Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Ocak, 2008

Kadın Cinsel Organlarının Yapısı 

Kadın üreme organları (genital organlar) dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. İç genital organlar kadın iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (latince pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır.

Kadın Organlarının Yapısı ve İşleyişi

Yandaki resimde kadın genital organları önden bakışta şematik olarak görülmektedir.

Kemik Çatı

Kadın doğası gebe kalmaya, rahim içinde gelişmekte olan bebeği büyütmeye ve nihayet olgunlaşmış bebeği dünyaya getirmeye göre düzenlenmiştir. Bu görevleri yerine getirmek amacına yönelik olarak kadının kemik çatısı erkeğin kemik çatısına göre belirgin farklılıklar gösterir:

Yandaki resimde solda alt alta yer alan iki resimde erkeğin kemik çatısı üstten ve önden bakışta, sağda alt alta yer alan iki resimde ise kadının kemik çatısı üstten ve önden bakışta görülmektedir. Dikkatlice bakıldığında erkeğin üstten bakışta kemik çatı açıklığının kalp şeklinde, kadının kemik çatı açıklığının ise yuvarlak olduğu görülebilir. Bu farklılık erkeğin leğen kemiklerinin yapısının daha çok ağır yük taşımaya yönelik, kadının leğen kemiklerinin yapısının ise bebeğin başının doğum esnasında leğen kemikleri tarafından oluşturulan doğum kanalına girmesine yönelik yapılanmasından kaynaklanmaktadır.

Yine benzer bir şekilde önden bakışta erkeğin leğen kemikleri alt açısı dar, kadının leğen kemikleri alt açısı bebeğin doğum kanalından dışarıya rahatça çıkabilmesine olanak tanımak için geniş açılı olarak yapılandırılmıştır.

Kadının kemik yapısının üzerinde yer alan kaslar ve bağlar bebeğin doğum kanalından geçerek dış dünyaya çıkma sürecinde ona mümkün olan en geniş alanı sağlamak amacına yönelik olarak gevşemeye elverişli olarak yapılandırılmışlardır. Erkeklerin leğen kemikleri daha çok yük taşımaya elverişli olacak şekilde biçimlendirildiğinden kaslar ve bağlar çok fazla gevşeme göstermezler. Kadınlarda bel ağrısının erkeklere göre daha sık görülmesinin en muhtemel nedeni budur.

Dış Genital Organlar

Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu “doğum kanalından” çıkış kapısını oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir.

Dış genital organların karşıdan bakıldığında görüntüsü

Kadın dış genital bölgesinin genel yapısı

Vulva, kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte “çatıyı” oluşturan leğen kemiklerinin birbiriyle orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarıklık olan pubis tepesi, altta anüs ve yanlarda büyük (dış) dudaklar adı verilen yapılarca sınırlanan bölgedir.
Pubis tepesi cilt ve altında yağ dokusu içerir, üzeri genital kıllarla kaplıdır. Pubis tepesinin hemen altında klitoris bulunur. Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca pelvis tabanı kasları adı verilir.

Dış (büyük) dudaklar

Dölyolu (vajina) girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının dışta yer alanlarıdır. Dış dudaklar önde genital kılların olduğu pubis tepesinde, arkada ise anüsün hemen üstünde birleşirler. Üzerleri genital kıllarla kaplıdır ve cilt altında yağdokusu içerirler.

İç (küçük) dudaklar

Sağlı sollu dış dudakların iç yüzlerinde yer alan, klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararlar. İç dudaklar normal şartlarda bacaklar kapalıyken görünmezken bazı kadınlarda dış dudaklardan daha geniş olduklarından dışarı taşabilirler. Kılla kaplı değildirler ve ciltaltı yağdokusu içermezler.

Vajina girişi

İç dudakların devamında yer alan ve kızlık zarına kadar devam eden 1-2 santimetrelik bir kısımdır. Kızlık zarı yırtıldıktan sonra vajinayla birleşir.

Kızlık zarı

Latince de hymen (”himen” okunur) olarak adlandırılan bu yapı, ince olmasına karşın nispeten esnektir ve ortasında bir veya daha fazla sayıda delik içerir. Her kadında farklı yapıya sahip olmasına karşın, genellikle ilk ilişki esnasında hafif bir kanamayla yırtılır ve böylece vajina girişiyle vajinanın birleşmesini sağlar.

Kızlık zarının kadın genital organlarını enfeksiyondan koruduğu söylense de, ortasında adet kanamasının akmasını sağlayacak deliği veya delikleri olan bu yapının bakterilerin geçişini nasıl engellediği açıklanamadığından, bu işlevi tartışmalıdır.

