Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Ocak, 2008

Hayvanların latince isimleri

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Vahşi Hayvanlar
Kaplan - Tiger (Panthera tigris)
Leopar - Leopard (Panthera pardus)
Aslan - Lion (Panthera leo)

Kuşlar
Kartal - Eagle (Haliaeetus leucocephalus)
Şahin - Black Hawk (Buteogallus anthracinus)
Baykuş - Owl (Ciccaba nigrolineata)
Doğan - Bat Falcon (Falco rufigularis)
Akbaba - Turkey Vulture (Cathartes aura)
Ağaçkakan - Lineated Woodpecker (Dryocopus lineatus)
Yabani Güvercin - Scaled Pigeon (Columba speciosa)
Güvercin - Short-billed Pigeons (Columba nigrirostris)
Papağan - White-crowned Parrots (Pionus senilis)

Sürüngenler ve Böcekler
Boğa Kurbağası - Bullfrog (Rana catesbeiana)
Kurbağa - Boreal Chorus Frogs (Pseudacris triseriata maculata)
Pasifik Kurbağası - Pacific Chorus Frog (Hyla pseudacris)
Bal Arısı - Honey Bee (Apis mellifera)
Çıngıraklı Yılan - Western Diamondback Rattlesnake (Crotalus atrox)

Efsaneler ve İnanışlar

Kurtlar geçmişten bugüne kadar insanoğlunun yaşamında daima heyecan vermiş,korku salmış,büyülemiş,bilinmezliğini korumuş ve bunun sonucunda saygı duyulan bir yaratık olarak hayatımızda yerini almıştır.Kurtlar ve İnsanlar tarihin başlangıcından itibaren birlikte yaşamış başlangıçta birbirlerine rakip olmuştur.Fakat daha sonra İnsanoğlunun kurtların yeteneklerini ve yararlarını anlamasıyla bu rekabet, bugün evlerimizde beslediğimiz ve birçok konuda bizlere yardımcı olan köpeklere kadar uzanan çok sıkı bir dostluğun temelini atmıştır.

Kurtlar bugün de yaşamımızda etkileyici bir yere sahiptir ve güncelliğini korumaktadır.Geçmişten beri süregelen birçok kurt efsanesi bugün de anlatılmaya ve filmlere konu olmaya devam etmektedir.Kurtlar ile birlikte yaşayan eski kabileler kurta olağanüstü güçleri olan bir yaratık olarak bakmakta,kendilerini ve sevdiklerini kurttan korumak için dans şeklinde ayinler düzenlemekte ve yine kendilerini kurttan koruyacağına inandıkları “Kurt başı” şeklinde ağaçtan yapılmış eşya ve kolyeler taşımaktadırlar. Bu kabileler inanışları dolayısı ile kurdun avlanma bölgesine girmemektedir Hindistanın kırsal kesimlerinde anlatılan, gerçekte yaşanmış bir öykü, her gece çadıra gelen ve özellikle çocukları uyku sırasında hiçbir şekilde ses çıkarmadan çadırdan sürükleyerek alan ve daha sonra iç organları yenmiş şekilde bulunan 70-80 kadar insanı konu almaktadır. Bu yaratığı gece karanlığında görenler, insan şeklinde,gözleri kırmızı renkte parlayan bir şeytan olarak tarif etmekteydiler. Yurt dışından bu olayı araştırmaya gelen görevlilerin kurttan şüphelenmelerine rağmen yöre halkı kurtlar ile yüzyıllardır barış içinde yaşadıklarını ve bir zarar görmediklerini söylüyorlardı.Ancak bölgede görülen iki kurdun öldürülmesi üzerine bu korkunç olay bir daha tekrarlanmadı. Yine Hindistanda çocukların kurtlar tarafından kaçırılmasına ve emzirilmesini içeren gerçek olaylara tanık olunmuştur.

Roma İmparatorluğunun kuruluşuna da bir kurt öncülük eder.Efsaneye göre;

Anadoluda Truvanın yıkılmasından sonra bir Truvalı topluluğu Aineiasın yönetimi altında Latium kıyılarına yerleşti.Aineias, ülke kralının kızı Lavinia ile evlendi oğulları Alba Longayı kurdular.Alba kralı Numitorun kızı Rhea Silvia,tanrı Mars tan gebe kalarak Remus ve Romulus adlı ikizleri doğurdu,ama Numitoru Alba tahtından indiren amcası Amuliusun eziyetlerini üzerine çocuklarını bir beşiğe koyarak Tevere ırmağına bıraktı.; beşik ırmakta Palatium kıyılarına kadar sürüklenerek karaya vurdu.İkizlerin ağlamasına koşup gelen dişi bir kurt onları emzirdi.Daha sonra ise Faestulus ve Acca larentina adlı çobanlar çocukları büyüttü.

“Kurt Adam” efsanesini, yani insan zeka ve kabiliyetini koruyarak, bir kurtun ısırması ile kurt şekline dönüşen insanı, ya da ormanda kurtlar tarafından büyütülen küçük bir çocuğun öyküsünü duymayanımız yoktur.Bu öyküler yıllar boyunca filmlere ve kitaplara konu olmuştur.

Burada Türklere yol gösteren “Asena” adlı dişi kurtu da belirtmeden geçemeyiz. Bütün Türk Ulusu bu kurta saygı duymakta ve adını bugün çocuklarımızda yaşatmaktadır.

Yine kurtların kışın avlanmak için başvurdukları “Kurt Oyunu”, Hunlardan Osmanlıya kadar bütün Türkler tarafından meydan savaşları ile kale kuşatmalarında benimsenerek uygulandı.26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Savaşnda Selçuklular, Bizans ordusunu,25 Eylül 1396da da Niğbolu Savaşında Osmanlılar da Haçlıları “Kurt Oyunu” ile yendiler.

Kurt oyununun özü şöyledir:

Genelde kışın aç kalan kurtlar,geceleyin köy ve mahallelere sokulmadan önce,uygun bir yerde alfa kurtun emri ile durarak üç kola ayrılırlar,iki kol o yerin sağında ve solunda pusuya yatarak saklanır;üçüncü yada fedai kolda;pusu yerini belirledikten sonra koşarak köy ve mahalleye dalar.Köpeklerin de ortaya çıkması üzerine korkarak kaçıyormuş gibi davranır.Bunu gören köpekler havlayarak kurtun peşine düşerler ve kurtları bölgeden dışarı çıkarmaya çalışırlar.Böylece çoğalarak bir sürü haline gelen köpekleri, fedai kolu ardına takarak pusu yerine çeker.Alfa kurtun işareti ile pusudakiler, köpeklerin dönüş yolunu keser, öndeki kolda geriye dönerek çemberi tamamlar ve köpekler kuşatılır.

Görüldüğü gibi kurt tarih öncesi atalarımızın hayatta kalmasını sağlamanın yanında , tarih boyunca insanoğluna örnek olmuş ve yukarıda da belirtildiği gibi yaşam biçimi ile Türk Ulusunun kurtun avlanma taktiğini, savaş taktiği olarak kullanması sonucu nice zaferlerin kazanılmasına öncülük etmiştir.Kimbilir Türk Ulusunun gücü ve bir dönem Dünyaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğun başarısı buna bağlıdır.Ne dersiniz?

Kanada nın bir bölgesinde ise insanlar her yıl geleneksel olarak tam bir dolunay zamanında biraraya gelirler.Yüzlerce araba ile kilometrelerce kuyruk oluşturaran insanlar ormanın yakınında durarak kurt ulumasını taklit ederler.Çevrede bulunan kurtlar bu çağrıya cevap verirler ve bölgenin dört bir yanından kurt ulumaları yükselir.Aileler kurtların ulumalarını sessizlik içinde dinlerler ve yeni yılda tekrar buluşmak üzere bölgeden ayrılırlar.İnsanoğlunun ormandan ayrılışının 25.000 yıl olduğunu düşünürsek ki bu insanoğlunun yaşamı ve gelişmesi yanında az bir zamandır,bir zamanlar birlikte yaşadığımız kurtlara özlem duyan Kanada da ki bu kişilerin davranışına şaşmamamız gerekir.

Bu öyküler ve efsaneler,bizim köy hayatı yaşayan insanlarımızın kurtu “Canavar” ismi ile çağırması, herhalde bu gizemli hayvana duyulan saygı ve korkunun bir belirtisi olsa gerek.

Aslında kurtların göstermiş olduğu saygıyı biz karşılıksız bırakmışız.Özellikle kurtun ana yurdu Kuzey Amerika da insanlar kendilerine yer bulabilmek için 1850-1900 yılları arasında birçok hayvanı katletmişlerdir.Amerikan kaynakları bu hayvan sayısını 50.000.000 adet civarında olduğunu ve bu sayının 2.000.000 adetinin kurtları kapsadığını belirtmektedir.Bu kadar çok sayıda hayvanın ve özellikle kurtun öldürülmesi doğal dengeyi tahrip etmiş ve otçulların sayısının artması ile yeşil alan ve bitki örtüsü yok olma düzeyine gelmiştir.Yeteri kadar kurt sağ olsaydı bu otçulları avlayacak ve doğayı dengede tutacaklardı.Sonuçta tekrar insanlar silahlarını ele almış ve yine hayvan katliamına girişmişlerdir.. Bugün Amerika doğal dengenin korunmasının ne kadar önemli olduğu bilincini “Yellow Stone”, “Yosemite” gibi doğal parklar ile insanlarına geç de olsa aşılamıştır.

Bizim insanlarımız ise henüz bu değeri anlamamıştır.Çok yakın tarihte ekranlardan bir kurtun yaralı olarak nasıl can çekiştirelerek öldürüldüğünü ve en vahşi yaratık, yani insanın maskarası olduğunu izledik.Oradaki insanlar vahşiliklerini ve acımasızlıklarını sergiliyorlardı ve yanlarındaki çoban köpeklerine yaralı kurtu boğması için teşvik ediyorlardı.Ancak şaşırtıcı bir biçimde köpekler yine biz insanoğlunu utandırarak o halde bulunan atasına saldırmamış ve bize yine dersimizi vermişlerdir.Bu dersi alacak kafalar bir panayır havasında eğlenmeye devam etmişlerdir.

Genel Görünüş

Dik kulak,uzun ve fazla keskin olmadan son bulan baş ve çene yapısı ile araştırıcı ve keskin bakan gözlere sahiptir.Kafa yapısı Alman Çoban Köpeğine benzemektedir.Ancak daha uzun ve geniştir. Çoğunlukla gri ve siyah tonda kürke sahiptir kahverengi ve daha açık tüyler de kürk üzerinde gözükmektedir.Kutup bölgesinde yaşıyan kurtlar ise beyaz renkli kürke sahiptir.Erkek kurtlar dişilerden 25 % daha büyük ve gösterişlidir.

Birçok erişikin Gri Kurt dişilerde 56 kg,erkeklerde ise 80 kg kadar ağırlığa çıkmaktadır.Omuz yükseklikleri 68-78 cm arasında değişmektedir.Çoğunlukla ortalama bir köpek boyuna yakındır.Ancak göğüsleri köpeklerden daha geniş,ve bacakları daha uzun ve patileri daha kalındır.Buna rağmen kurtların sol ve sağ ayak izleri birbirlerine daha yakın seyretmektedir.Ayrıca kış kürküne bürünen bir kurt tüylerin verdiği uzunluktan dolayı (5-6 cm ile 15 cm arasında vücudun değişik bölgelerinde değişir) daha büyük gözükebilirler.Kuyrukları Alman Çoban Köpeğinkine benzer, çalı gibi tüylüdür ve uzunluğu vücut uzunluğunun birçeyreğini kapsamaktadır yaklaşık 35 cm.

Çene ve Dişler

Köpeklerden daha büyük,uzun ve güçlü bir çene ile keskin diş yapısına sahiptir.12 kesici,4 köpek,16 küçük azı ve 10 azı dişi (4 tane üst çenede 6 tanesi alt çenede) olmak üzere 42 adet dişe sahiptir.Dişlerinin uzunluğu 2.54 cm kadardır ve uca doğru giderken hafifçe kıvrılır.Kurtun çene basıncı 2.5 cmlik bir kare içine 750 kg olarak hesaplanmıştır.Bu basıncı Alman Çoban Köpeği ile kıyasladığımızda iki kat daha fazla olduğunu görürüz.Alman Çoban Köpeği 2.5 cmlik bir alan içine 320 kg baskı uygular.Kurtlar dişlerini avlarını öldürmek ve parçalamak için kullanırlar,avlarını çiğnemezler lokmalar halinde yutarak sindirirler veya kusarak yavrularını beslerler.

Hareket ve Hız

İnsanlar,köpekler ve kedigiller aynı prensipte yürüler yani ayak tabanlarımız yer yüzeyi ile temas etmektedir.Kurtlar da ise farklıdır.Kurtların patileri tamamiyle yer ile temas etmez patilerinin ucunda yürüyor gibidirler.Arka ayakları ön ayaklarını takip eder.Ön patileri arka patilerine göre daha geniştir.Bu kurta kış aylarındaki kar örtüsünde daha rahat tırmanma ve koşma imkanı vermekte ve ağırlığını yüzeye dağıtarak kaymayı ve yumuşak zeminde kara batmayı önlemektedir.Kurtların beş adet tırnağı vardır ama bunların dört adeti oldukça gereklidir.Patilerinin arası köpeklerde olduğu gibi sert ve dayanıklı kıllarla örtülmüştür.Bu ona kaygan zeminlerde daha iyi tutunma sağlar.Tırnakları sağlamdır ancak keskin değildir.Çünkü yürüyüşde daha fazla ön tarafı kullanduğı için doğal olarak törpülenir.Tırnaklar toprağı kazmak ve koşu esnasında yüzey ile teması kuvvetlendirmek için kullanılır.Avlanma esnasında kedigillerde olduğu gibi tırnaklarını avı yakalamak için kullanmaz.Kurtlar tırıs,koşu ve dörtnal olarak ayrılan dilimlerde hareket ederler.Bacakları köpeklere nispeten daha uzundur ve bu uzunluk ona hız ve çeviklik sağlamaktadır.Saatte 6.4 km hızla yürüyebilir.Seyahat ve av takip esnasında tırıs koşuyu tercih ederler bu esnada hızları 12.8 - 16 km/saat arasında değişir. Kurtlar avlarına saldırdıkları veya onları test etmek istediklerinde en hızlı şekilde koşarlar bu esnada hızları saate 64km ye kadar çıkar ve bu hızlarını uzun kilometreler boyunca koruyabilirler.

Koku Alma ve İz Takibi

Kurtların dünyasında koku önemli bir yer taşır.Koku yoluyla kurt avını,ailesini bulabilir vaya bir düşmanı sezinleyebilir.Ayrıca köpeklerde olduğu gibi kurt bölgesini koku bırakarak belirler ve bu koku ile yine diğer sürülerin bölgesini tanıyabilir.Ayrıca yine bırakılan kokulardan bölgedeki dişi ve erkek varlığı ile bölgenin nekadar sıklıkla ziyaret edildiğini anlayabilir.Kurtun koku bezleri anüs civarıdadır ve bu bezlerden yayılan koku, kurt için bir parmak izi gibidir ve kişisel bir bilgi taşırlar.Kurtlar,diğer kurtlara bölgelerini belli etmek için genelde bu kişisel bilgilerini taşıyan kokularını 91 metre aralıklarla bırakırlar ve sınırlarını belli ederler.Kurtların koku alma düzeyi oldukça gelişmiştir ve hava şartları uygun olduğu takdirde kurtlar sürü üyelerininn ve avlarının kokusunu 2.5 - 3 km uzaktan alabilirler.Avlarını da yerde bıraktığı koku ve avın atmosfere karışan vücut kokusunu takip ederek ulaşırlar.

İşitme Duyusu

Kokudan sonra kurta yardımcı olan ikincil duyusu işitme duyusudur..Kurtlar ormanda 9-10 km uzaktan açık arazilerde ise 11 km kadar uzaktaki sesleri duyabilirler.Kurtların kulakları 25 Khz değerindeki sesleri algılayabilir bu rakam araştırmalara göre 80 Khz kadar çıkmaktadır.İnsan kulağının duyabileceği limit ise 20Khz dir.Bu özelliği ile kurtlar köpeklerden daha iyi bir duyu organına sahiptirler.

