Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Aralık, 2007

MAGNEZYUM VE SAĞLIK

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Vücudumuz için aslolan şeylerin başında gelen mineral Yani vücudumuz için vazgeçilmez mineralin magnezyum olduğunu biliyor musunuz?

Günlük hayatımızda şikayet ettiğimiz birçok rahatsızlığın, magnezyum eksikliğinden kaynaklandığını ve hatta yüksek seviyede magnezyum eksikliğinin, ölüme bile sebebiyet verebileceği yapılan araştırmalarla kanıtlamış bir gerçek!. Bu nedenle magnezyum vücudumuz için vazgeçilmez mineraldir..

Magnezyum, insan vücudu için hayati önem taşıyan 11 mineralden biri olup, enerji gerektiren tüm metabolik olayların yürütülmesinde başrolü oynamaktadır.

Aslında vücudumuz için gereken Magnezyum”u günlük diyetimiz ve içtiğimiz su ile almamız gerekir. Ancak tarımda hormon kullanımının yaygınlaşması, içme suyu suların tercih edilmemesi ve fast food tarzı yiyeceklerin tüketimi ile ne yazık ki aldığımız magnezyum miktarı gün geçtikçe azalmakta ve tehlikeli seviyelere düşmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri”nde yapılan bir araştırmada 1940-1994 yılları arasında 32 milyon kişinin Magnezyum eksikliğinden yaşamını yitirdiği ve toplumda Magnezyum eksikliği görülme oranının %10-20 arasında olduğu ortaya çıkmıştır…

Magnezyum neden gerekli?

Magnezyum olmadan vücutta enerji dönüşümü olmaz, insanlarda metabolik aktiviteler meydana gelmez. Magnezyum vücudumuzda bir ön faktör gibi rol oynayarak 300 den fazla enzimatik reaksiyona girer. Kemiklerin güçlenmesini sağlar. Karbonhidrat metabolizmasında en temel görevleri alır. Canlıların yaşamında temel olan proteinlerin yapımından sorumludur.

Magnezyumun yaşamsal organımız üzerinde de olumlu etkileri vardır. Aritmilerin tedavisi ve kalp krizinin tedavisinde kullanılan magnezyum, kalp kasının kasılma şiddetini azaltır. Kalbin daha az enerji ve oksijen kullanmasını sağlar. Başka bir deyişle Kalbin ekonomik çalışmasın sağlar.

Bu bilgiler ışığında magnezyum eksikliğinin insan yaşamında son derece önemli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.Ancak günümüz koşullarında ne yazık ki doğal yollar ile bu eksikliği gidermek gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Yeterli seviyede magnezyum alınmazsa ne olur?

Kaslarda gerilmeler ve kramplar, sersemleme, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk hissi, kadınlarda ağrılı adet, ellerde iğnelenme hissi, uyuşukluk, migren, gerilim tipi baş ağrısı , bulantı, kusma ve çarpıntı gibi ortaya çıkan belirtiler vücudumuzda magnezyum eksikliğinin habercisi olabilir.

Kimin Daha Fazla Magnezyuma İhtiyacı Var?

Yaşlılarda…

Yaş ilerledikçe birlikte magnezyum alımında azalma ve atılımda artış görülebilir.Yaşlılığa eşlik eden hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklar kişilerin yaptıkları diyetle birlikte daha az magnezyum almalarına yol açmaktadır. Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ise vücuttan daha fazla magnezyum atılımına yol açmaktadır.Yine yaş ilerledikçe ortaya çıkan kemik erimesi (osteoporoz) riski dışarıdan magnezyum takviyesi ihtiyacını doğurur. Günlük magnezyum ihtiyacı, 65 yaş üstündekiler için 350 mg.” a kadar çıkmaktadır…

Kadınlarda….

Adet dönemi başlangıcında ve devamında alınan magnezyum takviyesi adet sancılarını azaltır. Ayrıca hamileler ve emziren kadınların çoğunlukla beslenme yoluyla kapatılamayan bir magnezyum ihtiyacı vardır. Hamileliğin sorunsuz geçmesi ve çocuğun sağlıklı gelişmesi için annenin yeterli miktarda magnezyum alması çok önemlidir.

