AMILAZ
Aralık 5, 2007
Normal Değerler : 60-180 U/LAçıklama : Amilaz pankreas, tükürük bezleri ve bazı tümörlerden (örn. akciğer) salınmaktadır. Kandaki amilazın genellikle üçte biri pankreas, üçte ikisi ise tükürük bezleri kaynaklıdır. Dolaşıma giren amilaz esas olarak böbrekler aracılığıyla vücuttan atılmaktadır.
Artığı Durumlar : Yüksek kan amilaz düzeyi pankreatitte meydana gelir. Ayrıca karın ağrısıyla ortaya çıkan bazı acil hastalıklarda, şiddetli şeker komasında, kabakulakta, morfin enjeksiyonundan sonra da amilaz düzeyleri bir miktar yükselebilmektedir.
Azaldığı Durumlar : Amilaz değerinde düşüklüğün bir klinik önemi yoktur.
ÖĞLENLERİ UYU HAFIZAN GÜÇLENSİN
Aralık 5, 2007
Harvard Üniversitesi bilim adamlarına göre gün ortasında uyumak insan vücudu için çok yararlı. Ayrıca gün içerisinde 60-90 dakika uyumanın; beyni 8 saatlik gece uykusuna kadar dinlendirdiği belirtiliyor. Bilim adamları, öğle uykularının beyni dinlendirmesinin yanı sıra öğrenme yeteneğini de artırdığını ifade ediyor. Araştırmalardan çıkan sonuçlara göre; günde 60-90 dakika uyuyanların test sonuçlarının uyumayanlara oranla çok daha başarılı olduğu tespit edildi. Ayrıca bilim adamları, yapılan testler sonucunda gündüz uykusunun hafızayı güçlendirdiğini saptadı. Araştırmada ayrıca erkeklerin gündüz uykusuna, kadınlardan çok daha yatkın olduğu da ortaya çıktı.
YAŞLILARDA YÜKSEK TANSİYON VE FELÇ
Aralık 5, 2007
Yaşlılarda yüksek tansiyonu indirmenin, ölümle sonuçlanmayan felç riskini azaltabildiği saptandı. Araştırmada, orta derecede yüksek tansiyona sahip yaşlılarda, ATI-reseptör bloke eden, candesartan cilexetil etken maddesinin, inme riskini azaltabildiği belirlendi.Yaşlılarda yüksek tansiyonun indirilmesiyle bilme ve kavramayla ilgili akıl sağlığının da kontrol altına alınabildiği biliniyor. İlk kez yüksek tansiyonun indirilmesiyle iki önemli riskin azaltılabildiğinin saptandığı bildirildi. Araştırmada, yüksek tansiyon ilacı kullanan yaşlılarda kontrol grubuna göre, öldürücü olmayan inme riskinin yüzde 28 azaldığı gözlendi. İlacın ayrıca şeker hastalığı riskini de yüzde 20 azaltabildiği belirlendi.
691 MİLYON KİŞİ
Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre, kalp hastalıkları ile ilgisi bulunan yüksek tansiyon hastalığı, dünyada 691 milyon insanda bulunuyor. 15 ayrı ülkede yaş ortalaması 70-89 olan 4937 yaşlı hasta üzerinde araştırma yapıldı ve söz konusu ilaçla tedavi gören deneklerin yüksek tansiyonlarının yeterli oranda inebildiği gözlendi. Araştırma raporu, Pragda ki Uluslararası ve Avrupa Yüksek Tansiyon Kuruluşu genel kurulunda açıklandı.
OFİS ORTAMINDAN KAYNAKLANABİLECEK HASTALIKLAR
Aralık 5, 2007
Alerjik hastalıklar, alerjik burun nezlesi ve sinüzit, alerjik göz nezlesi, astım, ürtiker ve egzama gibi alerjik deri hastalıkları olarak sayılabilir. Alerjik hastalıklar bazen bir meslek hastalığı şeklinde ve işyeri ortamında bulunan bir alerjenle temasa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu açıdan özellikle ofis ortamları risk taşır.
