nedir

ABD’de yapılan bir araştırmada, obezliğin “toplumsal olarak bulaşıcı” olduğu belirlendi.

 Yapılan kapsamlı araştırmada, toplumsal ilişkilerin obezlikte şaşırtıcı biçimde güçlü rol oynadığı belirtilerek, ailesi ya da yakın arkadaşları şişman olanlarda obezlik olasılığının daha fazla olduğu kaydedildi. Araştırmayı kaleme alanlardan California Üniversitesi öğretim üyesi James Fowler, araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından birinin de yüzlerce kilometre uzakta olan arkadaşların bile bir kişinin durumunu etkilemesi olduğunu söyledi. Araştırmaya göre, bir arkadaşı obez olanın aşırı şişman olma olasılığı yüzde 57, kardeşi obez olanın yüzde 40, eşi obez olanınsa yüzde 37 oranında artıyor. Çok yakın arkadaşlıklarda ise riskin üçe katlandığı belirtildi. Bu konuda cinsiyetin de önemli bir unsur olduğu belirtilen araştırmada, aynı cinsiyetten arkadaşlıklarda bir kişinin obezlik riskinin, arkadaşlarından biri alıyorsa yüzde 71 arttığı belirtildi. kardeşler arasında bu risk yüzde 44 olurken, kardeşler arasında
yüzde 67′ye çıkıyor.

BULAŞICI ?

Obezliğin bulaşıcı olduğu sorusuna cevap arayan bilim adamları, birlikte vakit geçiren insanların yeme yapma alışkanlıklarının birbirine benzemesinin tek başına açıklayıcı olmadığını düşünüyorlar.

Araştırmacılar, obez akrabaları arkadaşları olan insanların, “kabul edilebilir ” konusundaki fikirlerinin değişmesinin önemli bir unsur olduğunu belirttiler. Bununla birlikte bilim adamları, insanlardan araştırma sonuçlarına bakıp

obez arkadaşlarıyla ilişkilerini kesmemelerini istediler. “New England Journal of Medicine”da yayınlanan Milli lık

Enstitüsü tarafından desteklenen araştırma ,067 kişi üzerinde yapıldı. Doğal alma almadaki diğer faktörlere bakılan araştırmada, bu konudaki en büyük etkinin aynı genleri paylaşmakta değil arkadaşlık ilişkisinde olduğu belirtildi. Obezlik başta ABD diğer Batı ülkelerinde son zamanlarda bir problemi haline geldi. Dünya çapında 400 bini obez olmak üzere 1,5 milyar şişman yetişkinin olduğu kaydediliyor. Amerikalıların da üçte ikisi obez veya şişman.

Eskişehir Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürü Dr. Aslıhan Coşkun, artan hava sıcaklığının su besinlerle bulaşan hastalıkların artmasına yol açabileceğini söyledi.

Coşkun, yaptığı açıklamada, hava sıcaklığının artması sebebiyle bazı mikrobik hastalıkların su besinlerde üremelerinin mümkün olabildiğini belirterek, “Yeterli önlem alınmadığında, tek bir kaynaktan çıkan çok sayıda etken sularda besin maddelerinde çoğalarak hastalıklara salgınlara sebep olmaktadır. İnsan gücü ekonomik kayıplara yol açan bu hastalıkların temelinde, olumsuz çevre koşulları kişilerin yetersiz temizlik alışkanlıkları bulunmaktadır. Su besinlerle bulaşan tüm hastalıklar, basit önlemle kontrol altına alınabilmektedir. Bu hastalıklarla etkin mücadelede; çevre koşullarının olumlu hale getirilmesi, yeterli sağlıklı içme suyu temini, gıda güvenliğinin sağlanması kişisel temizlik kurallarına uyulması gereklidir” dedi.

Aslıhan Coşkun, su besinlerle bulaşan hastalıklara şı alınması gereken tedbirleri açıkladı. Aslıhan Coşkun, tuvaletten çıktıktan sonra, yiyecekleri hazırlamadan önce, yemeden ya da çocukları beslemeden önce eller, parmak araları içlerinin bol su sabunla yıkanması gerektiğini söyledi.

Bu alışkanlığın çocuklarımıza erken yaşlarda kazandırılması gerektiğini anlatan Aslıhan Coşkun, şunları söyledi: “Daima temiz su içilmeli, kullanılmalı. Su temiz tutulmalı, güvenli bir şekilde saklanmalıdır. Temiz olduğundan emin olunmayan sular kaynatılarak ya da klorlanarak kullanılmalı. Tüm et, sebzeler tamamen pişirilmeli, yiyecekleri hazırlamaya ya da servis yapmaya başlamadan önce eller yıkanmalıdır. Tabak kaplar ile üzerinde sebze benzeri maddeler kesilen tahta mutfak tezgahı, su sabunla iyice yıkanmalı. Yemekler buzdolabında saklanmalı, en uygunu bir öğünde bitecek kadar hazırlanmalı. İnsan atıkları uygun şekilde uzaklaştırılmalı, kanalizasyon sistemi olmayan tuvaletler kullanılmamalı. Karasineklerle mücadele için evde çöpler kapalı kovalarda biriktirilmeli günlük olarak atılmalı. Çiğ yenen sebze meyveler bol suyla iyice yıkandıktan sonra yenmeli.”

Bilim adamları, AIDS’e yol açan HIV virüsünün tedavisinde insanların hücrelerini genetik olarak değiştirme üzerinde çalışıyor. Bu konuda insanlar üzerinde denemelere başlandı. Bunun alanında devrim niteliğinde bir adım olduğu ifade ediliyor.

Avustralya’da yapılan uluslararası konferansta konuşan Amerikalı profesör John Rossi, insanlar üzerinde ilk denemelerin California’daki “City of Hope” hastanesinde başladığını söyledi. Hastanenin moleküler biyoloji ünün başkanı Rossi, bir hastada bu uygulamaya başladıklarını, bu hastaya genetik olarak değiştirilen kendi kök hücresinin zerkedildiğini ifade etti. 4 hastanın da sırada beklediği kaydedildi. Bu yöntemle hücreye genetik bir madde verildiği hücrenin HIV virüsünü tehdit olarak ladığı virüsün yayılmasının önlendiği belirtildi. 

Yazın en sıcak boğucu günlerini yaşadığımız bugünlerde, arabada, evde ya da işyerlerinde klimalar imdadımıza yetişiyor.

Dışarıda sıcağın etkisiyle yoğun bir şekilde terlemiş bunalmışken, evde veya işyerlerinde kendimizi o serin klimalı ortamlara atınca da serinliyoruz. Böyle zamanlarda biz doktorlara en çok sorulan soru; klimanın sağlığımıza olar zararları… Benim açımdan; klimalı ortamlar soğuk hava akımları bel boyun tutulmalarında gerçekten suçlu mu? bakalım.

Klimalı ortamlar, soğuk hava akımları, bel boyun tutulmalarında en başta gelen sorumlular olarak görülmüşlerdir. Bu yaygın kanı, hastalar kadar meslektaşlarımız arasında da vardır. Ancak bu gerçekte ne kadar doğrudur? Bunu anlamak için genel olarak omurga tutulması diyebileceğimiz bel boyun tutulmasının oluştuğuna bakmamız gerekir.

