Bu hastalık akvaryum balıklarında hemen, hemen en sık rastlanan balık Hastalıklarındandır. Beyaz benek hastalığına yol açan tek hücreli bir parazittir, bakteri veya mantar değildir. Bu hastalık genel olarak ani su değişimlerinden, akvaryuma dışarıdan gelen balıklardan veya Strese giren balıklardan başlar. Kalabalık akvaryum ortamları veya sudaki kimyasal döngüler de bu hastalığın meydana gelmesine ve hızla yayılmasına neden olabilir.



BELİRTİLERİ:

Balığın gövdesinde ve yüzgeçlerinde toplu iğne başından küçük, gözle görülebilir beyaz lekeler oluşur. Lekeler, balığın gövdesinde şeker kristalleri gibi gözükürler. Her lekenin içerisinde bir parazit yuvalanmıştır. Bu, parazit balığın kanıyla beslenir ve çoğalır. Hastalık tedavisi yapılmadığı taktirde tüm balıklarınızı ölme götürebilir. Hasta balık sık, sık yüzgeçlerini gövdelerine yapıştırırlar ve akvaryumdaki nesnelere sürtünerek kendilerini kaşırlar. Hastalık solungaçlarına ulaştığında ise hastalık çok ilerlemiştir. Balık halsizleşir iştahını kaybeder ve zayıflar.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ:

Tuz kullanımı fazla etkili olmasana hastalığın ilerlemesini durdurmak yada önlemek için kullanılır. Hastalığa yakalan balıklarınız için tuz banyosu iyi olacaktır hasta balığınızı 30 g/L tuz ölçüsünde birkaç dakika banyo yaptıra bilirsiniz.

Etkili yöntemlerden biriside su sıcaklığının artısı ve düşüşü ile tedavi mümkündür. Su sıcaklığını kademeli olarak 30-32 °C ya kadar çıkartılabilir. Sıcaklık bu derecede 24 saat kadar sabit tutulur ve bu sıcaklıkta parazitler ölecektir. Daha sonra yine kademeli olarak su sıcaklığı 20 °C ye kadar düşürülür ve 36 ila 48 saat bu sıcaklıkta sabit kalınır. Bu arada akvaryumun dip tortularının bir hortum ile çekilmesinde payda görülecektir. Daha sonra sıcaklığı tekrardan kademeli olarak 30-32 °C ye alınır ve 36 ila 48 saat beklenir. Bu sıcaklık değişimleri iki hafta kadar devam ederse hastalık hemen, hemen ortada kalkacaktır.

Bir diğer tedavi yöntemi ise kimyasal ilaç kullanımı ile olur. Bu konu hakkında bir şeyler yazmamın doğru olacağı sanmıyorum. Çünkü her firmanın ilaçları farklı dozlarda oldukları için kutu üzerinde veya içerisindeki broşürlerde kulanımı açıklanmaktadır.

Sağlıklı tanklar dileğimle.
Tayyar Çelik

kaynak: hayvanlar.us


Beyaz Benek Hastalığı ve Tedavi Yöntemleri

Bazı köpek sahipleri için, yeni köpeklerin, ya da köpek yavrularının tuvalet eğitimi sorun olabilir. Halbuki, dikkatli bir gözlemle, yavruların ya da daha olgun köpeklerin tuvaletlerini nerede yapacaklarını öğrenmeleri birkaç hafta içinde bile tamamlanabilir.

