Kur’an-ı Kerim’in Yazılması ve Mushaf Hâline Getirilmesi
Kur’an âyetleri geldikçe Peygamberimiz (s.a.s.), vahiy kâtiplerini çağırır, âyetleri hangi surenin, neresine yazılacağını gösterirdi. Vahiy kâtipleri de gösterildiÄŸi gibi yazarlardı. Nâzil olan ayetleri Ashab-ı Kiram okur ve birçoÄŸu da ezberlerdi. Böylece Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizden günümüze dek hem yazılarak, hem de ezberlenerek muhafaza edilmiÅŸtir.
Peygamberimizin saÄŸlığında âyetler inmeye devam ettiÄŸi için Kur’an’ın yazıldığı sahifeler mushaf hâline getirilememiÅŸti. Kur’an, vahyin sona ermesiyle tamam oldu.
Peygamberimiz (s.a.s.) in vefatından sonra Halife olan Hz. Ebu Bekir, ashabın ileri gelenlerinden bir komisyon kurdu. Bu komisyon, ayrı ayrı sahifelerde bulunan Kur’an sure ve ayetlerini bir araya topladı, hafızların ezberledikleri Kur’an ile karşılaÅŸtırarak, yazıp Mushaf haline getirdi.
Kur’an sahifelerinin bir araya toplanarak kitap hâline getirilmiÅŸ ÅŸekline “Mushaf” denir.
Böylece Kur’an-ı Kerim, Allah’tan Peygamberimize vahyedildiÄŸi gibi muhafaza edimiÅŸ, hiç bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramadan günümüze kadar gelmiÅŸtir. Kıyamete kadar da böyle devam edecektir.
Kur’an-ı Kerim’in Nâzil OluÅŸu ve Vahiy GerçeÄŸi
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce bir süre Mekke yakınındaki Hira dağında bir maÄŸaraya çekilir, Allah’ın büyüklüğünü düşünmekle meÅŸgul olurdu.
610 yılının Ramazan ayında bir Pazartesi gecesi yine Hira’daki maÄŸaraya çekilmiÅŸ, gönlü ve bütün varlığı ile Allah’a yönelmiÅŸti. İşte bu sırada meleklerin en büyüğü olan Cebrâil (a.s.), Allah’ın emriyle peygamberimize gelerek “Oku!” dedi ve bu emri üç defa tekrarladı. Sevgili Peygamberimiz, “Ne okuyayım?” deyince Cebrâil (a.s.), Kur’an-ı Kerim’den beÅŸ âyeti tebliÄŸ etti. Böylece ilk vahiy geldi ve Kur’an-ı Kerim nâzil olmaya baÅŸladı.
Kur’an-ı Kerim, peygamberimize vahiy yoluyla gelmiÅŸtir. Vahiy: Allah tarafından doÄŸrudan doÄŸruya veya elçi vasıtasıyla Peygamberlere bildirilen ve kesinlik ifade eden bilgidir. Vahyin çeÅŸitleri vardır. Allah bu vahiy yollarından biri ile sözünü peygamberlerine duyurmuÅŸtur.
Bu yollardan biri de Yüce Allah’ın, sözünü bir melek aracılığı ile peygamberlerine duyurmasıdır.
Allah’ın sözünü peygambere bildiren melek; bazen kendi suretinde gelirdi. Bazen de bir insan ÅŸeklinde gelir, orada bulunanlar kendisini görür, sesini iÅŸitirlerdi. Bazı zamanlarda da melek vahyi peygambere bildirir, fakat kendisi görünmezdi.
Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimize Cebrail adlı melek aracılığı ile indirilmiÅŸtir.
İlk vahiy geldiği zaman Peygamberimiz (s.a.s.) kırk yaşında idi.
Kur’an’ın inmeye baÅŸlamasıyla Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamberlik görevi baÅŸlamış oldu. Kur’an-ı Kerim, bazen ayet-ayet, bazen de sûreler hâlinde parça-parça inerek 23 senede tamamlandı.
Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri
En son ve en büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e Allah tarafından gönderilen Kur’an-ı Kerim müslümanlığın kutsal kitabıdır.
Kur’an-ı Kerim’i diÄŸer ilâhi kitaplardan ayıran ve üstün kılan birçok özellikler vardır.
Bu özelliklerin başlıcaları şunlardır:
a) Kur’an-ı Kerim Peygamberimize indiÄŸi gibi hiç bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramadan bize kadar gelmiÅŸtir. Kıyamete kadar da bozulmadan devam edecektir.
Öteki kutsal kitaplardan bazıları tamamen kaybolmuÅŸ, bazıları da birçok deÄŸiÅŸikliklere uÄŸrayarak bozulmuÅŸ ve hiçbiri Allah’tan gönderildiÄŸi gibi muhafaza edilememiÅŸtir.
Kur’an-ı Kerim’i koruyacağını Yüce Allah, ÅŸu ayetle teminat altına almıştır:
“Kur’an-ı sana Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz”. (8)
Gerçekten de Allah, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’i günümüze kadar korudu, kıyamete kadar da koruyacaktır.
b) Kur’an-ı Kerim toplu olarak deÄŸil, zaman ve olaylara göre ayetler ve sûreler halinde parça parça inmiÅŸtir. Bu durum, onun kolayca ezberlenmesini ve anlaşılmasını saÄŸlamıştır.
c) Kur’an-ı Kerim son ilahî kitaptır. Ondan sonra baÅŸka kitap gelmeyecektir. Kur’an’ın hükümleri kıyamete kadar geçerli olacak, deÄŸiÅŸmiyecektir. Önceki kitaplar ise belirli bir zaman için gönderilmiÅŸti.
d) Kur’an-ı Kerim, bütün insanlığa gönderilen bir kitaptır. Her asrın ihtiyaçlarını karşılayacak hakikat ve hikmetlerle doludur.
Peygamberlere Gönderilen Sahifeler:
1) 10 sahife, Âdem Aleyhisselâm’a,
2) 50 sahife, Åžit Aleyhisselâm’a,
3) 30 sahife, İdris Aleyhisselâm’a,
4) 10 sahife, İbrahim Aleyhisselâm’a,
gönderilmiştir. Bunların toplamı 100 sahifedir.
Allah Tarafından Gönderilen Kitaplar
İmanın altı ÅŸartından üçüncüsü, Allah’ın kitaplarına inanmaktır. Yüce Allah, kullarına peygamberleri aracılığıyla kitaplar göndermiÅŸtir. Bu kitaplarda, Allah’ın emirleri ve yasakları bildirilmiÅŸ, kulların yapması gereken görevler öğretilmiÅŸ, dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları gösterilmiÅŸtir.
Biz müslümanlar, peygamberlere gönderilen kitapların hepsine inanıyoruz. Ancak, Kur’an-ı Kerim’den baÅŸka diÄŸer ilâhi kitapların sonradan bozulduÄŸunu ve deÄŸiÅŸtirildiÄŸini de biliyoruz. Kur’an-ı Kerim ise, Peygamberimize indirildiÄŸi gibi titizlikle korunmuÅŸ ve hiç bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramamıştır.
Allah tarafından peygamberlere gönderilen kitaplardan bazıları birkaç sayfadan meydana gelen küçük kitaplardır.
