Leylekgiller
|
Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfının leyleksiler takımının bir familyası (Ciconiidae). İri, ağır gövdeli, uzun boyunlu, enli ve uzun kanatlı ve sivri gagalı kuşlardır. Gagalan düz olabildiği gibi, yukarıya ya da aşağıya doğru kıvrık da olabilir. Siyah beyaz olan tüylerin renk düzeni çok belirgindir. Kimi leylak türlerinin gagalarıyla bacakları parlak kırmızımsı renktedir. Leylekgillerin balıkçılkuşları, ibisler, marabu ve diğer bazı kuş grupları ile ortak özellikleri olduğundan, bu gruplardaki kuşların bazılarına da leylek adı verilmektedir. Leylekgiller familyası, leylekler (Ciconiinae) ve ormanibisIeri (Mycteriinae) olmak üzere iki altfamilyaya ayrılır. Bunların ilkinde 13, ikincisindeyse 4 tür bulunmaktadır.
Leylekgiller familyası, Eski. dünyanın tropikal ve alttropikal kuşaklarında yaygındır. Ormanibisleri Avrupa ve Asyanın ılıman kuşağında ürer ve uzun uçuşlar yaparak başka yerlere göç ederler. Avustralyada sadece bir tür yaşar; Yeni Zelandda ise leyleğe rastlanmaz. Yenidünyada da sadece üç leylek türü vardır.
Leylekgiller, bacakları uzun ve ayak parmaklan kısmen zarlı olduğundan, besinlerini aradıkları sığ sularda ve çamurlarda kolayca hareket edebilirler. Besin aramak için kuru ve sert toprakta yürüyebilenleri de vardır. Leylekgiller genellikle tatlı sularda yaşayan balık, kurbağa vb. hayvanlarla ve böceklerle beslenirler. Ayrıca leşle beslenen üç türü de vardır.
Leylekgiller iyi uçucudurlar. Uçuş sırasında türlerin çoğu boyunlarını ileriye, bacaklarını geriye uzatırlar. Kimi türler çok yükseklerdeki sıcak hava akımları içinde uçabilirler. Leylekgiller genellikle bütün mevsimlerde topluluklar halinde bulunurlar. Büyük koloniler oluşturdukları da görülür.
Çiftleşmeye hazırlanan dişi ve erkek leylekler, boyunlarını, başları sırtlarına değecek kadar geriye kıvırarak birbirlerini selamlarlar. Yerleştikleri bölgeler elverdili oranda koloniler halinde üreyen leylekler, yuvalarını çoğunlukla ağaçların üstünde yaparlar. Binaların ya da kullanılmayan bacaların üzerinde ve yüksek kayaların tepesinde yapılmış leylek yuvalarına da rastlanır.. Leylekler, yuvalarını, kuru dal parçalarını bir araya getirerek, sığ ve geniş bir tabak biçiminde yaparlar. Gerek kuluçkaya yatma,gerekse yavruları besleme görevi erkek ve dişi leylek tarafından birlikte yürütülür. Yumurtalar beyaz ya
da beyaza yakın renktedir. Kuluçkaya yatırılan yumurta sayısı genellikle 3-6 arasındadır. Kuluçka süresinin sonunda yumurtadan çıkan leylek yavrusu, çıplak denilebilecek kadar tüysüzdür, ancak ince tüyler kısa zamanda büyüyüp vücut yüzeyini kaplar. Daha sonra asıl tüyler çıkarak bunların yerini alır. Yavru leylek, eşeysel olgunluğa birkaç yılda erişebilir.
Leylek türlerinin birçoğu ötücü değildir. Kimi türlerin hiç sesi yoktur, kimi. türler ise çok kısık seslidir. Leylekler, genellikle gagalarını gürültülü bir biçimde takırdatırlar.
Leylekgiller familyasının en tanınmış türü ak leylek (Ciconia ciconia) tir. Bu türün çeşitli yerlerde yaşayan birçok alttürü vardır. Ak leylek yuvasını en çok binaların tepelerinde yapar ve ekili topraklardaki küçük yapılı sürüngenlerle ve böceklerle beslenir. Bu bakımdan insanlara yararı dokunan hayvanlardan sayılır. Ürkek değildir. Kendisine çok f1azla yaklaşılmadıkça, insandan kaçmaz. Bu durum, bu türün davranışlarının izlenmesini kolaylaştırır. Araştırmalar bu leyleğin Avrupa ülkelerinin çoğunda hızla azaldığını ortaya koymaktadır. Günümüzde Hollanda ve Danimarka gibi oldukça kuzey kesimlerde ve Almanya ile Rusyadan Asyaya kadar uzanan topraklarda yaygındır. İngilterede düzensiz bir şekilde rastlanmakta, İsveçte ise artık görülmemektedir. Güneye doğru, İspanya ve Porteki7;, kuzey Afrika ve güneydoğu Avrupada ve hatta daha doğuda üreyen bu leyleğe İtalyada pek rastlanmaz.
Ak leylekler, ilginç göçmen kuşlardır. Gündüzleri sürüler halinde uçarlar ve çoğunlukla sıcak topraktan yukarıya doğru yükselen sıcak hava akımlarından yararlanarak çok yükseklere çıkarlar. Avrupada yaşayan leylek grubu, Afrikada Büyük Sahranın güneyinde kalan kesiminde, hatta Güney Afrika Cumhuriyetine kadar yayılarak kışı geçirir. Bunlardan bazıları çiftleşmek üzere buralarda kalırlar; henüz tam büyümemiş olan kuşlar da kış mevsiminde buradan ayrılmazlar. Daha doğudaki bölgelerde bulunan leylekler güney Asyaya göçerler.