Sporcularda…

Spor faaliyetleri sırasında kas etkinliğinin artışına bağlı olarak magnezyum tüketimi artar. Öte yandan fazla terleme yoluyla da çok fazla magnezyum kaybettikleri için krampların oluşmasını önlemek ve performanslarını arttırmak üzere sporcuların magnezyum kaybını dengelemesi gerekmektedir.

Şeker hastalarında…

Diyabetikler sık idrara çıktıklarından magnezyum kaybı da fazladır. Bu kişilerin düşük kalorili beslenmeleri gerektiğinden artan magnezyum ihtiyacı da çoğu zaman karşılanamaz. Çarpıntı, titreme ve halsizliği önlemek üzere magnezyum takviyesi gerekmektedir.

Kalp ve özellikle hipertansiyon hastalarında….

Magnezyumun eksikliği kalp şikayetlerinin ve kalp ritim bozukluklarının artmasına neden olabilir. Bunun yanısıra klinik çalışmalar, magnezyumun hipertansiyonu düşürdüğünü göstermektedir.

Magnezyum gereksinimi…

Yetişkin bir kişinin günlük magnezyum ihtiyacı Dünya Sağlık Teşkilatı”na göre 300 mg. dır. Ancak magnezyum ihtiyacı özellikle hamile kadınlar ve emziren annelerde, iki katına kadar çıkabilmektedir. Gebelik döneminde görülen krampların çözümü magnezyumdur. Bu anlamda, sağlıklı çocuk doğumunda ve gelişiminde magnezyum ihtiyacını kesinlikle gözden kaçırmamak gerekmektedir.

Ayrıca magnezyum, alkol tüketimi, yoğun zihinsel faaliyetler, fiziksel stres ve stres durumlarında, magnezyumun atılmasına neden olan ilaçların kullanımında magnezyum gereksinimi artmaktadır.

KONUŞMA VE HAFIZA

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

İnsan bilinci; yöneltilmiş veya organize edilmiş dikkat, soyutlama, olayları verbalize etme (yani olaya kelimeler giydirme) yeteneği, planlama, gözlemlerden yeni ilişkiler çıkarmak gibi birçok cephelerden oluşur. Bu hususlarda bilinç yalnız çok gelişmiş sinir sisteminde oluşur; serebral korteks ve bunun formotio reticularis ile olan bağlantıları esas anatomik yapıları teşkil eder. Bilincin hayati önemi, refleks cevapların yetersiz kalacağı şartlara adapte olma iktidarıdır. Kelimelerin konuşma okuma ve yazmada kullanılması yalnız insanda görülen gelişmiş bir iletişim vasıtasıdır. Konuşma; kavramları oluşturmaya fikirleri şekillendirmeye ve ifadeye yarar, idrak olmadan hafızadaki ekonomik birikim mümkün olamazdı.Konuşma serebral kortekse (beyin kabuğu) asimetrik olarak yayılmış komplike sinir ağlarına istinad eder. Genellikle bir yarım küre (beynin), ekseriya sol, lisanın kazanılması ve manipulasyona dayanan becerilerde baskılayıcı bir rol alır. Şiddetli epilepsi durumlarında hastanın iki beyin yarım küresi arasındaki bağlantı corpus callosumu kesmek suretiyle yok edilir (split brain). Böyle hastalarda resim veya isimler, sağ el ile yoklanınca veya görme alanının sağ tarafına tutulduğu zaman tanımlanabilir. Linguistik anlatımın (konuşma ve yapma) motor kontrolü, gerçekten sol beyin yarım küresinin tekelindedir.