Meleklere İnanmanın Fayda ve Tesirleri
Her zaman ve her yerde bizimle beraber olan, bizden hiç ayrılmayan melekler bulunduÄŸuna inanan bir müslüman, gizli yerlerde “Beni kimse görmüyor, istediÄŸimi yaparım” diyemez, fenalık yapamaz. Çünkü nerede olursa olsun meleklerin kendisini gözetlediÄŸini, iyilik ve kötülüklerinin yazıldığını bilir. Böylece meleklere olan imanımız bizi kötülük yapmaktan alıkor.
Bunlardan başka bizi kötülüklerden koruyan, iyilik yapmaya yönlendiren melekler de vardır. Dünyada iyilik ve güzelliğin misali melek; fenalık ve çirkinliğin kötü örneği de şeytandır. Melek, insanı iyiliğe, şeytan da kötülüğe çağırır.
Meleklere inanmak, ahlâki davranışlarımızı olumlu olarak etkiler, kötülüklerden sakınmamızı ve ahlâkımızın güzelleşmesini sağlar.
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
“Hem ÅŸeytan, hem de melek, insanın kalbine bazı ÅŸeyler getirirler. Åžeytanın iÅŸi kötülüğe çağırmak, haktan uzaklaÅŸtırmaktır. MeleÄŸin iÅŸi hakka, iyiliÄŸe çağırmak ve kötülükten uzaklaÅŸtırmaktır.
Kim içinde iyiliÄŸe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki o, meleÄŸin sesidir. Hemen ona uysun ve Allah’a şükretsin.
Kim de içinde kötülüğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki o, ÅŸeytanın sesidir. Ondan uzaklaÅŸsın ve Allah’a sığınsın.” (7)
Büyük Melekler ve Görevleri
1) Cebrâil: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi: Allah ile peygamberler arasında elçilik yapmak, Allah’ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i Allah’tan Peygamberimize getiren Cebrâil’dir.
2) Mikâil: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir. (Yağmur yağması, rüzgâr esmesi, ekinlerin bitmesi v.s. gibi)
3) İsrâfil: Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri ile görevlidir.
4) Azrâil: Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.
Bu dört büyük melekten başka, diğer meleklerden bazıları da şunlardır:
Kirâmen Kâtibin: Her insanın biri sağında, diÄŸeri solunda iki melek bulunur. Bunlara Kirâmen Katibin denir. Sağındaki melek, insanın yaptığı iyi iÅŸleri, solundaki ise kötü iÅŸleri yazar. Böylece her insana ait iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı “Amel defteri” meydana gelir.
Münker ve Nekir: Bunlar, öldükten sonra kabirde insanlara soru sormakla görevli meleklerdir.
Rıdvan: Cennetteki meleklerin başkanıdır.
Mâlik: Cehennemde görevli olan meleklerin başkanıdır.
Melekler Nasıl Birer Varlıktır
İmanın şartlarından ikincisi meleklere inanmaktır. Melekler, nurdan yaratılmış varlıklardır. Onlar yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur.
Melekler, Allah’ın sevgili kullarıdır. Allah’ın emirlerini kusursuz yerine getirirler, hiç günah iÅŸlemezler.
Yüce Allah, varlıkları çeşitli şekillerde yaratmıştır. Bunlardan kimisi bizim görebileceğimiz, kimisi de göremiyeceğimiz şekildedir. İnsan, bazı varlıkları göremiyor. Çünkü, insanın gözü her şeyi görebilecek durumda yaratılmamıştır, görme yeteneği sınırlıdır.
Meselâ; çok küçük bir cismi göremediğimiz gibi; havayı, rüzgârı, rûhumuzu ve aklımızı da göremiyoruz. Telden geçen elektrik akımı da görülmüyor. Halbuki göremediğimiz bu şeylerin var olduğunu biliyoruz. İşte melekler de var olduğu halde görülmeyen varlıklardır.
Melekler nurdan yaratılmış lâtif varlıklar oldukları için biz onları göremiyoruz. Fakat meleklerin varlığına inanıyoruz, çünkü meleklerin varlığını Allah Teâla Kur’an-ı Kerim’de haber vermiÅŸ, Peygamber Efendimiz de melekleri hem görmüş, hem de bize bildirmiÅŸtir. Yüce Allah’ın ve sevgili Peygamberimizin bildirdiÄŸi her ÅŸey doÄŸrudur. Bu sebeple biz, meleklerin varlığına kesin olarak iman ediyoruz.
Melekler: yerde, göklerde, çevremizde ve her yerde bulunurlar. Sayılarını ancak Allah bilir. Her birine Allah’ın verdiÄŸi görevler vardır.
Bazıları devamlı olarak Allah’a ibadet eder. Bazıları da kâinatın tertip ve düzeni ile vazifelidirler. İnsanların gücünün eriÅŸemiyeceÄŸi büyük iÅŸler yaparlar. İnsanlara iyiliÄŸi telkin eden, kötülüklerden koruyan, sıkıntılı zamanlarda müminlerin yardımına gönderilen melekler de vardır. Yüce Allah, meleklerin varlığı ile sonsuz kudretini göstermiÅŸtir.
Tevhid İnancı
İslâmın temeli, tevhid inacıdır. Tevhid, Allah’ın birliÄŸi demektir.
Kur’an-ı Kerim’de bu konu şöyle açıklanmıştır:
«Sizin Tanrınız, tek bir Tanrıdır. Ondan başka tanrı yoktur.» (3)
Evet Allah birdir, O’ndan baÅŸka tanrı yoktur. O, eÅŸi, benzeri ve ortağı olmayan tek varlıktır. DoÄŸmamış ve doÄŸurmamıştır.
Gördüğümüz ve göremediÄŸimiz bütün varlıkları yaratan, yoktan var eden Allah’tır. O, yaratıcı olarak da tek’dir. O’ndan baÅŸka yaratıcı yoktur. Allah, hiçbir kusur ve eksikliÄŸi bulunmayan, en üstün niteliklere sahip olan çok Yüce bir varlıktır. İbadet yalnız O’na yapılır. O’ndan baÅŸkasına ibadet edilmez. Tevhid (Allah’ın birliÄŸi) inancı ihlâs sûresinde şöyle açıklanmıştır:
«Deki o Allah birdir.
Allah Sameddir. (Kimseye muhtaç deÄŸildir, her ÅŸey O’na muhtaçtır.)
O, doğurmamış ve doğurulmamıştır.
Hiçbir ÅŸey O’na denk deÄŸildir.» (4)
Allah’ın birliÄŸi inancı, kalbleri aynı amaç etrafında birleÅŸtiren, müslümanlar arasında birlik ve beraberliÄŸi saÄŸlayan önemli bir güçtür.
Allah Sevgisi
Allah, bize görmek için gözler, işitmek için kulaklar, konuşan dil, çeşitli işler yapabilen eller ve yürüyen ayaklar vermiş; bizi akıl ve zekâ ile donatarak, varlıklar arasında çok üstün bir durumda yaratmıştır.