Uzm. Dr. Füsun Soysal, özellikle işyeri ortamında görülen alerjik hastalıklar hakkında bilgi verdi.
Teknoloji geliştikçe alerjik hastalıklar da artıyor mu?
Alerjik hastalıkların sıklığı, teknolojinin gelişimine paralel olarak artıyor. Kişilerin kapalı ve dar alanlarda topluca bulunmaları, açık sahada çalışmaktan ofiste çalışmaya dönüş, halı döşemeler, sigara alışkanlığının yayılması, katkı maddesi içeren hazır gıdaların tüketilmesi, ofislerde kullanılan havalandırma ve ısıtma sistemleri gibi faktörler sonucu alerjik hastalıklar, endüstrileşmiş yöreler ve kentlerde daha sık görülmeye başlandı.
Nedir bu hastalıklar?
Alerjik burun nezlesi ve sinüzit, alerjik göz nezlesi, astım, ürtiker ve egzama gibi alerjik deri hastalıkları… Alerjik hastalıklardan alerjik nezle ve astım açısından enfeksiyonlar, tozlar, sigara dumanı, nem ve halılar büyük önem taşır. Alerjik cilt hastalıkları yönünden yine ofislerde kullanılan karbon ve fotokopi kağıtları, boya, mürekkep gibi malzemeler önemlidir. Hava kirliliği denilince akla yalnızca dış ortamdaki kirlilik değil, iç ortamlardaki (ofis, otel, iş merkezleri vb.) kirliliğin de gelmesi gerekir. İç hava kalitesinin insan performansı üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir.
Kimler alerjik hastalıklardan etkilenir?
Çevremizde bulunan alerjenlere karşı bazı kişiler diğerlerinden daha duyarlıdır ve normal kişilere göre abartılı reaksiyon verebilirler. Böyle kişiler alerjik bünyeli yani atopik kişilerdir. Günün birinde alerjiyi ortaya çıkaran bir tetikleyici faktörle bu kişilerde alerjik hastalıklar ortaya çıkabilir.
Alerjik hastalıklar iş ortamlarında nasıl ortaya çıkar?
Alerjik hastalıklar bazen bir meslek hastalığı şeklinde ve işyeri ortamında bulunan bir alerjenle temasa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu açıdan özellikle ofis ortamları risk taşır. Şikayetlerin işe girdikten sonra başlaması, tatil zamanlarında azalması mesleğe bağlı alerjileri düşündürür. Ofis ortamlarında çalışanda binanın yapımında kullanılan malzemeler, kapalı ortamda içilen sigara, yer döşemelerinde kullanılan halılar, bilgisayar tozları, klimalarda kolonize olan bir takım mikroorganizmalar ve tozlar alerji açısından risk taşır. Özellikle alerjik bünyeli kişilerin alerjilerinin tetiklenmesi ve ortaya çıkmasında rol oynar.
Ofis ortamlarının yarattığı başka hastalıklar da var mı?
Viral ve bakteriyel solunum yolu enfeksiyonlarına da yol açar ofisler. Dünyada en sık rastlanan ve en fazla iş gücü kaybına yol açan hastalık da bunlardır. Çünkü akciğerler mesleki ve çevresel etkilerin en çok etkilediği organımızdır. Ofislerde havalandırmanın bozukluğu, toplu halde kalabalık olarak bulunma ve sigara içimi bu tarz enfeksiyonların artışına neden olur. Nezle-grip gibi viral enfeksiyonlar, bu ortamlarda daha hızlı bir şekilde yayılır.
Lejyoner hastalığı
Klimalarla bulaşan lejyoner hastalığı denilen tipteki zatürree de ofis ortamında çalışanları tehdit eder. Doğada yaygın olarak bulunan lejyoner hastalığı bakterileri, binaların klima filtrelerine yerleşip kolonize olarak buradan ortam havasına yayılır ve solunum yoluyla bulaşır. Kirlenen havalandırma kanalları aldığı mikroplu havayı temizleyemeden ortama yeniden gönderir. Lejyoner hastalığı bir çeşit zatürreedir.