Omurlar arasında yumuşak karakterde kendine özgü son derece özel bir yapıya sahip “disk” adını verdiğimiz oluşumlar vardır. Disk yapısının önceleri sinir taşımadığı ağrı oluşturmadığı sanılırdı. Ancak sonraları diskin en dış tabakasının sinirlere sahip olduğu, dolayısıyla ağrıya olabileceği anlaşılmıştır. Bu yüzden diskte oluşan yırtılmaların, incinmelerin ağrı oluşturmayacağı düşünülüyordu. Ağrının ancak ileri derecede fıtıkların omurilik sinirlere baskı yapması sonucu olduğu kabul edilirdi. Biz şimdi ağrılı disk hastalığının varlığını kabul etmekteyiz.

Bu açıklamalar ışığında, diskte meydana gelebilecek zorlanmalar, incinmeler veya yırtılmaların şiddetli ağrı omurga hareketlerinin kısıtlanmasına olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Disklerin bu şekilde zorlanmalarına olan ise, maalesef günlük yaşam içinde yaptığımız, çoğunlukla farkına bile varmadığımız hareketlerdir.

Bunların başında uzun süreli masa başında oturarak çalışmak gelmektedir.
*Sık sık öne eğilme, kalkma
*Öne eğili pozisyonda kalarak çalışma
*Ağır objeleri kaldırma gibi aktiviteler disklerin zaman içinde zayıflamasına yırtılmalarına olabilmektedir.

Hastalar genelde bu zorlayıcı faktörleri zaten hemen her gün yaptıkları için, omurga tutulmalarında, eğer soğuk veya klimalı bir ortamda iseler kolaylıkla olarak göstermekte direk klimaları suçlamaktadırlar. Ancak gerçekte asıl suçlu, omurgamızı zorlayan aktivitelerdir. genelde ya o anda ya da ertesi sabah, daha az ihtimalle bir iki gün içinde omurga tutulması yaşamaktadır. Biraz istirahat, sıcak kas gevşeticilerle birkaç gün içinde düzelmektedir. Ancak tekrarlayan tutulmalar veya ciddi bir zorlanma sonucu,zaten zedelenmiş olan disk kolaylıkla daha büyük yırtılmalara bel veya boyun fıtığına dönüşebilir.

Bu yüzden boyun bel tutulması yaşayan hastaların suçu klima veya soğuk havaya atmayıp ileride oluşabilecek bir bel boyun fıtığının habercisi olduğunu düşünerek önlem almaları daha akılcı olacaktır.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Uzman Diyetisyen Canan Ulus, şişmanlığın psikolojik sorunlardan diyabet, kısırlıktan rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığa sebep olduğunu bildirdi.

’de bayanlarda yüzde 27-30, erkeklerde ise yüzde -15 arasında görülen şişmanlığın üstesinden doktor kontrolü altında gelinebileceğine dikkat çeken Canan Ulus, “Şişmanlık birçok hastalığa olduğu gibi kendisi de bir hastalıktır. Özellikle son yıllarda çocuklarda yanlış beslenmeden kaynaklanan şişmanlığa rastlanmaktadır. Bilinçli bir şekilde şişmanlıktan kurtulmanın çareleri aranmalıdır” dedi.

Vücudun yağ dengesinde oluşan bozulmaların olduğu şişmanlığın yaşam kalitesini bozduğunu, bunun yanı sıra birlikte görülen hastalıklar nedeniyle erken yaşta ölümlerin söz konusu olduğunu vurgulayan Ulus, “Fiziksel estetik görünüm bozukluğu dolayısıyla sızlık, ortama uyamama gibi sorunları da beraberinde getirmekte, hatta psikolojik rahatsızlıklara bile olabilmektedir” diye konuştu.

Ulus, tip 2 diyabet, hipertansiyon, koroner hastalığı, yetmezliği, felçler, üreme ile ilgili hastalıklar, kanserler, safra kesesi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, eklem problemleri, ürik asit yüksekliği, reflü hastalığı idrar kaçırmanın şişmanlıkla birlikte olabilecek hastalıklar olduğuna değindi.

Tip 2 diyabetiklerin yüzde 80′inin şişman olmasının tesadüf olmadığına işaret eden Ulus, yine ideal kilonun yüzde 20’sinin üzerine çıkıldığında hipertansiyon gelişme riskinin de 8 kat arttığına dikkat çekti. Ulus, “Ayrıca artışı ile birlikte kolon, rectum, kanserlerinde bunlardan ölümde de bir paralel artış söz konusudur. Kilolu hanımlarda sık görülen siklus bozuklukları polikistik over sendromu kısırlık gibi problemlere de genellikle şişmanlık eşlik etmektedir” şeklinde konuştu.
edilmesi zorunlu olan şişmanlıktan kurtulmaya veren bireylerin öncelikle dahiliye doktorlarına görülmesi, ardından diyetisyen kontrol takibinde diyete başlaması gerektiğini vurgulayan Ulus, diyetisyenin uygun diyetle birlikte hastaya yapması gerekenleri söyleyeceğini vurguladı. Ulus, şişmanlıktan kurtulmada irade sabrın önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Kan dolaşımı..
Yavaş kan dolaşımı göz altı morluklarına olabilir. Bu sorun Latin Amerikalılarda karasal, denize kıyısı olmayan yerde yaşayanlarda gözlenir. Yavaş kan dolaşımı, ciltte fazla Hemosiderin (demir oksiti içeren bir pigment) birikmesine olur. Bu tür morluklardan kurtulmak zor olsa da, bazı araştırmalarda retinol K vitamini kombinasyonunun morlukların giderilmesine yardımcı olduğu gözleniyor. K vitaminli birçok ürün bulunsa da morluklar için işe yarayıp yaramadığı henüz tam bilinmiyor.

Morluğun diğer sebebi melanin..
Melanin de göz altı morluklarına olur. Güneş melanini açığa çıkardığında, melanin cildi koyulaştırır ağırlıklı olarak göz altlarında toplanır.

Uyku durumunuz ?
Uykusuzluk, düzenli kan akışını sınırladığı için göz altı halkalarının diğer bir oluşma sebebidir. Bu nedenle iyi uyuyup uyumadığınıza da özen gösterin.

Göz altı morlukları için ne yapabilirsiniz?
Her gün mutlaka güneş koruyucu sürmeli güneş gözlüğü takmalısınız. Güneş koruyucu özellikli göz altı kremleri mevcut ama diğer yüzle ilgili güneş koruyucuların göz ı koruduğuna ilişkin kesin veriler yok. Gözlerinize batmayan titanyum dioksitli güneş koruyucuları da deneyebilirsiniz. Sağlıkla ilgili sorunların yansıması olarak morluklar oluşmuş olabilir. Bunun için de şikayetlerinizi gözden geçirerek bir iç hastalıkları uzmanına başvurmalısınız. Tüm bunlara göre tavsiyemiz güneş koruyucular dışında göz halkalarını giderdiğini belirten ürünlere boşuna harcamayın pahalı lazer tedavileri, peelinglerden uzak durun. Bunlar işe yaramaz paranız boşa gider. Göz altı halkaları için bunların ötesinde yapılabilecek çok bir şey henüz maalesef yok.

kanserin belirlemede en sık kullanılan yöntem rektum incelemesi yoludur. ı inceleme için hekim rektal tuşe ile normal büyümesi ile kanseri kolayca ayırdedebilir.