Sağlık ve mutluluk içinde yaşayabilmemiz için yeryüzünü çeşitli nimetlerle donatmış, teneffüs ettiğimiz havadan içtiğimiz suya kadar her türlü ihtiyacımız karşılanmıştır.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz.” (5)
İnsan, kendisine iyilik edenleri sever. Öyle ise, en çok sevmemiz gereken varlık, Allah’tır. Çünkü O’nun bize olan iyilikleri sayılamayacak kadar çoktur. Biz de Allah’ımızı çok sevmeliyiz. Sevgi, sadece sözle olmaz. İnsan, sevdiÄŸine saygı gösterir, sevdiÄŸinin hoÅŸlanmayacağı bir ÅŸeyi yapmaz. Allah sevgisi, O’nun mübarek adını saygı ile anmak, bize emrettiÄŸi ibadet görevlerini seve-seve yapmak ve yasak ettiÄŸi ÅŸeylerden sakınmakla olur.
Böyle yaparsak, Allah da bizi sever ve dünyadaki nimetlerden çok daha fazlasını bize ahirette verir.
Bir insan için en büyük mutluluk, Allah’ın sevdiÄŸi kiÅŸilerden olmaktır.
Gerçek İman Sahibi Bir Genç…
Hazreti Ömer, halifeliÄŸi zamanında sütçülerin süte su katmasını yasaklamış ve bu emrini her tarafa duyurmuÅŸtu. Åžehrin asayiÅŸini kontrol etmek için bir gece Medine’de dolaşırken yoruldu ve biraz dinlenmek üzere bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde anne ile kızı arasında geçen ÅŸu konuÅŸmayı duydu:
Anne:
– Haydi kızım: kalk da sütlere biraz su katıver.
Kız:
– Halifenin sütlere su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun?
Anne:
– Evet biliyorum.
Kız:
– Öyle ise Halifenin yasakladığı işi nasıl yapabilirim?
Anne:
– Kalk da su koy şu sütlere, Ömer seni nereden görecek?
Kız:
– Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben O’nun göreceÄŸi yerde yapmadığım bir iÅŸi görmediÄŸi yerde de yapmam.
Hazreti Ömer, bu konuşmaları dinledikten sonra evine döndü. İyi bir din terbiyesi görmüş bu yüksek ahlâklı fakir kızı oğlu Âsım ile evlendirdi. (6)
İşte Allah inancının insanın davranışlarındaki olumlu etkisi…
Allah’a Şöyle İnanırız
Allah vardır ve birdir. Ondan başka tanrı yoktur.
Varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O, her zaman vardı, sonsuza kadar da var olacaktır.
Allah varlıklardan hiçbirine benzemez. O’nun eÅŸi ve benzeri yoktur. Varlığı kendindendir. Hiçbir ÅŸeye muhtaç deÄŸildir. Her ÅŸey O’na muhtaçtır.
Allah diridir, her şeyi bilir, her şeyi işitir ve her şeyi görür. Kalbimizden geçenleri de bilmektedir.
Allah irade sahibidir, diler ve dilediğini yapar. Onun kudreti sonsuzdur, her şeye gücü yeter.
Allah yaratıcıdır, dilediğini yoktan var eder, dilediğini de yok eder. Evrende ne varsa hepsini O yaratmıştır.
Allah harflere ve sese gerek olmadan söyler. Sözünü Peygamberlerine duyurmuÅŸ, emir ve yasaklarını bildirmiÅŸtir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim Allah’ın sözüdür.
Allah, merhameti sonsuz, bağışlaması bol Yüce bir varlıktır. Bize hayat veren, sayılamıyacak kadar nimetler bahÅŸeden O’dur.
O, bizi yarattıktan sonra da yalnız bırakmamış, peygamberler göndererek dünyada ve ahirette mutlu olmanın nurlu yolunu göstermiştir.
Allah’a böyle doÄŸru olarak inanan ve ona gönülden baÄŸlanan insan, varlıklar arasındaki ÅŸerefli yerini almış, gerçek deÄŸerini kazanmış olur. Bu inanç, insanın kalbini her türlü kötü düşüncelerden temizler, iyi düşünce ve güzel huylarla süsler.
İnsan, hiç kimsenin görmediÄŸi yerlerde bile ahlâka aykırı davranışlardan sakınır. Çünkü, Allah’ın her ÅŸeyi gördüğüne ve bildiÄŸine inanır. Allah’a iman, her türlü iyiliÄŸin kaynağıdır.
İman’ın Esasları Nelerdir
Ayrıntılı olarak inanılması gereken iman esasları altıdır. Bunlara iman’ın ÅŸartları da denir.
İman’ın Åžartları
1– Allah’a,
2– Allah’ın Meleklerine,
3– Allah’ın Kitaplarına,
4– Allah’ın Peygamberlerine,
5– Ahiret Gününe,
6– Kadere; İster iyi, ister kötü olsun, evrendeki her ÅŸeyin ve her olayın Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla meydana geldiÄŸine,
İnanmaktır.
ALLAH’A İMAN
Allah’a Niçin ve Nasıl İnanırız
İmanın altı ÅŸartından birincisi Allah’a inanmaktır. Akıl sahibi olan ve erginlik çağına gelen her insanın ilk ve en önemli görevi, Allah’ın varlığına ve birliÄŸine inanmaktır.
Çevremize baktığımız zaman, hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını görürüz. Güzel bir sanat eseri, bunu yapan bir sanatkârının bulunduğunu gösterir. Meselâ; kullandığımız saati yapan bir sanatkâr, oturduğumuz binayı yapan bir usta yok mudur? Şüphesiz ki vardır. Bunların kendiliğinden meydana geldiğini akıl kabul eder mi? Elbette etmez.
Öyle ise; çok ince bir plâna göre kurulan ve mükemmel bir düzen içinde iÅŸleyen uçsuz bucaksız kâinatı ve en güzel sanat eseri olan insanı da bir yaratan vardır. İşte bu yaratıcı, sonsuz güç ve kudret sahibi olan “Allah”tır. Evren, Allah’ın varlığını; evrende görülen ahenk ve mükemmel düzen de Allah’ın birliÄŸini göstermektedir.
O halde, ilk görevimiz, bizi yaratan ve yaÅŸatan Allah’a inanmak, O’na gönülden baÄŸlanmaktır.
İman Ne Demektir
İman’ın sözlük anlamı, herhangi bir ÅŸeye inanmak demektir.
Dini terim olarak iman: «Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in Allah tarafından getirdiÄŸi ÅŸeylerin doÄŸru olduÄŸuna kalb ile inanmak ve bu inacı dil ile söylemektir.»
Allah’ın varlığına ve birliÄŸine, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın peygamberi olduÄŸuna kalbi ile inanan ve bu inancını dili ile söyleyen kimseye «Mü’min» denir.
![]()
OkunuÅŸu: “Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Rasûlüllah.”
Anlamı: “Allah’tan baÅŸka tanrı yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın Peygamberidir.”
![]()
OkunuÅŸu: “EÅŸhedu en lâ ilâhe illellâh ve eÅŸhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh.”
Anlamı: “Ben ÅŸahitlik ederim ki, Allah’tan baÅŸka Tanrı yoktur. Yine ÅŸahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.)
Allah’ın kulu ve Peygamberidir.”
İman esasları, topluca ve özet olarak hem Kelime-i Tevhid, hem de Kelime-i Åžehadette ifade edilmiÅŸtir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olduÄŸuna inanmak, O’nun Allah tarafından getirip haber verdiÄŸi her ÅŸeyin doÄŸru ve gerçek olduÄŸuna inanmayı gerektirir. Bu sebeple bir insan, Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Åžehadetten birini dili ile söyler, kalbi ile de inanırsa İslâm Dini’ne girmiÅŸ olur.
