetim kurulu üyelikleri yaptı.

Eski Milli Savunma bakanlarından Ahmet İhsan Birincioğlu, 15 gündür gördüğü özel Güven Hastanesinde 20 Ocak 2007 günü akşamı vefat etti.

Birincioğlu”nun cenazesi, Trabzon”un Akçaabat ilçesi Merkez Camii”nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi.

Gümrük Tekel Bakanlığı görevinde de bulunan Birincioğlu, evli 3 çocuk babasıydı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

15 Eylül 1954’te Malatya’da doğdu.

Babası ”ın Gürün ilçesinde, annesi Gülvart ise ”ın ilçesinde doğup büyüdü. Anne babası 1961 yılında İstanbul”a taşınmalarının ardından boşandı. Anne babasının boşanması nedeniyle iki kardeşiyle birlikte ortada kaldılar Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin yetimhanesine yerleştirildi.

Üç kardeş ilkokulu bu Kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu’nda okuyup, yazları da okulun Tuzla’daki kampında barındılar. Hrant Dink Ortaokulu Becziyan, liseyi ise Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank yatılı okulunda tamamladı. Lisenin ardından İstanbul Fen Fakültesi’nde Zooloji lisans okumaya başlayan Dink bu esnada ilkokuldaki yuvada tanıştığı Silopu doğumlu Ermeni Varto aşiretinden Rakel Yağbasan ile evlendi aynı zamanda Ermenileri Patriği Şınorhk Kalustyan’ın yanında çalışmaya başladı.

Zooloji lisansı bitiren Dink bu kez İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okudu bu esnada da üç çocuk sahibi oldu. Dink eşi bu tarihlerde Tuzla’daki Çocuk Kampını yönetmeyi üstlendiler.
1980-1990 yılları arasında iş yla yetinen kardeşleriyle birlikte bir kitabevi işleten Dink 1990 yıllarından itibaren tekrar Ermeni Toplumu içindeki faal yaşantısına döndü.
Bu yıllarda Marmara gazetesinde “Çutak’ rumuzuyla Ermeni tarihiyle ilgili Türkiyede çıkan kitaplara ilişkin kritikler yazdı.
1996’da birkaç arkadaşıyla birlikte dönemin Patriğinin de teşviğiyle AGOS Gazetesi”ni kurdu.
Dink bu tarihten itibaren de yazdığı yazılarla yabancı basında dile getirdiği görüşlerle dikkat çekti.
Amerika, Avustralya, Avrupa Ermenistan’da çok sayıda konferansa katılan Dink Ermeni Kimliği Ermeni Tarihi üzerine geliştirdiği yeni söylemlerle ndı.

Ödüller
2005 yılında ’de İnsan Hakları Derneği tarafından Dink’e “Ayşe Nur Zarakolu Düşünce İfade Özgürlüğü Ödülü” verildi.
Dink’e verilen bir diğer ödül ise 2006’da Alman Stern Dergisi Kurucusu Henri Nannen adına dünya çapında nan “Düşünce Özgürlüğü Cesur Gazetecilik Ödülü” oldu.
Dink’e dünya çapında iki ayrı ödül ise bu yılın 18 Kasım’ında Hollanda 24 Kasım’ında ise Norveç’te verildi.
Hollanda’da verilen ödül Pen Award fikir düşünce özgürlüğü,
Norveçte verilen ise Bjornson İnsan Hakları Ödülüydü.
Dink öldürüldüğünde AGOS Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yazarlığını yapıyordu.
Bu gazeteyi ’nin demokrat muhalif seslerinden biri haline getirmeye, özellikle Ermeni toplumunun uğradığı haksızlıkları kamuoyu ile paylaşmaya çabalıyordu.
Gazetenin en hedeflerinden biri de Ermeni halkları, ile Ermenistan arasında yeniden diyalog kurabilecekleri bir ortamın gerçekleşmesine katkıda bulunmak.
Dink değişik demokratik platformlarda sivil toplum örgütlerinde elden geldiğ görev alıyordu.