Nasıl önlenebilir?
Ortamdaki nem oranı da çok büyük önem taşır. Nem oranının azalması, burun ve solunum yolları mekozasında kuruma yapar ve solunum yolu enfeksiyonlarını artırır. Ofis ortamındaki nem oranının fazla olması, mantarların üremesi açısından zararlıdır. Bu nedenle ortamdaki nem oranı yüzde 40-60 arasında olmalıdır. Doğru ve etkin havalandırma çok önemlidir. Klimalar ile ortam sıcaklığını aniden değiştirmek ve klimaların bilinçsiz kullanımı ile solunum yolu enfeksiyonları, alerjik problemler artmaktadır.
HASTA BİNA SENDROMU
Özellikle çok katlı binalarda çalışanlarda sık görülen ‘hasta bina sendromu’ na da değinen Uzm. Dr. Soysal, hasta eden akılı binalar konusunda kapalı ortamlarda çalışanları uyardı.
Hasta bina sendromunun belirleri nelerdir?
Sendromun belirtileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, uyuşukluk, yorgunluk hissi, gözlerde sulanma, kaşınma, kızarıklık, burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı, boğazda yanma, boğak kuruluğu, gıcık şeklinde öksürük, göğüste sıkışma hissi, nefes darlığı, cilt kuruluğu, ciltte kaşıntılar, burun kanaması, koku ve tat alma bozuklukları, konsantrasyon güçlüğü bulunmaktadır.
Başınız sık sık ağrıyor mu?
Dikkatinizi yoğunlaştırmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
Nefes alırken zorlanıyor musunuz?
Burnunuz sürekli akıyor mu?
Kendinizi sürekli yorgun mu hissediyorsunuz?
Bu sorulardan ilkinin yanıtını evet olarak verdikten sonra diğerleri için de en ez iki evet’iniz varsa, bir hasta bina sendromu kurbanı olabilirsiniz. Teşhisteki en önemli unsur; çalışılan ortamdan uzaklaşılması halinde belirtilerin ortadan kalmasıdır.
Hasta bina sendromuna karşı nasıl önlemler alınmalı?
Duvardan duvara halı kullanımının önlenmesi, camlar açılmıyorsa hava temizleyen aletlerden yararlanılması, sürekli bilgisayarla çalışan personelin vardiya saatlerinin ayarlanması gibi önlemler etkilidir. Son 10 yıldır gündeme daha çok gelen ‘hasta bina sendromu’ konusundaki çalışmalar kesin bir sonuç ortaya koyamasa da; çalışanlar için en iyi performans, 19-20 C’de alınmaktadır.
Ne yapılmalı?
Duvarlar ve hava, yılda bir kez profesyonel olarak temizlenmeli.
Havalandırma sistemi taze havanın bine içinde dolaşımını artırmak için temizlenip yenilmeli.
Hava filtresi kullanılmalı, temiz ve kuru olmalı. Havadaki nem oranı asla yüzde 60’tan fazla olmamalı.
İçeri hava alınan bölge yükleme ya da park alanlarından uzak olmalı. Hava filtreleri düzenli olarak değiştirilmeli.
Donanım iyi havalandırılmış alanlarda bulundurulup kullanılmalı. Üreticinin belirttiği direktiflere tam olarak uyulmalı.
Bilgisayarlar her altı ayda bir hijyenik bilgisayar ve elektronik donanım temizleyicileri tarafından temizlenmelidir.