Tuvalet eğitiminde vurgulanması gereken en önemli nokta, tuvaletini belirtilen bölgede her yaptığında, köpeğin övülmesi ve ödüllendirilmesidir. “Hatalar” çoğunlukla sahibinin, yavru köpeği yeterince yakından gözlememesinden veya yavrunun tuvalete gitme ihtiyacı olduğunu anlayamamasından kaynaklanır. Yavruların tuvalete gitme zamanları oldukça belirgindir. Örneğin, uyandıktan hemen sonra, eğitim ya da oyundan sonra ve her yemeğin ardından. Bu nedenle belirli ve düzenli bir rutin oluşturmak zamanlama uygulamak önemlidir. Yavru ev içine pislediyse, pislediği bölgeyi amonyak içermeyen bir deterjanla iyice temizleyin ki bir daha aynı yere tuvaletini yapmasın. Gerekirse, köpeğin o belgeye girişi sınırlandırılabilir. Yavrunun normal olarak ihtiyacını gidereceğini hissettiğinizde onu gözünüzün önünden ayırmayın. Eğer onu yakından gözetleme imkanınız yoksa, tuvaletini yapmak istemeyeceği bir alana koyun. Bu onun yuvası veya tuvalet eğitim kafesi olabilir. Köpeğin tuvalet ihtiyacı olduğunun ima edebilecek davranış değişikliklerine dikkat edin. Örneğin, yeri koklaması, daire çizmesi ya da ağlaması. Bu davranış şekillerinin gördüğünüz zaman onu hemen tuvaletini yapmasını istediğiniz yere götürün. İşini bitirinceye kadar onu sessizce bekleyin. Onu doğru zamanda ödüllendirmek çok önemlidir. İhtiyacını giderdiğinde onu cömertçe ama sakinlikle övün ve ona bir ödül verin ya da bir tür ödüllendirme olarak, oyun için biraz daha dışarıda kalın. Eğer yavru dışarı çıkmak ister ve fakat üç dakika içinde ihtiyacını gidermese onu geri götürün. Onu hiçbir şekilde övmeyin ve onu kafesine koyun. Bir müddet olarda bırakıp sonra tekrar dışarı çıkartın.Bu sefer yaparsa onu övün ve ödüllendirin. Yavru ihtiyacını giderene kadar onunla oynamayın. Köpeğinizin belli zamanlarda ihtiyacını gidermesi işlemini rutine bindirin. Gün içinde her saatte bir,onu dışarıya, belirlenmiş bölgesine götürün. Akşamları yavruyu uyumaya teşvik edin ve gece siz yatmaya gitmeden önce, onu uyandırıp tuvalet için dışarıya belirlenmiş bölgesine götürün. 6-10 haftalık köpeklerde, gece tuvalet ihtiyacını giderme zaman arısını 5 saatten fazla geciktirmeyin. Yavru tuvalet ihtiyacını doğru yere yapmasını öğrenmeye başladıktan sonra, onu daha uzun aralıklarla dışarıya çıkartın. Bilinçli bir eğitime rağmen tuvaletini yuvasına veya evin herhangi bir yerine yapan köpek çok azdır. Eğer yaparsa, bir sorun olduğuna işarettir. Öncelikle, köpeğinizin sağlıklı olduğundan emin olmak için sindirim sistemi kontrol edin, Gece yemek ve su vermeyin, gerekirse veteriner hekiminizin tavsiyelerine uyun.

Köpeğiniz tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra, dışkısının temizlenmesi, her köpek sahibinin sorumluluğudur. Her zaman yanınızda bir poşet bulundurun. Köpeğiniz ihtiyacını giderdikten sonra poşete elinizi geçirin ve dışkıyı aldıktan sonra diğer elinizle poşetin ağzını tutup çekiniz. Poşetin ağzını bağlayıp çöpe atınız.

kaynak: hayvanlar.us


Köpeklerde Tuvalet Eğitimi

Zoonoz Hastalık ne demektir?

Zoonoz hastalıklar; insanlar ve hayvanların birbirine bulaştırabildikleri ve her iki gruba dahil bireylerde ortak olarak şekillenen hastalıklar diye tanımlanabilir.

Dünya sağlık örgütü; zoonoz hastalıkları, doğal koşullarda insanların ve hayvanların birbirine bulaşan hastalığı olarak tanımlamaktadır.

Ancak bu tanımlamadaki doğal koşullar kavramının aksine bazı hastalıkların bulaşabilmesi için bir takım özel şartların oluşması gerekmektedir ki bu da önemli bir konudur. Örneğin kuduzun bulaşabilmesi için mutlaka ısırık, tırmalama vb. nedenlerle oluşan açık bir yara olmalıdır. Aynı durum Brucella enfeksiyonlarında da söz konusudur. Bulaşma yollarından biri olan deri yolu ile bulaşma ancak deri üzerinde çizik, çatlak gibi açık bir yaranın varlığında mümkündür.

Zoonoz hastalığın tanımından da anlaşıldığı gibi tek taraflı bir bulaşma değil, her iki grubunda birbirine hastalık bulaştırması söz konusudur. Bulaşmanın kaynağına göre zoonoz hastalıklar iki gruba ayrılır.


Zooantroponozlar; hayvanlar ve hayvansal ürünler aracılığı ile insanlara bulaşan hastalıklar.


