Bugün: 07/10/2008. Hoşgeldiniz!

Aralık, 2007

RENKLERIN INSAN PSIKOLOJISINE ETKILERI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkisi biliniyor. Hangi rengin ruh halimizi nasıl etkilediğini öğrenmek ister misiniz ? Sarı hangi derdin çaresi, kırmızı ne işe yarar..?Sinirsel bozuklukları olanların sarı, uykusuzluk sorunu çekenlerin mor, sakinleşmek isteyelerin mavi, neşelenmek isteyenlerin turuncu, canlanmak isteyenlerin turkuaz rengini tercih etmeleri öneriliyor.

Uzmanlara göre, renkler sadece insan psikolojisini değil fizyolojisini de etkiliyor. Renkler üzerine araştırmaları “Hayatınızı Renklendirin” isimli kitapta toplayan Howard ve Dorothy Sun a göre, insan zihnini etkileyebilen renklerin insan fizyolojisi üzerinde de çeşitli etkileri bulunuyor. Renkler, psikolojik ve fizyolojik etkileri şöyle sıralanıyor:

Kırmızı:

Psikolojik olarak uyanık ve tetikte olmayı teşvik eder. Fizyolojik olarak kan basıncını artırır ve adrenalin salgılar.

Turuncu:

Psikolojik olarak neşeyi teşvik eder. Fizyolojik olarak sindirim sistemi ve metabolizmaya destek olur.

Sarı:

Psikolojik olarak olumluluk ve canlılık özellikleri vardır. Fizyolojik olarak sinirsel bozukluklara iyi gelir.

Yeşil:

Uyumlu ve dengeleyici psikolojik özelliklere sahiptir. Fizyolojik olarak kalp ve göğüs sorunlarını hafifletir.

Turkuaz:

Canlandırıcı ve serinletici psikolojik özellikleri bulunmaktadır. Fizyolojik olarak ağrı kesici özelliği vardır.

Mavi:

İnsan psikolojisi üzerinde barışçıl ve sakinleştici etki gösterir. Fiziksel olarak kan basıncını düşürür, boğaz sorunlarını çözer.

Mor:

İç bilinci teşvik eder. Fizyolojik olarak uykusuzluğa iyi gelir.

Magenta:

Sevgi ve şefkat dolu bir renktir. Fiziksel olarak migren ve baş ağrılarını hafifletici etkisi bulunmaktadır.

RENKLER VE İŞ HAYATINDAKİ BAŞARINIZ

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Renklerin iş hayatında etkili kullanılması durumunda, satış sürecinde işe yarayacağı belirtiliyor. Ürünlerde kullanılan birbirinden farklı renkler, insanlarda çeşitli çağrışımlara sebep oluyor. Renklerin, insanlar üzerindeki etkisini fark eden batılı şirketler, yıllardır bunu iş yaşamında sıklıkla kullanıyor.

İş psikologu Dr. Kerry Johnson, satın alma davranışları üzerinde renklerin çok büyük etkisi olduğunu vurguluyor. Satışlarda mavi, gri ve yeşilin en ikna edici renkler olduğunu ifade eden Johnson a göre, ürünlerde kullanılabilecek en kötü renkler siyah, mor ve sarı. Yiyecek üreticileri ürünlerini asla siyah ve beyaz pakete koymuyor. Yapılan araştırmaların, çocukların en fazla dikkatini çeken renklerin mavi ve kırmızı olduğunu, yeşil rengin prestij ve güvenliğin önemli olduğu sektörlerde kullanıldığını, temizlik, parlaklık, sadelik ve masumiyet duyguları veren beyazın ise özellikle çocuk ve sağlık ürünlerinde tercih edildiğini ortaya koyduğu bildiriliyor. Uzmanlar ürünün, logonun ve paketlerin renklerinin, insanlar üzerindeki çağrışımları dikkate alınarak seçilmesi durumunda, başarı oranının daha yüksek olacağı konusunda birleşiyor.

Etkilerine göre iş yaşamında en çok tercih edilen renkler ve özellikleri şunlar:

Kırmızı: Kırmızı, vücuttaki hipozun salgısını harekete geçirir. Daha hızlı nefes almayı sağlar ve kan basıncını, kalp atışlarını, adrenalin salgısını yükseltir. Bu reaksiyon sonucunda kırmızı, heyecan ve yüksek enerjiyi çağrıştırır. Aynı zamanda en uyarıcı, seksi, dinamik, tutkulu ve dikkat çekici renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenen satış noktalarında ve iştah uyandırdığı için gıda sektöründe kullanılır.

Kahverengi: Toprakla bağlantılı bir renk olduğu için tutarlılık, süreklilik ve zenginlik çağrıştırır. Toprak renkleri genelde olumlu etki doğurur. Ancak moda sektöründe sorunlu renk olarak değerlendirilir. Kahverengi, ev sektöründe çok kullanılan bir renktir. Toprakla bağlantısından dolayı güvenlik duygusu pekişir. Yemek sektörü için de önemli bir renktir. Bal ve çikolata gibi ürünler sebebiyle lezzetli tatları, kepekli ekmek, kepekli pirinç, tahıllar gibi ürünler sebebiyle de sağlıklı ve organik ürünleri çağrıştırır.