Kuzey ve orta Avrupadan göç eden leyleklerin genellikle izledikleri yol, güneydoğu bölgeleri üzerinden Anadolu, buradan da Akdenizin doğu kıyılan üzerinden Mısırdır. Bu yolculuk sırasında deniz üzerinde uzun süre uçmaktan kaçınırlar. Avrupanın daha doğu kesimlerinden gelenlerin Irak ve Arabistan üzerinden geçip Afrikaya ulaştıkları sanılmaktadır. Daha güney bölgelerden başlayıp, doğu Afrika üzerinden güney Afrikanın doğu kesimlerine ulaşan göç yolu, gözlemlerle saptanmıştır. Leylekler doğu Afrikadan geçerken çekirge sürülerine rastlayınca, ürünler için çok zararlı olan bu böcekleri yemek için yolculuğa ara vere.bilirler. Avrupanın en batı kesimlerinde üreyen leylekler, önce güneybatıdaki İber yarımadasına göç ederler; sonra buradan, İspanya ve Portekizde üremiş göçmen kuşlarla birlikte, Afrikaya giderler. Kuzey Afrikada üreyen leylekler ise Büyük Sahrayı geçerler.
Siyah leylek (Cicinia nigra) de, ak leyleğin ürediği bölgelerde ürer ve başka yerlere göç eder. Bununla birlikte, bu iki leylek türü arasında oldukça önemli farklar vardır. Siyah leyleğin görünümü ak leyleğinkinden farklıdır. Bu türde, vücudun üst kısmındaki tüyler koyu kahverengi, bakır rengi, yeşile ya da mora çalan _madensel bir parlaklıktadır. Siyah leylek yüksek ve yoğun ağaçlıklı ormanlarda yaşar. Yuvasını büyük su birikintilerinin ya da bataklıkların çevresindeki yüksek ağaçlarda, kuru dal parçalarını kullanarak yapar, içini kuru ot ve yosunlarla doldurur. Yuva, dişi ve erkek leyleğin işbirliği ile yapılır. Leyleklerin bir yıl önceki yuvalarını onarıp yeniden kullandıkları ya da boş buldukları yırtıcı kuş yuvalarına yerleşirler.
Günümüzde yaşamakta olan siyah leyleklerin sayısı, ak leyleklerinkinden azdır ve günden güne de azalmaktadır. Avrupa kıtasında az sayıda bulunan bu tür leyleklerden pek azı göçler sırasında ekvatorun güneyine iner. Küçük _bir siyah leylek topluluğunun kış aylarında güney Afrikanın dağlık bölgelerinde barındığı ve burada ürediği bilinmektedir.
Abdim leyleği (Sphenorynchus abdimii ) başka bir göçmen kuş türüdür. Afrikanın Büyük Sahranın güneyinde kalan bölgelerinde yaşar. Yağmurlu mevsimlerin başlangıcına rastlayan üreme devrelerinde, Senegal!den Somaliye kadar uzanan kuzey tropikal kuşakta ve doğu Afrikanın kuzey Tanzanyaya kadar uzanan güney kesimlerinde bulunur. Çiftleşme mevsimi dışında Arabistana giden Abdim leylekleri varsa da, çoğu ekvatorun güneyine göç eder. Bu leylekler genellikle koloniler halinde bulunurlar. Familyanın en küçük türlerinden biri olan abdim leyleğinin yüksekliği 60 cm. kadardır. Gagasının rengi yeşil, karnının altındaki tüyler beyaz, geri kalanları ise koyu renklidir. Bu tür leylek de yanına çok yaklaşılmadıkça insandan kaçmaz. Yuvasını ağaçların ya da kulübelerin üzerinde, kuru dal parçalarını üst üste yığarak yapar. En çok çekirge yemekle birlikte kemiricileri, sürüngenleri, kurbağaları ve balıkları da yiyebilir. lslığa benzeyen hafif bir ses çıkarır.
Afrikalı bir başka leylek türü de eyer gagalı leylek (Ephippiorhynchus senegalensis) tir. Bu tür, tropikal bölgelerde çok yaygın olmakla birlikte sayıca azdır. Uzun bacaklı ve 1,2 m.yi aşan boylu iri bir kuştur. İsmini, büyük kırmızı-gagasının orta kısmında bulunan siyah renkli şeritten almıştır. Tüyleri siyah beyaz renklidir. Dış görünüşleri bakımından eşeyler birbirine benzerler, ancak erkeğin gözbebekleri, başın tüylerine uygun olarak kahverengi, dişininkiler ise krom sarısıdır. Bu leylek, balıkçılkuşıı gibi besinini sığ sularda arar. Uçuş sırasında, gövdesi hafif eğri bir yay parçasına benzetilebilir.
Açık gagalı leylekler denen iki türden Anastomus lamamgarus ile Anastomus oscitansa sırasıyle tropikal Afrika ile Madagaskarda ve Asyanın güney kesimlerinde rastlanmaktadır. En küçük leylekler arasında yer alan bu türlerin tüy renkleri genel olarak koyudur. Gaga kapalı iken her iki çenenin boylu boyunca birbirlerine tam uymayışları dikkat çekici bit özelliktir. Üst ve altçenenin uçları birbirlerine bitişikti:r; ancak daha geride, gaganın arka yarısı boyunca uzanan geniş bir yarık vardır. Bu oluşum özelliğinin iri ve kaygan susalyangozlarını yerlerinden çıkarma ve zaptetme gereksinmelerine yönelmiş bir uyum olduğu sanılmaktadır. Bu leylekler en çok gece avlanırlar. Yuvalarını kamışlıklara ya da alçak ağaçlara yaparlar.
