Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Aralık, 2007

STRES BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE ZARARLI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Strese kalbiyle duyarlılık gösterenlerin, damar sistemiyle duyarlılık gösterenlere göre daha fazla bağışıklık sistemi sorunu yaşadıkları saptandı. “Brain, Behavior and Immunity” (Beyin, Davranış ve Bağışıklık) adlı dergide yer alan araştırmaya göre, insanlarda stres iki şekilde etkili oluyor. Stres bazılarında kalbin şiddetli kan pompalamasına, bazılarında ise damarların sertleşmesine yol açıyor. Stresin kalbi zorlamasıyla tansiyonun yükseldiğini belirten uzmanlar, damarların sertleşmesiyle de kan dolaşımının etkilendiğini kaydediyor.Önceki araştırmalarda psikolojik kronik stresin bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etki meydana getirdiği ve bağışıklık sistemi kapasitesinin hastalıklarla savaşta azaldığı belirlendi. Yeni araştırmada, kalbin strese karşı büyük duyarlılık gösterdiğini saptayan araştırmacılar, bu tepkinin kalp hastalıklarında rol oynadığını belirtiyor.

California Üniversitesi’nde 56 sağlıklı erkek ve kadın denek üzerinde yapılan araştırmalarda, deneklere stres meydana getirebilecek, gerçek yaşamdan alınmış iki ayrı olayla ilgili konuşma yapıldı. Deneklere bağışıklık sistemini ölçen kan testi uygulayan araştırmacılar, strese karşı sadece kalp duyarlılığı gösteren deneklerde, kandaki beyaz kürelerden akyuvar cinsi lenfositlerin tekrar bölündüklerini ve yayıldıklarını gözledi.

Bir çeşit beyaz kan hücreleri olan lenfositlerin tekrar bölünüp yayılmalarının, kalp hastalıklarında meydana gelen “iltihaplanma” ile ilgilisi olduğu düşünülüyor. Strese karşı damar sistemiyle duyarlılık gösteren deneklerde ise aynı duruma rastlanmadığı bildirildi.

STRES AVCILARI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Valparaiso Üniversitesindeki ilk yılımda gelecek öğrenim ve iş yaşamımın belirsizlikleri karşısında emekli bir rektörle tanışma fırsatı buldum. Onu dinlemeye gelen pek fazla kişi yoktu. Küçük bir grup heyecanlı arkadaşımın arasında oturuyordum; hepimiz hem okul içinde, hem de ülke çapında ve yurt dışında, kazanmış olduğu başarılar ve derin bilgeliğiyle itibar edilen bir adamın gelişini biraz kaygıyla bekliyorduk.Dr. O.P. Kretzman, yaşlı ve gözleri bozuk bir adamdı. Salona tekerlekli sandalyeyle girdi. İçeride çıt çıkmıyordu. Kısa süre sonra Dr. Kretzman salondakilere soruları olup olmadığını sorunca bütün gözler bize döndü. Sessizlik. İçten içe bunun ne kadar büyük bir fırsat olduğunu biliyordum, bu nedenle duyduğum korkuya karşın cesaretimi toplayıp bir soru sorarak buzları erittim.

Önündeki bütün seçenekler ve belirsizlikler karşısında bir birinci sınıf öğrencisine ne tavsiye edersiniz? Yanıtı kısa ve etkiliydi. Bir seferde ağzınıza bir lokma alın. Bu kadar. Bu, o an ve yaşamımdaki diğer anların hepsi için mükemmel bir stres avcısıydı.

Şimdi iş yaşamında 20 yılını doldurmuş biri olarak, sağlıklı bir yaşam sürmek için birkaç stres avcısı daha buldum. Buyurun!

• Önceliklerinizi değiştirin.

• Kendinize süresiz izinler verin.

• Bir adım geri çekilip gözlemleyin.

• Amacınızı yeniden gözden geçirin.

• Masaj yaptırın.

• Beş dakika erken çıkın.

• Bir komedi filmi izleyin.

• Boşverin ve Allah a havale edin.

• Olumlu cevaplar verin.

• Yerinizi düzenleyin.

• Duygularınızı paylaşın.

• Birkaç çiçek koklayın.

• Onay isteyin.

• Sezgilerinize kulak verin.

• Birine yardım edin.

• Ellerinizi ve ayaklarınızı ovuşturun.

• Gözünüzün önünde olumlu sonuçlar canlandırın.

• Sağlığınıza dikkat edin.

• Yargılamayın, affedin.

• Bahçe işi yapın.

• Bir bütçe yaratın.

• Aşırı duygulu olmayın, ama insanların duygularını paylaşmaya çalışın.

• Sakin olun ve meditasyon yapın.

• Zaman kazandıran teknolojileri kullanın.

• Arabanızı kenara çekin, yolculuğun zevkine varın.

• Plan yapmak için zaman ayırın.

• Şükredin.

• Unutmayın, not alın.

• Kolaylaştırın, kolaylaştırın, kolaylaştırın.

• İş arkadaşlarınızla konuşun.

• Kendi kendinize yıkıcı konuşmayın.

• Eğlenmek için zaman ayarlayın.

• Çevrenizi değiştirin.

• Doğal ritminize uyun.

• Armağanlarınızı kolay vereceğiniz bir yer bulun.

• Kendinizi tam olarak ifade edin.

• Sorunları fırsat olarak görün.

• “Peki ya”lardan kurtulun.

• Sizden beklenenin ne olduğunu iyi anlayın.

• Uzmanlara danışın.

• Elinizden gelenin en iyisini yapın ve orada durun.

• İlahi zamanlamaya ve düzene güvenin.

• Sabırlı olun.

• Derin derin soluk alıp verin.

• Yürüyüşe çıkın.

• İşlerinizi tamamlayın.

• Şekerleme yapın.

• Bir melodi mırıldanın.

• Ilık bir banyo yapın.

• Endişelerinizi içinize atmayın.

• Başkalarıyla biraraya gelin.

• Annenizle ya da babanızla konuşun.

• Zaman zaman hayır deyin.

• İşleri bitirmek için koyduğunuz tarihleri değiştirin.