Klitoris

Klitoris hemen pubis tepesi altında yer alan bir yapıdır ve üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen alt kısmında idrar deliği, idrar deliğinin altında ise vajina girişi bulunur. Klitorisin dıştan görünen düğme şeklindeki parçasının yanında vulvanın içine tümüyle gömülü şekilde yanlara doğru uzanan iki kolu vardır ve bu haliyle klitoris gerçekte Y şeklinde bir yapıdır. Klitoris cinsel ilişki esnasında aynen erkeğin penisi gibi sertleşebilme özelliğine sahiptir. Kan damarlarından oldukça zengin bu yapı kadın orgazmında önemli görevler üstlenir.

İdrar Deliği (uretra ağzı)

Klitorisin hemen altında, iç dudakların önde birleştiği yerde bulunan ve idrarın dışarı boşaltılmasını sağlayan idrar deliği aşağıda anlatılacak olan uretra adlı yapının son kısmını oluşturur.

Perine

Perine dış dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında yer alan bölgedir. Ciltle kaplı olan bölge ciltaltında idrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum eylemi esnasında mümkün olduğunca gevşeyerek bebeğin başının doğmasına izin verirler.

Doğum eyleminin son aşamasına gelindiğinde bebeğin doğumunu kolaylaştırmak amacıyla perineye yapılan kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesinin amacı bebek doğarken bu bölgenin yırtılmasını ve altta bulunan perine kaslarının zarar görmesini engellemektir.

Vulvada bulunan salgı bezleri

Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin (”bartolin” okunur) bezleridir.

Makat (anüs)

Makat kalın bağırsağın son kısmıdır ve depolanan dışkının dışa atılmasını sağlar.
Bu yapının vajinaya ne kadar yakın olduğuna dikkat edin. Bu anatomik yakınlık nedeniyle kalın bağırsaktan dışkılama esnasında gelen bakteriler vajinayla yakın temasta olurlar ve enfeksiyon tehlikesi oluştururlar.

Kadınların tuvalet sonrası temizlikte dikkat etmeleri gereken çok önemli bir kural vardır:

Temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Zira arkadan öne temizlik kalın bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra ağzına bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına neden olabilir.

Kızınıza tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi ihmal etmeyin.

İç genital organlar

;;İç genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahim ağzıyla, bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.

Vajina
Vajina, vajina girişiyle başlayan ve uç kısmında rahim ağzının yer aldığı boru şeklinde ve yaklaşık 10 santimetre uzunluğunda bir yapıdır. Vajina girişinde bulunan salgı bezleri ilişki esnasında vajina girişi ve vajinanın kayganlaşmasını sağlar.

Normalde ön-arka duvarları birbiri üzerine katlanmış olarak duran bu yapı, doğum eyleminde doğum kanalının yumuşak kısmının yapısında yer alır ve bebeğin başının geçmesine müsaade edecek kadar esner.

Uretra

İdrarın depolandığı mesanenin devamında yer alan bu boru şeklindeki yapı idrar boşaltım sisteminin son basamağını teşkil eder.

Uretra kadında erkekten çok daha kısadır. Bu kısalık ve genital sistemin vajina ve anüse yakınlığı, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık yaşanmasına neden olur. Yine ilk cinsel deneyimlerini yaşayan kadınlarda ilişkinin verdiği “tahriş”, ilişki sonrasında sık idrara çıkma, idrarı zor yapma, idrarı boşaltamamış olma hissinin yaşanmasına neden olabilir.

Rahimağzı

Rahimağzı spermler için rahim içine giriş ve doğumda bebek için rahimden çıkış kapısıdır. Vajinanın devamında yer alır. Rahimağzı kanalında yer alan salgı bezleri gebeliğe elverişli günlerde spermlerin geçişini kolaylaştıran, gebeliğe elverişli olmayan günlerde bu geçişi zorlaştıran salgılar üretir. Rahimağzı salgıları ayrıca vajinadan rahim içine bakterilerin girişini engeller. Normal şartlarda sert bir koni biçiminde ve birkaç milimetre açıklığında olan bu yapı doğum eylemi esnasında yumuşar, incelir (bu incelmeye “silinme” denir) ve yaklaşık 10 santimetre açılarak bebeğin çıkmasına izin verir.
Rahim

