Bugün: 07/10/2008. Hoşgeldiniz!

Ocak, 2008

Devekuşu Üretimi

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Devekuşu Üretimi

* Devekuşu Yuvaları
Devekuşlarının yuvaları etrafında çukurluklar bulunmamalıdır. Özellikle yuvaların etrafında tümseklerin olması yağışlı havalarda yuvaların su altında kalmasını önler.
Çölde yaşayan devekuşları, yumurtalarını kum tepeciklerinin çeşitli bölgelerine ve kendilerince önemli gördükleri yerlere bırakırlar ve yumurtlamış oldukları yumurtaları devamlı gözlerler. İşte burada devekuşu yetiştiricilerine çok önemli bir görev düşmektedir.
“Onların yumurtlama isteklerine yeterince karşılık vermek ve istekleri doğrultusunda uygun ortamlar sağlamak…”
Bu durumun, daha fazla damızlık yumurta alınabilmesi bakımından önemi büyüktür. Yuvada birden fazla yumurta olacağından yuvaların altı düz olmalıdır. Çünkü yumurtalar üst üste yumurtladığından çatlama olasılığı yüksektir. Yuvalar ayrıca sakin, sessiz bir ortamda bulunmalıdır.

* Dişiler
Dişiler erkeğine nazaran daha küçük, rengi ise grimsi-kahverengidir. Evcileştirilmiş bir dişinin eşeysel olgunluğa erişmesi, beslenme koşullarına göre yaklaşık 2.5 hatta 3 yılı bulabilir. Beslenme, olgunlaşma yaşına önemli derecede etkilidir. Genellikle dengeli bir beslenme, dişilerin 18-24 ay gibi bir sürede olgunluğa gelmesini sağlayabilir ancak yumurtaların kabukları düzgün olmayabilir ve dölsüzlük oranı yüksektir.
Burada önemli olan, devekuşlarının üçüncü yaşı içerisinde eşeysel olgunluğa erişmiş olmaları ve bir yumurtlama döneminde en az 70 ve daha sayıda yumurta yumurtlar duruma gelmeleridir. Devekuşu yumurtalarında çok önemli bir husus vardır. ” Yumurta içerisindeki zigotun yumurta yumurtlanmadan oluşması…”
Yani yumurtalar zigotlu olarak yumurtlamaktadır.Bundan dolayı da yumurtaları yumurtladıktan hemen sonra soğuk hava depolarına konulmalıdır.

* Erkekler
Erkek devekuşlarının kanatları ve kuyruğu beyaz, diğer kısımları siyah renktedir. Genellikle 3 yaşında eşeysel olgunluğa erişirler.Beslenmeyle ilgili olarak iki yaşından itibaren eşeysel olgunluğa erişenlerine rastlamak mümkündür.
Erkek devekuşlarının üretim kapasiteleri kısıtlıdır. Eğer üretici, erkek ve dişiyi aynı anda alacaksa mesele yoktur. Yaşları iki civarında olan yumurtlayan dişiler seçilecek olursa, yanlarına daha yaşlı erkekler satın alınabilir.
Erkek üreme organları farklı özellikler gösterir ve üreme dönemi boyunca bu organlar önemini korur.
Çoğu zaman erkekler çok kibar ve nazik olurlar, dişilere yaklaşarak onlarla adeta dans ederler ve açıkça cinsi isteklerini belli ederler. Fakat çiftleşme zamanlarında çok saldırgan olurlar. İşte o zaman yanlarına uzun bir değnek vasıtasıyla yaklaşmak mümkün olabilir.
Her erkek devekuşunun birden fazla eşi vardır.

* Yumurta Verimleri
Normal koşullarda dengeli bir beslenmeyle devekuşları, yılda ortalama 40-70 arasında yumurta yaparlar.
İlk yıl 20den başlayarak daha sonraki yıllarda artan bu verimleri 120ye kadar çıkabilir. Fakat bu her zaman görülen bir durum değildir.
Yumurtaların çoğunu nisan-eylül ayları arasında yumurtlar. Erkek ve dişi bir arada ise yumurtlama bütün yıl boyunca devam edebilir. yavru üretiminde kullanılacak damızlık yumurta miktarı yılda ortalama 50 kadardır. Yumurta ağırlığı ise 1500-1800g. arasında değişir.
Devekuşları normal olarak 12-30 güne kadar iki veya üç günde bir yumurtlarlar, daha sonra iki hafta kadar dinlenirler ve sonra tekrar yumurtlamaya başlarlar.
Çatlak ve şekli bozuk damızlık dışı yumurtalar yemeklik olarak kullanılır. Yumurta verimleri düşük olan bu hayvanların verimlerinin arttırılması yetiştirici için çok önemlidir. Bunun için de bakım, besleme ve çevre koşulları devekuşlarının özüne uygun hale getirilmeli ve yetiştirme olanakları en iyi şekilde sağlanmalıdır. Böylece devekuşlarından beklenen randıman zamanında gerçekleşecek ve işletme her zaman karlı olacaktır.
Sonuçta; yumurta verimini etkileyen faktörlerin yetiştirici tarafından bilinmesi mutlaka gereklidir:

* Yumurta verimini etkileyen faktörler
Yumurta verimini etkileyen pek çok etken vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

* Yumurtlama bölgeleri
Bu bölgeler tamamen gürültüsüz sakin ve loş yerler olmalıdır. buralarda hayvanların rahat yumurtlamalarını sağlamak amacıyla bölmeler yapılmalı, bölmelerin üstleri herhangi bir malzeme ile örtülmelidir.
“Önemli Olan Yumurtlama Süresince Hayvanların Rahatsız Edilmemesidir”.
Eğer bu bölmeler yapılmazsa, devekuşları arasındaki uyuşmazlıklar nedeni ile yumurta verimleri düşer.

* Yumurtlama Dönemleri
Devekuşlarında yumurtlama genel olarak nisan aylarında başlar. Fakat temmuz-eylül ve kasım-aralık ayları arasında olmak üzere yılda iki yumurtlama dönemi vardır. Doğal koşullarda ise bu dönemler ağustos-ekim ve aralık-ocak aylarıdır. İlk yumurtlama döneminde elde edilen döllü yumurta miktarı, ikinci yumurtlama döneminde elde edilen döllü yumurtalardan daha fazladır.
Birçok dişinin ilk yumurtaları dölsüzdür. Eğer dişilerle erkekler yumurtlama dönemi başlamadan üç veya dört hafta önce birbirlerinden ayrılırsa dişiler yumurtlamaya başladıkları zaman ilk yumurtaları döllü olur. erkekler arasındaki uyuşmazlıklar da yumurtaların dölsüz olmasına neden olur.
Döllü yumurta elde etmede bilinmesi gereken en önemli hususlardan biri de;
“Genç Dişilerle Anlaşabilen Yaşlı Erkekler İle Genç Dişilerle Anlaşamayan Dişilerin Birarada Olmamasıdır.”

* Yumurta Toplama
Devekuşu üretim çiftliklerinde yumurtalar toplanırken kırılmamasına ve özellikle toplama esnasında gürültü yapılmamasına ve stres yaratılmamasına dikkat edilmelidir. Yavaş yavaş, sessiz ve sakin hareket edilmeli, ani hareket ederek veya fazla ses çıkararak, devekuşları rahatsız edilmemelidir.Aksi taktirde yumurta verimlerin de düşmeler görülür.

* Beslenmeleri
Devekuşlarında beslenmenin yumurta verimi ve döllülüğe etkisi büyüktür. Düzenli bir beslenme çok önemlidir.Halihazır verilen yemin dönemi boyunca değişikliğe uğramaması gerekir. Örneğin yumurtlama dönemi boyunca verilmesi gereken yem, dönemin yanı sıra başka bir çeşit yem verilerek değiştirilmemelidir. Eğer böyle bir uygulama yapılırsa devekuşunun üretiminden çıkmasına ve yumurta veriminin tamamen düşmesine neden olur.
Ayrıca yumurtlayan devekuşlarına ihtiyacından fazla yem vermemelidir, Yağlanma nedeniyle yumurta verimi düşer.

* Çiftleşmeleri
Genellikle erkeklerin üreme mevsimleri dışında dişilerle birlikte bir arada bulundurmamaları, hemen hemen bütün literatürlerde bildirilmiştir. Erkekler, çiftleşme mevsimleri dışında kesinlikle dişilerden ayrılmalıdır. Dişi ve erkekler birbirlerini bile görmemelidir. Eğer böyle bir uygulama yapılırsa; çiftleşme sezonu başladığında her iki cinsiyette de, çiftleşme kondisyonunun yüksek olduğu görülür.
Sezon boyunca erkeklerin devamlı olarak dişilerden ayrılmaması da onlara zarar verebilir. Ayrı tutulmaları her yönden yararlıdır, üretim açısından önemli bir faktördür ve yetiştiricinin bu hususu unutmaması gerekir.
Ayrıca, erken yumurtlama döneminde irili ufaklı damızlık olmayan yumurtaların olması; temmuz ağustos aylarındaki esas yumurtlama dönemini etkiler ve üretimde azalmalar meydana getirir.

* Stres ve Korku Etkisi
Devekuşlarında ani korkular ve herhangi bir nedenle stresli olmaları her dönemde önemlidir. Yem yemelerine, yumurta verimlerine v.s. etki eder.
Çiftleşecek devekuşları yumurtlamadan en az bir ay önce üretim padokslarına alınmalıdır. Padokslara alınan devekuşları hareketsiz ve sessiz duruyorlarsa ve oturuyorlarsa hayvanlar stresli demektir. Streslerini atabilmek için suya gereksinim duyarlar ve onun için padoksların içinde yer yer derin olmayan su dolu havuzların bulunması gereklidir. Aksi halde diğer devekuşlarıyla aralarında kavgalar çıkabilir, istenmeyen bir durumdur ve yumurta verimde azalmalara neden olur.

