Eski bir dövüş sanatıyken, şimdi hastanelerde tedaviyi desteklemek için kullanılan Tai Chi, kalp gibi birçok hastalığa iyi geliyor, hafıza ve dengeyi güçlendirip stresi azaltıyorÇinlilerin geleneksel sabah sporu Tai Chi, gerçek bir sağlık kaynağı çıktı. Amerikalı uzmanlar daha önce yapılmış 47 araştırmanın sonucunu inceleyerek, Uzakdoğu sporu Tai Chi nin kronik hastalıklara iyi geldiğini ortaya koydu. Eski bir Çin dövüş sanatı olan Tai Chi, denge kontrolü, esneklik ve kalp sağlığı kazandırarak, kalp ve multipl skleroz (MS) gibi hastalıklara iyi geliyor.

ABD nin Tufts New England Tıp Merkezi tarafından yapılan çalışmaya göre, bu sporun iyi geldiği alanlar hastalıklarla sınırlı değil. Çin de binlerce yıldır yapılan Tai Chi, doğru nefes alma teknikleri ve yavaş hareketlerle yapılan özel duruşların bir kombinasyonu. Tai Chi yapanlar bu sporun hafıza, konsantrasyon, sindirim, denge ve esneklik açısından olumlu etkileri olduğunu söylüyor.

Yaşlılarda düşme azalıyor

Uzmanların incelediği Çince ve İngilizce araştırmalar da, uygulayıcıların bu iddialarına tıbbi dayanaklar getiriyor. Uzmanlar Uzakdoğu dan çıkıp ABD ve Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşan Tai Chi nin özellikle yaşlılar açısından büyük fayda sağlayabileceğini, bu sporu yapan yaşlı kişilerde düşme oranının az olduğunu belirtti. Ayrıca bu dövüş sanatının sağlıklı insanlara da faydası olduğu, acı, stres ve endişeyi azalttığı vurgulandı.

Yine sağlıklı kişilerde kalp ve solunum fonksiyonları üzerinde olumlu etki yapan Tai Chi, baypas, kalp yetmezliği geçirmiş hastalarda ve yüksek tansiyon, romatizma, MS, akut miyokardiyal enfarktüs rahatsızlıkları olan kişilerde yarar sağlıyor. Çin deki hastanelerde tedavi destekleyici olarak yaygın şekilde kullanılan Tai Chi sporu, Britanya daki bazı hastanelerde de uygulanıyor.

ANAL FİSSÜR

Aralık 5, 2007

Anal fissür; anüs çıkışındaki mukozanın; genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılmasıdır. İlk bir aylık dönemdeki yırtıklara AKUT ANAL FİSSÜR, daha uzun süreli ve meme yapmış yırtıklara da KRONİK ANAL FİSSÜR denir.Anal fissürün başlıca sebepleri kabızlık, doğum eylemi veya doğumdan sonraki ilk bir iki günde tuvalete çıkışın ertelenmesi veya ihmalidir . Diğer sebepler arasında; proktit, regional enterit veya ülseratif kolit gibi enflamatuar barsak hastalıkları da sayılabilir . Ağrıya karşı son derece duyarlı olan anal bölgedeki herhangi bir minicik çatlak az-çok ağrıya; o da anal kaslarda spazma, yorulma ağrısına, kan dolaşımında bozulmaya, yani iskemiye yol açar. İskemi halinde ağrı daha da artar ve yara beslenmesi bozulur, iyileşme gecikir hatta kötüleşir.

Medikal olarak iyileştirilmiş pek çok fissür nükseder . Bunun nedeni, anal kanalı saran ve destek veren eksternal kas demetlerinin, kuyruk sokumu tarafında sık olarak doğuştan zayıf yaratılmış olmasıdır.

Anal Fissürün Belirtileri Nelerdir?