Rahim (uterus), ucunda rahimağzı bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır. Rahim gebe olunmayan dönemde mandalina büyüklüğünde sert bir yapıdır ve ağırlığı yaklaşık 60 gramdır. Gebelikte rahim yaklaşık 3 kilogramlık bir bebeği içinde taşıyacak şekilde büyür ve doğum eylemi başladığında güçlü kaslarının kasılmasıyla, rahimağzının da gevşeyerek açılmasıyla bebeğin doğması sağlanır. Rahimin bilinen tek işlevi doğmamış bebeğin gelişmesini sağlayacak ortamı oluşturmak, bebeği dıştan gelebilecek darbelerden korumak (bu işlevi amniyos sıvısıyla elele yürütür) ve doğum eyleminde kasılarak bebeği dış dünyaya çıkarmak için anne adayının ıkınmalarıyla birlikte gerekli itici gücü oluşturmaktır. Menopoza giren bir kadında rahimin görevi de tamamlanmıştır ve boyutları giderek ufalır.
Rahim boşluğu ve rahim iç tabakası (endometrium)

Rahimin içinde yer alan boşluk rahim iç tabakasıyla kaplanmış durumdadır. Döllenmiş yumurta hücresi Fallop tüplerinden geçerek endometriuma ulaştığında burada en “verimli” bulduğu bölgeye yerleşir ve çoğalmaya ve gelişmeye başlar.

Rahim iç tabakası her adet döngüsünde yenilenir ve gebelik oluştuğunda embriyo rahim boşluğunda gelişimini sürdürür. Gebelik gerçekleşmediğinde bu tabaka yeniden oluşturulmak üzere rahimağzı yoluyla vajinaya, buradan da dış ortama atılır. Kanamayla beraber olan bu sürece adet kanaması adı verilir.

öpüşme türleri nelerdir? nasıl öpüşürüz

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Çoğu insana göre iki tür öpücük vardır, yanaktan ve dudak dudağa… Profesör Willam Cane’e göre ise öpüşmenin tam 25 çeşidi var.Öpüşme çeşitleri üzerine yıllar süren bir araştırma yapan ve araştırma sonuçlarını ”The Art of Kissing-Öpüşme Sanatı” isimli kitabında toplayan Prof. Cane’in öpüşme çeşitlerine ilgisi yeni yetme çağlarında başlamış. Kolejli sevgilisi, öpüşürken gözlerini açık tutmasından şikayet edince, Cane hemen kütüphanenin yolunu tutmuş ve öpüşmenin nasıl yapılması gerektiğini anlatan bir kitap aramaya başlamış. Böyle bir kitap bulamayınca da kafayı bu konuya takmış ve yıllar boyunca öpüşme hakkında her türlü bilgiyi toplayıp derlemeye başlamış. Bugün 44 yaşında ve halen bekar olan (öpüşme stilini eleştiren ilk aşkını asla af etmemiş) Prof. Cane, ulusal öpüşme uzmanı olarak o üniversite senin, bu üniversite benim dolaşıp duruyor ve bu üniversitelerde öpüşme konulu konferanslar veriyor. ”Öpüşme konusunda öğrendiğim ilk şey, insanların üçte ikisinin öpüşme sırasında gözlerin açık tutulmasını doğru bulmadıkları oldu”, diyor Cane, ”İlk aşkım çok da haksız değilmiş”… Cane’in araştırması cinsiyetler arasında da çeşitli farklılıklar olduğunu ortaya çıkartmış. Örneğin kadınlar, boyun ve kulaktan öpülmekten erkeklere göre on kat fazla haz alıyorlarmış. Erkeklerin en fazla hoşlandıkları öpüşme şekli ise ”Fransız usulü”ymüş. ”Erkekler daha ilk buluşmada bile dillerini kullanmaktan çekinmiyorlar”, diyor Cane, ”Kadınların yarısı ise bu tür öpüşmeyi itici buluyorlar”. Cane’e göre kadınlar, kocaları ya da sevgilileri tarafından daha uzun sürelerce öpülmekten hoşlanıyorlar. Profesör William Cane’in kitabında ayrıntılarıyla anlatılan 25 çeşit öpüşme stili arasında tatlı öpücük, kelebek öpüşü gibi ilginç isimler geçiyor. Cane’in favori öpüş stili ise bir öğrencisitarafından kendisine anlatılan ”lip-o-suction” metodu. Özellikle ABD’li gençler arasında moda olan bu stilde çiftlerden biri diğerinin alt dudağını emerken, diğeri onun üst dudağını emiyor.

Öpücüğünüzü seçin

Vakum öpüşmesi: Partnerin akciğerlerindeki ve ağzındaki havaya emmeye çalışarak gerçekleştiriliyor. Saçma bulduğunuzu söylüyorsanız, insanların yüzde ellisinin bu öpüş stilini en az bir kere denemiş olduğunu da bilin.