Dijital rektal muayene ile birlikte sıklıkla kullanılan başka bir işlem bir PSA testidir. (prostata özgü antijen PSA testi). Bu test vücutta özgü antijen düzeylerini ölçer. hastalığının en erken evrelerinde bile, hastanın PSA düzeyi artmaya başlar bu test ile belirlenebilir. Bu da hekimin, hastada muayene ile belirlenemeyecek değişiklikleri ortaya çıkarmasını sağlamaktadır. Ancak PSA düzeyinin yüksekliği , hastanın muhakkak olduğu anlamına gelmez. Bazı dışındaki durumlar da PSA miktarını arttırabilir: Örneğin BPH (ın olamyan büyümesi) yüksek PSA düzeyine olabilen en sık görülen durumdur. dokusu büyüdükçe , bu dokudaki hücreler normalden daha fazla PSA üretir. Diğer bir sebep Prostatit olabilir. ın iltihap veya enfeksiyonuna bağlı irritasyonu bezdeki hücrelerin artmış miktarda PSA salgılamasına olabilir. Yine bezindeki enfeksiyon gibi üriner sistem enfeksiyonu da PSA düzeyini arttırabilir.

olmayan durumlarda da PSA seviyeleri yükselebildiği için genellikle transrektal ultrasonografi (TRUS ) yapılması gerekmektedir. Bu işlem sırasında hekim, görüntüsünü yansıtan acısız dalgaları üreten bir aleti rektuma yerleştirmektedir. Yansıyan dalgaları, daha sonra hekimin görebileceği bir ında bir görüntü haline dönüştürülür. Bu işlem lokal anestezi altında yapılabileceği gibi, hastanın daha stresli olduğu durumlarda genel anestezi 3 boyutlu Sonografi ile de gerçekleştirilebilir. kanserinden şüpheleniyorsa hekim, iğne biyopsisi yoluyla ufak bir dokusu örneği alabilir. Daha sonra doku örneği, hücresi içerip içermediği belirlenmek üzere mikroskop altında incelenir. Bu, kanserini kesin olarak teşhis etmenin tek yoludur.

varlığı biyopsi ile doğrulandıktan sonra yapılması gereken ilk şey evrelemesi olarak ta adlandırılan, kanserin hızlı ya da yavaş gelişen bir olarak nitelendirilmesi olmalıdır. Doktorunuz evresini tespit ettikten sonra en uygun tedaviyi önerecektir.

kanseri özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte büyümesi buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir. Ancak erkeklerde en çok görülen olan kanserinde erken teşhis hayat kurtarır. Gelişmekte olan küçük müdahaleler minimum yan etkilerle iyileşme sağlayabilmektedir.

kanseri de diğer türleri gibi vücuttaki normal hücre büyümesinin bozularak sonuç olarak tümör adı verilen bir doku kitlesi oluşturması durumudur. Tam olarak sebebi bilinmese de, yaş, ırk genetik faktörlerin büyük rol oynadığı tespit edilmiştir. kanseri erken safhasında teşhis edilirse, doğru yerinde bir ile iyileşme şansı yüksek bir hastalıktır. Henüz kapsül dışına yayılmamış ise kanserin yok edilmesi mümkündür. Bu nedenle, 45 yaşını aşan erkeklerin yılda bir kez kontrolünden geçmesi çok büyük önem taşır.

hhattat@hattathospital.com

Tarkan ‘Metamorfoz’la geliyor

Tarkan, dört yıllık aradan sonra yeni albümü için gün sayıyor. 27 Aralık’ta müzikmarketlerde olacak albüm, DMC-D&R etiketiyle satışa sunulacak. Tarkan yeni albümüne değişim anlamına gelen ‘Metamorfoz’ adını verdi. Ünlü popçu imajını da yeniledi. ‘Metamorfoz’ albümünde sözlerinin tamamı Tarkan’a ait 10 yeni şarkı var. Bu şarkılardan yedisinin bestesi Tarkan’a ait. Tarkan, albümün prodüktörlüğünü de Ozan Çolakoğlu ile beraber üstlenirken, albüm DMC etiketi ile çıkacak. Albümün çıkış şarkısı ise ‘Vay Anam Vay’ adlı bir Tarkan bestesi. Tarkan, ilk klibini de Kıç Barıönü yönetmenliğinde bu şarkıya çekti.metamorfoz albümünden kesitler dinlemek için: http://www.tarkan.com

kadınlar, bayanlar, , , , , tedav, tüp , menopoz, , , , giysi, giyinmek, trend, estetik, burçlar, meme, alışveriş, erkekler, , , ne demek?, ?, nerede?, , ne zaman, ne için?, ?

: )) kategorimiz açılmıştır. konulara bu kategoriden ulaşabilirsiniz.

Hidroksi asitler : Alfa hidroksi asit beta hidroksi asit gibi soyma işlemine katkılarıyla bilinen asitlerin oluşturduğu grup.

Hormonal yaşlanma : Dahili yaşlanmanın bir kısmını oluşturur.Özellikle hormon seviyelerindeki doğal değişimle ilgilidir.Menopoz öncesi menepoz sırasında oluşan problemleri de kapsar.

Hyaluronic asit : Cildin nemini korumasını sağlayan bir asittir.Kendi ağırlığının bin katı kadar suyu tutabilir.

K vitamin : Kızarıklıkların giderilmesinde kullanılır.

Kafein : Ödemin giderilmesinde yüzeysel olarak kullanılır.

Kapsamlı : Kendinize duygusal,sosyal ruhsal olarak iyi bakmanız.

Keratoz pilaris : Tüy köklerinin tıkanmasıyla meydana gelen kızarık çıkıntılar.Genelde yanaklar üst kollarda meydana gelir.




Kıl dönmesi : Bir tüy kökünün içerde hapsolması ile meydana gelen ağrılı şişkin kist.

Kırmızı çay : Aspalathus Linearis ekstresi olarakda bilinir.Bilinen en güçlü antioksidandır.Kılcal damar duvarlarını güçlendirir.

Kist : Cildin altında ele gelen küçük,sarımsı renkte,lastik kıvamında yuvarlaklar.Kistler yavaş büyür enfekte olduklarında apseye dönüşürler.

Kolajen : Cildin yapısal desteğini oluşturan elastik lifler.

Kuru cilt : Yağdan mahrum kalmış cilt.

Laktik asit : Soyma işlemine katkılarından ötürü kullanılan alfa hidroksi asit.

Lavanta yağı : Anti-enflamatuar,antibakteriyel,antiseptik etkileri,yumuşatma şifa verme özellikleri sebebiyle kullanılan bir bitkisel yağ.

Lecithin : B vitaminin kimyasal kuzeni olarak bilinen Lecithin ; hücreleri çevreleyen lipid katmanının öenmli bir yapıtaşıdır hücre zarının oluşumuna katkıda bulunur.Lecithin hücre zarının bütünlüğü için o kadar önemlidir ki vucüt kendi kaynagını erütme konusunda donanımlıdır.

Lezyon : ciltteki herhangi bir leke,belirti ya da anormallik.

Linoleic asit : K vitamin olarak da bilinir.Bitkisel yağ asididir.Kızarıklıkların azaltılmasında kullanılır.

kaynak: bayanca.net

Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi”nde Nil Bentürk ünlü tasarımcı Sema Özyurt ortaklığında açılan Yomnia, birbirinden farklı özgün deri tasarımlarıyla şık stil sahibi giyinmeyi sevenlerin en iddialı adreslerinden biri olmaya hazır…

Öz çe’de “şans bereket getiren” anlamına gelen “Yom” kelimesinden yola çıkarak isimlendirilen Yomnia deri koleksiyonu, “Şansa tutkuyla bağlanın” sloganıyla deriyi mıza sokuyor. Özgün olmayı seven, bir mekana girdiğinde tarzıyla fark edilmekten hoşlanan, şık ın Yomnia’nın, deri formlarında yaptığı yenilikler oldukça dikkat çekiyor. Hassas, detaycı, yenilikçi konformist bir anlayışın filizlerini Yomnia’nın her tasarımında bulmak mümkün. Yomnia’nın geniş ürün yelpazesinde, ister kadınsı, ister çocuksu, ister , ister klasik her tarz ın gece gündüz rahatlıkla kullanabileceği birbirinden farklı deri tasarımlar bulunuyor.