* İklim İstekleri
İklim değişiklikleri, üretimin belli dönemlerinde devekuşlarının hastalanmasına sebep olabilir.
İkinci yumurtlama dönemi olan aralık-ocak aylarındaki çiftleşme zamanlarında sık görülen soğuk ve yağmurlu havaların tesiri ile, çoğu zaman devekuşları yumurtlamazlar.Onun için bu dönemde kapalı olarak uygun sıcaklıkta ( 18-20 c ) bir ortam sağlanarak çiftleşmeleri gerçekleştirilmeli ve üretim devam ettirilmelidir.Aksi halde yıllık elde edilmesi gereken miktara ulaşılmaz. İşletme açısından istenmeyen bir bir durumdur ve böylece planlanan üretim de sağlanmamış olur.

* İşçi Kontrolleri
Devekuşlarının sevk ve idaresinde tecrübeli ve bu konuda bilgili işçilere gereksinim vardır. Aksi halde onların bakımıyla ilgilenen işçilerin sert tutum ve davranış içerisine girmeleriyle devekuşlarının, yönetilmelerini beğenmemeleri halinde yumurta verimleri olumsuz yönde etkilenerek azalır.

* Yumurtaların Muhafazası
Yumurtaların depolarda muhafaza süresi türler arasında farklılık gösterirse de bu süre 7-14 gün arasında değişir.
Sağlıklı bir şekilde damızlık yumurtaları muhafaza edebilmek için, öncelikle aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

* Yumurta Toplama
Yumurtalar mümkün olduğu kadar sık toplanmalıdır.Özellikle gün ışığı süresi uzunsa, hava sıcaklığı yüksekse ve bir de devekuşu bu yumurtanın üzerine oturmuşsa; yumurtanın iç sıcaklığı artacağından, embriyo hücrelerinin parçalanma olasılığı artar.Hatta embriyo ölebilir ve yumurta da damızlık özelliğini kaybeder.Bunun yanı sıra damızlık yumurtaların soğuk ve nemli ortamlarda bulunması, mikrobiyel enfeksiyonların yükselmesine neden olur ve böylece yumurtalarda bozulmalar görülebilir.

* Yumurta Temizliği
Yumurtaların temizliği için sadece bir kab içerisine konan 40 c sıcak su kullanılmalıdır. Bu suyun içerisine suyla seyreltilmiş ” clorin” yada “iodin” ilave edilmeli ve böylece yumurtalar aynı zamanda dezenfekte edilmelidir. Dezenfekte işlemi 2-3 dakika da bitirilmelidir. Ayrıca dezenfekte işlemi %1 lik ” vircon” solüsyonu ile sprey şeklinde de uygulanabilir.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, yumurtaların temizliğinde kesinlikle soğuk su kullanılmamasıdır.Çünkü yumurta iç sıcaklığı, yumurta temizlenecek suyun sıcaklığından fazla olduğu için yumurta çatlayabilir ve böylece mikrop bulaşabilir.

* Yumurta Depolanması
Yumurtaların depo edileceği odanın sıcaklığı 13-18 c, nemlilik oranı %22-25 arasında olmalıdır.
Yumurtalar genellikle yatık olarak depolanmalıdır.
Bazı araştırmacılar yumurtaların depolama süresince çevrilmesi gerektiğini bildirmişlerse de bazıları, depolama süresi 14 günü aşarsa yumurtaların çevrilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamışlardır.
Devekuşlarının yumurtlamaya başlamasından itibaren yumurtaların muhafazasında dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır.

1. Yumurtalar mümkün olduğunca bekletilmeden ve sarsmadan en kısa sürede toplanmalıdır.

2. Yumurtalar tekerlekli el arabalarıyla kesinlikle taşınmamalıdır. çünkü bir birlerine çarpıp kırılabilirler. en iyi taşıma şekli, yumurta toplanan araçların tavanına asılmış olan köpük lastik karışımı kasalarla taşınmalıdır. Eğer yumurtalar taşınırken kırılmalar olursa kırılan yumurtalar derhal ayrılmalıdır.

3. Yumurtalar depolama koşullarında en fazla 14 gün, kuru ortamda ise ortalama 7 gün süreyle depolanmalıdır. depolama yeri, nem seviyesi düşük ( %22-25 ), 13-18 c sıcaklıkta bir yer olmalı ve yumurtalar genellikle deponun kenar kısımlarına yerleştirilmelidir.

4. Depolama süresince yumurtaların yüzeyinde değişim olmamasına dikkat edilmeli ve bu durum devamlı gözlenmelidir.

5. Kirli yumurtalar özellikle temiz kuru bir bezle temizlenmeli, zorunlu kalınırsa ılık su ile yıkanıp hemen kurulanmalıdır.

6. Yumurtaların muhafaza edildiği depolarda hijyenik koşullara önem verilmeli ve bu hijyenik ortamın devamlılığı sağlanmalıdır.

* Seleksiyonun Önemi
Devekuşu yetiştiriciliğinde, seçerek ve saf yetiştirmenin önemi, yetiştiricilerce henüz istenilen seviyede anlaşılmamıştır.
Yetiştiricilerce önemli olan, kesim için ekonomik olabilecek devekuşu üretmek ve onları en iyi fiyatlarla satabilmektir.Fakat ekonomik bir devekuşu üretmenin ve iyi bir fiyatla satabilmenin temelinde gerek tüy, gerek deri ve gerekse et kalitesinin önemi yatmaktadır. bu da üretimde yapılması gereken seleksiyonun gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.
Döllülükte olduğu gibi, vücut özellikleriyle birlikte kaliteli tüylere sahip devekuşları seçilmeli ve seçilen hayvanlar gelecek kuşak için damızlık olarak kullanılmalıdır.
Devekuşu üretirken hayvanın vücuduna çok fazla dikkat etmeden mükemmel tüylere sahip olan devekuşları yetiştirmeyi hedef almalıyız. Çünkü iyi tüylü hayvanların deri ve et kaliteleri de iyi olmaktadır.Fakat bu durum, iyi bir bakım ve beslenmeyle yakından ilgilidir. Ne kadar iyi bir çevre sağlanır, ne kadar sağlıklı ve beslenme gereksinimlerini içeren dengeli bir rasyonla beslenirlerse, o kadar iyi kalitede tüylere ve dolayısıyla iyi kalitede bir deriye sahip olurlar.

* Sevk ve İdaresi
Bir üretim dönemindeki devekuşu sayısı, diğer bir üretim dönemindeki devekuşu sayısından farklı olabilir. Çünkü bu değişim, devekuşunun yetiştirildiği yerin durumu, su miktarı, otlama ortamı, parasal kaynaklar v.s. gibi nedenlerle yakından ilgilidir.
Yarı açık-yarı kapalı yetiştiricilikte, gurup yetiştirme ile birlikte saf üretim yapılmasının daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür.Bu tip yetiştiricilikte örneğin 10 erkeğe 20 dişi verilmesi şeklinde bir yönetim planlaması yapılması daha doğru olmaktadır.
Bunun yanı sıra eğer hayvanların gezindikleri padokslar geniş ve rahat ise çiftlikte dişi kadar erkek bulundurulmasında yarar vardır.
Aksi halde dişilerle karşılaşabilmek için erkeklerin devriye gezmeleri gerekecek ve bunun için de geniş arazilere gereksinim duyulacaktır.Bu bakımdan devekuşu yetiştiriciliğinde arazi genişliği erkek-dişi yetiştirme oranını etkiler ve yetiştirilmesi gereken miktarı belirler.
Kapalı yetiştiricilikte ise bir erkeğe iki dişi hesabı yapılır.Fakat yine de eldeki dişi sayısı kadar erkek bulundurulmasında yarar vardır. Çiftleşme döneminin yarısında erkekler gerekli görülürse değiştirilebilir.

Yunuslar, yunus türleri, hayvanların en zekisi

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Yunus, balinalar (Cetacea) takımının dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içindeki yunusgiller (Delphinidae) familyasında sınıflanan türlerin büyük çoğunluğu ile nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyasında sınıflananların tümü için kullanılan ortak addır.
Başta kıta sahanlıklarının görece sığ denizleri olmak üzere, tüm Dünya denizlerinde ve bazı nehirlerde bulunan yunuslar etçil canlılardır ve genellikle balık ve mürekkep balığı ile beslenirler. Yunusgiller (Delphinidae) familyası, balinalar (Cetacea) takımı içindeki en kalabalık familyadır ve evrim süreci açısından da görece yenidir: üyeleri yaklaşık 10 milyon yıl önce, Miyosen devrinde ortaya çıkmıştır. Yunusların hayvanlar âleminin en zeki canlılarından olduğu kabul edilir ve arkadaş canlısı genel görünümleri ile oyuncu tavırları, onları insanların gözünde popüler bir yere koyar.
En sık rastlanan yunus türü olan ve “yunus” denildiğinde ilk akla gelen canlı, 1970li yıllarda Türkiyede de yayınlanan ABD televizyon dizisi Flipperın özellikle popülerleştirdiği ve Türkçede “şişe burunlu yunus” (ya da “afalina”) olarak anılan Tursiops truncatus türüdür. Ancak, yunusgiller (Delphinidae) familyasının tipik türü Tursiops truncatus değil, Türkçede “tırtak” adı ile anılan ve bayağı yunus (Delphinus) cinsi içinde sınıflanan Delphinus delphistir.
Yunusgiller (Delphinidae) familyası içindeki görece büyük altı tür, bu familya içinde sınıflandıkları için aslında yunus olsalar da daha çok “balina” adı ile anılır. Bu canlılar şunlardır:

  • Feresa attenuata - Cüce katil balina
  • Globicephala macrorhynchus - Kısa yüzgeçli pilot balinası
  • Globicephala melas - Uzun yüzgeçli pilot balinası
  • Orcinus orca - Katil balina
  • Peponocephala electra - Elektra balinası
  • Pseudorca crassidens - Yalancı katil balina

Dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan ve açık olarak “yunus” adı ile anılan diğer türler, nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyası içindeki dört familyada birer tür olarak sınıflanan Amazon nehir yunusu, Ganj ve İndus nehir yunusu, La Plata yunusu ve Yangtze nehir yunusudur.
Yine dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan Phocoenidae familyası ve bazı türleri, yunuslardan farklı olsalar da bazen “yunus” adı ile ilişkilendirilir. Örneğin İngilizcede, bu familyanın türleri için “domuz balığı” anlamına gelen bir kökten genel porpoise kelimesi kullanılır ve bu kelime, özellikle gemiciler ve balıkçılar tarafından herhangi bir küçük yunusu adlandırmak için kullanılmıştır. Türkçede Phocoenidae familyası için “domuz balinaları”, “nehir yunusları”, “liman yunusları” ve “liman yunusugiller” gibi adlara rastlanabilir. Bu familyanın tipik türü olan Phocoena phocaena için ise “domuz balinası”, “mutur”"gerçek yunus”, “azak yunusu” ve yalnızca “yunus” adlarının kullanıldığı görülebilir.
Sınıflandırma
Yukarıda verilmiş olan bilgiler ışığında, “yunus” ortak adı ile anılan canlıların sınıflama listesi aşağıda sunulmuştur; yalnızca ilgili familya (yunusgiller - Delphinidae) ile üst familya (nehir yunusları - Platanistoidea) ayrıntılı verilmiştir.

  • Takım : Cetacea - Balinalar
  • Alt takım : Odontoceti - Dişli balinalar
  • Familya : Delphinidae - Yunusgiller
  • Cins : Cephalorhynchus
  • Tür : Cephalorhynchus commersonii - Alaca yunus
  • Tür : Cephalorhynchus eutropia - Şili yunusu
  • Tür : Cephalorhynchus heavisidii - Benguela yunusu
  • Tür : Cephalorhynchus hectori - Beyaz başlı yunus
  • Cins : Delphinus
  • Tür : Delphinus capensis - Uzun burunlu bayağı yunus
  • Tür : Delphinus delphis - Kısa burunlu bayağı yunus, tırtak
  • Cins : Grampus
  • Tür : Grampus griseus - Gri yunus
  • Cins : Lagenodelphis
  • Tür : Lagenodelphis hosei - Sarawak yunusu
  • Cins : Lagenorhynchus
  • Tür : Lagenorhynchus acutus - Atlantik beyaz yanlı yunusu
  • Tür : Lagenorhynchus albirostris - Beyaz burunlu yunus
  • Tür : Lagenorhynchus australis - Siyah çeneli yunus
  • Tür : Lagenorhynchus cruciger - Kum saati yunusu
  • Tür : Lagenorhynchus obliquidens - Pasifik beyaz yanlı yunusu
  • Tür : Lagenorhynchus obscurus - Gölgeli yunus
  • Cins : Lissodelphis
  • Tür : Lissodelphis borealis
  • Tür : Lissodelphis peronii
  • Cins : Orcaella
  • Tür : Orcaella brevirostris - Irrawaddy yunusu
  • Tür : Orcaella heinsohni - Avustralya küçük yüzgeçli yunusu
  • Cins : Sotalia
  • Tür : Sotalia fluviatilis - Haliç yunusu
  • Cins : Sousa
  • Tür : Sousa chinensis - Pasifik kambur yunusu
  • Tür : Sousa plumbea - Hint kambur yunusu
  • Tür : Sousa teuszii - Atlantik kambur yunusu
  • Cins : Stenella
  • Tür : Stenella attenuata - Pantropik benekli yunusu
  • Tür : Stenella clymene - Atlantik dönücü yunusu
  • Tür : Stenella coeruleoalba - Çizgili yunus
  • Tür : Stenella frontalis - Atlantik benekli yunusu
  • Tür : Stenella longirostris - Dönücü yunus
  • Cins : Steno
  • Tür : Steno bredanensis - Pürüzlü dişli yunus
  • Cins : Tursiops
  • Tür : Tursiops aduncus - Hint-Pasifik şişe burunlu yunusu
  • Tür : Tursiops truncatus - Şişe burunlu yunus, afalina
  • Üst familya : Platanistoidea - Nehir yunusları
  • Familya : Iniidae
  • Cins : Inia
  • Tür : Inia geoffrensis - Amazon nehir yunusu
  • Alt tür : Inia geoffrensis boliviensis
  • Alt tür : Inia geoffrensis geoffrensis
  • Alt tür : Inia geoffrensis humboldtiana
  • Familya : Lipotidae
  • Cins : Lipotes
  • Tür : Lipotes vexillifer - Yangtze nehir yunusu
  • Familya : Platanistidae
  • Cins : Platanista
  • Tür : Platanista gangetica - Ganj ve İndus nehir yunusu
  • Alt tür : Platanista gangetica gangetica - Ganj nehir yunusu
  • Alt tür : Platanista gangetica minor - İndus nehir yunusu
  • Familya : Pontoporiidae
  • Cins : Pontoporia
  • Tür : Pontoporia blainvillei - La Plata yunusu

Yakın tarihli moleküler çözümlemeler, henüz aksi kabul ediliyor olsa da yunusgillere dahil çeşitli cinslerin tek soylu olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla, başta Stenella ve Lagenorhynchus cinsleri için geçerli olan bu durum nedeniyle, yunusgiller familyasının sınıflamasında ileriki yıllarda önemli değişiklikler olabilir.


Bu makale, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedianın Türkçe versiyonu Vikipedideki Hayvanlar maddesinden kopyalanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında özgürce kullanılabilir.

Kedigiller (Felidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya.
Ortak özellikleri, görünüşleri ve davranışları ile familyanın en yaygın ve tanınmış mensubu olan ev kedisine benzemeleridir. Zarif vücutları, yumuşak tüyleri, kısa suratları ve çoğunlukla vücutlarına nazaran küçük bir kafatasları vardır. Kulakları dik ve sivri ya da yuvarlağımsıdır ve her yöne doğru çevrilebilir. En küçükleri 30 cm, en büyükleri ise 200 cm olur.
Kedigillerin gözleri kafataslarına nazaran büyük olur. Gözlerini sağa ya da sola neredeyse hiç çeviremedikleri için, bakmak istedikleri yöne kafalarını çevirirler. Göz mercekleri, ışık miktarına göre değişir. Fazla ışıklı ortamlarda göz mercekleri çoğu kedigilde yandan incelir ve dik bir çizgi haline gelir, bazı türlerde ise küçük bir nokta hâlini alır. Karanlıkta göz mercekleri çok büyür. Kedigillerin gözlerinde Tapetum lucidum denilen bir tabaka vardır. Bu tabaka göz merceğinden geçen ışığı bir kere daha merceğe yansıtır ve böylece var olan ışık miktarını ikiye katlayarak geceleri çok rahat görmelerini sağlar. Ayrıca kedigillerin gözlerindeki görme reseptörlerinin sayısı insandakinin üç mislidir.
Kedigillerin gözlerine bakılarak keyif durumları anlaşılabilir. Eğer mercekler büyük ise kedi savunma pozisyonuna geçmiştir. Eğer mercekler çok küçükse, kedi saldırmaya hazırlanmakta demektir.
Hissetme kılları da denilen bıyıklar (vibrissae) kedigillerin gece aktif olan hayvanlar olduğunu gösterir. Her bir vibrisin dibinde kan bolu bir kesecik vardır. Bu keseciğin çevresi çok hassas sinir uçlarıyla kaplıdır. Vibrissae sadece bıyık olarak hayvanın ağız bölgesinde değil, kaşlarında ve bacaklarında da bulunur. Hayvanın haraketiyle titreşime geçerler ve bu titreşimleri algılayan hayvan tamamen karanlık bir ortamda bulunsa bile çevresinin görüntüsünü kabaca canlandırabilir ve emin adımlarla hareket eder. Yeni doğmuş yavrularda bile tamamen gelişmiş olması, bu duyu organlarının kedigiller için ne kadar mühim olduğunu gösterir.
Kedigiller müthiş bir duyma kabiliyetine sahiptir. Duyabildikleri frekans 65.000 Hze kadar varabilir, bu da insandakinin yaklaşık üç mislidir. Kedigiller iki kulağını birbirinden bağımsız şekilde farklı yönlere doğru hareket ettirebilir. Böylece tamamen karanlık bir ortamda bile, avladığı hayvanın bulunduğu noktayı ayrıntılı bir şekilde belirleyip, isabetli bir sıçrama ile yakalayabilir. Kulaklarında büyüyen kıllar yabancı maddelerin kulaklarına kaçmasını önler.
Bir kedinin kulaklarını yatırmasından, kendini savunmaya hazırlandığı anlaşılır.
Çiğnemeden yuttukları için ağızlarına aldıkları şeylerin tadını ve yenilir ya da yenilemez olduğunu çok çabuk ayırt edebilmeleri gerekir. Zımpara gibi olan dillerindeki küçük dikenlerin uçları hayvanın kendisine doğru dönüktür. Bu dikenlerle tüylerini tararlar ve yedikleri hayvanın etini kemiğinden ayırırlar. Dilin ön kısmındaki dikenlerde bulunan tat alma dokusu ile ekşi, tuzlu ve acı tatları ayrıt edebilirler ama tatlı (yani şekerli) tadı hissetmezler. Su içerken dillerini kıvırarak kepçe olarak kullanırlar.
Kedigillerin ağızlarında otuz tane diş ve bir diastema vardır. Bu diastema, hayvan ağzını kapatırken altta ve üstte bulunan yan dişlerin birbirine değmeden yanyana durmalarını sağlar. Yan ve tutma dişleri avladıkları hayvanı tutabilmelerini sağlar. Koparma dişleri ile büyük et parçalarını koparıp çiğnemeden yutarlar.
Kedigiller ayak parmaklarının uçları ile yürür. Ön patilerinde beş ve arka patilerinde dört parmakları bulunur.
Çita, balıkçı kedi ve yassıbaş kedi haricinde bütün kedigiller tırnaklarını parmaklarından dışarı uzatıp tekrar geriye çekebilirler. Yürürken kendiliğinden çıkmamaları ve böylece boş yere, yıpranmamaları için tırnaklarını çıkarmak için özel kasları vardır. Tırnaklar kullanılmadıkları zaman, derinin içinde saklı şekilde durur. Böylece kedigiller hiç ses çıkarmadan kurbanlarına usulca yanaşabilirler.
Kedigillerin hepsinin kuyrukları vardır. Dengelerini sağlamak ve kendi aralarında işaretlerle anlaşmak için kuyruk önemlidir. Bazı türlerde, örneğin vaşaklarda kuyruk çok kısadır.
Çoğu kedigil yalnız yaşar ve sadece çiftleşmek için partner arar, çiftleştikten sonra ayrılır. Sadece aslanlar büyük gruplar oluşturur ve erkek çitalar küçük bir grup içinde yaşar.
Çoğu yırtıcı hayvan omnivor (herşey yiyici) iken, kedigiller neredeyse sırf et ile beslenir yani tipik etoburdurlar. Kedigiller uzman avcıdır ve avlarına usulca yanaşıp aniden saldırırlar. Sadece çitalar çok hızlı koşabildikleri için (120 km/sa.) saklanmaya gerek duymazlar ve ulu orta avlarının peşinden koşmaya başlarlar. Serbest olarak doğada yaşayan kedigiller daima canlı olarak yakaladıkları taze et ile beslenirler. Kedigillerin leş yedikleri çok nadir görülmüştür.
Günümüz bilim adamlarının görüşlerine göre kedigillerin ilk ataları 50-60 milyon yıl evvel Eozön çağında, Viverridae familyasından koparak türemiştir. Bu kedigillerin ilk atalarının örneğin Aelurogale ve Eofelis cinslerine ait oldukları düşünülür. İlk kedigillerin ortaya çıkmasından sonra Nimravidae ortaya çıkmıştır ve böylece bu familya eski fikirlere göre kedigillerin ataları değil sadece kedigillerle akraba olan bir kardeş familyadır.
Kedigillere ait en eski kalıntılar Oligozän çağından kalmış 34 milyon yıllık fosillerdir. Bu fosillerde kedigillerin en eski atası olarak proailurus türü görünmektedir. Bu ev kedisi büyüklüğündeki kedi, tropik ormanlarda avlanmıştır.
Proailurus cinsinden iki büyük kol oluşmuştur; Kılıçdişli kediler (Machairodontinae) ve kediler (Felinae). 10.000 yıl evvel Homotherium ve Smilodon cinslerinin en son temsilcileri de ortadan kaybolmuştur.
Kedinin (Felis silvestris) 9 milyon yıl evvel ortaya çıktığı düşünülür. En eski kalıntıları Felis lunensis türü olarak Asyada bulunmuştur.
Sınıflandırma