Yünlü boyunlu leylek, ya da piskoposleylek (Dissoura episcopus) hem Afrikada hem de Borneoya kadar uzanan güney Asya kesimlerinde yaşamaktadır. Bu leyleğin üst tüylerinin belli başlı rengi pırıltılı kara olmakla birlikte, boyun tüyleri beyaz ve yün dokusu görünümündedir. Bu tür, başka bakımından Abdim leyleğine oldukça benzer. Pek fazla rastlanan bir kuş olmadığı için davranışları hakkında bilinen azdır. Familyanın diğer türlerinde pek bulunmayan acı ve boğuk bir sesi vardır.
Siyah boyunlu leylek(Xenorhynehus asiaticus) Hindistandan Avustralyaya kadar uzanan yerlerde bulunur. Avustralyada bu türden başka hiç bir leylek türü bulunmaz. Tüylerinin çoğunluğu koyu renkli ve gagası hafifçe yukarıya doğru kıvrık olan iri bir türdür.
Yenidünyada yaşayan türlerden (jabiru mycteria) leyleği Meksikanın güneyinden Arjantine kadar uzanan bölgelerde yaygındır. Tüyleri beyaz renklidir. Başında ve boynunun üst kısımlarında tüy yoktur. Bu çıplak kısmın derisi üst tarafta mavi siyah, aşağılarda ise turuncu ve kırmızı” renklidir. Öteki türlerden daha iri ,olan bu leyleğin gagası, uç kısmında yukarıya doğru dönüktür. Başka leylek türlerinin aksine, büyük sürüler yada koloniler oluşturduğu pek görülmez, Yuvasını yüksek hurma ağaçlarında yapar. Sığ sularda küçük hayvanları avlayarak beslenir.
Maguari leyleği (Euxenura ganeata) Arjantinde ve Güney Amerikanın öteki kesimlerinde yaygındır. Vücut büyüklüğü bakımından iri türleri e küçük yapılı türler arasında yer alır. Tüyleri genel olarak beyazdır. Kanatlarında yer yer siyah tüyler bulunur. Kuyruğunun üst kısmı siyah renklidir. Sığ sularda ve pampalarla çayırlarda bulduğu küçük yapılı hayvanları yiyerek beslenir.
Myeteriinae altfamilyasından olan ormanibisi (İbis ibis) bu altfamilyanın günümüzdeki dört türünden biridir, Bu kuşun, Threskiornithidae familyasından olan gerçekibislerle bir yakınlığı yoktur, Ormanibisinin gerçekibisl”re benzeyen yanı, onlarınkinden daha az aşağıya kıvrık gagasıdır, Tropikal Afrikada yaşayan ormanibisi boyca, bir dereceye kadar da tüy rengi bakımından ak leyleğe benzer, Kuyruğu siyah, gagası portakal rengi, bacakları ise pembedir. Gagasının biçiminden başka, göze çarpan bir özelliği de çıplak ve kırmızı renkli yüzüdür. Yaygın bir şekilde dağılmış bulunan bu türün yuvalarına köy, kasaba hatta şehirlerdeki ağaçların üzerinde rastlanabilir. Başlıca, besini balıktır.
Hindistanda ve Asyanın öbür güney kesimlerinde yaşamakta olan boyalıleylek (İbis leueocephalus) de ormanibisine benzer, ancak çıplak yüz derisinin rengi portakal sarısıdır; ayrıca göğsünde boydan boya koyu renkli bir şerit bulunur. Bir yerde yuvalanmış olan boyalıleylek kolonilerinde bazen binlerce çift bulunur. Bu kolonilerde, bu türün davranışlarına benzer davranışları olan başka tür !tuşlara da sık sık rastlanır. Boyalıleylekler, bulundukları yerde besin azalınca, başka yerlere göç ederler,
Amerika doymazı (Myeteria americana) Amerika Birleşik Devletlerinin güney kesimleri Büyük Antillerden güneye, Arjantine doğru uzanan yerlerde yaşar. Tüyleri genellikle, beyazdır. Kanatlarıyla kuyruğunda siyah lekeler bulunur. Başın çıplak derisiyle boynunun üst kısmı siyah renklidir. Ağaçlarda, özellikle selvilerde, bataklık bölgelerde yuvalar; bir kolonide birkaç bin çift bulunabilir. Böyle kolonilerin bulunduğu yerlerdeki ağaçların her birinde birçok yuva vardır. Sığ sularda yan yana durup sıralar oluşturarak avlanan bu leyleklerin, yakaladıkları avları kendileri yemeyip yanlarındaki leyleklere verdikleri saptanmıştır. Bu durum, hayvanlar arasında görülen işbirliği biçimlerinden ilginç bir örnektir.
Cevdet Candır
kaynak: hayvanlar.us
Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008
Baykuş
|
En az rastladığınız yırtıcılar onlar. Ama haklarında en çok efsane duyduğunuz da keza onlar! Esrarengiz kuşların ya da kısaca BAYKUŞların dünyasına hoşgeldiniz!
130 u aşan türüyle baykuşlar yerkürenin nerdeyse her noktasına (Kutup dairesinden Arizona Çölüne, Amazondan Ceyhana kadar düşünebildiğiniz hemen her alan) dağılmışlardır. Bu familyadaki kuşlar 15 cmden 75 cm ye kadar değişen büyüklükteki fertleriyle yırtıcıların en olağandışı üyeleridir.
Her ne kadar yırtıcı parantezi altında incelenseler de baykuşlar, gece müddetince avlanmaları ve besinlerini hızlarıyla değil de çok gelişmiş duyu sistemleriyle avlama kabiliyetleriyle diğer yırtıcılardan ayrılırlar.