Yomnia koleksiyonunda deri ceketler, blazerlar, çkotlar gömlekler ön plana çıkıyor. Ayrıca şık deri mini elbiseler, aksesuarlarla süslenmiş bluzlar sezonun en moda parçalarından biri olan yelekler de deri ayrıcalığıyla şımıza çıkıyor. Koleksiyonun en önemli özelliği tasarımda detaylara verilen önem kişiye özel hissi veren stil yaklaşımı. Ayrıca natürel bir işleme tekniği olan vejetal tabaklama sayesinde derilerde elde edilen yumuşaklık da oldukça dikkat çekiyor. Modellerin tümü kadına zarif bir silüet kazandıran kesimlere sahip. Giyimde sadece bir deri ceketle de şık olunabileceğini kanıtlayan Yomnia, deriyi tekstil gibi işlenmiş bir halde, son derece farklı tasarımlarda sunuyor. Deride olmayacağı düşünülen detayların mevcut olduğu Yomnia tasarımları, insan ufkunun sınırsızlığını yansıtıyor.


Yomnia koleksiyonunda Uzakdoğu tarzından esinlenen modeller, büyük, yüksek farklı kesim yakalar, büzgü plise detaylar, nervürler, origamik formlar, Çin düğmeleri, metal aksesuarlar, deri-süet kürk kombinleri, delikli görünümlü lazerli deri kullanımları göze çarpıyor. Her biri bir sanat eseri gibi tasarlanmış modelleri de açık koyu kahverengi, bej, bordo, siyah, yeşil lacivert olmak üzere 7 farklı renkte sipariş etmek mümkün. Yomnia tasarımlarında, alan kişiye şans getirmesi için astarlara Yomnia’nın da sembolü olan “Yusufçuk” işlenmiş…

kaynak: bayanca.net

Kış tüm serinliğiyle yaklaşırken, erkeklerin bayanların içini ısıtacak, tarzına tarz katacak çkot seçenekleri, LC Waikiki’nin Sonbahar/Kış 07-08 koleksiyonunda…

Serin yağmurlu günlerinin değişmez giysisi olan günlük koşuşturma içindeki kent insanının na katan çkotlar, farklı kumaş alternatifleri özel kesimleri ile LC Waikiki mağazalarında sizi bekliyor.

Sonbahar kış aylarının vazgeçilmezleri arasında yer alan, naturel renklerin ağırlıkta olduğu, çkotları şık bir kıyafetle ya da jeanle kullanmak mümkün. Serin havalarda şıklığından ödün vermeden sıcacık kalmak isteyenler mutlaka LC Waikiki’ye uğramak…


kaynak: bayanca.net

Foliküler Ünite Ekstraksiyonu.
Saç köklerinin hiçbir şekilde kesi izi olmadan, dikiş kullanmadan özel micro cerrahi aletlerle, uzman ekip tarafından, tek tek saçlı deriden alınması işlemidir. Saç üniteleri (greftler) kafa derisinin arka yan bölümlerinden çıılarak, saçlanması istenen bölgeye yerleştirilir. Verici alıcı alana lokal anestezi .


Bu teknik göğüs, sırt, ın kılları transplantasyonuna da izin vermektedir. Alınan bu kıllar zaman içinde transplante edildiği bölgeye ait kıl özelliklerine uyum sağlayıp, aynı yapıya (görüntüye) sahip olarak yaşamını sürdürür. FUE tekniğinde bir seansta yaklaşık 800 - 1500 greft yani 1800 - 3500 arası saç teli nakledebilmektedir daha yoğun ekim gerektiğinde seanslar uzamakta, kişi için bu işlem 2-3 gün vakit almaktadır.


FÜE Tekniği Vücut Kılı Nakline Olanak Verir


Bu yöntem ile vücudun birçok bölgesinden göğüs, ın, sırt vb.


gibi bölgelerden verici olarak foliküler ünite elde edilebilir. Vücudun diğer bölgelerinden kılların kullanılması var olan verici saçların toplam miktarına da gözardı edilemeyecek katkıda bulunur. Araştırmalar sonucu göğüsten alınıp kafa derisine ekilen kılların göğüste olduğundan daha hızlı uzadığı bulunmuştur.


FÜ Transplantasyonu mu FÜ Ekstraksiyonu mu Bu İki Yöntem Birleştirilebilir mi?
Bu yöntemlerin her ikisi de saçsız deriye ekilecek kök sayısının en az zararla en iyi kozmetik netice olacak şekilde kullanılabilir.Buradaki hassas nokta hangi hastaya hangi yöntemin uygun olacağına vermektir.Deneyimli doktorlar ekipleri tarafından uygulandıkları takdirde her iki teknikte faydalıdır.


Foliküler Ünite Ekstraksiyonun Seçilmesi Gereken Durumlar:


Oluşabilecek minik yara izlerinin önemi olmadığını düşünen hastalara.
Saçı sıfır numara traş ile kullanmak isteyenlerde.


Eski yara izlerinin düzeltilmesi gerekince bu tamir işlemi yeni yara oluşturulmadan yaptırmak isteyenlerde.


Çok genç cilt elastikiyeti çok yüksek geniş skar geliştirme eğilimi olan hastalarda.


Birkaç kez şerit yöntemi ile opere edilerek yeterli verici kaynağı kalmamış hastalarda.


FÜE yönteminin seçilmesi hastanın isteğine uygun olumlu sonuçlar almasın sağlar.



FUE Tekniğinin Avantajları:


Bistürü kullanılmadan gerçekleştirilen mikrocerrahi bir teknik olduğu için dikiş gerektirmez.
İsteğe göre yada gereken seanslar birer gün arayla beklemeden arka arkaya uygulanabilir.


Saç folikül grupları birer birer ayrı ayrı kafa derisine nakledilir.


Yara izi bırakmaz.


erkekler farketmeksizin isteyen her kişi de uygulanabilir.


İyileşme süresi oldukça kısadır. Bu yüzden operasyon gerçekleştirildikten hemen sonra normal hayata devam edilebilir.


Kaş sakalların yeniden oluşturulabilme olanağı vardır.


Verici bölge kısıtlaması olmadığından saç ekimi istenilen alıcı alana istenilen yoğunlukta saç ekimi yapılabilir.



FÜE Tekniğinin Dezavantajları:


Ekilen saç teline göre klasik yöntemden daha pahalı bir tekniktir.
Saç ekimi süresi daha fazla sürer.


Vücut kıllarının saçlı deriye adapte olmaları uzamaları daha fazla süre(6-8 ay) gerektirmektedir.

kaynak: bayanca.net

Saç Ekimi ?

Diğer adıyla saç nakli sağlıklı güçlü saç köklerinin verici bölgeden genellikle başın arkasından alınarak incelmiş ya da tamamen açılmış bölgeye taşınması işlemidir. Çağdaş cerrahi teknolojileri sayesinde saç ekimi ile son derece doğal görünümler elde edilebilmektedir. Bu sayede saç kaybına bağlı kişide oluşabilecek psikolojik travmalar sosyal yaşamdan uzaklaşma saç nakli ile düzeltilerek bireyin kendini daha güçlü hissetmesi sağlanabilmektedir.


Kimler Saç Ektirebilir?