Hrant Dink cinayeti
Hrant Dink, 19 Ocak 2007″de Halaskargazi Caddesi üzerinde bulunan Agos Gazetesi çıkışında kimliği henüz belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısı sonucunda olay yerinde nı kaybetti. Başına boynuna isabet eden üç şunla nı kaybeden Dink”in cesedinin yakınında 4 boş kovan bulundu. Suikast gerek , gerekse Dünya basınında geniş yankı uyandırdı Cumhurbaşkanı sayın Ahmet Necdet Sezer Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan da başta olmak üzere tüm siyasiler Genelkurmay başkanı sayın Yaşar Büyükanıt bu suikasti lanetlediklerini açıkladılar. Olayın ardından Ermeni Patriği sayın Mesrob Mutafyan da cinayeti kınayarak Ermeni cemaat için 15 günlük yas ilan etti. Hrant Dink”in avukatı Erdal Doğan Dink”in tehdit edildiğini iletti.


Gazeteci- yazar Hrant Dink”in ilgi çekici yaşam öyküsü 2 Ekim 2005 tarihli Hürriyet Pazar”ın Albüm köşesinde Emel Armutçu imzasıyla yayınlanmıştı.

15 Eylül 1954″te Malatya”nın, Ermenilerin de yaşadığı Alevi mahallesi Çavuşoğlu”nda doğar. Terzi Haşim adıyla nan babası Serkis Dink, Malatya Gürünlü”dür. Ondan ikişer yıl arayla iki kardeşi daha doğacaktır ama hayat hikayesinin ana fikri aslında kökenli annesinin adında gizlidir: Gülvart. Gül çe”de bildiğiniz anlamdadır, gül. Vart ise gülün Ermenice şılığı! Daha o doğmadan çok önce annesine verilen isim, “birlikte yaşama”nın ne anlama geldiğini anlatır aslında.

Babası kumara düşkün bir adamdır. Bu yüzden, o yedi yaşında, kardeşleri de daha küçükken, İstanbul”a kaçar-göçerler. Ancak daha geleli birkaç ay olmuştur ki annesi babasını kahvede oyun oynarken her yakaladığında kavgalar başlar. Ayrılık da ardından gelir. üç kardeş, “ortada kalma”nın ne olduğunu hiç unutamayacakları şu görüntüyle öğrenirler: Dayının evinin önünde, anne, anneanne, yengeler pencereden “babanıza gidin” diye seslenirken, baba sokağın köşesinde, “oraya gidin” işareti yapmaktadır. Bir süre ne yapacaklarını bilemeyen üç kardeş, birden aynı anda, ters yöne doğru koşmaya başlar. Ancak üç gün sonra Kumkapı”da bir çı sepetinin içinde, aç sefil, uyurken bulunurlar. Sonraki durak, Gedikpaşa”daki Ermeni yetimhanesidir.

On yılı yetimhanelerde geçer. Yüz kadar çocukla birlikte, daha küçücük yaşta kendi işlerini kendi gördükleri, sürekli bedenen çalıştıkları bu yılların, karakterini şekillendirdiğini düşünür, sevgiyle anar. Ama her şey o kadar pembe değildir elbette: Sonuçta yetimhanedir yaşadığı yer. tüm yetimhane hikayelerinde olduğu gibi, onunkinde de gündüz ayakta kalmak için mücadele olduğu kadar, gece gözyaşlarıyla yastığı ıslatmak da vardır… Gözyaşlarında babaya kızgınlık, anneye kutsama vardır… Haylazlık yaptıklarında ya da Ermenice konuşmadıklarında sürekli dayak vardır…

YETİMHANEDEKİ ÇOCUKLUK AŞKIYLA EVLENDİ
Bir gün Rakel”i getirirler yetimhaneye. 1915 karmaşasından kaçıp, uzun yıllar Cudi dağında çadırlarda yaşamış “aşağı” yeni inmiş bir aileden, Kürtleşmiş bir Ermeni ıdır. Ne çe, ne Ermenice bilir. Ona “abi” olur, çe, Ermenice öğretir, hiç yanından ayrılmaz. İstanbul”daki Ermeni çocuk yuvalarında, harçlık parasına çalıştığı lise yıllarında bir ara izini kaybeder, tekrar şılaştıklarında Rakel büyümüş, 14″üne gelmiştir! 20″sindeki Hrant bir daha yanından ayrılamaz. Bir yıl kadar sonra evlenirler.