Besinleri söz konusu olduğunda baykuşların favori menüsünü genelde küçük memeliler ve kemirgenler oluşturur. Tüm bunların yanına küçük kuşları orta büyüklükteki memelileri ya da böcek ve balıkları da eklersek yanılmış sayılmayız. Aslında farklılıklarını sayarken bir eksiklik de su yüzüne çıktı: Baykuşlar hem farklı avlarını, farklı yollarla, farklı zamanlarda avlıyor; hem de onları farklı bir biçimde mideye indiriyorlar! Bu karışık cümleyi Türk Dil Kurumu standartlarına indirgemek için bir örnek versem aslında hiç fena olmayacak!
Bir uludoğan gördüğünüzü farzedelim (Zaten bu nadir kuşu görme olayını da büyük bir olasılıkla farzetmekle sınırlı kalacaksınız!) Birden altından geçen bir sığırcık sürüsüne daldı ve ordan geçen onbin küsür kuştan birini bilmemkaç km hızla fırlayarak kaptı. Alçaldı, alçaldı ve telefon direğinin ucuna kondu. Pençelerindeki sığırcığı keskin gagasıyla parçaladı ve artık sığırcığı oluşturan dokular her tarafta! Büyük kısmı da doğanın sindirim sisteminde. ªimdi öykümüze şöyle yön verelim: Eymirde kıt kanaat geçinen bir Kulaklı Orman baykuşu saat 21:40 civarlarında midesinin sesini dinledi ve etrafı gözden geçiriyor. Tam karşı çamın altından sesler gelmeye başladı. “Bir orman faresi dolanıp duruyor”, diye içinden geçirdi bizim görmüş geçirmiş baykuş. Yavaşca hareketlendi, kanatlarını açtı,usul usul kanatlarını çırptı ve fare daha ne olduğunu anlayıp duyamadan pençede… Ve fare bir bütün olarak baykuşun boğazından geçiyor… Hikayemiz belki pek edebi değil ama anafikri açık, “Fareler bütün yutulunca daha lezzetli oluyo” Pardon frekanslar karışmış olmalı! Anatomik yapılarıyla, (yumuşak telekler) keskin duyma ve görme duyularıyla baykuşlar avlarını hızlarıyla değil becerileriyle elde ederler. Ne var ki başarı oranları çok yüksektir. Aslında hikaye devam etse hiç fena olmaz. Uludoğan kursağından geçen et parçalarını hissedip söyle düşündü:”Üff yine orta kalite sığıcık eti. Nerede o eski çamurcunlar, tahtalılar…Gidip kendime bir maden suyu bulsam fena olmayacak , kursaklarım bayram etsin. Fakat baykuşun böyle problemleri yok; çünkü kursak diye birşeyi yok. Tabii durum böyle olunca farenin tüyleri kemikleri nasıl atılacak..Bittabi peletle: Pelet baykuşların saptanmasında kullanılacak en önemli araçtır. Baykuşun sindirimini zorlayacak kemik tüy gibi nesneleri kusarak atmasıyla oluşan pelet, bir anlamda sık ağaç dallarıyla bütünleşmiş bu kuşları bulmamıza yarayan bir pusula görevi görür.Türkiye deki başlıca baykuş türlerine geçmeden önce bazı noktaları belirtmek de yarar var.
- Baykuşlar sanılanın aksine gündüz de görür.
- Yuvalarına yaklaşmak sadece etik açıdan değil ayrıca sağlık açısından da sakıncalıdır!
Ülkemizdeki Türler
Şimdi sırada ülkemizi bizle paylaşan baykuş türleri var.
- İshakkuşu: Ülkemizin en küçük baykuş türü olup (19 cm) böcekle beslenir. Kışın güneye yolculuk eden bu tür park bahçelik alanlarda geniş yapraklı ağaçlı bölgelerde yaşar.
- Küçük ishakkuşu : Aslında bu türü ishak kuşundan ayırabilirseniz bravoyu haketmiş sayılırsınız. GD Anadolu da yaşayan bu tür, ishakkuşundan 1-2 cm büyükçedir, bazen küçük kuşlara da saldırır ve kukumavdan görünüş olarak tek farkı yan duruş da kukumavdan daha sarı görünen kanat çizgisi ve önden bakıldığında dik değil de paralel görünen kısa çizgili tüylerdir.
- Kukumav (23-25cm): Ülkemizin her yerinde ( Karadeniz sahil şeridinde daha az olmak koşuluyla) özellikle kumluk taşlık harabe bölgelerde, köy evi, baca ve elektrik trafolarında bulunurlar. Başlarındaki kulak tüyleri farkedilemediğinden kelaj görünürler. Gece gündüz aktif olup yem arar; kuş,böcek ve sürüngenleri tercih ederler. Naçizane deneyimlerim seslerinin bebek ağlamasıyla kedi miyavlaması arasında olduğunu gösteriyor.
- Kulaklı orman baykuşu:(31-36 cm) Eymire gidip de onları görmemek mümkün mü! Kış aylarında gruplar oluşturup ağaçlarda tüneyen bu tür, tehlike,kamuflaj ve alarm anında kulak tüylerini havaya diker. Açık alanları gören ağaçlı bölgeleri kendilerine üs seçerler ve kullanılmış eski yuvaları kullanırlar.
- Kır baykuşu (34-40): Açık kırlarda yaşar . Yerde yuva yaparlar ve de gündüz de aktiftirler. İngilizceleri short eared owl dur ancak boyutları long eared türünden büyüktür.Tüyleri sırtında kahverengi üzerine beyaz benekli , alt bölümler soluk. Eşler arasında kulaklı da olduğu gibi yine fark yok.