• Hırslı olun.

• Espri yapın.

• Korkularınızı dışa vurun.

• Bol bol su için.

• Kendinize bir destek sistemi yaratın.

• Büyük projeleri parçalara ayırın.

• Öneri isteyin.

• Kendinize yumuşak davranın.

• Başkalarına izin vermeyin.

• Başlangıçlar olması için dua edin.

• Doğruyu söyleyin.

• Daha dinlendirici uyuyun.

• Bağışlayın ve devam edin.

• Yiyeceğinizi önceden hazırlayın.

• Onarın ya da yenisini alın.

• Beklemeye hazır olun.

• Her zaman haklı olmayın.

• Anı yaşayın.

• Öğle yemeği için ara verin.

• Kitap okuyun.

• Tavrınızı değiştirin.

• Her gün gülün.

• Özsaygı geliştirin.

• Vitamin alın.

• “meli”lere bir son verin.

• Aşırılıktan kaçının.

• Dışarıda özel bir gece geçirmeyi planlayın.

• Göz yanılmalarının ötesini görün.

• Kaslarınızı gevşetin.

• Yavaşlayın ve farkına varın.

• İyi dostlarınızı destekleyin.

• Doğayla birlik olun.

• Müzik dinleyin.

• Kafein ve şekeri az kullanın.

• Oruç tutun veya arının.

• Kendiliğindenliğe önem verin.

• Eşinizi sevin.

• Temiz hava alın.

• Şımartılmaya izin verin.

• Gönüllü olun.

• Yardım ağlarına katılın.

• Bedeninizin duruşuna dikkat edin.

• Sınırlarınıza saygı duyun.

• Düzenli spor yapın.

• Dans edin.

• Zaman zaman derin bir oh çekin.

• Yoga yapın.

• Ağlamaktan korkmayın.

• Hobileriniz için zaman yaratın.

• Çalışma zamanınızı kısıtlayın.

• Uzlaşın / işbirliği yapın.

• Üşenmeyin.

• Telefonunuzu / televizyonunuzu kapatın.

• Standartlarınızı gevşetin.

• Düşüncelerinizi düzenli olarak yazın.

• Tatile çıkın.

• Masanızı düzeltin.

• Esnek olun.

• Kusurlarınız olmasına izin verin.

• Programınızı fazla doldurmayın.

• Sırlarınızı ifşa edin.

• Bedeninizi güçlü tutun.

• İnancınızı besleyin.

• Bir tasarruf hesabı açtırın.

• Güneşin içinize girmesine izin verin.

• Sevin ve sevilin.

• Gerçekleri öğrenin.

• Ekip çalışması yapın.

• Gülümseyin yüreğinizi açın.

• Kendinize değer verin.

• Düş kurun.

• Allah ın sizi sevdiğini bilin.

AKUT BRONŞİT

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Bronşit, büyük bronşları, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularını örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. İltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda oluşursa bronşiolit adıyla anılır.AKUT BRONŞİT

Akut bronşit sıradan bir hastalık olarak kabul edilir ve soğuk algınlığının ardından gelişir. Çok yaygındır. Hastalık etkeni genellikle üst solunum yollarında önceden bulunan ve sık rastlanan virüslerdir. Başlangıçtaki virüs enfeksiyonuna daha sonra eklenen bakteri enfeksiyonu bile fazla önemli değildir. Gelişen bu komplikasyon yaygın kullanılan birkaç antibiyotikle kolayca denetim altına alınabilir.

Nedenleri

Akut bronşitin iki temel nedeni vardır:

Enfeksiyonlar ve fizikokimyasal etkenler. Soluk borusu ve bronşların iltihabı, üst solunum yollarında (burun, boğaz, gırtlak) grip enfeksiyonu sırasında çok sık gelişen bir komplikasyondur. Boğmaca ve kızamık sırasında da soluk borusu ve bronş enfeksiyonlarına sık rastlanır.Özellikle gençlerde görülen akut bronşitlerde, başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Ama bakteriler de akut bronşit etkeni olabilir. Bakteriler bronşlara hava ya da kan yoluyla ulaşabileceği gibi, solunum yolu mukozasında saprofit olarak da, yani normal koşullarda bir hastalığa yol açmadan bulunabilir. Herhangi bir nedenle organizmanın direnci zayıflar ve savunma sistemi etkisiz kalırsa, enfeksiyona yol açabilen saprofit bakteriler de bronşit etkenine dönüşebilir.

Fizikokimyasal etkenler içinde genellikle gaz halinde havada asılı olarak bulunan ve bronş mukozasına zarar veren birçok madde yer alır. Fabrika ve ev bacaları ile taşıtların egzost borularından çıkan dumanlar ve solunum yollarında iltihaba yol açtığı kesinlikle bilinen sigara dumanı bunların basında gelir.

Hazırlayıcı Etkenler

Hastalığı hazırlayıcı etkenlerin basında çevre ve iklim koşulları yer alır. Ani sıcaklık değişikliklerinde, sürekli sıcak ve kuru ya da tam tersi tozlu ve nemli ortamlarda solunum yollarının koruyucu sıvı salgısı azalır. Ani bastıran soğuklar ve hava değişimleri gibi etkenler solunum yolları hastalıklarının daha çok sonbahar ve kış aylarında görülmesinin başlıca nedenidir.

Akut bronşitin öbür etkenleri ise soğuk algınlığı, burun orta bölmesi eğriliği (deviasyon) ya da polip gibi oluşumlardır. Üst solunum yollarının, yani burun, boğaz, gırtlak ve soluk borusunun enfeksiyonlarına neden olan soğuk algınlığından başka öteki iki etken de burun solunumunu engeller. Dolayısıyla bunlar solunumun ağız yoluyla yapılmasına, sonuç olarak yeterince ısıtılmamış ve nemlendirilmemiş bir havanın solunmasına neden olur.