OFİS MALZEMELERİ MİKROP YUVASI
Aralık 5, 2007
ABD de yapılan bir araştırmada, ofislerde kullanılan bilgisayar klavyesi, mouse ve telefonlarda, klozet kapağından daha çok mikrop barındığı ortaya çıktı.Arizona Üniversitesi nin araştırmasına göre, işyerlerindeki en pis nesneler telefonlar. Ofis telefonlarının her 6.5 santimetrekarelik alanında ortalama 25 bin 127 mikrop bulunuyor. Telefonları, 3 bin 295 mikropla bilgisayar klavyeleri ve 1676 mikropla bilgisayar mouse ları izliyor. Ortalama bir ofisin her 6.5 santimetrekarelik alanında da 20 bin 961 adet mikrop bulunuyor.
İşyerlerinde, bir klozet kapağında bulunandan 400 kat daha fazla mikrop bulunduğuna dikkat çeken araştırmacılar, nezle veya grip olan kişilerin, dokundukları yeri mikrop transfer noktası na dönüştürdüklerini hatırlatıp işyerlerinde düzenli olarak temizlik yapılmasını öneriyor.
VARİS NEDİR? TANI VE TEDAVİSİ
Aralık 5, 2007
Varis her hastalık gibi ciddiyetle ve bilimsel metodlarla tedavi edilmesi gereken bir damar hastalığıdır. Varis kanı akciğer ve kalbe geri taşıyan toplardamarların ilerleyici bir şekilde genişlemesine verilen isimdir.Yaptığı ağrı, kramp, görüntüsü ve oluşturduğu psikolojik tablo insanı mutsuz eder. Varis hastalığı uzun saatler boyunca çalışmak dolayısıyla ayakta kalmak zorunda kalan insanlara modern çağın yeni bir hediyesidir. Yoğun ve uzun çalışma koşulları ve hareketsiz günlük yaşantı sonucu yürüyüşün yerini alan kısa mesafelere bile otomobil ve taşıma araçları ile ulaşan insanlarda varis daha sık görülen bir hastalık halini almıştır. 25 – 35 yaş grubunda %30 - %35 oranında, 55 – 65 yaş grubunda ise 50 – 60 oranında görülür. Hastaların büyük bir kısmı bacaklarında varislerle birlikte yıllarca yaşarlar ancak ağrı oluşmaya başladığı zaman tedavi ihtiyacı duyarlar. varisin ilk görüldüğü anda hekime estetik kaygılarla müracat eden hastalarda bile derin toplardamarlarda venöz yetersizlik adı verilen hastalık başlamış olabilir. Varisleri ile birlikte yaşamaya çalışan ve bu duruma alışan insanların en büyük dezavantajı zaman geçtikçe daha zor bir tedavi şekline ihtiyaç duymalarındadır.
Varis ve diğer toplar damar hastalıklarında en önemli faktör ırsiyet yani aileden gelen yatkınlıktır. Anne, baba ve diğer birinci derece akrabalarında varisi olan bir kişi eğer uzun süre ayakta kalınan veya devamlı sabit olarak oturulan bir iş yapıyorsa, sigara içiyorsa, kilo alıyorsa, aşırı sıcağa maruz kalıyorsa, kadınlarda hamilelik ve doğum geçirmişse bilmelidir ki varis hastalığı kaçınılmazdır.
Varis ve venöz yetersizlik hastalığının tedavisinin gecikmesi sonucunda hastalığın ciddi yan etkileri görülebilir ki bunlar ayak ve bacaklarda akıntılı ve geçmeyen yaralar, thromboflebitis denilen damar içi iltihapları olup en ciddi sonuç ise venöz thrombozlar sonucu akciğere, kalbe pıhtı gitmesidir ki bazen ölümle bile sonuçlanabilir.
Varis ve venöz yetersizliğin teşhisi damar sistemi muayenesi sonrasında yapılan Doppler ultrason ve gereğinde venografi adı verilen radyolojik tetkiklerle konulur.
