UYKU YETERSİZLİĞİ KALP KRİZİ NEDENİ
Aralık 5, 2007
Uyku sorunu yaşayan pek çok kişi gün içinde konsantrasyon güçlüğü yaşıyor. Bu sorunu uzun süren kişilerde depresyon bile gözlenebiliyor. ABD nin Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi nde yapılan bir araştırmada, yetersiz uyuyan kişilerde tüm bunlara ek olarak kalp krizi riskinin arttığı belirlendi.
Deneklerin 5 gün boyunca ortalama 4 saat uyumasına izin veren ve 5 günün ardından aynı testleri yapan araştırmacılar sadece 5 günlük yetersiz uykunun bile kalp üzerinde büyük bir stres yarattığını gördü. Bu konuda daha önce yapılan benzer araştırmalar da, gece çalışanların kalp ve damar hastalıklarına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştu.
MÜZİKLE UĞRAŞANLARIN BEYNİ DAHA BÜYÜK
Aralık 5, 2007
Alman bilim adamları, profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların beyinlerinin daha büyük olduğunu belirledi.Friedrich–Schiller Üniversitesi’nde görevli bilim adamları, düzenli olarak müzik aleti çalmanın, beynin görme, duyma ve hareket etmeyle ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit etti. Araştırma çerçevesinde, müzikten anlamayan, müzikle amatör ve profesyonel olarak ilgilenen kişiler incelendi. Alman bilim adamı Christian Gaser, ilk kez deneklerin beyinlerinin bütün bölgelerindeki farkları bulmaya çalıştıklarını ve belirli bölgelerde fark tespit ettiklerini kaydetti.
Yapılan manyetik rezonans (MR) tomografi görüntülerinin, müzisyenlerin beyinlerinin daha büyük olduğunu açık seçik gösterdiğini belirten bilim adamları, müzisyenlerin beyinlerinde duyma, görme ve hareketle ilgili bölgelerde daha fazla gri madde olduğunu saptadı. Gaser, beynin de büyük bir ihtimalle kaslar gibi egzersiz yapıldıkça büyüdüğünü kaydetti. Daha önce Hong Kong Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, müzik aleti çalan çocukların hafızalarının daha güçlü olduğu tespit edilmişti.
VARIS ICIN MASAJ
Aralık 5, 2007
Özellikle kadınlarda görülen, fizyolik olduğu kadar estetik açıdan da rahatsız eden varise karşı öneriler…Sağlığımızı korumanın yollarından en önemlileri, doğru beslenme alışkanlıkları ile beraber yapılan bedensel egzersiz programlardır.
Günümüzde insanların bahaneler öne sürerek sağlıklarını korumak için çaba göstermemelerinin sonucunda başta kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları olmak üzere kas, hormon, sinir ve psikolojik sistemlerinde olumsuz yönde değişimler görülmektedir. Kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıklarında beslenme ve hareketsiz yaşamın dışında genetik faktörlerin önemi büyüktür.
Damar genişlemesi
Özellikle kadınlarda görülen ve fizyolojik olduğu kadar estetik açıdan da insanları rahatsız eden bir hastalık olan varis, vücudumuzda bulunan toplar damarların çeşitli nedenlerden dolayı genişlemesiyle meydana gelmektedir. Normalde kalpten, vücutta atardamarlarla gönderilen kan, daha sonra yeniden kalbe dönmek için toplardamarlar yardımıyla kan sirkülasyonu sağlamaktadır. Dünyamızdaki yer çekimi kanın toplardamarlardan yukarı çıkmasını zorlaştırmaktadır. Toplardamarlarda bulunan kapakçıkların dejenerasyonu sonucunda varis adı verilen rahatsızlık meydana gelmektedir.
Şişme ve ağrı
Belirtileri ise toplardamarların kıvrımlı ve bölüm bölüm genişlemiş bir hal almasıyla ortaya çıkar. Ayakta uzun bir süre hareketsiz kalınınca alt bacakta şişmeler ve ağrılar ortaya çıkar. Çok nadir görülmekle beraber kaşıntı da yapabilir. Tedavi edilmez ise dolaşımın bozulmasından dolayı kanda pıhtılaşma ve yukarıda saydığımız belirtilerin şiddetlenerek artmasına sebep olur. Tedavisi ameliyatla olabildiği gibi ilaç tedavisiyle de başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Dikkat edilecek noktalar
• Sıcak su ile banyo yapılmamalıdır.