Belirtileri

Özellikle soğuk algınlığı sonrasında öksürükle birlikte hafif ateş (37,5°C-38,5°C) görülür. Soluk borusu ve bronşlarda gelişen iltihap göğsün orta bölümünde, göğüs kemiğinin arkasında, öksürüğün artırdığı bir ağrıyla birlikte ortaya çıkar. Bazen daha hafif olan ağrılar bütün göğse yayılabilir; solunum kaslarının zorlanmasıyla solunum sıklaşır ve öksürük inatçı bir hal alır.

Bronş iltihabının en önemli belirtisi olan öksürük bronşlardaki savunma mekanizmasının bir göstergesidir. Olağan koşullarda da, bronş duvarlarım uyaran herhangi bir etkene karşı şiddetli bir öksürük yanıtı görülebilir ve uyarıcı etken dışarı atılmaya çalışılır. Ama bronşitte bronş mukozası iltihaplanarak örselenmiştir. Bu durumda bronş duvarındaki mukus salgısı büyük ölçüde artar, damarlarda toplanan aşırı miktardaki kanın sıvı bölümü bronş boşluğuna sızar, eksüda denen bu sızıntının artması bronşları yabancı madde etkisi yaparak uyarır.

Hastalığın en önemli ikinci belirtisi olan balgam çıkarma, damar dışına sıvı sızması ve mukus salgısının artmasının sonucudur. Başlangıçta az çıkarılan ve koyu kıvamlı olan balgam, hastalık ilerledikçe daha akışkan ve boldur. Bazen günde yarım litre, daha seyrek olarak da bir litre kadar balgam çıkarılabilir.

Seyri

Akut bronşit genellikle tehlikeli bir gelişme göstermez. Hasta iki hafta içinde iyileşebilir. Kalp hastalığı olanlarda, çok küçük çocuklarda ve yaşlılarda hastalık daha uzun sürebilir. Virüslerin etken olduğu bir enfeksiyonun bronşlarda doku yıkımına yol açması, buralarda bakterilerin de üremesini kolaylaştırır. Bu durumda hastalığın gidişi daha kötüdür. Bakteri enfeksiyonlarının eklendiği bronşitlerin en kötü sonucu grip sonrası gelişen zatüredir.

Tedavi

Akut bronşitin etkeni genellikle virüstür ve bu durumda antibiyotik tedavisinin yaran yoktur. Ama virüs enfeksiyonuna bakteri enfeksiyonu eklenirse antibiyotik kullanmak gerekir. Bu nedenle virüslerin etken olduğu düşünülse bile. akut bronşitli hastalara olası bakteri enfeksiyonuna karşı antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ayrıca bronş salgılrının akışkanlığım artıran balgam yumuşatıcı (mukolitik) ilaçlar verilerek balgamın atılması sağlanmalıdır. Ateş yükseldiğinde yaygın biçimde kullanılan diğer düşürücülere başvurulur.

Öksürük aşırı miktarda artan bronş salgısının temizlenmesi için gerekli bir savunma mekanizması oluşturur. Öksürük ilaçları ancak çok gerektiğinde kullanılmalıdır.

SPORUN YARARLARI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

1. Hareket sistemi;
Sporun sağlığa yararlı olduğu tartışılmaz bir gerçektir, fakat sportif bir aktiviteye başlamak için gerekli olan temel bilgiler genelde yetersizdir. Yani, yaşınıza ve fizik kondisyon düzeyinize uygun spor türünü seçmek önemlidir. Hareket sistemi üzerine sportif aktivitenin çok büyük yararları açıktır. Kas düzeyinde, çalışan kasların tonusunda ve kuvvetinde artış görülür.-Sportif aktivite eklemlerin doğal genişlik derecesinin korunmasına ve gelişmesine olanak sağlar, ankiloza (eklemlerin katılaşması) karşı mücadele eder.

-beslenmeyi ve kıkırdakların devinme yeteneklerini kolaylaştırarak eklemlerin en iyi şekilde korunmasını ve bakımını sağlar,

-kemik düzeyinde; kalsiyum tutulmasını kolaylaştırır, yaşlı insanlarda sıklıkla görülen osteoporose hastalığına karşı mükemmel bir korunma aracıdır.

-kas tonusunun iyileşmesi sayesinde; sportif aktivite kalça, dizler ve özellikle omurga düzeyindeki ağrıların önüne geçilmesine olanak sağlar,

-bel ağrılarına karşı en iyi ilaçtır fakat, şayet omurganızın durumuna salık verilmeyen sporları ya da kötü jimnastik hareketleri yaparsanız, zararlı da olabilir,

2. Kalp-damar sistemi; salık verilmeyenler hariç, düzenli antrenmanlar kalp-damar sisteminin işlevi üzerine yararlı etkilere sahiptir; kas yapıda olan kalp, kasılma kapasitesini yükseltir ve büyük bir etkinlik gücüne ulaşır, böylece kan organizmanın dokularına en iyi bir şekilde dağılım gösterir. Diğer taraftan fizik aktivite iki önemli kalp-damar hastalıkları risk faktörüne karşı etkili biçimde mücadele eder; arteriyel hipertansiyonu düşürür, aterosikleroza karşı en iyi ilaçtır; dolaşımı iyileştirir ve sporcunun beslenmesine dikkatini zorunlu kılar; böylece, damar sistemi üzerine zararlı etkileri çok iyi bilinen, alkol ve sigara gibi toksik etkileri olan maddelerden uzak durulur.

Özetle;

-kalbin çalışma sistemini düzenler, efektif ve ekonomik çalıştırır,

-periferik damar direnci azalacağından kalp üzerindeki yük kalkar,

-hipertansiyon düzelir,

-dolaşım hızlanır, bundan dolayı metabolik artıkların atılımı kalaylaşır,

-pulmoner oksijenasyon yeteneği artar

3. Dış görünüm; spor bedeni geliştirir ve belli bir görünüş sağlar, fakat zayıflatmaz. Terleme ile kilo kaybı düşünülmemelidir, ter ile kaybedilen su daha sonra geri alınır. Fizik aktivite sellülite karşı etkili mücadele yöntemidir, kasları uyumlu hale getirir, aşırı kilo alımına yol açmaz (eğer body-building ile uğraşmıyorsanız).