Anal fissürün başlıca belirtileri, dışkılama anında ve özellikle sonrasında oluşan şiddetli anal ağrı ve ve özellikle akut fissürlerde tuvalet kağıdına bulaşan kan ve bazen de anal kaşıntı olur. Olay 20-30 gün devam ederse, yara önünde hemoroide benzer, hipertrofik papilla veya web denilen bekçi bir meme oluşur; yara daha da derinleşir, ağrı ve kaşıntı artar; yani artık KRONİK ANAL FİSSÜR GELİŞİR. Ağrılar özellikle dışkılamadan sonra artar ve saatlerce, hatta gün boyu sürer, dayanılmaz olur. Kanama nadirdir ve kağıda bulaşır tarzdadır; hemoroidlerdeki gibi püskürür tarzda değildir. İyice kronikleşmiş fissürlerde bazen iltihabi veya pis kokulu sarı akıntı da olabilir. Bunun sebebi, fissür yarasının derinleşmesi veya bekçi memeyi alttan delerek, bir perianal fistül oluşturmasıdır.

Anal Fissürün Medikal Tedavisi ve Tedbirleri Nelerdir?

En iyi tedbir kabızlıktan korunmaktır. Kadınlardaki anal fissür, genellikle doğum travması veya doğumdan sonraki ilk günlerde oluşan kabızlıkla ilgili olduğuna göre, bu kişilere doğum eylemi başlar başlamaz hijyenik lavman yapılmalı. Bebeğin çıkışında perine ve özellikle anüs korunmalı. Doğumdan sonraki ilk 3 gün yumuşatıcı krem ve Libalax veya Gliserin benzeri fitillerle fissür oluşumu önlenmeli. Anal fissür bir şekilde oluşmuşsa krem ve fitillere 7-10 gün devam edilmeli, ılık su oturma banyosu yapılmalı, ağrı varsa ağrı kesiciler verilmeli ve bol meyve, sebze tüketimi ile kabızlık önlenmeli.

Akut fissürlerde medikal tedavinin başarı şansı, sıkı bir uygulama ile % 80 dir. Ancak fissür kronikleşmiş ise, yani yara derin ve zemini çok sert ve bekçi meme gelişmiş ise ve fissür memenin altına ilerleyerek cilt yönünde delmiş ve fistül yapmışsa, bu tür tıbbi tedavi % 50 başarısız kalacaktır .

Tıbbi tedavilerde başarısızlığın bir başka sebebi de yanlış ilaçlar ve yanlış diyettir. Kronikleşmiş anal fissürde tedavi; tıbbi veya cerrahi yolla anal spazmın giderilmesi esasına dayanır. Tıbbi tedavi ile geçici rahatlama sağlansa da, kalıcı ve kesin tedavi cerrahi müdahale ile sağlanır. Ancak akut dönemde önce tıbbi tedavi denenmelidir.

Kronik Anal Fissürde Cerrahi Tedavi

Hekimlikte kişisel bilgi, beceri ve tecrübenin çok gerekli olduğu konulardan biri; anal fissür, fistül ve hemoroidlerdir. Çünkü anüs anatomisi ve anal fonksiyonlar son derece hassas mekanizmalar üzerine kurulur. Örneğin, cerrahi girişimlerde anal mukozadan ve mukozal örtünün damarsal yastık ve valv görevi yapan dokudan biraz fazla alındığı takdirde İnkontinens, yani kaçaklar ve iyileşme sorunları olabilir. Hastaların en çok korktuğu husus, operasyon yüzündan olabilecek gaita kaçağı ve ağrıdır.

İdealize edilmiş enstruman ve tecrübeli hekim eli ile, ağrısız veya minimal bir ağrı ile, hem de lokal anestezi ile, gayet etkili ve başarılı ” LİS yani Subkütan Lateral İnternal Sfinkterotomi” yapılabilir. Dış, yani eksternal sfinktere asla dokunulmaz. Gerekirse büyük bekçi memeler de alınır. Küçük memeleri almamalı, yoksa girişim sonrası ağrı olabilir. Bekçi memeler yerinde kalırsa zamanla küçük, yumuşak deri sarkıntılarına dönüşür, hiç bir sorun teşkil etmezler. Büyük bekçi memeler ise hijyenik sorunlara yol açacağı için alınmaları daha uygun olur.