Antropozoonozlar;insanlardan hayvanlara bulaşabilen hastalıklar.

Bu pratikte kullanılmayan bir gruplandırmadır ve beşeri veya veteriner hekimlikte genel olarak zoonoz hastalıklar olarak değerlendirilir.

İnsanlardan hayvanlara geçen hastalıklara sistiserkozları (cysticercosis) örnek olarak gösterebiliriz. Ülkemizde de sık görülen ve konakçılar aracılığı ile dolaylı yolla kedi ve köpeklerde görülebilen bu parazitin, ergin şekli olan tenialar (T.Solium) insanların ince bağırsağında yaşar ve enfekte gıdaların yenmesi ile sığırlara (T.Saginata) geçer. Kedi ve köpeklere bulaşma, çiğ etlerin veya enfekte iç organların yedirilmesi sonucu olabildiği gibi doğrudan insan atıkları ile enfekte olmuş gıdaların yenmesiyle de oluşabilir.

Tüm pet sahiplerinin ortak endişesi olan konu zooantroponoz karekterli hastalıklardır. Birlikte yaşadığı petlerin kendileri için oluşturabileceği riskleri bilmek her zaman insanların ilgisini çeken önemli bir konu olmuştur. Ayrıca zoonoz karakterli hastalıklardan bazıları petlerde tedavisi olmayan, sadece koruyucu aşılamalar ile önlenebilen hastalıklardır ve insanlar içinde ciddi tehlike yaratabilmektedir. Bu gün tüm dünyada hem insan hemde hayvan sağlığı için büyük önem taşıyan kuduz buna en iyi örnektir.

Zoonoz hastalıklar hangi yollarla insanlara bulaşabilir ?

Zoonoz hastalıkların bulaşması hastalığın etkenine bağlı olarak farklı yollarla olmaktadır. Ancak genel olarak bulaşma temas, solunum veya oral yol ile olmaktadır. Tüm bulaşma yollarında asıl olan ortak nokta etkenin taşınmasıdır. Kedi veya köpeklerin vücut atıkları (dışkı, idrar, salya, burun akıntısı) etkenlerin taşınmasında önemli bir yoldur. Bu atıklarla temas veya atıklarla bulaşık enfekte gıdaların alınması sonucu insanlara geçebileceği gibi ısırma ve tırmalama sonucu kan yolu ile de bulaşma olabilir.
Direk bulaşmanın yanında kedi ve köpeklerdeki etkenlerin ara konakçılar vasıtası ile insanlara indirek yolla bulaşabilmesi de mümkündür. Son yıllarda ülkemizde de sık rastlanılan ve köpeklerde ağrılı eklem hastalıkları ile karekterize Lyme hastalığını buna örnek olarak verebiliriz. Hastalığın etkeni keneler aracılığı ile köpekden köpeğe taşınabildiği gibi keneler vasıtası ile insanlara da bulaşabilmektedir.

Zoonoz hastalılar nelerdir?

Kedi ve köpek gibi petlerden kaynaklanan zoonoz hastalıklar yanında tavuk, kuş vb. kanatlı hayvanlar, koyun, sığır vb. evcil memeliler, maymun, fare vb. yabani memeliler ve tavşanlar gibi pek çok hayvan türüne ait zoonoz hastalık, insanlara bulaşarak ciddi sorunlara neden olabilir. Kedi ve köpeklerde dahil olmak üzere tüm hayvan türlerinde görülebilen ve insanlara da bulaşabilen bu zoonozlar, bakteriyel, paraziter, viral ve mantar kaynaklı olabilmektedir. Ayrıca bulaşması sadece kene pire gibi arthropodlar aracılığı ile olabilen bazı zoonoz hastalıklar arthropadal kökenli zoonozlar olarak tanımlanmaktadırlar. Bu etkenler (bakteri, virus, mantar ve parazitler) kedi ve köpeklerde değişik şekillerde hastalığa neden olurlar ve farklı yollarla insanlara bulaşabilirler.
Kedi ve köpeklerde sık karşılaşılan ve önem taşıyan zoonoz karakterli hastalıklardan bazıları şunlardır;
Salmonellosis, Brucellosis, Camphylobacteriosis, Leptospirosis, Kuduz, Cat Scratc disease, Lyme disease, Veba, Tularemi, Sporotrichosis, Dermatophytosis, Toxacara canis, Echinococcosis, Droflariasis, Cysticercosis, Toxoplasmosis.