4. Psikolojik yararlar; bu etkiler uygulanan spor türüne bağlıdır ki bunlar en az fizik etkiler kadar önemlidir. Spor;

-kendine güveni uyandırır, hırsı artırır,

-heyecanı ve stresi azaltır,

-bedenin bilincine varılır, seksüel yaşamın düzenine katkı sağlar,

-beynin daha iyi oksijenlenmesi sayesinde, zekasal etkinliği yükseltir,

-gurup düşüncesi, bireyler arasında ilişkiler, karşılıklı olarak saygı kavramı gelişir,

-zevk alma duyusu gelişir; bu beyinden salgılanan hormonlar ile olur; endorfinler; aile ve mesleki kaygılardan kurtulmaya olanak sağlar.

SPORUN ZARARLARI

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Sıklıkla, sporun sağlığı bozan bir çok faktörün kaynağı olduğu unutulur. Sporun yararlarını bir tarafa koyarak, “hasta olmak istiyorsanız spor yapın” da diyebiliriz.Yılda milyona yakın ölümün spordan kaynaklandığı tahmin edilir. Ölümler yalnızca, otomobil yarışçıları ya da alpinistler gibi üst düzey sporcuların şaşırtıcı kazalarından kaynaklanmaz. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından da kaynaklanır; güneş altında tenis oynamak, çok yoğun bir koşu sonrası ya da yüzerek gereğinden fazla kuvvetine güvenerek plajdan çok uzaklara açılma sonrası kramp girmesi nedeniyle boğulmaların görülmesi

Spora başlarken mutlaka çok dikkatli olunmalı ve hekimin öğütleri göz önüne alınmalıdır. Kırk yaşından sonra, sağlıklı olsanız bile, özellikle kardiyak yıkımlardan sakınmak için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir. Spora bağlı kazalar ve sonuçlarını 4 guruba ayırabiliriz; kalp-damar bozuklukları, travmatik sorunlar, hareket sisteminde aşırı işlevsel sorunlar ve dopinge bağlı sorunlar.

1. Hareket sistemi üzerine: Hareket sisteminde görülen rahatsızlıklar çok fazladır fakat ağır bir sorun değildirler. Önem derecesine göre sıralayacak olursak;

Kas tutuklukları; bu sonunlar, aşırı bir çalışma sonrası kaslarda biriken aşırı toksinlerin, özellikle laktik asitin birikmesinden kaynaklanır. Bu olay çalışmadan 24 saat sonra başlar ve 2-3 gün kadar sürebilir. Bu durum da çok su içmeli ve kaslara yumuşatıcı pomadlar sürülmelidir. Sauna ya da sıcak bir banyo iyi bir etki sağlayabilir.

Kasılma; istemsiz kas kasılmalarıdır, refleks bir reaksiyondan, aşırı uzamadan ya da eklem travmasından kaynaklanırlar. Olayın durumuna göre kas üzerine buz ya da tersine, sıcak banyo ve masaj uygulanır.

Uzama; kas liflerinin gerilmesine neden olan, kasın elastikiyet sınırının aşılmasıdır. Bu durumda zorunlu olarak tüm masajlardan kaçınmak ve liflerin toparlanması için 10 gün beklemek gerekir.

Lif kopması; belirli sayıda kas liflerinin yırtılmasından kaynaklanır ve beraberinde kas düzeyinde bir iç kanama görülür. Masaj sakıncalıdır, iyileşme en az bir ay sürer.

Kas Yırtılması; kasın yırtılması çok ağır bir tablo oluşturur. Cerrahi bir girişim gerektirir.

Tendinit; sporcularda sıklıkla görülür. Genellikle aşil tendonunda, pubisde, diz kapağında, uyluk addüktörlerinde ve dirsekte odaklanırlar (tenisçi dirseği). Tendinitler bazen tüm sportif aktivitelerin bir süre kesilmesini zorunlu kılar.

2. Kalp-damar sistemi üzerine; kalbin, saygı gösterilmesi gereken sınırlarının bilinmesi gerekir. Bu tür riskler özellikle; uzun süreden beri spor yapmayan, hiçbir ön hazırlığı olmayan, akşam karar verip sabah başlayan, kırk yaş üzeri yetişkinlerde ortaya çıkmaktadır.

Çok anlamlı bir örnek squaç tır ve görünmediği kadar çok şiddetli bir spordur. Tenis ve koşu da, özellikle güneş altında uygulandıkları zaman, bazen tehlikeli sporlar olarak ortaya çıkarlar.

Sigara içmek ya da önemli bir fizik aktiviteden sonra saunaya girmek gibi yanlışlardan da kaçınmak gerekir.

3.Doping; Yıllardan beri doping sorunu kaygı verici boyutlara ulaşmıştır, 1988 de Seul Olimpiyatlarında Ben Johnson un altın madalyasının geri aalındığı hatıralardadır. Doping olarak kullanılan ürünlerin listesi hayli kabarıktır, özellikle yapay olarak performansta iyileşme sağlayan anabolizanlar ön sırayı almaktadır. Bunlar çoğunlukla vitaminler gibi psikolojik etkiye sahiptirler. Üstelik, düşüncesizce bu riski göze alan sporcuların yaşam ve sağlıkları için gerçek bir tehlike oluştururlar.

Anabolizanlar; bunlar hormonlardır, erkek testosteronu olarak takdim edilirler. Yoğun bir antrenmanı uygulamak koşuluyla önemli ölçüde kas kitlesini artırırlar. Kaslarda kitle artışı görülse bile tendonların üzerine hiçbir etkileri yoktur, kasın kasılma kuvveti tarafından kopmalar olabilir.

Anabolizanlar bazen tehlikeli tendon kopuklarına yol açmaktadırlar. Bunun yanında, kadınlarda geri dönüşümü olmayan erkekleşme, seksüel yaşam bozuklukları, bazen kanser (özellikle prostat kanseri) gibi çok ağır tabloların kökenini oluştururlar.

Amfetaminler; en çok bilinen ürünlerdir, uyarıcı ilaçlardır. Açlık duygusunu, özellikle yorgunluk hissini yatıştırırlar. Yarışma esnasında öfori sağlarlar ve sporcu kendisini yenilmez hisseder. Fakat, uzun sürede önemli psikolojik bozukluklara yol açarlar, özellikle kişi sürekli olarak hallisünasyonlar ile karşı karşıya kalır.