Ancak, müslümanın bu kadarla yetinmeyip, İman esaslarını ayrıntıları ile öğrenmesi ve hepsine ayrı ayrı inanması gerekir.
İslâm Dini’nin Özellikleri
1) Hz. Muhammed tarafından tebliğ edilen İslâm, son dindir. Ondan başka din gelmeyecek, hükümleri kıyamete kadar devam edecektir.
2) İslâm evrensel bir dindir. Önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler, belirli milletlere geldiği halde İslâm dini, bütün dünya milletlerine gönderilmiştir.
3) İslâm dini’nin hükümleri insanların ihtiyaçlarını karşılayacak ÅŸekilde mükemmeldir. Bu sebeple baÅŸka bir dine ihtiyaç kalmamıştır.
4) İslâm dini, kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilâhi kitapları tasdik eder. Ancak o kitapların hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. Çünkü onlar, belirli milletlere sınırlı zamanlar için gönderilmiÅŸti. İslâm Dini ise bütün milletlere gönderilen ve kıyamete kadar deÄŸiÅŸmeden devam edecek olan Din’dir.
İslâm Dini ve Diğer Dinler
İlk insan olan Hz. Adem (a.s.) aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlığın ilk dini de Hak din’dir. Hz. Adem’den Peygamberimiz Hz. Muhammed’e kadar gelen bütün peygamberler insanlara Allah’ın birliÄŸi inancını tebliÄŸ etmiÅŸler ve Allah’a nasıl ibadet edileceÄŸini öğretmiÅŸlerdir.
Ancak son peygamber Hz. Muhammed’den önceki peygamberlerin tebliÄŸ ettiÄŸi iman esasları ve dinî hükümler zamanla bozulmuÅŸ ve insanlar karanlıklar içinde kalmıştı. İnsanlığı düştüğü bu durumdan aydınlığa çıkaracak bir kurtarıcıya ihtiyaç vardı.
Bunun üzerine Yüce Allah, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığı ile bütün insanlara son ve en mükemmel din olan İslâm’ı göndermiÅŸtir.
Bu gerçek Yüce Allah tarafından Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmiÅŸtir:
“Allah katında din, şüphesiz İslâmdır.” (1)
İslam’ın dışındaki dinler, Allah katında makbul deÄŸildir. Bunların insanlara bir yararı olmayacaktır. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır:
“Kim İslâm’dan baÅŸka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de zarara uÄŸrayanlardandır.” (2)
İslâm Dini, Allah tarafından gönderildiği gibi hiçbir değişikliğe uğramadan ve bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Bundan sonra da bu özelliğini koruyacaktır. İslâm, Allah katında makbul olan tek dindir.
Bazı insanlar tarafından ortaya konulan dinler de vardır, ancak bu dinler, batıl ve geçersizdir. Çünkü bunlar, Allah tarafından gönderilmemiş, insanlar tarafından uydurulmuştur.
Din Neye Denir
Din: Allah’ın, insanlara Peygamberleri aracılığı ile gönderdiÄŸi bir sistemdir. Bu sistem, akıl sahiplerini kendi istekleri ile dünyada huzur ve saadete, âhirette sonsuz mutluluÄŸa ulaÅŸtırır.
Dinin Gayesi
Din, bize yaratılışımızın amacını, Allah’a karşı yükümlü olduÄŸumuz görevleri öğretir. İyi ile kötüyü, doÄŸru ile yanlışı tanıtır ve iyiye ulaÅŸmanın yollarını gösterir.
Din insanı ruhen yükseltir, ahlâken olgunlaştırır, fertlerin birbirlerinin haklarına saygılı olmalarını ister ve uyulması gereken hak ve görevleri belirler.
Kısaca; dinin gayesi, insanı hem dünya hayatında, hem de ahirette mutluluğa kavuşturmaktır. Bize düşen görev, dinin gösterdiği nurlu yolda yürüyerek bu mutluluğa ulaşmaktır.
Reflü Nedir?
Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriÄŸinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriÄŸinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliÄŸinin yok olmasından kaynaklanır. EriÅŸkinlerin yaklaşık %20’sinde reflü görülmektedir.
Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.
Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.
Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını engelleyen iki mekanizma vardır.
Kelepçe Mekanizması
Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını engelleyen iki mekanizma vardır.
KELEPÇE MEKANİZMASI
Kelepçe mekanizması, mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını kasların bir kelepçe gibi sıkılmasıyla engeller. Sağlıklı bir kelepçe mekanizması şu şekilde işler;
Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını engelleyen iki mekanizma vardır.
KAPAK MEKANİZMASI
Kapak mekanizması, mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını kasların bir kapak gibi kapanmasıyla engeller. Sağlıklı bir kapak mekanizması şu şekilde işler;
Reflü Şikayetleri Nelerdir?
Hastalarımızın en sıklıkla başvurduğu şikayet mide yanmasıdır.
Bunun yanında göğüste yanma ve ekşime,
Ağıza gelen acı bir tat,
Ağız kokusu,
Özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi
Göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor.
Derin nefes almada güçlük çekilebiliyor.
İleri aşamalarda da;
kronik farenjit,
kronik sinüzit,
alerjik astım
ve diş çürüklerine gidilen bir süreç yaşanabiliyor.
REFLÜ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HANGİ HASTALIKLARI CAĞRIŞTIRIR?
HAZIMSIZLIKLA İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Şişkinlik, geğirme, midede yanma ve hazımsızlık hissi
safra kesesi taşı olan insanlarda
Ülseri olan insanlarda
Gastriti olan insanlarda
görülebilir.
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Kronik farenjit
Kronik sinüzit
Ses kısıklığı
Kronik tahriş öksürüğü
GÖGÜS HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Alerjik astım
Kronik öksürük
KALP HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Çarpıntı
Kalpte sıkıntı hissi
Hangi leke nasıl çıkarılır?
Çamaşır suyuna dayanıklı kumaşlarda, çimen lekesini nemlendirdikten sonra üzerine deterjan dökerek ovalayın, çamaşır suyu eklenmiş sıcak su ile yıkayın. İnatçı çimen lekelerini ise alkolle sildikten sonra lekeli bölgeyi iyice durulayın.
19 Kasım — Çimenden kahveye, rujdan şaraba leke sorununa çözüm getirecek, etkili öneriler.
ALTIN TEMİZLİĞİ
Bir litre suya 15 gr. sabun rendesi ve 100 gr. amonyak ilave edin. Temizlemek istediğiniz altın eşyalarınızı bu karışımın içinde yarım saat kadar bırakın. Sonra, soğuk suyla durulayın ve bir deri parçasıyla temizleyin.
AMPULLERİN TEMİZLİĞİ
Alkol en iyi temizleyicidir. Ancak ampulün yüzeyi pütürlüyse kesilmiş bir soğan parçasıyla silip nemli bir bezle temizleyin. Ampulün temizliği bittikten sonra ışığı yakmadan, üzerine bir iki damla parfüm sıkın. Odanız cok güzel kokacaktır.
