Ocak, 2008
Ev Hayvanları Yasası hayvan, bilgi, hayvanlar
Ev Hayvanları Yasası |
||||
Caulerpa Racemosa |
||||
| İzmir ili kıyılarında bulunan yayılımcı yabancı türlerin tespit edilmesi ve yayılışlarının engellenmesinin sağlanması amacıyla, 13.09.2002 tarihinde İzmirde “Deniz Bitkileri Yerel Eylem Planı Toplantısı” gerçekleştirilmiş olup, toplantıya Tarım İl Müdürlüğü, Turizm İl Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı Bölge Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı, Emniyet İl Müdürlüğü Deniz Şube Müdürlüğü, Deniz Ticaret Odası, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Ege Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifler Birliği, Karaburun Kaymakamlığı (SAD Ege Bölge Ofisi adına) ve İzmir Su Altı Federasyonu İl Temsilciliği tarafından katılım sağlanmıştır. |
Toplantı sonucunda, “Yerel İzleme Komitesi (YİK)” ve “Yerel Acil Müdahale Ekibi” oluşturulmuş, Yerel İzleme Komitesi tarafından “Yerel Eylem Planı” hazırlanmıştır. Konu ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup, yapılan çalışmalar “Ulusal İzleme Komitesi“ne aktarılmaktadır. Halen çalışmalar Çevre Bakanlığı ve ilgili üniversite ve araştırma birimleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından takip edilmektedir. Tıpkı Caulerpa taxifolia gibi hızla yayılan Caulerpa racemosanın yapısı, morfolojik ve genetik özellikleri, yayılım mekanizması, diğer canlılara olan etkileri, ekolojik özellikleri, biyolojik çeşitliliğe zararları, üreme ve çoğalım mekanizmaları, çoğaldığı bölgedeki deniz suyu ve iklim koşulları, besin zincirindeki yeri ve predatörleri ve diğer tüm özellikleri İtalya, Yunanistan, Tunus, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Türkiye, İsrail, İspanya, Mısır, Lübnan, Suriye ve Fransadaki araştırma kuruluşlarında incelenmektedir. Bulunan varyasyonlarla kıyaslamaları yapılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda ayrıca (I) C.racemosa var. Turbinata uvifera, (II) C.racemosa var. Lamourouxii f. Requineii, (III) C.racemosa var. Laetevirens, (IV) C.racemosa var. Occidentalis ve (V) C.racemosa var.racemosa varyasyonları arasındaki farklar da irdelenmektedir.
Kızıldenizden Süveyş Kanalı ile Doğu Akdenize ulaştığı kabul edilen Caulerpa racemosa türü yosunun Türkiyenin Güney sahillerinden Ege Denizine doğru yayıldığı bu çalışma ile gözlenmeye başlanmıştır. Yosunun başta Bodrum Yarımadası ve Gökova Körfezi olmak olmak üzere, Marmaris, Kuşadası ve Çeşmede de farklı derinliklerde görülmesi bu derinliklerde yaşayan başta sünger olmak üzere diğer türlerinde yaşam alanları için tehdit oluşturabilecektir. Yapılan araştırmalar bu ve benzer canlı türlerinin ve bunların etkilerinin incelenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ekolojik sistemi olumsuz etkileyen yayılımcı Caulerpa racemosa gibi organizmaların etkileri mutlaka araştırılmalıdır. Bu tür canlıların gözlenmesi amacıyla yapılan SCUBA dalışlarıyla takibin, bilimsel araştırmaların ve bilgilendirmelerin devam ettirilmesinde yarar görülmektedir. Bu tür yayılımcı türlerle mücadele için bakanlıklar, araştırma merkezleri, deniz bilimleri enstitüleri, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, deniz ticaret odaları, sualtı kuruluşları, balıkçılık kuruluşları ve ilgili tüm birimler ortak çalışma içerisinde olmalıdırlar.