Turuncu: Gün batışıyla sonbaharın yanık renklerini çağrıştırır. Parlak, canlı, cana yakın, dışadönük, mutlu ve çocuksu bir karaktere sahiptir. Oyuncaklarda, ucuz plastik malzemelerde ve gençlere hitap eden yeni ürünlerde kullanılır. Canlı turuncu tonlar, kırmızı gibi dikkat çektiği için satış noktalarında, iştah açıcı olduğu için fast-food mekanlarında ve buradaki işaretlerde kullanılır.

Sarı: Güneş ışınlarının rengi olduğu için aydınlık ve sıcaktır. Parlak, sarı tonları dikkat çekici, neşeli ve enerjiktir. Satış noktasında kullanmak için çok uygundur. Otopark duvarları gibi dikkat çekilmesi istenen noktalarda siyah ve sarı kombinasyonu uygundur. Ayrıca yemek servis alanlarında ve ürünlerinde kullanılır.

Mavi: Su ve havayla bağlantılı olduğu için her an hayatımızda var olması gereken ve her zaman orada olan bir renk gibi algılanır. Bu sebeple mavi güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Banka ve finans sektörleri bu rengi tercih eder. Mavinin suyla bağlantısından dolayı içeceklerin şişelerinde ve paketlerinde bu renk kullanılır. Aynı zamanda huzurlu ve sakin bir renk olan mavi, konsantrasyon ve rahatlama gerektiren ortamlarda ve hastanelerde kullanılır. Koyu mavi ise en ciddi renktir. Bu yüzden polis ve pilot üniformalarında kullanılır. Güvenilir, sağlam, emin izlenimini veren mavi, banka ve finans sektörlerinin de tercihidir.

Yeşil: Tabiatla olan bağlantısından dolayı tazeliği ve şifayı çağrıştırır. Koyu yeşil, para ve prestij rengidir. Prestij ve güvenliğin önemli olduğu sektörlerde kullanılır. Ispanak, salata gibi sebzelerin tonları ise gıda sektöründe kullanılır. Mavi-yeşil birlikteliği kaplıcaları çağrıştırdığından, hijyen ürünleri için idealdir.

Mor: Kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Aynı zamanda esrarengiz, ruhani ve duygusal bir renktir.

Beyaz: Gözün en parlak algıladığı renktir. Bu yüzden işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için başvurulur. Temizlik, parlaklık, sadelik ve masumiyet duyguları veren beyaz, özellikle çocuk ve sağlık ürünlerinde kullanılır.

Siyah: Karanlık ve geceyi çağrıştırdığı için esrarengiz, güçlü, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. En güçlü renktir. En güçlü renk olan siyah, fiyatı yüksek ürünlerin rengidir. Ağır bir renk olduğu için düşme, ya da batma izlenimi doğurabilir. Bu sebeple uçaklarda ve gemilerde kullanılmaz.

MAMOGRAM

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Mamogram, doktorunuzun muayenede hissedemeyeceği kadar küçük tümörleri tespit edebilen özel bir meme röntgenidir. Mamografi, meme kanserlerini hala tedavi edilmeleri imkan dahilinde olan bir devrede tanımlayarak hayat kurtarır. Ancak yanılmaz değildir. Bazen bir tümörü göstermeyebilir veya hiçbir sorun olmadığı halde varmış gibi gösterebilir. En iyisi mamografi taramasını, doktor muayenesi ve kendinizin düzenli olarak yapacağınız kontrollerle birlikte götürmektir.Tıp mesleğinde, kadının düzenli mamogram yaptırmaya başlaması gereken yaş üzerinde çeşitli tartışmalar vardır. Genç kadınlarda meme kanseri ender görülür ve zaten göğüslerinin yoğunluğu o kadar fazladır ki iyi röntgen çekilemez.

Tıp uzmanlarının çoğu yüksek risk grubunda olmayan 35 yaşından genç kadınların mamogram çektirmesine gerek olmadığı ve 50 yaşın üstündeki kadınların yılda bir defa mamogram çektirmelerinin şart olduğu konusunda anlaşmaktadırlar. Tartışmaların merkezini, 40 yaşındaki kadınlara mamogram gerekli midir, ve bir kadın 35 yaşında, ilerideki uygulamalarda esas kabul edilmek üzere (Memelerin normunu belirleyebilmek için) bir mamogram çektirmeli midir? konuları teşkil etmektedir. Son çalışmalar göstermiştir ki, 40 yaşındaki kadınlar arasında düzenli mamogramların hayat kurtardıkları olmuşsa da 35 yaşında temel bir mamogram çektirmenin değeri şüphelidir.

Günümüzdeki en uygun tavsiyeler şunlardır:

- 40 yaşından gençseniz, bir sorununuz olmadığı veya yüksek risk grubuna (örneğin ailenizde meme kanseri yakası) girmediğiniz takdirde mamogram çektirmenize gerek yoktur.

- Eğer 40-49 yaşları arasında iseniz ve ailenizde meme kanseri varsa, yılda bir mamogram çektirin;

- Eğer 40-49 yaşları arasında iseniz kendiniz kontrol ederken memenizde bir kitleye rastlamamış iseniz ve ailenizde meme kanseri yoksa iki yılda bir mamogram çektirin;

- 50 yaşından sonra yılda bir mamogram çektirin.

