Bugün: 07/10/2008. Hoşgeldiniz!

Ocak, 2008

Kediler ve çocuklarımız hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008


ÇOCUKLAR kedilere bayılırlar. kediler de çocukları severler ama bir yere kadar. Kedilerin kişilikleri de insanlarınkine benzer. Bazı kediler, tam anlamıyla çocuklara tapar. Bazıları da onlardan olabildiğince uzak durmayı tercih ederler. Çocukların, kedilere yaklaşımları konusunda kurallar koyarsanız,kediler çocuklardan korkmaz. Birlikte sorunsuz bir şekilde yaşarlar. .

Şimdi size bu kurallardan söz edeceğim:

  • Kedinin tuvaletini yaptığı yer kutsaldır,Bebekleri buradan uzak tutmanın bir yolunu bulun. Çocuklarınız söz anlayacak yaşa geldiğinde, kedi tuvaletteyken kesinlikle yalnız kalması gerektiğini anlatın.
  • Kedinizin, huzur içinde yemeğini yemesine izin verin. Kediler mama yerken, su içerken durmadan arkalarına bakıp, kimsenin yanına yaklaşmadığından emin olmak isterler. Biri varsa gitmesini beklerler.
  • Kediye, bir oyuncakmış gibi davranılmasına izin vermeyin. Çok küçük yaştaki çocuklar, kedilerle birlikteyken onları sürekli gözleyin. Çocuklar kediye nazik davranmayabilir. Kedi, öç olmak istemese bile tıslar, tırmalar ve ısırır.
  • Kedinizin tırnaklarını kesin. Yüzün ortasına atılan bir pençe son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
  • Kedinizin ilaç ve oyuncaklarını bebeğinizden uzak tutun. Çoğu pire tasmaları ve spreylerde,çocuklarınız için zararlı maddeler olabilecek maddeler bulunur. Kullanacağınız ilaçlar hakkında veterinerinizden bilgi alın.
  • Evde minik bir bebeğiniz varsa kedi almak için büyümesini bekleyin.
  • Kedinizin bebeğinizi boğacağı düşüncesine kapılmayın. Kediler beşiklere, uyuyan bebeklere, araba koltuklarına, bebek masalarına ve çocuk pusetlerine sokulmaya bayılırlar. Buralar onun için sıcak mekanlardır. Asla çocuğa bir zarar vermezler. Siz yine de bu mekanlardan kedinizi uzak tutun.
  • Kedinizi asla ihmal etmeyin..Bazen aile çocuğa yönelip kediyi unutabilir. Kedi, ilgi beklediği halde gururu yüzünden bunu belli etmez. Kedinin de ailenin bir üyesi olduğunu unutmayın.
  • Çocuğunuza, kedilere ve diğer hayvanlara karşı saygılı olmayı öğretin. Hiç bir zaman çok küçük çocukların hayvanlarla yalnız bırakılmamasına dikkat edin. Başka birinin hayvanına dokunmak isteyen çocuğunuza, sahibinden izin almasını Öğretin.
  • Çocuklarınızın, hayvanlar hakkında her şeyi öğrenmelerine yardımcı olun. Bu şekilde onlar, evimizi ve dünyamızı paylaşan tüm canlılara hayranlık duyacaklardır.

      Cihan ÖZYAÐMUR .
      Köpek Eğitmeni
  • kaynak: hayvanlar.us


    Kediler ve çocuklarımız

    Kediler, bir kere kullanmaya başladıktan sonra tuvalet
    kabı kullanmayı reddetmez. Tabii olağanüstü bir durum
    olmadıkça! Kedi tutarlı bir şekilde aynı tuvalet kabını
    kullanıyorken, ansızın tuvalet ihtiyacını gidermek için
    başka yerlere yöneliyorsa, bu durum pek çok problemin
    işareti olabilir.


    Kedinin boşaltım sisteminde bir sağlık problemi varolabilir.
    Çekinmeden, veterinere götürülmeli.

    Duygusal bir sorunu varolabilir. Hatırlamaya çalışın. Son
    günlerde evde ne gibi değişiklikler gözlendi? Yeni bir kedi almış
    olabilir misiniz? Ya da bir köpek, kuş? Eve gelen yatılı bir
    misafir bile kedinin strese girmesine neden olabilir. Böyle bir
    değişiklik varsa, kediye özel itimam gösterme zamanı demektir.

    Tuvalet kabı aynı bile olsa, bir farklılık olabilir mi? Örneğin, kabı
    temizlemek için kullandığınız temizlik malzemesi: Markasını mı
    değiştirdiniz? Ya da bu sefer ekstra parfümlü olanı mı denediniz?

    Kedinin tuvalet kabının bulunduğu yere dikkat edin. Son
    zamanlarda çevresinden çok sık geçiliyor olabilir. Kedinin
    mahremiyetine biraz saygı lütfen! Çevresinde olup bitenlerle
    fazla ilgili bir kedi, alıştığı düzenin değişmesinden huzursuz olur.

    Kedi, devamlı olarak kullandığı tuvalet kabını bırakıp, özellikle
    bir köşeyi seçmiş ve tuvalet ihtiyacını hep bu köşede
    gideriyorsa, sorun kesinlikle tuvalet kabıdır. Değiştirin ama
    mekan olarak aynı yerde tutun. Geri dönecektir.


    Bülent Ovacık

    kaynak: hayvanlar.us


    Kedilerin tuvalet kabı stratejileri

    Banyodan önce ya da sonra, kulak temizliğini dikkatli bir şekilde
    yapmalısınız. Temizlik için kulak temizleyici ya da pamuklu toplar
    kullanılabilir. Bu temizliği alışkanlık haline getirirseniz, kulaklardaki
    mikrobik oluşumları ve iltihaplanmayı, oluşmadan engelleyebilirsiniz.

    Temizlikte kullanılacak malzeme: Pamuk topları, kulak temizleyici, ılık banyo
    bezi.

    Birinci adım : Kedinizi size göre yüksek bir zemine alın. Daha sonra, iki yana
    doğru savrulmasını engelleyecek bir şekilde tutun.

    İkinci adım : Pamuk toplarına bir parça kulak temizleyici ekleyin.

    Eğer çok küçük ya da zayıf bir kediye sahipseniz, pamuk toplarını
    daha ufak bir hale getirmekten çekinmeyin.

    Üçüncü adım : Sakın kulak temizliğini cilt temizliği ile karıştırmayın.
    Çok daha nazik olmalısınız. Dikkatlice tutuğunuz kulak kabuklarının
    içini, temizleyicili pamuk toplarıyla, tamamen temizlenene kadar silin.

    Dördüncü adım: Yassıyüzlü kedi cinsleri, İran ya da egzotik kısa
    tüylü kedi gibi cinslerin yüzleri, cinsleri gereği özenli bir temizlik ister.
    Yüzü ve göz çevresini her zaman temiz ve sağlıklı tutmak
    zorundasınız.

    Her gün yapılacak yüz ve göz temizliğinde, yumuşak ve ılık banyo
    bezleri kullanılmalı. Böylece gözlerde donuk bir ifade kalmayacak,
    gözyaşı izleri de azalacaktır.