CAULERPA RACEMOSA Yayınımı Konusunda Mücadele Önerileri
Caulerpa racemosa yosunundan korunma ve üremesinin azaltılması için alınması gereken tedbirler şöyle sıralanabilir:
Ø Her ülke uluslararası antlaşmaların hükümlerine uygun olarak gerekli tedbirleri almalıdır.
Ø Akdenizde C.racemosanın gelişimini durdurmak veya yavaşlatmak için ulusal ve uluslararası koordinasyon geliştirilmelidir.
Ø Bilimsel araştırmaların ve edinilen bilgilerin geliştirilmesi için ulusal ve uluslararası programlar desteklenmelidir.
Ø C.racemosa türünün ticareti ve kullanımı yasaklanmalıdır.
Ø C.racemosanın yayılımını engellemek amacıyla bu türün bulunduğu yerler hakkında bilgi akışını temin etmek için denizlerden yararlananlara yönelik bilgilendirme faaliyetleri desteklenmelidir.
Ø İlgili makamlar C.racemosaya yönelik kuralları ilgililere bildirmelidir.
Ø İlgili kuruluşları denizden yararlanan herkesin denizel faaliyetlerinde, (yatçılık, balıkçılık, sualtı turizmi gibi) bu türlerin yayılımına neden olacak hareketlerden sakınmaları sirküler ile bildirilmelidir. Bu bitkilerin parçalarının denize atılmasından sakınılmalıdır. C.racemosanın yoğun olduğu bölgeler liman başkanlıklarınca denizcilere bildirilmeli, bu konuda sirküler çıkarılmalıdır.
Ø Envanter çalışması yapılarak mevcut dağılım belirlenmeli, haritalama teknikleri gelişim izlenmelidir.
Ø Bu bitkilerin bulunduğu yörelerdeki canlı topluluklarının gelişimi izlenmelidir.
Ø Bu bitkilere yönelik çok yönlü bilimsel araştırmalar desteklenmelidir. Caulerpaların gelişimi, ortama etkilerinin belirlenmesi ve dinamiklerinin kontrolü için bu çalışmalar gereklidir.
Ø Bu bitkiler ile olanaklar ölçüsünde, özellikle önemli biyolojik değeri yüksek olan yörelerde küçük alanlarda dağılmış olsalar dahi mücadele edilmelidir.
Ø DENİZCİLER ve tekne sahipleri, demir aldıktan sonra çapa ve zincirleri kontrol edip temiz tutmalıdırlar.
Ø BALIKÇILAR ağları denizden çektikten sonra kontrol edip bu tür yosunla karşılaştıklarında gerekli mercilere uyarılarda bulunsunlar.
Ø SUALTI sporuyla uğraşanlar, bu bitkinin üzerinde yapışmış olabileceğini göz önüne alarak dalış öncesi ve sonra ekipmanları gözden geçirmelidirler.
Tüm denizcilere ve sualtı dünyası üyelerine önemle duyurulur.
Saygılarımızla
Dr. Mustafa Tolay
Group Sea
kaynak: hayvanlar.us
Karıncalar hayvan, bilgi, hayvanlar
Karıncalar |
||||
| ||||
Karınca topluluklarında ise ne polis, ne jandarma, ne de bekçiye gerek duyulmamaktadır. İlk bakışta kolonilerin hakimleri olarak düşünülen kraliçelerin de tek görevlerinin soyu devam ettirmek olduğunu düşünürsek; bir liderleri, yöneticileri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla aralarında emir-komuta zincirine dayalı bir hiyerarşi yoktur. Peki o halde bu düzeni bir sistem üzerine oturtan ve devamlılığını sağlayan kimdir?
Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu ve benzeri soruların cevaplarını birlikte bulacağız.
Kast sistemi
İstisnasız her karınca topluluğu kast sistemine kesin olarak bağlılık gösterir. Bu kast sistemi, bir koloni içinde üç ana bölümden meydana gelir.