RUHSAL YÖNDEN DENGELİ VE UYUMLU MUSUNUZ?

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Sağlıklı kişi uyumludur. Düşünme gücü yerindedir. Üstesinden gelebileceği işlerin farkındadır. İnsanlara karşı davranışları olumludur. Dengesiz hareketlerde bulunmaz. Ölçülü davranır. Duygusal yaşamı dengelidir. Toplumdaki yerini,sorumluluklarını ve yaşamın değerini bilir. Mutluluğunu birileriyle paylaşmasını bilir. Bunun gibi bir sürü şey sayabiliriz.Sağlık, kişinin her zaman kendini iyi hissetmesidir. Sağlıklı bir kimse her türlü sorunlarını rahatlıkla ve gerçekçi bir gözle halletmeye çalışır.

Normal bir insanında sorunları olabilir. Çünkü onunda çeşitli sorunları,ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların giderilmemesi,arzuların doyurulmaması gerilimlere ve üzüntülere neden olur. Sevdiğiniz insan sizi beğenmeye bilir ve sizin sevginize karşılık vermeye bilir. Bundan dolayı insanın üzülmesine neden olur. Böyle bir durumda amacımıza ulaşamayız. Çünkü tüm isteğimize rağmen olmamış ve engeller çıkmıştır. İşte, bir amacın gerçekleşmesi için bireyin yöneldiği doğrultuda bir engelin bulunması nedeniyle gerilimin giderilmeyip boşalıp ve doyumun olmaması durumuna”engelleme” denir. Eğer bu durum devam ederse kişide düş kırıklığına yol açar. Düş kırıklığına uğrayan kişide isteğinden vazgeçer. Engelleme doğuran etkenler iki grupta toplanabilir.

a). Dıştan gelen etkenler,doğal ya da sosyal çevrede bulunan engelliyici etkenlerdir. Yoğun kar yağışı,savaş gibi.

b). İçten gelen etkenler ise,bireyin kendi içinde bulunan fiziksel ya da ruhsal etkenlerdir.

Ruhsal etkenler oldukça önemli gerginlik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi “çatışma” dır. Çatışma bir organizmanın iki farklı istek,duygu,düşünce ve olasılık karşısında kaldığında bunlardan birini seçememesi durumudur.

Bazen kişi iki şeyden birini seçmek ya da istemediği bir şeyi yapmak zorunda kalır. Sonunda kişi kararsızlığa düşer. Kararsızlığa neden olan çatışmalar üç şekilde görülür.

Çatışmalar

1.Yaklaşma-yaklaşma çatışması: Bu durumda her iki amaçta olumludur:ancak ikisini aynı anda gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu tür çatışmalara günlük hayatta çok rastlanır. Örneğin;bir lisede okuyan bir kişi başka bir lisede okuması imkansızdır. Her ikisini birden yapamaz. Kişi bu tür çatışmalar içindedir. Eğer kişi kararsızlığa düştükçe gerilime yol açar.

2.Yaklaşma-kaçınma: Burada biri yaklaşmak,diğeri uzaklaşmak istediğimiz iki durumun yarattığı çatışma söz konusudur. Örneğin,hem üşümüş, hem de denize girmek isteyen kişinin durumu gibi. Denze girmenin vereceği zevk ve hastalığının daha da artması olasılığı arasında seçme yapma durumundadır.

3.Kaçınma-kaçınma çatışması: Burada kişinin bir çok nesne arasında seçim yapmakla karşı karşıyadır. Ameliyat olması gereken bir kişinin ancak ameliyattan korkmazsı gibi bir şey. Yani ikisi arasında seçim yapması gerekiyor.”Ölümlerden ölüm beğen” ve “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” gibi bir çok deyim bu gibi durumları en iyi şekilde açıklar.

İnsanlar için engelleme ve çatışmalardan kurtulmak olanaksızdır. Kişileri bu durumlar karşısında gösterdiği davranışlar kişiden kişiye değişir. İnsanlar bu durumlar karşısında yıkılır ya da katlanma gücü fazladır. Bazı insanlarda düş kırıklığı hoşgörüsü vardır. Bu durum karşısında ezilmez ve çökmezse o kimsede düş kırıklığı hoşgörüsü vardır.

Engellerin giderilmemesi ve çatışmaları ortadan kaldırılmaması insanı huzursuz,mutsuz kılar. Bunun için çeşitli mekanizmalardan yararlanır. Dengeleme bunlardan birisidir.

Dengeleme (Homeostatis)

Bir canlının hayatını düzenli bir şekilde sürdürebilmesi için,sorunlarını çözme ve başarma gücüne bağlıdır. Kişinin bu durum karşısında düzenli çalışması gerekiyor. Sorunlarının çözülmüş ve kendine güveni olması gerekir. Eğer organizma canlılığını bu şekilde sürdüremezse yaşayamaz ölür. Organizmanın içinde bulunduğu ahenkli durumunu kendi etkenliği ile korkmasına bir başka değişle,kararlı bir iç çevre sağlayabilme gücüne dengeleme denir.