Sağ taraftaki beyin hasarları müzik icrası ve beğenme bozukluklarına sebep olur; böyle şahıslarda genellikle rüya görülmez olur. Duysal girişin yalnız bir kısmı daimi hafızada saklanır. Saklama işi öğrenme olayından sonra değişikliğe uğrayabilir. Örneğin başa rastlayan fiziksel darbe, elektroşok tedavisi daimi hafıza oluşmadan önce anesteziklerin verilmesi, travmadan biraz önce alınan bilginin saklanmasını önler. Öyle görünüyor ki olaydan hemen sonra uzun süreli şeklini almaz. Tersine geçici formun kalıcı forma dönüşmesi için bir zaman geçer. Ama bilgi bir kere kalıcı hafızaya geçince artık fiziksel veya kimyasal olaylar buna dokunamaz.

Hafıza formasyonunda birbiri ardı sıra birkaç faz vardır. En erken fazlarda hafıza geçici bir süre nöronların elektriksel aktivitesiyle saklanır. Bu fazda bir telefon numarası gibi küçük bir bilgi parçası öncü hafızada beş altı saniye saklanır. Bu hafızada bilgi tekrar devreye sokulmak suretiyle daha uzun saklanabilir (örneğin hat meşgul ise telefon numarasının tekrarlanması) Bu fazda hafıza birçok etkilere açıktır.

Eğer tekrarlama çok olursa bilgi uzun süreli hafızada saklanır (ikincil hafıza). Bazı kişisel ve genel olarak önemli bilgiler (kendi ismi ve doğum günü, yazma ve okuma) diğer bir tip uzun süreli hafızada saklanır (üçüncül hafıza). Bu durumda bilgi hayat boyu saklanır ve tekrar hatırlama süresi de kısadır. Uzun süreli hafıza elektriksel aktiviteden çok protein sentezine dayanır.

MANTAR ATEROSKLEROZU ÖNLÜYOR

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Japon bilim adamları, mantarlarda bulunan kimyasalların damarlardaki tehlikeli yağ birikimini engellediğini saptadılar.Proceedings of the National Academy of Science dergisindeki habere göre, mantarlarda bulunan beauveriolid adlı kimyasal maddeler sayesinde arteroskleroz tedavisinde yeni adımlar atılabilecek.

Kitasato Üniversitesi nde görevli bilim adamları, beauveria türündeki mantarlarda bulunan kimyasalların hücrelerde yağ depolanmasını önlediğini araştırmayla doğruladılar ve bu kimyasalların nasıl işlediğini ortaya çıkardılar.

Buna göre, beauveriolid denilen maddeler, kolesterol ve yağ asitlerinin, hücreler tarafından depolanan damlacıkları oluşturmasını engelliyor. Beauveriolidler ayrıca, ACAT isimli enzimin işlevini engelleyerek, hücrelerin damlacıkları almasını önlüyor.

Mantarlardaki kimyasalların, arteroskleroz olan farelerin damarlarındaki yağ birikiminin yüzde 50 oranında azalmasını sağladığını belirten bilim adamları, ağırlıklı olarak yağlı besinler verilen farelerde bile kimyasalların olumlu etki ettiğini kaydettiler.

KOKU VE TATLARI FARKLI ALGILIYORUZ

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Her insan kokuları ve tatları farklı algılıyor. “Nature Genetics” dergisinde yayımlanan habere göre, Weizmann Enstitüsü’nde görevli bilim adamı Doron Lancet başkanlığındaki ekip, 189 kişi üzerinde araştırma yaptı. Burundaki koku almayla ilgili reseptörlerin (alıcı) oluşumundan sorumlu hangi genlerin aktif olduğunu inceleyen bilim adamları, bu genlerin tat alma duygusuyla da yakından ilgili olduğunu kaydettiler.Toplam 50 gen tespit eden bilim adamları, bu genlerin belirli bir kural olmaksızın aktif ya da inaktif olduğunu belirlediler.

Aktif ve inaktif genlerin oluşturacağı olası kombinasyonları hesaplayan bilim adamları, hemen hemen bütün insanların kendine özgü koku ve tat alma duygularının olduğu sonucuna vardılar.

KORONER ANJIYO (ANGIOPLASTI)

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi, anjina veya öteki problemlerin meydana gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.Koroner Arter anjiyoplastisinin tam adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor bir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem “Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.