• Sauna, jakuzi ve buhar banyosunu kullanmamaları gerekmektedir.
• Ayakta uzun süre hareketsiz beklenmemeli.
• Yataktan kalkmadan varis çorabı giyilmelidir.
• Kasların, damarların üzerindeki masaj etkisinden yararlanmak için yürüyüş yapılmalıdır.
• Dinlenme sırasında ayakları kalp seviyesinin üzerine çıkartmalısınız.
• Sıcak havalarda dolaşım veya uzun süre ayakta kalmışsanız eve gelince varisli bölgeyi soğuk su ile yıkayarak istirahat edin.
• Bu konuda uzman bir doktora giderek tedavi için gerekli şartları yerine getirmelisiniz.
Doğru beslenme ve egzersiz; kusursuz bir vucudun garantisi
TUZ ZARARLI DEĞİL AKSİNE YARARLI
Aralık 5, 2007
Tuzun sağlık için çok da zararlı olmadığı hatta eksikliğinin vücutta sorun yaratacağı açıklandı. Hollanda daki Utrecht Tıp Fakültesi uzmanları, yetersiz tuz alımının halüsinasyon, sinir bozukluğu, kas krampı ve kalça kemiği kırıklarına yol açabileceğini açıkladı.Şimdiye kadar günde 6 gramın üzerindeki tuz tüketiminin zararlı olduğu ileri sürülüyordu. Ancak son araştırma 16 gramın altında kalan tüketimin dahi kan basıncı gibi çeşitli kriterler açısından fazla bir değişiklik yaratmadığını gösterdi.
MİKRODALGA FIRINLAR
Aralık 5, 2007
1946 yılında radarla ilgili bir araştırma projesinde Dr. Percy Spencer gorevlendirilir. Dr. Spencer magnetron denilen vakum tüpü üzerinde çalışırken cebindeki çikolataların eridiğini farkeder ve şaşırir. Sonra bir deney yapar. Mısır tanelerini magnetronun yanına koyar ve görur ki mısırlar patlamış, her tarafa saçılmış. Sonra çiğ bir yumurtayı koyar magnetronun yanına. Arkadaşları ile ne olacağını beklerken yumurtanın piştiğini ve patladığını görurler. Dr. Spencer kendi kendine sorar: Yumurtayı bile pişiren bu mikrodalga enerji yemekleri de pişiremez mi? İşte mikrodalga fırınlar üstündeki ilk çalışmalar bu tesadüf sonucu başlamıştır.Mikrodalga fırınları kullanırken dikkat etmeniz gereken birkaç temel nokta vardir.
- Çalışan bir mikrodalga fırından en az bir kol mesafesi kadar uzakta durun ve yüzünüzü yemek pişmiş mi diye fırına yaklaştırmayın
- Fırın boşken çalıştırmayın
- Kapak kapanmıyor veya hasar görmüşse fırını çalıştırmayın.
- Fırının içini sık olarak temizleyin.
- Yemek pişirirken metal kap kullanmayın.
- Kalın kabuklu yiyecekler pişince içinde buhar kalır ve kabuk çatlayınca dışarı buhar fışkırır. O yüzden dikkatli olun.
SORU - CEVAPLAR
Çelik tenceremle mikrodalga fırında yemek pişirebilir miyim?
Hayır, çünkü mikrodalga ışınlar metal malzemelerden yansırlar, içlerinden geçemezler. Ama cam, seramik, plastik ve hatta kağıt kapta bile yemeğinizi pişirebilirsiniz.
Mikrodalga ışınlar zararlı radyasyon yayar mı?