Wilson & Reeder, 2005 yılında çıkan kitabına göre:

  • Cins Acinonyx
    • Çita (Acinonyx jubatus)
  • Cins Caracal
    • Karakulak (Caracal caracal)
  • Cins Catopuma
    • Borneo altın kedisi (Catopuma badia)
    • Asya altın kedisi (Catopuma temmincki)
  • Cins Otocolobus
    • Pallas kedisi (Otocolobus manul)
  • Cins Felis
    • Gri kedi (Felis bieti)
    • Sazlık kedisi (Felis chaus)
    • Benekli kedi (Felis margarita)
    • Kara ayaklı kedi (Felis nigripes)
    • Yaban kedisi (Felis silvestris)
      • Ev kedisi (Felis silvestris catus)
  • Cins Oncifelis
    • Pampa kedisi (Oncifelis colocolo); en modern sınıflandırmalarda Pampa kedisi üç ayrı türe bölünür: L. braccatus, L. colocolo ve L. pajeros
    • Geoffroy kedisi (Oncifelis geoffroyi)
    • Şili orman kedisi (Oncifelis guigna)
    • And kedisi (Oreailurus jacobita)
  • Cins Leopardus
    • Oselo (Leopardus pardalis)
    • Kaplan kedisi (Leopardus tigrinus)
    • Maymun kedi (Leopardus wiedii)
  • Cins Leptailurus
    • Serval (Leptailurus serval)
  • Cins Vaşak (Lynx)
    • Kanada vaşağı (Lynx canadensis)
    • Bayağı vaşak (Lynx lynx)
    • İber vaşağı (Lynx pardinus)
    • Doru vaşak veya Kızıl vaşak (Lynx rufus)
  • Cins Pardofelis
    • Mermer kedisi (Pardofelis marmorata)
  • Cins Prionailurus
    • Pars kedisi (Prionailurus bengalensis)
    • Iriomote kedisi (Prionailurus iriomotensis)
    • Yassıbaş kedi (Prionailurus planiceps)
    • Paslı kedi (Prionailurus rubiginosus)
    • Balıkçı kedi (Prionailurus viverrinus)
  • Cins Profelis
    • Afrika altın kedisi (Profelis aurata)
  • Cins Puma
    • Puma (Puma concolor)
    • Yaguarundi (Puma yaguarondi)
  • Cins Neofelis
    • Bulutlu pars (Neofelis nebulosa)
  • Cins Panthera
    • Aslan (hayvan) (Panthera leo)
    • Jaguar (Panthera onca)
    • Pars (Panthera pardus)
      • Anadolu parsı
    • Kaplan (Panthera tigris)
      • Hazar kaplanı
  • Cins Uncia
    • Kar leoparı (Uncia uncia)

Sırtlanlar hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Sırtlangiller (Hyaenidae), etçiller (Carnivora) takımına ait bir familya. Dış görünüşleri ile köpeklere benzemelerine rağmen aslında kedimsiler (Feliformia) alt takımına dahillerdir ve bilimcilerin fikirlerine göre misk kedisigiller (Viverridae) familyasından türemişlerdir. Günümüzün sırtlangilleri Afrikada ve Güney ile batı Asyada yaygındırlar. Leş yiyicileri olarak tanılırlar.


Türkiyede rastlanılabilen tek temsilcisi çizgili sırtlandır.


Sırtlanların ortak özelliklerinden en mühimi, ön bacaklarının arka bacaklarından daha uzun olması. Tırnaklarını kedigiller gibi geriye çekebilme kabiliyetine sahip değillerdir. Sırtlanların cinsel organları tüm memelilerin arasında en ilginçleridir. Dişilerin klitorisi o kadar büyüktür ki, hatta “pseudopenis” olarak tanımlanır. Ayrıca etrafında testislere benzeyen torbacıkları vardır. Bu yüzden sırtlanların cinsiyetini belirlemek yakından izlenilse bile zor olabilir. Bu anatomik özelliklerinden dolayı eskiden çift cinsiyetli oldukları düşünülmüştür ama bu kesinlikle yanlıştır.


Sınıflandırma


Alt familya Hyaeninae


1- Çizgili sırtlan (Hyaena hyaena)


2 - Kahverengi sırtlan (Hyaena brunnea)


3 - Benekli sırtlan veya Gülen sırtlan (Crocuta crocuta)



Alt familya Protelinae



  1. Yer kurdu veya Böcekçil sırtlan (Proteles cristatus)


Asıl sırtlanlar (Hyaeninae), sırtlangiller (Hyaenidae) familyasının bir alt familyası. Büyükçe sayılabilecek karasal etobur memelidirler.


Afrika kıtası ve Hint alt kıtasına özgüdür. Leş de yerler. [[cıta ]], pars gibi güçlü hayvanların elinden kolaylıkla avlarını alabilirler. Afrikada bulunan etobur hayvanların arasındaki en güçlü çeneye sahip hayvanlardır. Asıl sırtlanların çeneleri o kadar kuvvetlidir ki kemikleri bile kırabilirler. Bu yüzden çok aç kaldıklarında kemik yedikleri de görülmüştür.


Asıl sırtlanlar “klan” adı verilen küçük gruplar halinde yaşarlar ve klanın başında bir dişi vardır. Sürüyü ava yönlendiren ve sürüye yol gösteren kraliçedir. Klanlar bir veya üç erkekten ve dişilerden oluşur. Hiyerarşik bir düzen vardır, en üst tabakada kraliçe bulunur. Erkekler en alt tabakada yer alır. Genelde en çok yavrulayan kraliçedir. Ancak bazı klanlarda kraliçenin davranışları saldırganlık düzeyine ulaşabilir. Klandaki diğer sırtlanlar için dayanılmaz bir hal alabilen bu durum sonucu “devrim” olur ve kraliçe tahtından indirilir. Yinede bu durum oldukça ender görülür.


Asıl sırtlan klanlarının kendilerine ait olan ve savundukları bir bölgeleri vardır. Diğer sırtlan klanlarıyla yaşanan çarpışmalar az olsada en büyük tehdit geniş aslan sürüleridir. Özellikle az sayıda sırtlandan oluşan klanlar için bölgelerinin aslanlar tarafından işgal edilmesi ölümcül sonuçlara yol açabilir. Bölgelerini koruma stratejileri saldırıp öldürmeye yönelik değildir. Yalnızca sayıca üstünlük sağlayarak göz dağı verip korkutma amacı güderler. Ancak özellikle erkek aslanlar sırtlanlardan hiç hoşlanmazlar. Yakaladıkları sırtlanları öldürmekte tereddüt etmezler. Bu sırtlan klanları için acı kayıplara neden olabilmektedir.