Kortikoidler; strese karşı mücadeleye ve çabuk toparlanmaya olanak sağlarlar. Fakat, hormonal sistemi tamamen bozarlar, kas ve tendon düzeyinde ağır yaralanmalara yol açarlar, bazen diyabete neden olurlar ya da kullanımlarından uzun yılar sonra osteoporoza yol açarlar.

Kardiyak uyarıcılar; uzun zamandır, yarışma öncesi eritrosit enjeksiyonu, özellikle dayanıklılık sporlarında destekleyici rol oynadığı sanıldı. Oysa, bu doping tamamen etkisizdir ve günümüzde terk edilmiştir. Kardiyak tonik olarak bilinen ünlü efedrin bir çok öksürük şurubu ve burun damlası gibi ilaçlarda bulunur. Kafeinin aşırı tüketimi yasaktır, fakat yinede kontrole yakalanmamak için 6-8 fincan içilebilir.

Medikal kontrol; sportif bir aktiviteye başlamadan önce medikal bir kontrolün yapılması kaçınılmazdır. Bu kontrol özel bir merkezde yapılmalıdır. Bu kontrolün amacı, genel olarak bir sporu yapmaya ya da belli bir spor için olası yasaklı durumların varlığını saptamayı amaçlar. Bu durum EKG, kardiyak enzimler, röntgen ve hastanın muayenesi ile araştırılır.

Kesin yasaklı durumlar;

-yeni geçirilmiş miyokard infarktüsü

-tipik göğüs ağrısı

-konjenital kardiyopati (doğuştan kalp hastalığı)

-kardiyomiyopati (kalp kasının kasılma özelliğinin azalması)

-akut perikardit (kalp zarının iltihabi hastalığı), miyokardit (kalp kasının iltihabi hastalığı),

-kalp ritim ve iletim bozuklukları

Göreceli yasaklı durumlar;

-miyokard infarktüsü; yeterli bir aradan sonra (en az 6 ay) ılımlı egzersizi engellemez, fakat yarışma yasaktır,

-kalp ritim bozuklukları (hastanın takibi gerekir),

-göğüs ağrısı (EKG ve kardiyak enzimler normal, atipik göğüs ağrısı olursa spor yapılabilir),

-orta derece arteriyel hipertansiyon (yüksek hipertansiyon yasak) ,

-tansiyonu düşük olanlar ya da efor testinde tansiyonu yükselmeyenler

Bu incelemelerden sonra, hekim size yapabileceğiniz sporu önerecektir. Mesela, kulak ağrınız var ise suya dalmanız yasaklayacaktır.

STRES HASTA EDER

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Sidneyde bulunan Garvan Enstitüsü araştırmacıları, stresli dönemlerde vücutta Nöropeptit Y (NPY) adlı hormonun salgılandığını, bunun bağışıklık sistemini etkileyerek insanları hasta ettiğini kanıtladı.Araştırmacılardan Fabienne Mackay, bugüne dek beyin ile bağışıklık sistemi arasında ilişki olduğu yolunda dolaylı kanıtların olduğunu, artık böyle bir ilişkinin kesin olarak kanıtlandığını söyledi. Mackay, araştırmanın yayımlanmasının ardından yaptığı açıklamada, “Stresli dönemlerde, sinirler çok sayıda NPY salgılar. Kanda dolaşmaya başlayan bu hormonlar bağışıklık sistemi hücrelerini engeller” dedi.

Herbert Herzog da, Nöropeptit Y’nin tansiyon ve kalp ritmini olumsuz yönde etkilediğinin bilindiğini, ancak bu hormonun bağışıklık sistemine etkisi olduğunun belirlenmesinden sonra bazı hastalıklarla mücadelede yeni ufuklar açılacağını kaydetti. Herzog, “Stres, nezle veya grip olduğunuzda ya da kanser gibi daha ciddi durumlarda sizin çok daha dayanıksız olmanıza neden olur” diye konuştu.

“Journal of Experimental Medicine” adlı dergide yayımlanan araştırmada bilimadamları, stresin, romatoid artrit, Crohn ve şeker hastalıklarıyla da bağlantısı olduğunu vurguladılar.

AKUSTIK NORONOM (ISITME SINIRI URU)

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

İşitme sinini unu, çok ağın büyüyen selim (kanser olmayan) bir tümör (ur)dür. 8inci kafatası sinini üzerinde ekseriyetle kafatasından çıkıp iç kulağın kemik yapısına girdiği yerde oluşur. Bu tümöre bazen açı tümörü de denir. Çünkü bulunduğu yen beyin parçalarının (cerebellum ve pons) bir açı oluşturdukları yendir.Belirtiler

- Hafif baş dönmesi

- Kulak çınlaması

- işitme kaybı.

Teşhis

Eğer hafif baş dönmesi, dengesizlik hissederseniz, kulakta çınlama veya kulakta seslen duyarsanız ve gitgide işitme kaybı başlarsa bu durum işitme sinini unu olabilir. Hafif baş dönmesi Menier Sendromundaki gibi tek başına görülen bin belirti değildir. Doktorunuz bin işitme gücünü ölçme testi (Odiometri) ve sinirlenle ilgili inceleme yapacaktır. Sinirlerde zedelenme varsa bunu bulmak için bin baş röntgeni veya CT (bilgisayarlı tomognafi) muayenesi isteyebilir.

Tedavi

Selim karakterli olduğu halde ve ağır büyümesine rağmen kafatasının içinde hayati önemi olan birçok beyin yapısına bitişik olduğu için bu tümör tehlikeli olabilir. Büyüdükçe bu yapılana basınç yapıp zarar verebilir. Tek tedavi ameliyatla alınmasıdır.

SİZİN KAVGACI TİPİNİZ HANGİSİ?

Yazan: leandros Tarih: Aralık - 5 - 2007

Ne yazık ki tartışma ve kavga günlük yaşamın kaçınılmaz bir parçası artık. Hangi tipte kavgacı olduğunuzu bildiğinizde böyle durumlara karşı önlem almak ise kolaylaşıyor.