Görüş Kapasitesi

Kurtlar önlerindeki hareket eden objeleri rahat şekilde görmektedirler.Hareketsiz objeler kurtu yanıltmaktadır ve bu anlarda koku alma duyularını harekete geçirirler.Görüş açıları 180 dereceden az bir görüş sahasını kapsamaktadır.Kurtların avladıkları hayvanlar ise genelde 300 dereceye kadar varan bir görüş açısına sahiptir.

Tat Alma Duyusu

Araştırmalar tat alma duyusunun az olduğunu bunun yerine avın kokusunun önemli rol oynadığını göstermiştir.Kurt ve köpekler dört ana başlık altındaki tatları hissetmektedirler.Bu öğeleri tatlı,acı,tuzlu ve ekşi olarak sınıflandırmak mümkündür.Kurtların yiyeceklerinde tatlı minimum rol almaktadır.

Yaşam Süresi

Yabani yaşamda kurtun yaşam süresi 13 yıl veya daha fazladırEğer korumalı doğal parklarda yaşıyorlar ise 16 yıla kadar yaşamlarını sürdüreblirler.Fakat çoğunlukla kurtlar 8 yaşına kadar yaşamaktadırlar.Kurtların yaşam süresi insan popülasyonun artmasıyla ve popülasyonun öldürme isteği ile azalmaktadır.Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi korumalı doğal parklar içinde daha uzun bir yaşam süresine erişmektedirler.Bunun nedeni ise koruma bölgesi içinde silahlar,doğal düşmanlar,tuzaklar, yılanlar ve zehirlerden uzak kaldıkları içindir.

Sürü Yaşamı ve İletişim

Her memeli kendisine ait bir aile içinde yaşarlar.Ancak bu aile yapısı kurt yaşamında daha köklü bir biçimde gelişmiştir.Sürü topluluğunun istisnasını sürü kurallarına karşı gelmiş ve sürüden atılmış yalnız kurt oluşturur.Bu kurt en yakın sürüden 10 km ile 1000 km arasında değişen uzaklıkta yaşamaya mecbur edilir.Ancak kendisine bir eş yada hakimiyetini kabul ettirecek bir sürü ile bu sürünün yaşaması için yeterli bir bölge bulamaz ise hayatta kalması çok zordur.Kurt yalnız başına büyük hayvanları avlayamaz ,yeteri kadar da kendini hayatta tutucak av bulamaz ise sonu çok kötü olabilir.

Kurtlar ailesi yapısı içinde hayatlarını sürdürürler ve biz bu aile yapısına sürü olarak adlandırmaktayız.Kurt sürüsü Alfa erkek ve Alfa dişinin kontrolü altındadır.Sürünün diğer üyeleri genç ve yaşlı kardeşlerdir.Ayrıca aynı kana sahip olmayan kurtlarda sürüye kabul edilmektedir.Eğer sürü kurallarına uyulur ise bireyler sürü ile birlikte yıllarca yaşayabilirler.

Sürü genelde sekiz ila onbeş kadar üyeden oluşur.Daha az veya çok olabilirler.Sürüdeki hiyeyarşi baskın kurtun diğer sürü üyelerine kabul ettirdiği gücü ile yapılanır.Bu gücü ortaya koyarken bireyler dövüş,ısırma ve alışkanlıklarını kullanırlar.”Alfa” erkek ve “Alfa” dişinin bir alt basamağında “Beta” erkek ve “Beta” dişi bulunur.Diğer basamak ise “Omega” erkek ve “Omega” dişidir.Her birey kimin hakimiyetini kabul edeceğini bilirken,bazı bireylerde bir üst basamağa tırmanmak için yarışırlar.Bu yarışı kaybeden ve kurallara uymayan kurtlar baskın alfa erkek ve dişinin zorlaması ile sürüden ayrılırlar.Kazanan ise sürünün yeni hakimidir.

Sürü içinde üyeler rütbelerini kararlı ve değişmez bir biçimde gösterirler.Yüksek rütbedeki erkek veya dişi, diğer üyeye saldırganlığını ve kararlılığını göstermek için kuyruğunu kaldırır,kulaklarını dik olarak ileride tutmaya çalışır ve yanaklarını geri çekerek dişlerini gösterir ve hırlamaya başlar bu arada sırtındaki tüylerinin bir kısmını kabartarak kendini büyük ve tehdit edici olarak gösterir.

Bu kesin ve korkutucu davranış karşısındaki alt birey, kendini tehlikeli olmadığını anlatmak ve küçük göstermek için yere yatar kuyruğunu bacakları arasına sıkıştırır,kulaklarını geriye doğru yatırır ve yuvarlananır aynı zamanda liderin ağzını yalayarak “Tamam sen benden güçlüsün ve senin liderliğini” kabul ediyorum der.Bu davranışlar çok az sayıda kavga ile sonuçlanır.Çünkü kurtlar kavga sırasında aldıkları yaralardan ötürü acı çekeceklerine ve aynı zamanda avlanma yeteneklerinin kayba uğrayacaklarını iyi bilirler.Alfa kurtlar sürü içerisindeki yerini diğer üyelere dostçada bildirirler.Alfa kurt yaramazlık yaptığına inandığı yavrularına veya bireylere çok yakın yaklaşarak dişlerini üyeye gösterir ve göz temasını korur.Bir alt basamaktaki üye bu davranış karşısında gözlerini liderden alarak başka yöne bakar ve yine lider önünde özür dilemek için yuvarlanmaya ve yalanmaya başlar. Eğer alfa kurt üyeyi cezalandırmak istiyor ise üyeyi ısırır ancak bu ısırış sadece uyarmak içindir ve bir anlıktır.Çünkü alfa kurt üyelere zaten kabul ettirdiği yerini hatırlatmak ile disiplini sağlamayı ve her üyenin rütbesini anlatmayı amaçlamaktadır.

Kurtların vücut dillerini şöyle özetleyebiliriz

Kulaklar dik, ağız açık ve kuyruğu normal pozisyonda olan kurt mutlu bir görüntü vermektedir.

Bir kurtun etrafında dans eden,koşan ve ellerini öne uzatarak vücudunun ön kısmını yer ile temas ettiren kurt oyun arayışı içindedir.Oyun esnasında kurtlar birbirlerinin üzerine atlarlar ve oyun olarak ısırılar.Ön ellerini kullanarak diğer üyenin enselerine dokunur ve birlikte yerde yuvarlanırlar.Oyun özellikle yavruların birbirini tanıması ile av yeteneklerinin gelişiminde yarar sağlar.Diğer üyelerde ise sürü hiyeyarşisinin yapılanmasını oluşturur.

Kulaklarını geriye yatıran ve kuyruğunu bacakları arasına alan kurt korkmakta olduğunu gösterir.

Kulakları ve kuyruğu kalkık pozisyonda,dişlerini gösteren,hırlayan ve vücudu üzerindeki türlerin bir kısmını kaldıran kurt öfkelendiğini gösterir.

Kuyruğunu yüksek ,kulaklarını dik tutan ve ayakta duran bir kurt diğer üyelere baskın olduğunu göstermektedir.

Gözlerini kısan ve başını diğer üyeden çeviren kurt kuşkulu ve şüpheli olduğunu beliritir.

Kurtlar vücut dili ile birlikte seslerini kullanarak da iletişim sağlayabilir.

Herkes kurt ulumasını duymuştur.Kurtlar sadece dolunaya karşı ulumaz her zaman uluyabilir ancak bu uluma geceleyin daha çok duyulur çünkü kurt sürüsü gece daha aktiftir ve geceleyin sesler daha uzaklara erişebilir..Uluma kurtun diğer üyeler ile heberleşmesini sağlar.Kurtlar diğer sürü üyelerini bulmak,bölgenin dışında kalan üyelere sürünün nerede bulunduğunu belirtmek ve avlanmaya çağrı için ulurlar,bazen bu ulumalar zevk içinde olabilir.Ayrıca kurtlar diğer üyelerin tehlikede olduğunu belirtmek ve ava meydan okumak için havlarlar.Hırlama ise kurtun baskın olduğunu ve kavgaya hazır olduğunu gösterir.Yavrularını çağırmak için kurtlar daha ince sesler çıkartır ve yavrularda ağlamaklı bir ses ile annelerini ararlar,anne ise ağlayan yavrularının yanına giderek onları sakinleştirir.

Uluma birkaç saniye ile onbir saniye kadar sürebilir. Uluma genelde sürü üyelerinden bazılarının birkaç kere havlamasıyla başlar ve bu kısa havlamayı grup olarak yapılan uzun uluma izler.Kurtlar genelde aynı tonda ulurlar ama bazı zamanlar sık olmasa da bu tonu değiştirirler.Kurtların grup olarak uluması bizlere bazen şarkı söylüyorlar gibi gelir.Çünkü bir kurt ulumasını bitirdiğinde diğeri aynen ses sanatçılarının düeti gibi diğer bir üyeye izin verir ve uluma devam eder.Böyle süren bir uluma sanki bir şarkıcının şarkıyı söylemesi ve nakarat bölümlerinin arkadaki grup tarafından seslendirilmesi gibidir.

Kurtlar yaşadıkları bölgeyi koruma altına alırlar.Kurtların en büyük düşmanları ayılardır.Ayılar kurt inlerindeki yeni doğan yavruları almak için sürüye meydan okuyabilir.Kurtun ayı karşışında fazla bir şansı yoktur.Ancak çok sayıda kurt birleşerek ayıyı öldürebilir.Eğer ayı kurtların savunması karşısında geri çekilir ise kurtlar saldırıya geçmez.

Çiftleşme ve Üreme

Kurtlar köpeklerden farklı olarak tek eşli yaşam sürerler.Yani bir erkek kurt ömür boyu aynı eş ile yaşar ve çiftleşir.Ancak bu durum nadiren 20-40 % kadar alfa dişi veya erkeğinin sürü üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi üzerine veya ölmesi gibi nedenlerden dolayı değişmektedir.Bu anlarda Alfa erkek kurt sürünün yeni baskın dişisi ile çiftleşir.Kurtun yalnızca bir eş ile çiftleşmesi kurt popülasyonunu dengede tutmak içidir.

Dişi kurt çiftleşme dönemine Ocak ile Nisan ayları arasında girer.Dişi kurtun erkeğini kabul ettiği dönem (Estrus) 5-7 gün sürmektedir,bu günler içinde çiftleşme olmaz ise dişi kurt yavru veremeyecektir.

Çiftleşme dönemi içerisinde erkek ve dişi kurt sürüyü kısa süre için terkederler.Bu davranışlarının nedeni dişinin sürü üyeleri ile ilişkisini kısa süre keserek diğer kurtlar ile çiftleşmesini önlemektir.

Çiftleşme aynen köpeklerde görüldüğü gibidir ve aynı davranışları sergilerler.Çiftleşme dişi ve erkeğin karşılıklı oyunları ile başlar,birbirlerine sakin ve ince ses tonu ile yaklaşırlar, erkek dişiyi bu ilk anlarda selamlıyor gibidir,karşılıklı olarak birbirlerinin ağızlarını ve yüzlerini yalarlar ve koklarlar.Erkek,dişinin vajinal bölgesini koklayarak çiftleşme zamanını veya dişinin hazır olup olmadığını anlamaya çalışır.Çiftler birbirlerinin üzerine atlayarak ve yuvarlanarak oyuna devam ederler,kuyruklarını birbirlerinin yüzüne sürürler,bilhassa dişi kurt bu hareketi ile erkeğe mutlu ve istekli olduğunu anlatır. Dişi kurtun bu dönem içinde vajinası şişerek çiftleşmeyi kolaylaştırmaktadır.Ayrıca birkaçgün önce başlayan ve dişi kurt tarafından oluşturulan, erkek kurtu harekete geçirecek koku,maximum seviyeye çıkar Yaklaşık beş dakika içinde yumurtayı dölleyecek ve yeni kurt yavrularını ortaya çıkaracak spermler harekete geçtikten sonra, erkek kurt durarak dişi ile kenetli olduğu halde 180 derece geriye döner yani şu an çiftler kalçalarından bağlı gibidirler.Bu durum 15-30 dakika sürecektir.(Bu davranışın sebebi spermlerin yumurtaya ulaşması ve gebe kalma oranının yüksek tutulmaya çalışılmasıdır.)

Çiftleşme sonrası çiftler yine oyun oynarak birbirlerine duydukları sevgi ve bağlılıklarını gösterirler.

Gebelik süresi 59-63 gün arasında değişir ve bir batında genellikle 4-6 yavru dünyaya gelir.Kurt yavruları aynen köpeklerimizde gözlemlediğimiz evrelerden geçerler.Doğdukları anda son derece savunmasızdırlar ve annelerinin bakımına ve korumasına son derece ihtiyaç duyarlar.Anne inden nadiren dışarı çıkacağı için babanın ve sürü üyelerinin getirdiği et ile beslenir.Yavrular doğdukları anda gözleri ve kulakları tamaman kapalıdır.Doğduktan 12-15 gün içerisinde gözleri açılır,iki hafta sonra yavrular yürümeye başlar.Yaklaşık sekiz hafta içerisinde ise yavrular doğdukları inden dışarı çıkarlar ve sürü yaşamı ile dış dünyayı keşfetmeye başlarlar.Yavrular bu anda oldukça savunmasızdırlar ve kartal ile ayılar için av olabilirler. Bu güne kadar yavrular anneleri tarafından süt ile beslenir.Dışarı çıkan yavrular birkaç hafta içerisinde et yemeye alışırlar.Köpeklerden farklı olarak,yalnızca anne yavruların bakımından sorumlu olmaz.Köpeklerde çok nadir olarak görülen olay yani babanın yavrular ile ilgilenmesi kurtlarda çok farklıdır.Ailenin bütün fertleri yavruların beslenmesi ve korunmasından sorumludur.Anne-baba ve diğer sürü üyeleri yedikleri etleri kusarak yavruları beslerler.Hatta bir batın önce doğan ve şu an yaklaşık bir yaşına girecek olan yavrular dahi yeni kardeşlerinin beslenmesi ve korunması işini üstlenirler.Bu yaşlarda olan kurtlar “Prolaktin” adlı bir hormon salgılarlar ve bu hormonun etkisi sonucu ebeveyn davranışlar içine girerler Dişi kurt yavrularını in içerisinde doğurur ve yaklaşık sekiz hafta kadar burada bakar.Dişi kurt bu iş için nehir yatağı yakınıları veya kayalık kesimlerin arasında bulunan boşlukları kullanır.Bazen diğer hayvanlar tarafından terkedilmiş inleride kullanabilirler.Güvenli sayılan inler kuşaklar boyu kullanılabilir onbeş yıl aynı ini kullanan aile ile bir in içinde de 738 yıllık kemiğe de rastlanmıştır.Güvenli sayılmayan bölgede ise dişi kurt başka inleri de kullanabilir,böylece yavruların düşmanlar tarafından bulunmasnı ve keşfedilmesini zorlaştırır.İn annenin ve yavruların kısa bir süre tehlikelerden korunarak rahatça yaşıyacağı bir yerdir.Giriş kısmı 50-70 cm genişliğe ve 40-70 cm yüksekliğe sahiptir.İnin uzunluğu yaklaşık 5 mtere kadardır,birden çok girişi olabilir. Her yavru gibi kurt yavrularıda oyun oynamayı çok severler ve günün büyük çoğunluğunu oyun oynayarak geçirirler.Yavruların oyunları birbirlerini tanımalarını ve sosyal davranışları öğrenmesini sağlar.Yavrular yüzeyde buldukları kemikler veya av kalıntıları ile oynayarak av yeneklerini geliştirir ve av esnasında ne yapılması gerektiğini öğrenmeye çalışırlar.Biraz büyüdüklerinde tavşan gibi küçük hayvanları avlamaya çalışırlar ve bu esnada giderek av kabiliyetlerini geliştirirek sürü içinde varlıklarını hissettirler ve sürü ile birlikte gerçek ava hazır hele gelirler. Yavrular yaklaşık iki yıl sürü ile birlikte sıkı bir bağ ve itaat içerisinde yaşarlar.Erişkin hale gelen yavrular eş bulmak ve kendi ailesini yaratmak için sürüden ayrılırlar.