- Peçeli Baykuş (33-38 cm): Peçe tüyleri çok belirigin olup tüy rengi beyazdan açık kahveye kadar varyasyon gösterebilir. Bu özellikleri onların en fotojenik baykuş türü olmalarını sağlamıştır.Ansiklopedilerde avlanan baykuş resimlerinden bir çoğu peçelilere aittir. Gözleri oyuncak ayılarınki gibi siyah bir nokta olarak görünür. Kırsal evlerin üst katları , az ağaçlı araziler favori yerleridir.Hazır yuvaları kabul ettiğine dair kayıtlar vardır.Yüz şekli tipiktir.
- Alaca Baykuş (37-43 cm):Yapraklı ve karışık ormanlarda yaşar.Yıllanmış meşeler onun için iyi bir yapı özelliği taşır. İnsanla barışık yaşar.Gövde tuyleri enine ve boyuna cizgilerle alacalanmıştır.
- Balık Baykuşu (50-58 cm): Eğer nesli tükenmemiş ise ülkemizin en nadir raslanabilen kuş türüdür. Bir zamanlar Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin yakınlarındaki yarı ağaçlık arazide ürediği belirlenen bu tür, kaya başlarından gözetlediği balık ve su canlılarıyla beslenir. Bazen alçaktan su üstünde arama yaptığı da olur. Kayıtlara fazla geçemediğinden tahminler vasıtasıyla taksonomiye girmiştir. Örneğin tam tanımlanmış bir ötüş şekli yoktur.
- Puhu (60-75 cm): Baykuşlar aleminin kesin hakimidir. Harbi delikanlıdır. Sanılanın aksine Aynalıdan önce erkekliğin kitabını yazmışsa da Televolelere uyum gösteremediğinden şöhreti azalmıştır!Kendisinden büyük avlara (küçük bir geyik!) bile saldırır.Bir oturuşta bir kuzuyu mideye indirebilir. Bölgesinde yırtıcıya tahamülü yoktur. Rahatlıkla çakır,doğan hatta kartallarla dalaşabilir. Kayalık taşlık arazi ve sık ormanların olgun yaşlı ağaçlarını yuva için seçer. Yuvalarına ulaşmak pek mümkün değildir. Heybetli vücudunu alarm durumunda gösterime girdirir. Turuncu irisleri , iri vücutları, haşmetli duruşlarıyla şah kartal ve kara akbabayla kuşlar aleminin (en azından Türkiye aleminin!) en oturaklı üyeleridir. Martılar, kirpiler, sıçanlar, orman horozları menüsünün nadide seçenekleridir. Bazen şehirlere girdiği olur. ( bkz Ekşioğlu Süleyman,Trabzon; Demirci İkbal,Erzincan) Bir gözlemci puhu görüp de tanımlayamıyorsa mesleği bırakma zamanı gelmiştir.
- Tüm bu türlerin yanında ülkemizde çeşitli kaynaklar Kuzey Doğu Anadolu da ve bazı korunmuş yerlerde (Kızılcahamam vs.) Paçalı baykuşun yaşadığını anlatmaktadır.
Barbaros Demirci
kaynak: hayvanlar.us
Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008
Kargalar
|
Kargalar herkes tarafından tanınan ve genelde saygı ile anılmayan kuşlardır.
Bakın karga var. Hangi tür?
Aman! Karga işte.
Çok tipik bir konuşma olan bu tarz, kuş gözlemcileri arasında pek itibar görmez. Özellikle kargalara özel ilgi duyan kuş gözlemcileri arasında. Çünkü kargalar denen bu özel hayvanlardan Türkiyede tam 10 değişik tür bulunmaktadır. Bu on taneden sekiz tanesi Türkiyede düzenli olarak görülürken iki tanesinin yalnızca bir kaç kaydı bulunmaktadır: köknar kargası ve çöl kuzgunu. Bu iki türden bu metinde bahsedilmemiştir.
Kuşlar dünyasının en zeki hayvanları olduğunu gönül rahatlığı ile ileri sürebileceğim kargalar hakkında, içinde zeka parıltıları bulunan bir çok hikaye duyabilirsiniz. Hele bir kaç yıl gözlem yapmış bir grup kuş gözlemcisi arasına düşmüşseniz hikayeler bitmez. Ankaralılar saksağanın yırtıcıları nasıl kovaladığını anlatırken İstanbullulardan da leş kargasının marifetlerini dinlersiniz.
Zaman zaman yırtıcı kuşlarla karıştırılan kargalar pek güzel ötemeseler de aslında ötücü kuşlardır. Yapacağınız detaylı gözlemler bu hayvanların keyiflerinin yerinde olduğu zamanlara denk gelirse, nasıl ötmeye çalıştıklarını siz de izleyebilirsiniz.
Kargaları yazmamın nedeni sizlerin de bundan sonra gördüğünüz kargalara sadece karga dememeniz ve biraz uğraşıp türleri ayırt etmeye çalışmanız isteğim.
Peki kimdir bu kargalar? Şimdi onları tür tür tanıyalım.
Alakarga Garrulus Glandarius Jay
Kargalar arasında saksağanla beraber en az kargaya benzeyen türdür. Kanatlarındaki mavi ve beyaz bölgeler kanat uçlarındaki ve kuyruğundaki siyah bölgelerle kontrast oluşturur. Sonbahar ayları dışında ağaçlık bölgelerin dışına pek çıkmayan alakarga bu dönemde oldukça sık gözükür. Meşe palamutlarının bulunup gömüldüğü bu dönemde alakargaları görmek çok kolaydır. Türkiyede altı yedi değişik alt türü bulunan alakarganın besinini böcekler, meyveler, yumurtalar ve zaman zaman da diğer kuşların yavruları oluşturur. Genelde çok utangaç olan alakarganın sesi oldukça gürültücüdür.