Zoonoz hastalıklardan nasıl korunabiliriz ?

Korunma için her şeyden önce etkenin veya hastalık kaynağının bilinmesi gerekir. Bunun dışında önemli olan diğer bir konuda bulaşma yollarının bilinmesidir.

Zoonoz hastalıkların gerek petler arasında yayılmasını, gerekse insanlara bulaşmasını önlemek için koruyucu olarak yapılan aşı, ilaçlama, iç ve dış parazitler ile mücadeleye önem vermek gereklidir.

Kuduz gibi tedavisi olmayan bazı zoonoz hastalıkların varlığı koruyucu hekimliği ön plana çıkarmaktadır. Bu amaçla spesifik hastalıklara karşı geliştirilen aşı uygulamaları halen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en etkin yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu aşılara örnek olarak kuduz, lyme ve Leptospiro aşıları örnek olarak verilebilir.

Ayrıca petlerde oldukça sık görülen ve insanlarda hydatik kist oluşumuna neden olan Eccinococcuslar ile mücadele de, oral yolla düzenli olarak yapılan paraziter uygulamalar ile yapılabilir.

Zoonoz hastalıkları önlemek için yapılan bazı çalışmalar

Uzun yıllar boyunca zoonoz hastalıkların önlenmesi için gereken çalışmalara önem verilmemiş olmasına karşın özellikle son dönemlerde yapılan çalışmalar zoonozlara karşı alınan önlemleri ve korunma çalışmalarını artırmıştır.

Ülkemizde 1991 yılında kurulan Türkiye Milli Zoonozlar Komitesi faal olarak çalışmalarına 1998 yılında başlamış ve UNESCO ile ortak çalışmalar yaparak halk sağlığı eğitim komiteleri tarafından toplantılar düzenlenerek bilgilendirme çalışmalarına başlanmıştır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı Veteriner Halk Sağlığı Daire başkanlığı tarafından düzenlenenkuduz hastalığı mücadele programı ile zoonoz hastalıklar ve bunlardan korunma çalışmaları artırılmıştır.

kaynak: hayvanlar.us


Zoonoz Hastalıklar

Kaprofaji, veya dışkı yeme köpeklerde sık rastlanılan bir sorundur. Birçok köpek sadece kendi dışkılarını değil, kedi, at gibi diğer hayvanların dışkılarını da yemektedir. Yavrularını besleyen köpeklerde bu davranış normal sayılmaktadır. Anne köpek yavrularının dışkılarını barınağını temiz tutmak için yiyebilir. Ayrıca vahşi yaşamda da sınırlı besin kaynağı olduğundan köpekler bu ortamda diğer hayvanların dışkılarını yemeyi de öğrenmişlerdir. Bu dışkılar çoğu zaman onlar için besin kaynağı olmuş ve köpeklerin hayatta kalmalarını sağlamıştır. Kaprofajinin tıbbi nedenleri ise ekzokrin pankreas yetmezliği, cushing sendromu (hyperadrenucortisizm), steroid uygulamaları, intestinal parazitler, hypertiroidizm (kedilerde), diabetes mellitus (şeker hastalığı), beslenme noksanlıklarıdır(nadiren). Köpeklerdeki bu davranışın nedenleri üzerine birkaç teori vardır. Bunlardan bazıları, annenin barınağını temizlemek için yavrularının dışkılarını yemesi alışkanlığının devamı olduğu, uygun olmayan dışkılamalar için geçmişte verilmiş cezalara tepki olduğu, çevresel faktörlerdeki değişikliğin yarattığı stres durumu gibi sıralanabilir. Bazı veterinerler ise köpeklerin bu tadı sevdiklerini savunmaktadırlar. Dışkı yiyen köpeklerde sürekli veya tekrarlayan parazit enfeksiyonları, gastroenterit (kusma, diare) görülebilmektedir.

Eğer köpeğinizde kaprofaji var ise bunlara dikkat edin.

kilo kaybı
dışkı kusma
diare (ishal)
halitosis (kötü kokan nefes)
su tüketiminde değişiklik
idrar miktarında artış

Petiniz kaprofajik ise veterinerinize başvurmalısınız. Veterineriniz kaprofajinin altında yatan nedeni teşhis etmek için birtakım testler yapabilir. Köpeğinizin mamasının besin değerini ölçebilir ve tıbbi bir nedeni olup olmadığını araştırır, gerekli tedavi yöntemlerini size açıklar.