AYAKKABIDAKİ LEKELER
Su lekesi - Boyamadan önce vazelin sürün.
Küf lekesi - Gliserin sürülmüş bir bezle temizleyin.
Spor ayakkabıların temizliği - Ayakkabıyı, benzine batırılmış eski bir diş fırçasıyla ovalayın.
Açık renk ayakkabılardaki lekeler - Benzine batırılmış bir bezle silin.
Koyu renk ayakkabılardaki lekeler - Alkole batırılmış bir bezle temizleyin.
Vernikli ayakkabılar - Süt ve limon suyu döktüğünüz bir bezle temizleyin.
Süet ayakkabılarınızın tüylerini kabartmak - Ayakkabıyı su buharına tutun, ayakkabı iyice kuruyunca tel fırçayla fırçalayın.
Rugan ayakkabılardaki çatlamaları önlemek - Zeytinyağı veya vazelin sürün. Sıcaklık rugan ayakkabıların çatlamalarına sebep olduğu için serin yerde saklanmaları gerekir.
Kahverengi ayakkabıları siyaha boyamak isterseniz önce çiğ patatesle ovalayın sonra siyah cila sürün.
AYNA TEMİZLİĞİ
Gazete kağıdını top haline getirerek, 2 ölçü su ve 1.5 ölçü sirke karışımına batırıp aynanızı bununla silin, arkasından kuru bir bezle kurulayın.
Yarıya bölünmüş çiğ patatesle aynanızı silin, sonra içine az miktarda alkol katılmış suyla durulayın.
Ayrıca aynanızı temizlediğiniz son suya alkol katarsanız sineklerin konmasını engellersiniz.
BLUCİNLERİN RENGİ
Renginin açılmasını istemiyorsanız, yeniyken içine bol miktarda tuz atılmış soğuk suda 12 saat kadar bırakın. Sabit bir renk kazandığını göreceksiniz.
BOYA LEKESİ
Kumaş üzerindeki boya lekeleri için: Leke tazeyse, en etkili temizleyici madde terebentindir. Leke kurumuşsa, sabunlu suyla yıkayın ve birkaç saat bu suda bırakın. Boya iyice yumuşayınca bir bıçakla kazıyın, sonra terebentinle silin.
ÇAMUR LEKESİ
Leke olan elbiseyi hemen fırçalamayın. Çamur lekesi kuruyunca hafif bir fırçalamayla çıkar. Eğer inatçı bir lekeyse, eşit miktardaki su ve sirke karışımıyla silebilirsiniz.
ÇAY LEKESİ
Beyaz kumaştaki lekeyi limon suyuyla silin ve soğuk suyla durulayın.
Renkli kumaştaki taze lekeyi yumurta sarısını suyla karıştırarak ovalayın. Eski bir leke ise gliserinli suyla silmek iyi olacaktır.
Halı üzerindeki çay lekesini, eşit ölçekteki alkol ve sirke karışımı ile silin.
ÇİKLET YAPIŞIRSA
Çikletin yapıştığı yerin iç tarafına naylona sarılmış bir miktar buz koyun. Buzun etkisiyle çiklet donduktan sonra bir fırçayla donan çikleti fırçalarsanız yapıştığı yerden çıkacaktır.
ÇİKOLATA LEKESİ
Kumaştaki çikolata lekesi için; en iyi yol gliserinle ovup yağ emici iki kağıt arasında bir süre bırakarak yağının iyice emilmesini sağlamaktır. Eğer bu işlem yeterli olmazsa ve lekeli kumaş rengi atmayan bir tür kumaş ise lekeli kısmı suyla karıştırdığınız 90 derecelik alkolle silin.
Halıdaki çikolata lekesini; sabunlu suyla lekenin dış kısmından başlayarak içe doğru silin. Üzerine talk pudrası döküp bir süre bekleyin. Halıyı silkeledikten sonra eşit miktarda su ve alkol karışımıyla tekrar silin.
ÇİMEN LEKESİ
Çamaşır suyuna dayanıklı kumaşlarda, lekeyi nemlendirdikten sonra üzerine deterjan dökerek ovalayın, çamaşır suyu eklenmiş sıcak su ile yıkayın. İnatçı lekeleri alkolle sildikten sonra lekeli bölgeyi iyice durulayın. Çamaşır suyu kullanımına uygun olmayan kumaşlarda, aynı işlemleri çamaşır suyu kullanmadan yapın. (Kumaşın asetat içermesi halinde, bir birim alkole iki birim su ekleyin.)
FONDÖTEN LEKESİ
Elbisenizdeki fondöten lekesini, etere batırılmış bir bezle sildikten sonra sabunlu suyla yıkayın; leke yok olacaktır.
KAN LEKESİ
Sıcak su kullanmayın; çünkü sıcak su, lekenin daha fazla işlemesine neden olur.
Beyaz kumaşta: Lekeyi oksijenli suyla ıslatın. Sonra sabunlu ılık suda yıkayın.
Renkli kumaşta: Nişastayı suyla karıştırarak bir hamur yapın. Bunu lekeli yere sürerek kurumasını bekleyin. Sonra fırçalayarak temizleyin. Bir başka yöntem de aspirin tabletini azıcık suyla eritip lekeli yeri bununla örtmektir, iyice kuruyunca fırçalayarak temizlenir.
Halıda: Lekeli yeri beyaz sirkeyle ovun.
KAHVE LEKESİ
Leke tazeyse üzerine biraz tuz dökün.
Beyaz pamuklu kumaştaki lekeyi oksijenli su ile silin, yeterli olmazsa çamaşır suyu kullanmanız gerekir.
Renkli kumaştaki lekeli kısma biraz gliserin sürün ve ılık suyla durulayın.
Halıdaki lekeli yeri, eşit miktarlardaki alkol ve beyaz sirke karışımıyla silin.
MEYVE LEKELERİ
Beyaz kumaşta: Lekeyi amonyaklı suyla yıkayın. Çıkmazsa, çamaşır suyu ilave ettiğiniz sabunlu suya batırıp lekeli kısmı ovun.
Renkli kumaşta: Lekeyi 90 derecelik alkol ya da amonyak ilave edilmiş oksijenli su ile yıkayın ya da ekşimiş sütü lekenin üzerinde 2-3 saat bırakın.
Sentetik kumaşta: Lekeyi limon suyu, beyaz sirke, hafif amonyaklı su karışımı ile çıkarabilirsiniz.
Yünlü ve ipekli kumaşta: Lekeli kısmın altına su emen bir kumaş parçası yerleştirin ve lekeyi beyaz sirkeyle silin.
MUM LEKELERİ
Cilalı ahşapta: Bir karton parçasıyla kazıyarak mümkün olduğu kadarını çıkarın. Sonra sıcak suyla ovun. Eşit oranlardaki terebentin ve ketenyağı karışımına batırdığınız bezle lekeyi ıslatın. Kuruduktan sonra parlatın.
Vernikli mobilyada: Kartonla kazıdıktan sonra petrole batırdığınız bir bezle silin.
Örtüde: Mumun koparabildiğiniz kısmını aldıktan sonra örtüyü yıkayın. Kuruduktan sonra ütülerken mum lekesinin bulunduğu yeri iki kurutma kağıdı arasına koyun.
MÜREKKEP LEKESİ
Deri eÅŸyada:
Biraz limon suyuyla lekeyi fırçalayın.