Saç ekimi cerrahisine uygun adaylar, başının yan arka bölgelerinde yeterli miktarda saç olan kişilerdir. Bu kişilerde FUT FUE yontemlerinin her ikiside kullanılabilir. Saç ekimi operasyonun uygun bir diğer aday grubu ise göğüs, bacak vb. bölgelerde yeterli miktarta sağlıklı kıl olanlardır. Bu kişilerde kullanılan saç ekimi yöntemi FUE dir.


Modern tekniklerin saç ekimi cerrahisinin geliştirmesi ile birçok geçmişte saç nakli cerrahisine uygun aday değilken bugün uygun aday haline gelmiştir. Büyük graftların kullanımı ile oluşturulan doğal olmayan görüntüler yerlerini, küçük boyuttaki graftların kullanımı ile doğal görünümlere bırakmış gelişen yeni aletler ile birlikte her kişiye uygun doğal saç görünümünü gerçekleştirme olanağını sağlanmıştır.
Donor dominant (baskın verici) olarak adlandırılan başın yan arka bölgelerindeki ( vertex ) saçlar hayat boyu uzamaya devam eder dökülmezler. Bu saçların saçsız bölgeye nakledilmesi uzama veya dökülmeme yeteneklerini değiştirmez. Diğer bir mlama ile saç köklerinin dökülmesi veya dökülmemesi bulunduğu yerin özelliğine bağlı değil tamamen kendi genetik özelliğine bağlıdır. Donor dominansı veya baskın vericilik, saç naklindeki yı sağlayan bilimsel temeldir.


Kimler Saç Ektiremez?


Saç nakli her yasta uygulanabilir. Bununla birlikte ameliyat yoluyla uygulanan saç nakli, şeker hastalığı, tansiyon hastalığı, diyaliz gerektiren böbrek rahatsızlığı, karaciger ya da agır hastalığı olan kişilere uygulanamaz.
Saç Ekimi Operasyonu ağrı hissi verir mi?
Operasyon esnasında lokal anestezi yapıldığı için ağrı duyulmaz. Lokal anastezinin etkisi bir gun sonra geçtiğinde kullanmaya gerek yoktur…

kaynak: bayanca.net

Done Saç Ekimi Estetik Merkezi bilimin teknolojinin sunduğu en son yöntemleri uyguluyor…

Çoğunlukla erkeklerde görülen, aileden gelen genetik nedenlerle saç dökülmelerine şı, dünyada üç tür saç ekim tekniği uygulanıyor. Kadıköy Bahariye’deki Done Saç Ekimi Estetik Merkezi, deneyimli uzman kadrosu modern teknolojisi ile klasik, fue (ameliyatsız) biofıbre (suni) saç ekimi yöntemlerinin tümünü, ihtiyaç tercihe göre yla uygulayıp, kellikten rahatsız olanları ömür boyu garantili, sağlıklı saçlara kavuşturuyor.

Erkeklerde kadınlara göre çok daha yoğun biçimde görülen genetik saç dökülmeleri şısında, modern bilim teknolojinin sunduğu olanaklarla geliştirilen saç ekim teknikleri, sağlıklı lı çözümler ortaya koyuyor.


Muayene testlerle saç dökülmelerinin nedenini kolayca belirleyen Done Saç Ekimi Estetik Merkezi, gereken durumlarda, en son geliştirilen üç modern saç ekim tekniğini de, ihtiyaç isteğe bağlı olarak yla uyguluyor.


Saç dökülmesi şikayeti ile Kadıköy Bahariye’deki Done Saç Ekimi Estetik Merkezi’ne başvuranlar için, muayene bazı testler sonucunda, dökülmenin boyutu, yaşı nedeni belirlenerek, buna göre onları yeniden saçlarına kavuşturacak bilimsel çözüm alternatifleri sunuluyor. İlaç deri içine uygulanan ilaç (saç mezoterapisi) ile önlenemeyen saç dökülmeleri şısında, dünyada uygulanan en gelişmiş üç saç ekim tekniğinden en uygun olanı tercih ediliyor.


Done Saç Ekimi Estetik Merkezi’nin deneyimli uzman kadrosu tarafından uygulanan saç ekim teknikleri, ameliyathane ortamında lokal anestesi ile gerçekleştiriliyor. Kişinin uyanık olduğu hiçbir ağrı sızı hissetmediği operasyonlar 4 ila 6 saat sürüyor. Klasik saç ekiminde, ense bölgesinde bulunan dökülmemeye şifrelenmiş olan saçlar lokal anestezi ile uyuşturularak alınarak, bunlar tek köklü mikrogreftlere (kıl köklerine) ayrılıyor. Bu tekli veya ikili kıl kökleri alın veya tepe bölgesindeki açık alana tek tek ekiliyor. 3 hafta içinde ekilen bu saçlar dökülüyor 3 ay sonra yerini hiç dökülmeyecek olan orijinal saçlara bırakıyor.


Farklı ihtiyaçlara modern çözümler


Fue olarak mlanan ameliyatsız saç ekim tekniği de, dünyada son iki yıldır uygulanıyor. Done Saç Ekimi Estetik Merkezi’nde uygulanan bu konforlu modern teknik kapsamında, saçlar vucudun kıl içeren her hangi bir ünden lokal anestezi ile uyuşturularak tek tek alınıyor yine tek tek ihtiyaç duyulan bölgeye ekiliyor. Hiçbir şekilde alınan bölgede bir yara izi söz konusu olmazken, klasik saç ekimine göre daha süren bu teknik, özellikle verici alanda yeteri kadar saç teli bulunmayan çok kısa saç kullanmak isteyenler için tercih ediliyor. Her iki teknik kullanılarak saç ektirilenler, her türlü kuaför hizmetinden faydalana biliyor özel bir bakıma ihtiyaç duyulmuyor.
a
Biofibre uygulamalarında ise, Amerika”da üretilen değişik görünümlerdeki 17 cm uzunluğunda suni saç telleri, alerji testinden sonra istenilen bölgeye lokal anestezi ile tek tek ekiliyor. Ekim işlemi bittiğinde kişi yeni saçlarını tarayıp günlük aktivitelerine geri dönebiliyor. Bu saçların ömrü 5 ile 11 yıl arasında değişiyor. Biofibre”la ekilen saçlar, bir kere istenilen modelde kestiriliyor o şekilde kalıyor. Bu saçlar, uzamıyor hiçbir kuaför işlemi uygulanamıyor.

kaynak: bayanca.net

Nişastalı şekerli gıdalardan hayat boyu uzak durmanın mümkün olmadığını söyleyen uzmanlar, diş bakımının yeme düzenine göre yapılmasını öneriyor…

Çikolata, cips, bisküvi, gofret, mısır, simit, kek gibi atıştırmaya yönelik gıdaların çürük oluşumunu artırıyor. Bu nedenle bu tür gıdalar tüketildikten sonra ekstra ağız diş bakımı yapılması gerekiyor. Diş Dostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Diş Hekimi Oktay Dülger diş çürüğünün, doğru beslenme, doğru diş fırçalama düzenli diş hekimi kontrolüyle önlenebilen bir olduğunu söyledi.

Araştırmaların yalnızca günde üç defa diş fırçalamanın, diş çürüklerini önlemede yeterli olmadığını gösterdiğini ifade eden Oktay Dülger, sağlıklı dişler için ekstra bakım gerektiren durumlar bulunduğunu belirtti.