Çizgili sırtlan (Hyaena hyaena), Bayağı sırtlan olarak da bilinir, sırtlangiller (Hyaenidae) familyasına ait, familyanın diğer üyelerinden daha küçük olan bir sırtlan türü. Yalnızca Afrikada bulunan diğer sırtlan türlerinden farklı olarak bu tür Asyada, hatta Türkiyede de bulunur.


Çizgili sırtlan diğer sırtlanlardan (örneğin: benekli sırtlan) daha zarif bir vücut yapısına sahiptir. 110 cm uzunluğa (+30 cm kuyruk) ve 40-50 kg ağırlığa varır. Sırtından bir sırada büyüyen kıllarını korkutmak için havaya dikebilir; böylece asıl olduğundan daha büyük gözükür. Rengi gridir ve tüm vücudunda belirgin siyah çizgileri vardır.




Bu makale, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedianın Türkçe versiyonu Vikipedideki Hayvanlar maddesinden kopyalanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında özgürce kullanılabilir.

kaynak: hayvanlar.us

KAPLAN (Panthera tigris) hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Sırtlanlar


KAPLAN (Panthera tigris)









KAPLAN (Panthera tigris) Linnaeus, 17585


Genel özellikleri:
Tigris, Dicle ırmağının Latince adıdır.Bir zamanlar Dicle ırmağının etrafında sıkça görüldüğü için Dicle panteri anlamına gelen Panthera tigris adı verilmiştir.

Fosil kayıtları incelendiğinde kaplanların buzul devrinde Sibirya bölgesinden Avrupa ve Asya’ya dağıldığı kanısına varılmıştır.Asıl vatanı Sibirya’nın karla kaplı dağlarıdır ama hayvan sık bitkili toprakları tercih eder.Doğuda Türkiye’den başlayarak kayalı dağlık bölgelere, Hazar denizinin sazlıklarına Orta Asya, Çin,Hindistan, Hindiçini (uzak doğu ülkeleri), ve Malaya’nın buhar tüten sık yağmur ormanlarına, Bali ve Java adalarına da alışmış bu çevreye uyum sağlamıştır.1900’lü yıllara kadar sayıları 100,000’lerin üstündeyken 1970’ten sonra sayıları hızla azalmıştır. Günümüzde doğadaki sayılarının, yasak avlanma, yaşam alanlarının yok olması ve bölünmesi nedeniyle 8000 bireyden az kaldığı tahmin edilmektedir.Popülasyonun en fazla olduğu ülke Hindistan’dır.





Kaplanlar çok iri, kediler olmalarının yanında, zarif hareketleri, gösterişli duruşu, heybeti ve renkleri onun en güzel hayvanlardan biri sayılmasına yol açar. Aslanlara benzerler ve onlarla çiftleşebilirler.Kükreyen kedigiller olmalarına rağmen kükremeleri aslan gibi gür değildir.Sibirya alttürü aslan dahil diğer kedilerden daha iridir.İri bir erkeğin boyu 90 santimi kuyruk olmak üzere 3 metreye yakındır.Yerden omuz yüksekliği 90 santim kadar olur.Ağırlığı 180-200 kilodur.Dişinin boyu 30 santim kadar daha kısa ağırlığı da yaklaşık 45 kg. daha azdır

Alttürlere göre değişmekle birlikte post renkleri, parlak sarımsı kahverengiden koyu pas rengine kadar değişiklik gösterir. Sibirya’nın karla kaplı ormanlarında ayrı popülasyon halinde beyaz (albino) kaplanlarda da vardır.Nadirde olsa özellikle Sibirya ve Bengal alttürlerinde altın kaplan olarak adlandırılan sarı renkli bireylerde bulunabilmektedir.Postlarının üstü, enine siyah çizgilerle kaplıdır.Bu sayede, ormanlık ve çayırlık arazide çok iyi saklanabilirler.Sibirya ve Mançurya gibi soğuk bölgelerde yaşayan kaplanların tüyleri kaba ve uzundur.Daha sıcak iklimlerde tüyler sıklaşıp kısalır.Kaplanın yüzündeki tüyler postundan daha uzundur.Bu tüyler ergin erkeklerde yakaya benzer kısım oluşturur.Yüzünde de beyaz lekeler vardır. Karnı beyazdır.








Tırnakları çengel gibi olup Fazla sıcağa dayanamaz.Günün sıcak saatlerinde uzun otların arasında, mağaralarda, harabelerde hatta bataklıklarda veya sığ sularda yatar.


Çok iyi yüzücüdürler.Diğer kedilerin aksine iyi tırmanıcı değildirler.
Ağaca ender olarak çıkarlar.Ama bir kaplanın bir insanı ağaçtan düşürmek için 5,40 metre yüksekliğe sıçradığı görülmüştür.








Genellikle tek olarak gece avlanmalarına rağmen gündüzde avlanırlar.Günün serin saatlerinde avlanmayı tercih ederler.Avını izlerken de en çok işitme duygusundan yararlanır. Avını ararken, en küçük sese veya harekete karşı tetikte, yaklaşık 25-75 kilometrekarelik bir alanı dolaşır.İnsan yapımı yol ve patikaları da kullanır.Avına rastladığında bitki sap ve otlarını doğal kamuflaj olarak kullanır. Kurbanının yanına sessizce süzülerek birkaç metre yaklaşır. Konumundan emin olduğunda yere yatıp, kulaklarını dahi yassılaştırıp otların arasından avını izler. Avı, saldırabileceği mesafeye geldiğinde süratle birkaç adım sıçrayarak üzerine atlar.Yetenekli avcılar olmalarına rağmen ortalama 12 saldırıdan birinde başarılı olurlar. Çok güçlü ve adaleli omuzları vardır.

Arka ayakları öndekilerden biraz daha uzun olduğu için avlarının üstüne yay gibi rahatça atlayıp, keskin ve sivri ön pençeleri ile rahatça yakalayabilirler. Avlarını, çeneleri ile çok güçlü bir şekilde boğazlardan sıkıp, boynunu kırarak veya boğarak öldürürler. Öldürdükten sonra avlarını sürükleyerek gizli bir yere taşırlar.Arka kısmından başlayarak öne doğru yerler.Ergin kaplan 90 kg. ağırlığında ölü bir domuzu 700-800 m. sürükleyebilirler.




Av mönüleri oldukça geniştir.Avlarının arasında kızılgeyik, bataklık geyiği, benekli geyik, yaban domuzu, gaur adı verilen ve 1 tonu bulan yaban sığırları, gergedan ve fil yavruları, yabani tavuklardan başka kirpi gibi küçük memelileri de avlar.Yiyecek bulamadıklarında kurbağa ve sürüngende yerler.Zaman zaman evcil hayvanlara saldırdığı da olur.Bütün kaplanlar leş de yerler. Ortalama günlük ihtiyaçları 9 kg.’dır ancak yetişkin kaplanlar bir defada tıka basa 18-27 kg. et yiyebilir ve birkaç gün avlanmazlar.Yaşam yılları yaklaşık 20 yıldır.









Üreme:
Dişi kaplan 3 yaşında erginleşir.Erkeklerse daha geç ergin hale gelir.Dişi kaplan 11 yıl içinde 2,5-3 yıl aralıklarla yavrular.Dişi, ancak kızıştığı zaman erkekle bir araya gelir.Çiftleşme mevsimi değişir. Malaya’da bu kasımdan marta kadardır. Mançurya’da ise aralık ayında çiftleşme olur. Erkek dişinin bıraktığı idrar kokusu ile dişinin çiftleşmeye hazır olup olmadığını anlar.Kükreme çağrıları ile yerini bulur.Ormanın en gizli yerlerinde 2-5 gün arası çiftleşme devam eder.Çiftleşmeden sonra erkek dişiden ayrılır ve yavruların bakımı ile ilgilenmez.
Gebelik süreleri 105-115 gün sürer.Bir defada 2-6 yavru yaparsa da bir yada ikisi ancak erginleşir.Yavrular doğduklarında gözleri kapalı ve 1-1,5 kg ağırlığındadır. Renkleri ebeveynlerine benzer ve gözleri 14 gün sonra açılır. Altı haftalık olduktan sonra sütle beslenmez.
Yedi aylık olduktan sonra avlanabilir duruma gelirlerse de 2 yıl kadar annelerinin yanında kalarak avlanma becerilerini geliştirirler.







Alttürleri:
Kaplanlar ‘panthera’ cinsine ait sekiz alttürde incelenir.Büyüklük ve renklerinde bazı farklılıklar vardır.
Ortalama ölçüleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.














1.Panthera tigris tigris, Bengal (Hindistan) kaplanı(Linnaeus, 1758):
Hindistan, Bengaldeş, Çin, Butan ve Nepal’in çayırlık arazi ve ormanlarında bulunur.Diğer alttürlere göre daha yaygındır.Yetişkin erkek bireylerin ortalama boyları 3 mt, ağırlıkları 250 kilograma kadar ulaşabilir.Dişileri ise 270 cm. uzunluğunda 140 kg. ağırlığındadır.Tüyleri kısa ve parlak renklidir.Popülasyonun en fazla olduğu ülke Hindistan’dır.Doğada 3000 – 4000 birey arasında kaldığı tahmin edilmektedir.Nadiren de olsa beyaz (albino) bireylere rastlandığı olur.




2.Panthera tigris corbetti, Hindiçini kaplanı(Mazak, 1968):
Tayland başta olmak üzere Kamboçya, Güneydoğu Çin, Laos, Myanmar, Vietnam, Malezya yarımadasının tropikal yağmur ormanlarında bulunur.Bengal kaplanından daha küçük koyu renkli, siyah çizgileri de daha ince ve kısadır.Erkek kaplanın ortalama uzunluğu 2.7 m. 180 kg. iken dişi 2.4 m. Ve 115 kg civarındadır.Bu alttürün doğadaki sayısı 1000-1800 arasında olduğu tahmin edilmektedir.Dünyadaki çeşitli hayvanat bahçelerinde 50-70 birey arasında bulunmaktadır.