Avcı Olarak Kurt

Kurtlar hayatta kalmak için av hayvanlarını öldürürler.Kurtların avladıkları hayvanlar,kurtların yaşadıkları bölgeye bağlı olmaktadır.Ancak kurtların başlıca avladıkları hayvanlar arasında geyik,karaca,,amerika geyiği,tavşan ve fare sayılabilir.Kurtlar insanlara saldırmazlar ve bugünde elimizde kurtların insana saldırdıklarına dair bir kanıt bulunmamaktadır.

Kurtlar sürü halinde yaşadıklarından genelde büyük hayvanları avlamaya çalışırlar.Avlarının hasta ve güçsüzlerini sürü içinden seçerler, eğer başarılı olurlar ise sağlıklı olanlarınıda saldırırlar Kurtların avı herzaman başarılı olmayabilir.Bu yüzden mideleri birdefada hızlı ve çok yemek için ya da günlerce birşey yememek için yapılanmıştır.Kurtlar günde 1.5 - 5 kg kadar ete ihtiyaç duyarlar.ayrıca bir kurt günde 10 kg et yiyebilir ve önündeki birkaç gün yemek yemeden yaşayabilir.Kurtlar yapılarına,iklime ve çevreye ve ava göre değişen miktarda suya ihtiyaç duyarlar.Bu miktar yaklaşık olarak günde 1.5 - 2 litredir.

Kurtların Av Taktiği

Kurtlar genelde gün ışığından kaçarlar ve gece yaşarlar bu yüzden büyük çoğunlukla geceleyin veya akşam gün batarken avlanırlar.Kurtlar avlarını şu üç bölümü takip ederek ulaşırlar.

Seçim-Kovalama ve Saldırı

Seçim

Yaralı ve zayıf hayvanlar kurtların birinci tercihidir.Kurtlar hayvanın yaralı olduğunu kanayan bölge ile enfeksiyon olan bölgenin kokusunu alarak anlıyabilirler.Ayrıca kurtlar zayıf veya sakat olan hayvanı hareketlerinin düzensizliğinden ayırt edebilirler.Kurtlar avlarını bulmak için hava akımlarını kullanırlar rüzgarı önlerine alarak araştırma yaparlar,önden kurta doğru esen rüzgar ileride bulunan av hayvanlarının ile düşmanlarının kokusunu taşır ve bu kokuları takip ederek avına yaklaşır,rüzgarın getirdiği koku avın vücut kokusudur,bununla beraber kurtlar avın ayak izleri ile birlikte yere bıraktığı kokuyu da takip ederler.

Kovalama - Peşine Düşme

Kurtlar bu bölüme girmeden önce rüzgar altına girerek kokularının av tarafından hissedilmesini önlerler.Genelde av hayvanları kurtların saldırılarına karşı daima tetikte beklemektedirler,ancak bu davranışları kurtların avlama isteklerinden ve kararlılıklarından daha güçlü değildir.

Kurtlar kendilerini ava hissettirmeden yaklaşırlar bir kurt ava gözcülük etmek için yatar ve diğerleri sinsice avın etrafını sarar.Bazen sürünün birkaç üyesi av olarak seçilen hayvanın dayanıklılığını ölçmek ve onu yormak için koşturabilir..

Saldırı

Saldırı zamanı geldiğinde sürünün av kabiliyetine erişmiş üyeleri toplu halde saldırıya geçer.Av burun bölgesi ile kıç tarafından yakalanır.Av genelde aşırı kan kaybı ile şoktan ölmektedir.Bazı küçük avların ise boyunları kurtun boyun bölgesini ısırmasından dolayı kırılır.

Avı ilk önce baskın Alfa erkek kurt yer ve yalnızca Alfa dişiye bazende yavrularına birlikte yemek için izin verebilir.Kurt avını yemeye göğüs kısmı yada buttan başlar. Kurtların en sevdiği bölüm avın iç organlarıdır.Av genelde avlandığı alanda sürü üyeleri arasında tüketilir.Kurtlar avın büyüklüğü ve cinsine göre av taktiklerini değiştirirler.

Kurtlar avladıkları hayvanlar ile vahşi yaşamda bulunan diğer etoburlara katkı sağlamaktadır.Kurtlar avladıkları hayvanı tamamen yememektedirler.Bu durum ise şahin,kartal,sıçan,kır kurdu ve tilkiye yiyecek bulma imkanı sağlamaktadır.

Kış Mevsiminde Kurt Yaşamı

Her hayvanda olduğu gibi kış aylarıda kurtları etkilemektedir.Kış aylarında,özellikle soğuk gecelerde kürk kurtu sıcak tutmakta ve dış etkenlere karşı korumaktadır.Kurt uyumak istediği zaman kıvrılır ve kuyruğu ile burnunu ve ağızını kapatır.Bu hareket ile kur verdiği sıcak nefes ile ısınır ve -40C derecedeki dış ortama karşı kendini korur.

Kış aylarında kurt sürüsü daha çok mesafe katetmeli ve her avda başarı sağlamalıdır.Aksi takdirde doğa koşulları zayıfların yaşamasına izin vermemektedir.Lider kurt, yüzeyde bulunan kar tabakasının derinliğine göre kendine bir yol seçer ve en önde yürür.Arkada ise tek sıra halinde sürünün diğer üyeleri ve son sırada yavru kurtlar bulunur.Kurtlar kış aylarında avlanmaya azami dikkat sergilemektedirler.Bu aylar içinde avın görüş ve koku sahasına girmemeye özen gösterek ava yaklaşırlar.Bazı zamanlar genç yavrularda ava katılırlar ancak heyacanları yüzünden zamanından önce saldırıya geçtikleri için sürü avı kaybedebilir.

Aralık ayının sonlarına doğru dişi kurt çiftleşme dönemine girer ve erkek kurt ile birkaç kez birlikte olur.

İlkbahar Mevsiminde Kurt

İlkbahar geldiğinde doğa uyanışa geçer ve kurtlar için yeni bir dönem başlar.Bu aylar içinde yeni doğumlar meydana geleceği için lider erkek ve dişi beraber çalışarak, doğum ve yavruların büyütülmesi için in hazırlamaya başlarlar.

Hamile olan dişi doğumdan bir veya iki hafta önce sürü ile ava çıkmayı bırakarak hazırlanan evine çekilir ve doğumu beklemeye başlar.Gebelik dönemi 63 gün sürer ve bu dönemin sonunda dört ila altı adet yavru dünyaya gelir.Yeni doğan yavrular altı ila sekiz hafta sonra dışarı çıkmaya ve sürü ile birlikte olmaya başlarlar.

Yaz Mevsimimde Kurt

Yaz ayları kurtlar için büyüme ayıdır.Kış aylarında kurtu soğuktan koruyan kalın kürkü dökülerek yerini daha az olan yaz kürkü alır.

Yaz ayları yavru kurtların oyun ve hayatı öğrenme dönemleridir.Bu anlar içinde genç kurtlar yalnız başına bırakılmaz ve sürü üyeleri tarafından gözetlenir.Yavruya öğretilecek ilk dersler sürü kuralları ve av becerilerinin geliştirilmesidir.

Sıcak yaz aylarında kurtlar gece avlanmaya çıkarlar ve dere kenarlarında iz ararlar.Geniş alanları görmek için yüksek kayalıklara çıkarak çevreyi gözetlerler.

Sonbahar Mevsiminde Kurt

Bu aylarda kurtlar tekrar kışa hazırlık yaparlar.Soğuktan korunmak için ince tüylerini dökerek yerini kış kürkü alır.İleriki aylarda genç kurtlar ilk kez kar örtüsü ile karşılaşırlar.Genç kurtlar bu dönem içinde 25 kg kadar ağırlığa sahip olurlar ancak henüz gerçek ölçülerine erişmiş değillerdir.Kurt sürüsü av hayvanlarının yoğun olduğu bölgeye göç ederler ve onlara olabildiğince yakın kalmaya gayret ederler.Çünkü kış aylarında enerjilerini kısıtlı olacağını bilirler.Sürü içinden bazı bireyler kendi ailesini oluşturmak için sürüden ayrılırlar.

Köpek ve Kurt Arasındaki Farklar

Genetik Farklar. (Kurta en çok benzeyen ırk Alman Çoban Köpeği ile kıyaslandığında)

Kurt senede bir defa çiftleşme dönemine girer.Köpek ise her altı ayda bir çiftleşmeye isteklidir.

Kurt gri,siyah,beyaz ve koyu kahverengi ile işaretlenmiş kürke sahiptir.Köpekler ise karışan renklere de sahiptir.

Kurt, köpekten daha güçlüdür.Fiziksel özellikleri daha fazla gelişmiştir. (Köpekler ile uyuşan çok fazla özelliği olmasına rağmen başlıca farklar.)

Bacakları daha uzundur.
Patileri kalın ve geniştir.
Vücudu,başı ve çenesi ve burnu daha uzundur.
Göğüs kafesi geniştir.
Boyun ve omuz hizasında extra kürke ile daha kalın kürke sahiptir.
Uzun ve kıvrık dişlere sahiptir.
Çene ve boyun kasları kuvvetlidir.
Gözleri çekiktir, kahverengi ve sarıya kaçan renkte olur.
Doğal şartlara uyum sağlar dayanıklıdır.
Çevik ve hızlıdır.

Davranış Farkları

Davranış olarak tek fark kurtların sıkı bir aile yapısı içerisinde olmalarıdır.Kurt yaşamı boyunca (yukarıda anlatılan özel durumlar haricinde ) tek eşli olarak yaşar.Bütün kurt sürüsü ise yeni doğan yavruların korunması , beslenmesi ve eğitiminden sorumludurlar. Köpekde ise yavru ile ilgilenen yalnızca annedir.Babanın yavru ile ilgilenmesi ise çok nadir görülür.

Kurtlarda bulunan sürü davranışları ve kurallarının hepsi köpekler içinde geçerlidir.

kaynak: hayvanlar.us

Balıklar Yönlerini Nasıl Tayin Ederler?
Balıklarda yön tayin eden merkezin arka beyin (metancephalon) olduğu bilinmektedir. Bu merkezin yönlendirmesine göre de balık yönünü sırt (dorsal) ve karın (anal) yüzgeçleri sayesinde ayarlar.

Zürafalarda Kan Beyne Nasıl Taşınır?
Zürafalarda da diğer memeli hayvanlarda olduğu gibi dolaşım sislemi iyi gelişmiştir. Bu gelişmiş
sistem sayesinde boynu uzun olan zürafanın beynine de normal kan damarları ile gerekli kan ulaştırılmaktadır.
Zürafa
Balıklar Uyur mu?
Balıkların çoğu, geceleri, dinlenme halinde geçirir, günduzleri de aktif olarak avlanırlar. Ancak,
yalnız geceleri evlanan, gundüzleri dinlenen balık türleri de mevcuttur.
Balık
Kurbağaların Ağızdan Doğurdukları Doğru mu? Doğru ise Nasıl Gerçekleşir?
Kurbağalar ağızdan doğurmazlar. Ancak bazı türler yumurtalarını ağızlarına alarak onlara korumalı bir gelişme yeri temin ederler. Yani yumurtaların gelişmesine ağızları ile yardımcı olurlar. Bu nedenle ağızdan doğurma ifadesinin doğru olmayacağı anlaşılmaktadır.
Zehirli Kurbağa
Kuşlara Farklı Renk Veren Madde Nedir?
Kuş tüylerine renk veren madde karoteoid ve metanin pigmentleridir. Bu değişik pigmentlerin kuş türlerinde farklı şekilde bulunmalarına bağlı olarak, kuşlarda değişik renklenmenin oluşması sağlanır. Kuşlarda görülen mavi, yeşil ve diğer bazı parlak renkler, tüylerin üzerindeki mikroskopik ince levhacıklarla ışığın kırılması ve yansıması sonucunda meydan gelir.
Kuş
Ayılar Kış Uykusuna Neden Yatar?
Ayılar, besinin az ve dış ortam şartlarına uygun olmadığı zamanlarda kış uykusuna benzer şekilde sakin ve hareketsiz bir devre geçirirler. Bu şekildeki durgunluk hali, sıcak kanlı hayvan türlerinden birçoklarında görülebilir. Ayrıca bazı sıcak kanlı hayvanlarda yazın çok kurak zamanlarda yaz durgunluğu denilen bir sakin devrede görülebilir. Diğer taraftan gerçek ve uzun kış uykusu, soğukkanlı sürüngenlerde görülmektedir.
Ayı
Bilim ve Teknik - Haziran 1992
Yayına hazırlayan: www.hayvanlar.us

Amerikan Pitbull Terrier Soyunun Hikayesi

Yazan: admin Tarih: Ocak - 9 - 2008

Bir sürü pitbull hikayesi duyabilirsiniz ama bu hikayelerden biri ve aklımızda ençok bulunan hikaye Romalılardan kalma bir hikayedir.

Giritliler zamanındaki boğa dövüşü halk için gerçekten büyük bir eğlenceydi öyle ki bu spor bir ibadet gibi görülüyordu. O zamanlarda doğada bulunan birçok köpek belki hepsi vahşi ve kudurmuş olarak bulunuyordu. Romalılar keşfettikleri ve fetih ettikleri yerlere de bu sporu beraberlerinde götürüyorlardı. Bu sayede seçilmiş birçok köpek ırkı diğerlerinden ayırt edilir vaziyete geldi.

1700’lere gelindiğinde başlıca iki tane boğa köpek dövüşü meydana geldi bunlar İskoçya’nın blue poll ve İrlanda’nın alunt’u idi bunlar boğalarla dövüş için bulldog’ları kullanıyorlardı. Aluntlarzamanındaki köpekler great dane ye benziyordu ve ispanyanın alonosuna göre daha başarısız idi.

Ve diğer köpek dövüşleri de böyle ortaya çıkmış oldu ve insanlar köpeklerin dövüş özelliklerini arttırmak istiyorlardı. Bunun çözümü ise İngiltere de kullanılan seçilmiş dövüş köpeklerinin çiftleştirilmesiydi.

1800lerin başında seçilmiş ırkların çiftleştirilmesiyle ortaya çıkan köpekler günümüz amerikan pitbull terrierlere benzemeye başladı. Yavaş ekonomi ve hantal hukuk sistemi boğa köpek dövüşünün yasaklanmasına sebep oldu ama bu spor halk için vazgeçilmez bir eğlenceydi.

1835 yılında boğa köpek dövüşü tamamen yasaklandı. Köpekleri elinde kalan insanlar ise başka çözümler aramaya başladılar. Buda köpek-köpek dövüşlerinin ortaya çıkmasını sağladı.

Terrierler toprağın altındaki canlıları yakalamakta çok ustaydılar. Köpek dövüşlerine daha büyük paralar yatırılmaya başlandı. Böylece şuandaki İngiltere de nesli tükenmiş olan terrierler boğa dövüşlerindeki köpeklerle çiftleştirildiler. Bulldogların melezlenme çalışmaları İngiltere nin staffordshire bölgesinde yapıldığı için bugünkü staffordshire bullterrierlerin ordan geldiğine inanılır.

Böylelikle bu yeni oluşturulan soydan gelen çeviklik güç ve dövüşçülük kabiliyeti ile köpekleri diğer köpeklerle dövüştürüyorlardı. Köpek dövüşünün popülerleşmesi ile bütün publar barlar oteller köpek dövüşü için donanımlı hale geldi.

Amerika ve Kanada daki kolonileşme ile

İnsanlar gittikleri yere köpekleri ile beraber gittiler.bu köpekler ise genel olarak pitbullar idi.

Bu ilerleme ile Chauncy Bennet isimli bir köpek dövüşçüsü 1898 yılında ukc yi kurdu. Bununla birlikte amerikan pitbull terrier soyu tam olarak oluşmuş oldu. İnsanlar buraya köpeklerini kayıt ettirdiler ettirmeyenlere ise kayıt ettirmeleri için teşvik ettiler.