O sıralar çoktan sol siyasete bulaşan, hatta “en köylü” örgüte sempati duyan, ancak silah külah şiddetle arası hiç iyi olmayan Hrant, bu sayesinde çatışma meraklısı soldan uzaklaşır. Ama Eylül sonrası gözaltına alınıp işkence görmekten kurtulamaz. Örgütle birlikte eylem yaptığından değil, sadece ortanca kardeşi Hosrop”un “afacan”lığından.

Kardeşleri onun gibi okumaya meraklı değildir, o liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi”nde Zooloji okurken, yetimhaneden daha erken ayrılan kardeşleri çıraklık, yamaklık filan yapıp hayata atılırlar. Ama Hosrop”un yurtdışı hayalleri vardır. Eylül döneminde yurtdışına çıkmak zor olduğundan Beyrut”a gidip oradan Avrupa”ya gidip gelmeye başlar. Beyrut”ta ölmüş birinin kimliğiyle! Bir maceradır onunki, siyasetle ilgisi yoktur ancak o kimlikle bir gün ”de yakalanınca asıl kimliği ortaya çıkmasın diye ağabeyi Hrant”ın “arkadaşı” olduğunu söyleyince, işler arap saçına döner. Ne yazık ki Asala”nın Avrupa”da diplomatlara şı korkunç eylemler gerçekleştirdiği yıllarda Beyrut Ermeni kelimeleri bir araya gelince, işin doğrusunu anlatmak oldukça zordur. Her ikisi de polisin elinden sağ olarak zor kurtulur.

İlk olaydan sonra kardeşine diskurlar çekip askere yollayan Dink, kardeşini bulmak için polisin yaptığı ikinci sorguda doğruyu açıklar, “o benim arkadaşım değil, kardeşim, öyle söyleyince korumak zorunda kaldım” der. Ancak mimlenmiştir bir kere. Sonrasında gelişen tüm olaylar, her yolun Roma”ya çıkması misali ona çı: Mesela, yönettiği çocuk kampında yetişen bir gencin adının Avrupa”ya gider gitmez bir Asala eyleminde geçmesi, sonra doğru olmadığı ortaya çıksa da onun sorgulanmasına olur. Ya da kendi yetiştiği yetimhanenin sert müdürü Eylül sonrası Türklük aleyhtarı eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle gözaltına aldığında o sıralarda Fransız konsolosluğunu basan Asala militanları, şartları arasında onun da serbest bırakılmasını istediklerinde, emniyete davet edilen yine Dink olacaktır. Şöyle açıklar bu durumu: “Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum.”

Aslında Zooloji”den mezun olduktan sonra canlılar dünyası bilimi çok sevdiği için “biyoloji felsefesi”nde akademik kariyer yapmak istemiştir. O dönem bu ün kürsüsü kurulmayınca, yeniden üniversite sınavlarına girerek felsefe üne kaydolmuştur. Onu da son sınıfta bir hocanın gereksiz disiplini kendi inadı yüzünden bırakır. İki kardeşiyle yayınevi, kırtasiye işini sürdürürken eşi Rakel”le birlikte, kendileri gibi Anadolu”dan gelen kimsesiz yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı”nı yönetmeye başlar. Yoktan varedilen bu kampa ne zaman (21 yıl sonra) devlet tarafından el konur, o “bir dakika” der.

AZINLIK OLDUÐUNU HİSSETTİÐİ ANLAR
O güne kadar, hiç “azınlık” olduğunu hissetmemiştir. Yüzlerce çocuğa barınak olan okul ellerinden bir anda alınınca, farklı bir muamele gördüklerine verir. ndaki bir diğer dönüm noktası da askerliğinde gizlidir: Denizli”de piyade alayında sekiz ay yaptığı askerliğinde, bütün arkadaşları çavuş olup, sınavdan yüz üzerinden yüz almasına rağmen o olamayınca çok üzülür. Çavuş olmayı o kadar önemsediğinden değil ama negatif ayrımcılığı hissettiği için. Buna, hem de iki saat kadar ağlayacağını hiç aklına getirmemiştir. Artık kimliğime daha fazla sahip çıkmalıyım, diye düşünür.