Birinci kastın üyeleri üremeyi sağlayan kraliçeler ve erkeklerdir. Bir kolonide birden çok kraliçe olabilir. Kraliçe, üreme ve böylece koloniyi oluşturan bireylerin sayısını arttırma görevini üstlenmiştir. Diğer karıncalardan vücutça daha iridir. Erkeklerin görevi ise, yalnızca kraliçeyi döllemektir. Nitekim bunların tamamına yakın bölümü çiftleşme uçuşundan sonra ölür.
İkinci kastın üyeleri askerlerdir. Bunlar, koloninin korunması, yeni yaşam alanları bulunması ve avlanma gibi görevleri üstlenirler.
Üçüncü kast ise, işçi karıncalardan oluşur. İşçilerin hepsi kısır birer dişidir. Ana karıncaya ve yavrularına bakar, onları temizler ve beslerler. Bunun dışında koloninin tüm diğer işleri de işçilerin sorumluluğundadır. İşçiler yuvaları için yeni koridorlar, galeriler inşa eder, yiyecek arar ve yuvayı sürekli temizlerler.
İşçi ve asker karıncalar da kendi aralarında küçük bölümlere ayrılırlar. Bunlar köleler, hırsızlar, yetiştiriciler, inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerde adlandırılırlar. Her grubun farklı bir görevi vardır. Bir grup tamamen düşmanlarla savaşmaya ya da avlanmaya yönelirken, diğer bir grup yuva inşa eder, bir diğeri de bakım işleriyle uğraşır.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şudur: Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Önemli olan koloninin devamlılığıdır.
Bu sistemin nasıl oluştuğunu düşündüğümüzde ise kaçınılmaz olarak Yaratılış gerçeğine varırız.
Nedenini açıklayalım: Ortada kusursuz bir düzen olduğunda, mantıksal olarak, bu düzenin mutlaka planlayıcı bir akıl tarafından kurulmuş olması gerektiği sonucuna varırız. Örneğin bir orduda disiplinli bir düzen vardır; bu düzenin orduyu yöneten subaylar tarafından kurulduğu ise açıktır. Ordudaki her bireyin tesadüfen biraraya gelerek kendi kendilerini organize ettiklerini, rütbelere ayırdıklarını ve bu rütbelere uygun davrandıklarını varsaymak ise kuşkusuz saçma bir düşünce olur. Dahası, ordudaki mevcut düzenin kusursuz bir biçimde devam edebilmesi için de, düzeni kurmuş olan subayların bu düzeni denetlemeye devam etmeleri gerekir. Aksi halde, sadece erlere bırakılan bir ordu, ne denli disipline edilmiş olursa olsun, kısa sürede disiplinsiz bir güruha dönüşür.
| ||||
Karıncalarda da aynen ordu disiplinine benzer bir disiplin vardır. Kritik olan nokta ise, ortada hiçbir “subay”ın, yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. Karınca topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen gözle görünür bir “merkezi irade” yoktur.
Dolayısıyla tek açıklama sözkonusu merkezi iradenin “gözle görülmeyen” bir güç olduğudur. Kuranın
“Rabbin bal arısına vahyetti…” (Nahl Suresi, 68)
ifadesiyle kastettiği ilham, işte bu gözle görülmeyen iradedir.
Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır. Bu hayranlık ve şaşkınlık zaman zaman çeşitli şekillerde, araştırmacılar tarafından da ifade edilmiştir. Böylesine mükemmel sistemin tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmekten çekinmeyen evrimciler de, bu sistemin merkezinde yer alan özverili tavırları açıklamakta aciz kalmaktadırlar. Bilim ve Teknik dergisinde konuyla ilgili olarak yayınlanan bir makalede yazılanlar, bu acizliği bir kez daha gözler önüne sermektedir:
Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwinin teorisine göre; her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.
Özveri olgusunu açıklamanın klasik bir şekli, bunun grubun veya türün çıkarına olduğu özverili bireylerden oluşan toplulukların bencil bireylerden oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha başarılı olacağıdır. Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta, özverili toplulukların bu özelliklerini nasıl koruyacaklarıdır. Öyle bir toplulukta belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini feda etmeyeceği için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini daha yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu topluluğun boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü mü, tür mü, yoksa sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede evrim olsa bile çıkarlar çelişince sonuç ne olacaktır?