Bildiğiniz gibi organizmanın dış çevreden gelen etkilere karşı tepkilerde bulunur;varlığını sürdürmek için yer ve içer. Eğer dış etki organizmalardan birini zedelemiş ise organizma,derhal dokuları onarım sistemi harekete geçer. Görülüyor ki,bedenimizde düzenleyici dengeleyici bir takım mekanizmalar vardır.

Bunların yanında bazı etkinlikler de fizyolojik,sosyal ve ruhsal dengelemeyi sağlarlar. Örneğin yorulmuş bir kişi oturmak için yer bulur. Eğer birey dengelemeyi sağlayamazsa yaşama uyum sağlayamaz.

Savunma Mekanizmaları

Yaşayan her canlı,kendini en uygun bir denge içinde tutmaya çalışır. Eğer bu dengeyi bozacak etken organizma tarafından tehlike olarak görülür.

Dış çevreden gelen etkenlere karşı ya kaçma ya da saldırma eğilimini gösterir. Ruh sağlığı alanında savunma denince bu tür savunmalar,yani dış tehlikelere karşı olan savunmalar anlaşılmaz. Anlaşılması gereken engelleme ve çatışmaya karşı kullanılan savunma mekanizmasıdır. Sonuçta benlik,iç çatışmalara,bunlardan kaynaklanan kaygılara,yasak dürtülere ve dıştan gelen baskılara karşı kendini bir takım yöntemlerle savunuyor.

Yüceltme:

Bu ise fizyolojik ve sosyal güdülerin neden olduğu ihtiyaç ve arzuların,estetik ve sosyal alana kanalize edilerek doyurulmasını sağlayan bir mekanizmadır. Örneğin çocuğu olmayan bir bayan,bir kreşte veya ana okulunda görev almakla,duygularını doyurma olanağı bulur. İnsanlar böyle durumlarda kendini tatmin edecek şeyler yaparlar. Bu durum diğer durumlar içinde geçerlidir. Resim yapmak ya da şiir yazmakla da sağlanabilir.

Ödünleme:

İnsanın üstün olmak ve hükmetmek arzusu çeşitli engellerle karşılaşır. Eğer bu engelleri aşamazsa,ümitsizliğe düşer. Aşağılık duygusuna kapılabilir. O zaman kişi bu durumdan kurtulmak için bütün gücünü üstünlük sağlayabileceği bir alana yöneltir. Beden yapısı elvermediği için sporda kendisini göstermeyen bir öğrencinin sınıf birincisi olmak için uğraşması. Konu hakkında çok az bir bilgisi olan bir kişinin konu hakkında abartılı bir biçimde ve çok şey biliyormuş gibi davranması gibi…

Neden Uydurma:

Bir tür kendini avutma yöntemidir. Acı ve kaygı verici bir nedeni,akla yatkın görünen ve sıkıntıdan kurtaran bir nedene dayandırmadır. Örneğin toplum içerisinde yapılmayacak bir davranışta bulunuyorsun bunu düzetmek yerine çevremizdekilere bunun böyle doğru olduğunu ya da böyle yapmak zorundaydım gibi bahaneler buluruz. Terli olduğu halde soğuk içen birine bunu sağlığına zararlı olacağın hatırlatırsa,kişi bana bir şey olmaz ben alışkınım hasta olmayacağını söyler. Bunun gibi bir çok örnek verebiliriz.

Yansıtma

Buna ise yaptığı bir şeyi başkasının üzerine atma mekanizmasıdır. Bu iki şekilde görülür. Birincisi,yetersizliğin,başarısızlığın ya da toplumca benimsenmeyen hoş karşılanmayan davranışların nedenlerin başkalarında veya başka şeylerde aranır. Bisikletten düşen çocuğun kabahati ya diğer taraftan gelen kişiye ya da fren tutmuyordu diye söylemesi. Öğrencinin sözlüden zayıf aldığı zaman öğretmen zor sordu diyerek olayı başkalarının üzerine atması gibi.

Bunların yanında başka savunma mekanizmaları da var. Kendine yöneltme (öfkelenen bir kişinin duvarları yumruklaması).Özdeşim (beğendiği bir sanatçının davranışları ve çeşitli özelliklerini benimseme).Düş kurma (Gerçekleştirilemeyen veya gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri düş yoluyla doyurulması) gibi.

Bastırma Mekanizması :

Korku ve kaygı gibi durumların bilinçaltına atılması ve orada tutulması. Eğer bu durum sürekli devam ederse kişide ruhsal bozukluk,doyumsuzluk,sıkıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Günlük yaşamda kullanımı sırasında yararsız duruma gelmeyen tek mekanizma yüceltmedir. Çünkü,eğilim ve isteklerin yararlı hale gelmesi,toplumsal bir nitelik kazanmasıdır.

Savunma mekanizmaları,engelleme ve çatışmanın yol açtığı kaygı ve gerilimi geçici olarak hafifletir. Bir süreliğine o düşünceden kişiyi uzaklaştırır. Ancak sorunu kesin olarak çözmez. Tümüyle ortadan kaldırmaz. Bu nedenle kişi savunma mekanizmalara sığınacağı yerde sorunu göğüslemelidir.