Elektrikli öpüşme: 1930 ve 1940′lı yıllarda popüler olan bu öpüşme şeklinde, öpüşecek çift ayaklarını uzun süre halıya sürterek vücutlarına statik elektrik yüklüyorlar. Dudaklar birleşirken de vücutlardaki elektrik birbirlerine boşalıyor. Arkadaşlarınıza hava basmak için karanlıkta deneyin.

Baştan çıkartma öpücüğü: Hiçbir şey yapmadan oturan eşinizi üç dakika boyunca istediğiniz gibi öpüyorsunuz. Sonra sıra onda…

Tepetaklak öpüşme: Kadın yatıyor ya da oturuyor, erkek ayakta duruyor. Öpmek için üzerine doğru eğildiğinde her zamankinden farklı görünüyor (belki de daha yakışıklı)… Prof. Cane’e göre farklı bir stilmiş.

Göz öpüşü: Tam softilere göre… Partnerinizin gözlerini hafif bir dokunuşla kapatın, dudaklarından başlayıp gözlerine doğru öpmeye başlayın.

Şeker öpücük: Ağzınızdaki şeker ya da çukulatayı sevgilinizin ağzına geçirin. Çeşitli içkiler de kullanabilirsiniz ama üstünüzü başınızı berbat etmemeye dikkat…

Şapırtılı öpüşme: En gürültülü öpüş şekli. Öpüşmenin ardından dudakların şapırdayarak ayrılması prensibine dayanıyor. Öpüşenler için tutkulu, seyirciler için iğrenç olabilir.

Kayan öpüş: Küçük öpücüklerle yüzünde ve vücudunda dolaşın. Gizli zevk noktalarının keşfi için ideal.

Sualtı öpüşmesi: Duşta, yüzme havuzunda veya denizde deneyin. Gözlerinizi kapatmayı unutmayın.

Konuşan öpücükler: Bir yandan konuşurken bir yandan öpüşün. En iyi sonuç tatlı fısıltılarla alınıyor.

Erkekleri peşinizden sürüklemenin 7 etkili yolu

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Erkekleri peşinizden sürüklemenin 7 etkili yolu

Biz kadınlar güçlü, karizmatik ama aynı zamanda tüm isteklerimizi yerine getiren erkeklerle birlikte olmanın hayalini kurarız. Peki, bu bir ütopya mı? Elbette “Hayır”. Amerikalı ilişki koçu Gigi Tomasek’in önerdiği 7 strateji ile erkekleri peşinizden sürüklemeniz artık hiç de zor olmayacak!

 

 

FUNDA ÇATAR

Onu olduğu gibi kabul edin
“Erkekler Mars’dan, kadınlar Venüs’den.” Biz kadınlar bu gerçeği bilmemize rağmen eşimizin sınırlarını zorlamaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Tabii bu da işe yaramıyor. Dolayısıyla yapmamız gereken ilk şey, onun zayıf yönlerini ve kişisel özelliklerini eleştirmekten vazgeçmek olmalı. Örneğin, bilgisayarın karşısında yalnız kalmak veya tek başına bisiklet turuna çıkmak istediğinde buna karşı gelmeyin. Eşiniz, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi anladığında size daha da yakınlaşacak ve istediğiniz şeyleri yapmak için çaba sarf edecek.

Yaptığı şeylere değer verin
Eşiniz, “Bir pikap getirdim hayatım’ diyor. Siz, “Artık modası geçmiş bir şeyi kim kullanır ki?” diyorsunuz. İşte bu yanıtın ardından eşinizin tüylerinin diken diken olacağından hiç kuşkunuz olmasın. Çünkü erkekler reddedilmekten hiç hoşlanmazlar. Onlar daima takdir edilmeyi isterler. Bunun için de ellerinden geleni yaparlar. Siz de bu fırsatı iyi kullanın. “Harika, bunu hemen denemeliyiz.” şeklinde yanıt verebilirsiniz mesela. Aksi halde eşiniz, “Beni sürekli eleştiren biri için kendimi niye değiştireyim ki?” diyerek yoluna devam eder. Dolayısıyla sinir bozucu cümlelerden daima kaçınmalısınız. “Neden bu kadar geç geliyorsun?” demek yerine, “Hay aksi, ne kadar da çok çalıştın sevgilim. Ancak bir daha işin uzayacağında bana haber ver, olur mu?’ gibi olumlu bir cümle, eşiniz üzerinde çok daha etkili olacaktır.