Operasyon için herhangi bir ön hazırlık veya sonrası dönemde, 1 saatten daha fazla istirahati gerektirmez; yeme içmeye ara verilmez.

Poliklinik şartlarında, yani hastane yatışı ve narkoz gerekmeden yapılabilen bu küçük , fakat modern tedavi yöntemi ile; hasta hemen rahatlar ve fissür yarası da 1 hafta içinde sessizce kaybolur gider. Dikiş gerekmez, kanama olmaz, kaçak, nedbe veya çekinti olmaz. Ancak acemi ellerde nadir de olsa, eksternal sfinkterin de kesilmesine bağlı olarak gaz veya gaita kaçağı gelişebilir.

Kronik Anal Fissürlerin Cerrahi Tedavisinden Sonra Dikkat Etmeniz Gereken Kurallar:

1-Ağrı kesicilerinizi, melhemlerinizi ve ılık su oturma banyolarınızı ihmal etmeyiniz; ağrı artışı, iyileşmeyi geciktirir.

2-Müdahaleden 12-18 saat sonra tamponu çıkarıp, 15 dk süre ile ılık suya oturunuz ve ardından, varsa tuvalet ihtiyacınızı gideriniz; ardından melhemleri parmağınızla anüsün içine ve dışına, masaj yaparak sürünüz. Ilık suya oturma banyolarına ve kremlere sabah akşam, 1 hafta devam ediniz, pansuman veya gazlı bez uygulamanıza gerek yoktur. Bir hafta sonunda dilatasyon için, mümkünse kontrole gidiniz.

3-Baharat hariç , her tür ve özellikle posalı ve sulu gıda alınız. İyileşme tamamlandıktan sonra bol posalı gıdayı arttırarak ömür boyu kabızlıktan sakınınız ve hemoroidlerde olduğu gibi altın kurallara uyunuz.

4-Müshil almayınız ve ishal olmayınız, değilse iyileşme gecikir.

Bu pratik ama modern tedavi yöntemi ile ağrılarınız çok büyük olasılıkla aynı gün geçer; fissürünüz de bir haftada iyileşir. Kurallara uymazsanız iyileşme gecikebilir veya başarı biraz düşük olur.

Fissürlerde Kansere Dönüşüm Olabilir mi?

Anüs ve rektum kanserleri, baştan kanser olarak başlar; hemoroid veya fissürler kansere dönüşmez. Ancak kanser ve diğer hastalıklarla karıştırılabilir. Bazen asıl hastalık kanserdir; ancak kanser ve diğer hastalık belirtileri hemoroid veya fissüre benzediği için hasta veya doktor ihmalkar davranır; teşhiste gecikme ve yanılmalara neden olur. Bu arada, teorik olarak uzun yıllar boyu akan yaraların habisleşebileceğini de tamamen gözardı etmemek gerekir.

SÜREKLİ OTURMAK ZARARLI

Aralık 5, 2007

Bilgisayar basinda, ofis masasinda ya da evdeki calisma masasinda gün boyu oturarak çalışanların zamanla kemikleri zayıflıyor, kan damarları daralıyor ve kaslarının şekli bozuluyor. Çaresi saatte bir ayağa kalkıp dolaşmak… Her 10 kişiden yedi ile dokuzu bel, her 100 kişiden 30-60 ı boyun ağrısı çekiyor. Bu durumun sorumlularından birinin de sürekli oturarak ya da uzun süre ayakta durarak çalışmak olduğuna dikkat çekiliyor. Gazeteciler,ogrenciler,memurlar, doktorlar, muhasebeciler, operatörler ve tezgâhtarlar en çok risk altında olanlar.Yatarak dinlenin

Sürekli oturan insanın kemiklerinin zayıfladığını, bel, boyun ağrıları meydana geldiğini, damarların daraldığını, kasların boyunun kısaldığını, esnekliğin azaldığını, eklemlerin şeklinin bozulduğunu belirten doktorlar, ağrılara engel olmanın saat başı ayakta gezinmek olduğunu ifade ederek, yatarak dinlenmenin de ağrılara iyi geldiğini kaydettiler

İşte en ideal oturma biçimi!