Teşhis

Anamnez ve muayene
Petinizin diyeti hakkındaki sorular dışında veterineriniz kusma, kilo kaybı, diare ve dışkıda parazit görüp görmediğinizi de araştıracaktır.

Petinizin diyetinin incelenmesi
Petinizin mamasının içeriğini yazan kısmını yanınızda götürün.

Dışkı muayenesi
Bir parça dışkıyı veterinerinizin parazit muayenesi yapması için yanınızda götürün.

Biyokimyasal testler Genel bakış kısmında bahsedilen hastalıkları ortaya çıkarmak için yapılmalıdır.

Kan testleri
Pankreas enzim fonksiyonunun ve ekzokrin pankreas yetmezliğinin tanısı için.
Hyperadrenokortisizmi (cushing sendromu) araştırmak için adrenal fonksiyon testleri
Kedilerde tiroid seviyesine hypertiroidizm için bakılabilir.

Tedavi

Tedavi sorunun tıbbi veya davranış bozukluğu kaynaklı oluşuna göre değişir. Gıdasal eksikliklerden kaynaklı durumlarda dengeli bir diyet ile sorun giderilebilir. Problem davranış kaynaklı ise çeşitli yollardan bu durumun önüne geçilebilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir.

Köpeğinizi sürekli tasma ile dolaştırın. Böylece dışkı yemesini engelleyebilirsiniz. En geçerli yöntemlerden biridir. Köpeğinizi dışkı yaptığında mükafatlandırabilirsiniz. Böylece dışkıladıktan sonra, dışkısı yerine sizin vereceğiniz ödülü yemeyi tercih edecektir. Diyetinin değiştirilmesi de bir çözüm olabilir. Böylece dışkısının tadı da değişeceğinden kendi dışkısını yemekten vazgeçebilir. Köpeğiniz dışkıya yöneldiğinde onu cezalandırabilirsiniz.

Köpeğin dışkısını yemesini önlemek için dışkının tadını değiştirme yoluna da başvurabilirsiniz. Bunu kötü, acı tadı olan maddeleri dışkıya karıştırarak yapabilirsiniz. Acı biber sosu enjekte ederek az da olsa başarı sağlanabilmektedir. Dışkının tadını değiştiren, daha az çekici kılan başka ürünler de bulunmaktadır. Ancak bu, köpeğinizin başka hayvanların dışkısını yemesini engelleyemez. Bir başka çözüm de dışkıya kusturucu ilaç uygulamaktır. Böylece dışkı yedikten sonra hayvanınız kusacaktır. Bir zaman sonra dışkı yememeyi kendisi öğrenecektir.

Evde Bakım

Veterinerinizin tavsiyelerini uygulayın. Köpeğinizin olumlu davranışlarını ödüllendirin. Uygun egzersizler yaptırın. Dışkıları günlük olarak uzaklaştırın. Paraziter veya diğer hastalıkları tedavi ettirin. Petinizin dışkısını rutin olarak parazit açısından kontrol ettirin.

Koruyucu bakım Köpeğinizi gezdirirken tasma kullanın ve onu serbest bırakmayın. En etkili koruma yöntemi budur. Yüksek kaliteli bir diyet kullanın.

kaynak: hayvanlar.us


Köpeklerde Dışkı Yeme

Bir çekirge 800-1000 metre uzaklıktan duyulan sesler çıkarır. Bunu havayı hareket ettirerek başarır. Küçük bir hesap yapılacak olunursa çekirgenin yaptığı işin önemi daha iyi kavranacaktır. Havanın yoğunluğunu 1293 kg/cm3 olarak alalım. Yarıçapı 800-1000 metre olan bir yarı kürenin kütlesi yaklaşık bir milyon tondur. Çekirge gibi küçük bir hayvan yalnız bir organıyla bu kadar büyük bir kütleyi nasıl harekete geçirebilmektedir? Çekirge, çevresindeki hava kütlesinin hepsini bir anda hareket ettirmez. Her titreşimde çevresine en yakın hava tabakasını sıkıştırır. Bu titreşim donup kalmaz. Her yöne yayılır çünkü hava esnektir. Sıkıştırmadan önce havayı dışa doğru iter, sonra itilen tabaka içe doğru geriler ve çevresini sıkıştırır. Böylece bir seri sıkıştırmayla ses dışa doğru yayılır.