Dedektifi oynayın
Bundan sonra odak noktanızı kendinize değil, eşinize doğru kaydırın. Onu dikkatli bir şekilde dinleyin ve vücut dilini gözlemleyin. Kendini iyi hissediyor mu? Eğer öyle değilse, ne zaman ve neden kendisini iyi hissettiğini bulmaya çalışın. Çünkü, iyi gözlemleyen, karşısındaki kişide yeni güçlü yönler keşfeder ve ona ait özellikler hakkında önemli bilgiler edinir. Eşinizin ne zaman rahatlamış olduğunu bilirseniz, doğru zamanda doğru tavırlar sergileyebilirsiniz.

Meraklı davranın
Eşiniz yüzünde garip bir gülümsemeyle tek bir kelime bile etmeden koltukta mı oturuyor? Bu sorun karşısında uygulayabileceğiniz harika bir teknik var; onu iğnelemek yerine, “Nedir ilginç olan bana da anlatır mısın?” diyebilirsiniz pekala. Beden dilinden de bu sözlerinizin etkili olup olmadığını anlayabilirsiniz. Öyle konular vardır ki erkeğin gözlerini parlatır ve onu hemen harekete geçirir. Belki yön belirleme sistemiyle ilgili can sıkıcı bir konu dinlemek zorunda da kalabilirsiniz. Ama siz siz olun, eşinizin konuşmasını bölmeyin. O, varlığınızın tadını çıkarmaya başlayıp, kısa sürede size açılacaktır. Öyle ki sizinle inanamayacağınız kadar çok şey hakkında konuşabilir. O, sözlü ve fiili olarak size çok şey vermeye hazırdır artık. Hatta kendisini rahatsız eden sorunları bile dile getirebilir ya da sizin zevkle konuşabileceğiniz bir konuyu açabilir.

Haberin devamı 2007 Formsante Ekim sayısında …

kenger sakızı , faydaları

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Malatya’nın Darende ilçesinde Kenger sakızı üretimi ve satışı ile geçinen vatandaşlar, sakızın kilosunu 100 YTL’den satıyor.

Sakızın; çene gevşemesi, patlayan kulak zarının düzelmesi, safra kesesinden taş düşürme, şeker, tansiyon, kalp damarlarının gevşemesi ve hazımsızlığa iyi geldiği; iştah açıcı, dişleri temizleyici, diş etlerini kuvvetlendirici gibi olumlu etkilerinin olduğu söyleniyor. Tamamen doğal olan Kenger sakızının hiçbir yan etkisinin olmadığı belirtiliyor.

İlçenin Çukurkaya ve Yazıköy köyleri ile Hacılar, Sırakoz, Şeyhli ve Baytarbağı Mahalleleri halkından birçok kişinin geçim kaynağı haline gelen Kenger sakızının kilosu 100 YTL’den satılıyor. Yılda bir kişinin 30-40 kilo elde edebileceği Kenger sakızı, dağlardaki dikensi bir bitkiden elde ediliyor. Bitkinin çevresinin eşilerek gövde kısmından kesilmek suretiyle elde edilen sütün bir müddet sonra pıhtılaşmasıyla elde edilen Kenger sakızı, sıcak suda şekil verilerek satışa hazır hale getiriliyor.
Kenger sakızının birçok ailenin geçim kaynağı olmasından başka birtakım yararlarının da olduğu biliniyor.


Darende’deki köy ve kasabalardan elde edilen Kenger sakızının çevre il ve ilçelerde satıldığı hatta İstanbul başta olmak üzere birçok yerden talep geldiğini söyleyen üreticiler, “Çalıştıktan sonra kimsenin geçim sıkıntısı çekmeyeceğinin en güzel göstergesi işte budur. Önceleri hayvanlarla dağ dağ gezerken halk arasında çapa motoru diye tabir edilen araçlar sayesinde işimiz daha da kolaylaştı. 2 aylık sezon içerisinde iyi bir performansla 30 ila 40 kilogram sakız kesen bir şahıs, 3-4 bin YTL kazanabilir” şeklinde konuştu.

Hamileyken alkok almanın zararları nelerdir?

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Amerikalı bilim adamları, hamilelik esnasında alkollü içki içenlerin çocuklarında davranış bozuklukları tespit ettiler.

Bilim adamları doğumdan önce büyük ölçüde alkole maruz kalanların idraklerinde de problemler görüldüğünü belirlediler.