Mikrodalga ışınlar iyonize olamayanlar grubuna dahildir. Yani bunlar rontgen filmi cekmek icin kullanilan isinlardan farklidir..Hucrenin icindeki maddeleri iyonize ederek zarara neden olmazlar..Ama Bilim ve Teknik Dergisini yayimlayan Tubitak in hazirladigi rapora gore iyonize olamayan isinlar da hucrenin isinmasina yolaciyor ve hucreye zarar veriyorlar..Mikrodalga firinlarin beyine ne tur ne derece bir zarar verdigi ise henuz tam olarak aydinlatilmis degil..Sonucta Mikrodalga firinlardan,yemegin pisme suresi boyunca uzak durmakta fayda var..
Mikrodalga fırına çalışırken elimi soksam ne olur?
Sakın böyle bir şey denemeyin. Mikrodalga fırınınızda sadece yemek pişirin. Eğer elinizi çalışırken sokmaya kalkarsanız o da pişer.
Mikro dalga fırında pişen yemek zararlı mıdır?
Hayır değildir. Mikrodalga fırınlar elektrik enerjisini, mikrodalga enerjisine; mikrodalga enerjisini de ısı enerjisine çevirir. Fırından çıkan yemekte radyasyon falan yoktur, afiyetle yiyebilirsiniz.
Mikrodalga fırının içini kapaktan bakınca görüyorum. Peki mikrodalga ışınlar buradan ışık gibi dışarı sızmıyor mu?
Mikrodalgalar kapakta bulunan metalin üstündeki ufak deliklerden dışarı çıkamazlar. Çünkü mikrodalganın fiziki karakteristikleri buna uygun değildir. Dalgaların frekansı (saniyedeki titreşim sayısı) ile dalga boyu arasında şu ilişki vardır: Yüksek frekans kısa dalga boyu, alçak frekans uzun dalga boyu demektir. Bunu terside doğrudur. Kapakta bulunan ufak delikler ışık dalgalarının geçmesine izin verirler ve fırının içini görürüz. Çünkü ışığın dalga frekansı son derece yüksektir, dolayısıyla dalga boyu da çok küçüktür. Dalga boyunun çok küçük olması kapaktaki deliklerden geçmesine müsaade eder. Mikrodalgaların ise frekansı düşüktür ve dalga boyu daha uzundur. Bu yüksek dalga boyuyla kapaktaki ufak deliklerden geçemezler ve içeri tekrar geri yansırlar.
TÜRKLER DE KALP HASTALIKLARI
Aralık 5, 2007
10 yıl içinde kalp hastalıklarından ölümlerin artacağı bildirildi.
Türk toplumunun ırksal olarak, iyi kolestrol (HDL) düşüklüğüne yol açan kalıtsal özelliklere sahip olduğu belirtildi. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Aksoy, şişmanlık ve hareketsizliğin kalp- damar hastalıkları riskini artıran önemli unsurlar olduğunu belirterek, Kalp-damar hastalıkları ölümlerinde metabolik sendrom dediğimiz, iyi kolestrol düşüklüğü, trigiliserid, bel çevresi (şişmanlık) ve tansiyon yüksekliği ile şeker hastalığına eğilim etken oluyor dedi.
Araştırmalarda, bu beş eğilimin Türk toplumunda yüksek düzeylerde görüldüğünü, bu nedenle kalp-damar hastalıklarında yoğun artış olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aksoy, şöyle devam etti: Kolestrolün düşük olması, o insanın kalp hastası olmayacağı anlamına gelmez. Kolestrol yüksekliği olmadan da insanlar kalp hastası olabiliyor, yaşamlarını ani krizle yitirebiliyorlar.
Şişman, sigara ve alkol kullanan, iyi kolestrolü yüksek, ancak trigliseridi yüksek olan da kalp hastası olabilir. Türkiyede 300 binin üzerinde kalp hastası var. Akdeniz ve Egede kalp damar-damar hastalığı daha düşük. Akdeniz mutfağında katı yağ kullanımı yok, bu nedenle kalp hastalığı görülme oranı daha düşük düzeylerde.
KALITSAL FAKTÖRLER
Avrupa ve Amerikada insanların kolestrol ve trigiliserid değerlerinin, Türk toplumuna oranla daha yüksek, ancak bizde ölümlerin fazla olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Aksoy, sözlerini şöyle sürdürdü: Bunda kalıtsal ve çevresel faktörlerin de etkisi var. Genç toplumuz, ancak kalp krizinden ölümlerimiz çok fazla.