MAMMOGRAFİ

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Mammografi, radyolojide yaygın olarak kullanılan çok değerli bir görüntüleme metodudur. Mammografi de aslında X ışını kullanan bir çeşit röntgendir. Normal röntgene kıyasla biraz daha farklı enerjiye sahip, filtre edilmiş X ışınları ve küçük odak boyutu -röntgen tüpünden ışın çıkan ayarlanabilir açıklığa odak denir, mammografide 0.1-0.3 mm gibi küçük odak çapları kullanılır- sayesinde oldukça detaylı, çözünürlüğü yüksek görüntüler elde edilir.Nasıl uygulanıyor?

Meme dokusu plastik bir baskı aletiyle film kasetinin bulunduğu bölüm arasına sıkıştırılıp sabitleştirilir ve ardından Mammografi tetkiki gerçekleştirilir. Günümüzde meme kanserinin çok yaygın olması nedeniyle, Mammografi büyük bir önem taşır. Meme kanserinin tedavisi ancak erken tanı ve tedaviyle mümkündür ve bu kanserin erken teşhisinde en etkin yöntem mammografidir.

Neden çok önemli?

Meme kanserinin en erken bulgusu olan küçük kireçlenme odaklarını gösterebilen tek görüntüleme metodu mammografidir. Meme kanserinin büyüyüp ele gelecek şekilde kitle ya da meme cildinde değişiklik oluştutmasıyla, elle veya gözle hasta tarafından farkedilmesi, kanserin oluşmasından yıllar sonraya denk gelir. Yani, bu aşamaya gelmiş bir meme kanserinın vücuda yayılması için, yeterince uzun bir süre geçmiş demektir. Bu nedenle kanserin başlangıç aşamasında yakalanması büyük önem taşır.

Gelişmiş ülkelerde 40 yaşını aşmış bayanlarda rutin olarak mammografiyle meme kanseri taraması yapılır. Ülkemizde eskiye kıyasla kontrol amaçlı mammografi çektiren bayanların sayısında artış vardır. Ancak toplum genelinde bu oran yine de çok düşüktür.

Ne sıklıkta uygulanmalı?

Hiçbir şikayeti olmasada kadınlar 35-40 yaşlarında temel oluşturacak bir mammografi çektirmeli. 40 yaşından sonra 2 yılda bir, 50 yaşından sonra ise her yıl düzenli olarak mammografi kontrolleri yaptırmalıdır. Kontrol amaçlı mammografi çektiren kadınlar önceki mammografi filimlerini de yanlarında bulundurmalı.

Bu şekilde eski filmlerle yenileri kıyaslanarak, olası değişiklikler farkedilebilir. 35 yaşın altındaki kadınlarda, meme dokusundaki süt bezlerinin yoğunluğu nedeniyle, mammografi yeterince bilgi vermez. Bu yaş grubunda meme kanseri sıklığı da oldukça azdır. Bu nedenle özel bir şikayet yoksa, genç kadınlarda mammografi, hem radyasyon verilmesi, hem de tanısal değerinin düşük olması nedeniyle, rutin olarak uygulanmaz. Genç bayanlarda meme sorunlarının aydınlatılmasında ultrasonografi genellikle yeterli olur.

HEMOGLOBIN VE HEMATOKRIT

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Normal Değerler :
Hemoglobin: 14-18 g/dL (erkek); 12-16 g/dL (kadın)
Hemotokrit: % 42-52 (erkek); %36-46 (kadın)Açıklama : Hemoglobin ve hematokrit sıklıkla beraber istenen ve kanın oksijen taşıma kapasitesini ölçmek için kullanılan testlerdir. Hemoglobin kırmızı kürelerde bulunan ve temel olarak oksijenin taşınmasından sorumlu maddedir. Hematokrit ise kırmızı kürelerin kan içerisindeki yüzdesini gösterir. Genellikle hematokrit değeri hemoglobin değerinin üç katıdır. Hemoglobin ve hematokrit bebeklerde, gebe kadınlarda, bakım evlerinde yaşayan yaşlılarda, adet gören kadınlarda mutlaka kontrol edilmelidir. Bu testlerin en önemli yanı aneminin tespit edilebilmesini sağlamasıdır.

Artığı Durumlar : Polisitemilerde, doğuştan var olan kalp hastalıklarında, aşırı su kaybında yüksektir. Orak hücre anemisi gibi kırmızı küre şekil bozukluklarında hemotokrit hatalı olarak yüksek çıkar, bunlarda hemoglobin miktarına bakılmalıdır.

Azaldığı Durumlar : Anemilerde

RENKLERLE TEDAVİ

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Renk terapistleri, pek çok hastalığın renklerle tedavi edileceğini öne sürüyor. Depresyon ve duygusal dengesizlik halleriyle sindirim sistemi rahatsızlıklarında turuncuya başvurulabileceğini belirten terapistler, yeşilin sakinleştirici, mavinin de dinlendirici özelliği bulunduğunu bildiriyor.Renk terapisini, “Metabolizmada sağlıklı denge sağlamak için renk enerjilerinden faydalanma işlemi” olarak tarif eden uzmanlar, her rengin belli özelliği olduğunu ve bu özelliklerine göre de çeşitli hastalıkların tedavisinde iyi sonuçlar verdiğini belirtiyor.