Bu tetkikler sonucunda hastalığın ilerleme derecesine göre venöz basıncı düşüren ilaçlar, varis çorabı, skleroterapi adı verilen damar içine yapılan enjeksiyonlar, lazerle damar pıhtılaştırılması ve gereğinde varis ameliyatlarının uygulanması yolu ile tedavi mümkündür. Son yıllarda hastalığın tedavisinde kullanımına başlanan lazer tedavisi varislerde de uygulanmakla birlikte son yapılan bilimsel çalışmalar cerrahi müdahelelerin yani varis ameliyatlarının halen uygulanan en kesin ve kalıcı çözüm olduğunu göstermektedir.
Ana toplardamarların içindeki kapakçık bozukluğu ve basınç yükselmesi ile başlayan varis hastalığının cilt üzerindeki görünümünü kılcal varisler ve ince kıvrımlı mor damarlar şeklinde olup buzdağının görünen kısmı gibidir,yani problemin kaynağı derin toplardamarlardır. Bu nedenle ilerleyen yıllar içinde ciddi sağlık problemleri oluşturabilecek olan varis hastalığının tedavisinin ihmal edilmemesi kişinin yaşam konforu açısından çok önemlidir. Varis tedavisinde basit kural şudur: Varis ne kadar yeni ise tedavi o kadar kolaydır
OFKENİ DIŞA VUR, UZUN YAŞA
Aralık 5, 2007
Amerika da yapılan bir araştırmada, öfkesini dışa vuran erkeklerin daha uzun yaşadığı, bu tutumların kalp krizi ve kroner hastalıklara yakalanma riskini azalttığı bildirildi.
Harvard School of Public Health Hastanesi doktorlarından Patricia Eng, yaptığı araştırmada, öfkelerini dışa vuran erkeklerin kalp krizi riskinin, öfkelerini içine atanlara göre yarı yarıya azaldığını belirledi.
Bulgularımız şimdiye kadar öfke ile kalp hastalıkları arasında var olduğu iddia edilen bağlantıya iyi bir örnek teşkil ediyor diyen Eng, şunları söyledi:
Öfkenin açığa vurulması kardiyovasküler hastalıklara karşı belli bir süre için koruma sağlayabiliyor. Yaşları 50 ila 85 arasında değişen 23 bin 522 erkekten öfke durumlarını ölçmek için bir anket doldurulması istendi. Cevaplar arasında Başkalarıyla tartışmaktan hoşlanırım veya Kapı çarpma gibi eylemleri sık sık yaparım gibi cevapları ayıklandı. Soruşturmanın 2 yıl sonrasında anket yapılan erkekler arasında 328 kardiyovasküler hastalık vakası tespit edildi. Kardiyovasküler hastalığı olmayan sağlıklı erkekler arasındaki koruyucu etkinin, erkeklerin öfkelerini dışa vurma sıklığına bağlı olmadığı görüldü. Yeni kalp krizi geçirmiş erkekler arasında ise bu özelliğin tekrar kalp krizinin yinelenmesinde önemli bir rol oynadığı tespit edildi. Araştırmada sosyal statünün ve yaşın öfkeyi açığa vurmada etkili olduğu da belirlendi”.
Sosyal statüsü yüksek olan erkekler, daha sağlıklı beslendikleri gibi pozisyonları nedeniyle öfkelerini de daha rahat açığa vurabiliyorlar. Eng ve arkadaşlarının yaptığı bu araştırma, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından da desteklendi.