Kumaş üzerindeki lekeler
Dayanıklı kumaşta: Biraz limon suyu ve ılık sütle silin. Durulanınca leke yok olacaktır.
Nazik kumaşta: Leke kuruyunca, üzerine talk pudrası dökün. Leke kaybolana kadar fırçalayın.
Beyaz çamaşırda: lekenin üzerine sulandırılmış hardal dökün. Yarım saat kadar bekleyip, süngerle lekeli yeri yıkayın.
Mobilya üzerindeki lekeler:
Eğer leke tazeyse; sıcak suya çiğ süt (kaynatılmamış süt) veya limon suyu ilave ederek, lekeyi bu karışım ile silin.
Leke eskiyse; lekeyi zımpara kağıdı ile kazıyın, daireler çizerek mantar tıpayla parlatın.
Cilt üzerinde: Parmaklarınızdaki mürekkep lekelerini domates suyuyla ovarak çıkarabilirsiniz.
Kırmızı mürekkep lekesinin üzerine hardal sürüp birkaç saat öylece bırakın.
PAS LEKESİ
Sentetik olmayan kumaşlarda : Lekeyi tuzlu limon suyuyla ovduktan sonra içerisine biraz amonyak katılmış suyla silin ve durulayın.
Sentetik kumaşlarda : Lekeli kısmı biraz limonla ovun.
RUJ LEKESİ
KumaÅŸtaki ruj lekesini:
Etere batırılmış bir pamukla silin ve bu işlemi birkaç kez tekrarlayın. Ancak bu işlemi yaparken ateşten uzakta durmaya dikkat edin çünkü eter çok yanıcı bir maddedir.
Lekenin üzerine sabun sürün, bir saat öyle beklettikten sonra yıkayın.
Üzerine pamukla oksijenli su damlatıp suyla durulayın.
SALÇA VE KETÇAP LEKESİ
Sıcak su ile gliserini eşit miktarlarda karıştırın. Kumaşı bir saat boyunca bu karışımda beklettikten sonra her zaman kullandığınız deterjan ile yıkayın.
ŞARAP LEKESİ
Beyaz kumaÅŸta:
Kumaşı bir süre kaynamakta olan süte batırın sonra yıkayın.
Örtünün üzerine şarap dökülür dökülmez tuz serpin. İlk yıkamada çıkacaktır. Eğer çıkmazsa, yıkama suyuna biraz çamaşır suyu katın.
Renkli kumaÅŸta:
Lekeli kısmı amonyaklı soğuk suya batırın.
Beyaz pamuklu örtüde:
Şarap dökülür dökülmez lekeli kısmı beyaz şarapla ıslatın.
TERLEME LEKESİ
Beyaz kumaşta : Asitoksalitle silin, durulayın, sonra oksijenli su ile silin.
Nazik kumaşta: Hafif amonyaklı veya limonlu su ile silin.
Yünlü kumaşta: Kumaşı birkaç saat sirkeli soğuk suda beklettikten sonra lekeyi temizleyebilirsiniz.
YAĞ LEKESİ
Sıçrayan yağlar için en etkili temizleyici ispirtodur.
Zeytinyağı lekesini kumaştan çıkartmak için bir parça ekmek içini yuvarlayıp lekenin üstünde gezdirin.
YUMURTA LEKESİ
Yumurta lekelerini çıkartmak için soğuk su kullanmalısınız.
Genellikle sabunlu su yeterli olsa da beyaz kumaşlarınız için biraz çamaşır suyu ilave edebilirsiniz.
Kesik limonla lekeli yerleri ovun.
Suda haşlayarak ezdiğiniz bir parça patatesle ovun.
İçinde çakıl bulunmayan nemli toprakla silin.
Bir çok köpek sahibi evcil hayvanlara çikolata verilmemesi gerektiÄŸini bilir. Çikolatanın hayvanlarımız tarafından yendiÄŸinde kendilerine zarar vereceÄŸini bildiÄŸimizden çikolatalarımızı onların eriÅŸemeyeceÄŸi yerlerde saklarız… Bir gün açıkta unuttuÄŸunuz bir çikolatanın boÅŸ ambalajı ile karşılaÅŸtığınızı düşünün. Ya da siz yemek piÅŸirirken yere düşmüş bir çikolata parçasını yediÄŸini hayal edin. Böyle bir durumla karşılaÅŸtığınızda ne yapardınız ? Çikolatanın zararlı olduÄŸunu biliyoruz, fakat bu noktada bilmemiz gereken konu ne kadarlık bir çikolatanın köpeÄŸimiz tarafından yendiÄŸi ve çikolata ile köpeÄŸimiz karşılaÅŸtığında ne yapmamız gerektiÄŸidir.
Çikolatayı meydana getiren kimyasal bileşen evcil hayvanlar için zehirlidir (kedi, köpek, hatta atlar). Kakao ağacında bulunan teobromin, kafein ile aynı aileden gelen bir bileşimdir. Evcil hayvanlar bu kimyasal bileşeni yavaşça sindirir ve bu onların kalbine, merkezi sinir sistemine ve böbreklerine etki eder. Zehirli reaksiyonun oluşması için köpeğinizin her kilosu için 100-150 miligram teobrominin kana karışmış olması gerekmektedir. Bazı çikolataların yüksek kakao içermesi nedeniyle teobromi seviyesi çikolata tiplerine göre değişkenlik gösterir. Sütlü çikolata tahmini olarak 28 gramda 44 miligram teobromin içerirken yarı şekerli bir çikoatada bu oran 28 gramda 150 miligramdır. Yemeklik çikolatadaki miktar ise 28 gramda 390 miligramdır. Zehirli sayılabilecek bir miktar hesabı şu şekilde yapılabilir: Sütlü çikolatada köpeğin her bir kilosu için 60 gram çikolata, yarı tatlı çikolatada köpeğin her bir kilosu için 20 gram ve yemeklik çikolatada köpeğin her bir kilosu için 7 gram çikolata.
Teobromin zehirlenmesinin erken belirtileri kusma, ishal, yorgunluk hali ve artan idrardır. Eğer köpeğiniz bu belirtileri gösteriyorsa hemen veteriniz ile temasa geçin. Eğer müdahale edilmezse teobromin artan kalp atışı, kas titremesi, nöbet, koma ve ahtta ölüme neden olabilir. Eğer köpeğinizin tehlike yaratacak miktarda çikolata aldığını düşünüyorsanız belirtiler ortaya çıkmadan veterinerinize başvurmanız atılacak en iyi adım olacaktır. Bu tür kötü durumlar ile karşılaşmamak için mutlaka köpeğinizden çikolataları uzak tutunuz.
Çikolatadan zehirlenmiş bir köpeğe verilebilecek hiçbir panzehir yoktur. En iyi tedavi köpeğinizi kusturmaktır. Köpeğinizi kusturmak için %3lük hidrojen peroksiti -kusma başlayana kadar- 2 ya da 3 çay kaşığı ile 15 dakikada bir köpeğinize vermelisiniz. En iyi tedavi köpeğiniz çikolatayı yedikten sonraki 3 saat içerisinde yapılanıdır. Alınan miktara bağlı olarak çikolatanın etkisi 12 saat sürebilir.