10 yıl içinde ölümler ve hasta sayısı önemli ölçüde artacak. 30-40 yaşları arasında kilo artışı çok fazla. Birey 40 yaşını aştığında karşımıza kalp hastası olarak çıkıyor. İnsanlar en verimli çağları olan 40 yaşında kalp hastası oluyor.
ÖNERİLER
Doç. Dr. Aksoy, uzun ömürlü olmak için beslenme alışkanlıklarında ve yaşam tarzında değişiklik yapmanın şart olduğunu, stresli yaşam, sigara, alkol gibi alışkanlıklardan uzak durulması gerektiğini bildirdi.
Özellikle katı yağlardan ve kırmızı etten oluşan alışkanlıkların terk edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Aksoy, sözlerini şöyle tamamladı: Şişmanlar zayıflamayı denemeli, kalori kısıtlaması yapmalı, hayvansal kökenli yağlardan uzak durmalı, sıvı yağlar tercih edilmeli. Haftada en az 4 kez 1er saat yürümeli. Asla ve asla sigara kullanılmamalı. 20 yaşını geçenler yılda bir kez kan yağlarına baktırmalı, ailede risk faktörü varsa o kişi yaşamına daha dikkat etmeli. 40 yaşına kadar 5 senede bir kontrol öneriyoruz, 40 yaşından sonra kontrol sayısı artırılmalı.
MEYVE TÜKETİN SAĞLIKLI KALIN
Aralık 5, 2007
WHO, her yıl dünyada 2.7 milyon kişinin yeterli miktarda meyve ve sebze tüketmedikleri için yaşamını yitirdiğini açıkladı.Herkese günde ortalama 400 gram sebze ve meyve öneriliyor. Meyve ve sebze yememek, şeker hastalığı, kanser ve kalp krizi gibi ölümcül hastalık riskini artırıyor. Kalp krizlerinin yüzde 11 i, kanser vakalarının da yüzde 5-12 si dengeli beslenmeyle önlenebilir. Diyabet ve obezite de sağlıklı beslenmeyle önüne geçilebilecek hastalıklar arasında bulunuyor.
MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ HASTA EDİYOR
Aralık 5, 2007
Havaların soğuması, okulların açılması ve toplum taşıma araçları gibi kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması ile gribal enfeksiyonların görülme sıklığının artması bekleniyor. Büyük bir kısmı virüslerden kaynaklanan nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik kullanımının hiçbir yararı olmuyor. Bilindiği gibi antibiyotikler bakterilere karşı koruma sağlıyor. Ancak bu tür rahatsızlıkların hemen tamamının nedeni bakteriler değil virüsler. Bu nedenle viral hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması, bu hastalıkların görülme sıklığını azaltıyor.
Soğuk algınlığına karşı ekinezya
İlk olarak Kuzey Amerika yerlileri tarafından keşfedilen çiçekli bitki ekinezya; birçok yararlı maddenin yanı sıra tanenler, protein, yağ asitleri, A, C ve E vitamini de içeriyor.
Eski zamanlarda zehirli böcek ve yılan sokmalarına karşı kullanılan ekinezya, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırıyor. Zengin içeriği ile enfeksiyon tedavilerine de katkı sağlıyor. Uçuk, grip ve bademcik iltihabı gibi virütik hastalıklara karşı kullanılan ekinezya, soğuk algınlığının önlenmesinde çok yaygın olarak tercih edilen mucizevi bir bitki. Ekinezyayı; pastil veya kapsül olarak bulabileceğiniz gibi çay olarak da içebilir ve kış aylarını zinde geçirebilirsiniz.
Ekinezyanın yanında, ıhlamur adaçayı gibi tercihler de virüslere karşı korunmanıza yardımcı olabilir.