Uygulama Yöntemi

Omuz veya kasık bölgesine uyuşturucu verildikten sonra doktor rehber kateter i (ince boru) bacak ve kol damarına sokar. Doktor televizyonlu röntgen ekranından kateter (boru) ve kan damarlarının durumunu izlerken kateteri daralmış arterin içine sokar. Çok küçük bir Radyoopak boya bu kateterden o bölgeye bırakılır. Bu şekilde anjiyogramdaki tıkalı kalp damarları belirlenir. Daha sonra daha küçük bir kateter (boru), rehber kataterin içine yerleştirilir. Bu küçük kateterin ucu balon şeklindedir. Bu uç koroner arter içindeki tıkanık sahaya vardığında yarım dakika için arterin tıkanmış kısmında şişirilir. Bu genişleme (şişme) esnasında kişi, göğüs ağrısı duyar. şişlik indirildiğinde ağrı azalır. Bu şişirme ve indirmenin birkaç kez tekrarlanması gerekir. Balon kateter hareket ettirildiğinde kan akışının nasıl hızlandığı anjiyogramdan görülebilir. Bu yöntemin tamamlanması 30-90 dakikada olur.

Bu yöntem bacak da dahil olmak üzere vücudun tüm tıkanmış arterlerini tedavi etmek amacıyla kullanılır.

Sonuçlar

Kan akışında artma, ilgili arterdeki kan basıncında artma, damardaki tıkanmanın ezilmesi veya parçalanması, arter duvarının gerilerek genişlemesi bu yöntemin istenilen sonuçlarıdır.

Vakaların çok düşük bir yüzdesinde bu yöntem başarısız olup by-pass ameliyatı gerekir. Genelde by-pass ameliyatını yapan cerrahlar takım halinde çalışırlar. Anjiyoplasti tek başına başarılı olduğunda daha büyük ameliyatlara gerek kalmaz. Yukarıda anlatılan ameliyatın maliyeti oldukça düşüktür ve kişinin hastanede kalış süresini birkaç haftadan birkaç güne düşürür.

İyileşme ve Rehabilitasyon

Bu yöntemi takiben 24 saat süreyle kalp atışı ve ritmi ile diğer bulgular ekrandan takip edilir. Bu yöntemin deri altından damarlara boru yerleştirme olayını kapsaması dolayısıyla yara yeri çok küçüktür ve çoğu insanlar bu yöntemden 1 hafta sonra işlerine tekrar dönebilmektedirler.

Kimlere PTCA Yapılması Gerekir?

İlaçlarla geçmeyen anjina pektorisli kişiler PTCA yapılacak olanlardır. PTCA birçok tıkanmış arteri iyileştirebilmesine rağmen bunun için ideal kişi sadece tek arteri tıkanmış olan kişidir. By-pass ameliyatından ziyade PTcA nın yapılmasına karar verdiren faktörler, arterde tıkanmanın lokalizasyonu, tıkanan arter sayısı, tıkanma şiddeti ve kalbin bütün fonksiyonlarıdır.

Bununla birlikte PTCA yöntemi tıkanmayı yapan hastalıkları tedavi edemez.

Ayrıca bu yöntemin aynı tıkanık arteri veya başka bir arteri tekrar genişletmek için tekrarlanması gerekebilir.

Gelecek yıllarda doktorlar damar içindeki birikmeleri lazer ışını veya mekanik aletler kullanarak yok edebileceklerdir.

NAR: KALP VE TANSİYON HASTALARI İÇİN İDEAL BİR BESİN

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.

Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.

Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.

10 bardak yeşil çay yerine geçiyor

Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.

1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.

Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü.