kaynak: hayvanlar.us


Çekirgelerin Ötüş Teknikleri

Kedilerin toplum arasındaki yaygın kanıya karşın her zaman dört ayakları üzerine düşmedikleri, 6-8 metre veya daha yüksekten düşmenin, kediler için de ölümcül olduğu bildirildi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, kedilerin kuşları ve kelebekleri kovalamayı çok sevdiğini, yere güvenli şekilde ineceklerinden de emin oldukları için çok yükseklere bile çıkmaktan çekinmediklerini söyledi.

Aytuğ, diğer canlılara oranla oldukça çevik yapıya sahip kedilerin, toplum arasına yaygın olan kanının aksine, her zaman dört ayaklarının üzerine düşmediklerini belirterek, “Kediler belli yüksekliklerden düştüklerinde hakikaten dört ayakları üzerine düşüyorlar. Yükseklik dendiğinde de 2 katlı binanın yüksekliğini kastediyoruz. 6-8 metre veya daha yüksekten düştüklerinde yaralanmalar oluyor, kırıklar şekilleniyor, hatta ölümcül sonlarla karşılaşılabiliyor” dedi.

Yüksek Apartmanlar Riskli

Kedilerin özel iskelet yapıları sayesinde havada çok süratli bir şekilde pozisyon değiştirebildiklerini, iç kulakta bulunan sıvı sayesinde de dengelerini kolayca sağlayabildiklerini ifade eden Aytuğ, şunları kaydetti:

“Bu refleksleri yaklaşık 3-4 haftalıkken gelişiyor. 2 aylık bir kedi ikinci kattan düştüğünde dört ayak üstüne düşer hale geliyor. Ama kediler, daha yüksekten düşmeleri halinde yine vücutlarına doğru pozisyonu vermeye çalışıyorlar, fakat yere indiklerinde bacaklarına binen basınç kırıkların oluşmasına neden oluyor. Günümüzde kediler apartmanlarda besleniyor. Bu nedenle yüksekten düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.”

Kediler yüksekten düşünce bir şey olmadığının sanıldığına dikkati çeken Aytuğ, şöyle devam etti:

“Bazen yüksekten düştüğünde sanki kedide bir şey yokmuş gibi algılanıyor. Ama, iç kanama geçiriyor olabilirler.

Düşmenin etkisiyle diyaframları veya karaciğerleri yırtılıyor. Aniden ölebiliyorlar. Bu yüzden mümkün olduğu kadar düşmemeleri için gayret sarf edilmeli. Evlerin camları kapalı tutulmalı, açık olduğunda da sineklik takılmalı.”

A.A

kaynak: hayvanlar.us


Kediler Hep Dört Ayak Üzerine Düşmüyor!



Yelkovan Kuşu: Puffinus
Familyası: Procellariidae
Yaşadığı yerler: Kuluçka zamanı haricinde okyanuslarda yaşar.
Özellikleri: Martı büyüklüğünde, perde ayaklı, göçmen bir kuş. Küçük balık, yengeç, salyangoz yiyerek beslenir.
Ömrü: 15 yıl kadar.
Çeşitleri
15 türü bilinmektedir:
Karagagalı yelkovan (Puffinus puffinus),
Sarıgagalı yelkovan (Puffinus kuhlii)
meşhurlarıdır.

Yelkovan kuşu her yıl 64.000 km uçuyor!



Rekortmen kuşun rotası kuzeyde Bering Denizi’ne, güneyde ise Antarktik’e kadar devam ediyor. Güneyde ise Andlar’dan Şili’ye, batıda da Japonya’ya kadar sürdürüyor yolculuğunu…

Tüm göçmen kuşları geride bırakarak rekor kıran kül rengi yelkovan kuşuyla (Puffinus griseus) ilgili araştırma yazısını bilim adamları, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımladılar. Uluslararası araştırma ekibi 800g’lık yelkovan kuşunu elektronik araçlarla takip etmiş. Puffinus griseus yem arayışı için 200 günde Pasifik’i boydan boya uçuyor.

Rekortmen kuşun rotası kuzeyde Bering denizine, güneyde ise Antarktiğe kadar devam ediyor. Güneyde ise Andlar’dan Şili’ye, batıda da Japonya’ya kadar sürdürüyor yolculuğunu.