TUZ VE YUKSEK TANSIYON
Aralık 5, 2007
Ortalama diyetimizdeki aşırı tuz (sodyum) birçok çalışmanın odak noktası olmuş ve son yıllarda bu konu çok ilgi görmüştür.Bulgular, alışkanlık gereği fazla miktarlarda tuz tüketen insanlarda yüksek tansiyonun(yüksek kan basıncı) daha az tuz kullanan insanlara göre daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. Ayrıca, araştırmalar genel olarak yüksek tansiyonu olan insanların, sodyum oranı düşük bir diyet uygulayarak kan basınçlarını düşürebildiklerini göstermektedir. Kan basıncı, kan dolaşımının atardamar duvarlarına uyguladığı basıncı belirtir. Kan dolaşımında daha fazla sıvı olduğu zaman ya da kan damarları daraldığı zaman, basınç daha büyüktür.
Ortalama diyetimizde tuz oranı yüksek olma eğilimindedir. Hepimiz yediğimiz tuz miktarına dikkat etmeliyiz, büyük bir tuz sınırlama çabası yalnızca yüksek tansiyonunuz varsa (ya da eğilimliyseniz) gereklidir. O zaman bile, diyetinizdeki tuz miktarını azaltmak, kan basıncınızı azaltmak için atacağınız adımlardan yalnızca biridir.
Tuz, yediğimiz hemen hemen tüm bitkiler-de ve hayvanlarda vardır. Aslında, vücudumuzun uygun şekilde işlemesi için az miktarda tuz yeterlidir (günde yaklaşık yarım gram, yanı yaklaşık dörtte bir çay kaşığı). Ortalama olarak günde 6 ile 8 gram (2 ya da 3 çay kaşığı) tüketilmektedir. Ancak, günümüzde diyetteki tuza ilişkin yayınlarla bu miktar azalmaktadır.
Tuz tüketiminizi sınırlamanız gerekiyorsa, hazırladığınız yemeklerle işe başlayın. Pişirirken tuz kullanmayın ya da çok az miktarda kullanın. Yemek masanızdan tuzluğu kaldırın. Tuz olmayınca yemek lezzetsiz geliyorsa, tatlandırıcı otlar kullanın. Cips ve turşu gibi tuzlu yiyeceklerden kaçının. Tuzlu tereyağı ve margarinden tuzsuzlarına geçin.
Birçok işlenmiş gıdanın büyük miktarlarda tuz içerdiğini unutmayın. Gıda etiketlerini inceleme alışkanlığı edinin. Bu etiketler, bileşenleri miktar sırasına göre listelerler. Sodyumun (tuz) listenin üst sıralarında yer aldığı gıdalardan kaçının. Monosodyum glutamat (MSG), sodyum klorid (sofra tuzu) ve hatta karbonat (sodyum içerir) terimlerini arayın. Ketçap, hardal ve soya sosu gibi tatlandırıcılarda sodyum oranı yüksektir. Hazır çorbalar, et suları, jambon, söğüş et, sosis gibi gıdalarda da tuz içeriği yüksektir.
TRAFİK GÜRÜLTÜSÜ KALBE ZARARLI
Aralık 5, 2007
Sürekli olarak trafik gürültüsüne maruz kalan erkeklerin kalp krizi geçirme riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Almanya nın başkenti Berlin deki Sosyal Tıp, Epidemiyoloji ve Sağlık Ekonomisi Enstitüsü nde görevli bilim adamları, Berlin deki hastanelerde yatan 4115 kişi üzerinde araştırma yaptılar.Hastalardan maruz kaldıkları gürültü ve evlerinin konumuna ilişkin soruları yanıtlamalarını isteyen bilim adamları, değerlendirmede şeker hastalığı, sigara alışkanlığı, ailedeki kalp hastalıkları ve sosyal durum gibi başka kalp krizi risk faktörlerini de göz önünde bulundurdular.
Araştırma sonucunda, trafiğin yoğun olduğu ana caddelere yakın oturan erkeklerin kalp krizi geçirme riskinin, evleri daha sakin bölgelerde olanlara göre yüzde 30 yüksek olduğu ortaya çıktı. Bilim adamları, trafik gürültüsünden dolayı kalp krizi riskinin sadece erkeklerde arttığını, kadınlarda riskin neden yükselmediğinin bilinmediğini kaydettiler.