Kırmızı canlandırır:

Renk terapistleri, kırmızının, sahip olduğu yoğun enerji sebebiyle, insanların fiziki öğelerini uyandırdığını ve daha etkin biçimde faaliyete soktuğunu söylüyorlar. Ama, dikkat çektikleri bir nokta var. Kırmızı; intikam, kin, mantıksız bir cesaret, aşk ve seks duygularını da harekete geçirebileceği için dozunu iyi ayarlamak gerekiyor. Kırmızı, aşırı dozda uygulandığı takdirde, duygusal düzensizliklere ve depresyona yol açabiliyor. Her şeye rağmen kırmızı, vücut sıcaklığını artırmak ve kan dolaşımını hızlandırmak için uygun bir renk.

Turuncu neşelendirir:

Neşenin ve bilgeliğin sembolü olan turuncunun, insanlardaki sosyalleşme duygularını faaliyete geçirdiğini ifade eden uzmanlar, bu rengin aşırı kullanımının, sinir sistemini olumsuz yönde etkilediğini vurguluyor. Uzmanlar, bu sebeple turuncuyu, yeşil ve mavinin tonlarıyla birlikte kullanmak gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Yeşil sakinleştirir:

Sembolik olarak ümidi temsil eden yeşilin, dünyada en çok bulunan renk olduğunu kaydeden uzmanlar, ağaçları, ormanı sevmemizin, onun sakinleştirici özellik taşımasına bağlıyorlar. Uzmanlar, yeşilin, sinir sistemini dengeleyici, ritmik düzeni koruyucu ve ateş düşürücü etkileri olduğunu de bildiriyorlar. Dostluk, ümit, inanç ve barış duygularının geliştirilmesinde de yeşil rengin enerjisinden faydalanıldığını belirten uzmanlar ayrıca, yeşilin kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, baş ağrısı ve bitkinlik hallerinde tedavi amaçlı olarak kullanıldığını ifade ediyorlar.

Sarı moral verir:

Renk terapistleri, sarının verdiği enerjinin, kişinin zihni faaliyetlerini her yönüyle harekete geçireceğini iddia ediyor. Moral bozukluğunu giderebileceği gibi yaşama sevinci ve gücü de aşılayabilen sarının yardımıyla, insandaki iyimserlik ve kendine güven duygularının da arttığını vurguluyor.

Terapistler, sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarında sarıyı kullanıyor ve bu renkle onun altın sarısı tonlarının, hem hayati vücut fonksiyonları hem de zihin üzerinde olumlu etkiler meydana getirdiğini söylüyorlar.

Mor dengeler:

Morun, denge rengi olduğunu ve bu yönüyle de fiziki ve ruhi dünyamızın enerjileri arasında sağlıklı denge kurulmasını kolaylaştırdığını kaydeden terapistler, eklem iltihabı hastalıklarında maviye yakın mor renk kullanıldığını bildiriyor. Terapistlere göre ayrıca, bazı sindirim sistemi sorunlarının giderilmesi ve çeşitli minerallerin vücut tarafından kullanımı, bu renk ile ayarlanabiliyor. Mor, insanlardaki rüya aktivitelerini de geliştiriyor.

Mavi dinlendirir:

Mavinin, vücut enerjisini dengelediğini, solunum sistemini güçlendirdiğini, yüksek tansiyonu düşürdüğünü ve çeşitli boğaz sorunlarını giderdiğini anlatan terapistler, ayrıca sezgilerin güçlendirilmesi ve üzüntü duygusunun giderilmesi için, mavinin çok uygun renk olduğunu ifade ediyorlar. Terapistler, mavinin enerjisinin, sanat duygularının ve ilham kaynaklarının geliştirilmesinde de etkili olduğunu savunuyor.

Lacivert yatıştırır:

Terapistler, renklerle tedavi alanında, mavinin diğer koyu tonları gibi lacivertin de, ruhi ve fiziki rahatsızlıkların giderilmesinde çok etkin yere sahip olduğundan söz ediyor.

PSA (PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN)

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

PSA (prostat spesifik antijen = prostate specific antigen) testi; erkeklerde serumdaki PSA miktarını ölçen testtir. PSA, erkeklerde bulunan prostatın epitel hücrelerinde bulunan glikoprotein (şeker ekli protein denilebilir) yapıda bir maddedir. Tüm yetişkin erkeklerin kanlarında az miktarda saptanabilir. Kan PSA düzeyleri, prostat kanseri olan erkeklerin hemen hepsinde artar, ancak prostatın diğer hastalıklarında da kan PSA seviyelerinde artış saptanabilir.
Test İçin Kan Alınışı

Genellikle dirseğin iç kısmından veya el sırtındaki toplar damarlardan test için kan alınır. Kan alınmadan önce kan laınacak bölge antiseptik (miktop öldürücü) bir madde ile iyice temizlenir ve dirseğin 7-8 cm yukarısına turnike uygulanır. Bu turnike toplardamarlardan geri gelen kanın ön kol damarlarında birikmesini sağlar ve bu damarlar belirgin hale gelir. Enjektörün ucu (iğne) kan alınacak damara batırılır ve kan doğrudan tüpe veya enjektörün içine toplanır. Kan alınırken, turnike açılır ve normal dolaşımın yeniden başlaması sağlanır. Kan toplandıktan sonra iğne damardan çıkarılır ve kanamayı engellemek için iğnenin batırıldığı yer gazlı bez, pamuk veya bandajla kapatılır.