Görüldüğü gibi, canlılardaki fedakarlık duygusunu ve bu duygu sayesinde gelişen sosyal sistemleri evrim teorisi ile, yani canlıların tesadüfen meydana geldiklerini varsayarak açıklamak kesinlikle mümkün değildir.
hayvanlaralemi.net
kaynak: hayvanlar.us
Termitler hayvan, bilgi, hayvanlar
Termitler |
|
Termit kolonilerindeki yaşamın detaylarına girmeden önce, termitlerin yaşadıkları ortamın tarif edilmesinde fayda vardır. Termitler tropikal bölgelerde yaşarlar. Bu bölgelerdeki yaşam oldukça zorludur. Aniden bastıran yağmurlar ve bunların ardından gelen seller, çok yüksek derecelere çıkan hava sıcaklıkları ve bunlara benzer pek çok olumsuz etken, tropikal bölgelerdeki yaşamı güçleştirmektedir. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen bu bölgelerde yaşayan canlıların ortamla kusursuz bir uyum içinde oldukları ve yaşamlarını rahatlıkla sürdürdükleri görülür.
Bu kitabın konusunu oluşturan termitler de tropikal bölgelerde yaşayan canlılardandır. Dev kulelere benzeyen yuvalar yapan termitler, koloniler halinde yaşarlar. Yuvaları incelendiğinde, karmaşa içinde hareket ettikleri sanılır. Oysa bu canlılar, kusursuz bir sosyal düzene sahiptir. Termit şehirleri sadece sosyal açıdan değil, şehirlerdeki düzen bakımından da kusursuzdur.
Termit Şehirleri
Tropikal bir bölgeye giderseniz, daha önce hiçbir yerde görmediğiniz canlılara ve alışılmadık manzaralara rastlarsınız. Örneğin; bu bölgedeki ıssız arazilerde manzaranın doğal birer parçası gibi görünen kayalarla karşılaşabilirsiniz. Bu kayalar adeta gizli şehirler şeklindedir.
Yüksekliği 4-5 metreye varan ve bazen birkaç tanesi bir arada bulunan bu minyatür şehirler aslında termit yuvalarıdır. Nüfusu kimi zaman bir milyonu aşan termit şehirlerinde yapılacak kısa bir inceleme bile yuvalardaki genel düzenin kusursuzluğunun görülmesi için yeterli olacaktır.
Bu minyatür şehirlerdeki yapılar, sürekli değişen iklim şartlarına uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Ayrıca şehirdeki bireylerin bütün ihtiyaçlarını kendi içlerinde karşılayabilecek, dışarıdan alışverişe ihtiyaç duymayacak, bir düzenleme vardır. Kusursuz bir havalandırma sistemi, ihtiyaca göre düzenlenmiş bölümler (çocuk odaları, kuluçka odası, kraliçe odası vs.), tarım alanları termit kolonilerindeki düzenin parçalarındandır.
Bu şehirlerdeki sosyal düzen de son derece kusursuzdur. Şehir sakinleri işlerine son derece bağlıdır, hızlı hızlı hareketlerle görevlerini yerine getirirler.
|
Milyonlarca termitin bir arada yaşadığı termit kolonilerinde oturmuş bir düzen vardır. Her yönüyle kusursuz olan bu düzen, kolonideki her bireyin kendine düşen görevi yerine getirirken gösterdiği titizliğin bir ürünüdür. Bir arada yaşayan diğer canlılarda olduğu gibi termitler de sürekli birbirleriyle yardımlaşırlar. Savunma, iletişim, besin bulma gibi birçok alanda mükemmel bir dayanışma içindedirler.
|
Termit kolonilerinde askerler, işçi termitler ve bir kraliçe bulunur. Kraliçe sürekli olarak yumurtlayıp koloniyi geliştirir, işçiler hiç durmaksızın yuvanın bütün ihtiyaçlarını karşılar, asker termitlerse yuvayı düşmanlardan korurlar. Gerektiğinde koloninin tüm üyeleri, kendi görevleri olmamasına rağmen, diğer işlere yardımcı olurlar. İşte bu dayanışma ve görev dağılımı sayesinde koloni içinde sayıları kimi zaman milyona ulaşsa da termitler, hiçbir sorun çıkarmadan yaşarlar.