    Bülent Ovacık

    kaynak: hayvanlar.us

    Kedilerde tırmalama hayvan, bilgi, hayvanlar

    Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

    Kedilerde kulak ve göz temizliği

    Kedilerde tırmalama Kedilerin tırmalama davranışı anlamsız değildir. Bu davranışın pek çok fonksiyonu vardır ve en önemlisi bölgeyi belirlemesidir. Diğer olası fonksiyonları, tırnak bakımı, adaleleri ve tendonları germek oynamaktır. Tırmalama, özellikle yavrular için vazgeçilmez bir oyundur. Tırmalama, bu denli öneli bir davranış olunca, bir yavrunun tırmalamasını önlemek önlemeye çalışmak gerçekçi değildir. Onun yerine yavru kediler, onlara ait nesneleri tırmalayıp, evin eşyalarını rahat bırakmayı öğrenmelidir. Kediler genellikle tırmalama yerlerini kendileri tespit edip, buraya sürekli olarak geri dönerler. Bu yüzden ilk günden itibaren “Tırmalama alanı” olma özelliğini tanıyan tehlikeli bölgeleri siz belirleyin. Koltukların kolları ve arkası naylonla örtülebilir. Perdelere limon veya başka keskin kokular sürülüp itici yapılabilir. Yavru kedi, kısa süre yalnız bırakıldığında, cazip tırmalama noktalarından uzak kalması için bir odaya konulabilir.
    Yavru kediler, nasıl ki erken yaştaki deneyimlerine dayanarak tuvalet ihtiyaçları ile yer ve, madde tercih geliştirebiliyorsa, aynı şekilde nerede ve neyi tırmalmaya dair tercih geliştirirler. Yavrunun neyi sevdiğini belirleyebilmek için birkaç nesne sunabilirsiniz. En azından bir tane dikey bir de yatay nesne deneyin. Orneğin yatağın yanı, kapının önü, ya da arkası gibi. Yavrunuz, düzenli olarak birden fazla nesneyi kullanabilir. Tırmalama nesnelerini kedi nanesi ile kokulandırmak ya da üzerine bir oyuncak bağlamak, çoğu kediyi bu tırmalama nesnesine itecektir. Bazı kediler, sizin o tırmalama nesnesini tırmalayarak çıkarttığınız sesle harekete geçer. Ben, yavru kediyi o tırmalama nesnesine götürüp, bacaklarını ileri geri hareket ettirmenizi tavsiye etmiyorum. Unutmayın, kedi hep kendi karar verir. Siz yönlendirin ama asla zorlamayın.

    Cihan ÖZYAÐMUR
    Köpek Eğitmeni

    kaynak: hayvanlar.us


    Kedilerde tırmalama

    Giriş


    Doğa çok dengeli bir döngü oluşumuna sahiptir. Bizim akvaryumlarımızda kurmaya çalıştığımız dengeyi ‘doğa’ farklı canlılar ve bakteriler ile otomatik olarak sağlar. Bu süreçte pek çok döngü, bu döngülerde ise pek çok canlı, bu canlıların ise pek çok görevi vardır. Bu zincirin halkalarından biri ise azot döngüsü olarak adlandırdığımız amonyum ve amonyaktan başlayıp, nitrat, oradan da azot gazı ile son bulan bir olgudur. Gün içinde gerek akvaryum canlılarımızın arıkları, gerek akvaryumda ölen mikro ve makro organizmalar, gerekse yapılan fazla yemlemeler ile ortaya organik bir bileşik olan NH3 (amonyak) ve dolaylı olarak NH4 (amonyum) çıkmaktadır. Akvaryumda mevcut bölgelerde konuşlanmış olan nitrifikasyon bakterileri bu organik bileşiğin önce nitrit (NO2) ardından nitrat (NO3)’a dönüşmesinde yardımcı olurlar. Azot döngüsüsün son basamağı olan nitratın N2 yani azot gazına dönüştürülmesi ise bu kadar kolay olmamaktadır. Bu son basamağa denitrifikasyon denir ve bu bağlamda çalışabilecek farklı bakterilere ihtiyaç duyar. Bu bakterilerin çoğu anaerobik olmakla birlikte çok az sayıda da olsa aerobik olanlar da mevcuttur. Anaerobik bakterilerin oluşması için oksijensiz bir ortama ihtiyaç vardır bu nedenle sistemden nitratın bakteriler yardımıyla uzaklaştırılması o kadar da kolay değildir. Bu bakteriler doğada canlı kayaların iç kısımlarında ve kumun oksijen almayacak kadar derinliklerinde barınırlar. Bu bağlamda nitratı sistemden uzaklaştırmak için birçok farklı yol geliştirilmiştir. Bunların çoğu, ortamda denitrifikasyon bakterisi üretme mantığına dayanır.


    Nitratı sistemden uzaklaştırmak istememizin temel sebebi, diğer döngü basamaklarındaki elemanlar kadar zehirli olmasa da yüksek oranda olduğunda, özellikle omurgasızlar için büyük tehlike teşkil etmesidir. Aslında mercanlar da bir bakıma nitrata ihtiyaç duyar ve deniz suyunda da bir miktar nitrat bulunur. Bir resif akvaryumunda ideal nitrat değeri 0,25ppm (milyonda bir değer)’dir. 5ppm’e kadar normaldir. 5ppm üzeri değerlerde akvaryumda yosun oluşumu görülür.Yalnız balık akvaryumlarında ise nitrat seviyesi daha yüksek olabilir fakat yine de hem balıkların sağlığı açısından hem de yosun oluşumunu engellemek için 5-10ppm’i geçmemelidir.


    Nitratı Akvaryumdan Atma Yöntemleri:


    Su değişimi: Su değişimi, nitrat seviyesini acilen düşürmek için kullanılabilecek en etkili yöntemdir. Özellikle; balık ölümü olduktan, tatil dönüşlerinde veya nitrojen döngüsü yeni bitmiş olan akvaryumlarda nitrat seviyesi yüksekse su değişimi yapılmalıdır.


    Refugium: Refugium kelimesi İngilizce’deki sığınak anlamına gelen “refuge” kelimesinden gelir. Refugium ana tanka bağlı başka bir tanktır ve bu tankın içinde nitratı besin olarak kullanan canlılar bulunur. Refugiumda en fazla kullanılan canlı Caulerpadır. Caulerpa çok fazla ışığa ihtiyaç duymadan çok hızlı bir gelişim gösteren bir yosun türüdür. Caulerpanın kötü bir huyu vardır bu da arada sırada eşeyli üreme yapmasıdır. Bu daha çok gece ışıklar kapalıyken olur ve sporlarını suya salarlar. Aynı zamanda bitki aniden çürür ve topladığı tüm amonyak, nitrat ve fosfatı da suya geri salar. Aynı zamanda vücudunda otçul canlılara karşı ürettiği toksinler de suya karışır. Bu durum akvaryumun dengelerini bozabilir hatta bazı canlılar için ölümcül olabilir. Spor salınımını engellemek için ışıkları 24 saat açık tutmalısınız ve Caulerpaları düzenli olarak budamalısınız. Caulerpa dışında başka makro algler de refugiumda kullanılabilir fakat Türkiye’de başka makro algler pek görülmez. Nitrat ve fosfatı besin olarak kullanan Xenia mercanları refugiumda kullanılabilir. Xenialar çok hızlı büyüdüğünden nitratı düşürmede etkili olacaktırlar. Bazı hobiciler dev istiridyeleri (Tridacna türleri) ve bazı sünger türlerini de refugiumda kullanmıştır fakat bunlar daha çok görsel amaçlı refugiumlardır, amaç nitratı düşürmek değildir.





    Akvaryumlarımızın başbelası nitrat






    “Refugiumlar uzun dönemde nitrat seviyesini düşürmek için etkili yöntemdir. Resim: Ertunç Ererdi”


    Denitratör: Dünyada yaygın olarak kullanılan ‘denitratör’ oksijen almayacak bir sistem içersinde bu bakterilerden yetiştirip belli periyotlarla etil alkol ile onları beslemek ve suyun bu ortamdan saatte akvaryum hacmine göre çok çok düşük su debileri ile geçirilmesi prensibine dayanır. Sistemin çıkışındaki oksijen düzeyi yani redox potansiyeli çok büyük önem taşır. Bu etkili bir yol olmasına rağmen çok tehlikelidir. Redox potansiyelinin normal değerlerin dışında olmaması çok ve sülfür zehirlenmelerine sebep olabilir. Bu yüzden denitratörlerin bir MV-(Redox) cihazı ile kullanılmaları önerilmektedir.