1. dünya savaşı sırasında amerikan pitbull terrier çok sevilen ve arzulanan bir ırk oldu. O zamanlar pitbull lar Amerika nın maskotu oldu ve birçok posterde evleri süslüyordu.

1917 yılında sgt isimli bir pitbull birkaç tane askerin hayatını kurtararak savaş kahramanı ünvanını almıştır. Hatta sgt 26. yankee tümenindeki Fransız siperlerinde bir alman casusunu yakalamıştır.

Bir arabanın içinde amerikayı baştan başa dolaşan ilk köpek Bud isimli bir pitbull idi ve beraberindeki ilk insanlar horatio Jackson ve asistanı bisiklet tasarımcısı Sewall Crocker idi. Seyahatten sonra Bud un gözlüklerini washigton daki

Smithsonian Institute bağışlamışlardır. Seyahatten sonra Bud evinde yaşlanıp ölünceye kadar Jackson u cesurca korudu.

Fred Astaire, Thomas Edishon, Madonna, Michael J Fox, Brad Pitt, Bernadette Peters, Sinbad, Alicia Silverstone,Linda Blair, Humphrey Bogart, Usher, Mel Brooks, Ann Banfactor, John Stuart, Jan Michael Vincent, Pink, Kellie Williams, Ken Howard, Malcolm Jamal Warner, Stephan Jenkins, Rosie Perez,Amanda Lewis, Amy Jo Johnson, Mary Tyler Moore, Steve ve Terrie Erwin (timsah avcısı), Jack Johnson (havai li şarkıcı), Bill Berloni, Anthony Robbins, Molly Price, eski Amerika başkanlarından Woodrod Wilson, Frankie Muniz, Aj Melean, Barbara Eden,Helen Keller,tenis yıldızı Serena Williams, profesyonel basketbol oyuncusu Desmond Mason, Rashard Lewis, Amare Stoudemire, Alton Ford, Tamika Dixon,Mo Vaughun ve Özlem Tekin gibi bir çok başkanından şarkıcısına sporcusundan oyuncusuna pitbull besliyor.

Pitbull.Gen.TR için Derleyen : Sait Buyaci

Amerikan Pitbull Terrier
Ülke: USA
Agirlik: 22-28 kg.
Yükseklik: 45-55 cm.
Tüy Yapisi: Kisa, yumusak
Renk: Çok çesitlilik gösterir.
Diger isimleri: Amerikan Pitbull, Pitbullterrier
Künyesi: UKC
Grup: Mastif.

1990larin baslarinda, Pitbull köpekleri hakkinda o kadar fazla konusuldu ki, yayin organlari, il teskilatlarinda çalisanlar, kisaca bilen bilmeyen büyük bir topluluk bu köpeklerin üzerine gittiler. Tüm hikayeler çok insafsizca, ön yargili ve halki heyecanlandiracak hikayelerdi. Oysaki Pitbull köpeklerinin bu zamana kadar nasil yasadiklari, onlarin ne kadar gözüpek ve sahibine karsi sadakati ile alakali hiçbir olumlu yazi yazilmamistir. Köpek bakimiyla ilgili birçok pratik deneyimi olmayan insanlarin kulaktan kulaga dolasan fisilti haberleri, bu köpeklerin sadece asiri agresif yönlerini abartarak yanlis sekilde aktarmislardir. Elbette ki Pitbullar, kurt görünümünde kuzu degildirler; ama kuzu görünümünde kurtta degiller. Onlar bir bulldogtur ve karakter olarak bulldog özelligi tasirlar. Dövüs köpeklerinin en aranilan isimleridirler, ama bu mizacindan siyrilmalari tamamen, bu köpeklerin birbiriyle ölesiyle kavga etmelerini, zevkle izleyenler için geçerlidir.

Birçok gazete sütunlarinda, pitbullarin güçlü çeneleri oldugunu ve spor için dövüstrüldüklerini yazar. Bu da köpek meraklilari üzerinde bu tip özelliklere sahip bir köpegin ev için uygun olmadigi, egitiminin zor oldugu ve zincirsiz dolastirilamayacagi imajini yansitir.
1990lardaki bu gelip geçici panigin en sasirtici yönü Pitbull yetistiricilerinin neredeyse bu türün düsmani haline geldigi zamanlara rastlamasidir. Bazilari üretimleri düsürürken, bazilari da saldiri özelligini azaltmaya çalisti. Bazilari “kurt görünümünde” bir kuzu oldugunu empoze etmeye çalisti, bazilari Pitbulllarin jenerasyon olarak Golden Retrieverlardan hiçbir farki olmadigini söyledi. Bunlar tür için acimasiz iftiralardi, tabi ki köpek sahibi ve halk içinde öyle. Sert ve zeki özellikleriyle, o güne degin “pet” statüsünde olmasalar da, Pitbullar tercih edilmeye baslandi. Pitbullar sert, koruma amaçli ve ev içinde kullaniliyordu. Yine de Pitbulllar unutulmamis ve onlarin yanlis tanitildigi düsüncesi hakim fikirdi. Ama onlar hakkindaki dövüsçü köpek imaji hiç degismemistir. Hatta köpek dövüsü meraklilari bu is için özel ekstra güçlü, sert köpekler yetistirmislerdir.

Tarihçe

Tüm köpeklerin 4 grup içersinden türedigini biliyoruz. Tazilar, Av köpekleri, Sürü köpekleri ve Molossus/bullenbeisserler. Aslinda molossus (eski mastif) ve Bullenbeisser (Bullbiter-Bulldog) lar, teki bir isim altinda toplanmis iki ayri türdür. Molossuslar, çok genis bir mastif tipi köpegi içerir ve çok eski bir isimdir. Molossuslar eski Romali sairi Claudianin da söyledigi gibi Ingilterenin genis agizli köpeklerini tarif ediyordu. Gerçi bu ismin Çin bozkirlarindan göçen “Alan” ve “Alaunt”lardan geldigi düsüncesi de söylentiler arasindadir. Tabi kanimizca bir köpek türünü belirli bir orijine baglamak da yanlis olur.
Romalilarin, Ingiltereden getirttigi mastiflerin arenalarda dövüstürmeleri, ayni zamana rastlayan iri Molossuslarin Italyada ortaya çikmasi, belirli birkaç Molossus cinsinin oldugunu gösteriyor. Bullenbeiser tarihini; Molossuslardan ayirmak oldukça zordur. Mastiff-Buldog ismi belki de Bullenbeisserin direk Molossuslardan türediginin bir belirtisidir. Mastiff-Buldoglar daha sonralari mükemmel bir bull-baiter ve daha sonra domuz (boar) köpegi haline dönüsmüstür.
Bullenbeisser terimini, bugünkü AKC standartlarindaki modern Buldoglarla karistirmamak lazim. Bu sadece gösteri amaçli yetistirilmis, çalismaya gelemeyen köpeklerdir. Buldog terimi, bodur, inatçi, cesaretli, çevik, anlamini kapsayan bir terimdir. Amerikan Kennel Clubin standartize ettigi köpegin bu terimle hayli uzak oldugu görülür.
Bullenbeisser, çok ufak degisikliklerle modern Amerikan Pitbull Terrieri ile ayni özellikleri tasiyan bir türdür. A.P.B.T. damarlarinda çok azda olsa terrier kani tasimaktadir. 1800lerin sonuna dogru, Bull terrier, Pitbull ve show Buldoglarin hepsinde degisik türler ve melezlerin ortaya çiktigi göründü. Fakat Pitbuldogda bu degisim gözlemlenmedi.
Amerikan Pitbullar, Amerika kökenli yaklasik 25-40 kg. agirliginda birçok degisik renkte, kisa yumusak tüylü, mastif grubunun en belirgin özelliklerini tasiyan bir türdür. Bu tür hakkinda pek çok efsane, kulaktan kulaga dolasan hikayeler mevcuttur. Yük/agirlik çekme gardiyanlik, kontrol edilemeyen sinirlilik, kilitlenen çene gibi hikayeleri hepiniz duymussunuzdur.
Pitbullarin halen dövüs için kontrol edilemeyen bir güdüyle hareket ettikleri, zincirsiz kontrol etmenin imkansiz oldugu; tabi ki sadece dilden dile dolasan hikayeden baska bir sey degildir. Dilerseniz bu Mitler üzerinde biraz göz gezdirelim.

Pitbullarin Safkan Olmayisi Hakkinda Söylentiler

Pitbullarin sicili “Amerikan Pitbull Terrier” (Kisaca Pitbull) olarak çok önceleri Amerikan Kennel Club tarafindan onaylanmistir. Zaten Pitbullarin tarihi, çok eskiye dayanir ve bu tür ile birçok diger türün çiftlestirildigi bilinmektedir. 1900lü yillarda Colby türünün, bu tür ile çiftlestirilip ortaya çiktigi da bilinmektedir.
AKC, bu türü “American Staffordshire Terrier” olarak siciline kaydetmis. Ayrica United Kennel Club düzenli olarak her yil Pitbulllari siciline kayit etmeye devam etmektedir. Ister UKC (United Kennel Club) ister ADBA (Amerikan Dog Breeders Ass.) olsun, her iki klüpte Amerikan Pitbull Terrierini siciline kabul etmis kuruluslardir.
Size birkaç ilginç olay anlatalim. Gerçi Pitbull saldirilari ve isirma olaylari hakkinda gazete ve polis kayitlarinda o kadar çok rapor var ki; hangisini anlatmali karar veremiyoruz. Örnegin, Los Angelesta gelisen bir olayin gazetedeki haberi söyle “Polis görevlisi, yol kenarinda beklerken bir Pitbull tarafindan isirildi”. Olayin asli ise söyle; hayvan-kontrolcusü tarafindan kontrol altina alinmak isteyen bir Alman Çoban köpeginin, polis memuruna saldirmasi ve bunun görgü taniklarinca, duman rengi, iri, muhtemelen 35-40 kg. agirliginda disi bir Labrador kirmasi, olarak belirtilmesi bu olayi gazetelere “Pitbull saldirisi” olarak aksettirmistir.
Diger bir enteresan haber, bir polis yardimcisi K-9 köpeginin diger bir köpekle kavgasi sirasinda, polis memurunun kendi köpegini yanlislikla vurmus oldugu ve dövüsteki diger köpegin bir Pitbull oldugudur. Bu haber de, daha sonra açiklanana göre K-9la dövüsen köpegin erkek bir Golden Retriever olduguydu. Bu olay gazetelere tabiki “Pitbull ya da Pitbull Collie Kirmasi olarak geçmistir. Görüldügü üzere böyle yüzlerce rapor mevcuttur ve bunlarin çogu asilsizdir.
Birçok insan Pitbulllari sadece dövüs köpegi olarak görmektedir. Fakat sunu bir düsünün; kaç tane Irlanda wolfhoundu hala kurtlari öldürüyor, kaç tane Iskoç Deerhoundu geyik avliyor. Ama bilinen bir sey var Pitbulllar dövüstürülmek için terrierlerle çiftlestirilmislerdir. UKC (United Kennel Club) literatüründe, dövüs konusunda 1928-35 yillari arasinda sadece dokuz köpek bu klasmana tabi tutulmustur ve Pitbullar bu kategoride yerlerini almislardir.
Pitbullarin gösterecekleri performansa göre yetistirilmeleri onlarin görünüslerinin de farkli olmasini saglamistir. 14 kiloluk bir Pitbullda olabilir, 45 kiloda olabilir, atletik yapili veya iri cüsseli olabilir, renkleri bir çok degisik sekilde görülebilir. Bu sebepten dolayi Pitbullari belli bir standarta sokmak çok zordur.
Pitbullar hakkinda bir diger söylenti ve en korkunç olani “kitlenen çene”leri hakkindaki söylentilerdir. Dobermanlar hakkinda söylenen “beyinlerinin büyüyüp kafatasina sigmamasi ve çildirmalari” kadar yaygin bir söylentidir bu. Her köpegin çenesi kuvvetlidir. Bir Rotweiler bir Pitbulla göre daha iri bir kafa ve daha genis bir agiz yapisina sahiptir ve istese bir Pitbulldan daha sert isirabilir. Ama bu, bir köpek dövüsünde Pitbullu yenebilecegi anlamina gelmez. Isiris gücü bu oyunlarda büyük bir rol oynamaz. Bir Pitbull, bir objeyi isirdiginda, isterse onu hemen birakabilir. Pitbullar, yüzlerce nesildir, inatçiligiyla taninirlar. Buldoglar da inatçi oluslariyla bilinirler. Fakat Amerikan Pitbull Terrier adiyla bilinen günümüz Pitbullari için (bazi istisnalar disinda) bu hareketi görmek zordur. Kayitlardaki tüm Pitbull saldirilari sadece diger köpekler gibi isirip birakmis olduklarini gösterir.
Birçok Pitbull oyun amaçli objeleri isirmaya bayilir, bu belki de içinden gelen temel dürtülerinin disa vurumudur. Ayrica onun potansiyel enerjisini ve eglenmesini saglayacak diger bir aktivasyon ise yerden yaklasik 1.5 metre yukarida asili duran bir hedef noktaya ziplayip onu yakalamasi ve onunla oynamasina izin vermektir. Bu aktivite Pitbullu agresif davranislar içine sokmaz. Aksine onun içindeki negatif enerjiyi azaltir. Yukarida asili duran torba, köpegin hayal gücüne göre bir boganin en hassas noktasi olan burnunu temsil eder ve 30 kiloluk bir köpek ziplayarak 1 tonluk bir boganin burnundan yakalar ve asili kalir. Iste ziplayan ve havada torbayi kapan Pitbull eslesmesi de böyle anlatilir.

Pitbullar Isirirken Arka Azi Disleriyle Çignerler

Bu çok enteresan bir hikayedir. Eski bir Pitbull sahibinin anlattigina göre, Amerikan Pitbullar, öndisleriyle isirip yakaladigi avlarini, bir yandan da arka disleriyle çigneyerek parçaliyorlardir. Bu kesinlikle yanlis bir fenomendir ve kesinlikle yanlistir. Temel davranis ve psikolojik olarak hiçbir dayanagi yoktur. Bu is üzerine çalisan (Isiran saldiran Pitbullar üzerinde) eksperler kesinlikle bu olayi dogrulamazlar.

Pitbullar Diger Hayvanlar Arasinda En Güvenilmez Olanidir

1884te Vero Shawun yazdiklarina göre “Bir Pitbull”, içinden gelen derin içgüdülüeriyle, karsilastgi her köpege karsi asabi davranislar ve üstünlük güdüsüyle hareket eder.” Fakat çok az sayida Pitbull, diger hayvanlara karsi agresif davranislar sergiler ve bu çok nadir gerçeklesen bir olaydir. Yalniz erken yaslarda, 6-7 aylikken, karsilasilabilecek bir durumdur. Bu yaslarda köpek diger köpekleri kesfetme, merakiyla onlara yaklasacak ve üstünlügünü kabul ettirmek için onlarla münakasalara girecektir. Bu agresif davranislara aninda müdahale edilerek, egitimle bu hareketlerin devamliligi engellenmelidir.
En önemli faktör köpegin diger hayvan ve insanlara nasil davranmasi gerektiginin ögretilmesidir. Tabi ki Pitbullarin bu saldirgan karakterleri hakkindaki yazilari okuyanlar bu köpekleri bu amaçla aliyor ve yetistiriyor, bska hayvanlara saldirmasinin normal oldugunu düsünüyorlar. Örnegin simdiye kadar hiçbir Pitbull köpegi yetistirmemis bir yazarin kitabinda; “Pitbullar dogalari geregi, sert yetisir ve diger hayvanlara karsi saldirida bulunmalari normaldir. Disariya çikrilirken kuvvetli bir tasma kullanilmalidir veya mümkünse bira agizlik kullanilmalidir” diye yazar. Tabi ki bunu okuyanlar Pitbull hakkinda ister istemez yanlis izlenimlere kapilacaktir. Bunlar tamamen yetistirilmeye alakali konulardir. Mastif özelligi tasiyan tüm köpekler yetistirmeye bagli olarak saldirgan ve koruma amaçli yetistirilebilir. Veya baska bir tür köpek içinde bu geçerlidir. Fakat bilindigi gibi birçok yarisma düzenlenmektedir ve yarismaya dahil olan birçok köpek birarada bulunmaktadir. Boxer, Doberman, Bull Terrierler, Fox Terriers, Rottweilerlar, Malamutlar ve birçogu. Fakat aldiklari egitim sonucu hiçbir sekilde yanlis bir davranista bulunmazlar. Sonuçta asil olan egitimdir ve bu sekilde genellemeler yapmak son derece yanlistir. Bu yazilanlarin tersine Pitbulllar diger hayvanlarla çok iyi anlasan ve uyum saglayan bir türüdür.