Öğünler arasında yenilen şekerli nişastalı gıdaların diş dişeti hastalıklarına yol açtığını söyleyen Dülger, “Çikolata, cips, bisküvi, gofret, mısır, simit, kek gibi atıştırmaya yönelik tüm gıdalar, çürük oluşumunu artırıyor. Bunları tükettikten sonra ekstra ağız diş bakımı yapılmalı” dedi. Dülger şöyle devam etti:
“Nişasta ağız içinde şeker haline gelir, şeker ise diş yüzeylerinde çürük yapan asite dönüşerek diş dokularını eritir. 15 dakikada gözle görülür şekilde çürük oluşabiliyor. Nişastalı, şekerli gıdalardan hayat boyu uzak durmak mümkün değil. Bu nedenle diş bakımını yeme düzenine göre yapmalıyız. İsviçre, çikolatanın en fazla tüketildiği ülkelerden biri olmasına rağmen, koruyucu diş hekimliğinde gelişmiş bir ülke olması nedeniyle diş çürüğü oranının da oldukça düşük olduğu bir ülkedir.”


Dülger, diş fırçalamanın yanı sıra diş ipi, dil fırçası, ağız gargarası ağız duşunun da diş sağlığı için olmazsa olmazlar arasında yer aldığı vurguladı. Oktay Dülger, en az altı ayda bir diş hekimi kontrolünün şart olduğunu söyledi…

kaynak: bayanca.net

Adaçayı toz haline getirilerek diş temizliğinde kullanılır. Dişleri sağlamlaştırır, bembeyaz yapar.


Ahududu çiçeğini kaynatarak yapılan ılık su banyosu, diş eti iltihaplarına iyi gelir.


Ayçiçek yağı içilmez ama gargara olarak kullanıldığında ağızdaki zararlı bakteri molekülleri yok eder. Vücudun zehirlerden temizlenmesine yardımcı olur.


Böğürtlen suda kaynatılıp bu su ile ağız çalkalanırsa ağız yaraları diş etleri iltihaplanmasına iyi gelir. Böğürtlen yaprakları çiğnenirse dişeti kanamaları durur.


Ceviz kökünden diş ağrısını önleyici bir sıvı elde edilir. Çayın içinde bulunan fluorür maddesi diş çürümelerini önler.


Frenk üzümü (kaynatılmış) kaynar suya bırakılarak elde edilen sıvı iel gargara yapılırsa ağız yaraları, diş etleri kanamaları yok olur.



Kara buğday son derece zengin besin değeri ile yüksek kalori sağlayıcı bir bitkisel üründür. İçinde dişlerin çürümesini önleyen florür vardır.


Kimyon tohumları ağızda çiğnendiğinde diş etlerini kuvvetlendirir.


Havuç dişetlerini kuvvetlendirir.


Karadut şurubunun lokal olarak uygulanması halinde düş ağrısına iyi gelmesidir.


Karanfil ağacından elde edilen yağın diş çürümelerini önleyici etkisi vardır.


Limon çiğnendiğinde diş etleri kanamasını önler.


Maydanoz diş ağrılarında etkili olur.


Mine çiçeği suyu ile gargara yapıldığında diş çürümelerini önler.


Turp dişetlerini kuvvetlendirir.


mersini diş iltihaplarına iyi gelir.

kaynak: bayanca.net

Günümüzde yüze genç dinamik bir görünüm kazandırmak için pek çok yöntem uygulanıyor. Bunlar birleştirildiğinde daha kalıcı, az riskli az komplikasyonlu sonuçlara ulaşılabiliyor…

Yüz germe ameliyatı denilince hemen aklımıza tüm yüz derisinin, deri altı yapılarından ayrılıp bütün kırışıklıkları giderecek şekilde gerilmesi gelebilir. Ama yüzdeki kırışıklıkların hepsini sadece deriyi gererek ortadan kaldırmaya çalışmak mimiksiz bir ifade ortaya çıır, bu da yüze bir maske görünümü verebilir. Oysa alın, göz dudak etrafındakı kırışıklıklar ilave metotlarla ayrıca edilebilir.

Yüz germe ameliyatında olarak üç tabakada işlem yapılabilir: En üstteki tabaka deridir sadece bunun tek başına fazla gerilmesi ile “rüzgara şı yürüyen bir insanın yüz görünümü” ortaya çıkabilir.
Önemli olan ikinci tabaka, yani yüze uyum istikrar sağlayan, SMAS denilen tabakadır.


Bu tabakayla birlikte boyun alın adalelerinin ayrı olarak gerilmesi, daha doğrusu sarkmış durumdaki yerlerinden eski pozisyonlarına getirilmesi, yüze eski doğallığını dinamizmini kazandırır.


Üçüncü tabaka ise periost denilen, kemik üzerindeki tabakadır. Bu tabakanın lifting”i genellikle endoskopi tekniği ile . Bazı otoriteler bu metodu uygulayarak yüzü gençleştirmenin yanında yüzde aşikar ifade değişikliklerinin meydana gelmesine sebep olmuşlardır. Bu değişiklik ihtimali ameliyattan önce hastayla mutlaka konuşulmalıdır.


Yüz gerdirmede neler uygulanıyor?


Face styling: Face lifting ile bütün yüz kırışıklıklarını gidermek mümkün değildir, dolayısıyla başka ilave yöntemlerle kombine etmek gerekir. Ekzodermpeeling, laserpeeling, dermabrazyon, yağ veya diğer dolgu maddeleri ile doldurma işlemleri gibi. Dünyada bazı plastik cerrahlar son zamanlarda popüler olan bu kombinasyon yöntemini “Face styling” olarak adlandırıyor.


Midface-lifting: Klasik face lifting”de genellikle yüzün sarkmış olan orta ünü etkin bir şekilde germek mümkün değildir. Yüzün orta kısmının sarktığı durumlarda “midface-lifting” denilen orta yüz germe yöntemiyle bu kısımlar, alt göz kapağının kenarından yapılan kesiyle tamamen kemik üzerinden sıyrılıp yukarı asılır. Deri onun altındaki SMAS tabakasının çekilmesiyle yüzün sadece üçte ikilik alt kısmı gerilir. Alın göz bölgeleri için ayrı bir işlem yapmak gerekir.


Alın germe: Kaşların devamlı kaldırılması ile alında ortaya çıkan yatay çizgilenmeler, yüzün kırışık olmayan diğer kısımlarıyla tezat yaratabilir. Ayrıca devamlı kaş çatmadan veya güneşten gözü koruma refleksinden dolayı kaşlar arasında ortaya çıkan dikey derin çizgiler de yüze sert bir ifade verebilir. Günümüzde botoks enjeksiyonları ile bu kırışıklıklar sadece geçici olarak ortadan kaldırılabilmektedir. Devamlılık ise sadece alın germe ameliyatı ile sağlanabilir. Klasik olarak alın saç sınırından 3-4 cm. kadar içeriden, bir şakaktan öbür şakağa kadar uzanan bir kesiyle alın derisi alın adalesiyle birlikte alın kemiğinden sıyrılır, fazla aktif olan alın kaş çatma adaleleri kısmi olarak zayıflatılır veya kesilerek pasif hale getirilir. Aşağıya sarkmış kaşlar eski pozisyonlarına getirilir saçlı deriden 1-2 santimlik bir şerit çıılarak alın gerilir.


Endoskopik alın germe kaş kaldırma: Bilhassa gençlerde, alınları fazla gevşememiş, çok fazla deri çıılması gerekmeyen hastalarda 3-5 mini kesi ile bütün alın derisini mobilize etmek endoskopik kamera ıyla görerek kaş arası adalelerini zayıflatmak kaşları normal pozisyonlarına getirmek mümkündür. Endoskopik alın germenin kalıcılık süresi klasik alın germe ameliyatının kalıcılığı kadar uzun değildir.