Uzun bir yolculuktur bu: 1915 Varlık vergisi yılları bir yana, Kıbrıs meselesinin başlamasıyla ortaya çıkan bir gerginlik sözkonusudur. Ardından Asala eylemlerinin yoğunlaştığı onun deyimiyle ”deki Ermeniler”in başı önde dolaşmaya başladığı yıllar gelir. Sonra Kürt sorunu, Ermeni sorunuyla birlikte konuşulmaya başlanır. Devletin bakanlarının ağzından “Apo Ermeni dölü” gibi lafların edildiği karanlık yıllardır bunlar. Bitmez, bir de Ermenistan Karabağ savaşının yansımaları gelir. Yine onun deyimiyle Ermeniler”in her gün evlerinde kendini solucan gibi hissettiği günler… Bu ruh halinden sıyrılmak gerekir.

Bazı cemaat gazetelerinde kritikleriyle başlar yazmaya… Sonra medyadaki yalan yanlış haberleri düzeltmekte ortaya çı adı. Patrikhane”ye, “Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır” diyen de odur. Bunun için bir çe gazete çıkarmayı öneren, 1800 başlayan tirajı şimdi altı bine ulaşan, Ermeniler kadar okuyucusu da olan, Ermeni toplumuyla iletişim kurmak isteyen her siyasetçinin, akademisyenin aradığı Agos gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlenen de.

Sonuçtan memnundur. Ona göre Agos, sadece Ermeni sorunlarıyla ilgilenen bir gazete olmakla kalmamış, ”nin demokratikleşmesinin bir parçası olmuştur. Onun istediği de budur: “Biz Ermenilerin sorunları çözülmüş, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, eşcinsellerin sorunları çözülmemiş, bu neye yarar ki?”

Ama o, bir gazetenin bunu yapmaması, Ermeni cemaatinin sivil bir merkezi olması gerektiğini söyler. “Laik bir ülke olan ”de bir cami mütevelli heyetinin yanıbaşındaki okulu da idare etmesini düşünebilir misiniz? Buna dünyadaki hangi laik ülke tahammül edebilir? Ama bizde oluyor, kilise, okulu da idare ediyor!” der.


Yayın yönetmeni Hrant Dink”in Agos gazetesinde yayınlanan 19 Ocak tarihli son yazısı.

“Ruh halimin güvercin tedirginliği”

Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten ’dan aşinaydım. 2002 yılında ’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “ olmadığımı… Türkiyeli Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.

Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. ’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.

Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı bu komedi de bitecekti.
Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.

O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir ında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.

Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.

Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
“Ya sabır” çeke çeke…
Ama dönülmedi.
Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime verdi.
Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şındım… Kırgınlığım isyanım had safhadaydı.

“Bak şu bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.

Davanın her celsesinde “ün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, programlarında. Her seferinde “ düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.

Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan aylardır yağan , email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.

Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat ını bekleyerek dayanıyordum. açıklandığında olsa gerçek ortaya çıkacak bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim Ama işte çıkmıştı tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.

Hakim “ Milleti” adına vermişti benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.

Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.

İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:

“Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”

Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni insanının gözünde yalnızlaştırmaya açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

Devleti adına”

İtiraf etmeliyim ki ’deki “Adalet sistemi”ne “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.

yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?

Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.

Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “ Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “ Milleti adına” değil, “ Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?

Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?
Başsavcının çabasına rağmen
Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.
Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti davayı Genel Kurul’a taşıdı.
Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

Güvercin gibi

Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

ımın güncesi hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke tehdit dolu satırlarla yüklü.
(Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)

Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
Benim için asıl tehdit asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
“Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla nıyorum insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim…
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli… anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
“Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi…
İşte size bedel… İşte size bedel…
İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
“Ölüm-Kalım” dedikleri
Kolay bir süreç değil yaşadıklarım… ailece yaşadıklarımız.
Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında…
O noktada hep çaresiz kaldım.
“Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.
Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
“Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
Kalmak direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan’a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de ’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce dık madık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama… Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola… Atalarımız gibi… Nereye gideceğimizi bilmeden… Yürüyerek yürüdükleri yollardan… Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı…
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere… Her neresiyse.