Köpeğinizin tıbbi bir müdahaleye ihtiyacı olup olmadığını bilmek için köpeğinizin yemiş olduğu çikolatanın cinsi ve miktarını bilmeniz çok önemlidir. Az miktar çikolata köpeğiniz için zararlı olmayabilir ama yapılacak en iyi iş çikolatayı köpeğinizden uzak tutmaktır.
Kaynak: Davit Beart, http://www.buzzle.com/chapters/animals-and-pets_dogs-and-dog-care.asp, 4 AÄŸustos 2008
Biyotop akvaryumları bir bölgenin doğal yaşam alanının olabildiğince taklit edildiği akvaryumlardır. Bu akvaryumlarda seçilen bölgenin balıkları, bitkileri, su değerleri, dekorları, su hareketleri nitelik ve nicelik olarak bölgeye olabildiğince benzetilmeye çalışılır. Bu benzetmeyi yaparken 2 husus çok iyi göz önünde bulundurulmalıdır. 1.si akvaryum gibi küçük bir hacime sahip olduğumuz, 2.si ise aradağımız her şeyi bulamayacağımızdır. Aynı bölgede bulunan av ve avcıyı yan yana koymak biyotop kurallarına uysa da doğa kurallarına uymayacak, avın; aklını, becerisini ve şansını kullanıp kaçma şansı kalmayacaktır. Bir diğer durum da istediklerimize sahip olamamamızdır. İstediğimiz bir bölgedeki istediğimiz bitki, taş, kum ve kütük parçalarına ulaşmak özellikle de ülkemiz şartlarında zordur. Bu yüzden olabildiğince yerlerine benzer özellikte şeyler koymalıyız. Bu konuyu en iyi örnekleyerek görebiliriz.
1-Tanganyika Biyotopu:
Su değerleri; pH: 7.8-9.0, 12-20 dH, 24-28 C olmalıdır.
Dekor seçimi bölgelere göre ayrılır. Tanganyikada farklı bölgeler vardır. Bütün, düz yapıda kayalardan oluÅŸan bölge, yarıklı kayalardan oluÅŸan bölge, dem oval kyalarda oluÅŸan bölge, yarı kaya yarı kumluk, tam kumluk bölge ve boÅŸ salyangoz yatakları gibi… Akvaryumun büyüklüğüne göre bu bölgelerden bir ya da birkaçı bulundurulabilir.
Dekor olarak seçilen bölgeye uygun tipte kaya, irili ufaklı boş kabuklar ve ince kum gereklidir.
Akıntı az miktarda su oldukça temiz, renksiz ve berrak olmalıdır.
Tanganyika bitki bakımından zengin değildir. Bu bölgenin bitkisi olarak vallisnerialar (sazlar) kullanılabilir. Eğer biyotop kurallarını biraz çiğnemek istersek bu şartlara uyumlu java moss ve java fern gibi bitkilere de bakabiliriz.
Balık olarak klasik tanganyika cichlidleri dışında Synodontis türleri (Synodontis petricola, ve Synodontis multipunctatus), Lamprichthys tanganicanus, Tetraodon mbu ve bölge omurgasızları gibi canlılara bakabiliriz. Tanganyika çöpçüleri yavaş yavaş popülerleşse de diğer türlerin ülkemize gelmesi belki de uzun süreler alacaktır.

Tropheus tankında olması gereken büyük oval iri kayaların üzerinden geçen Tropheus sürüsü. Yüzeye yakın bu yerlerde Tropheuslar sürü halinde gün boyu bu taşların üzerinden yosun kazırlar.


Yüzbinlerce salyangoz kabuğunun bulunduğu ölü salyangoz yatakları. Brevis, ocellatus gibi türlere ev sahipliği yapmaktadır.

Kimi zaman 50cm akvaryum derinliğinde bile su bulanıklığını farkediyoruz. Oysa ki Tanganyika gölünde temiz ve berrak su nedeniyle görüş mesafesi çok fazladır.

İşte muhteşem bir tanganyika biyotopu.
2-Malawi Biyotopu:
Su deÄŸerleri: pH 7.8-8.6, 6-10 dH, 23-28 C
Malawi gölü Tanganyikaya göre daha fazla cichlid türü barındırsa da daha fakir bir biyotopa sahiptir. Bu yüzden de balıklarının çoğu birbirine büyük benzerlik gösterir. Türlerin büyük çoğunlunu oluşturan Mbunalardır. Mbuna kaya balığı demektir. Bu balıklar gün boyu kayaların üzerindeki ve etrafındaki yosun, yosun içindeki küçük canlılar ve kubuklularla beslenirler. Tüm malawi cichlidleri geniş yüzme alanı isterler. Akvaryumları iri kayalardan oluşmalıdır.
Bunun yanında bir diğer bölge ise kumluk bölgedir, bu bölge de sazlık ve sadece kumluk olarak ikiye ayrılır. Yaprak cichlid gibi türler genellikle avlarını yakalamak için bu sazlarınarasında saklanırlar. Yunus Cichlidler, Elektralar ve Venüstüs gibi balıklar ise açık su balıklarıdır açıklarda tamamen dibi kumluk alanlarda bulunurlar. Ahli, lithobates gibi balıklar ise kayalık ile kumluk arası geçiş bölgelerinde bulunurlar. Balık-bölge seçimleri uyumlu olmalı, tabanda ince taneli kum kullanılmalıdır. Örneğin yunus cichlidi bol kayalık, üstelik de iri taneli kuma sahip bir ortama koymak yanlıştır.



3-Güneydoğu Asya Biyotopu:
Su değerleri; pH 5.5-6.5, 0-4 dH, 27-29 C. En görkemli biyotoplardan biridir. Bol bitkili ve balıklı, çok az kaya olan veya kaya bulunmayan, yumuşak, asidik, kahverengi ve yüzey akıntısı olan suya sahip bir biyotoptur. suyun akvaryumdan peatden (turba, torf) geçirilmesi iyi olur. Bu bölgede yaşayan canlılar; betalar, guramiler, rasboralar, loachlar, kedibalıkları, halfbeakler, karidesler, yengeçler vb.dir. Bölgenin dağlık orman kesimlerinde ise su berraklaşır ve pHı 8e kadar çıkar. Bu alanda da mevcut türlerin pek çoğuna ek olarak daniolar ve vantuzlu loachlar da yaşar. Buradaki canlılar 4-8 arası değişen pHı tolere edebildikleri için beslenmesi de kolay canlılardır.
Cryptocoryne, Nymphaea, Eleocharis türleri de bu sularda yaşadığı için kullanmak için elimizde eşsiz bir bitki yelpazesi bulunur. Tabanda ince kum veya tercihen kil kullanılmalıdır. Bu habitatlarda kütükler de yer almaktadır.

Sığ Kesimler

Örnek bir kurulum.
Amazon Biyotopu
Amazon nehri biyotopu yapılması en zor biyotoptur. Kollar boyunca berrak sudan, kahve rengini almış suya kadar pek çok nehir bulunur. Ayrıca bu renk değişimi mevsimden mevsime de değişiklik gösterir.