Kaş kaldırma: Alın germe gibi büyük ameliyat işlemi arzu etmeyen hastalarda bilhassa erkeklerde, kaşın üst sinirinden yapılan kesiyle elips şeklinde deri çıkartılması bu şekilde kaşların normal pozisyonlarına getirilmesidir. Ayrıca kaş şakak arasında deri altından tünel açılarak mini kesilerle kaşı asmak da çok sıklıkla uygulanan bir tekniktir.


Şakak liftingi: Genellikle tek bir ameliyat olarak genç hastalarda uygulanan bir metottur. Çökmeye başlamış yanak bölgesinin yukarıya kaldırılması göz etrafındaki kırışıklıkların hafifletilmesi sağlanır.


Mini-lifting: 40 yaş civarındaki, boyun sarkıklığından ziyade yanağın sarktığı durumlarda uygulanan, fazla kesi gerektirmeyen, genellikle sadece derinin gerdirildiği bir yöntemdir. Birçok cerrah tarafından da “Model-lifting” diye adlandırılır. Kalıcılığı çok uzun süreli değildir.


Midi-lifting: Mini-lifting”e ilave olarak derin tabakaların da gerildiği bir metottur. İşkadınlarının erkeklerin çok rağbet ettiği bir yöntem olmaya başlamıştır. İyileşme sürecinin kısalığı kalıcılığının mini-lifting”e nazaran daha uzun olması avantajlarıdır. Boyun gerilmesinin gerekmediği durumlarda kısa kesilerle uygulanması mümkündür.

kaynak: bayanca.net

Cildi germe toparlama yöntemi olarak son 1-2 senede tüm dünyada aşırı ilgi ile şılaşan Happy Lift uygulaması, estetik cerrahide devrimsel bir yöntem olarak gözüküyor…

Uygun ellerde yapıldığında son derece basit risksiz bir yönte olan Happy Lift”in temelinde cilt altına yerleştirilen iplerle o bölgeye lift yapmak, yani gerdirmek yatıyor. Yüz, boyun, göğüs kalçalar ise bu yöntemde en çok baş vurulan bölgeler. Yöntem detayları hakkında Öğretim görevlisi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Melisa Eczacıbaşı ile görüştük.
Happy Lift bir yötem?
Happy Lift veya diğer adıyla asma yöntemi, deride herhangi bir yara kabuk izi bırakmadan, hızlı pratik bir şekilde gerçekleştirilen eskiden yapılan yüz gerdirme işlemlerinden bile estetik cerrahlar tarafından bile daha çok ilgi gören, devrim yaratan bir yöntem.
En çok hangi yaş grubuna uygulanıyor?
Dr.


Melisa Eczacıbaşı, sarkmaları toparlayabilen dolayısıyla yüzde genel bir gerginlik canlılık yaratan bu yöntemde insan dokusuna yabancı olmayan uzun bir süre dayanabilen polilatit kaprolaktondan yapılmış ipler kullanıldığını belirtiyor. İpler, lokal anestezi uygulandıktan sonra, çok bir iğne ile, steril şartlarda deri altı yağ dokusuna yerleştiriliyor, bu esnada ise zaten uyanıktır. Yalnız lokal anesteziden ötürü hiçbir his duymuyor. İp iğnenin diğer tarafından çıkana kadar iğne içine yerleştiriliyor, daha sonra derinin altında kalacak şekilde iğne çekilerek çıılıyor. Dıştan kalan ipuçları ise kesilerek deri içine gömülüyor. Bu ipler doğal asitlerden oluştuğu için ortalama 8- ay içinde deri altında erimeye başlıyor aynı bölgede ipin yerinde bağ doku oluşmaya başlıyor, bağ doku yani sert doku gelişmesi ile birlikte deride toparlama sertleşme meydana geliyor. İplerin uygulandığı bölgede hafif derecelerde şişlikler morluklar gelişebiliyor. Bunlar da ortalama 3-5 günde geçiyor. Bu yöntem ya da herkeste uygulanabilen bir yöntemdir.
En çok hangi bölgelerde uygulanıyor?
En çok yüz boyun bölgesinde uygulanmakla birlikte göğüs kalça kaldırmak amacı ile uygulanabiliyor.
Uygulamaya vermeden önce en çok dikkat edilmesi gereken hususlar
Yüz şekli anatomisine dikkat etmek gerektiğini önemle vurgulayan Dr. Melisa Eczacıbaşı, özellikle bu konuda tecrübesi olan uzman hekimler tarafından uygulanmalıdır diye belirtiyor. Tedaviden önce hastanın genel tetkikleri, kan şekeri doku ile ilgili herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılıyor, çok ileri yaştaki kişilerde ise cilt tonusu tamamen kaybolduysa iyi sonuçlar vermeyebilir.

Uygulamadan sonra dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Uygulama ortalama 1 saat gibi bir sürede gerçekleşiyor. Doğru yapıldığında herhangi bir riski olmayan bu yöntemde uygulamadan sonraki birkaç gün bölgelerde gerginlik oluşturulmaması dikkat ediliyor. Uygulamadan sonraki birkaç güne kadar boyun yastığı, 2-3 yastıkla uyumak omuzları yüksekte tutulmak önemlidir, cilt temizliği temizleme ise çok nazik yumuşak hareketler şeklinde olmalı. ortalama 2 hafta içersinde normal genel hayat alışkanlıklarını dönebiliyor ortalama 1 ay sonra ciddi egzersizleri rahatlıkla yapabiliyor.
Etki ne kadar sürüyor?
Happy liftin kalıcılığı kişiden kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 2-4 sene sürüyor, uygulamadan memnun kalınmadığı takdirde ipleri çıkartmak yeni bir uygulama yapmak mümkün. Happy liftin gerçek sonucu ise ancak 6 ay sonra yanı ipler eriyip bağ dokusu oluşmaya başladığında görülüyor, bununla birlikte destekleyici şartlar yanı uyku, beslenme stresten uzak durmayı dikkat edeceksiniz.
Kısa bilgiler
1.
Lokal anestezi ile gerçekleşiyor.
2. Kanama, iz, kabuklanma yok.
3. Ortalama bölge başına 1 saat sürüyor.
4. Etki ortalama 2-4 sene sürüyor.
5. Yapılan bölgelerde 1-1.5 cm lifting yapıyor.
6. Yüz daha genç fresh görülüyor.
7. Cilt tonusu yerinde olan , her yaş grubunda uygulanabiliyor.

kaynak: bayanca.net

“Koku, n anlarını yeniden hayata geçirir” diyor ünlü modacı Karl Lagerfeld. Parfümler ın görünmeyen ama baştan çıkaran en önemli aksesuarlarından…

Sadece tek bir notası bile erkekleri büyülemek için yeterli. İyi bir kokunun, onu kullanan kişinin karakterini yansıtması ise en belirgin özelliği. Bu yüzden bu kadar geniş bir koku yelpazesi içinde herkesin kendine uygun parfümü bulması, biraz zaman alan bir deneyim.

parfüm kuralları


1-Doğru parfümü bulursunuz?
Bir parfüm satın almanın en doğru zamanı sabah saatleridir. O süreçte henüz koku alma duygusu uyanıktır gündelik kokular henüz havaya ışmamıştır. Ama yine de burnun çok kolay yorulduğunu belirtmekte fayda var. Öyle ki, sadece üç koklamanın ardından aradaki farkı ayırt etmekte zorlanmaya başlar.