Pitbullar Hiçbir Uyarida Bulunmadan Saldirirlar

“Uyari” kelimesi bir davranis göstergesidir. Örnegin bir kurt yemek yerken digeri ona yaklasmiyorsa bu, kurtun digerine karsi sergiledigi davranistan kaynaklanir. Yemek yiyen kurt digerini, davranislariyla uyararak, uzakta durmasini, yaklasmamasini belirtir.
Bütün Pitbullar saldirmadan önce muhakkak uyarida bulunurlar. Bazi köpekler özel olarak saldiri/koruma amaçli yetistirilirler. Tabi ki bu egitim sirasinda, eger uyarma ve kontrol etmeyle vakit harcamamalari gerektigi ögretilirse, köpek hiçbir uyarida bulunmadan saldirabilir. Belirttigimiz gibi bu sadece egitim sonucu gerçeklesebilir.
Eski bir inanis olan “Havlayan köpek isirmaz” sözü köpegin uyarida bulundugunu tasdikleyen bir sözdür. Fakat bütün hayvanlarin dogasinda kendi aralarinda veya baskalarina karsi bir uyari söz konusudur.

Pitbullar Isirdigi Zaman Santimetrekareye Bir Tonluk Bir Basinç Uygular

1970lerin ortalarinda Doberman/koruma köpeklerinin hakkinda çikan ilk, isirma hikayeleriyle, köpeklerin isirdiklari alana uyguladiklari basinç konusu ortaya çikmisti. O zamanlar Dobermanlar için belirtilen derece 400 PSIidi ve 600-1200 PSI arasinda bir basina uygulayabildikleri söylentiler arasindaydi.
Vahsi kurtlarda bu basinç 600 PSI ile 2000 PSI arasinda degerlendiriliyordu, tabi ki bunlar kayitli sonuçlar degil, sadece halk arasinda, dolasan söylentilerdi.
Gerçekte, bu isirma basinci hakkinda hiçbir ilmi ölçüm ya da arastirma sonucu yoktur. Bilindigi gibi Pitbullar 22 kilo 35 kilo arasinda degisen cinsleriyle bu isirma basinci konusunda yerlerini almis köpeklerdir. 55 kiloluk bir Pitbull, isir komutuyla birlikte isirmasi, 2 kiloluk çok kizgin ve sinirli bir Pitbullun isirmasinin ancak üçte biri kadardir. “Avlanma güdüsüyle hareket” ve kendini koruma güdüsüyle, hareket arasinda çok fark vardir. Avlanma güdüsündeki bir köpek daha sert ve acimasizdir. Bu baslik altinda incelenirse Rottweilerlar ve Akitalar, Çoban köpekleri ve Dobermanlara göre çok daha sert isirirlar.

Pitbullar Dünyadaki En Güçlü Köpek Türüdür

Belki de! Çünkü Pitbullar, kendinden çok daha iri köpeklerle mücadele edebilir hatta onlara karsi üstünlük saglayabilirler. 55 kiloluk bir Akita ya da Rotweiler 25 kiloluk bir Amerikan Pitbull tarafindan kafa tutulmasi, tabi ki bu köpek sahiplerini biraz üzebilir. Fakat Pitbullar yürek, beyin ve fiziksel kabiliyetini biraraya getirebilme kabiliyeti, onu diger köpeklerden ayiran bir özelliktir.
“En güçlü” kelimesini biraz açmak gerekirse, bu terimin genelde “agirlik çekme” yarislarinda kullanildigi ortaya çikar. Bu yarismalarda iki ödül vardir. “En agir yükü çeken” ve “vücut agirligina oranla en agir yükü çeken” Ufak köpekler iri olanlara göre, her zaman vücut agirliklarina oranla daha fazla yük çekerler. Fakat iri köpekler her zaman en agir yükü çekenlerdir. 60-70 kilo agirligindaki köpekler kayitlara göre 2,5 tona kadar agirlik çekebilirler. (Tabi bu, yük çekme federasyonu kayitlarindaki tekerlekli bir araba üzerinde çekilmis en fazla yük rekordur) Bu konuda en basarili köpekler safkan yada kirma Malamutlar, St.Bernardlar, Danua ve Mastiflerdir. Pitbullarda bu yarismalarda yerlerini kanitlamis türlerdir, özelliklerde 17-18 kilo agirligindaki ufak türler tabi ki bu, su anlama gelmesin ki Pitbullar çok güçlü köpeklerdir. Onlarla ayni klasmanda yarisip, Pitbullari geçen birçok köpek türü vardir. Belki bunlar özel olarak bu konu üzerinde yetistirilmislerdir. Ama yine de dünyanin en güçlü köpegi Pitbullardir demek oldukça yanlis olur. Pitbullar, Buldoglar gibi yüreklerinden ve dürtülerinden kaynaklanan, fiziksel olmayan bir güce sahiptirler. Iste esas güçlerini buradan alirlar.

Atilan Kursrnlar Pitbullun Vücudundan Geri Seker

Bu saçma söylentinin tartismasini bile yapmak gereksizdir. Hiçbir yasayan canlinin derisi veya kafatasi “kursun geçirmez” özellige sahip degildir.

Pitbullarin Öldürdügü Insan Sayisi, Popülasyonuyla Orantilandiginda Çok Fazladir

Pitbullarin popülasyonu su ana kadar hiç kimse tarafindan belirlenebilmis degildir. Dolayisiyla belirlenememis bir popülasyon hakkinda böyle bir önerme yapmak yanlis olur. Belki de bu oran sicile kayitli köpekler baz alinarak hesaplanmistir. Eger sicile kayitli köpeklerden bahsediliyorsa Amerikan Staffordshire Terrierleri, Amerikan Kennel Club Bull Terrierleri, Amerikan Stuffta sicil olarak degerlendirildiginde, popülasyon olarak fazla bir sayi teskil etmezler. Aslinda bu olayin kökeni 1980lerin ortalarina dayanir. O yillarda yüzlerce, hatta binlerce Pitbull UKC ve ADBA tarafindan sicile kaydedildigi halde, bir o kadari da kayitlara geçmemistir. Ayrica bir tek safkan Pitbulla en az 3-4 çiftlestirme gerçeklestirildigi düsünülürse en az su anki tahmin edilen sayilarinin 4-5 kati daha fazla sayida olduklari kesindir ve popülasyon olarak “Top Ten”de bulunacak kadar genis bir ailedir.

“Dövüs” Köpegi Olarak Bilinen Köpekler, Agresif ve Dövüs Meraklisidir

“Dövüsçülük” bir köpegin davranisi ve karakteristik özelligini belirten bir terimdir. Bu gerçek dövüsçü bir köpekte, rakibinin kaburgalarini kirmaya hatta, daha ileri safhalara kadar süren ve bu sekilde sonuçlanan bir dövüs gerektirir. Dövüsçülük, dövüs istegi anlami inatla bir konuda basari saglayip, sona erdirmektir. Bu sebepten dolayi bir köpek herhangi bir konu üzerinde mücadeleci (dövüsçü kelimesinden daha anlamli olur) olabilir. Örnegin, agrilik çekme yarismalarinda da bu mücadeleyi görebiliriz. Köpek ne kadar zorlansa da, asla pes etmez ve arkasindaki kendinden onlarca kat agir yükü çekmeye devam eder. Bu mücadeleye baska örnekler de vardir. Örnegin yaklasik 40 C sicaklikta cesaret testi için sürekli çalisan köpekler, arama/kurtarma köpekleri, hepsi bir amaç ugruna yilmadan saatlerce çalisirlar. Becerilerini son haddine kadar kullanip aldiklari görevi sonlandirmak için ugrasirlar. Iste bu gerçek kararlilik ve mücadelenin ta kendisidir.
Dövüs köpeklerinin, biraz garip olsa da, herkes için bir cazibe tasidigini bilirsiniz. Tabi ki onlari kendi “güç” egolari için dövüstüren sadistler açisindan düsünüldügü gibi degil. Dövüs köpeklerinin cazibesini olusturan en önemli faktörlerin basinda, onlarin erkeksi, kendinden emin ve dostça davranmalaridir ve en önemlisi “asla, hayir dememeleri”.
Sizinle uyumu fevkaladedir, ama bu kalbinin büyüklügünden daha az degildir.

Kaynak

Gökhan Emik
Pet Dünyasi Haziran 2000 Yil:1 Sayi:2

Kurt (Canis lupus), köpekgiller (Canidae) familyasının en yaygın türü. Köpek bir alt türü olarak kurdun yakın akrabasıdır.
Özellikleri
Kurt, ilk bakışta büyük bir köpeğe benzer. Daha yakından incelendiğinde vücudunun köpekten daha uzun, göğsünün daha yüksek ve daha ince olduğu görülür. Kurtların kafası büyük, kulakları kısa, püsküllü kuyrukları vücutlarının üçte biri uzunluktadır. Renkleri alt türlerine göre yöresel olarak değişir, beyaz, krem rengi, sarımsı, kızıl, gri ve siyah olabilir.
Avrupanın ve Asyanın fazla sıcak olmayan bölgelerinde bozkurtlar çoğunluktadır. Daha kuzeye gidildiğinde siyah ve beyaz renkli kurtlara rastlanır.
Kurtların boyutları da yöresel olarak değişir:

  • En büyük kurtlar Letonya, Beyaz Rusya, Alaska ve Kanadada görülür, 160 cm vücut uzunluğuna (+ 52 cm kuyruk) ve ayakta dururken 80 cm boya erişirler. Bu kurtlar 80 kg ağırlığa kadar ulaşabilir.
  • En küçük kurtlar Ortadoğuda ve Arap Yarımadasında bulunur, ancak 80 cm vücut uzunluğuna (+ 29 cm kuyruk) ve 20 kg ağırlığa ulaşırlar.

Köpek ile kurt arasındaki farklar

Genelde kurtları köpeklerden ayırt etmek mümkündür, ama bazen bir türün kurt olduğunu tespit etmek çok zor olabilir.

  • Kurtlar kuyruklarını çoğu zaman yatay ya da hafif dik tutarlar ama köpeklerin kuyrukları çoğu zaman dik ya da kıvrık durur.
  • Özellikle kafatasları çok farklıdır: Göz yüksekliği, kulak içi, Praesphenoid, Basis vomerus, Fissura petrobasialis, çene ve kesicı dişler kurtlarda ve köpeklerde birbirinden farklıdır.
  • Kurtlar senede bir kez yavru yapar, köpekler ise çoğunlukla iki kez yavrular.
  • Bir ayak izinin kurda mı yoksa köpeğe mi ait olduğu, izlerin sayısı ile tespit edilebilir. Kurtlar arka ayakları ile ön ayaklarının bastığı noktaya basarlar. Hatta birden fazla kurt birlikte yürüdüğünde arka arkaya gidip öndekinin izlerine basarlar. Böylece izlerin tek bir kurda ait olduğu zannedilebilir. Köpekler ise arka ayaklarıyla ön ayaklarının bastığı noktanın arasına basarlar.

Dağılımı
İnsanlar tarım ve sürü hayvancılığını geliştirmeden evvel, kurt, dünyanın en yaygın yırtıcı hayvanıydı. Tüm Avrasyada, Kuzey Afrika ve Kuzey Amerikada yaygındı. Ancak özellikle Batı Avrupa gibi yoğun yerleşim olan gelişmiş ülkelerde insanlarca soyu tüketildi. Günümüzde Doğu Avrupa, Balkan yarımadası, Kanada, Sibirya, Moğolistan ve İranda kurtların bulunduğu büyük bölgelere rastlanır. Bunların dışında sadece, yalıtılmış (bazen 100den az hayvan bulunan) ufak bölgeler bulunur.
Çok iyi uyum sağlayabilen bir hayvan olan kurt, kuzey kutbunun buz çöllerinden, Orta Asyanın ve Kuzey Amerikanın kum çöllerine kadar farklı habitatlarda yaşayabilir. Çoğu kurt, bozkırlarda ve ormanlarda yaşar. Erken çağlardan beri insanların sahip çıktığı açık alanlardan ormanlara kaçması yüzünden bir orman hayvanı olarak tanınmıştır.
Ara sıra yalnız gezen kurtlara rastlanırsa da, genellikle bir sürüye bağlı olarak yaşarlar. Bir kurt sürüsü, anne, baba ve yavrularından oluşan bir ailedir. Kurtlar, ev köpeklerinden daha geç, ancak iki yaşında üreyebilir, bu nedenle iki yaşını dolduruncaya kadar ailelerinin yanında kalırlar. Bir önceki senenin yavruları kendilerinden küçük kardeşlerine bakarak ebeveynlere yardımcı olur. Anne ve baba, çocuklarına karşı daima serttir, bu yüzden sürünün içindeki hiyerarşi bellidir ve kimse otoriteyi sarsmaya cesaret etmez. Akraba olan iki kurdun çiftleşmesi (ensest) hiç görülmemiştir. Kurtlar çiftleşmek için yabancı bir kurt bulamazlarsa ömür boyu çiftleşmezler.
Bazı eski kitaplarda bir kurt sürüsünün yapısı şöyle tarif edilir:

“.. Sürünün başı alfa çiftidir ve onların dışında hiçbir üye çiftleşip yavru yapamaz. Sürünün içinde her üyenin farklı statüsü vardır. Sürünün içinde en son sırada, herkesin sataştığı bir “Kara koyun” vardır. Ara sıra kurtlardan birisi alfa üyelerine baş kaldırır ve kendi statüsünü yükseltmek için onunla dövüşür.”

Akraba olmayan kurtların bilimsel araştırmalar için bir araya kapatılarak izlenmesi sonucu ortaya konulan bu bilgiler doğadaki gerçekleri yansıtmaz. Bu şekilde bir araya getirilen yabancı kurtlar neredeyse her gün dövüşür.
Gebelik yaklaşık 60 gün sürer. Genellikle 3 ila 6 (en az 1, en fazla 14) yavru doğar.
Beslenme
Kurtlar en çok otobur memeliler ile beslenir, ama daha iyi bir şey bulamayınca kemirgenler ve kuşlar gibi küçük hayvanları da avlarlar. Gıdanın kıt olduğu zamanlarda leş bile yiyebilirler. Diğer bazı yırtıcı etoburlar gibi vitamin ihtiyaçlarını sadece otobur hayvanların mide içeriği ile gidermezler, kendileri de ara sıra böğürtlen ve diğer yabani meyveleri yerler. Ayrıca yavru kurtlar böcek de yer.
Kurt

kaynak: hayvanlar.us

BALIKLAR…


Suda yaşayan, solungaçlarla solunum yapan ve yüzgeçleri bulunan omurgalı hayvanların genel adı.

Balıkların yüzgeçleri iki çeşittir. Yanlarda çift olarak dizilmiş yüzgeçler, karada yaşayan omurgalıların ön ve arka üyelerine denktir: Solungaç kapaklarının arkasında gövdeye bağlanmış olan birinci çift, ön üyeleri karşılar ve göğüs yüzgeçleri diye adlandırılır. Karın çevresi kemiklerine bağlanan ikinci çiftse arka üyeleri karşılar ve karın yüzgeçleri diye adlandırılır.

Tek ve dikey doğrultuda olan ikinci çeşit yüzgeçlerse sırtta, kuyruğun altında ve ucunda yer alırlar.