Gün boyu oturmak söz konusu olduğunda en ideali rahat etmek . Gün boyu masa karşısında dirsek çürütürken yandaki gibi ideal şartlara sahip olamayanların dikkat etmesi gerekenlerse şunlar: Sırtınız dik olmalı. Masa, çalışırken eğilmenizi gerektirmeyecek yükseklikte ve uzaklıkta olmalı. Masayla vücut arasında kolları esnekçe kullanmayı sağlayacak bir oran bulunmalı. Doğru oturuş pozisyonunu koruyabilmek için bulunulan ortamın aydınlatması ve ısısının da kişinin rahat edebileceği durumda olması gerekiyor. Tüm bunlar sağlandığında bile, bir saatte bir kalkıp 5-10 dakika dolaşarak kasları hareket ettirmek gerekiyor.

ANKSİYETE BOZUKLUKLARI

Aralık 5, 2007

Kişinin sebebini tam olarak ortaya koyamadığı iç sıkıntısı haline anksiyete (bunaltı) adı verilir. Anksiyete psikiyatri uzmanına müracaat eden hastalar arasında en sık ve yaygın olarak görülen bir belirtidir. Genelleşmiş veya yaygın aksiyete bozukluğu olarak adlandırılabilecek hastalıkta kişi yaşadığı aksiyeteyi korku, endişe, dehşet, kaygı gibi terimlerle ifade edebileceği gibi, sürekli olarak tetikte bekleyiş gerginliği, bilinmeyen ve ayırt edilemeyen bir tehlike veya kötülük duygusu olarak da ifade edebilir.
Kisinin yasami boyunca anksiyete bozuklugu geçirme orani % 25 dolayindadir. Saglikli kisilerde korku ve kayginin nedeni bellidir. Hastalik durumunda ise nedensiz korku ve kaygi duyulur. Bu duygulanımlara ilave olarak bazı hastalarda; başdönmesi, ağız kuruluğu, vücudu soğuk kaplaması, irkilme, huzursuzluk, titreme gibi belirtiler de olabilir. Bazen de tüm bunların bir karışımı olabilir. Fiziksel şikayetleri daha yoğun olan hastalar genelde kaygı, korku ve dehşet duygularını inkar ederler.

Hastalik yüksek bir oranda alkol ve uyusturucu madde kullanimi ile gitmektedir. Kisiler baslangiçta kaygilarini azaltmak için bu maddeleri kullanmakta, ancak sonra bunlar hastaligin gidisini daha kotu bir sekilde etkilemektedir.

Stresle baglantili baska hastaliklar (gastrit, irritabl kolon, gerilim tipi bas agrilari gibi) da buhastaliga eslik edebilmektedir.

Baska ruhsal hastaliklarla birlikte bulunma orani yüksektir (saplanti-zorlanti bozuklugu, depresyon,sosyal fobi,panik bozukluk gibi). Bu hastaliklara ilerleyen dönemlerde dönüsebilme olasiligi bulunmaktadir.

Kisinin endiseleri nedeniyle çevresindekileri kisitlamasi sonrasinda ailesel ve mesleki sorunlar olusabilmekte ,kisi sosyal ortamlardan uzaklasabilmekte ve ayriliklar,bosanmalar ,eriskin-çocuk uyusmazliklari olusabilmektedir.

Ansiyete bozukluklari çesitlidir:

- Panik bozuklugu

- Yaygin anksiyete bozuklugu

- Sosyal fobi ve diger fobiler

- Obsesif kompulsif bozukluk

- Travma sonrasi stres bozuklugu

Endişe duyan, yaşadığı anksiyete belirtilerini ifade eden ve belirgin olarak sıkıntı çektiğini hissettiren hastalar bile altta yatan nedeni tam olarak ortaya koyamayabilirler.