Ürkek özgür

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.
Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
Bildiğim beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar ’de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla şı şıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.


Kaynaklar: Emel Armutçu (Hürriyet), AGOS Gazetesi

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1954 yılında Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. çılar Derneği, BESAM, TYS PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisinde yazmaktadır.

Yayımlanmış eserleri: ıldan Sarıya(şiir), Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ’nun Hikâyesi(), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo’nun Felsefesi(), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Çıkmazı(deneme).

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Ankara”da doğdum.

ÖÐRENİM DURUMU:
İlk Okulu Kayaş Köşklüdere İlköğretim okulunda, Orta okulu Kayaş Ortaokulunda, Liseyi Ankara Ticaret Lisesinde okudum. Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Lisans mezunuyum.

ÇALIŞMA HAYATIM :
Bölgemiz Semt takımlarından, 1947 yılında kurulan Ankara Amatör Kümede mücadele eden Kayaş Kulübünde lisanslı sporcu olarak oynadım, daha sonra aynı kulüpte yöneticilik yaptım.

Merkezi Ankara’ da bulunan Ankara’da faaliyet gösteren 300 amatör kulübünün üst kuruluşu olan Ankara Amatör Kulüpleri Federasyonunda 1990 yılından bugüne kadar Yönetim Kurulu üyeliği, Genel Mali Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı halen Genel Sekreterlik görevini yürütmekteyim.

Aynı zamanda 81 vilayette çapında faaliyet gösteren Amatör Sporların illerde oluşturulan Federasyonların üst kuruluşu ’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Amatör Kulüpleri Konfederasyonunda Yönetim Kurulu üyesi Eğitim Sekreterliği yaptım, Halen Konfederasyonun Yürütme Kurulu üyesi , Eğitim Dış İlişkiler Sekreteriyim.

Bedensel Engelliler Federasyonunda Denetleme Kurulu Üyesiyim.
Badmington Federasyonunda Danışma Kurulu Üyesiyim.
Federasyonunda Amatör Disiplin Kurulu Üyesiyim, halen görevim devam etmektedir.

Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası üyesi olup halen Ankara’ da Serbest MALİ MÜŞAVİRLİK yapmaktayım.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

BİNBAŞI
GREKOROMEN GÜREŞ A-MİLLİ TAKIM TSK GÜREŞ MİLLİ TAKIMLARI TEKNİK DİREKTÖRÜ

· 29 Aralık 1969 İstanbul doğumlu
· 1984 yılında İstanbul Güreş İhtisasa kulübünde güreşe başladı
· 1989 yılında ilk kez milli mayoyu giydi
· 1993 yılında Marmara Üniversitesi Beden Ana Bilim dalında ‘ Güreş Sporunun Psiko Sosyal yönü üzerine araştırmalar ‘ isimli teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı
· 1992 yılından itibaren K.K.Gücü T.S.K Güreş Milli takımlar teknik direktörlüğü görevini yürütmektedir
· Aynı zamanda sivilde; Grekoromen Genç Milli Takım Antrenörlüğü( 1996 )
· Grekoromen Genç Milli Takım Teknik Direktörlüğü ( 1997,2001) Grekoromen A Milli Takım Antrenörlüğü (2002-2004 )görevlerinde bulunmuştur.
· 2002 yılında İtalya’da yapılan ‘ULUSLAR ARASI ANTRENÖR KURSU ‘NU bitirdi.
· 2004 Yılı Atina Olimpiyatlarında Grekoromen A-Milli Takım Antrenörü olarak görev yapmış olup, yılın Teknik Direktörü ( 1995 ) en iyi Antrenör/Best Coach (CISM 2004 ) ödülleri bulunmaktadır.
· 26-30 Eylül 2006 Tarihinde Çinde yapılan Büyükler Grekoromen Güreş Dünya Şampiyonasında ‘Cumhuriyet tarihinde ilk kez’ takım halinde Dünya Şampiyonu olan Grekoromen Güreş A-Milli Takımında Teknik Direktör olarak görev yapmıştır.