VENTRIKULER SEPTAL DEFEKT (VSD)
Aralık 5, 2007
İnterventriküler septal defekt olarak da adlandırılan VSD doğumsal bir kalp hastalığıdır. Kalpte sağ ve sol karıncıklar (ventriküller) arasındaki duvarda açıklık (delik) olması durumudur. VSD çocuklarda yetişkinlere göre daha sık olarak gözlenmektedir. Sıklıkla da doğumdan itibaren gözlenir. Çoğu çocukta açıklık çok küçüktür, hrehangi bir şikayete neden olmaz ve sıklıkla 18 yaşına gelmeden kendiliğinden kapanır. Daha ileri derecedeki hastalarda, kalpte ventrikül fonksiyon bozukluğu meydana gelebilir ve ilaç veya ameliyatla tedavi edilmeleri gerekir.VSD, diğer bazı kalp hastalıkları ile birlikte bulunabilir. Birçok doğumsal kalp hastalığının nedeni bilinmemektedir. VSD gelişme riskinin arttığı doğum öncesi durumlar, anne adayında hamilelik sırasında kızmıkçık enfeksiyonu ve diğer viral enfeksiyonlar gelişmesi, annenin hamileliğinde yetersiz beslenmesi, alkolik anne, 40 yaşın üzerinde hamilelik ve annede şeker hastalığı sayılabilir.
Yetişkinlerde, VSD miyokard iskemisine (MI) bağlı gelişebilen ciddi bir hastalık olarak ortaya çıkabilir.
Önleme
Bu hastalık doğumdan itibaren bulunur. Hamile kalmayı planlayan kadınlar, kızamıkçık geçirmediyseler aşı olmalıdırlar, iyi beslenmeli, alkolden uzak durmalı ve şeker hastası iseler hamilelikten önce ve hamilelik sırasında çok sıkı kontrol edilmelidirler.
Belirtiler
- nefes darlığı
- solukluk
- hızlı soluma
- zorlu solunum
- artmış kalp hızı (çarpıntı)
- çocuklarda sık sık solunum yolu enfeksiyonuna yakalanma
Tanı
VSD genelde yenidoğan bebeğin ilk muayeneleri sırasında tespit edilir. Hekim tarafından kalp dinlendiğinde şiddetli ve sürekli bir kalp üfürümü duyulur. Gerek görülebilecek diğer testler şunlardır:
- göğüs filmi (X-röntgen)
- EKG
- Ekokardiyogram
- Kalp kateterizasyonu
- Kalp anjiografisi
Tedavi
Hafif şiddetteki hastalarda tedavi gerekmez. Konjestif kalp yetmezliği adı verilen durum geliştiğine, dijital (digoksin gibi) adı verilen ilaçlar ve diüretik adı verilen ilaçların kullanılması gerekebilir. Eğer cerrahi olarak tedavi uygulamak gerekiyorsa, ameliyat 2-5 yaş arasında yapılır.
Bir çok küçük boyuttaki VSD kendiliğinden kapanır; bu şekilde kendiliğinden kapanmayan VSD ler cerrahi olarak kapatıldığında sonuç son derece iyidir. Eğer açıklık kapatılmaz ise aşağıdaki durumlar gelişebilir:
- konjestif kalp yetmezliği
- infektif endokardit
- aort yetmezliği
- bebekte büyüme ve gelişme geriliği
- ameliyat sırasında gelişebilen bir durum da kalbin elektriksel ileti sisteminde hasar gelişmesidir (kalp ritim bozuklukları gelişebilir)
VARIS
Aralık 5, 2007
Vücudumuzdaki dolaşım sisteminde, arterler kanı kalpten alarak uzaklardaki doku ve organlara taşıyan damarlardır, venler ise doku ve organlardaki kanı alarak kalbe geri getiren damarlardır. Arterlerin aksine venlerin duvarlarında kan akımına yardımcı olacak şekilde kaslar bulunmaktadır ve venlerin çevresinde bulunan kasların hareketleri de kanın akımına ayrdımcı olur. Bunlara ilave olarak venlerin içerisinde bulunan kapakçıklar kalbe doğru ilerlemekte olan kanın yer çekiminden dolayı geri kaçmasına engel olurlar.Kronik venöz yetmezlik; venlerin normal yapısının bozularak kan akımının aksadığı duruma verilen isimdir. Varis kronik venöz yetmezlik durumunun hafif derecedeki şeklidir ve yüzeyel (derinin hemen altındaki) venlerin hasara uğradığı, genişlediği ve aşırı dolu göründüğü durumdur. Varis sıklıkla bacaklarda meydana gelir. Varis hastalarının yaklaşık olarak %50 sinde, hastalık aileseldir ve genellikle kalıtsal bir ven zayıflığı veya damar duvarı zayıflığı söz konusudur. Hastaların diğer yarısında, hamilelik veya şişmanlıktan kaynaklanan ven içi kan basıncı değişiklikleri ve bunun sonucunda meydana gelen damar içi göllenmeler etken olabilir. Aynı zamanda, uzun süreli ayakta durmayı gerektiren meslekler (bekçilik, hemşirelik, garsonluk gibi) yerçekiminin de etkisi ile venlerin kanı iyi bir şekilde kalbe taşımasını engelleyebilir, bu durumda da basınca bağlı damar hasarı ve varis gelişim riski artar. Son olarak da jartiyer ve diz-üstü çoraplar varis oluşma riskini artırabilirler, bu tür giyeceklerin kan akımını engellemeyecek derece elastik olması gerekir.