Kaliforniya Üniversitesi (Santa Cruz) zoologu Daniel Costa ve Yeni Zelandalı meslektaşları rekortmen kuşu takip ederek uçuş rotasının bir sekiz çizdiğini görmüşler. Araştırma ekibi kuşun dalma yetisi karşısında da şaşkınlığa uğramış.

Küçük deniz kuşu 68,2m derinliğe dalabiliyor. Kül rengi yelkovan kuşu dünyada en yaygın olarak görülen kuş türü ama günden güne azaldığı da bir gerçek.

Bilim adamları, yılda 64 bin kilometre uçarak dünyayı dolaşan bu kuşun, iklimsel değişimleri diğer tüm kuş türlerinden daha iyi hissettikleri için iklimbilimciler ve çevrebilimciler için bir tür “gösterge” görevini görebileceğini düşünüyorlar.

kaynak: hayvanlar.us


Yelkovan Kuşu

Örümcek ağları, gerek şekilsel tasarımları gerekse, kendilerini oluşturan iplikçiklerin kimyasal özellikleri nedeniyle gerçek birer mühendislik mucizesidir.

Bahçe örümceklerinin ağ kurmada kullandığı teknikler, inşaat mühendislerinin en son kullandığı tekniklerden aşağı kalmaz:

Ağı Tutturmak
Örümcekler ağlarını kurmak için iki ayrı yüzeye ihtiyaç duyarlar. Ağlar genellikle iki duvarın birleştiği bir köşe ya da iki dal arasında kuruludur. Ancak bazı örümcekler tek bir yüzeyi kullanarak ağlarını yapacak kadar ustadırlar.

Bu örümcek ağını kurmak için yeterince uzun, esnek bir dal tespit ederek işe başlar. İplikçiğini dalın ucuna sıkıca yapıştırır. Örümcek bir yandan dalın aşağı tarafına doğru yürürken diğer yandan iplik- çik salgılamaya devam eder. Belirli bir uzaklığa gelince durur ve iplikçik salgılamayı keser. Salgıladığı iplikçiği kuvvetli bir biçimde kendine doğru çekmeye başlar. Bunun sonucunda dal bir yay gibi bükülür.

Örümcek yaydaki bir tel gibi dümdüz hale gelmiş olan iplikçiğin diğer ucunu bulunduğu yere sıkıca yapıştırır. Örümcek, yeteri kadar yüzeyin oluştuğu bu yayın içinde ağını örmeye başlar.


Ağı Germek
Örümcekler bazen ağlarını aralarındaki açıklığın çok fazla olduğu iki dal veya kiriş arasında kurarlar. Böyle ağlar oldukça büyük olduğundan av yakalama kapasiteleri de büyüktür. Ne var ki ağın büyük olması zamanla gerginliğinin dolayısıyla da av yakalama kapasitesinin azalmasına neden olur. Bu durumda örümcek ağı yenilemek yerine son derece şaşırtıcı bir iş yapar. Ağın merkezine gelerek buradan yere doğru bir iplikçik salgılamaya başlar.

İplikçiğin ucuna yerden aldığı bir taş ya da kabuğu tutturarak yerden yukarı kaldırır. Ağın ortasından aşağı sarkan bu ağırlık ağın yeniden gerginleşmesine neden olur. Hatta bilim adamları ağırlığı bulunduğu yerden daha yukarı kaldırarak, ağı germe özelliğini ortadan kaldırmıştır. Bu durumda örümcek ağın merkezine gelmiş ve ağırlığın bağlı olduğu iplikçiği yukarı çekmiştir. Bu durumda ağırlık yeniden askıya alınarak, ağın yeniden gerginleşmesi sağlanmıştır.

kaynak: hayvanlar.us


Örümcek Ağlarındaki Mühendislik

Sivrisineğin ” kan emme” tekniği akıllara durgunluk verecek kadar detaylı yapıların birlikte işlemesiyle oluşan kompleks bir sisteme bağlıdır.

Hedef üzerine konan sivrisinek, hortumundaki dudakçıklar aracılığıyla önce bir nokta seçer. Sivrisineğin bir şırıngaya benzeyen iğnesi özel bir kılıfla korunmuştur. Kan emme işlemi sırasında işte bu kılıf iğneden sıyrılır.