    DKY: DKY yani Derin Kum Yatağı (İngilizce aramak isterseniz DSB olarak geçer yani Deep Sand Bed) nitrat ve fosfat üzerinde etkili bir yöntemdir. Bu sistemin amacı, derin bir kum yatağı oluşturup üst kısımda aerobik, alt kısımda da anaerobik bakteriler için uygun ortam yaratmaktır. Bu sistemde kullanılan kumun çok ince, 0,2 – 1,0 mm arasında, olması gerekmektedir. Kum derinliği 8cm veya daha fazla olmalı. Mercan kırığı veya mercan kırığını ezerek yapılan kumlar bu işin için pek uygun değildir. Kumun aragonit veya çok salınım yapmayan silika kum olması gerekmektedir. Fakat aragonit kumlar hem suya kalsiyum sağladıklarından hem de ph’ı dengede tuttuğundan kesinlikle çok daha kullanışlıdır. Ne yazık ki ülkemizde çok kolay bulunmuyor, bulunanlar da istenilen boyutlarda olmuyor genelde. Bu sistemin Türkiye’de yapılmasında bir engel de Türkiye’de canlı kumun ve kumu karıştıracak canlıların bulunmamasıdır. Deniz çıkarılan bazı canlılar bu iş için uygun olabilir fakat tüm bu canlıları denizden toplamak zahmetli olacaktır. her şeye rağmen DKY hem nitrat ve fosfat seviyelerini düşürmesi açısından çok efektiftir hem de akvaryumda doğaya daha yakın bir ortam oluşmasında yardımcı olur.



    DKY’nin kullanıldığı bir deniz akvaryumunda deniz çimi, kum anemonu yada çene balığı gibi yaşamak için derin bir kum tabakasına ihtiyaç duyan canlılara da bakabilirsiniz. Resim: Selim Özadar



    Votka: Sistemde yaşayan anaerobik bakteriler belli bir besin kaynağına ihtiyaç duyarlar. Bunun en önemlisi ise etil alkoldür. Sisteme dışardan fazla miktarda etil alkol ilave edilmesi bu bakterilere ekstra besin kaynağı ve enerji sağlayacağı için mevcut kolonilerin hızla artmasına, dolayısı ile nitratın çok daha hızlı bir şekilde elimine edilmesine sebep olur. Votka da etil alkol içerdiğinden akvaryumda kullanılabilir. Bu metodun bilinçsiz kullanılması farklı bileşiklerin çökelmesine ve kontrolsüz alg oluşumuna sebebiyet verebilmektedir.


    Canlı kaya: Sistemin temel denitrifikasyon aracı canlı kayalardır. Kaliteli yapıya sahip canlı kayalar nitratın elimine edilmesinde büyük önem taşır. Derin oyuklar ve çatlara sahip efektif yapıdaki bir canlı kayada bu deliklerin derinliklerine fazla oksijen ulaşamayacağından burada oksijensiz bir ortam meydana gelir. Bu ortamlar denitrifikasyon bakterileri için kolonileşme yeri olarak kullanılır. Hacme oranla yeterli miktarda canlı kayanın nitrat seviyesinin düşmesinde etkisi olacaktır



    Canlı kayalar hem nitrifikasyon hem de denitrifikasyon yaptığından deniz akvaryumları için çok önemlidir. Resim: Can Doğut


    Sonuç:


    En başta dediğimiz gibi nitrat, azot döngüsünün azot gazından önceki son adımıdır. Yukarıda refugium ve su değişimi dışındaki metotlarda nitrat nitrojen gazına dönüştürülüp atmosfere bırakılır ve sistemden uzaklaştırılmış olur. Refugiumda ise fotosentez için nitrat besin olarak kullanılır. Döngünün ilk ayağı amonyum ve amonyak olduğu için nitratı yok etmeye çalışmadan önce amonyak oluşumunu azaltmak daha mantıklı bir yol olacaktır. Bunun için de doğru kurulmuş bir sistem, düzenli su değişimi ve doğru miktarda canlı yüklemesi yapılması gerekmektedir.


    Selim Özadar - Ertunç Ererdi

    kaynak: hayvanlar.us

    Kangal Köpeklerinin Eğitimi hayvan, bilgi, hayvanlar

    Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

    1- YAVRU KÖPEKLERİN EÐİTİLMESİ
    0-6 ay arasında terbiye edilmelidir. 6 aydan sonra köpeğin kullanılacak amaca göre eğitilmesi gerekir. Yavru köpeklere sırasıyla şu aşamalarda eğitim yaptırılmalıdır.
    a) Bu aşamada 0-6 aylık yavrulara terbiye ve eksersizler uygulanacaktır.
    b) 6-12 aylık yavrulara uygulanacak bir eğitim yöntemi olup, bu dönemde birinci aşamadaki eksersizler tamamen pekiştirilir, ayrıca emir sözcükleri, fiziki güç artırma çalışmaları, ayrıca tasmalı ve sevk kayışlı uygulamalar yapılır.
    c) 12-15 aylık köpeklere uygulanacak temel itaat ve ileri itaat eğitimlerindeki tüm programlar bu dönemde eksiksiz olarak tatbik edilmelidir.
    d) Bu dönemler ise 15-18 aylık köpeklerin ileride alacakları özel eğilimler uygulanır. Bu uygulamada köpekler adeta hizmete şartlandırılır.Yavrularda uygulanan temel terbiye yöntemleri şunlardır.

    1- Yavru ile dostluk kurmak.

    Önce köpeğimize onun dostu olduğumuza inandırmalıyız. Köpeğimize bir kimlik kartı çıkartmalıyız. Dünyadaki canlılar arasında köpek kadar ses tonundan sevgi, övgü, azarlama ifade eden ses, hareketler, hatta mimik ve jestlerden etkilenen başka bir canlı gösterilemez. Yumuşak tatlı bir ses, bir üç ayını dolduran bütün köpekler aşılanmalı ve her yıl aşı tekrarlanmalıdır.

    2- Yavruya isim vermek.

    Yavru köpek ile gönül bağı kurulduktan sonra yapılacak ilk iş ona bir isim vermektir. Bu isim tek heceli ve cazip olmalıdır. Ona karşı her an bu isim kullanılmalıdır. Köpekler her sözcüğün anlamını ve o anda yapılan hareketin amacını bir kaç tekrardan sonra mutlaka kavrarlar.

    3- Yavrunun eve uyumunu sağlamak.

    4- Yavrunun tabi ihtiyaçlarını disipline etmek:

    Burada hayvanın pisliğini istenen yere yapması terbiye edilmelidir.

    5- Yavrunun ödüllendirilmesi:

    Köpeğiniz istediğimiz bir hareketi yaptığında onu mutlaka ödüllendirmeliyiz. Bu ödüllendirme hayvanı sevip okşama veya sevdiği bir yiyeceği veya oyuncağı vermek şeklinde olur.

    6- Yavrunun cezalandırılması:

    Cezalandırma ya tepki yada canını yakmakla uygulanır. Tepki genel olarak sert bir ses tonu, ciddi bir ifade ve hareketle onu uyarmaktır. Ceza en son başvurulacak bir yöntemdir. Yanlış ve ağır cezalar köpeğin eğitilmesini zorlaştırır ve hatta sahibine düşman eder.

    7- Yavrunun duyu organlarını geliştirecek eksersizler:

    Köpeklerdeki 4 duyu organını geliştirecek eksersizler şunlardır:
    a) Koku alma duyusunun geliştirilmesi,
    b) İşitme duyusunun geliştirilmesi,
    c) Görme duyusunun geliştirilmesi,
    d) Tat alma duyusunun geliştirilmesi.

    8- Yavrunun tasma ve sevk kayışına alıştırılması:

    Yavru 2 aylık olduktan sonra ayarlı deri tasmaya alıştırılabilir. Bir kaç gün içinde bu işe alışır. 3 ay içinde tasmaya sevk kayışı da bağlayarak yavruyu gezintiye çıkarmalıyız.

    9- Yavrunun sosyal çevreye uyumu:

    Köpek yavruları aynen çocuklara benzerler. İlk gördükleri canlı ve cansız her şeye karşı merak duyarlar. Hatta mimik ve jestleriyle onun ne olduğunu öğrenmek istediklerini belirtmeye çalışırlar. Ve ilk fırsatta o şeyi kesinlikle koklar ve kokusunu aldığı nesneyi hayat boyu unutmazlar. Bu merakları nedeniyle köpekleri 6 ay içinde sosyal çevreye alıştırmak gerekir.

    10- Yavrunun kulübeye veya barınağa alıştırılması:

    Kangal köpekleri özellikle hürriyetlerine çok düşkün bir hayvandır. Bu nedenle henüz 8 haftalıkken yavrular mutlaka kafes veya barınağa konulmalı ve alıştırılmalıdır.