Test Hazırlıkları

Testen önce herhangi bir şekilde hazırlık gerekmez; ancak testten önceki 24 saat içerisinde cinsel ilişkiye giren erkeklerde PSA değerleri yanlış sonuç verebilir ve olduğundan yüksek saptanabilir; bu nedenle testten önceki 24 saat içerisinde cinsel ilişkiye girmemek önerilebilir.

Testin Riskleri

- kan alımına bağlı olarak halsizlik, tansiyon düşmesi gibi şikayetler olabilir

- kan alınan yerde, cilt altında kan birikebilir (hematom)

- kan alım yerinde enfeksiyon gelişebilir (küçük bir olasılık)

- bir defada yeterli kan alınamazsa, kan almak için birden fazla kez cilt delinebilir

Normal Değerler

Normal değerler yaşa göre değişim gösterir. Yaşlandıkça kan PSA düzeyleri gençlere göre hafifçe yüksek olabilir; tabii ki bu mutlaka kanser oalcak anlamına gelmez. Afrikalı erkeklerde de PSA düzeyleri beyaz erkeklere göre biraz daha yüksektir. Çoğu laboratuvarda 4 ng/ml nin altındaki değerler normal olarak kabul edilir.

Normalin Üzerindeki Değerlerin Anlamı

- bening prostat hipertrofisi (iyi huylu prostat büyümesi)

- prostat kanseri

- prostatit

- prostat nekrozu (prostatı besleyen damarın tıkanması)

GLUKOZ (KAN SEKERI)

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Normal Değerler : 75-115 mg/dLAçıklama : Şeker hastalığı tanısı için 12-14 saat açlıktan sonra kan glukozu ölçülür. Yüksekse test tekrarlanır. Yine yüksekse yemekten tam 2 saat sonra yeniden ölçülür. Bu da yüksekse glukoz tolerans testi yapılmalıdır.

Artığı Durumlar : Kanda şeker yüksekliği ise şeker hastalığını gösterir.

Azaldığı Durumlar : Hipoglisemiyle seyreden hastalıklar

PSIKOLOJIK SAVUNMA MEKANIZMALARI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Psikanalizin kuramsal kavramı “Ben” (Ego), “O” (id) ve “Benüstü” (Superego) terimleriyle anılan ve “Ruhsal Aygıt” da denilen, ruhsal bir organizasyondan yola çıkar.”Ben” (Ego), kişiliğin bir alt yapısıdır. Oldukça bağımsız bir işleve sahiptir ve dış çevre ile, “İd” ve “Superego” olarak adlandırılan diğer iki ait yapı arasında bir aracı görevindedir. “İd” içinde hazza ulaşmayı amaç edinmiş istek ve duyguları.. bulundurur. Bu istek ve duygular, “libidinöz” ve “saldırgan” dürtülerden köklenir.. “Superego” ise, toplumun geçerli kavram ve ölçülerini içinde barındırmaktadır Yanı gerçeğin ahlak kurallarını ve kişinin kendi kendini kontrolünü, eleştirisini temsil eder.

Ego nun işlevi, dış dünya ve bu dünyadaki insanlar arası ilişki nesneleriyle id ve Superego nun gereksinimleri arasında uygum sağlamaktır. Bir yandan dış dünyanın kural ve gereksinimlerini id ve Superego ya karşı temsil ederken, bir yandan da (d ve Superego nun gereksinimlerini dış dünya ilişkileri içinde temsil eder. Yani, kişinin sosyal ilişkilerindeki her türlü zorunlulukları ve çıkarları Ego tarafından temsil edilmektedir. Bir başka deyişle, Ego merkezi bir yönetim olup organizmanın uyum sürecindeki ruhsal organıdır ve aynı zamanda savunma süreçleri de burada bulunur.

Ego, id ve Superego güçlerinin karşılıklı ilişkilerinin öğrenilebilmesi için ruhsal Savunma Mekanizmalarının öğrenilmesi son derece önemlidir.

Değişik insanlarda benzeri biçimde süre giden ve bilinçdışı otomatik olduğundan kişinin kendisinin bilinçli olarak algılayamadığı pek çok savunma şekli vardır. Bunlara Ego Savunma Mekanizmaları la da Savunma Davranışı denir. Ego Savunma Mekanizmaları pek çok olup, bunlardan en çok rastlananlar şunlardır:

BASTIRMA (REPRESSION)

En sık kullanılan savunma mekanizmalarından biridir. İd den -kaynaklanıp Ego tarafından bilinç düzeyine çıkarılarak doyuma ulaştırılmayı isteyen dürtüler, gerçek ilkesi alanında engele uğradıkları ve Ego da bu yüzden bir çatışma içine düştüğünde, bu dürtüyü İd e yanı bilinçdışı alana geri göndermek, bilinç yüzeyine çıkmasını önleyerek geriye bastırma yolunu seçer.