İlerleyen bölümlerde termitlerin sosyal düzenleri ve yaşadıkları yerlerin özellikleri hakkında bilgiler verilecektir. Bu bilgiler incelenirken unutulmaması gereken nokta, bütün bunları yapanların boyutları santimetrelerle ifade edilen canlılar olduğudur.
Zaman zaman yapılacak olan insan-termit karşılaştırması, bu canlıların yaşadıkları konforlu hayatın ve şaşırtıcı düzenin kendi kendine oluşamayacağının anlaşılmasında özel bir yol olarak kullanılmaktadır. Değişik yöntemler kullanılarak örnekler verilmesindeki amaç, düşünmeyi teşvik etmektir. Ancak burada düşünmekten kastedilen, yüzeysel bir bakış açısı ile değil, bu canlıların yaptıkları olağanüstü işleri ve kurdukları disiplinli sosyal yaşantıyı “nasıl” ve “neden” sorularını sorarak düşünmektir.
|
İnsan gün içinde pek çok konu hakkında düşünür. Aklına takılan sorular olur, bu soruların cevaplarını bulmak için düşünür. İşiyle, okuluyla ilgili, işyerindeki veya sınıfındaki arkadaşları ile, ailesi ile, kendisi ile pek çok konu hakkında gün boyunca düşünür. Seyrettiği filmlerdeki karakterler aklına gelir, sokakta gördüğü insanları düşünür. Okuduğu kitaptaki ya da televizyonda gördüğü bir canlı hakkında düşünür. Akşam ne yiyeceğini, geçmişte neler yaşadığını düşünür. Bütün bunlar insanın zihnini meşgul eder. Ancak burada asıl önemli olan gereği gibi, fayda sağlayacak şekilde düşünmektir. Sorular sorup bu soruların cevaplarını bulmaya çalışarak düşünmek asıl olandır. İşte bu kitapta, termitlerle ilgili verilen örneklerle beraber sorular sorarak insan, düşünmeye teşvik edilmektedir. Allah, Kurandaki pek çok ayette, insanın çevresindeki varlıklar, olaylar ve iman delilleri üzerinde düşünmesinin önemine dikkat çekmiştir:
İşte termitler de, insanın üzerinde düşünerek önemli gerçekleri kavrayabileceği milyonlarca canlı türünden biridir.
hayvanlaralemi.net
kaynak: hayvanlar.us
Deniz Kabukları hayvan, bilgi, hayvanlar
Deniz Kabukları |
Akdeniz Fokları |
| Foklar son 100 yıla kadar İtalyadan Cezayire tüm Akdeniz kıyılarında yaşarken günümüzde yalnızca ülkemiz, Yunanistan kıyıları ve Afrikanın kuzeybatı sahillerine sıkışmış vaziyetteler ve yok olma tehlikesi yaşıyorlar. İşte bu yazıda yok olma nedenlerini bulacaksınız. |
Bunlardan ilki ağır habitat kayıplarıdır. Doğal yapılarını korumuş sakin koylar Akdeniz foklarının habitatlarıdır. Türkiyede bu tür yerlerin sayısı gittikçe azalıyor. Yol, yazlık ve turistik tesis yapımı yüzünden sahiller doğallıklarını ve sakinliklerini kaybediyor, Akdeniz fokları da buraları terk ediyor. Akdeniz fokları insan aktivitesinden uzakta yaşar. Kayalık ve dalgalı yerlerde kendilerine saklanacak bir yer bulurlar. Ve buraları kimsenin malı değildir, kamuya aittir. Fakat Türkiyede bu tür yerler satılabildiği veya kiralanabildiği için, Akdeniz foklarının son ümitleri de bitiyor.