Güreş hakkındaki görüşleri şöyle;’ Mesleğim gereği müsabık olarak çok kısa güreş yapabildim. 20 yaşında güreşi bırakmak zorunda kaldım.Ancak güreşe olan özlemimi antrenörlük yaparak giderdim.Antrenörlük mda gerek silahlı Kuvvetlerde, gerekse sivilde çok çalıştım.emek verdim.Şükürler olsun ki çabalarımın şılığını alıyorum.

Görev yaptığım takımlar ülkemi bayrağımızı gururla temsil ederek dan ya koştular.

Bir sevdadır güreş.Bana göre güreş ’ü Türklüğü anlatıyor.Anadolu’nun her yerinde güreş yapan, yapanları yan veya güreş seyretmeye koşa koşa giden insanları bulabilirsiniz.Bu milletin tarihinde;Orta Asya’dan Selçuklu’ya, Osmanlıdan Cumhuriyetine kadar her dönemde güreş kahramanlıkları görürsünüz.

toplumunun tarihten gelen milli manevi değerlerine şılıksız bağlı, bayrağını bilen yüceltme ateşiyle yanan bir yürekle yetişir güreşçiler.

Bir dengedir güreş, bir ayardır.Bir güreşçinin bulunduğu bir yerde görürsünüz,mertlik onur duygusunu hissedersiniz.Bir güreşçi çoğu insanın yapamadığı işleri yapabilir,güreşçinin becerebildiği işleri herkes yapamaz.Medeni cesareti çok üst seviyededir.

Çok zor bir spordur güreş, Her sporcu,antrenör idarecinin yapabileceği bir uğraş değildir. Özel insanlar güreşle uğraşır.Yorumsuz bir disiplin, net bir itaat gerektirir.

Güreşin doktoru, masöründe dahi meslektaşlarına göre belirgin bir fark görürsünüz. Bazen güreşe şı; türlü düzenler,oyunlarla şılaşabilirsiniz.Ama bu güreş camiasını yıldırmaz,aksine kan yapar.Daha bir sevdayla, daha bir hırsla sarılırlar Ata sporuna.

Bir insan güreşçi doğar öleceği güne kadar yaşar güreşi.Çoğu zaman anlatılmaz,yenmek yenilmek duygusunun en yüksek yaşandığı bir arenadır güreş.

Milletimin, devletimin sporudur güreş. Ayyıldızlı bayrak dalgalandıkça öylede kalacaktır……

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1958 yılında Ankara”nın Beypazarı İlçesi”nde doğan Ersin Uysal, Ankara 19 Mayıs Akademisi”ni bitirdikten sonra 1982 yılında Güneş Gazetesi”nde yazarlığına başlamış, uzun yıllar TRT”de programlar yapmıştı. Aerobik sporunun ”deki öncülerinden birisi olarak kabul gören Uysal, bir çocuk babasıydı.

TSYD Ankara Şubesi Başkanvekili, Sabah gazetesi yazarı Ersin Uysal gördüğü Hacettepe Hastanesi”de vefat etti.

Sabah Gazetesi”ndeki son yazısında “Bugün benim doğumgünüm, babamın öldüğü yaştayım” diyen Ersin Uysal; babası ile aynı yaşta aynı babası gibi beynindeki ur nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

Ersin Uysal”ın naaşı, TSYD Ankara Şubesi Sosyal Tesisleri önünde yapılan törenden sonra Kocatepe Camii”ne götürdü. Cenaze, öğle namazından sonra şıyaka Mezarlığı”nda toprağa verildi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Soul müziğinin babası” olarak nan efsanevi şarkıcı James Brown zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede 25 Aralık günü sabahı yaşamını yitirdi.