Bazı türlerde yüzgeç bulunmaz, bazılarındaysa yüzgeçlerin yalnızca bir çeşidi vardır. Birçoğundaysa üç, dört, altı, sekiz, hatta on iki yüzgeç bulunur. Sırt ve anüs yüzgeçleri, en çok biçim değişikliği gösteren yüzgeçlerdir. Sözgelimi, sırt yüzgeci çoğunlukla tektir ve bazen başın hemen arkasından kuyruk yüzgecine kadar uzanır. Kuyruk yüzgeciyse, bazı balıklarda tam bir üçgeni anımsatacak biçimde, bazılarında yuvarlak, bazılarında elips biçiminde uzamıştır; çoğunlukla da çatallanmıştır ve eşit lopludur (bazı balıklarda yüzgeci oluşturan loplar eşit değildir).

BALIKLARIN BİÇİMİ


Balıkların genel biçimi, yaşama biçimlerine uygundur. Az çok mekik biçiminde olan bedenlerinde, baş, gövdeyle,aralarında öbür omurgalıların boynuna benzer hiçbir daralma olmaksızın birleşir. Levreğin, uskumrunun, sazan balığının biçimi, balıkların çoğunun biçimi konusunda bilgi verirse de , beden biçiminde hem genel olarak, hem de ayrıntılar açısından birçok değişiklik gözlenir. Beden bazen, yılanbalıklarında olduğu gibi, aşağı yukarı silindir biçiminde ya da elektrikli yılan balıklarındaki gibi, gümüş bir şerit biçimindedir; bazen de, deniz iğnelerininki gibi çok yüzlüdür ya da kirpi balıklarınınki gibi küremsi bir şişme gösterir. Yassı balıklar (dilbalığı, pisi balığı), yanlardan yassılaşmış balıklardır; vatozlarsa sırt-karın yönünde yassılaşmışlardır.

ANATOMİ

Balıkların iskeleti, dokunun niteliği bakımından, oldukça büyük çeşitlilik gösterir; bu da kemikli balıklar, lifli kıkırdaklı balıklar ve kıkırdaklı balıklar arasındaki farkları açıklar. Kemikli balıkların kemikleri çok sıkı liflerden oluşmuştur ve liflerdeki kireçli madde, dokularda hiçbir aralık kalmayacak kadar boldur. Kemikler kesinlikle bağdaşık yapıdadır ve öbür hayvanlardaki ilik adı verilen yağ karışımlı jelatini içermezler.

Lifli kıkırdaklı balıkların iskeletinde, kireçli madde, iskelet öğelerinin temelini oluşturan kıkırdak içindeki lifler tarafından biriktirilir; ama, kemik dokusununkinden o kadar azdır ki, hiçbir zaman sertleşmez ve kemikli balıkların özelliği olan kemik bağdaşıklığını kazanmaz. Kıkırdaklı balıkların iskeletlerinin dokusuysa, her zaman çok yumuşaktır.

MORFOLOJİ

Balıklar arasında derisi bütünüyle çıplak, pulsuz türlere de rastlanır. Yılanbalığının pulları küçüktür ve bedenini kayganhale getiren kalın sümüksü bir maddenin oluşturduğu tabakanın altında gizlenmiştir. Bazı balıklarda pulların çapı 5-6 cm kadar olabilir. Kaygan, bazen dikenli ya da bölmeli olabilen pullar öylesine serttir ki, balık kemikten bir kılıfla kaplanmış gibidir. Vatozların derisindeki pullar, az çok çıkıntılı bir dikenin tabanını oluştururlar. Kirpi balıklarında bir dikenler, balık şiştiği zaman dikleşirler ve uzunlukları 4-5 cmyi bulur. Pulların yapısı balıkların çeşitli takımlarında öylesine belirgindir ki, Agassiz, bu özelliği balıkların sınıflandırılmasına temel olarak almıştır.

KASLAR

Balıkların kas sistemi çok gelişmiştir. Gerçekten bedenlerinin en büyük bölümü çoğunlukla kaslardan oluşur. Dolgun liflerin oluşturduğu kaslar, genellikle beyaz, ama bazı türlerde de farklı renklerdedir. Balıklarda, kuyruk başlıca ilerleme organıdır. Düşey yüzgeçler gerçek bir kürek işlevi gören kuyruğun alanını yalnızca genişletmeye, oysa yan yüzgeçler, yani göğüs ve karın yüzgeçleri, hareketin yönünü etkileyerek hayvanı dengede tutmaya yararlar. Bu çeşitli organlar, balıkların genellikle büyük bir hızda yüzmelerini sağlarlar. Sözgelimi kılıçbalığının ve yelken balığının hızları yaklaşık olarak saatte 100 kmdir. Bazı türler, göğüs yüzgeçlerinin olağanüstü gelişmesi sayesinde sudan sıçrayarak belli bir süre havada kalabilirler.

FİZYOLOJİ

Balıklar kırmızı kanlıdır; elips biçiminde olan kan yuvalarının büyüklüğü, türlere göre değişir. Dolaşım sisteminde, bir kulakçık ile bir karıncıktan oluşan bir yürek vardır. Kulakçık kirli kanı alır; karıncık da solunum sistemine gönderir. Solungaçlarda oksijenlenen kanın büyük bir bölümü, uzun bir sırt damarında (ana atardamar ya da aort) toplanarak organizmaya dağılır. Böylece kan, memeli hayvanlarda ve kuşlarda olduğu gibi, dolaşım sistemini baştan sona geçerken solunum sistemini de bütünüyle aşar; ama yürekten sadece bir kez geçer. Balıklar solungaçlarla solunum yaparlar. Solungaçlar birbiriyle karşı karşıya gelebilecek biçimde her iki yanda dörder tanedir. (ama kıkırdaklı balıkların çoğunda, beşer solungaç vardır.) Ağzın içinde, birbirini izleyen iki solungaç arasında, suyun geçebildiği ve solunum sistemi mukozasının yüzeyine ulaşabildiği geniş bir yarık bulunur. Böylece, solungacın çok sayıdaki yaprakçıkları, suyun içinde kolayca kalkar ve yüzer. Ama balık sudan çıkarıldığında, bütün solungaç yaprakçıkları birbirinin üstüne yığılır ve balık ancak solungaçlarının küçük bir bölümüyle ve nemli oldukları sürece solunum yapar. Bir başka deyişle, balık suyun dışında kısa sürede ölür (ama yılanbalıkları gibi bazı türler, doğal ortamlarının dışında oldukça uzun süre yaşarlar).

SİNDİRİM SİSTEMİ

Balıklarda sindirim sisteminde büyük farklılıklar gözlenir. Bütün balıklarda görülen karaciğer genel olarak büyüktür ve yumuşak bir dokudan oluşur. Kıkırdaklı balıkların dışında, pankreasın yerini ya mide ile bağırsağın birleştiği mide kapısının çevresinde bulunan özel bir dokudan oluşmuş körbağırsaklar ya da bağırsağın başlangıcında bulunan bu dokunun kendisi alır. Ağzı donatan dişler de büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Yalnızca birkaç türde hiç diş bulunmaz. Dişler genellikle avı tutmaya ya da parçalamaya yarar.

Balıkların çoğu hayvansal besinlerle beslenirler. Yırtıcı olanların bir bölümü, kendi türlerinden olanları bile ayırt etmeksizin balıklara saldırarak beslenirler. Bazılarıysa kabukluları ve yumuşakçaları yer. Az sayıda balık türüyse bitkicildir ya da midelerini mikroskobik hayvancıklarla dolu suların çamurlarıyla doldururlar.

Balıkların böbrekleri omurga boyunca uzanır. Ama sidik torbası göden bağırsağının üstündedir ve memelilerdekinin tersine, anüs ile üreme açıklığının arkasından dışarı açılır.

SİNİR SİSTEMİ

Balıkların beyni, bedene oranla çok küçüktür ve beyni oluşturan çeşitli bölümler eşit olmayan biçimde gelişmiştir. Bununla birlikte, beyinden çıkan sinirlerin dağılımı, öbür omurgalılarınkiyle tam bir benzerlik gösterir.

Duyu organları arasında, genellikle büyük olan göz, geniş ve çok açık olan gözbebeğiyle dikkati çeker.

Derin deniz balıklarının gözleri ya körelmiş ya da çok gelişmiştir. Kulağın yapısı yalındır: Yalnızca iç kulaktan oluşur. Kokualma organı, tabanı kıvrımlı bir zarla çok düzenli biçimde döşenmiş kapalı bir uçla son bulan, iki boşluktan oluşur; balıklar kokulara karşı çok duyarlıdırlar (hiç akıntı olmasa bile uzaktan yemin bulunduğu yere doğru hareket ederler) Buna karşılık, tat alma pek gelişmemiştir. Balıkların dili kemiktendir ve yapısında çok az sinir yer alır. Ayrıca, balıklar besinlerini ağızlarında tutmazlar. Dokunma duyusu son derece gelişmiştir. Böylece balıklar, şaşırtıcı bir keskinlikle, suyun en küçük titreşimlerini hissedebilir ve geldikleri yeri belirleyebilirler. Dokunmanın başlıca merkezi, omurgaya koşut olarak gövde boyunca uzanan ve yan çizgi adı verilen bir oluk içindedir. Dokunma duyusuna dudaklar da yardımcı olabilir.

ÜREME

Balıklarda yumurtalar genellikle beden dışında döllenir (yani ovipardırlar). Son derece ince, suyu ve dölleyici sıvıyı geçiren bir zarla kaplı olan yumurtaların büyüklüğü değişkendir. Bazı türler bir milyondan çok yumurta yumurtlar. Bütün bu yumurtalar iki zarla sarılmış bir vitellüsten oluşurlar; bazı köpekbalıklarında bir eten vardır. Dişi yumurtlama dönemindeyken, yumurtalar çok büyük bir gelişme gösterirler ve aşağı yukarı büyün karın boşluğunu doldururlar. Erkekte balık sütü denilen sperma içinde aynı şey söz konusudur. Üreme sırasında dişi ve erkek balıklar, olağan üstü etkinlik gösterirler: Su bitkilerini hareket ettirir, kıyılara yaklaşırlar ve dişi, sığ yerlere yumurtalarını döker. Yumurtalar bırakılır bırakılmaz, erkek balıklar onları döllerler. Sonra erkek ve dii, yumurtalarını bırakıp giderler. Ama, diken balıkları, horozbinalar, yayın balıkları gibi bazı balıkların yuva yapma içgüdüsüyle yumurtalarını koruduğu görülür. Bazı türlerde erkek ve dişi, yavruların çevresinde durur ve bir tehlike sezinledikleri anda onları geniş ağızlarının içine alarak korurlar. Bazı balık türleriyse çiftleşirler ve yumurtalar ana karnında açılır (yani ovovivipardırlar); yavrular kısa bir kanalla dışarı çıkarlar. Yalnızca köpekbalıklarında, yumurtalıktan ayrı, çoğunlukla gerçek bir dölyatağıyla son bulan uzun yumurtalık kanalları vardır. Köpekbalıkları ya canlı yavrular ya da bağsı bir maddeyle sarılmış büyük yumurtalar üretirler.

kaynak: hayvanlar.us

SÜRÜNGENLER…


Omurgalıların suda ya da karada yaşayan, sürünerek ya da yürüyerek ilerleyen sınıfı.

Karada yaşayan biçimlerin evrim tarihinde en önemli yerlerden birini tutan sürüngenlerin kökenleri, diğer tüm biyolojik soylar (eski devirlerde yaşamış küçük boyutlu ikiyaşayışlılardan başlayarak) gibi, hala tam açıklığa kavuşturulamamıştır. Sürüngenlerin, memeliler ve kuşların türediği bir grup olduğu sanılır, ama evrim olayları ölçüsüzce yalınlaştırılmamalıdır ve ikiyaşayışlıların balıkların soyundan geldikleri ve bir sürüngenin ortaya çıkmasına neden oldukları biçimindeki klasik taslak “kullanışlı bir imge”den başka bir şey değildir.


KABUKLU YUMURTALAR

Günümüzde eldeki bilgilerin ışığında, Karbon devrinin başlangıcından beri, üremelerini sağlamak için suya bağımlı kalmış olan ikiyaşayışlıların yanı sıra, bunların yakın akrabası olan, ama kabuklu yumurtalar yumurtlayan ve yumurtadan çıkan yavrularının hemen suya gereksinimi olmayan bir grubun var olduğu anlaşılmaktadır (oysa ikiyaşayışlıların suda yumurtlanan ve döllenen, bir kabukla da korunmamış olan yumurtalarından çıkan kurtçuklar için su gereklidir). İyi korunmuş kabuklu yumurtalar yumurtlama yeteneği, embriyoların yumurtalar içinde gelişmesi ve buradan çıktıklarında bulundukları ortama uyum sağlama yetenekleri, sürüngenleri ikiyaşayışlılardan ayıran başlıca özelliklerdendir.

Yaklaşık 250 milyon yıl önce, ikiyaşayışlılarla ortak ataları olan canlılar, bu döneme özgü yetkinleşme yolunda bulunabiliyordu. Kısa süre içinde dört ayaklı omurgalılar suda yaşama zorunluluğundan kurtulmuş ve Karbon devrinin bitkisel yayılımını izleyen kuru ortamda gelişebilmişlerdir.

Kimi araştırmacılar, sürüngenlerin atalarını oluşturan biçimlerin Seymuriyamorf arasında yer aldığını ileri sürerler. Seymouria cinsi ve buna akraba olan cinsler, anatomileri bakımından, hem ikiyaşayışlıları, hem de ilkel sürüngenleri anımsatırlar, ama bazı belgeler, bunların suda yaşayan kurtçukların görünüşünde geliştiklerini ve sürüngenliğe olan eğilimlerine karşın, hala ikiyaşayışlı olduklarını kanıtlamaya yöneliktir. Kafataslarıysa zırhlıbaşlara ait iki yaşayışlılara ve balıklara özgü bir yapıdadır. Bununla birlikte, Seymuriyamorfun yapılarının inceliği nedeniyle hiç fosilleşmiş izler bırakmayan ama Karbon devrinde, bir yandan döl bırakmaksızın çabucak ortadan kalkmış olan Diadectese ve öte yandan Kotilozorları (Cotylosauria) oluşturan küçük boydaki “ilksürüngenler”le ortak atalara sahip oldukları düşünülebilir.

KOTİLOZORLAR VE DÖLLERİ

Hemen hemen bütün uzmanlar, sürüngenlerin kökenini (kendileri döl bırakmaksızın, Permiyenin sonundan önce ortadan kalmış olan) kotilozorlarda aramak gerektiği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bu, Orta ya da Alt Karbon devrinden başlayarak türemiş olan kimi kotilozor biçimlerinin bilinen tüm sürüngenlerin ataları oldukları anlamına gelir. Bu sürüngenler şöyle sıralanabilir:

a) Kaplumbağalar ya da Chelonia: Günümüze kadar her zaman bol bulunmuştur;
b) Synapsida: Takımlarından biri olan Therapsida memelilerin kökenidir;
c) Pleziyozorlar (Plesiosauria): Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalmışlardır;
d) İhtiyozorlar (Ichthyosauria): Denizlerde yaşayan büyük sürüngenlerdir. Tebeşir devrinde döl bırakmaksızın ortadan kalmışlardır;
e) Lepidozorların (Lepidosauria) ataları: Günümüzde yaşayan yılanlar, kertenkeleler ve kalakbaşlılar (Rhynchocephalia);
f) Arkozorlar (Archosauria): Triyasta ortadan kalmış olan tekodontların (Thecodontia) atalarıyla ilgili biçimleri vermiştir;
g) Tebeşir devrinin sonunda ortadan kalmış olan dinozorlar; kuşların daha doğrudan eski ataları olan, aynı biçimde Tebeşir devrinde ortadan kalmış olan pterozorlar (Pterosauria); hala var olan timsahların ataları.