Yetişkinlerin yaklaşık olarak %15 inde varis görülmektedir. Varis kadınlarda erkeklerden daha sık olarak gözlenir (yaklaşık 2-3 kat daha sık). Varis en sık olarak bacaklarda görülmekle birlikte, hamilelik sırasında vajinada ve makat civarında görülebilir (hemoroid).
Belirtiler ve Şikayetler
- Bacaklarda; varis genelde bacakların iç yüzü boyunca, dizin arkasında ve baldırın arkasında görülür. Etkilenen venler mavi, şişkin ve gerginliği kaybolmuş, kıvrımlı şekildedir.
- bazı hastalarda, varis gelişen damarlarda her hangi bir belirti görülmeyebilir, ancak diğer hastalarda bacaklarda sürekli - tekdüze bir ağrı, bacaklarda basınç ve ağırlık hissi, ayak ve ayak bileğinde şişlik, etkilenen venlerin civarındaki deride kaşıntı bulunabilir. Bazı ileri derecedeki hastalarda kan akımının iyice yavaşlaması sonucu bölgesel deri değişiklikleri ortaya çıkabilir (kuruluk, kızarıklık veya koyulaşma ve yara oluşumu). Kan akımının yavaşlaması aynı zamanda etkilenen damarların içerisinde pıhtıların oluşumuna neden olabilir.
- genellikle şikayetler günün sonunda daha şiddetlidir (özellikle de uzun süreli ayakta durma olmuşsa). Bazı kadınlar varise bağlı şikayetlerinin özellikle adet öncesi dönemde ve hamilelikte daha çok artığını belirtmektedirler.
Tanı
Hekiminiz tarafından yapılacak muayene sonucunda tanı konabilir. Genelde ilave bir test veya tanı yöntemine gereksinim duyulmaz.
Hastalığın Seyri
Varis uzun süreli bir hastalıktır, ancak şikayetler artma ve azalma periyodları gösterebilir. Eğer hamile iseniz ve şikayetleriniz şiddetli ise, doğumdan sonra şikayetlerinizin azalacağı söylenebilir. Ancak doğumdan sonra da şikayetleriniz tamamen ortadan kalkmayacaktır, ve gelecekteki hamileliklerinizde de benzer problemleriniz ortaya çıkabilir.
Korunma
Genel olarak, normal kilonuzu korumakla ve uzun süreli ayakta durmaktan sakınarak varis gelişme riskini azaltabilirsiniz. Ancak maalesef, ailenizde varis varsa bu önlemler de varis gelişmesini engellemeyebilir.
Eğer sizde varis gelişmişse, şikayetlerinizin artmasını engellemek için, düzenli olarak uzanarak veya ayaklarınız kalp hizasının yukarısında olacak şekilde oturarak ksmen önlem alabilirsiniz. Bazı hekimler, destekleyici varis çorapları veya daha özel olan yürürken bacaklarınıza masaj yapan çorapalr giymenin faydalı olacağını önermektedirler. Bu tür masaj yapan varis çorapalrı yüzeyel venlerdeki kan akımını kolaylaştırarak şişmeleri önlerler.