    11- Yavrunun başkası tarafından verilen yemeği reddetmesi:

    Köpek yetiştiriciliğinde bu önemli bir konudur. Hayvan küçükken kendi sahibinin elinden ve kendi kabından yemeğe alıştırılmalı dışardan verilen yemekleri kabul etmemelidir. Ayrıca beslenmesi ihmal edilmemelidir.

    12-Yavruların kötü huylarından vazgeçirilmesi:

    Yavrunun kötü huyları şunlardır:
    a) Çevredeki eşyaları hırpalayıp dağıtmak,
    b) Kavgacı olması
    c) Çekingen ve korkak olması
    d) Şımarık ve sırnaşık olması
    e) Çevredeki canlılara saldırması
    f) Hiç havlamaması.
    4 aya kadar yavrunun bu kötü huylan mutlaka önlenmeli, 4 ve 6 ay arasında noksan veya zayıf olan konularda gerekli pekiştirmeler yapılmalıdır.

    13- Yavrulara eğitim ile ilgili sözcüklerin Öğretilmesi:

    Yavru köpeğe 3-4 aydan sonra gel, git,bak, hayır, kal, yat, ara, bul, getir, götür vb. sözcükler öğretilebilir.

    14- Yavrulara bekçilikle ilgili egzersizler:

    Bekçilik köpeğin yaradılışında mevcut içgüdüsel bir özelliğidir. Ayrıca köpeklerde büyük ölçüde bir kıskanma hissi de mevcuttur. Kendisine ait eşyayı, yemeğini, kaldığı evi, ev halkını özetle her şeyi büyük bir ciddiyetle ve cesurca korur. Bu nedenle onu daha da eğiterek canımızı ve malımızı teslim edebiliriz. Kangal köpeğinde bu şekilde gelişerek bağlı olduğu kişileri canı pahasına mutlaka korur. Bu huyunu ilerletme egzersizlerini de annesinden alır. Bekçilik yapacak bir köpek 2 aylıktan itibaren bakıcısıyla tanıştırılmalı ve nöbet tutacağı yere yavaş yavaş alıştırılarak bağlanmalıdır. 6 ay olduktan sonra gündüzleri bağlanmalı, geceleri serbest bırakılmalıdır. Yemeği ve suyu bakıcısı tarafından verilmelidir Bekçi köpeklerine genellikle dur, hayır, tut gibi kelimeler mutlaka öğretilmelidir.

    15- Yavrularda çoban köpeği ile ilgili egzersizler:

    Çoban köpeği olacak yavrular 4 aylık olduktan sonra imkanlar elverdiğince anneleri ile birlikte sürüye götürülmelidir. Sürüye götürülecek köpeklerin çok cesaretli, çevik ve kuvvetli olması için iyi beslenmeleri gerekir. Sürüye gidecek yavru köpeklerin kesinlikle ezdirilmemesi gereklidir. Bilakis bu yavruların cesaretini artırması için işe yaramayan imha edilecek yavru köpek üzerinde cesaretlerini arttıracak çeşitli egzersizlerle köpeklerin cesaretleri, kendine güveni artırılmalıdır. Böylece vahşi hayvanlara karşı mücadele yeteneği kazandırılmalıdır.

    2- ERİŞKİN KÖPEKLERİN EÐİTİMİ:

    Erişkinlik çağı Kangal köpeklerinde 12 aylıktan sonra başlar. Bu dönemde uygulanacak program daha zor ve ağır olur. Bunun için yavru köpeklere uygulanan program aksatılmadan, eksiksiz ve sabırlı bir şekilde yapılmalıdır ki, erişkin dönemdeki eğitim kolay ve iyi sonuçlar verir.Erişkin köpeklere uygulanacak eğitim iki aşamalı yapılmalıdır.
    a) Temel eğitimler,
    b)Özet eğitimler
    Bu eğitimleri sırasıyla ele alalım.
    a) Temel eğitimler:
    Temel eğitimde amaç genel olarak verilecekler emri köpeğin eksiksiz olarak yapması hedeflenir, Eğitim erken (6-7 ayında) başlarsa daha iyi olur. Temel eğitim köpek eğitiminin temelini teşkil eder.
    Bu eğitim de aşamalı olarak uygulanır.
    a) Temel itaat eğitimi:
    Temel itaat eğitimi hayvanı sıkmadan günde 2 saat süreyle uygulanması gereklidir. Bu eğitimde kontrol altına alınabilmesi için topuk, yat, kalk, otur, hayır, kal, sürün,yapma vb. gibi kelimeler öğretilir ve uygulamalı olarak yaptırılır.
    b) İleri itaat eğitimi
    Bu eğitimin amacı itaat eğitimlerini uzaktan ve serbest egzersizlerle yaptırmak ve bunun sonucunda bakıcının köpek üzerindeki etkisini artırmak ve köpeğin uzaktan kontrolünü yapmaktır.
    c) Destek eğitimi:
    Destek eğitimleri adı altında köpeklerin fiziki güçlerinin geliştirilmesi ve genel bilgi eğitimlerinin yaptırılmasından oluşur.

    1- Fiziki gücü geliştirme eğitimleri:

    -Yüksek atlama gücünü artıracak engel eğitimi,
    -Uzun atlama gücünü artıracak engel eğitimi,
    -Denge yeteneğini artıracak engel eğitimi,
    -Tırmanma eğitimini artıracak engel eğitimi,
    -Güven duygusunu artıracak engel eğitimi.

    2- Genel Bilgi Eğitimi:

    Bu eğitimde de hayvanın genel bilgisini artıracak egzersizler yaptırılır.
    -Saldırganlık eğitimi,
    -Yabancıların aranma eğitimi
    -Bina, banka, mağaza gibi yerlerde arama eğitimi
    -Kısa iz takibi eğitimi,
    -Köpeklerin silah sesine alıştırılması eğitimi.

    B- Özel Eğitimler:

    Bu eğilimler 15-18 aylık iken uygulanır.Bu bölümde köpeklere:
    1- Bekçi köpeği eğitimi,
    2- Devriye köpeği eğitim,
    3- Av köpeği eğitimi,
    4- Çoban köpeği eğitimi,
    5- Narkotik madde arama eğitim,
    6- Keşif köpeği eğitimi gibi eğitimler yaptırılır.Bu eğitimlerden geçen köpekler bu işleri rahatlıkla yaparlar.Kangal köpeklerinin diğer köpeklere orada bu eğitimleri daha iyi uygulayan ve verilen görevi daha iyi yapan, aranan bir köpek ırkı olduğu tespit edilmiştir.


    kangalefsanesi.com

    kaynak: hayvanlar.us

    Deniz Atı hayvan, bilgi, hayvanlar

    Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

    Kangal Köpeklerinin Eğitimi

    Bu makalede oldukça fazla bakılmak istenen ve oldukça ilginç olan deniz atlarından ve nasıl bir akvaryumda bakılmalarından bahsedeceğiz.

    Genel

    Deniz atları, deniz iğneleri ve deniz ejderleri gibi Syngnathidae familyasındandırlar. Genelde tuzlu suda yaşarlar fakat acı suda yaşayan türleri de vardır. Dünyada 32 ve Türkiyeyi çevreleyen sularda 2 tür bulunur; Hippocampus hippocampus ve H. ramulosus. Bazı türler yalnızca 2cm iken bazıları 30cmden fazla olabilir.

    Tür seçimi:

    Akvaryumu kurmadan önce ne tür bir deniz atı bakacağınıza karar vermelisiniz. Ayrıca ne besin verebileceğiniz de oldukça önemlidir, farklı tür deniz atları farklı besinlerle beslenirler.
    Akvaryum doğumlu deniz atları her zaman doğadan yakalanmışlara göre daha avantajlıdır. Hastalık taşımazlar, donmuş yeme daha kolay alışırlar yada aldığınızda donmuş yem yiyor olurlar ve daha dayanıklı olurlar. Fakat, Türkiyede akvaryum doğumlu deniz atı bulmak pek mümkün değildir o yüzden genel olarak doğadan yakalanmış deniz atlarından bahsedeceğiz.
    H. hippocampus ve H. ramulosus ülkemizin etrafında görülen tek deniz atı türleridir. 15cmye kadar büyüyebilir. Doğada amfipodlarla beslenirler fakat akvaryumda mysis karidesi de verilebilir. Farklı renklerde bulunabilirler.
    H. kuda ve H. comes genellikle ülkemizde bulunan tropikal orta boyda atlardandır. H. erectus ve H. reidi Amerika ve Brazilyadan gelirler bu yüzden diğer iki türden daha az görülürler. Tüm bu türler 15-20cm arasındadırlar ve mysis, zenginleştirilmiş su piresi, amfipod gibi canlılarla beslenebilirler.
    H. zosterae 5cm boyundadır ve Amerikadan Türkiyeye gelir fakat henüz Türkiyede hiç görmedim. Zenginleştirilmiş yumurtadan yeni çıkmış artemia ile beslenerek yaşamını sürdürebilen tek deniz atıdır.