SÜRÜNGENLERİN ÖZELLİKLERİ

Yukarıda belirtilen genel bilgilerin dışında, sürüngenlerin organlaşma planı, ikiyaşayışlılarınkine göre şu on maddede belirtilebilir;

1. Üstderinin boynuzsu tabakasının kalınlaşması ve deriyle ilgili salgı bezlerinin hemen hemen tümüyle indirgenmesi; bu değişiklik sayesinde sürüngenler su yitimine büyük bir dayanıklılık kazanmışlar ve karadaki kuraklığa kendilerini uyarlamışlardır.
2. İlk omurlar ve kafatasının arkasındaki kasların değişikliğe uğraması; bu, bir boyun bölgesinin oluşmasına yol açmış; baş gövdeye göre daha hareketli bir hale gelmiş ve böylece gözlem (bilgi alma) ve tepki gösterme olanakları artmıştır.
3. Ağız boşluğunun tavanını oluşturan ikinci bir kemik damağın oluşması; iç burun delikleri, yutağa açılacak biçimde geriye itilmiş ve hayvan, ısırırken ve çiğnerken de solunum yapabilir hale gelmiştir.
4. Karın tarafının ortasında iyi gelişmiş bir göğüs kemiğinin oluşmasıyla göğüs kafesinin kapanması.
5. Akciğerlerin karmaşıklaşması ve soluk borusunun (trake) bunlar içinde dallanan bronşlara ilerlemesi.
6. Kirli kanın (toplardamar kanı) ve temizkanın (atardamar kanı) birbirinden ayrılmasında yetkinleşme olması.
7. Beyin yetkinleşmesi; bir yeni kabuk (neopallium ya da beyin kabuğunun evrim geçirmiş olan bölümü) oluşumu, daha karmaşık reflekslere olanak vermiştir.
8. Omurilik sinirlerinin birinci çiftlerinin baş içine girmesi; çeşitli organların eşgüdümü bu sayede yetkinleşmiştir.
9. Böbreğin yetkinleşmesi; atılacak maddelerin dışarı atılmasını daha etkili kılan metanefroz (evrimli böbrek) tipinde yetkinleşmiştir.
10. Erkeklerde üreme tekniğini yetkinleştiren ve dikleşebilen içi oyuk iki çiftleşme organının gelişmesi.

Sürüngenler, çoğunlukla akciğerleri aracılığıyla havayla solunum yapan hayvanlardır; derileri pullar, pulsu plaklar ya da bağayla örtülüdür; deri her zaman kurudur, ama sözgelimi, kertenkelelerin uylukları boyunca bulunan salgı bezleri gibi, birkaç kural dışı durum vardır.

Kaplumbağaların dışındaki sürüngenlerin dişleri vardır, ama bir çok grupta bu bakımdan kimi ayrılıklar olduğunu belirtmek gerekir. Sürüngenlerin beden sıcaklığı değişkendir. Yani bunlar, memeliler ve kuşlar gibi sabit sıcaklıklı hayvanlar (homeoterm) değil de ikiyaşayışlılar, balıklar ve omurgasızlar gibi değişken sıcaklıklı hayvanlardır (poykiloterm).

KAPLUMBAÐALAR

Tüm yeryüzünde çok erken tarihlerde eşit biçimde yayılmış olan kaplumbağalar (Chelonia) Anapsida altsınıfını oluştururlar. Bunların, Güney Afrika Permiyenine ait, gövdesinde yalnızca on omur bulunan küçük sürüngen Eunotosaurusa benzer biçimlerden türemiş oldukları sanılır. Fransada Saint-Affrique Permiyeninde gerçek bir kaplumbağa olan Archaeochelis pougeti bulunmuştur. Triyas kaplumbağaları, günümüzde yaşayanlardan daha karmaşık yapıdaydılar ya da açıkça bunların benzeriydiler.

Kaplumbağaların başlıca özelliği, bir sırt zırhı ve bir karın zırhından oluşan bağalarıdır. Her iki bölüm, kenarlarıyla birbiriyle kaynaşmış ve üstderiden oluşmuş boynuzsu plaklardan meydana gelmiştir. Kabuğa asıl sertlik ve dayanıklılığını veren, bu boynuzsu plaklar ve derinin altında bulunan kemik plaklardır. Bunlar iskelete ait olan omurlar ve kaburgalarla kaynaşmış durumdadır. Kemik plakların düzeni ve sayısı, üstteki boynuzsu plaklarınkine uymaz. Kabuk plaklarının düzen ve sayıları türlere göre değişir. Günümüzde yaşayan kaplumbağalar iki alttakıma ayrılır. Bunlardan biri gizliboyunlular (Cryptodira), öbürü de dönerboyunlulardır (Pleurodira). Gizli boyunlular karada ya da suda yaşayan ve bütün kıtalara yayılmış olan az ya da çok eski tüm kaplumbağalardır; bunlarda boyun, kabuk içine yana bükülmeden, geriye doğru S harfi biçiminde kıvrılarak çekilir. Dönerboyunlular, birkaçı dışında, Güney yarıkürede yaşarlar; boyunlarını, kabuk içine çekerken, yana bükerler. Kalça kemeri, bağa ve karın zırhı ile kaynaşmıştır.

PLEZİYOZORLAR VE İHTİYOZORLAR

Pleziyozorlar (Plesiosauria), notozorlarla (Nothosauria) birlikte, tümü fosil olan Sauropterygia takımını oluşturur. Notozorlarda hala, foklar gibi güçlükle ilerlemelerine olanak veren üyeler (bu üyeler yüzme paletlerine benzer) bulunmsına karşılık, pleziyozorlarda yalnızca yüzgeçler vardır. Bunlar deniz sürüngenleridir, ama biçimleri bakımından ihtiyozorlardan ayrılırlar; bunlarda beden geniş, kuyruk ve boyun uzundur. Pleziyozor cinsini boyu, çapı 1 metreyi biraz geçen bedeniyle 5 metreye erişebiliyordu.

Tümü fosil olan ihtiyozorlar Parapsida altsınıfının iki takımından birini oluşturur. Bunlar, çenelerin uzaması nedeniyle dar bir burun bölgesi olan ve böylece kafatasları öne doğru uzanmış olan deniz sürüngenleridir; bedenleri aoerdinamiktir. Yalnızca etçildirler. Kimilerinin boyu 8-10 metreye erişmiştir; yılan biçiminde olan Tylosaurus ve Mosasaurusun boyu 15 metreye ulaşmıştır.

YILANLAR VE KERTENKELELER

Günümüzde yaşayan pullusürüngenlerin (Squamata) [bunlar günümüzde dünyada yaşayan sürüngenlerin çoğunluğunu oluşturur] kökenini oluşturan lepidozorların atalarına ilişkin fazla bilgi yoktur. Kuşkusuz burada söz konusu olan, küçük biçimlerdir. Pullusürüngenlerin en eski kalıntıları İsviçrenin ve Kuzey İtalyanın Orta Triyas devrine aittir. Askeptosaurus ve Macrocnemus günümüzde yaşayan kertenkelelere çok benziyordu, ama bedeni bir kertenkeleninkinden çok farklı olmayan Tanystropheusun bacakları, her biri aşırı derecede uzamış on iki boyun omurundan oluşan çok uzun bir boynu ve gerçek bir yılan kuyruğu vardı. Böylece boyu 4 metreye yaklaşıyordu ama asıl bedeni yaklaşık 50 cm boyundaydı. Pullusürüngenler takımı, kertenkeleler (Sauria) ve yılanlar (Ophidia ya da Serpenria) olmak üzere iki alttakıma ayrılır. Kertenkeleler alttakımı şunları içerir: Gekogiller (Geckonidae); iguanagiller (Iguanidae); bukalemungiller (Chamaeleontidae); skingiller (Scincidae); özkertenkelegiller (Lacertidae); varangiller (Varanidae); agamagiller (Agamidae); köryılansıgiller (Anguidae); boncuklukertenkelegiller (Helodermatidae). Yılanlar alttakımıysa üç üstaileye ayrılabilir: Boagiller (Boidae); suyılanıgiller (Culubridae); Typhlopidae ailesi (köryılanlar).

ARKOZORLAR, TÜREVLERİ ve DÖLLERİ

Arkozorlar (tümü fosil), Permiyenden beri çok çeşitli biçimlerde gelişmiştir. Bu, olası en büyük çeşitliliği gösteren gruplardan biridir. Ancak Triyastan beri var olan tekodontlar, iki alttakımı içinde son derece çeşitlidir. Bu alttakımlardan biri , küçük boyda timsah görünümünde ve en eski olan Proterosuchidae ve iki ayaklı Ornithosuchidae ailelerini kapsayan Pseudosuchia, öbürü timsahlara benzemekle birlikte onların atası olmayan Phytosauriadır. Pseudosuchia dinozorların atası olabilir.

DİNOZORLAR
Dinozor terimi genel olarak İkinci Zamanda yaşamış olan dev Diapsidayı belirtir, ama her ikisi birlikte dinozorları oluşturan Saurischia ve Ornithischia, orta boyda hatta nispeten küçük (sözgelimi, bir metre) olabilir. Saurischianın normal kertenkeleninkine benzer üç dallı bir kalça kemerinin bulunuşuyla nitelenmesine karşılık, Ornithischia kuşların kalça kemerini anımsatan dört dallı bir kalça kemeriyle donanmıştır. Bununla birlikte, Ornithischia, kuşlara ileten filuma ait değildir. Bunlar yalnızca bu filumun ve pterozorlarınkinin yan kısımlarıdır. Saurischia ve Ornithischia dinozorların atası olan ve tekodontlar takımı içinde yer verilen Coelophysis, iki ayakla yürümeye uyarlanmanın bir başlangıcını göstermiştir. Hayvan uzamış ve güçlenmiş olan arka üyelerinin üzerinde durabiliyordu. Buna karşılık ön üyeleri kısalmıştı, avları yakalamaya ya da dallara tutunmaya yarıyordu. Bu sürüngenin bedeninin ağırlığı uzun ve güçlü bir kuyrukla dengeleniyordu. Kalça eklemi, çevresinde bedenin mil üzerindeymiş gibi döndüğü, bir eksen oluşturuyordu. Saurischia içinde bu iki ayaklı biçime doğru yönelen aileler bulunur (sözgelimi, ayaktayken aşağı yukarı 15 m yüksekliğe erişen dev etçil Tyrannosaurusun ait olduğu aile gibi). Kimi Ornithischia da aynı biçimde iki ayak üstünde yürüyordu (Saurischiadan Brontosaurus ve Ornithischiadan Stegosaurus ile Triceratops bunlara örnektir.)

Birkaç yıl önce, dinozorların ya da kimi dinozorların ya da kimi dinozorların, en azından kısmen beden sıcaklıklarını sabit tutmayı (homeotermi) başarmış, yani az çok yetkin bir biçimde (kuşlar ve memeliler gibi) beden sıcaklıklarını düzenleme özelliği kazanmış olabilecekleri düşünülmüştür.

Öte yandan, dinozorların fosilleşmiş kalıntılarının ayrıntılı incelemesi ve bunların yürüme ayaklarıyla günümüzde yaşayan türlerin yürüme ayakları arasında belli anatomi karşılaştırmaları, dinozorların (belki de otçul mastodontların bile), hantallıklarına karşın, belli bir çevikliğe ve uzun atlamalı “hızlı koşma”ya uyarlanmış olabilecekleri kanısını uyandırmıştır.
PTEROZORLAR VE KUŞLARIN ATALARI
Pterozorların fosilleşmiş kalıntılarının en eskileri Liyasa, yani Jüranın başlangıcına, en yenileriyse Tebeşir devrinin sonuna aittir. Bu fosillere göre pterozorlar, sürüngenlerinki gibi uzun kuyruklu ve iyi gelişmiş dişli Rhamphorhynchoidea ile çok kısa kuyruklu ve dişlerin yerini alan boynuzsu gagalı Pterodactyloidea olmak üzere iki alttakıma ayrılabilir. Bunların tümünün kuşlarda olduğu gibi bedenin hafifleşmesini sağlayan, içi hava dolaşıma olanak verecek biçiminde oyuk kemikleri vardı. Kanatları çok büyüktü. Bu hayvanlar büyük olasılıkla yükselebilmek için hava akımlarından yararlanıyorlar, az ya da çok büyük uzaklıkları aşarken de süzülerek uçuyorlardı.

Fosilleşmiş kalıntıları, Bavyeranın Jüra tabakasında bulunmuş olan arkeopteriksin pterozorla aynı atalardan geldiklerine pek kuşku yoktur. Arkeopteriksin sürüngenler gibi, koni biçimli dişleri, tırnaklı parmakları olan bir “el”i, karinasız bir göğüs kemiği, görme lopları beyin yarıküreleriyle beyincik arasına giren bir tümbeyni, vb. özellikleri vardı. Ama daha birçok özellik bakımından da tam bir kuştu.

THERAPSİDA İLE MEMELİLERE DOÐRU

Permiyenden beri dünyada geniş çapta yayılmış olan Synapsida altsınıfı iki takıma ayrılır: a) İlkleri kertenkelelerin görüntüsünde olan (Varanosaurus, 1,30 metre boyunda) ama sonradan yarar sınırını aşarak çeşitli çıkıntılarla (Sphenacodonun hançer gibi çok büyük dişleri, Dimetrodonun omurlarına kadar dikensi çıkıntıları vb.) donanmış bulunan Pelycosauria çok erken tarihlerde memelilerin eğilimlerini (bir başka değişle emzirme) gösteren Therapsidadır (ya da Theropsidae); kuşkusuz bunların, incelikleri nedeniyle iz bırakmayan küçük türleri, memelilerin doğrudan türediği biçimlerin dölüdür. Her durumda Therapsida evrimleşen bir çok (onun üstünde) soyu yaratan karmaşık bir bütün oluşturur. Therapsida evriminin sonuna doğru, ikincil bir damakla donanmıştır. Böylece ağız boşlukları yalnızca burun ve soluk almayla ilgili bir üst bölümle hem beslenme hem de soluk almaya yarayan bir alt bölüme ayrılmıştır. En çok memeli eğilimi, öbür çene kemiklerinin zararına dişlerin gelişmesindedir. Çeşitli Therapsida, üstün derecede bir memeli özelliği olan iki artkafa kemiği lokmasına sahiptir. Bazılarında dişler “köpek dişleri”, “kesici dişler”, “azı dişleri” denebilecek derecede farklılaşmıştır.

Bedene yaklaşma eğiliminde olan üyelerin yönlenmesine ilişkin çok önemli bir başka dönüşüm, dirseğin geriye doğru yönelmesine karşılık, dizin öne doğru yönelmesidir. Beden yerin üstünde yükselmiştir. Hareket daha kolaylaşmıştır ve daha hızlıdır. Eller ve ayaklar özelleşmiştir. Therapsida takımı, her biri birçok cinsi kapsayan beş alttakıma ayrılırlar:
a) Çok eski olan ve büyüklüğü cinslere göre, birkaç santimetreyle birçok metre arasında değişen ve önemli bir grup olan Dicynodontidaeyi veren Anomodonta alttakımı;
b) Birçok grubu memelilerin özelliklerinden yana zengin olan etçil Theriodonta alttakımı;
c) Sürüngenler ve memeliler arasındaki gerçek geçiş biçimlerinin bulunduğu, ama özelleşmelerinin bunları, memeliler sınıfından doğrudan ataları olarak saymaya engel olduğu iktidozorlar alttakımı;
d) Memeli soylarından daha çok uzaklaşan Titanosuchia ve Gorgonopsia alttakımı;
e) Bütün olarak özellikleri memeli anatomisini anımsatan Cynodontia alttakımı.

SÜRÜNGENLERİN GENEL YAPISI

Sürüngenlerin kafatası, kafatasının şakak bölgesinin ve arka bölgesinin kemiklerinin çoğu kez bulunmayışıyla nitelendirilir. Bu hayvanların kafatasında, yeri değişebilen bir ya da iki şakak çukuru oluşur; bu özellikten, yani şakak çukurlarının bulundukları yer ve sayısından sistematikte yararlanılır. Damağın yapısı önemli değişikliler gösterir. İlkel yapı, kertenkeleler gibi, kimi sürüngenlerde korunur ama kaplumbağalarda ikincil bir damak ortaya çıkar ve bu, timsahlarla memeli sürüngenlerde daha da gelişir. Çene eklemi, dörtköşemsi kafatası kemiği ve squamosus kemikleri arasında oluşur. Dişler, genellikle koni biçimlidir. Dişlerin değişik biçimlerde olması özellikle memeli biçimlerinde görülür. Eksen iskeletinde, kaplumbağalar ve yılanlarda göğüs kemiği yoktur. Omurların gövde kısımlarının ya yalnız arka tarafları ya da yalnız ön tarafları çukurdur. Sürüngenlerin üyeleri bir dört ayaklı üyesinin temel yapısındadır, ama kimi kez çok değişikliğe uğrar ve pterozorlarda olduğu gibi uçmaya ya da pleziyozorlar ve ihtiyozorlarda olduğu gibi yüzmeye uyarlanma gösterir; kimi dinozorların ön üyeleri gibi çok indirgenmiş de olabilir; son olarak ayaksız kertenkeleler (kahverengi köryılan) ve yılanlarda hiç üye bulunmaz.