Araştırma, ABD’deki San Diego Devlet Üniversitesi bilim adamları tarafından yapıldı. Araştırmada doğumdan önce alkole maruz kalanlarda hiperaktivite bozuklukları ve diğer psikolojik problemler de görüldüğü ortaya çıktı. Araştırma raporunu hazırlayanlardan Susanna L. Fryer, “Doğumdan önce alkole maruz kalınması beyinde hasara yol açıyor. Bu da davranışların kontrolü, mantıklı düşünme ve öğrenme üzerinde önemli problemlere sebep oluyor” dedi.

Obezite: Bulaşıcı Bir Hastalık

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

ABD’de yapılan bir araştırmada, obezliğin “toplumsal olarak bulaşıcı” olduğu belirlendi.

 Yapılan kapsamlı araştırmada, toplumsal ilişkilerin obezlikte şaşırtıcı biçimde güçlü rol oynadığı belirtilerek, ailesi ya da yakın arkadaşları şişman olanlarda obezlik olasılığının daha fazla olduğu kaydedildi. Araştırmayı kaleme alanlardan California Üniversitesi öğretim üyesi James Fowler, araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından birinin de yüzlerce kilometre uzakta olan arkadaşların bile bir kişinin kilo durumunu etkilemesi olduğunu söyledi. Araştırmaya göre, bir arkadaşı obez olanın aşırı şişman olma olasılığı yüzde 57, kardeşi obez olanın yüzde 40, eşi obez olanınsa yüzde 37 oranında artıyor. Çok yakın arkadaşlıklarda ise riskin üçe katlandığı belirtildi. Bu konuda cinsiyetin de önemli bir unsur olduğu belirtilen araştırmada, aynı cinsiyetten arkadaşlıklarda bir kişinin obezlik riskinin, arkadaşlarından biri kilo alıyorsa yüzde 71 arttığı belirtildi. Erkek kardeşler arasında bu risk yüzde 44 olurken, kız kardeşler arasında
yüzde 67′ye çıkıyor.

NEDEN BULAŞICI ?

Obezliğin neden bulaşıcı olduğu sorusuna cevap arayan bilim adamları, birlikte vakit geçiren insanların yeme ve spor yapma alışkanlıklarının birbirine benzemesinin tek başına açıklayıcı olmadığını düşünüyorlar.

Araştırmacılar, obez akrabaları ve arkadaşları olan insanların, “kabul edilebilir kilo” konusundaki fikirlerinin değişmesinin önemli bir unsur olduğunu belirttiler. Bununla birlikte bilim adamları, insanlardan araştırma sonuçlarına bakıp

obez arkadaşlarıyla ilişkilerini kesmemelerini istediler. “New England Journal of Medicine”da yayınlanan ve Milli Yaşlılık

Enstitüsü tarafından desteklenen araştırma 12,067 kişi üzerinde yapıldı. Doğal kilo alma ve kilo almadaki diğer faktörlere bakılan araştırmada, bu konudaki en büyük etkinin aynı genleri paylaşmakta değil arkadaşlık ilişkisinde olduğu belirtildi. Obezlik başta ABD ve diğer Batı ülkelerinde son zamanlarda bir sağlık problemi haline geldi. Dünya çapında 400 bini obez olmak üzere 1,5 milyar şişman yetişkinin olduğu kaydediliyor. Amerikalıların da üçte ikisi obez veya şişman.

su yoluyla bulaşan hastalıklar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Eskişehir Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürü Dr. Aslıhan Coşkun, artan hava sıcaklığının su ve besinlerle bulaşan hastalıkların artmasına yol açabileceğini söyledi.

Coşkun, yaptığı açıklamada, hava sıcaklığının artması sebebiyle bazı mikrobik hastalıkların su ve besinlerde üremelerinin mümkün olabildiğini belirterek, “Yeterli önlem alınmadığında, tek bir kaynaktan çıkan çok sayıda etken sularda ve besin maddelerinde çoğalarak hastalıklara ve salgınlara sebep olmaktadır. İnsan gücü ve ekonomik kayıplara yol açan bu hastalıkların temelinde, olumsuz çevre koşulları ve kişilerin yetersiz temizlik alışkanlıkları bulunmaktadır. Su ve besinlerle bulaşan tüm hastalıklar, basit önlemle kontrol altına alınabilmektedir. Bu hastalıklarla etkin mücadelede; çevre koşullarının olumlu hale getirilmesi, yeterli ve sağlıklı içme suyu temini, gıda güvenliğinin sağlanması ve kişisel temizlik kurallarına uyulması gereklidir” dedi.