    Akvaryum kurulumu:

    Hangi cins deniz atına bakacağınıza karar verdikten sonra akvaryum kurulumuna geçebilirsiniz. Yukarıda deniz atalarını kabaca 3e ayırdık;
    - Tropikal olmayan orta boy atlar
    - Tropikal orta boy atlar
    - Cüce deniz atları

    3 sistemin kurulumu tabiki farklı. Tropikal orta boy atlar için kurulan akvaryum tropikal olmayan yani yerli deniz atları için de aynıdır. Tek fark yerli deniz atları olan akvaryum kışın 20, yazın da 24 dereceden fazla olmamalıdır.
    Tank şekli deniz atlarında önemlidir. Deniz atları eninden çok boyuna yüzerler bu yüzden boyu eninden daha fazla olan bir akvaryum atlar için iyi olacaktır. En az deniz atının kuyruğu tamamen açık halinin uzunluğunun 3 katı önerilir. Orta boy atların en az 15cm olduğunu var sayarsak bu atlar için en az 45cm yüksekliğinde bir akvaryum gerekir. Tank hacmi ise 2-3 taneiçin en az 120 lt önerilir. Akvaryumun ne büyük ne de küçük olması gerekir çünkü küçük akvaryum balıkları strese sokarken büyük akvaryumda da beslenme zor olur. Cüce deniz atları için ise 15lt bir akvaryum 5-6 tanesi için yeterli olacaktır.
    Orta boy deniz atları içim kurulan akvaryumlarda canlı kaya kullanabilirsiniz. Kum olarak çok ince bir kum kullanırsanız iyi olur fakat kum kullanmanız şart değildir, çıplak taban da gidebilirsiniz. Normal deniz akvaryumları gibi su yoğunluğunu 1,025-1,026ya getirip, kum ve canlı kayaları koyup döngünün oluşmasını beklemelisiniz. Döngüyü hızlandırmak için akvaryuma küçük bir parça donmuş karides atabilirsiniz. Canlı koymadan önce en az 3 hafta beklemeniz önerilir. 3 hafta sonunda sudaki nitrit ve amonyak okunamayacak kadar az ise canlıları koyabilirsiniz. Akvaryuma kaya dışında deniz atlarının tutunmaları için plastik bitkiler ya da ölü gorgonian iskeletleri kullanabilirsiniz.
    Cüce deniz atları için kurulmuş akvaryumlarda ise canlı kaya kullanılmamalıdır çünkü canlı kayalar hidroit ve narin cüce deniz atları için zararlı canlılar içerir. İçinde bioball bulunan çok küçük bir şelale filtre kullanabilirsiniz aerobik bakteriler için. Yalnız filtrenin emiş borusunu iyice kapamalısınız ve filtrenin gücünü olabildiğince kısmalısınız, yoksa deniz atları emiş borusuna takılabilirler. Kum olarak çok ince kum kullanabilir ya da çıplak taban gidebilirsiniz. Filtrede kullanacağınız biobalları oturmuş bir tanktan alırsanız daha iyi olur. Döngü tamamlandıktan sonra atları ekleyebilirsiniz. Atların tutunabilmesi için, yapay bitkiler ya da mercanlar kullanabilirsiniz. Plastik çok ince borular da bu iş için uygun olabilir.

    Deniz atlarıyla konulabilecek diğer canlılar:

    Deniz atları ile her canlıyı aynı akvaryuma koyamazsınız. İlk başta ata zarar vermemesi gerekir. Anemonlar, çoğu mercan türü, çoğu yengeç ve istakoz, melek, tang, palyaço balığı, papazbalığı ve benzer canlılar tamamen liste dışındadır. Ayrıca deniz atlarının besinlerine rakip olmamalıdırlar, yani balıkların yavaş beslenen canlılar olması gerekmektedir. Deniz atlarıyla bakılacak en iyi balıklar iğne balıkları, karides balıkları, Gobiosoma ve Gobiodon cinsleri ve dragonetler. Dragonetlerin (mandarin, scooter blenny…) bakımı küçük akvaryumlarda zordur bu yüzden ben pek önermem.
    Bazı tür salyangozlar, küçük karidesler (boksör karidesi gibi agresif ve bölgeci karidesler hariç), küçük mantarlar ve zoanthidler dışındaki çoğu omurgasız deniz atları için zararlıdır.
    Deniz atlarıyla kesinlikle karıştırılmaması gereken canlılar; anemonlar, büyük yüzücü balıklar (tang, melek, kelebek gibi), tüp anemonları, mantis karidesleri, uzun polipli sert mercanlar.
    Cüce deniz atları çok narin olduğundan onların yalnızca sürüler halinde kendi başlarınca tutulmamaları önerilir.

    Beslenme:

    Alınan deniz atlarının çok büyük bir kısmı yemek yememekten ölüyor bu yüzden beslenme kısmı çok önemlidir. İlk başta deniz atları akvaryumda kendiliğinden oluşan canlıları yiyerek yaşamlarını sürdüremezler. Kesinlikle onlara günlük yem sağlamalısınız. Bazı ülkelerde akvaryum doğumlu deniz atları satılır ve bunlar çoğu zaman donmuş yem yer fakat Türkiyede tank doğumlu at bulmak çok zordur, gelen at tank doğumlu olsa bile satın aldığınız yer büyük bir ihtimalle onun tank doğumlu mu olduğunu yoksa doğadan mı yakalandığını bilmez o yüzden deniz atı alırken en azından uzun bir süre canlı yem vereceğinizi unutmayın.





    Deniz Atı






    Hippocampus reidi / Resim: www.WetWebMedia.com Bob Fenner









    Hippocampus zosterae - Cüce denizatı / Resim: www.WetWebMedia.com Bob Fenner

    Mysis karidesi:

    Mysis karides çoğu deniz atının doğada en çok yediği besinlerdendir. Akvaryumda da birçok deniz atı için uygundur ve çok besleyicidir. Türkiyede malesef canlı yada donmuş mysis karidesi satılmamaktadır. Fakat denizlerimizde vardır. Genelde büyük anemonların kolları arasında yada mağraların içinde sürüler halinde bulunurlar. Bunları üretmek çok zor değildir yalnız sabır ve zaman gerekir. Öncelikle iki akvaryuma ihtiyacınız lazım; birine yetişkinleri diğerine de yavruları koymalısınız yoksa yetişkinler yavruları yiyebilir. Yamyamlık aç kaldıklarında mysis karidesleri arasında mevcuttur. Mysis karidesleri her birkaç haftada bir yavru verirler ve doğanlar 15 gün sonra yavru verebilecek erişkinliğe gelirler. Yavruları ve yetişkinleri artemia ile besleyebilirsiniz (mysis karideslerine verilebilecek en kolay bulunan besin). Deniz canlıları için çözünmemiş yağ asitleri (HUFA - Highly Unsaturated Fatty Acid) çok önemlidir ve denizde bu fitoplankton tarafından üretilir. Fitoplankton besin zincirinin en altında olduğundan her deniz canlısı bunun direkt yada dolaylı yollardan kesinlikle alır. Doğada deniz atlarının yediği mysis karidesleri de yedikleri planktonlar nedeniyle çözünmemiş yağ asitlerini içerir ve sonuçta deniz atları da bunu mysis karidesinden alırlar. Fakat evde üreteceğiniz mysis karidesleri çözünmemiş yağ asiti içerimiyor olacaktır. Mysislere verdiğiniz artemia ise tuzlusuda yaşayan ve çözünmemiş yağ asidine gerek duymayan ender canlılardandır (çünkü tuzlusuda yaşamasına rağmen denizde yaşamaz) ve bu yüzden deniz canlıları için besleyici değildir. Artemiaları mysislere veya herhangi başka bir deniz canlısına vermeden önce zenginleştirmeniz gerekir. Bunu iki türlü yapabilirsiniz. Birincisi çözünmemiş yağ asitlerini içeren bir vitaminle artemiayı zenginleştirmek yada canlı fitoplankton ile beslemek. Birinci yöntem tabiki çok daha kolaydır fakat örneğin fitoplankton verebileceğiniz mercanlarınız da varsa başka bir akvaryumda fitoplankton üreterek iki iş için de kullanabilirsiniz. Mysis karideslerini günde en az iki kere zenginleştirilmiş artemia ile besledikten sonra 1-2 hafta sonra yavruları göreceksinizdir. Yavruları diğer akvaryuma koyup onları isterseniz direkt deniz atlarına yada yine artemia ile besleyerek daha sonra verebilirsiniz. Mysis kültürünüzü deniz atlarınızı günde en az 2 kere besleyecek şekilde önceden düşünerek hesaplamalısınız çünkü daha sonra atları aldığınızda atlarınız az mysis kültürü sonucu mysislerin üreme hızından daha hızlı mysisleri yiyebilirler.