Saksağan Pica pica Magpie
Vücudu tamamen siyah ve beyaz renklerin harika formasyonundan oluşan saksağan Türkiyenin bir çok yerine dağılmış durumdadır. Ağaçların bulunduğu açık arazilerde ve vadilerde yaşamayı tercih eden saksağan sık ve dik ormanlarda genellikle gözükmez. Uzun kuyruğu ve düzensiz kanat çırpışı ile ayırt edilmesi oldukça kolaydır. Genelde hemen her şeyi yiyebilen saksağan bölgesinde bulduğu parlak cisimleri yuvasına götürmek için almayı ihmal etmez. Yuvasını bir de çatı ekleyerek sağlamlaştırdığı için her yerde ayırt etmek olanaklıdır. Saksağanların elektrik direklerine de yuva yaptıkları bilinmektedir.

Sarı gagalı dağ kargası Pyrrhocorax graculus Alpine chough
Dağlardaki kayalıklarda üreyen bu kargayı çok yakın akrabası olan kırmızı gagalı dağ kargasından ayırt etmek bir çok durumda zor olabilmektedir. Akrabasına göre kısa gagalı, ince kanatlı, kısa parmaklı, uzun kuyruklu olan sarı gagalı dağ kargasının kuyruğunun ucu da daha yuvarlaktır. Koloniler halinde yüksek bölgelerdeki kayalıklarda üreyen bu tür aynı zamanda akrabası gibi çok sosyal ve oyuncudur. Özellikle süzülme konusunda uzman olan bu hayvanlar inanılmaz akrobatik hareketler sergilerler. Türkiyede Toroslar ve Kaçkarların yanı sıra Denizli bölgesinde de ürediği tahmin edilmektedir. Kışın daha alçak bölgelerde de gözükür.

Kırmızı Gagalı Dağ Kargası Pyrrhocorax pyrrhocorax Chough
Bir çok yönden sarı gagalı akrabasına benzeyen bu tür akrabasından biraz daha iricedir. kırmızı gagasıyla kolayca ayırt edilebilmesine rağmen gençlerde görülen turuncu gaga zaman zaman ayırt etmeyi güçleştirir. Kışın koloniler halinde alçak bölgelere de inen kırmızı gagalı dağ kargası üreme habitatı (yaşam alanı) olarak sarı gagalı ile çok benzeşir. Toroslar, Kaçkarlar ve Güney Doğu Anadolu türün ürediği bölgelerdir. Van Gölü çevresindeki dağlarda 4400 metrede ürediği görülmüştür.

Küçük Karga Corvus monedula Jackdaw
Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinin sahil kısımları dışında hemen her yerde bulunur. Kargalar ailesindeki en küçük türlerden biridir. Bir çok habitatta bulunabilir. Üremek için ağaç delikleri, kayalıklar, büyük binalar ve büyük taşların aralarını seçer. Şehirlerde de görülür. Ensesindeki ve yanaklarındaki grimsi açıklıkla ve açık renk gözleriyle diğer kargalardan ayrılır. Uçarken çok belli olmayan parmakları ve hızlı kanat çırpışı önemli noktalardır. Seside diğer kargalardan farklı olan küçük karganın karıştırıldığı türlerin başında Orta Anadoluda beraber görüldüğü ekin kargası gelir.

Ekin Kargası Corvus frugilegus Rook
Adından da anlaşılacağı gibi ekinlerle arası iyi olan bu türün en ayırt edici özelliği uzun, güçlü ve gri renkli gagası ile gaganın kafayla birleştiği yerdeki griliktir. Diğer kargalardan dış görünüş olarak bir farkı da kafasının yuvarlak değil sivri olmasıdır. Uçarken parmakları kolayca belli olan ekin kargasını küçük kargadan ayırt etmek zaman zaman güç olabilmektedir. Gagadaki siyahlığın görülmediği genç bireylerin tanımlanması güçlük doğurabilir. Orta ve Doğu Anadolu türün düzenli olarak görüldüğü bölgelerdir. Üremek için bozkır ve ekili alan yakınlarındaki ağaçları seçer ve kalabalık sayılardan oluşan koloniler kurar.
Leş Kargası Corvus corone cornix Hooded Crow
İstanbulluların yakından tanıdığı leş kargasının ayırt edilmesi vücudunda bulunan gri bölge sayesinde oldukça kolaydır. Ekin kargasıyla aynı boyda olan leş kargasının gagası ekin kargasınınkine benzemez. Diğer kargalar gibi koloni yapmayan leş kargalarını aileler halinde görmek mümkündür. Ankarada çok az rastlanan bu tür Orta Anadolu bozkırlarında ve Akdeniz kıyılarında zaman zaman görülmez.

Kuzgun Corvus Corax Raven
Kargaların en zekisi ve kuşçular arasında en meşhur ve popüler olanıdır. İri vücudu, iri gagası, büyük kanatları, baklava şeklindeki kuyruğu tanınmasında önemli rol oynar. Genelde dağlık bölgelerde yaşamayı seçen kuzgun uygun olduğu taktirde hemen her yerde görülebilir. İnsanlardan uzak durmayı tercih eden bu kuş koloniler halinde yaşamayı çok fazla tercih etmez. Yalnızca, üremeyen gençlerin koloniler halinde gezdikleri bilinmektedir.