KONTROLÜN FAZLASI MOTİVASYON DÜŞMANI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Almanya’da yapılan bir araştırmada, çalışanların aşırı denetlenmesinin motivasyonlarını öldürdüğü ve verimliliklerini düşürdüğü belirlendi.Almanya’nın Bonn Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, herhangi bir kurumda çalışanların aşırı şekilde denetlenmesinin verimliliklerin düşmesine sebep olduğu ortaya çıktı. Araştırmayı iktisatçı Prof. Armin Falk’ın başında bulunduğu bir araştırma grubu yaptı. Çalışanların büyük bir çoğunluğunun gerekenden daha fazla iş yaptığını vurgulayan araştırmacılar, “Ancak aşırı denetim verimliliği düşürüyor. Çalışanlara güvenilmemesi durumunda bu verimlilik daha da düşüyor.” dedi. Araştırma grubu, işyerlerinde çalışanlara güvenilmesinin ve serbest bir çalışma ortamının sağlanmasının verimi artırdığına işaret etti.

KİROPRATİK

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Omurga ve sinir sisteminin (ilâçsız ve ameliyatsız) sağlığının korunması için tasarlanan ve tümüyle ellerle yapılan bir tedavi şeklidir. Kiropraktik kelimesi, Yunanca “Chiros” (el) ve “Practicos” (uygulama) kelimelerinden gelmektedir.Kiropraktik, gerçekte oldukça eski bir uygulamadır. Eski Mısır yazıtlarında kiropraktik tekniklerinin açıklamalarına rastlanmaktadır. Eski Hint, Çin, Babil ve Asur medeniyetlerinde de elle tedaviler uygulanmıştır. Teknik daha sonra unutulmuş ve ortadan kaybolmuştur.

Günümüzde ortaya çıkışı ise, Kanadalı Dr. Daniel David Palmer in çalışmalarıyla olmuştur. İlk başarısını, kapıcısı Harvey Lilliard ın sağırlığını boyun omurgasını elle düzelterek elde etmiş, bu ve bunu izleyen başarılarla cesaretlenen Palmer, bu tür tedavilerin anatomik ve fizyolojik temellerini daha derinlemesine inceleyerek bunlardan, kısa zamanda kiropraktik dediğimiz bir felsefe ve tedavi şekli ortaya çıkarmıştır. Palmer den sonra kiropraktik hızla yayılmıştır. Bugün ABD, Kanada, Almanya, Fransa, Avusturalya, Yeni Zelanda, Danimarka, İsveç ve Norveç de uygulanmaktadır. Kiropraktik dünyada en yaygın olarak tanınan ve yasallaştırılan bir alternatif tıp metodudur.

Nedir?

Kiropraktik, vücudun fonksiyonlarını yeniden dengelemek üzere elle eklemlerin düzeltildiği bir uygulamadır. En sık olarak düzeltilenler omurga eklemleridir. Osteopatlar gibi kiropraktistler de modern hayatın, hepimizin karşı karşıya kaldığı travmalar, kazalar, duruş dengesizlikleri, zihni ve fiziki streslerin kas ve eklemlerde yaptığı anormalliklerle uğraşmaktadır.

Kiropraktik uzmanı hastayı sağlığına kavuşturmak için diyet, egzersiz ve dinlenmeyle ilgili öğütlerle beraber eklemleri de el ile düzeltmektedir. Bazen duruş eğitimi, masaj ve yoga dan da yararlanır.

Nasıl Uygulanır?

Önce hastanın şikayetlerini dinleyen kiroprakti uzmanı, onu fiziksel olarak muayeneden geçirirken, özellikle sinir sistemi ve omurgaya, duruş ve kas dengesizliklerine ve hassas olan bölgelere önem vererek bakar. Muhtemelen bu bölgelerle ilgili röntgen ve tahlil de ister. Bunların durumuna göre bir tedavi planı oluşturur.

Kiropraktik uzmanı temelde üç şey yapmaya çalışır.

1. Duruş bozukluklarını düzeltmek.

2. Omurga ve pelvis eklemlerine mümkün olabildiği ölçüde fonksiyonunu yeniden kazandırmak.

3. Ağrıya ve fonksiyon bozukluklarına yol açan sinir yıpranmalarını ortadan kaldırmak.

Kiropraktikte de, osteopatide olduğu gibi tehlikeler mevcuttur. Bu yüzden hasta tedavi olmak için mutlaka bu konuda uzman birisine gitmelidir.