Bazen bir damla ağzına kadar dolmuş bardağın taşmasına sebebiyet verebiliyor. Hele eşiniz bilmem kaçıncı defadır çıkarken çöp torbasını kapının önüne koymayı unutuyor ya, dayanılmaz bir durum değil mi bu? Ya da banyodan bir türlü çıkmayı bilmemesi yeterli bir sebep değil mi? Bu ve bunun gibi bir sürü son damla ile önemli tartışmalara sürüklenebiliyoruz yer yer.

Çoğunlukla günlük hayatın parçası olarak ortaya çıkan bu tarz küçük anlaşmazlıkları basit bir gülümseme, şakayla karışık bir takılma ya da bir kucaklaşma ile çözmek mümkün. Ama bu önemli hamleyi yapamaz da araya biraz zaman girmesine sebep olursak işte o zaman bir damlanın sebebiyet verdiği küçük anlaşmazlığın büyümesi kaçınılmaz oluyor.

Barışmak için her şeyden önce barışmaya hazır olmak lazım elbette. Flensburg Üniversitesi Psikoloji bölümünde 250 kişi üzerinde yapılan bir inceleme sonucunda insanlar bu yönden 4 farklı kişilik tipine ayrılmıştır:

Uzlaşıcı tip (%29):

Uysal ve uyumlu bir karakter sergilerler. 45–54 yaş arası yüksekokul mezunları arasında daha yaygın olarak tespit edilmiştir. Barışçı ve karşı tarafa saygılı bir çizgileri vardır. Yapıcı ve uzlaşmacı tavır takınırlar. Tartışma anında hedefinden sapma göstermez ve kurallarına bağlı kalır. Her iki tarafı da memnun edebilecek orta noktaları bulmaya çalışır. Şayet tartışmadan haklı çıkan taraf kendisi olursa, karşı cephenin gönlünü almayı ihmal etmez. Haksız çıktığında da küsüp geri çekilmeyi değil yine birlikte hareket etmeyi seçer.

Şayet sizin tipiniz de bu ise, başkalarının tartışmalarında arabuluculuk yapacak ideal kişisiniz aynı zamanda. Bu kişilik yapısını taşıyan birisi ile anlaşmazlığa düştüğünüzde ise kendi görüşlerinizi mantıklı nedenleri ile birlikte ortaya koyabildiğiniz ölçüde ikna edici olabilirsiniz; böyle bir durumda en önemli mesajınız ise ortak bir çözüm arayışında olduğunuzu ısrarla vurgulamak olmalıdır.

Kışkırtıcı tip (%22):

Hiç kimseyi gözetmeksizin sadece bir tek haklı tanır, o da kendisi. 25–34 yaş arası erkekler arasında daha yaygındır. Genellikle tartışmayı başlatan taraf olurlar ve hiç barışçı değildirler. Savundukları şeyden emin olmasalar bile çok iyi rol yapar ve sonuna kadar savunurlar. Yer yer fiziksel güç kullanmaktan da çekinmezler. Tartışmadan haklı çıktıkları anda zafer kazanmış gibi kutlarlar, haksız çıkan tarafın duygularını düşünmezler. Hani olmaz ya, nadiren haksız taraf olarak ilan edilirlerse intikam yemini ederler.

Bu tipte bir insansanız şayet sizi ancak yeni bir anlayış çizgisine gelmeye davet edebiliriz: “Lütfen başkalarına size nasıl davranılmasını istiyorsanız öyle davranınız.” Bu tarz bir kişilik ile tartışmaya girenlere tavsiyemiz ise hemen egemenliklerini tanımamalarıdır. Açık ve net bir şekilde kendi görüşünüzü ortaya koyun ancak gereksiz kelime oyunları ve uzatmalardan kaçının. En iyisi onu mümkün olduğu kadar duymamanız ve kendi yolunuza gitmeniz olacaktır.

Kararsız tip (%22):

Kendini ifade etmekte problemleri vardır. Onun için kavga sırasında bir öne çıkar, bir geri çekilir. Bu grupta daha çok 25–34 yaş arası bayanları görüyoruz. Endişeli ve kendine güvenmeyen bir çizgisi vardır. Kendi görüşünü savunurken ciddi bir direnç ile karşılaştığında yarı yoldan döner. Çoğunlukla kendilerini karşı tarafın yerine koymayı da iyi becerdiklerinden haklı çıktıkları tartışmalar sonunda muhataplarına karşı çok ileri gitmiş olabilecekleri düşüncesiyle üzülebilirler. Haksız çıktıklarında ise sıklıkla küserek ayrılırlar.

Böyle kararsız kişilik yapısındakilere ilk önerimiz hedefinizi net bir şekilde gözünüzün önünde tutmanız. Durmadan gelgitler içerisinde bir çözüme ulaşmanız oldukça zor olacaktır çünkü. Karşınızdaki muhatabınız bu tipe uyan bir kişilik yapısı sergilediğinde ise sakın kendinizi onun gelgitlerine kaptırmayın. Karşı tarafın net bir görüş ortaya koyamaması sizi kendi hedefinizden saptırmamalı.

Çekinik tip (%27):

Asla kavgayı başlatmaz. Bunun için kendini barışmak için ilk adımı atmamakta da haklı görür ama. Bu grupta karşımıza daha geniş bir demografik dağılım çıkıyor; 25–44 yaş arası ve 54 yaş üzeri hem kadın hem erkekler, çoğu kez de lise ve daha düşük düzey okul mezunları ön planda yer alıyor. Hırssız ve mütevazı bir tavır içindedirler. Dolayısıyla tartışma potansiyeli olan birçok olaydan daha baştan kaçınırlar. Tartışmayı anlamsız ve rahatsız edici bulduklarından mümkün olduğunca uzak dururlar. Başlayan tartışmalarda barışma ve uzlaşma konusunda çok başarılı olmasalar da tartışma ortamına nadiren girdiklerinden bunun için özel teknikler geliştirmeye de ihtiyaç hissetmezler.