‘I Got You (I Feel Good), ‘Living America’ gibi parçalarıyla dünya çapında nan ünlü şarkıcının menajeri Frank Copsidas ’e yaptığı açıklamada ünlü şarkıcının haftasonu zatürre teşhisiyle Atlanta’daki Emory Crawford Long Hastanesi’ne kaldırıldığını Brown’ın sabah hayata veda ettiğini söyledi. Copsidas, Brown”un öldüğü sırada yanında kadim dostu Charles Bobbit”in bulunduğunu, şarkıcının ailesine verildiğini, ancak ölüm nedeninin henüz açıklığa kavuşmadığını kaydetti. Brown 73 yaşındaydı.

Ailenin tek çocuğu olan James Brown, 1933 yılında Güney Caroline”da Barnwell”de dünyaya geldi. Dört yaşında annesiyle babasının ayrılması üzerine teyzesinin yanına yerleşen Brown, ABD”de son 50 yılda müziğe damgasını vuran Elvis Presley Bob Dylan gibi sanatçılar arasında yer alıyordu.

Bir neslin idolleştirdiği örnek aldığı Brown”un ı Mick Jagger Michael Jackson gibi şarkıcılara esin kaynağı oldu.

David Bowie”nin “Fame”i, Prince”in “Kiss”i George Clinton”ın “Atomic Dog”u açıkça, “Out of Sight”, “ Machine”, “I Got You (I Feel Good)” “Say It Out Loud - I”m Black and I”m Proud” gibi hitlere imza atan James Brown”un ritimlerine dayanıyordu.

Şarkı sözleri ünlü rapçiler Fat Boys, Ice-T Public Enemy tarafından kullanılan Brown, küçük yaşta silahlı soyguna ıştığı, çocukluğu gençliğini geçirdiği Georgia”da Bobby Byrd ile tanıştı Bryd”in daha sonra adını Famous Flames olarak değiştiren grubu Gospel Starlighters müzik na başladı.

1965″de “Papa”s Got a Brand New Bag” ile en iyi R&B şarkısı, 1987″de “Living In America” R&B dalında en iyi şarkıcı, 1992 yılında ömür boyu başarı dalında Grammy kazanan James Brown, 1950″leri sallayan ilk hit şarkısı “Please, Please, Please” ile çıkış yaptı.

Hakkındaki uyuşturucu kullandığı iddiaları, üçüncü eşi Adrienne”ye vurduğu suçlaması ışıltılı yaşamındaki olarak görülen Brown, kendisini şov dünyasının en çalışkan adamı olarak mlıyordu.

Müzik yaşamı boyunca 119’un üzerinde şarkı ile 50’nin üzerinde albüm yapan Brown 1992 yılında Grammy Müzik ödüllerinde ‘Yaşam Boyu Başarı’ ödülüne layık bulundu. Efsanevi şarkıcı 2006 yılının Temmuz ayında ”de konser vermişti.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1961 yılında Çanakkale’de doğan Levent Bilman, Adana Borsa Lisesi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ü’nden mezun oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanlığı’na geçen Bilman 1989´da Telaviv Büyükelçiliği“nde İkinci Katip, 1990″da aynı Büyükelçilikte Başkatip olarak çalıştı.

1991´de Müsteşar İkili Siyasi İşler Yardımcılığı yapan Bilman, Doğu Avrupa Dairesi”nde, Balkan Ülkeleri İle İlişkiler Dairesi”nde Başkatip, 1993´de Roma Büyükelçiliği”nde Başkatip adından Müsteşar, 1997″de Balkan Ülkeleri ile İlişkiler Dairesi”nde Şube Müdürü, 1997″de Siyaset Planlama Dairesi”nde Şube Müdürü Daire Başkan Vekili olarak görev yaptı.

1998″de Müsteşar Özel Kalem Müdürü Daire Başkan Vekili olan Bilman 1999″da Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği“nde Müsteşar ardından Birinci Müsteşar olarak çalıştı. Bilman bu dönemde ayrıca iki sene süreyle BM Hükümet Dışı Kuruluşlar (NGO) Komitesi Başkanlığı görevini de yürüttü.

2003 yılında Kıbrıs Dairesi Başkanı olan Levent Bilman, bilahare 2004 yılında Kuzeydoğu Akdeniz (Kıbrıs-Yunanistan) Genel Müdür Yardımcılığı görevine vekaleten atandı. Bilman halen bu görevi sürdürüyordu.