İkinci nedense yasak ve fazla avlanma. Foklar besinlerini tamamen denizden sağlarlar. Yıllardır süregelen yasak ve fazla avlanmaların (yasak şekillerde yapılan trol, trata, gırgır ve zaten yasak olan dinamitleme, zıpkınla/ışıkla avlanma) sonucunda balık stokları büyük bir gerileme gösteriyor.
![]() | Dolayısıyla bunun acısını hem foklar (ve besin zincirinin üstlerindeki diğer benzer hayvanlar) hem de küçük ölçekli balıkçılar çekiyor: Foklar aç kalıyor ve balıkçılar da geçimlerini sağlamakta zorlanıyorlar. Bu soruna bir çözüm getirilmezse, foklar (ve benzeri hayvanlar) yok olma tehlikesiyle karşı |
karşıya kalacak ve bizler de balığı çok yüksek fiyattan bulabileceğiz. Balığın tükendiği zamanlar bile olacaktır. Bu da deniz ekosisteminin çöküşü anlamına gelir.
Üçüncü neden kasıtlı öldürmeler. Balık stoklarındaki azalma nedeniyle, aynı sularda avlanan foklarla balıkçılar arasındaki rekabet iyice şiddetleniyor ve gelirleri gayet düşük olan küçük ölçekli balıkçılar, fokların neden olduğu en küçük zarara bile büyük tepki gösteriyor. Sabırları tükenince de, balıkçılar fokları vurmakta tereddüt etmiyorlar. Bu durumda kimi suçlayabiliriz; balıkçıları mı, fokları mı? Hiç birini. Aslında bu sorunun altında yatan gerçek neden yasak ve fazla avlanma üzerindeki kontrol yetersizliğidir.
Fok mağaralarına turistik gezilerse dördüncü bir neden. Fokların yaşadıkları (yavrularını doğurdukları, dinlendikleri ve beslendikleri) yerler denizden girişi olan mağaralardır.
| Son yıllarda fok mağaralarına turistik geziler düzenleniyor. Bazıları da dalgıçların yol açtığı rahatsızlıklar nedeniyle foklar tarafından terk ediliyor. Yasak olmasına karşın; Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kaş ve Alanyadaki birçok dalış şirketi fok mağaralarına turlar düzenliyor. |
Ve son neden de deniz ve sahil kirliliği. Denizlerin ve özellikle fok habitatlarının kirliliği nedeniyle foklar buraları ya çok az kullanıyor ya da tamamen terk ediyorlar. Bu sorun sularımızda pek yaygın olmamasına rağmen potansiyel bir tehdit. Bununla birlikte foklarda çok az miktarda “ağır metal birikimi” saptanmıştır. Yine de kirlilik, ilk üç sorun kadar önemli değildir.
Kaynakça: The Gate 02 Şubat2003
kaynak: hayvanlar.us
Denizanaları hayvan, bilgi, hayvanlar
Denizanaları |
|
|
Birçok balıkadam, bazı büyük denizanalarının derin sularda adı konulmamış bir bale gösterisi yaptığına şahit oluyor. Oysa denizanaları, hareket edebilen öteki canlılarda bulunan sert omurgadan yoksunlar. Öyleyse nasıl hareket edebiliyorlar? Denizanalarında biri vücudun dış kısmını, öteki de sindirim ve dolaşım sisteminin bulunduğu iç kısmı kaplayan iki doku tabakası var. Bunların arasında ise mesoglea denen jel benzeri bir katman bulunuyor. İç ve dış tabakanın sıkışması sonucunda mesogleada sıkışıyor ve denizanasının içindeki su bir jet motoru gibi dönüp, ağızdan dışarı çıkıyor. Sonra da denizanası eski şekline dönüyor. İşte denizanalarının sualtındaki ritmik hareketleri, birbirini izleyen bu kasılma-gevşeme hareketlerinin bir sonucu. Polip şeklindekiler ise, bir yere tutunmuş oldukları için kısıtlı hareket etme imkânına sahipler.