3.Panthera tigris amoyensis, Amoy (Güney Çin kaplanı) kaplanı(Hilzheimer, 1905):
Sadece Güney Çin’de bulunan bu alttür 1949’lı yıllarda Çin hükümeti tarafından sayıları 4000 civarında olduğu ve zararlı hayvan olarak bildirilmişti. Bu nedenle aşırı avlanma nedeni ile nesli tükenme noktasına gelmiştir.1987 ve 1990 yıllarında Çin bilim adamları tarafından yapılan araştırma raporlarında Güney Çin’in Guangdong, Hunan, ve Fujian dağlarında bir düzine kadar kaplan kalmış olabileceğini belirtilmiştir.Çinli uzmanlar doğadaki sayıları 20-30 birey kadar olabileceğini öne sürmektedir.Çin’deki hayvanat bahçelerinde de 50 birey civarında Amoy kaplanı bulunmaktadır.
Erkek kaplan ortalama 2.5 m. 150 kg dişi ise 2.3 m. 110 kg ağırlığındadır.













4.Panthera tigris altaica, Sibirya (Mançurya,Amur) kaplanı(Temminck, 1844):



Kuzey doğu Çin ve doğu Rusya’nın karla kaplı ormanlarında, kuzey Kore’nin kuzey kesiminde ve Mançurya Lesser Hsingan dağlarında sayılarının 200’e kadar düştüğü sanılıyor.

Sayıları hızla azalmaktadır.Dünyadaki çeşitli hayvanat bahçelerinde 500-700 birey arasında olduğu tahmin edilmektedir.Alttürlerin hatta diğer kedilerin içinde en iri ve heybetli olanıdır.Yetişkin bir erkek kaplanın uzunluğu 4 metreye, maksimum ağırlığı 360 kilograma ulaşabilir.Erkek Sibirya kaplanı 700 kilometrekare, dişi ise 300 kilometre karelik bir alanda dolaşabilir.Karnında ve yüzünde beyaz lekeler vardır. Tüyleri kışın uzun yazın kısadır. Bengal kaplanından daha açık olan çizgilerinin sayısı da daha azdır.Beyaz renkli (albino) kaplanlar ayrı popülasyon olarak Sibirya ormanlarında bulunur.






5.Panthera tigris sumatrae, Sumatra kaplanı(Pocock, 1929):
Endonezya’nın tropikal Sumatra adasınnın güneybatısında ve kuzeyinde bulunan beş koruma alanında 400-500 birey bulunmaktadır. Hayvanat bahçelerinde de yaklaşık 250 birey bulunmaktadır.Yaşayan alttürler arasında en küçük yapıda, postu ve çizgileri daha koyu renkli olanıdır.






6.Panthera tigris virgata, Hazar (Turan) kaplanı(Matschie,1897):
Türkiye’de bulunan alttürdür.En batıda Türkiye olmak üzere Hazar denizi etrafında, Kafkasya’da İran, Türkmenistan, Afganistan’ın kuzey kesimlerinde yaşardı.Bengal kaplanından daha küçüktür.Tüyleri sık, çizgileri soluktur.Gövde ve boyun altı beyaz ve daha sarkıktır.Bu alttüre ait son kayıt Türkiye’de 1970 yılında Hakkari, Uludere’de öldürülmüş kaplanın olduğu biliniyor.Ancak Güneydoğuda yapılan araştırmalarda, köylüler dağıtılan resimlere bakarak kaplan gördüklerini iddia etmektedirler.Bu nedenle daha geniş çaplı araştırmaya gerek vardır.Belki de gözden uzak bölgelerde hala son birkaç birey kalmış olabilir
.











Sağdaki haritada Hazar kaplanının dağılımı gösterilmiştir.Ancak günümüzde artık rastlanmamaktadır. Soldaki resim Kafkaslardan Berlin hayvanat bahçesine getirilen kaplanın 1899 yılında çekilen bir resmi.








7.Panthera tigris sondaica, Java kaplanı(Temminck, 1844):
Renkleri Sumatra kaplanına benzeyen ve Endonezya’nın Java adasında bulunan bu alttürün nesli 1975’li yıllarda tükenmiştir.Sık ve ince çizgilidir.







8.Panthera tigris balica, Bali kaplanı(Schwarz, 1912):

Java kaplanından türemiş olan bu alttür, Endonezya’nın Bali adasında bulunan altürdü.En son birey 1937 yılında avlanmıştır.

turkiyeavcilari.com

kaynak: hayvanlar.us

Evcilleştirilemeyen Hayvanlar hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Birçok vahşi hayvanın yavrusu, çok küçükken anasından alınır, vahşi ortamından uzaklaştırılır ve medeni bir ortamda insanlar tarafından büyütülürse kolayca uysallaşır. Ancak tam erişkin hale gelince ne olacağı belli olmaz. Genlerindeki kalıtımsal sosyal davranış biçimi aniden ortaya çıkabilir.

insana alışma ile evcilleşmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. İnsana alıştırma, tabii bir duygu olan özgürlük içgüdüsünü zora veya kurnazlığa başvurarak ortadan kaldırmaya dayandığı halde evcilleştirme, toplu halde yaşama içgüdüsüne dayanır. Yalnız veya çift yaşayan hayvanlar evcilleştirilemez ancak insana alıştırılabilirler.

Doğada besinini ve barınağını kendisi bularak, düşmanlarına karşı kendisini ve ailesini savunarak yaşamını ve soyunu sürdürebilen hayvanların evcilleştirilmeleri, doğal çevrelerinde özgür yaşarken tutsak edilerek insan eliyle bakılıp beslenmeleri ve insanın kurallarına göre yaşamaya alıştırılmaları zordur.

Evcilleştirme, yararlanma amacıyla hayvanları insanlara alıştırma şeklinde tarif edilebilir. Bu tarife göre evcil hayvanları üç bölümde toplayabiliriz. Ürünlerinden faydalanılanlar (sığır, koyun, keçi, domuz, kümes hayvanları), gücünden faydalanılanlar (sığır, at, eşek, deve), dostluklarından faydalanılanlar (kedi, köpek, bazı kuşlar ve akvaryum balıkları).

Bazı yırtıcı kuşlar, özellikle doğan, atmaca ve şahin, avcılıkta yararlanılmak amacıyla evcilleştirilmişlerdir. Böcekler içinde evcilleştirilmiş sadece iki tür vardır. Cilalı taş devrinde evcilleştirilmiş olan bal arısı ve milattan önce 3000 yıllarında Çinde evcilleştirilen ipek böceği.

İlk evcilleştirilen hayvan 10 bin yıl kadar önce köpek, sonra da keçi ve koyunlar olmuş, bunları sığır ve domuzlar sonra da at izlemiştir. Kediler köpeklerden binlerce yıl sonra evcilleştirilmişlerdir. Bağımsız yaradılışlı olmaları belki buna bağlanabilir. Kedilerin fare gibi zararlı kemiricilerden kurtulmak amacıyla evcilleştirildikleri eski Mısırlılardan kalma belgelerden anlaşılmaktadır.

Aslında evcilleştirme kavramım açıklamak pek kolay değildir. Evcilleştirme hayvan terbiyesinden, bir yaban hayvanının insana alıştırılmasından, evde süs veya zevk diye kedi, köpek, kuş, balık beslenmesinden farklı bir şeydir.

Evcilleştirme hayvanların insanlarla bir arada yaşamaları şeklinde de tanımlanır. Bu bir arada yaşama, insan zoruyla sağlanmış olmakla beraber hayvanların da buna sessizce boyun eğdiği hatta isteyerek razı oldukları söylenebilir. Bu tanıma göre evcilleştirme bazı hayvan türlerinde doğuştan var olan sürü halinde ve bir başın önderliğinde yaşamak eğiliminden ileri gelir.

Köpek ve atın dışındaki hayvanlara bakılınca ortak başka özellikler de görülüyor. Bir bölgeye bağlı kalmadan geniş sürüler halinde yaşayabilmek, değişik türden bitkilerle beslenebilmek ve kolay avlanabilir olmak. Tabii bu ilişkide karşılıklı menfaat da söz konusudur. Yoksa Avustralya yerlileri kanguruları çoktan evcilleştirmiş olurlardı.

Bir tanıma göre de, üremesi, yerleşimi ve yiyeceğinin kontrolü kendinden çıkıp insana geçmiş hayvanlara evcil deniliyor. Bu hayvanlar kendi türlerinin evcilleşmemiş türlerinden tamamen ayrı bir nesil oluştururlar. Artık bireysel kişilikleri kalmamış bir sürü oluşturmuşlardır. İnsanlar onların bir kısmına birer canlı yiyecek olarak bakmakta, fabrikasyon imalatla aynı şekilde yetiştirilmekte, zamanı gelince kesilip paketlenmektedirler.

Evcilleştirme hayvanların ruhsal durumlarını da etkiler ve genellikle bir gerilemeye yol açar. Örneğin, evcil erkek kazlar artık kendilerine bir yetki bölgesi oluşturmaktan vazgeçerler, babalık ve koruma görevlerini ihmal ederler. Beyinleri de yaklaşık yüzde 20 hafifler. Hayvanın dünyayı algılayış biçimi değişir. Avlanma tehlikesi ortadan kalktığından tepkilerinde bir zayıflama meydana gelir.