Bu tipteki insanlara aslında kendilerinin de bir görüş ortaya koymaları gerektiğini önereceğiz. Devamlı kaçak güreşerek bir yere varılamayacağını yapıcı bir tartışma ortamından da kazanç elde edilebileceğini kabul etmeleri gerekmektedir. Muhatabınız bu kişilik tipine uygun bir yapı sergilediğinde ise onun beklentilerine uygun şekilde koruyucu bir üslup takınmaktan kaçınmak daha doğru olacaktır. Yoksa problemleri sümenaltı etmiş olmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız ve bunlar orada durduğu müddetçe de sizi rahatsız etmeye devam edecektir. Bunun için, tıpkı kararsız tipte de yapmanız gerektiği gibi, karşı tarafın sorumluluğunu almadan kendi sınırlarınızı açık ve net bir şekilde – ama mutlaka dostane tavırla – belirleyin.

AKCİĞER ZARI İLTİHABI: TEDAVİ

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Başka bir hastalığa bağlı olarak gelişen ikincil akciğer zan iltihaplan, bu hastalığın gidişiyle yakından ilişkili olarak bazen aylan bulabilen bir süre sonunda iyileşir. Hastalık seyrek olarak kalp dış zarı iltihabı (perikardit), karın zan iltihabı (peritonit), akciğerde kan göllenmesi ve akciğer zan çevresinde apseleşme gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Tedavide belirleyici olan iltihabın nasıl iyileştiğidir. Biriken sıvı tümüyle geri emilirse akciğer açılır, akciğer zarı eski bütünlüğüne kavuşur ve solunum işlevinde hiçbir bozukluk görülmez. Ama olgulann çoğunda akciğer zan katmanlanndaki fibrin örtülerinin üzerinde bağdoku gelişimiyle zar kalınlaşır (pakiplörit); göğüs duvannda büzüşmeler ve mediyastinde çekilmelere yol açan büyük yapışıklıklar oluşur.

Büyük yapışıklıklar solunum hareketlerini zorlaştınr. Öncelikle akciğer zan katmanlarının birbiri üzerinde kay-malannı engelleyerek hareketleri sınırlar, özellikle birbirinden uzak bölgelerdeki yaygın yapışıklıklar akciğerin soluk alma sırasında açılmasını zoriaştıra-rak göğüs kafesinin hareketini kısıtlar. Böylece solunum işlevi önemli ölçüde sınırlanabilir. Özellikle de göğüs boşluğunda geniş alanlann sert bağdokusuyla dolarak büzüşmesi ve esnekliğini yitirmesi (fibrotoraks) durumunda ağır kalp-dolaşım yetersizliği gelişir.

Bu tür olumsuz sonuçların önlenmesi çok büyük ölçüde uygun tedavi türünün ve yönteminin seçilmesine ve tedaviye erken başlanmasına bağlıdır. Böyle karmaşık sorunlar bir kez ortaya çıkarsa cerrahi girişim kaçınılmaz olur. Akciğer zan iltihabının etkeni belirlendikten ve uygun tedavi seçildikten sonra hasta kesin olarak yatakta dinlenmeye alınır ve ağrı kesici ilaçlarla ağnsı önlenir. Günde 3-4 kez 0,5 gr lık dozlarda verilen aspirin ağnyı gidermeye yetebilir. Sıvı-fibrinli akciğer zan iltihabının tedavisi Önce verem ya da zatürree gibi hazırlayıcı hastalığın tedavisiyle sağlanabilir. Torasentezle her seferinde bir litreyi aşmamak koşuluyla birkaç kez sıvı boşaltılması, hastayı rahatlatıp iyileşme süresini kısaltabilir. Torasentezle bir litreden fazla sıvı alınırsa, az da olsa dolaşım yetersizliği ve akciğer ödemi gelişebilir. Ama hastada ileri derecede solunum güçlüğü yapacak kadar çok sıvı bi-rikmişse, göğüs drenaj sondası kullanılarak ve iyi denetlenen koşullarda bir litreden fazla sıvı boşaltılabilir. Biriken sıvının elden geldiğince büyük miktarlarda boşaltılması aynı zamanda sıvının bağdokuya dönüşmesini de engeller. Sı-vı-fibrinli akciğer zan iltihabının vereme bağlı olduğu düşünülüyorsa, akciğer veremi tedavisine ağırlık verilmelidir. Aynca ateşin yüksek olduğu evrede ve ateş düştükten sonraki altı hafta boyunca hasta yatakta dinlendirilir. Akciğer filmleriyle düzenli denetim hastalıktan sonra 3-5 yıl daha sürdürülmelidir. Yeterli tedavi görmeyen akciğer zan veremli hastalann büyük bölümünde 5 yıl kadar sonra akciğer veremi geliştiğinden tedavinin titizlikle tamamlanması çok; önemlidir. İrinli akciğer zan iltihabında torasentezle elden geldiğince erken aşamada irin boşaltılmalıdır; aşın sıvı birikimi ya da keselcşme varsa girişim kaburgalar arası aralıktan bir sondayla yapılabilir. Boşaltmanın ardından akciğer zan boşluğu bir litre kadar ılık fizyolojik serumla yıkanmalıdır. Sıvınm bakteriyolojik incelenmesi ile akılcı bir antibiyotik tedavisi planlanabilir. Anti-biyogram sonuçlan alınmadan önce akciğer zan boşluğuna torasentez iğnesinden 1.000.000-2.000.000 ünite penisilin hemen yerel olarak uygulanabilir, ama bunun için hastada penisiline karşı aşırı duyarlılık bulunmadığı kesinleştirilme-Hdir. Akciğer zan iltihabının iyileşme süresi birkaç ayı bulabilir. Hastalık etkeni verem basiliyse verem tedavisi iyileşme sonrasında birkaç ay daha sürdürülür. Bundan sonra da akciğer dokusunda verem başlaması olasılığına karşı hasta akciğer filmleri ve muayenelerle bir süre daha izlenir. İyileşme döneminde solunum alıştırmalan oldukça yararlıdır. Beslenmeye önem verilmeli bol ve çeşitli gıdalar alınmalıdır. Çok soğuk ya da nemli ve 800 m den yüksek olmayan dağ havası önerilebilir.