Denizanasının Av Saati
Besin girişi ve boşaltım, vücudun dışa açılan tek kapısı olan ağız yoluyla yapılıyor. Peki denizanası besinini, yani avını nasıl yakalıyor? Yüz milyonlarca yıldır var olabilmeyi başarabilmiş olan denizanalarının çoğu, doğada bir tek kendi şubelerinin yani Cnidaria şubesi üyelerine özgü mükemmel bir silaha sahip.

Nematosist adı verilen bu yakıcı silah, denizanasının saçaklarındaki cnidosit isimli özelleşmiş bir hücrenin yapısında bulunuyor. Etkili bir silah olan nematosistin içerdiği zehir sayesinde bir denizanası oldukça büyük avlar bile yakalayabiliyor. Cnidosit hücrelerinin içerisinde kıvrılarak katlanmış şekilde duran bu silah, yine bu hücrelerde bulunan bir tetiğin av tarafından harekete geçirilmesiyle yaydan çıkan bir ok gibi ava saplanıp onu bir anda felç ediyor. Denizanasının bu silahı bazen insanlar için de tehlike yaratabiliyor. Mesela Tropikal Pasifik sularında yaşayan Physalia cinsi bir denizanası, insanları birkaç saniyede felç edip ölümcül sonuçlar doğuracak kadar etkili nematosistlere sahip.
Bazı denizanası türleri ise koloniler halinde gözlemleniyor. Çeşitli özelliklere sahip polipler ve medüzler bir araya gelip tek bir birey halini alabiliyor ya da poliplerin oluşturduğu kolonilere rastlanabiliyor. Koloniyi oluşturan bireyler, hareket, savunma, beslenme ve üreme işlevlerini kendi aralarında bölüşerek tek bir canlının organlarıymış gibi hayatlarına devam ediyorlar.
Taraklı Denizanaları
Vücut şekilleri itibarıyla ötekilere benzeyen, ama onlardan farklı olan bir başka tür denizanası daha var ve bunlara taraklı denizanası deniyor. Bilimsel adı ktenefor olan bu canlılara taraklı denizanası denilmesinin sebebi ise sekiz sıra halinde kirpiklere sahip olmaları.
Taraklı denizanaları, öteki türdeşlerinde bulunan nematosist silahına sahip değiller, ama siz yine de dikkatli olun. Eğer bir gün nasıl olsa nematosisti yok diye bir taraklı denizanasını ellerseniz ve derinizde kızarıklar oluşursa bizi suçlamayın lütfen. Çünkü onlar zekiler ve midelerine indirdikleri öteki tür denizanalarının zehirli saçaklarını saklayıp, sırası geldiğinde bunu kendi yararları için kullanıyorlar.
Unutmadan söyleyelim. Denizanalarının ve ktenoforların çoğunda biyolüminesans denen biyolojik ışıma olayı görülüyor. Ne var ki, bu ışık ve renk gösterisini izleyebilmek için sizin de mutlaka onlarla birlikte mavi derinliklerin içine dalıp, bu sis bulutu gibi adı konulmamış bale gösterisini yapmanız gerekiyor.
Var mısınız?