Bu yüzden uzmanlar koku duyunuzu temizlemenin en iyi yolunun taze bir kahveyle mümkün olabileceğini belirtiyor. Kahve aroması diğer tüm kokuları nötralize ediyor sonraki seçimleriniz için size yeniden fırsat yaratıyor. Denediğiniz parfümü el bileğinizin içinde değil aynı zamanda yanınızda taşıyabileceğiniz deneme çubuklarından koklayın. Böylelikle aralarından seçim yapamadığınız farklı kokuları evde yeniden test imkanı bulabilirsiniz.


2- Parfüm ne zaman kullanılmalı?
Uzmanlara göre, parfümün en ideal sürülme zamanı duş sonrası. Hızlı kan dolaşımı dolayısıyla oluşan vücut ısısı, kokunun cilde daha kalıcı bir şekilde alınmasını sağlıyor aromasının değişmesini önlüyor. El bileğine sürülen parfüm ise ovuşturmanın etkisiyle molekülleri zarar gördüğü için koku kimliğini kaybediyor. Parfüm gurusu Estee Lauder”ın parfüm sürmeyle ilgili efsane bir yöntemi var; kokuyu önce havaya sıkın daha sonra oluşan koku bulutunun altında durun…

3- Parfümün en kalıcı olduğu bölgeler
Kokunun kalıcılığını uzatan en ideal vücut bölgeleri arasında şakaklar, iki göğüs arası kol içleri öne çıkıyor. Vücudun bu belirtilen bölgeleri kan damarlarının cilde en yakın olduğu yerler, dolayısıyla buralarda ısı daha yüksek. Bu da kokunun bu bölgelerde mükemmel şekilde tende hapsedilmesini sağlıyor. Kulak arkasına koku sürme alışkanlığını derhal değiştirin! Çünkü bu bölgede cilt daha fazla yağ üretiyor, o da kokuyla bir araya geldiğinde içeriğinin değişmesine yol açıyor.


4- Parfüm nerede saklanmalı?
Hepimizin parfümlerimizi sergilemeyi en sevdiğimiz yerlerden biri banyolar. Ancak bu aydınlık, sıcak nemli ortam, parfümün ömrünü kısaltıyor. En iyisi kapağı kapalı olarak nemsiz, serin karanlık bir yerde, örneğin dolapta ya da çekmecede saklamak… Hatta buzdolapları, parfümler için ideal yerler olarak ediliyor.


5- Kokuları ıştırabilir miyiz?
Aslında her kokunun kendi içinde bir uyumu söz konusu. Birkaç farklı kokunun aynı anda kullanılması, hafif bir uyumsuzluk yaratabilir. Dolayısıyla her parfümün kendi kişiliği zarar görür ortaya kötü kokular da çıkabilir. Parfümlerinizi ıştırarak kullanmak istiyorsanız, en azından aynı koku ailesinden olmalarına dikkat edin.


6- parfümler her tende farklı kokar?
Parfümler , bir dizi aromatik yağ sudan oluşmaktadır. Bu yağlar ciltle buluştuğunda her ten tipine göre farklı reaksiyon gösteriyor. Bir tende hafif diğer tende güçlü reaksiyonlar da farklı şekilde kokmalarına oluyor.

7- Gün içinde parfümü değiştirmek mümkün mü?
Bunun için önceden mutlaka duş alınmalı mı?
Duş almak parfüm değiştirmek için mutlaka yapılması gereken bir eylem değil. Kokular yaklaşık dört saat içinde notalarının büyük kısmını kaybettiklerinden, bu süreden itibaren başka koku kullanmanızda sakınca olmayacaktır.


8- Hangi koku ne zaman kullanılmalı?
Ağır, oryantal kokular özel gecelerde hoş durabilirken, bir iş yemeği için fazla kaçabilir. Dolayısıyla gün ne kadar erken başlarsa, parfüm de o kadar hafif olmalı. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise daha ağır kokular kullanabilirsiniz.


9- Bir kokunun kalıcılığı ne kadardır?
Genel kural; bir parfümün içeriği ne kadar fazlaysa kalıcılığı da o kadar uzundur. Saf bir parfümün koku konsantrasyonu yüksektir, ancak düşük oranına sahip kokuların en geç altı ay içinde tüketilmesi gerekmektedir. Eau de parfum eau de toilette, oranı yoğun kokular olduğundan üç yıla kadar dayanabilir. Eğer parfümünüzün kokusu rengi değişmişse yapacağınız tek şey onu atmaktır.


10- Parfümün tendeki kalıcılığı sağlanır?
Parfümün kalıcılığı cildin tipiyle yakından alakalıdır. Kuru ciltler kokunun aromatik içeriklerini yağlı ciltler kadar iyi muhafaza edemez. Bu yüzden parfüm denerken, cildinizin küçük bir bölgesine hafif yağlı kokusuz vücut losyonu sürüp parfümü bunun üzerine sıkın…

kaynak: bayanca.net

Koku veren maddeler, sadece parfümde değil, temizlik ürünlerinde de, yiyecek içecekte de şımıza çıkıyor. Üstelik bu maddeler, boğaz tahrişinden depresyona kadar birçok hastalığı da, beraberinde getiriyor…

Ev temizlik ürünlerinden parfüme, plastikten ilaçlara, yiyecek içeceklere kadar pek çok üründe bulunan beş binin üzerindeki koku verici madde, göz, burun boğaz tahrişinden solunum merkezi sinir sistemi depresyonuna, kas kasılma bozukluklarından baş ağrısı, , depresyona kadar birçok hastalığa oluyor.


İstanbul Üniversitesi Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, kokuların kimyasal üllerinin ‘ticari sır’ kapsamına girdiği için çoğunlukla ürünlerin üzerinde yer almadığını söyleyerek, yor:


‘Kokular vücudumuza solunum, ağız veya deri yoluyla girerek başta akciğerlerimiz olmak üzere deri, burun, göz beynimizi etkiler.


Kokuların çoğu solunum sistemi için tahriş edici özelliği olan uçucu organik bileşiklerdir. Astımlı hastalarda öksürük, hırıltılı solunum nefes darlığına olur. Araştırmalar, kokuların , dolaşım beynin elektrik aktivitesi üzerine de etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Kokuların en çok etkilediği organ ise derimiz. Kaşıntı, kabartı, egzama bunların başlıcaları. Kokular gözlerde sulanma, kaşıntı kızarmalara yol açabilir.’


Kokular nerede bulunur ne yapar?


Aseton: Hafif , bulantı, koordinasyon bozukluğu gibi belirtilere yol açar.


Alpha-Pinene: Sıvı sabun, kolonya, parfüm, deodorant ağız yıkama sularında bulunur. Deri gözü tahriş eder.


Alpha-Terpineol: Parfüm, kolonya, ağartıcılar, vazelin losyonlar, saç spreyleri, sabun, tıraş losyonlarında bulunur. Baş ağrısı, solunum merkezi sinir sistemi depresyonu yapar.


Benzyl acetate: Parfüm, yumuşatıcı, oda spreyleri, diş yıkama ları, saç spreyinde bulunur. Deriyi gözleri solunum yollarını tahriş eder.


Benzyl Alcohol: Parfüm, kolonya, sabun, oje çııcı, oda spreyleri, deterjan deodorantlarda bulunur. Üst solunum yollarını tahriş eder.


Benzaldehyde: Ağartıcılar, deodorant, deterjanlar, tıraş sabunu gibi ürünlerde bulunur. Bulantı, ın ağrısı, depresyon temas dermatiti yapabilir.


Camphor: Parfüm, tıraş sabunu, cilaları, oda spreylerind