AKCİĞER ZARI İLTİHABI: SINIRLI VEYA LOKALİZE

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Akciğer zarı iltihabında sıvı her zaman zar boşluğunda serbest olarak toplanmayabilir. Sıvı birikimi akciğerler arasındaki mediyastin adlı boşlukta, akciğer lobları arasında, akciğerle diyafram arasında, bazen de çevresi yapışıklıklarla sınırlanmış kesecikler biçiminde gerçekleşebilir. Yapışıklıklar genellikle sıvı-fibrinli akciğer zan iltihabının İyileşmesi sırasında zarın iki katmanı arasında oluşur. Sınırlı akciğer zarı iltihabının yerleştiği bölgeye göre çeşitli tipleri vardır.

Mediyastini örten akciğer zarı iltihabı

Eksüda niteliğindeki sıvı, akciğer zarının mediyastin organlarını Örten katmanıyla akciğerin mediyastine bakan iç yüzünü döşeyen karşı katmanı arasında birikerek iki katmanı birbirinden ayırır. Sıvı mediyastinin ön ya da arka bölümünde toplanabilir. Genellikle hastalıklı yandaki akciğerin göbeğinde (hilus) lenf bezlerine de yayılmış veremin sonucudur. Birincil kompleks (Ghon kompleksi) denen bu verem olguları daha çok gençlerde görüldüğünden bu tip akciğer zarı İltihabına da çoğunlukla gençlerde rastlanır.

Sıvı ön mediyastinde toplanmışsa, en tipik belirti göğüs kemiğinin arkasından başlayıp koltukaltı ve memeye doğru yayılan ağrıdır. Sıvı arka mediyastinde toplandığında ağrı omurga boyunca yayılır. Sıvı birikimi çok fazlaysa mediyastin organlarına baskı yapar. Baskı soluk borusunaysa hırıltı ve ağn, yemek borusunaysa yutma güçlüğü, vagus sinirineyse öksürük, gırtlaktaki rekürrent sinirineyse ses kısıklığı ya da ses kaybı, azigos toplardamaraysa boyun ve göğsün yüzeysel damarlarında dolgunluk ve genişleme gibi belirtiler görülür.

Akciğer filmi çekilmeden mediyastini örten akciğer zarı iltihabı tanısına varmak çok zordur. Tanı amacıyla torasentez ya da mediyastinoskopi yapılması birçok teknik soruna yol açar.

Loblar arası akciğer zarı iltihabı

Oldukça sık rastlanır. İltihap akciğer loblarını ayıran yarıkların içini örten zar bölümlerindedir. Akciğer dokusunun bir hastalığı söz konusu değilse en sık görülen etken verem basilidir. Akciğer dokusunda bir hastalık varsa bu genellikle yanğa komşu bölgedeki akut bronş-akciğer iltihabıdır.

Hastalıkta öbür akciğer zan iltihabı belirtilerine ek olarak yüksek ateş, iltihaplı loblar arası yarık boyunca yayılan ağn, Öksürük ve nefes darlığı görülür. Tanı akciğer filmiyle konur. Hastalığın bıraktığı izler genellikle yıllar sonra çekilen akciğer filmlerinde bile yarıklar boyunca uzanan çeşitli kalınlıklarda opak çizgiler biçiminde görülebilir.

Diyaframı örten akciğer zarı iltihabı

Genellikle çok seyrek görülen ve her zaman kolay tanı konamayan bir hastalıktır. En çok verem hastalığı süre cinde ortaya çıkar. Aynca başta karaci ğer ve özellikle safrakesesi olmak üzere kann boşluğundaki organların enfeksi yonları sırasında gelişir. Bu durumda sıvı genellikle irinlidir. Karın organlarıyla ilgili belirtiler Öne çıktığından he kimin daha çok bunlara dikkat etmesi akciğer zanndaki sıvı birikiminin göz den kaçmasına yol açabilir. Hastada yüksek ateşle birlikte göğsün alt bölümünde yoğunlaşan ağn vardır; aynca öksürük, nefes darlığı, yutma güçlüğü ve diyafram örselenmesinin sonucunda çok tipik olarak ortaya çıkan hıçkınk görülür. Tanıya öncelikle akciğer filmiyle vanhr. Filmde diyafram kubbesi hareketsiz ve biçimi bozuk olarak gözlenir; sıvı toplanması diyaframda yoğun bir bölge biçiminde görülür.

Akciğer tepesini örten akciğer zarı iltihabı

Zann akciğerin tepesini örten bölümündeki iltihap genellikle vereme bağlıdır. Belirtileri öbür akciğer zarı iltihaplanndaki gibidir. Bazen tam ama cıyla köprücük kemiği allından batın ları bir enjektörle torasentez yapılır..

Keseleşmiş akciğer zarı iltihabı

Keseleşmiş iltihap akciğer zarının herhangi bir bölgesinde görülebilir. Çevresindeki yapışıklıklarla yalıtılmış bir akciğer zan kesesi içinde sıvı birikimi sonucunda oluşur. Yapışıklıklar iyileşme sürecin deki bir sıvı-fibrinli akciğer zan iltiha bından arta kalmıştır. Sıvı İrinliyse yapışıklıkların oluşumu kolaylaşır. Gerçek ten de irinli sıvılar kolayca geri emilemez, yoğunlukları hızla artar ve akciğer zan katmanlan arasında yaygın ve kalıcı yapışıklıkların oluşumuna yol açar.

Keseleşmiş akciğer zan iltihabının iyileşmesi zaman alır ve tedavisi çok karmaşıktır. Tedavi genellikle bölgeye antibiyotik, kortizon grubu ve fibrin eritici ilaçların enjekte edilmesine dayanır.

Bu tedaviyle hastalık iyileşse de keseleşmiş iltihabı oluşturan yerel anatomik koşullan fazla değiştirmez.

Keseleşmiş bir akciğer zarı iltihabının kalıcı tedavisi ancak cerrahi girişimle yapılmaktadır.