Kaynakça: SkyLife - Temmuz 2006
kaynak: hayvanlar.us
Kızılgöç hayvan, bilgi, hayvanlar
Kızılgöç |
|
| Cebelitarık Boğazının ve boyutlarının başka önemli etkileri de var. Boğaz, dar (7 mil) olmasının yanı sıra sığ (350 m) olduğundan, Akdeniz ve Atlantik arasında yüksek bir eşik işlevi görüyor. Bu eşik, Akdeniz sahillerinin sahip olduğu özellikleri açıklıyor. Bu eşiğin varlığı, derin sularda görülen bir diğer önemli olgunun da nedeni. Böyle bir eşiğin Akdeniz ve çevresi gibi kapalı bir havzayı okyanustan ayırdığı yerlerde, havzanın dibindeki suyun sıcaklığı aynı olur. Bunun sonucunda 300 metrenin altında yaşayan Akdeniz canlıları 13°C sabit sıcaklıkta yaşarlar. Bu durum, sıcaklığı 1000 metrede 5°C ye düşen Atlantik ile büyük bir tezat oluşturuyor. Bu nedenle, Atlantikte yaşayan derin deniz canlılarının Akdenizde yaşamaları zor. |
Bu nedenle Akdeniz derin deniz canlıları açısından oldukça fakir. Atlantikin suyu, daha soğuk olmasının yanı sıra besin açısından da daha zengin. Bu farklılık, küçük denizlerin maruz kaldığı kirlilik gibi yeni olgulardan oldukça farklı olarak, Akdenizin verimliliğini kısıtlayan bir diğer etken. Bunların yanında Akdenizde bitkileri besleyen fosfat, nitrat ve nitrit gibi maddeler az bulunuyor. Başka denizlerde olduğu gibi, bunların oranları mevsimlere göre değişip genellikle ilkbaharda artıyor. Akdenizde besleyici maddelerin azlığının en önemli nedeni, Akdeniz suyunun ana bölümünü oluşturan Atlantikten gelen yüzey suyunun bu maddeler açısından zengin olmayışı. Besleyici maddelerin azlığı, suda yaşayan canlı türlerinin de azlığına neden olur. Bununla birlikte Akdenizdeki türlerin dağılımını farklı derinlikler, maksimum ve minimum sıcaklıklar ve sudaki plankton(*) miktarı gibi doğal olgular etkilemekte. Bu nedenle Akdeniz ve Karadenizde çok sayıda türün yaşamasına karşın, bunlar aynı değil. Bu arada doğu havzasında sadece Hint Okyanusu ve Pasifikten gelmeyen ve Akdenizin şimdikinden daha sıcak olduğu bir dönemden kalan birkaç türle, batı havzasında şüphesiz Cebelitarık yoluyla Atlantikten gelen fakat Sicilya Kanalının diğer tarafına geçmeyi göze alamayan birçok Atlantik türü de yaşamakta.
Kızıldeniz, Asya ile Afrika kıtaları arasında kalan, yaklaşık 2300 km uzunluğunda ve en geniş yeri 350 km olan bir iç deniz. Yüzeyde tropik bir iklime sahip olan Kızıldenizde su sıcaklığı, kışın 18-21C, yazın ise 21-28°C civarında oluyor. Kızıldeniz, çok küçük kanal ve boğazlarla Akdeniz ve Hint okyanusuna bağlı. Az sayıda akarsuyun döküldüğü ve buharlaşmanın yüksek olduğu Kızıldeniz gibi denizlerde tuzluluk oranı %0 40a, hatta daha yukarı çıkabilir. Kızıldeniz çok yüksek bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Bitki ve hayvanlarıyla dünyada az bulunan bu çeşitlilik, aynı zamanda dalıcılar için bir sualtı cenneti.
Süveyş kanalı, Akdeniz ile Kızıldenizi birleştiren 161 km. uzunluğunda yapay bir suyolu. Kanalın genişliği 70-125 m arasında değişiyor. Derinliği 11-12 m.
Kanal, Süveyş Körfezi ve Kızıldeniz arasında, balıkların ve suyun herhangi bir engelleme olmadan geçebildiği bir bağlantı oluşturuyor. Kanaldan geçen suyun miktarı önemli değil; ama son yıllarda Süveyş Kanalındaki acı göllerin tuzluluk seviyesinin değişmesi nedeniyle artan balık trafiği önemli. Önceleri bu göller kanal aracılığıyla Kızıldenizden Akdenize geçecek türler için çok tuzluydu. Fakat şu anda 100 yaşında olan kanalın seyreltici etkisiyle göllerin tuzluluk seviyesi düşmüş bulunuyor. Örneğin, Doğu Akdenizde artık çok sayıda Siganus rivulatus yani sokar balığı yaşamaktadır. Ayrıca, paşa barbunu olarak bilinen Hint - Pasifik türl