Deri, sanıldığı gibi iğnenin basınçla deriye batırılması yöntemiyle delinmez. Buradaki asıl görev, bıçak keskinliğindeki üst çene ve üzerinde geriye doğru eğimli dişlerin bulunduğu alt çeneye düşmektedir. Alt çene testere gibi ileri-geri hareket eder ve deri üst çenenin yardımıyla adeta kesilir. Açılan yarıktan içeri sokulan iğne kan damarına ulaşınca delme işlemine son verilir. Sivrisinek artık kan emmeye başlayacaktır.

Ancak bilindiği gibi insan vücudu, damarlardaki en ufak bir zedelenme karşısında kanı anında pıhtılaştırarak, o bölgedeki kan akışını durduran bir enzime sahiptir. Aslında bu enzimin sivrisinek için büyük bir problem oluşturması gerekmektedir. Çünkü sineğin açtığı deliğe de vücut anında tepki gösterecek, o noktadaki kan hemen pıhtılaşmaya başlayacak ve yara onarılacaktır. Tabii ki bu da sivrisineğin hiç kan emememesi demektir.

Ama sivrisinek için bu sorun tamamen ortadan kaldırılmıştır. Sivrisinek kan emmeye başlamadan önce, vücudunda salgıladığı özel bir sıvıyı soktuğu canlının damarında açtığı deliğin içine bırakmaktadır. Bu sıvı, kandaki pıhtılaşmayı sağlayan enzimi etkisiz hale getirir. Böylece, pıhtılaşma sorunu olmadan, sivrisinek besinine ulaşabilir. Sivrisineğin soktuğu yerde oluşan kaşıntı ve şişmeye neden olan da işte bu pıhtılaşmayı engelleyici sıvıdır.


Sivrisinek

kaynak: hayvanlar.us


Sivrisinekler Nasıl Kan Emer?

Sinekler ayaklarındaki yapışkan sıvı ile yüzeye tutunuyor. Yapışmayı önlemek için ise, kıllarıyla silerek ayaklarını temizliyorlar.


Örümcek Adam gibi duvarda yürümek şimdilik hayvanlara mahsus bir özellik. Duvarda yürümek için ayakların yüzeye yapışması, vücut ağırlığının dengede olması gerekiyor. Sineklerin tüm ayakları yüzeye yapışabiliyor. Sineğin ayağını yüzeye yapışmasını kıllar sağlıyor. Bu kıllar şeker ve yağdan oluşan bir yapışkan madde üretiyor.

Almanya’nın önde gelen araştırma kurumu Max Planck Institute, 300’den fazla duvarda yürüyebilen böcek ve sinek türünü inceledi. Bu türlerin tümü de arkalarında bu yapışkan sıvıdan oluşan bir ‘ayak izi’ bırakıyor. Araştırmayı yürüten Stanislav Gorb, yeryüzünde bu özelliğe sahip 1 milyondan fazla böcek türü olduğunu ve çoğunluğunun bu yapışkan sıvı sayesinde duvarda yürümeyi başardığını tahmin ediyor.

YÜZEYE YAPIŞIP KALMIYORLAR
Sinekler ayaklarındaki yapışkanlı sıvıyla duvara tutunarak yürüyor. Ayaklarındaki sıvının yanı sıra minik pençeleri de duvarda yapışıp kalmalarını önlüyor. Sinekler yapışıp kalmamak için itmek, ayaklarını döndürmek, kıllarını sıvamak gibi çeşitli teknikler kullanıyor. Ayak kılları ve yapışkan sıvı sinekleri yerçekimine karşı koyarak duvarda yürümelerini sağlıyor.

SİNEÐİN İNSANA ÖÐRETTİÐİ
İnsanların sineğin doğasından nasıl yararlanabileceğine gelince, gelecekte üretilecek robotların benzer bir teknolojiyle duvarda yürümesi sağlanabilir. Halen ABD’de Case Western Reserve Üniversitesi uzmanları da Gorb ve ekibinin bulgularından yararlanarak duvarda yürüyebilen bir robot geliştiriyor. Bu robotun da ayaklarında kıllı doku ve yapışkan sıvı bulunuyor.

Not: Gorb araştırmasını Society for Experimental Biology’nin yıllık konferansında sundu.

kaynak: hayvanlar.us


Sinekler duvarda nasıl yürüyor