Bahtiyar Kurt
kaynak: hayvanlar.us
Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008
Kuşlarda Ekstremiteler
|
Kuşlarda ön ekstremiteler kanat haline dönüşmüştür. Bunun için özel bir yapı gösterirler. Humerus nispeten kısa olup daha uzun olan kolda radius ve ulna kemikleri bulunur. Carpus kemiklerinden radiale ve ulnare kalmıştır. Metacarpuslar 3 tanedir, bunlardan birisi kısa ikisi uzundur. Ergin kuşlarda bu üç kemik birleşmiştir. Dördüncü ve beşinci parmaklar körelmiş, yalnız üçüncü parmak kalmıştır. Baş parmak ile üçüncü parmak birer parçalı, ikinci parmak ise 2-3 parçalıdır. Ön ekstremiteler kanat halini aldığından, esas görevleri kuşların uçmasını temin etmektir. Bunun için kanatların gövdeye sağlam bağlanması gereklidir. Bu bağlantıyı temin için kuşlarda lades kemiği(furcula) evrimleşmiştir. Ayrıca kas uçlarının bağlanması için göğüs kemiğinin ön kısmı bir çıkıntı (karina) meydana getirir. Uçma özelliğini kaybeden kuşlarda karina yoktur. Uçma tüyleri ve örtü tüylerinden meydana gelen kanatlar, istirahat esnasında vücut yanlarında katlanmış olarak dururlar.
Arka ekstremiteler yürüme bacakları halindedir. Üst bacakta femur ile diz eklemi, kas ve karın tüyleri tarafından örtülü olduğundan dıştan görülmez. Alt bacakta tibia kemiği, tibiale ve fibulare ile birleşerek tibiotarsusu meydana getirmiştir. Fibula körelmiştir. Tibiotarsustan sonra uzun bir kemik daha gelir, buna tarsometatarsus denir; bu kemik tarsalia ile ortadaki üç metatarsusun birleşmesinden meydana gelmiştir. Tarsometatarsusun alt ucundaki çıkıntılara parmaklar eklenmiştir. Bu çıkıntılara ikinci, üçüncü, dördüncü parmaklar bağlanırlar. Birinci parmağı olan kuşlarda bu parmak, tarsometatarsusun iç kenarında yer alan küçük metatarsusa eklenmiştir. Beşinci ayak parmağı kaybolmuştur. Kuşlarda parmak sayıları genellikle 3-4 olmasına karşın deve kuşlarında 2dir. Birinci parmak 2, ikinci parmak 3, üçüncü parmak 4, dördüncü parmak ise 5 parçalıdır. Parmaklar bazen öne veya arkaya dönebilirler,böyle parmaklara döner (reversibl) parmaklar denir. Kuşların yürümeye yarayan arka ekstremiteleri, hareket tarzlarına göre başlıca şu tiplere ayrılır:
A- Yürüme bacakaları,
B- Bataklık ve su içinde yürümeye yarayan bacaklar,
C- Yüzme bacakları.
Bu üç grup bacaklarda kendiş aralarında değişik tiplere ayrılırlar.
- Yürüme Bacakları : Bu ayak tipinde genellikle tibiotarsus, intertarsal ekleme kadar tüylüdür. Yürüme bacaklarının değişik tipleri sırayla şunlardır:
- Koşucu ayaklar: Bu tipte arka parmak bulunmaz. Önde üç veya iki parmak bulunur.
- Adımlayıcı ayaklar: Parmakların üçü önde biri arkaya dönüktür. Orta ve dış parmaklar orta kısımlarına kadar birleşmiştir.
- Sıçrayıcı ayaklar: Üç parmak önde, biri ise arkaya dönüktür. Orta ve dış parmaklar yalnız diplerinde birbiriyle birleşmiştir.
- Eşinici ayaklar: Parmakların üçü önde, biri arkaya dönüktür. Öteki parmaklardan daha uzun olan orta parmak eşinmeye elverişlidir.
- Yakalayıcı ayaklar: Tırnakları sivri ve kıvrık olup, birinci ve ikinci tırnakları en uzundur. Parmaklardan birinci ve ikincisi diğerlerinden daha uzundur.
- Tırmanıcı ayaklar: Parmakların ikisi öne ikisi arkaya dönüktür.
- Tutunucu ayaklar: Dört parmakta öne dönüktür.
- Döner parmaklı ayaklar: Öne dönük olan 3 parmaktan dıştaki istenildiği zaman arkaya dönebilir.
- Yarık ayaklar: Öne dönük olan 3 parmak diplere kadar serbesttir.
- Bataklık ve Su İçinde Yürümeye Yarayan Bacaklar: Bu tipte tibiotarsus tamamen veya kısmen tüysüzdür. 3 değişik şekli mevcuttur.
- Tek bağlı ayaklar: Orta ve dış parmaklar bir deri vasıtasıyla birbirine birleşiktir.
- Çift bağlı ayaklar: Öndeki parmaklar, dip kısımlarındaki bir deri vasıtasıyla birleşiktir.
- Boğumlu ayaklar: Parmakların etrafındaki deri boğumludur.
- Yüzme Bacakları: Bu ayakların başlıca tipleri şunlardır;
- Ayrık perdeli ayaklar: Parmaklarbirbiriyle yapışık değildir. Her parmak ayrı bir deri ile çevrilmiştir.
- Tam perdeli ayaklar: Öne dönük üç parmak arasında parmak uçlarına kadar uzanan bir deri bulunur.
- Yarık perdeli ayaklar: Öne dönük 3 parmak arasındaki deri parmak uçlarına kadar devam etmeyip parmak ortalarında biter.