Tedavi
Çoğu varis hastasının şikayetleri hafif derecededir ve düzenli olarak ayaklarını yukarı kaldırıp dinlenerek veya varis çorapları kullanarak ya da skleroterapi denilen yöntemle tedavi edilebilirler.
Skleroterapide, etkilenen venin içerisine, veni harap ederek kan akımını tamamen ortadan kaldıran bir madde verilir.
Şiddetli venöz yetmezliği olan hastalarda (özellikle sıklıkla pıhtı gelişenler ve damar civarındaki deride yaralar oluşanlar) damarın bağlanması gerekebilir. Bu cerrahi bir işlemdir.
Diğer bir cerrahi işlem de flebektomi adı verilen prosedürdür: bu işlem damarın bağlanmasına benzer bir yöntem olmakla birlikte daha az girişim gerektirir.
Daha yeni bir yöntem olan lazer tedavisi ise genelde sadece hafif şiddetteki hastalarda kullanılır.
Hafif olgularda tedaviye skleroterapi ile başlanması önerilebilir, ancak bu yöntem her zaman kalıcı bir çözüm getirmez. Cerrahi tedaviler daha kalıcı yöntemler olmakla birlikte iz kalmasına neden olurlar ve yeni varis venleri oluşabilir.
ODA VE OTO KOKULARI İÇİN BAKANLIKTAN UYARI
Aralık 5, 2007
Sağlık Bakanlığı, izin alınmadan üretilen ve satılan oda ve oto kokularının, halk sağlığını riske ettiğini bildirdi. Açıklamada, “hava aromatize edici ürünler” olarak adlandırılan oda ve oto kokularının bilinçli kullanılması gerektiği belirtilerek, bakanlıktan izin alınmadan üretilen ve satılan oda ve oto kokularının, halk sağlığını riske ettiği vurgulandı.Kapalı mekanların ve araç içinin güzel kokması amacıyla kullanılan bu ürünlerin, bilinçli kullanılmadığı durumlarda birçok sağlık sorununu beraberinde getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bakanlığımızdan izin almadan üretilen ve satılan oda ve oto kokuları, içerdiği yüzlerce zararlı madde nedeniyle, göz yaşarması veya kuruması, çift görme, burun tıkanıklığı, kulak çınlaması ve ağrısı, baş dönmesi, öksürük, nefes darlığı, yutkunmada zorluk, astım krizi, uyumsuzluk, kısa süreli hafıza kaybı, konsantrasyon bozukluğu, mide bulantısı, endişe, çabuk kızma, huzursuzluk, isilik, kurdeşen, egzama gibi birçok sağlık sorununa yol açmaktadır.”
Bu ürünlerin ithal ve üretim izinlerinin Sağlık Bakanlığı nca verildiğine dikkat çekilen açıklamada, söz konusu ürünlerin kimyasal analizlerinin, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı laboratuvarında yapıldığı bildirildi.
Uygun bulunan ithal ürünler için “Türkçe etiket” örnekleri hazırlandığı ifade edilen açıklamada, “İzin alınmadan üretilen ve satılan ürünler, zehirlenme ve sinir sistemi bozukluklarına, alerjik reaksiyonlara yol açmaktadır. Bu ürünlere bakanlığımızca izin verilirken, içeriğinde halk sağlığını tehdit edecek madde taşımamasına dikkat çekilmektedir” denildi.
Açıklamada, tüketicilerin ürün alırken, etiket bilgilerindeki uyarıları dikkate almaları, Sağlık Bakanlığı nca verilen izin, tarih ve sayının bulunup bulunmadığını kontrol etmeleri ve izinleri olmayan ürünleri satın almamalarının, sağlıklarının korunması açısından önemli olduğu vurgulandı.