Nerelerde Kullanılır?

Kiropraktik başlıca sırt ağrılarını, baş ve boyun ağrılarını, omuz ve kol ağrılarını, kas-iskelet ağrılarını, kayan diskleri tedavi etmek için kullanılır. Bununla beraber, kiropraktikin sinir sistemi üzerindeki etkisi sayesinde en umulmayan hallerde iyileşme görülebilmektedir. Bunlar; bazı migren vakaları, başağrıları, astım, hazımsızlık, artrit ile bazı duygusal ve stres durumlarıdır.

Özetlemek gerekirse kiropraktik, usta ellerde kısıtlı miktarda hastalığa çare olabilen bir uygulamadır.

KORUYUCU HEKİMLİK VE ÇEVRE SAĞLIĞI HAKKINDA BİR VASİYET

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Aşağıdaki metin 1400 lü yıllarda yaşayan bir yöneticinin koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı konusundaki vasiyetidir. Aradan geçen yüzlerce yıl sonra bu yaklaşımı geliştirmek şöyle dursun aynı hassasiyeti yakalayabilmek bile bir hayal. Ben ki İstanbul Fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmet, bizzatihi alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satun aldığım İstanbul un Taşlık mevkünde kâin ve malûmu l-hudut olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki: Bu gayri menkulâtımdan elde olunacak nemalarla İstanbul un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim.

Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükrükleri üzerine bu tozu dökerler ki yevmiye 20 şer akçe alsınlar; ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim.

Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul a çıkalar bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası, yada mümkün ise şifayab olalar. Değilse kendilerinden hiç bir karşılık beklemeksizin Darülacezeye kaldırılarak orada salâh bulduralar.

Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vâki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silâh, ehli erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-i vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

Ayrıca külliyemde bina ve inşe eylediğim imarethanede şehit ve şühedânın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizzâtihi kendûleri gelmeyûp yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.

Fatih Sultan Mehmet

KANSIZLIK KALP HASTALIKLARINDA ETKILI

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

ABD’de Kuzey Carolina Üniversitesi araştırmacıları, kansızlığın kalp hastalıkları üzerinde etkisi bulunduğunu tespit ettiler.40 yaş üstündeki Amerikan toplumunun yüzde 25’inde kalp yetersizliği görüldüğünü ve bu hastalık sonucu ölümlerin arttığını belirten uzmanlar, kısıtlı ekonomik imkanların da neden olduğu kansızlık sorununun dikkate alınmamasının, kalp hastalarındaki ölüm oranını yükselttiğini bildirdiler.

Kansızlığın ileri safhaya ulaşmadan tedavi edilmesi gerektiğini kaydeden uzmanlar, hastalığın yalnızca diyaliz hastalarında değil, kalp yetersizliği çeken hastalarda da önemli olduğunu belirttiler. Uzmanlar, kandaki alyuvarların azalmasının, oksijen taşıyan pigment olan hemoglobinin düşmesine sebep olduğunu, bunun da kalbin çalışmasını etkilediğini ifade ettiler. Uzmanlar, kansızlığın, kandaki alyuvarların çoğalmasını sağlayan “erythropoietin” adlı hormonun ile tedavi edilmesinin, hemoglobin oranını yükseltebileceğini ve hastaların yorgunluktan kurtularak, egzersiz yapabileceklerini kaydettiler.

Bir başka araştırmada, erythropoietinin, hastaların yatarak tedavi süresini kısaltabildiği belirlendi.

Uzmanlar, kansızlık ile ilgili olarak başlattıkları yeni araştırmalarda, hormonların kansızlık üzerindeki etkisini, kansızlığın hastaların yorgunlukları ve fiziksel aktiviteleri üzerindeki sonuçlarını daha farklı açılardan inceleyecekler.

Araştırma raporu, Amerikan Tıp Kuruluşunun New York’ta yapılan kansızlık ile ilgili brifinginde açıklandı.