Dışişleri Bakanlığı”nın yeni sözcüsü Bilman (25 Aralık 2006)
Dışişleri Bakanlığı’nda Namık Tan’ın Tel Aviv”e büyükelçi olarak atanmasının ardından boşalan sözcü koltuğuna Levent Bilman getirildi. Bilman, son olarak Kıbrıs Dairesi’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyordu.

NATO Savunma Koleji mezunu olan İngilizce bilen Levent Bilman, Barbara Kristina Bilman ile evli bulunuyor.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1978 yılında Giresun - Espiye”de doğdu. 1996″da Ankara Milli Piyango Anadolu Lisesi”nden, 2001″de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sanatlar Fakültesi Grafik ü“nden mezun oldu. 2003 yılına kadar çeşitli ajans kurumlarda grafik tasarımcı olarak çalıştı. 2003 - 2005 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Sanatlar Fakültesi Grafik ü”nde araştırma görevlisi olarak çalıştı.

2004 yılında “Banner Reklamların Grafik Tasarım Açısından İncelenmesi” konulu tezi ile H. Ü. Sanatlar Fakültesi Grafik ü”nde yüksek lisansını tamamladı. 2005 yılından bu yana H. Ü. Sanatlar Fakültesi Grafik ü”nde Sanatta Yeterlik öğrencisidir. Halen Gazi Üniversitesi Sanatlar Fakültesi”nde okutman olarak görev yapmaktadır.

Ankara Exlibris Derneği üyesidir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1939 Mersin Anamur”da doğdu. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zirai Ekonomi ü”nü bitirdi.

Ersoy, DSİ Tarım Bakanlığında Ziraat Yüksek Mühendisi, Tarım Bakanlığında Müfettiş Yardımcısı, Müfettiş Başmüfettiş, Tarım Bakanlığı Müfettişleri Başkanı Devlet Denetleme Organları Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı, Tarım Bakanlığı Personel İdari İşler Genel Müdürü olarak çalıştı.

Büyük Millet Meclisi 22. Dönem Milletvekili (Bağımsız Milletvekili)

Orta İngilizce Az Fransızca bilen Ersoy üç çocuk babası.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

5 Mayıs 1930″da ”da doğdu.

Osmanlı tarihi alanında yaptığı çalışmalarla nan 1970″li yıllarda “Ermeni soykırımı yoktur” dediği için Ermeniler tarafından tehdit edilerek, evi kundaklanan ABD”li çi Prof. Dr. Stanford Shaw, beyin kanaması nedeniyle gördüğü Hacettepe Üniversitesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi”nde 15 Aralık 2006 günü vefat etti.

Bilimler Akademisi”nden yapılan açıklamada, 16 Aralık”ta akademinin Şeref Üyeliği”ne seçilen, Kurumu tarafından bu yılın eylül ayında Prof. Dr. Halil İnalcık ile birlikte tarihine katkılarından dolayı “Hizmet Madalyası Beratı” ile onurlandırılan 76 yaşındaki Shaw”ın vefat ettiği bildirildi.

Shaw, Bilkent Üniversitesi ünde görev yapmaktaydı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

31 Temmuz 1923″te İstanbul”da doğan Ertegün, Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün”ün oğluydu. Babasının görevi dolayısıyla İsviçre, Paris, Londra Washington”da eğitim gören Ertegün, 1947 yılında dişçisinden 10 bin alarak kurduğu Atlantic Records”u dünyanın en önemli müzik şirketleri arasına sokmayı başardı.

Ertegün röportajlarında hep “Atlantic”i kurduk, çünkü biz sevdiğimiz dinlemek istediğimiz müzisyenlerin plaklarını çıkarmak istiyorduk. Bu işi iki-üç yıl yapıp bitiririz sanmıştık. Bu işi yaparken çok eğleniyorduk açıkçası bu kadar çok sevdiğimiz bir işten kazanabileceğimizi hiç düşünmemiştik” demişti.

Ahmet Ertegün yeteneği