Aslıhan Coşkun, su ve besinlerle bulaşan hastalıklara karşı alınması gereken tedbirleri açıkladı. Aslıhan Coşkun, tuvaletten çıktıktan sonra, yiyecekleri hazırlamadan önce, yemek yemeden ya da çocukları beslemeden önce eller, parmak araları ve tırnak içlerinin bol su ve sabunla yıkanması gerektiğini söyledi.

Bu alışkanlığın çocuklarımıza erken yaşlarda kazandırılması gerektiğini anlatan Aslıhan Coşkun, şunları söyledi: “Daima temiz su içilmeli, kullanılmalı. Su temiz tutulmalı, güvenli bir şekilde saklanmalıdır. Temiz olduğundan emin olunmayan sular kaynatılarak ya da klorlanarak kullanılmalı. Tüm et, balık ve sebzeler tamamen pişirilmeli, yiyecekleri hazırlamaya ya da servis yapmaya başlamadan önce eller yıkanmalıdır. Tabak ve kaplar ile üzerinde sebze ve benzeri maddeler kesilen tahta ve mutfak tezgahı, su ve sabunla iyice yıkanmalı. Yemekler buzdolabında saklanmalı, en uygunu bir öğünde bitecek kadar hazırlanmalı. İnsan atıkları uygun şekilde uzaklaştırılmalı, kanalizasyon sistemi olmayan tuvaletler kullanılmamalı. Karasineklerle mücadele için evde çöpler kapalı kovalarda biriktirilmeli ve günlük olarak atılmalı. Çiğ yenen sebze ve meyveler bol suyla iyice yıkandıktan sonra yenmeli.”

aids tedavisi

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Bilim adamları, AIDS’e yol açan HIV virüsünün tedavisinde insanların hücrelerini genetik olarak değiştirme üzerinde çalışıyor. Bu konuda insanlar üzerinde denemelere başlandı. Bunun tıp alanında devrim niteliğinde bir adım olduğu ifade ediliyor.

Avustralya’da yapılan uluslararası konferansta konuşan Amerikalı profesör John Rossi, insanlar üzerinde ilk denemelerin California’daki “City of Hope” hastanesinde başladığını söyledi. Hastanenin moleküler biyoloji bölümünün başkanı Rossi, bir hastada bu uygulamaya başladıklarını, bu hastaya genetik olarak değiştirilen kendi kök hücresinin zerkedildiğini ifade etti. 4 hastanın da sırada beklediği kaydedildi. Bu yöntemle hücreye genetik bir madde verildiği ve hücrenin HIV virüsünü tehdit olarak algıladığı ve virüsün yayılmasının önlendiği belirtildi. 

klimanın zararlarınelerdir

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Yazın en sıcak ve boğucu günlerini yaşadığımız bugünlerde, arabada, evde ya da işyerlerinde klimalar imdadımıza yetişiyor.

Dışarıda sıcağın etkisiyle yoğun bir şekilde terlemiş ve bunalmışken, evde veya işyerlerinde kendimizi o serin klimalı ortamlara atınca nasıl da güzel serinliyoruz. Böyle zamanlarda biz doktorlara en çok sorulan soru; klimanın sağlığımıza olar zararları… Benim açımdan; klimalı ortamlar ve soğuk hava akımları bel ve boyun tutulmalarında gerçekten suçlu mu? bakalım.

Klimalı ortamlar, soğuk hava akımları, bel ve boyun tutulmalarında en başta gelen sorumlular olarak görülmüşlerdir. Bu yaygın kanı, hastalar kadar meslektaşlarımız arasında da vardır. Ancak bu gerçekte ne kadar doğrudur? Bunu anlamak için genel olarak omurga tutulması diyebileceğimiz bel ve boyun tutulmasının nasıl oluştuğuna bakmamız gerekir.

Omurlar arasında yumuşak karakterde ve kendine özgü son derece özel bir yapıya sahip “disk” adını verdiğimiz oluşumlar vardır. Disk yapısının önceleri sinir taşımadığı ve ağrı oluşturmadığı sanılırdı. Ancak sonraları diskin en dış tabakasının sinirlere sahip olduğu, dolayısıyla ağrıya neden olabileceği anlaşılmıştır. Bu yüzden diskte oluşan yırtılmaların, incinmelerin ağrı oluşturmayacağı düşünülüyordu. Ağrının ancak ileri derecede fıtıkların omurilik ve sinirlere baskı yapması sonucu olduğu kabul edilirdi. Biz şimdi ağrılı disk hastalığının varlığını kabul etmekteyiz.