Eski Mısırda antiloplar ve sırtlanlar, Ortaçağda ise sansarlar evcilleştirilmeye uğraşılmış, başlangıçta umut verici olmuşsa da sonradan vazgeçilmiştir. Hayvanların birçoğu insan gerek duymadığı ve binlerce yıl sabır gösteremediği için de evcilleştirilememiş olabilirler. Belki bugün başlarsak 5000 yıl sonra bahçemizdeki kaplanın sütünü içebilecek, yüzme havuzumuzda büyük beyaz köpek balığı ile oynaşabileceğiz.

kaynak: hayvanlar.us

Pervanelerin Işığa Gelmesi hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Evcilleştirilemeyen Hayvanlar

Pervane, geceleri ışık etrafında dönüp duran kelebeklere verilen addır. Dilimize Farsçadan giren pervane kelimesi, devamlı dönüp duran şeyleri nitelendirmek için kullanılır. Gemilerdeki, uçaklardaki pervanelerin isimleri de, büyük bir ilgi ile birine bağlanmak anlamında kullanılan pervane olmak deyimi de buradan gelir.

Birçok bitki ve hayvan ışığın geldiği yöne yönelirler. Buna pozitif fototropizm deniliyor. Tahta kurulan negatif fototropizm gösterirler. Gündüzleri karanlık yerlerde saklanıp, geceleri yiyecek aramaya çıkarlar. Pervaneler ise karmaşık bir fototropizm gösterirler. Parlak güneş ışığından kaçarlar, alaca karanlıkta ortaya çıkarlar ama parlak lamba ve ampullere yönelirler.

Pervanelerin düşmanlarının çoğu gündüz avlanırlar. Pervaneler gece dolaşmakla düşmanlarından sakınmış olurlar ama bir sokak lambası veya yanan bir ampul, onlar için bütün düşmanlarından daha tehlikelidir. Bir ışık kaynağını görünce hipnotize olmuş gibi büyük bir coşkuyla, baş döndürücü bir hızla etrafında dönmeye başlarlar. Bu şuursuz uçuşları sırasında ya yarasalara yem olurlar ya da sonunda ışık kaynağına yapışarak yanıp giderler.

Pervanelerin ışık kaynaklarına düşkünlükleri, onları Ay ışığı ile karıştırmalarından kaynaklanıyor. Pervaneler geceleri Ay ışığı sayesinde yönlerini buluyorlar. Geceleri, sabit bir referans noktası olarak Ayı kabul edip, onu bir taraflarına alarak düz bir hat üzerinde yol alıyorlar.

Parlak bir suni ışık gördüklerinde de onu Ay ışığı sanıp, bir taraflarına alıp uçtuklarını sanıyorlar. Işık kaynağını hep sabit noktada görebilmek için de etrafında daireler çizmek zorunda kalıyorlar.

Işığın parlaklığı ve bir türlü hedefe varamamaları, pozisyonlarını muhafaza etmelerini güçleştiriyor. Yörüngeleri daralıyor, gittikçe küçük daireler çizerek uçuyorlar ve sonunda ışık kaynağına çarpıyorlar.

kaynak: hayvanlar.us


Pervanelerin Işığa Gelmesi




Canlıların Sınıflandırılması
Sınıflandırma, canlıların benzerlik ve akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasıdır.

Günümüzde canlılar aleminin bilimsel olarak isimlendirilmesi ve sınıflandırılması kıstası ilk kez Carl Von Linneausnun kullanmış olduğu sisteme dayanmaktadır. Linneaus sisteminde her grup kendinden daha alt basamaklarda olan alt grupları içerir.

Sınıflandırmada kullanılan basamaklara Takson Basamakları denmektedir. (Taxon=Sınıf ve Taxonomy=Sınıflandırma) En çok kullanılan Takson Basamakları şunlardır.








































Kingdom Alem Animalia
Phylum Şube Chordata
Subphylum Alt Şube Vertebrata
Class Sınıf Actinopterygii
Order Takım Perciformes
Suborder Alt Takım Labroidei
Family Aile Cichlidae
Genus Cins Astronotus
Species Tür Astronotus ocellatus


Bunlar dışında sub, sup ve infra gibi ön ekler ile ara basamaklar da oluşturulur. Örneğin yukarıdaki örnekte son basamak Tür (Species) olarak gözükmektedir. Ancak gerekli durumda Subspecies (Alttür) basamağı da devreye girebilir. En alt basamak genel olarak Tür (Species) olmakla beraber Alttür (Subspecies), Varyete (Variante), Form gibi daha özel takson basamakları da kullanılabilmektedir.







Yukarıdaki Astronotus ocellatus örneğini biraz daha geliştirirsek şu sonuca ulaşırız.



Astronotus ocellatus (Oscar Fish)














































Domain Eukaria
Kingdom Animalia
Phylum Chordata
Subphylum Vertebrata
Superclass Gnathostomata
Class Actinopterygii
Subclass Neopterygii
Infraclass Teleostei
Superorder Acanthopterygii
Order Perciformes
Suborder Labroidei
Family Cichlidae
Genus Astronotus
Species Astronotus ocellatus







Bir örnek daha verelim. Bildiğimiz Ev Sineği (Musca domestica domestica) Bilimsel Sınıflandırmada nerelerde yer alıyormuş bakalım.



Musca domestica domestica




















































Domain Eukaria
Kingdom Animalia
Phylum Arthropoda
Subphylum Hexapoda
Class Insecta
Subclass Pterygota
Superorder Neoptera
Order Diptera
Suborder Brachycera
Infraorder Muscomorpha
Family Muscidae
Subfamily Muscinae
Tribe Muscini
Genus Musca
Species Musca domestica
Subspecies Musca domestica domestica



Sınıflandırmada kullanılan Takson Basamakları çeşitli sınıflandırma yöntemlerine göre de değişiklik göstermekle beraber genel olarak birbiri ile paralel gider. En son kabul edilmiş sınıflandırma yöntemi, Carl Woesein 1990da yapmış olduğu sınıflandırmadır. Buna göre Kingdomdan (Alem) daha üst bir Takson Basamağı olan Domain ortaya çıkmıştır. Carl Woesein yaptığı bu sınıflandırmaya göre canlılar 3 Domain altında toplanmışlardır. Bu 3 Domain altında da 6 Kingdom (Alem) kabul edilmiştir.

Domainler ve Kingdomlar:

1 - Eukaria
    - Plantae
    - Protista
    - Fungi
    - Animalia
2 - Archaea
    - Archaebacteria
3 - Bacteria
    - Eubacteria

Takson Basamaklarına isim verilmesi, Cins İsmine (Genus) bazı ekler eklenmesi şeklinde gerçekleştirilir. Buna göre yukarıdaki Ev Sineği örneğinde Cins ismi “Musca”, Tribe “Muscini”, Subfamily “Muscinae” ve Family “Muscidae” olmuştur. Bu ekler Hayvanlar Alemi dışındaki Alemlerde biraz daha değişiklikler gösterir.





































































Takson Takson (Tr) Hayvanlar Bitkiler
Phylum (Division) Şube phyta
Subphylum Alt Şube phytina
Class Sınıf opsida
Subclass Alt Sınıf idae
Order Takım ales
Suborder Alt Takım ineae
Superfamily Üst Aile oidea acea
Family Aile idae aceae
Subfamily Alt Aile inae oideae
Tribe Kabile ini eae
Subtribe Alt Kabile ina inae
Genus Cins


TAKSON BASAMAKLARI VE TÜRKÇE KARŞILIKLARI




























































İngilizce Türkçe Latince
Domain (1) - -
Kingdom (2) Alem Regnum
Phylum (3) Şube Phylum
Class Sınıf Classis
Section Kısım Sectio
Cohort Cohort Cohort
Order Takım Ordo
Family Aile Familia
Tribe (4) Tribe Tribus
Genus Cins Genus
Species Tür Species
Variety (5) Varyete Varietas
Form Form Forma


(1) Domain, 1990da Carl Woese tarafından ortaya atılan sınıflandırmaya göre en üst takson basamağıdır.
(2) Kingdom, İngilizce Kingdom Krallık manasında bir kelimedir. Türkçemize bu takson basamağı Alem olarak alınmıştır. Latince ise Regnum olarak isimlendirilir.
(3) Phylum, Animalia Kingdomında (Hayvanlar Alemi) kullanılan, Şube manasında bir takson basamağıdır. Plantae Kingdomında (Bitkiler Alemi) ise Phyllum (Şube) yerine Division kullanılır.
(4) Tribe Sınıflandırmada Subfamily (Alt Aile) ve Genus (Cins) arasında yer alan bir basamaktır. Türkçeye “Aşiret”, “Oymak” ya da “Kabile” olarak çevrilebilir.
(5) Variety, Alt Türden daha az çeşitlilik gösteren canlıların sınıflandırılmasında kullanılan takson basamağıdır.



Tolga Kuloğlu
24 Eylül 2005


Kaynaklar:

- http://biodiversity.georgetown.edu/files/informationfile.cfm?title=classification
- http://www.crescentbloom.com/I/G/A/220.htm
- http://www.biltek.tubitak.gov.tr
- http://animaldiversity.ummz.umich.edu/site/index.html
- http://sn2000.taxonomy.nl/

kaynak: hayvanlar.us

Omurgalılar ve Memeliler hayvan, bilgi, hayvanlar

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

OMURGALILAR

Omurgalılar, sırtları boyunca uzanan omurgalarıyla tüm öbür hayvanlardan ayrılır. Omurga, kıkırdaktan, kemikten ya da her ikisinden oluşan iskeletlerinin en önemli bölümü ve temel eksenidir. Omurgalılar genellikle omurgasızlardan daha iri ve daha karmaşık yapılıdır.

İlk omurgalılar yaklaşık 510 milyon yıl önce ortaya çıkan ilkel balıklardır. Omurganın kaslarla hareket ettirilebilen esnek bir destek oluşturduğu, böylece bu hayvanların hızlı yüzmesine olanak sağladığı düşünülmektedir. Omurga ayrıca, içindeki kanalda yer alan ve sinir sisteminin en yaşamsal bölümlerinden olan omuriliği korur. Omurilik, gövde ve uzantıları ile beyin arasında bir sinir köprüsü kurar.