- Kürek ayaklar: Öne dönük arka parmak da dahil olmak üzere, bütün parmaklar arasında bir deri mevcuttur.
kaynak: hayvanlar.us
Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008
Penguenler
|
Antarktika da uzun kutup gecesi, günesin ufuktan yükselmesiyle biter ve altı ay sürecek gündüz baslar. Çok geçmeden smokinlerini giymiş penguen sürüleri ,kısa bacakları üzerinde hoplayarak ilerlemeye baslar. Önlerinde yürümeleri gereken yüzlerce kilometre buzlu yol vardır. Ve onlar 1 adımda yalnızca 10 cm ilerleyebilir. Ama dakikada 120 adim atarlar. Yürümekten yorulunca da beyaz göğüsleri üzerine yatıp bacaklarını bir kürek gibi kullanarak kızakla kayar gibi yol alırlar. Hedeflerine varınca bir çukur kazarlar. Çevresine tastan bir duvarcık çevirirler. Ve çukurun içine girerek beklemeye başlarlar. Bekledikleri şudur : Güneşin kendilerine erkek yada dişi olduklarını bildirmesi. O zamana kadar cinsiyetlerinden haberleri yoktur. Güneş ışığı , cinsiyet bezlerini harekete geçirir. Ve hormonlardan biri daha fazla salgılanmaya başlar Cinsiyetlerinin ne olduğunu ancak o zaman anlarlar. Eğer dişiyse çukurda kalır, ama erkekse yapacak çok işi vardır. Penguen geleneklerine göre , gagasına bir taş alarak törenle dişinin önüne koyar. Oralarda tas çok nadir olduğundan bundan daha mükemmel bir düğün hediyesi yoktur. şayet dişi taşı kaldırır ve eğilip kalkarsa erkek, dişiyi tavlamıştır .Fakat tas olduğu yerde kalırsa erkek penguen başka bir kız arar. Bazen iki erkeğin ayni dişiye göz koydukları olur. Bu durumda taşları bir kenara bırakıp birbirlerinin üzerine atılırlar. Kanatlarıyla birbirlerine dakikada tam 200 tokat atarlar. Arada durup dinlenme kuralı da olan dövüş, taraflardan biri yorulup çekilinceye dek sürer. Bu dövüşlerde yaşamını yitiren olmamıştır. Erkeklerle dişi birbirini bulduktan sonra yorulmak bilmeden tas biriktirme isine başlarlar. İşin kolayını seçen penguenler komşularının tas kümelerinden tas çalarlar. Yakalanınca da kendilerini savunmaya gerek görmeden cezalarını çekerler. Güneş ışınları penguenleri daha çok ısıtmaya başlayınca aşk oyunları baslar. Bazı çiftler saatlerce karşılıklı olarak eğilip kalkarlar. Bazıları ise başlarını sağa sola dondurup kendilerini beğendirmeye çalışırlar.
Dişi, yumurtladıktan sonra yuvadan ayrılamaz. Çünkü iri martılar, yumurta ve yavrular için büyük bir tehlikedir. Kuluçka suresince anne ve baba yemek bile yemezler. Ancak yavrular çıktıktan sonra baba penguen balık tutmaya gidebilir. Yürüyemeyecek duruma gelene kadar midesini doldurur. Yuvada gagasını ardına kadar açarak yavruları besler. Yavrular on dört günlük olunca çocuk bahçesine gönderilirler. 20 kadar nine ve dede penguen burada 120 ciftin yavrularının bakımını üslenmişlerdir. Anne ve baba penguenler yiyecek bulurlar ve ayrım yapmaksızın tüm yavruları beslerler.
Yüzmek penguenlerin en büyük zevklerinden biridir. Penguenler yüzmeyi bu denli sevseler de hiçbiri denize ilk giren olmak istemez. Yüzlercesi kıyıya toplanır kanat çırparak birbirlerini suya itmeye çalışırlar. Bu kaygının nedeni fok balıklarıdır. Yavru penguenler yeterince büyüyünce yüzme dersleri almaya başlarlar. Bu is yine nine ve dedelere düşer. Bir suru yavruyu yanlarına alarak deniz kenarına oturur ve yüzme sanatının inceliklerini bir bir öğretirler. Mart ayı gelinceye kadar yüzmeyi, dalmayı, balık tutmayı, yürümeyi kısacası bir penguenin bilmesi gereken her şeyi öğrenmiş olurlar.
Çok geçmeden Antarktika yazı sona erer. Kışın gelişiyle penguenlerin cinsel güdüleri de söner. Artık penguenler için kışı geçirecekleri yerlere yürüme zamanı gelmiştir. Yüz binlerce penguenden oluşmuş suru, gürültüyle yol aldıkça, arkada bıraktıkları kıyı altı aylığına sessizliğe ve karanlığa gömülür.
kaynak: hayvanlar.us
Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008
Video Today
Popular
- Grup Hepsi Grubu'nun msn adresleri ?
- Nokia n99i, nokia N 99, Nokia N99, özellikleri, fotoğrafları, resimleri, n99i ekran özellikleri, genel özellikler, kamera, n99i nasıl?
- Hepsi Grubundan Cemre’nin En Güzel Fotoğrafları - Resimleri grup hepsi resimleri
- Sardalya ve Camgözün hikayesi
- Yeliz Yeşilmenin Güzel fotoğrafları, Yeliz Yeşirmen fotoğrafları
- Hepsi gurubu en güzel MSN resimleri, avatar, görüntü resmi, MSN e hepsi cemre fotoğrafı koy
- sivas kangalının resimleri, En şirin, en güzel, Kangal resimleri, sivas kangal köpek fotoğrafları, çok büyük sivas kangalı, en büyük kangal fotoğrafı, iri kangal köpeği fotoğrafı
- En şirin, en güzel, köpek resimleri, giysili köpek fotoğrafları, gözlüklü köpek resmi, çok komik köpek resimleri, çok şirin en şirin en güzel köpek resimleri
- Altın yutan ördek, altın yumurtlaması bekleniyor :)
- en şirin bebek resimleri - arkaplan - en güzel masaüstü bebek fotoğrafları