    -Tekeler:

    Yavru tekeler büyük boy deniz atlarına verilebilirler fakat aynı zamanda atın büyük ağzı olması gerekir. Örneğin H. comes çok küçük olmamasına rağmen ağzı yavru tekeleri yiyemeyecek kadar küçüktür. Teke üretmek mysis karidesinden daha zordur çünkü teke yavruları mysis yavrularından çok daha küçüktür ve yavruluk dönemleri çok daha uzun sürer. İlk başta fitoplankton ile beslenmiş rotifer (zooplankton) vermeniz gerekir. Biraz büyüdüklerinde zenginleştirilmiş artemia ile besleyebilirsiniz.

    -Su piresi:

    Su piresi tatlısu canlısıdır bu yüzden KESİNLİKLE çözünmemiş yağ asidi eklenerek verilmelidir. Tatlısu canlısı olduğundan üretimi ve bulunması diğerlerine göre daha kolaydır. Üretim için birçok yöntem vardır. Benim denediğim ekmek mayası yöntemiydi. 50lt bir akvaryuma su ve pireleri koydum. Bir bardağın içinde su ve ekmek mayasını karıştırıp akvaryum suyunu beyaz yapacak kadar döktüm. Çok bembeyaz olmasın, çok olduğunda zarar verebilir. Birkaç gün içinde suyun rengi açıldığında tekrar ekmek mayası koymalısınız. Kısa zamanda akvaryumun camlarında yürüyen siyah yavruları görürsünüz. Pireleri bir vitaminle zenginleştirdikten sonra atlara verebilirsiniz fakat bu listedeki diğer yemler gibi bu yem de devamlı tek başına kullanılmamalıdır ve diğer yemler ile takviye edilmelidir.

    -Canlı doğuran yavrusu:

    Canlı doğuran yavruları da büyük deniz atları için zaman zaman verilebilir fakat düzenli olarak verilmemelidir. Eğer zenginleştirirseniz iyi bir yem olabilir.

    -Kum pireleri (Copepod ve Amfipodlar):

    Bunlar deniz kenarında taşlar altından çıkarlar genelde. Copepodlar ince uzundur ve daha çok onlar bulunur. Ayrıca atların copepodları yemeleri daha kolaydır. Amfipodlar top böceğine benzerler ve aynı onlar gibi korktuklarında kapanabilirler. Atların yemesi biraz daha zordur. Bunları deniz kenarından aldıktan sonra başka bir akvaryumda üretebilirsiniz. Akvaryumda bir canlı kaya olması ve arada sırada küçük donmuş karides parçaları atmanız yeterli olacaktır fakat üreme hızları yavaş olabilir

    -Yetişkin artemia:

    Artemia büyüdükçe besin değerlerini kaybeder bu yüzden hem yavru hem de yetişkin artemianın çözünmemiş yağ oranın düşük olmasının dışında yetişkin artemianın bir de bu dezavantajı vardır bu da onu bir deniz canlısına verilebilecek en sağlıksız yemlerden biri yapar. Fakat hergün zenginleştirilmiş mysis ile beslenmek bile hergün zenginleştirilmiş su piresi, yetişkin artemia, canlı doğuran yavrusu ile beslemekten daha kötüdür bazen. Yani besin çeşitliliği de sağlıklı deniz atları elde etmek için en az verdiğiniz besin kadar önemlidir.

    -Yumurtadan yeni çıkmış artemia:

    Yumurtadan yeni çıkmış artemiayı genelde yalnızca cüce denizatları ve yavru denizatları yer. Zenginleştirildikleri sürece bu canlılara verilebilirler. Zenginleştirilmiş ve yumurtadan yeni çıkmış artemia cüce deniz atları için ideal yemlerdir.

    -Vahşi deniz atlarını donmuş yeme alıştırma:

    Doğadan yakalanmış deniz atlarını donmuş yeme alıştırmak oldukça zordur ve sabır gerekir. Bunun için farklı metodlar vardır, bazen en iyi yolu deneyip başarılı olamayabilirsiniz, bazen de akvaryumdaki başka bir canlıyı beslerken deniz atının verdiğiniz donmuş yeme saldırdığına şahit olabilirsiniz. En fazla sonuç alınan yol yavaş yavaş alıştırmadır. Bu yolda ilk başta canlı yem kullanırsınız. Canlı yemi devamlı akvaryumun bir köşesinden vermelisiniz. Bunu balıklar yemin oradan verildiğini anlayana kadar devam etmelisiniz. Artık yem zamanında atların direkt o bölüme geliyorlarda diğer aşamaya geçebilirsiniz. İkinci aşama ne yem verdiğinizle ilgili. Burada amaç normalde akvaryuma koyduğunuzda kaçan yemi daha yavaş hareket eden bir canlı haline getirmek. Örneğin eğer canlı teke yavrusu veriyorsanız yerine yaralı yavru teke vermelisiniz, eğer mysis karidesi veriyorsanız yerine yaralı yada baygın (bunu karidesi bir müddet suyun dışında tutarak yapabilirsiniz) mysis vermelisiniz… Eğer deniz atları bunu yemeyi reddederse önce canlı ve baygınları karıştırıp verebilirsiniz, canlıları yerken baygınları da alacaktırlar. Yine yemlemeyi aynı yerden yapınız. Atlar çok iyi bir şekilde bunu da aldıktan sonra bu sefer ölü vermeyi deneyin. Şekil olarak canlı olanlarla aynı olması gerekir yoksa atlar yemeyebilir. Eğer ölüleri yemezlerse bunu yine yararlılarla birlikte vermeyi deneyebilirsiniz, o zaman şansınız daha fazla olur. En son olarak uzun bir süre aynı yerden ölü yemi verdikten sonra donmuş yem deneyebilirsiniz fakat burda çok büyük bir dezavataj Türkiyede henüz donmuş mysis karidesinin bulunmaması. Bu yönteme mysisle başladığınızda son aşama olarak ancak donmuş artemia kullanabilirsiniz Türkiyede bulunabildiğinden fakat eğer donmuş mysis bulunsaydı oldukça iyi olacaktı. Donmuş yemlerden benim bildiğim kadarıyla krill ve artemia Türkiyede bulunan deniz atlarının yiyebileceği tek yemler ve bunlar da uzun dönemde pek faydalı değil. Fakat bunları zenginleştirip ayrıca yukarıda yazan yemler ile de bir kombinasyon yapıp vermeniz balıkları sağlıklı tutacaktır.


    Selim Özadar

    kaynak: hayvanlar.us

    Karga, Kuzgun ve Mitoloji hayvan, bilgi, hayvanlar

    Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008



    Karga, Kuzgun ve Mitoloji









    Corvidae ailesine bağlı olan kargaların tüm kuşların en akıllıları olduklarına inanılır ve yüzyıllar boyunca neden bu kadar saygı gördükleri şaşılacak şeydir.