Birçok sürüngende, bağırsak başlıca iki bölüt içerir: Bunlardan biri, dar olan ince bağırsak ve öbürü bir boğumlu ince bağırsaktan ayrılmış olan daha uç tarafta bulunan kalın bağırsaktır. Kalın bağırsağın başlangıç bölümünde çıkıntılar vardır. Yılanların ve boncuklu kertenkelelerin tükürük bezleri, zehir bezlerine dönüşmüştür. Akciğerler, birçok kertenkelede ve noktalı kamadişte az gelişmiştir: Kimi türlerde yalnızca sağ akciğer gelişme göstermiştir. Sürüngenlerin kalbi genelde iki kulakçık ve bir karıncık kapsar: Yalnızca timsahların iki karıncığı vardır. Kalbin bölmelere ayrılmış olması sayesinde, toplardamar kanı (kirli kan) ve atardamar kanı (temiz kan) birbirinden iyice ayrılmıştır. Kalpten çıkan ana atardamarın başlangıcındaki şişkin bölüm uzunlamasına üçe, yani bir akciğer atardamarı ile iki ana atardamar yayına ayrılmıştır.

Sürüngenlerin böbreği; çok lopçuklu olması nedeniyle kertikli bir görünümdedir. Sidik borusunun her kolu bu lopçukların birine denk düşer. Kimi sürüngenlerde bir sidik torbası vardır. Üreme aygıtı amniyonluların üreme aygıtıyla aynı genel yapıdadır. Erkekte bir çiftleşme organı vardır. Tiroit bezinin yapısı yalındır. Dinozorların çok büyük boyutlu olmalarının nedeni, hipofizin aşırı çalışmasına bağlanmıştır.

Sinir sistemi, sürüngenlerde beyin kabuğu özellikle koku alma sinirlerini içerir; bu bir rinansefaldir. Üç köşeli bir bağ, beyin yarıkürelerini birbirine bağlar; beyincik indirgenmiştir. Sürüngenlerde görme oldukça gelişmiştir. Fosil biçimlerde ortada tek bir göz vardı. Sürüngenlerin koku alma duyusu da aynı biçimde gelişmiştir. Yılanların dilinin ucu ortamdaki kokuya karşı duyarlıdır. İşitme, sürüngenlerin yaşamında ancak küçük bir rol oynar. Çıngıraklı yılanın yüzünde, kızılaltı ışınları algılamaya yarayan bir yüz çukuru vardır.

Kimi sürüngenler özellikle, birçok yılan ve Kuzey Amerikanın ıssız yerlerinde yaşayan boncuklu kertenkele gibi birkaç kertenkele zehirlidir. Yılanların zehir bezleri kulakaltı bezlerinden türemiştir. Demek ki zehir, değişikliğe uğramış bir tükürüktür. Bu bezler bir kanalla üstçenedeki dişlerle bağlantılıdır. Boncuklu kertenkelelerde, zehir tersine, altçene dişleriyle akıtılır. Dünyada zehirli yılanlar yüzünden yılda yaklaşık 30-40.000 ölüm olayı görülür.

YERLEŞİM VE BESLENME

Yılanlar, kertenkeleler ve kaplumbağalar, aralarında ılıman bölgeler de olmak üzere dünyada geniş bir alana yayılmışlardır. Timsahlarsa tropikal bölgelere özgüdür. Kalakbaşlılarsa Yeni Zelandada yaşayan noktalı kamadişe indirgenmiştir. Birçok sürüngen türü ve çoğu kez en etkileyici olanları adalarda birbirinden ayrı olarak yerleşmişlerdir: Komodonun dev varanı (Varanus comodoensis), Aldabra ve Galapagosun deniz iguanası (Amblyrhynchus cristatus) buna örnek oluşturur.

Çok sayıda sürüngen (yılanlar, bukalemunlar) ağaçlarda, timsahlar, kaplumbağalar ve özellikle anakonda gibi yılanlar da tatlı sularda yaşarlar. Günümüzde yaşayan çok az tür gerçekten deniz biçimidir, bunlar yalnızca deniz kaplumbağaları, deniz yılanları ve daha az ölçüde Galapagosun deniz iguanası ve deniz timsahıdır (Crocodylus porosus). Kimi sürüngenler dağlarda oldukça yükseklerde yaşarlar; Himalayada agamalar 5000 metreye bile erişebilirler. Skingiller (Scincidae) gibi toprak kazıcı ve Kübada yaşayan bir iguana ve Malezyada yaşayan bir tür su yılanı gibi mağaralarda yaşayan iki renksiz tür de vardır. Sürüngenlerin tür sayısı, enlemler arttığı oranda, yani ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe azalır. Bu, Avrupada çok açık bir biçimde görülür. İskandinavyada çok az tür yaşar. Norveç açıklarında kimi kez dev deniz kaplumbağası (Dermochelys coriacea) yakalanır. Antarktikadaysa sürüngen bulunmaz.

Sürüngenlerin çoğu etçildir, yalnızca bazı kaplumbağalar ve kertenkeleler (agamalar, iguanalar) otçuldur. Kimi türler özel bir beslenme rejimi gösterir. Agamagillerden Avusturalya dikenli agaması ya da dikenli şeytan (Moloch horridus) ve uçan agama (Draco volans) karıncalarla beslenir, pek çok yılan yalnızca termitleri yer. Sürüngenler, çok kilo kaybetmeksizin uzun zaman aç kalabilirler. Sözgelimi büyük yılanlar kimi zaman besin almadan bir yıldan uzun süre yaşayabilirler.

SÜRÜNGENLERİN YAŞAM ÖZELLİKLERİ

Günümüzde yaşayan sürüngenler arasında bazı cinslerin, erkeğin şiddetle koruduğu bir yaşam bölgesi vardır. Aligator ve çeşitli kertenkelelerde (sözgelimi iguanalar, skinkler vb.) durum böyledir; geko, yaşam bölgesinin sınırını dışkılarıyla belirler. Yılanlar ve kaplumbağaların sınırlı yaşam yerleri yoktur. Gerçek koloni oluşturan sürüngen sayısı azdır ama çoğu, özellikle kışı geçirmek için oldukça büyük topluluklar oluştururlar. Bazı türler, karınca ya da termit yuvalarında yaşarlar. Bu durum özellikle ikiyönlü kertenkelegillerde (Amphisbaenidae) görülür.

Cinsel farklılık genellikle az belirgindir; sırt yüzgeçleri ve baş boynuzları kimi kez erkeğe özgüdür. Eşler (yani bir erkek ve bir dişi) çiftleşmek için dışkılıklarını birbirine yaklaştırırlar. Erkek, dişinin sırtına kimi kez dişleriyle yapışarak ata biner gibi biner. Döllenmede gecikme olabilir, spermatoyitler de uzun süre canlı kalabilirler: Bir yılan son çiftleşmesiden beş yıl sonra yumurtlayabilir.

Sürüngenler, çoğunlukla, yumurtlayıcıdırlar (ovipar). Yumurtalarını toprağa gömerler; yavru, yumurtadan çıktığında erişkinin küçük bir modeli gibidir. Dişi aligator, bitki kalıntılarıyla bir yuva yapar; bu sürüngenlerde seyrek görülen bir durumdur. Kimi kertenkeleler ve yılanlar, sözgelimi engerek ve doğurgan kertenkele doğurucudur (vivipar). Sürüngenlerin deri değiştirmesi iyi bilinen bir olaydır. Üstderinin boynuzsu tabakası (stratum cornerum) yaklaşık her ay parçalar halinde düşer. Büyüme, beslenme, sıcaklık gibi çeşitli iç ve dış etkenler bu olayın kaynağı olabilir. Yılanlar derilerini tek bir parça halinde bırakırlar. Sürüngenler, yüz yaşına, hatta kaplumbağalar bunun iki katı olmak üzere çok ileri yaşlara erişebilirler.

Tropikal bölgelerde yaşayan sürüngenlerin bolluğuna karşın, kimi türlerin seyrekleşmesinden ya da ortadan kalkmasından insanlar sorumludur (yılan derisinin özellikle marokencilikte kullanımı nedeniyle). Rodriguez adası kaplumbağasının (Testudo vosameri) soyu, XVIII. yya doğru tükenmiştir.

İKİYAŞAYIŞLILAR..

Dört ayaklı amniyonsuz (Anamniota) omurgalılar sınıfı.

Yaşamlarının büyük bir bölümü, özellikle başkalaşım geçirene kadar suda geçer (adları da bu özelliklerinden kaynaklanır). İkiyaşayışlıların, zehirli salgı bezleri içeren, pulsuz, çıplak derileri vardır, ama zehir organlarının olmaması, savunmasız kalmalarına neden olur. Solunum, geniş çapta deriyle yapılır. Bununla ilişkili olarak, yani deri solunumunun önemi nedeniyle, akciğerler çoğu kez küçülmüştür. Kalbin iki kulakçık ve bir karıncığı vardır. Sinir sisteminde, uçbeyin tümüyle koku alma duyusuyla ilgilidir. İkiyaşayışlılar genellikle, su birikintilerine yumurtlayarak ürerler: bu yumurtalardan iribaş ya da tetar adı verilen kurtçuklar çıkar. Bunlar, başlangıçta küçük bir balık görünümündedir. Önce dış solungaçlarla, sonra bir solungaç kapağıyla örtülmüş iç solungaçlarla solunum yaparlar. Daha sonra, iribaş başkalaşım geçirir: İç solungaçların yerini akciğerler alır, önce ön, sonra arka ayaklar gelişir. Bazı ikiyaşayışlılar suda yumurtlamazlar ve kendilerine köpük, reçine vblerinden yuvalar yaparlar. Hatta kimi kez, yumurtalar erişkinin sırtı ya da karnı üzerinde gelişir; doğurucu (vivipar) ikiyaşayışlılar da vardır. Sözgelimi, Ginede yaşayan Nectophrynoides cinsinden küçük kara kurbağası böyledir.

ESKİ DEVİRLERDE YAŞAMIŞ İKİYAŞAYIŞLILAR

Bazı saçakyüzgeçlilerden (Crossopterygii) türemiş ikiyaşayışlılardan olan Rhipidistia Devonyende ortaya çıkmıştır. Önce zırhlıbaşlarla temsil edilmiş, sonra Jürada bunlardan kuyruksuz kurbağalar (Anura) türemiştir. Daha sonra, Tebeşir devrinde kuyruklular (Urodela) ortaya çıkmış, ama kökenleri aydınlatılamamıştır. Daha yaygın bir sınıflandırmaya göre ikiyaşayışlılar, zırhlıbaşlılar (Stegocephalia), kurbağalar (Anura), kuyruklular (Urodela) ve daha küçük bir grup olan ayaksızlar (Apoda) olmak üzere dört takıma ayrılırlar. Görünümleri büyük semenderlerinkini anımsatan zırhlıbaşlılar, tümüyle fosil biçimler kapsar. En eski olanı, Grönlandda Üst Devonyene ait tabakalarda bulunmuş olan Ichthyostegadır. Bu, iki hayvan sınıfı (balıklar ve ikiyaşayışlılar) arasındaki ilişkiyi gösteren en iyi örneklerden biridir. Çünkü Ichthyostega, ataları olan saçak yüzgeçlilerin birçok niteliğini taşır (özellikle kafatasında) ama gerçek ayakları vardır. Bu ayaklar, Rhipidistianın yüzgeçleriyle aynı embriyo kökeninden gelirler. Bir başka deyişle, hemen hemen yürüme organı biçimini almış olan bu ayaklar, çok fazla değişikliğe uğramamıştır. Ichthyosteganın daha çok suda yaşamış olduğu sanılır: Gerçekten de, onun kuyruğu tek bir yüzgeçle çevrilmiş olup, bir yan çizgi sistemi bulunur. Grönlandın Devonyen tabakalarında, yakın akrabası olan ama kafatası biraz daha farklı bir yapıda bulunan cins (Acanthostega) bulunmuştur. Öbürzırhlıbaşlardan olan labirentodontların (Labyrinthodontia) boyları 3-3,5 metreye erişmiştir. Sistematik durumu kuşkulu olan iki küçük grup daha vardır: bunlardan biri yılan biçimindeki Lepospondyli, öbürü belki de diğer zırhlıbalşlıların kurtçukları olan Branchiosaurusdur.

PETEKLİ KURBAÐA VE SEMENDER

Günümüzde yaşayan ikiyaşayışlılar kurbağalar, kuyruklular ve ayaksızlardır. Birinciler, karakurbağaları ve su kurbağalarıyla temsil edilirler; erişkin halde kuyruktan yoksundurlar. Bunlar dilsiz ve dilli kurbağalar olmak üzere iki gruba ayrılır. Dilsiz kurbağalar, peteklikurbağagiller (Pipidae) ailesinden oluşur ve şu iki cinsi önemlidir: Laboratuar hayvanı olan, Afrikanın pençe tırnaklı kurbağası (Xenopus laevis) ve dişisi yumurtalarını yavrular çıkıncaya kadar sırtında taşıyan, Güney Amerikanın petekli kurbağası (Pipa pipa). Her yumurta hayvanın sırtında bir çeşit petek gözü içinde gelişir.

Dilli kurbağalar büyük karakurbağalarına denk düşen tekerdillikurbağagiller (Discoglossidae), karakurbağasıgiller (Bufonidae), Leptodactylidae, çamursalkurbağagiller (Pelobatidae) aileleriyle, ağaçkurbağasıgiller (Hylidae) ve sukurbağasıgilleri kapsar.

Ağaçkurbağasıgillerden ağaç kurbağası (Hyla arborea) 4 cm uzunluğunda, ağaçlara benzeşme gösteren ve parmaklarında yapışkan diskler (çekmenler) bulunan bir türdür.

Kuyruklular, Perennibranchia (sürekli solungaçlılar) ve Caducibranchia (geçici solungaçlılar) olmak üzere iki alttakıma ayrılırlar. Bunlardan birinciler, ikincilerin tersine, erişkin halde dış solungaçlarını korurlar. Perennibranchia, denizkızısemenderigiller (Sirenidae) ve mağarasemenderigiller (Proteidae) ailelerini kapsar. Caducibranchia, semenderleri ve tritonları kapsayan semendergiller (Salamandridae) ailesiyle, akciğersizsemendergiller (Plethodontidae), Amphiumidae, gizlisolungaçlıgiller (Crytobranchidae) ve Amblystomidae ailelerine ayrılır. Amphiumidae, A.B.Dnde yaşayan ve bacakları çok küçülmüş olan Amphiuma cinsini kapsar. Gizlisolungaçlıgiller (Cryptobranchidae) tüm ikiyaşayışlıların en büyükleridir. Bunlar, Çin ve Japonyanın 1,5 metre uzunluğundaki dev semenderleridir (Megalobatrachus). Son olarak kütağızlıgiller (Amblyostomidae), neoteni gösteren, yani daha erişkin hale geçmeden üreyebilmeleriyle dikkati çeken aksolotiları içerir. Küçük bir grup olan ayaksızlar takımı, iri bir toprak solucanı görünümünde ve toprak altında yaşama alışkanlığında olan bacaksız hayvanlardır. Genellikle tropikal bölgelerde yaşarlar. En iyi tanınan türü, Güney Amerikada yaşayan ve 50 cm boyunda olan Typhlonectes cinsidir.

kaynak: hayvanlar.us