Bu geniş hayvan grubu balıklar, amfibyumlar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerden oluşur.

MEMELİLER (MAMALİA)

Yavrularını süt salgılayan göğüs bezleriyle beslediklerinden bu hayvanlara Mammalia adı verilmiştir. Bu hayvanlar Jurada memeli benzeri sürüngenlerden (Synapsida alt sınıfının Therapsida takımından) ayrı bir dal şeklinde meydana gelmişlerdir. Bu gruptaki hayvanların temel özelliklerinden birisi de tümünün vücudunda az yada çok sayıda kılın bulunmasıdır.

Memeliler üç ana gruba ayrılır. Bunların arasında tekdelikliler yada yumurtlayan memeliler olarak tanınan grup ornitorenk ve ekidnelerden oluşur. Bu ilginç hayvanların yavruları, kışlar gibi yumurtadan çıkar, ama sonra anne sütüyle beslenir.

İkinci grupta keseliler yer alır. Keselilerin yavruları çok az gelişmiş olarak doğar. Yeni doğanların uzunluğu genellikle 6 santimetreyi aşmaz. Başlıca keseliler arasında opossum, tasmanyaşeytanı, bandikut, kuskus ve kangru sayılabilir.

Eteneli memeliler en geniş memeliler grubunu oluşturur. Plasenta adıyla da tanınan etene, annenin içinde gelişen ve yavru ile anne arasında köprü kurarak doğana kadar yavruyu besleyen bir organdır. Eteneli memeliler başlıca 10 grup altına toplanabilir:

Böcekçiller (Insectivora) en çok eski dünyada bulunmakla birlikte bir ölçüde Kuzey Amerika’ya da yayılmıştır. Köstebekler, kirpiler ve sivrifareler en bilinen üyeleridir.

Yarasalar (Chiroptera), uçan memelileri kapsar. Hemen hemen bütün iri yarasalar meyveyle beslenirken, küçüklerinin çoğu böcekleri avlar.

Primatlar (Primates) maymunlar ve insanlardan oluşur. Gelişmiş beyinleri ve el becerileriyle dikkat çekerler.

Dişsizler (Edentata) ya dişten tümüyle yoksundurlar yada ağızlarında basit yapılı birkaç diş taşırlar. Armadillo, karıncayiyen ve tembelhayvan bu grubun üyeleridir.

Kemiriciler (Rodentia) tür ve birey sayısı en çok olan memelilerdir. Tür sayısı 4000’i aşan memelilerin yarısından çoğunu kemiriciler oluşturur. Kobay, fare ve sıçanın yanı sıra oklukirpi, kunduz ve sincap da kemiriciler arasında yer alır.

Etçiller (Carnivora) aslan, kaplan, pars, sırtlan, sansar, ayı, kedi, ve köpeği de içeren yırtıcı hayvanlardır. Denizde yaşamaya büyük bir uyum gösteren foklar ve morslar ise genellikle yüzgeçayaklılar (Pinnipedia) adıyla ayrı bir grupta toplanır.

Balinalar (Cetaca) hemen hemen tümüyle kılsız, balık biçimdeki memelilerdir. Suyun dışında yaşayamazlar. Gerçek balinaların yanı sıra yunuslar ve musurlar da bu grupta yer alır. Mavi balina yaşayan en iri hayvandır.

Filler (Proboscidea) günümüze yalnız iki türüyle ulaşabilmiş kara hayvanlardır.

Tektoynaklılar (Perissodactyla) at, eşek, zebra, tapir ve gergedandan oluşurlar. Toynaklar, bu ve sonraki grubun ayak parmaklarını çevreleyen, kalınlaşarak başkalaşıma uğramış tırnaklarıdır.

Çifttoynaklılar (Artiodactyla) deve, geyik, zürafa, sığır, antilop, keçi ve koyun gibi gevişgetirenlerin yanı sıra domuz, pekari ve suaygırı gibi gevişgetirme özelliği bulunmayan hayvanları da kapsar.

KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

1. Vücutları genel olarak belirli zaman aralıklarında dökülen kıllarla kaplıdır. Derilerinde ter, yağ, koku ve süt bezleri gibi çeşitli salgı bezleri bulunur. Bazı memelilerin vücut ve kuyruk kısımlarında sürüngenlerinkine benzeyen pullar vardır.

2. Balinalar (Cetacea) ve Deniz inekleri (Sirenia) gibi deniz memelileri dışında kalanlarda dört üye vardır. Bu deniz memelilerinde arka üyeler kaybolmuştur. Her bir üyede 5 veya daha az sayıda parmak bulunur. Gerek üyeler ve gerekse parmaklar çeşitli yaşam biçimlerine göre, örneğin, yürümek, koşmak, tırmanmak, yüzmek, uçmak ve kaçmak gibi görevleri yerine getirecek şekiller kazanmışlardır. Parmak uçlarında boynuz yapısında tırnak ve toynaklar, parmak altlarında ise etli yastıklar mevcuttur.

3. İskelet iyi bir şekilde kemikleşmiştir. Kafataslarında 2 oksipital kondil, boyunlarında 7 tane omur bulunur. Kuyrukları uzun ve hareketlidir.

4. Her iki çenede de mevcut olan dişlerin kök kısımları çukurluklar içerisine gömülüdür. Dişler beslenme durumlarına göre çeşitli şekiller gösterir. Bazılarında dişler bulunmaz. Dilleri çoğunlukla hareketlidir. Gözlerinde hareketli göz kapakları, kulaklarında etli bir dış kulak kısmı bulunur.

5. Kalpleri 2 kulakçık ve 2 karıncık olmak üzere 4 odacıklıdır. Kuşların tersine bunlarda yalnız sol aort kökü bulunmaktadır. alyuvarları yuvarlak ve çekirdeksizdir.

6. Solunumları yalnız akciğerlerle olur. Larinkste ses çıkarmaya yarayan ses telleri bulunur. Kalp ve akciğerlerin yer aldığı göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran ve diyafram adı verilen kaslı bir bölme vardır. Böyle bir yapı memeliler dışında hiç bir hayvan grubunda görülmez (kuşlardaki bölme kaslı değildir).

7. Vücut sıcaklığı sabittir ve çevre koşularına bağlı olarak değişiklik göstermez (Homoiothermus). Vücut sıcaklığı metabolizma sonucunda sağlanır (endeterm). Vücut üzerinde bir kıl örtüsünün varlığı, deri altında vücudu saran bir yağ tabakasının bulunması ve kirli kan ile temiz kan dolaşımının birbirlerinden tümüyle ayrılmış olması, vücut sıcaklığının değişmezliğini sağlayan özelliklerinden bazılarıdır.

8. Sidik keseleri vardır ve boşaltım maddesi sıvı haldedir.

9. Beyinleri gelişmiş, cerebrum ve cerebellum kısımları oldukça büyüktür. Beyinden 12 çift sinir çıkar.

10. Erkeklerinde bir kopulasyon organı (penis) mevcuttur. Testisleri genellikle karın boşluğu dışında yer alan ve scrotum adı verilen torbalar içerisinde bulunur. Yumurtaları küçük ve kabuksuzdur. Yumurtanın gelişmesi yumurta kanalı (ovidukt)nın değişmesiyle meydana gelen döl yatağında (uterus) tamamlanır. Amnion, korion ve allantois gibi embriyonik zarlar mevcuttur. Genellikle embriyoyu uterusa bağlayarak onun beslenmesini ve solunumunu sağlayan bir plasenta bulunmaktadır. yavrular doğumdan sonra dişi hayvanın süt bezlerinden salgılanan süt ile beslenir.

-Memeliler sürüngenlerden meydana gelmiş olmalarına karşın onlardan bir çok yapısal farklılıklar gösterirler. Bu farklılıkların en önemlileri şunlardır:

11. Memelilerde vücut örtüsü olarak pullar yerine kıllar bulunur. Yalnız bazı memelilerin vücutlarında ve kuyruk bölgelerinde sürüngenlerden kalma bir özellik olarak hala pullar mevcuttur.

12. Memelilerin kafatasında iki oksipital kondil bulunur (sürüngenlerde bir tane) ve beyin kutusu daha büyüktür.

13. Memelilerde göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kaslı bir diyafram vardır

14. Memelilerde alt çene kemiği bir parça halindedir (sürüngenlerde çok sayıda).

15. Memelilerde alt çene kemiği doğrudan kafatası ile eklem yapmaktadır (sürüngenlerde quadratum ile eklem yapar).

16. Memelilerin orta kulağında incus, malleus ve stapes olmak üzere üçlü bir kemik zinciri vardır (sürüngenlerde yalnız stapes karşılığı olan Columella iç kulakta bulunur, diğer iki kemik çene ile birleşmiştir).

17. Memelilerde belirli zamanlarda dökülen dişler bulunur (sürüngenlerde dişler belirli zamanlarda değiştirilmez).

18. Memelilerde kalp dört odacıklıdır ve yalnız sol aort kökü mevcuttur.

19. Memelilerde ses kutusu çok iyi gelişmiştir (sürüngenlerde körelmiştir).

20. Memeliler yavrularını salgıladıkları süt ile beslerler.

21. Vücutlarında kılların bulunması, görme, işitme ve koku alma duyularının çok gelişmiş olması, beyinlerindeki cerebrum ve cerebellum kısımlarının gelişmişliğine bağlı olarak tüm faaliyetleri iyi bir şekilde koordine edebilmesi, öğrenme ve öğrenilen şeylerin hatırda tutulmasına yarayan bir bellek oluşumu ise memelilerin kuşlardan daha evrim geçirmiş olduklarını kanıtlayan özelliklerdir.

kaynak: hayvanlar.us


Omurgalılar ve Memeliler