    Bir karganın dişi mi erkek mi olduğunu sadece dış görünüşüne bakarak söyleyemeyiz. Dna kan testi cinsiyeti belirler. Kargaların günlük yaşamlarıyla ilgili çalışmalar, özellikle yuvalama dönemi boyunca, cinsiyete dair bir ipucu verebilir ancak bu çoğu kişinin gözlemleyebileceği bir şey değildir. Kargaların siyah olmasının bir sebebi vardır. Bu onların türünün tanınması içindir. Bir karga diğer bir kargayı,gün içinde, uzaktan rahatlıkla tanır çünkü siyah gün içerisinde oldukça rahat görünür. Doğada kargalar 10 yıl yaşarlar bu +/- 2 hatta 3 de olabilir (Dilling, 1988, Ontario Bird Banding Association Newsletter 22:2-3). Bilinen ikinci en yaşlı olan ise 14 yaşında ve 7 aylıktır (Clapp et. al., 1983, Journal of Field Ornithology, 54(2): 123-137). Kargalar neredeyse herşeyi yer. Kargaları bir fast food restoranının, park yerindeki çöplerden kendisine bir ziyafet çekerken bulabilirsiniz. Onlar böcek, kurt, fare, yumuşak meyve, mısır ve diğer lezzetli şeyleri yerler. Yetişkin bir karga her gün 11 ons gıdaya ihtiyaç duyar.Bir çok insan kargaların tarla mahsüllerine zarar verdiğine inanır. Bu her zaman doğru değildir. Kargalar sık sık zararlı böcekleri yer ve bu da çiftçilere fayda sağlar.


    Kargalar doğada oldukça sosyallerdir. Kendi türleriyle etkileşim içinde olmak (ya da birbirlerini etkilemek) onlar için çok önemlidir. Erkek kargalar arzu ettikleri dişiye kur yaparlar. Erkek dişiyi elde etmek için tüylerini kabartır, kasıla kasıla yürür, dişinin yakınında uçar. Bir kez çiftleşti mi, bu ömür boyu devam eder. Kargalar yalnızca kendi ailelerini savunmak ve korumakla kalmaz, ayrıca diğer kargaların da yardıma ihtiyaç duymaları ya da tehlike içinde olmaları durumunda yardıma gelirler. Kargalar işbirlikçi hayvanlardır. Her iki ebeveyn karga da yumurtaların üzerine oturur. Ailenin her üyesi yavruların bakımında yardım eder. Yuvalama dönemi gelince genç kuşlar anne babalarına, yuvalama materyalleri bulmaya yardım ederler. Anne karga yuvalama materyallerini rahat ve yumuşak bir yuvaya dönüştürür. Kuluçkadaki yumurtaların sayısı genellikle 4 ile 6’dır.


    Baykuş ve şahinler kargaların iki düşmanıdır. Kargalar bir puhu ya da şahinin saldırması durumunda biraraya gelir ve hayvanın etrafına üşüşerek rahatsız ederler.


    Kargalar Yeni Zelanda, Antartika ve Güney Amerika haricinde tüm dünyada bulunurlar. Kargaların var oluşu insan gelişimi ile alışıla gelmiştir. Kargalar şu an insan atıklarının kümelendiği alanlarda bulunmakta ve gelişimleri sürdürmektedirler. Çoğunlukla sabahları çöp atıklarını boşaltmaya gelen konteynerların yanında gezerler. Kargalar dünyanın her ülkesinde ve şehirinde bulunmaktadır. Kargaların neden hızlı bir şekilde ürediğini biri soracak ve suçlayacak olsa, bu alt akademedeki insanların suçudur diyebiliriz. Öte yandan, Kuzgunlar bunun sonucu olarak hızla artan insan populasyonundan ayrı yerlere çekilmişlerdir.

    Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlarıdır. Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır denir. Shakespeare Macbethde der ki; Kuzgun sesiyle kötülüğün kapılarını açar ve Othelloda Kuzgun hastalık dolu evin üzerinde dolanır, ikisinde de kuzgun kötülüğün imzasını bağırır.. Heinrich, kuzgun günahkarla eş anlamlıdır der. İncildeki iddialara rağmen Heinriche göre kuraklık ve kargaşa zamanları boyunca kutsal keşişleri beslemişlerdir. Kral 17:6 da, Tanrının mesajı: Buradan ayrılın ve doğuya dönün. Cherit nehri boyunca saklanın. Orası Ürdünün doğusudur. Dereden su içebilirsiniz. Kuzgunlara sizi orada beslemeleri için emir verdim.

    Bununla birlikte eski dünyanın karanlık egemen düşüncelerine karşın Amerika kıtası yerlileri Kuzguna en azından saygıyla yaklaştılar. Karga ve Kuzgunlara dair birçok hikayeleri vardır. Özellikle Alaskada bir kuzgunu öldürmek en büyük tabudur ki o saldırgana hiçbirşey ama zarar getirir..

    Kuran-ı Kerîmde, Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Çünkü ilk defa bir ölüm oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu. Yapacağı işi bir kargadan öğrenince) “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar olamadım dedi de ettiğine yananlardan oldu” (el-Mâide 5/27-31).
    Hz. Peygamber karga eti yiyenin fâsık olduğunu (İbn Mâce, Sayd. 19), Fâsıkların cehennem ehli olduklarını (Ahmed b. Hanbel, III, 428, 444) bildirmiştir.

    St.Lawrence Adasında arkeolojik kazıları sırasında 45 değişik kuşun kemikleri bulunmuştur. Ama özellikle Kuzgun kemikleri yoktur. Bu 1100 yıllık Eskimo uygarlığının Kuzgunlara gösterdiği saygıyı akla getirir. Kuzgun herzaman yumuşak huylu olmamasına rağmen bazı bölgelerde kuzgunlar evcil bile sayılırlar.

    Kuzgunun, Dünyanın orjinal yaratılışında insan için daha az rahat yaşanır bir yere çevirdiğine inanılır. Böylelikle hayat o kadar da kolay olmayacaktır..

    İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağı olmuştur.. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle doludur. Ben birkaç kez bir çift karganın, insanların üzerine dalarak oyun taktiği yaptıklarını ve bizlerin bu çeşitli provakasyonlara olan tepkimizi ölçtüklerine şahit oldum.

    Fakat benim oyunbazlık üzerine 2 favori hikayem var :

    İlkinde, bir adam kuzgunlar üzerinde araştırma yapıyordu ve incelemeler için gerekli olan bir kuzgunun vurulması için üstleri tarafından görevlendirilmişti. Adam bir hayvanı vurmaya yönelik şüpheleri olmasına rağmen emirleri uygulamak zorunda kaldı. Kuzgunu farketti, görüş alanında sabitledi ve ateş etti. Sadece kanadını sıyırabildi ancak kuzguna ciddi bir yara açamadı ve kuzgun tereddüt etmeden çevrede daireler çizmeye devam etti ve adamın üzerinde derin etki bırakacak hediyesini vermek için ilerledi. O yemeği düşünmediği sürece hiçbir zaman başka bir hayvanı öldürmedi.

    İkincisi, neden tavşanlara tuzak kuramadığını düşünen fakat gerçekte bunu kargalar üzerinde deneyen bir adamla ilgili. Adam ve arkadaşları sık sık kargalara ateş ederler fakat çok az başarı elde ederlerdi ( Kargaların itinayla hazırlanmış takım koruma sistemleri vardır). Böylece, günün birinde adam onları korkutacak bir planla çıkageldi. Yere çok büyük aynalar yerleştirecekler ve böylece kargalar kendi yansımalarını aynada görecekler ve kendi görüntülerinden korkacaklardı. Aslında kargalar aynalar için oldukça meraklandılar. Fakat daha sonra alışılmadık bir biçimde ,teker teker, aynaların tüm yüzeyini kaplayacak şekilde dışkılarını bırakarak bir geçiş yaptılar. Tüneklerinin yanına doğru ilerlediler ve maskaralık yaparak deli gibi bağırdılar. Doğal olarak neden birisinin kargayı ya da kuzgunu kendine arkadaş olarak seçmekten kaçındığını anlayabiliyorum. Bu kadar zeki, marifetli, koruyucu, maceracı ve bir sürü ilgi çekici oyun özelliklerine rağmen, güven/korku meselesi ilişkiyi alt üst edebiliyor. Fakat ben kuşları aile ve arkadaş ile uyumlu görmeyi tercih ediyorum. Ben onları esnek, uyumlu ve zekayı teşvik eden kuşlar olarak görüyorum. Ben onların susuzluğu her zaman bir içgüdü olarak algılamalarını ve her zaman çıkarlarına ve verimliliklerine uyan yeni şeyleri test etmelerini beğeniyorum. Ve ben kuzgunu, Alaskalıların düşündükleri gibi, ihtiyaç duyulduğunda ve dilendiğinde iyi şans getiren sevecen bir kuş olarak görmeyi tercih ediyorum.