Kimi bölgeleri akıntılı, kimi kısımlar ise durgundur. Işık genellikle su rengi ve/veya su üzwerindeki ağaçlarca kesilir. Kesilmediği bölgelerde aşırı derecede bitki olur. pH 4.5 ile 7 arasında değişirken su minarel bakımından zayıf (yumuşak) hümik asitler bakımından oldukça zengindir. Sıcaklık 26-30 C derece arası değişiklik gösterir. Discus, melek balıkları, çöpçüler, cüce cichlidler, vatozlar ve tetralar gibi çoğu ünlü balığa bu sular ev sahipliği yapar. Aynı zamanda Echinodorus türleri, vallisnerialar, Cabomba, Myriophyllum gibi bitkiler de bu sularda yetişir.
Bu biyotopu kurmadaki zorluktan birisi gerekli malzeme ve canlıların temin edilmesinin güçlüğü, bir diğeri ise mevsimsel değişimlerin taklit edilmesinin zorluğudur. Mevsimlerin taklit edilmesi ilgili makale bu linkte mevcuttur.

Amazondan bir görüntü.
Hazırlayan: Refet Ali Yalçın
Kaynak: mongabay.com
Lemming,İskandinav dağlarında yaşar ve tarla faresine çok benzer.Küçük bir kemirici hayvandır.Yer yer siyah kesimler kapsayan kahverengi tüyleri vardır.Lemmingler dağların 700 metreden yüksek kesimlerinde yaşar ve başta liken olmak üzere bitkiler ile beslenir.Kışin kar sayesinde soğuktan korunur.Kış uykusuna yatmaz.Hatta yuvalarında üremeya devam ederler.Dişisi yılda 6 ya da 7 kez doğurur.Her defasında 6-9 yavru doğurur.Kimi iklim koşulları bu hayvanın anormal üremesine yol açabilir:bu durumda lemmingler,açlıktan kurtulmak için ovalara inerler:bu göçler sırasında,fiyordları ve ırmakları geçmek zorunda kalarak toplu intahar sayılabilecek biçimde yok olurlar.4 gerçek 5 gerdanlı 2 bataklık ve 1 orman olmak üzere toplam 12 lemming türü bilinmektedir.Bu türlerin hepsi kuzey ülkelerinde yaşar.
Bilimsel adı: Lemmus lemmus olup Cırlaksıçangiller familyasındandır.
Lemminglerin Isı Dengeleri
Hava sıcaklığı donma derecesinin altına düştüğünde yaşamlarını sürdürebilmeleri için bütün memelilerin kendi vücut ısılarını yükseltmeleri gerekir. Memeliler içinde bir istisna olarak Lemmingler sıcaklık -12 0Cye ulaşana kadar bu işleme başlamazlar. Çünkü Lemminglerin kış mevsiminde ortaya çıkan uzun kürkleri ısı kaybını azaltacak şekilde yaratılmıştır. Tüm alemlerin Rabbi olan Allah Lemmingleri yaşadıkları ortamın koşullarına uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır. Örneğin Lemmingler karın altında tüneller kazarak yuva yaparlar. Bu yuvalar kar seviyesinin 60 cm. kadar altındadır. Lemminglerin yuvaları üstlerini kaplayan kar sayesinde çok sıcak olur. Öyle ki, yuvaların bulunduğu yerde dışarıdaki sıcaklık donma derecesinin altında olsa bile yuvadaki sıcaklık 10 0Cye ulaşabilir. Bundan başka ortalama üç ya da dört yılda bir Lemming nüfusu çok yüksek bir yoğunluğa ulaştığı için, binlerce hayvan yeni yerleşim bölgelerine göç eder.
Lemming Norveççe bir sözcüktür.Hatta Lemming(Kuzey Faresi) adında bir sinama filmi bile vardır
kaynak: hayvanlar.us
Akvaryum balıkları için üretilen yemler pek çok vitamin barındırsa da, omurga deformasyonu, bir takım etkenlerden dolayı yumurtlamanın gerçekleşmemesi, düşük dayanıklılık düzeyi ve vitamin eksikliğinden kaynaklanan diğer durumlardan ötürü pek çok akvaryum balığı yetişkin olamadan ölmektedir.
Önceden dondurulmak suretiyle kurutulmuş yemlerle beslenen akvaryum balıkları daha fazla tehdit altındadırlar. Prof. Dr. Rudolf Geisler’in ‘Akvaryum balıkları için beslenme ve vitamin’ adlı makalesinde belirttiği gibi eğer dondurulma işlemi sırasında tüm şartlar uygulanmamış ya da saklama sırasında –18 derecede tutulmadıysa bu yemler risk taşır hale gelir. Tabii ki üzerinde vitamin etiketi taşıyan her ürünün istenen ve beklenen etkiyi yaratması beklenemez.
Vitaminler her derde deva olamazlar ancak onlarsız varolmak da mümkün değildir. Son zamanlarda dikkat çekici terim ‘hücre koruma’ adı altında bazı vitaminler öne çıktılar. Bu neyle ilgili? Bilimsel olarak dayanakları nelerdir? Vitamin içeren bileşikler ve ürünlerle vitamin sağlamanın gelecek için ne sonuçları olur?
Genel olarak vitaminlerin organizmaya katkıları ve işlevleri iyi bilinir. Son yirmi yıldır yapılan araştırmalar vitaminlerin bilinenin ötesinde bir takım pozitif etkileri olduğunu gösterdi.
Araştırmalar gösterdi ki Beta karoten, C ve E vitaminleri, hücreleri özgür radikallerden koruyor. Bu yüzden bunlara antioksidan deniyor. Özgür radikaller kanser gibi bir takım hastalıkların oluşmasında ve yaşlanmada önemli rol oynuyor. Gerekli düzeyde beta karoten, C ve E vitaminleri alımı özgür radikallerin zarar verici bir rol oynadıkları bu hastalıkları ve durumları engellemede, ilerlemelerini önlemede katkıda bulunabilir.
Özgür radikaller derken politik bir gruplaşma ya da askeri fanatiklerden bahsetmiyoruz. Bu terimden kastımız kimyasal bir bağ içinde olmayan ve yüksek düzeyde reaksiyona girebilen maddecikler. Kabuklarında bağları olmayan elektronları barındırıyorlar. Böylelikle diğerleriyle bağ kurmaya elverişli hale geliyorlar. Dengelerini sabit kılmak için elektron paylaşıyorlar, diğerlerinin electronlarını alıyorlar.
Bu reaksiyonlar tekrar yeni radikal oluşturacağı ve devamlılığı sağlayacağı için zincirleme bir reaksiyonun başlangıcı oluyor; taa ki bir beta karoten ya da C veya E vitaminine rastlayana kadar. Rastladıklarında ise reaksiyon yavaşlıyor ve sonunda duruyor.
Üç antioksidan bileştiklerinde etkileri çok daha yoğun olur. C vitamini E vitamininin çoğalmasını sağlar. E vitamini ve beta karoten birbirini tamamlar. Tüm antioksidanlar organizmanın karmaşık savunma mekanizmasının birer parçasıdır. Bu savunma mekanizması bütün birimler yeterli ölçüde mevcut ise koruma görevini yerine getirebilir.
Beta karoten- ekstra etkili koruma
Karoten türevleri doğada heryerde bulunabilir. Bunlardan en önemlilerinden biri beta karotendir. Biolojik etkisi üç kategoriye ayrılır:
- Yumurtlamayı tetiklemek