Bu açıklamalar ışığında, diskte meydana gelebilecek zorlanmalar, incinmeler veya yırtılmaların şiddetli ağrı ve omurga hareketlerinin kısıtlanmasına neden olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Disklerin bu şekilde zorlanmalarına neden olan ise, maalesef günlük yaşam içinde yaptığımız, çoğunlukla farkına bile varmadığımız hareketlerdir.

Bunların başında uzun süreli masa başında oturarak çalışmak gelmektedir.
*Sık sık öne eğilme, kalkma
*Öne eğili pozisyonda kalarak çalışma
*Ağır objeleri kaldırma gibi aktiviteler disklerin zaman içinde zayıflamasına ve yırtılmalarına neden olabilmektedir.

Hastalar genelde bu zorlayıcı faktörleri zaten hemen her gün yaptıkları için, omurga tutulmalarında, eğer soğuk veya klimalı bir ortamda iseler kolaylıkla neden olarak göstermekte ve direk klimaları suçlamaktadırlar. Ancak gerçekte asıl suçlu, omurgamızı zorlayan aktivitelerdir. Hasta genelde ya o anda ya da ertesi sabah, daha az ihtimalle bir iki gün içinde omurga tutulması yaşamaktadır. Biraz istirahat, sıcak ve kas gevşeticilerle birkaç gün içinde düzelmektedir. Ancak tekrarlayan tutulmalar veya ciddi bir zorlanma sonucu,zaten zedelenmiş olan disk kolaylıkla daha büyük yırtılmalara ve bel veya boyun fıtığına dönüşebilir.

Bu yüzden boyun ve bel tutulması yaşayan hastaların suçu klima veya soğuk havaya atmayıp ileride oluşabilecek bir bel boyun fıtığının habercisi olduğunu düşünerek önlem almaları daha akılcı olacaktır.

Şişmanlığın neden olduğu hastalıklar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 6 - 2008

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Uzman Diyetisyen Canan Ulus, şişmanlığın psikolojik sorunlardan diyabet, kısırlıktan kalp rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığa sebep olduğunu bildirdi.

Türkiye’de bayanlarda yüzde 27-30, erkeklerde ise yüzde 12-15 arasında görülen şişmanlığın üstesinden diyet ve doktor kontrolü altında gelinebileceğine dikkat çeken Canan Ulus, “Şişmanlık birçok hastalığa neden olduğu gibi kendisi de bir hastalıktır. Özellikle son yıllarda çocuklarda yanlış beslenmeden kaynaklanan şişmanlığa rastlanmaktadır. Bilinçli bir şekilde şişmanlıktan kurtulmanın çareleri aranmalıdır” dedi.

Vücudun yağ dengesinde oluşan bozulmaların neden olduğu şişmanlığın yaşam kalitesini bozduğunu, bunun yanı sıra birlikte görülen hastalıklar nedeniyle erken yaşta ölümlerin söz konusu olduğunu vurgulayan Ulus, “Fiziksel ve estetik görünüm bozukluğu dolayısıyla başarısızlık, ortama uyamama gibi sorunları da beraberinde getirmekte, hatta psikolojik rahatsızlıklara bile neden olabilmektedir” diye konuştu.

Ulus, tip 2 diyabet, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği, felçler, üreme ile ilgili hastalıklar, kanserler, safra kesesi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, eklem problemleri, ürik asit yüksekliği, reflü hastalığı ve idrar kaçırmanın şişmanlıkla birlikte olabilecek hastalıklar olduğuna değindi.

Tip 2 diyabetiklerin yüzde 80′inin şişman olmasının tesadüf olmadığına işaret eden Ulus, yine ideal kilonun yüzde 20’sinin üzerine çıkıldığında hipertansiyon gelişme riskinin de 8 kat arttığına dikkat çekti. Ulus, “Ayrıca kilo artışı ile birlikte kolon, rectum, prostat kanserlerinde ve bunlardan ölümde de bir paralel artış söz konusudur. Kilolu hanımlarda sık görülen siklus bozuklukları polikistik over sendromu ve kısırlık gibi problemlere de genellikle şişmanlık eşlik etmektedir” şeklinde konuştu.
Tedavi edilmesi zorunlu olan şişmanlıktan kurtulmaya karar veren bireylerin öncelikle dahiliye doktorlarına görülmesi, ardından diyetisyen kontrol ve takibinde diyete başlaması gerektiğini vurgulayan Ulus, diyetisyenin uygun diyetle birlikte hastaya yapması gerekenleri söyleyeceğini vurguladı. Ulus, şişmanlıktan kurtulmada irade ve sabrın önemli olduğunu sözlerine ekledi.