    Michio Hoshino’nun kitabından : “ Bazen insanlar yardım dilemek için kuzgunu çağırır. Avlanırken kuzguna söylediğimiz şeylerden biri de şudur ‘Tseekaal, sitsa nohaalteeogh,’ bunun anlamı ‘Büyükbaba bana bir bohça bırak’ tır. Yine kitaptan bir kadının iddiası : “insanlar ormanın derinliklerinde özellikle yalnız olduklarında kuzgunu gördükleri zaman onunla konuşuyorlar. Aynı bizim tanrıya dua ettiğimiz gibi onunla konuşuyorlar.”

    Kargaların ve Kuzgunların gizemli kuşlar oldukları şüphe götürmezken, günümüzde onlar üzerindeki ilginin sürmesine rağmen bu yaratıklar üzerindeki bilimsel araştırmalar süpriz şekilde az.

    Kuzgunların zor bir araştırma konusu olması anlaşılabilir. Onlar zeki, ketum, çok çeşitli ve tırmanmanın zor olduğu dağlık alanlardalar.

    Fakat Onlar heryerdeler…
    Ancak bariz önyargılara dayanarak çoğu insan onları karizmatik bir araştırma konusu olarak görmüyor. Fakat, bilimadamları kargaların deneysel potansiyelleri kadar gizemlerinide kabullenmeye başlıyorlar. Bu bilimsel topluluktan kargalar ve kuzgunlar ile ilgili daha birçok araştırmalar ve yazılar çıkıyor. Fakat, bu tür çalışmalar bu hayvanların özelliklerine yönelik bilgiler versede sık sık cevaplardan daha çok yeni sorular ortaya çıkıyor.

    Henry Miller’ın sözlerini düşünün : “ Neyi bilmek istediğinizin ya da neye dokunduğunuzun hiç önemi yok, gizem denizinde kaybolacaksınız. Görüyorsunuz, burada başlangıç ve bitiş yok istediğiniz kadar geri ya da istediğiniz kadar ileri gidebilirsiniz. Fakat hiçbirşey elde edemeyeceksiniz”.


    taklaciguvercin.com

    kaynak: hayvanlar.us

    Akvaryumunuzun davetsiz misafirleri ALG’ler

    Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

    Akvaryumunuzun davetsiz misafirleri ALG’ler

    Akvaryumunuzda arzu etmediğiniz bitki yada canlılara rastlarsınız. Bunlar balıklarınıza yem olacakları gibi zararda verebilir. Akvaryumunuzun görüntüsünü bozabilir. Bu canlılar akvaryumunuza canlı yemler ve bitkiler aracılığı ile girerler. Akvaryumunuza bitki eklemeden önce dezenfekte etmelisiniz ve canlı yemlerinizi bildiğimiz yerlerden alarak sınamadan balıklarınıza vermemeniz gerekir.

    Yeşil Algler

    Algler

    Çok değişik şekiller gösteren bitkiler istemediğiniz halde akvaryumunuza girer ve süratle çoğalarak akvaryumunuzun kirlenmesine neden olur. Çok yada tek hücreli iplikçikler şeklinde yada çok küçük mikroskobik yapılarda olabilirler. İplik gibi olmalarından dolayı su yosunları adına verilir. Akvaryumlarda kirlenmeye neden olmalarının yanı sıra bir çoğu bazı balık türlerinin veya yavruların vazgeçmeyecekleri besin olarak önem kazanırlar.

    Algler bitkiler aleminin su yosunları türüne girer.

    En çok bilinen alg türlerini şu şekilde sıralaya biliriz.

    -Mavi Yeşil Algler (Cyanophyceae)

    -Yeşil Algler (Chlorophyceae)

    -Ateş Renkli Algler (Pyrrhopyceae)

    -Sarı Algler (Xantophyceae)

    -Kirişli Algler (Pyrrhophycene)

    -Diatomeler (Diatomeae)

    -Kızıl Algler (Rodophyceae)

    -Esmer Algler (Phaeophyceae

    -Altın Algler (Chrysophyeae)

    -Su Askıları (Characeae)

    Güçlü Bitki Gelişimi Alg Oluşumunu Zorlaştırır

    Bitkilerinin hızlı ve sağlıklı gelişim gösterdikleri akvaryumlarda alg oluşumlar çok azdır. Bitkilerinizin büyümelerinin durduğu veya azaldığı zamanlarda alg oluşumları başlamış demektir. Yani kurulmuş akvaryumlarda alg tehlikesi vardır. Alg oluşumunu engellemek için bitki bakımının zamanında yapılması gerekir.

    Düzenli Su Değişimi

    Su değişimlerinin yanlış veya seyrek yapılması halinde bitkilerin gelişimlerinde yavaşlamaların olacağı gibi alg sorunları ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak yüksek nitrat ve fosfat oranları ortaya çıkacaktır. Bunlar alg’lerin temel besinlerinidir ve alg gelişim nedenleridir. Düzenli olarak haftalık akvaryumdan % 20 su değişimi yapmalısınız.

    Akvaryumunuza direk musluk suyu eklemeyin değişmen önce 2 gün kadar suyu dinlendirin. Musluk suyundaki maddeler balıklarınıza ve akvaryumunuzdaki diğer canlılara zararlı olabilir.

    Mavi Yeşil Algler

    Alg Oluşum Nedenleri

    -Aşırı nitrat artışı

    -Aşırı fosfat artışı

    -Organik gıdaların suyu karışmış olma ihtimali

    -Direk güneş ışığı

    -Suda yaşayan bitkilerin yetersiz besin rekabeti

    -Güçlü havalandırma

    -Uygunsuz ışık

    -Musluk suyundaki zararlı maddeler

    -Yetersiz ışık

    -Yetersiz veya yanlış su değişimleri

    -Çürüyen bitkiler

    Alınabilecek Önlemler

    -Haftalık düzenli olarak % 20 lik su değişimi yapınız.

    -Su değişimlerinde direk musluk suyu eklemeyiniz

    -Çürüyen bitkileri çıkartınız

    -Zaman zaman suyun değerini ölçünüz

    -Dipte biriken pisliklerin çekilmesi

    Saygılar…

    Tayyar ÇELİK

    kaynak: hayvanlar.us

    Yavru balık üretiminde ve küçük akvaryum balıklarının beslenmesinde çok önemli bir canlıdır. Yumurtaları çok uzun bir süre saklanabilir . İstenildiği zaman bu yumurtalardan yavru çıkarabilme imkanımızda vardır.akvaryumculardan temin edebiliriz,bu yumurtalar kalite kalitedir bu yüzden tavsiye üzerine almakta yarar var.




    Artemiaları yumurtadan çıkarmak için deniz suyu veya içme suyuna 1 litreye 35-40 gr oranında kaya tuzu ilave edilerek gerekli ortam hazırlanır,ısı 26-27 derecede sabit tutulur güçlü bir şekilde devamlı olarak havalandırılır,alınan artemianın türüne göre 24-48 saat arasında larvalar çıkmış olacaktır. Artemiaların bir gün geçmeden balıklara verilmesi yararlıdır çünkü bu sırada doğduklarında var olan yumurta sarılarını tüketirler.


    Artemiaları toplarken öncelikle suyun durulması için havalandırma kapatılmalı ve iki dakika kadar beklenmelidir, tuzlu su ile birlikte balıklara vermek doğru olmaz balıkların solungaç ve mukozalarını olumsuz etkileyebilir,bir bayan çorabı veya tülbentle süzdükten sonra gönül rahatlığı ile ufaklıklara verebiliriz .


    akvaryum.mavituna.com

    kaynak: hayvanlar.us


    Artemia Salina Naupli - Artemias Salinas