Yaşam boyunca pek çok dürtü bastırılmış olup, bilinçdışında her an bilinç yüzeyine çıkmaya hazır bir halde beklerler. Örneğin; belli bazı cinsel dürtülerini açığa çıkarmamak için zorlanmasında, kişinin tüm cinselliği reddeden bir davranış içine girmesi gibi bir savunma tepkisini benimsediği görülebilir.

Kendisi bir kadınla cinsel ilişkiyi isteyen, ancak bunu içinde bulunduğu toplumsal koşullar (yaşam biçimi koşulları, olanaklar ya da ahlak anlayışı vb.) nedeniyle gerçekleştirmesi güç olan bir erkeğin tüm cinsel ilişkileri ve bunu ima eden tüm davranışları (kız-erkek arkadaşlığı, açık giysiler vb.) hepten ayıplayıp kötülemesi ve reddetmesi durumunda bir tepki oluşumundan söz edebiliriz.

YÜCELTME (SUBLIMATION)

- Bilinç yüzeyine çıkarılıp doyuma ulaştırılması kabul edilemeyen,

- superego tarafından yasaklanmış ya da engellenmiş bazı dürtülerin kabul edilebilir yüksek sosyal değerli bazı amaçlara yönelik dürtüler halinde değiştirilmesidir. Örneğin; saldırganlık, cinsellik gibi belli bazı ilkel dürtülerin açığa çıkmasının uygun olmadığı koşullarda, kişinin bu enerji birikimini güzel sanat yapıtları, spor ve iş başarıları gibi eylemlere yönelterek, olumlu bir biçimde kullanması gibi.

DÜŞLE DOYUM (DAY-DREAM).

- Gerçekte doyuma ulaştırılması güç ya da olanaksız olan bazı dürtülerin düş gücü ile doyuma ulaştırılmasıdır. Örneğin; fakir bir kimsenin bir piyango bileti alıp, büyük ikramiye çıkarsa neler yapacağını düşünmesinde de böyle bir düşle doyum söz konusudur.

YERİNE KOYMA (SUBSTITUTION)

Dürtülerin asıl amacına ulaşması engellendiğinde asıl amacın yerine başka bir amaç ya da nesnenin konarak dürtü boşalımının sağlanması, gerilimin giderilmesi söz konusudur.

YANSITMA (PROJECTION)

İnsanın kendinde var olduğunu kabul etmek istemediği dürtü uyartılarını, başkalarına yansıtmasıdır. Örneğin; okul ortamı içinde öğretmenlerine karşı kızgınlık ve nefret duyan bir öğrenci, böyle bir nefret duygusuna sahip olmanın hoş bir şey olmayıp ego suyla Superego su arasında çıkarttığı çatışmadan, bu nefret duygusunu öğretmenlerine yansıtarak yani “öğretmenlerim beni sevmiyor, benden nefret ediyor” düşüncesiyle kendini kurtarır.

GERİLEME (REGRESSION)

Herhangi bir çatışma durumu karşısında insanın ruhsal gelişim sürecindeki daha gerideki bazı dönemlere doğru gerileme göstermesidir. Çocuksu davranış, ağlama, saldırganlık, öfke veya korku anında çocuksu bir davranışla birine sığınmak gereksinimi veya aşırı yemek yemek veya kusmak da bu gibi davranış örnekleridir. Psikosomatik hastalıklarda da böyle bir gerileme süreci söz konusu olup, hastalık gösterisinde simgesel bir anlam taşıyan bir organ belirtisi bulunmaktadır.

YADSIMA (DENIAL)

Bilinç dışı bir işlemle dayanılması zor olan bazı kaygı, çatışma ve duyguların ve bunları doğuran olay ve eylemlerin kışı tarafından bilinmezlikten gelinmesi, varlığının kabul edilmemesidir. Yaşamını iyi bir sporcu olmaya adamış, bu yolda çalışmış ve başarıya ulaşarak o ilerlemekte olan bir spor yıldızının mesleğinin en parlak döneminde yapılan sağlık muayenesinde kalp yetmezliği saptandığında, böyle bir hastalığı olduğunu kabul etmeyip, kendisini inceleyen çeşitli hekimlerin yanlış bir tanıya vardıkları üzerinde ısrarla tedaviyi kabul etmeyip spor hayatını sürdürmeyi istemesi de bir yadsıma tepkisidir.

AKILCILAŞTIRMA (RATIONALIZATION)

Anxietenin gücünü azaltmak amacıyla ve çoğu kez yadsıma mekanizmasıyla birlikte kullanılan akılcılaştırmada, iki temel savunma öğesi bulunur.

(1) Kişinin davranışını haklı göstermesine yardımcı olan öğe,

(2) Ulaşılamayan amaçlara ilişkin düş kırıklığının etkisini yumuşatan öğe. Örneğin; o gece arkadaşının daveti üzerine onunla yemeğe ve sinemaya gittiği için ertesi günkü sınavına hazırlanamayıp kötü not alan öğrencinin, gitmeseydi arkadaşını kırıp üzecekti ve ayıp olacaktı düşüncesiyle avunması da akılcılaştırma türünde bir savunma mekanizmasını harekete geçirmektedir.