Tedavi hekimin oyacağı anksiyete bozukluğunun alt tiplerine göre değişiklik gösterir. Tedavide mutlaka gerekli değilse ilaç kullanılmamalıdır. Genelde psikoterapi uygulanması daha iyi sonuç verebilir.

Alternatif tıbbın yeni tanınmaya başlayan dalı “Su-Jok”a göre, eller ve ayaklar, bedenin gerçek bir aynası ve bu organlarda, tüm bedendeki rahatsızlıkları iyileştirecek “uzaktan kumanda” fonksiyonu bulunuyor.Kırımlı Psikolog Dilara Trubach, Su-Jok’un, baş ağrısı, sara nöbeti, kabızlık, ishal, bulantı, kramp, romatizma, lumbago, siyatik gibi rahatsızlıklarla, cinsel fonksiyon bozuklukları ve kulak-burun-boğaz hastalıklarına karşı etkili olduğunu söyledi.

Dilara Trubach, Kore dilinde “Su”nun el, “Jok”’un da ayak anlamına geldiğini, Güney Koreli Prof. Dr. Park Jea Woo tarafından geliştirilen alternatif tıbbın bu dalının, geleneksel akupunktur yöntemlerine katkıda bulunmayı amaçladığını söyledi. Moskova Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduğunu, daha sonra Taşkent’te 1 yıl akupunktur, Tibet’teki bir Su-Jok okulunda “Dalai Lama Bitkisel Bilgisi” ve Aşkabat’ta da hipnoz eğitimi aldığını anlatan Trubach, Türkiye’de çok yaygın olmayan Su-Jok’un, tüm dünyada çok iyi bilindiğini kaydetti.

Trubach, anatominin bütünü incelendiğinde, elerin ve ayakların, bedenin küçük, ancak gerçek bir aynası olduğunun görülebileceğini belirterek, “Bu bakışla, el ve ayaktaki baş parmak, kafamıza tekabül eder. Bunun ötesinde elde avuç, ayakta da taban ve 5 parmak vardır. Tıpkı gövdemizden uzanan kollar ve bacaklarımız gibi. Her parmakta boğumlar bulunmaktadır. Tıpkı kol ve bacaklarımızın üç bölümden, baş ve boynumuzun iki bölümden oluşması gibi” dedi.

Su-Jok’a göre, el ve ayakların insan vücudunun minyatürü olduğunu ve üzerinde vücudun çeşitli organlarına karşılık gelen noktalar bulunduğunu anlatan Trubach, tedavinin, rahatsızlık bulunan organların el ve ayaklarda karşılık geldiği noktaların masajla harekete geçirilmesinin yanı sıra tohum, diken ve küçük taşlar gibi doğal uyarıcılarla yapılabildiğini bildirdi. Trubach, Su-Jok’un, baş ağrısı, sara nöbeti, kabızlık, ishal, bulantı, kramp, romatizma, lumbago, siyatik gibi rahatsızlıklarla, cinsel fonksiyon bozuklukları ve kulak-burun-boğaz hastalıklarına karşı etkili olduğunu söyledi.

Su-Jok’un uygulamasının kolay olduğunu vurgulayan Trubach, şunları kaydetti: “Su-Jok’un, doğru uygulama karşısında etkisi çabuk ortaya çıkar. Birkaç dakika içinde ya da birkaç saniye sonra etkisi başlar. Elleriniz ve bilgilerin saklı olduğu başınız, daima sizinledir. Metodu uygularken, kullanacağınız aksesuvarı da her zaman kolaylıkla temin edebilirsiniz. Bu tedavi edici sistemi yaratan, doğanın kendisidir. Su-Jok’da yanlış uygulama asla kişiye zarar vermez, sadece yaptığı işlem etkisiz olur.”

ANAL FISSURLER VE FISTULLER

Aralık 5, 2007

Anal (anüse ait) fissür oldukça ufak ve sık rastlanmayan bir aşınmadır. Bu anal sfinkterden (kas) başlar ancak kanalın içine uzanır. Dışarı çıkma sırasında acı verebilir ve dışkıda kan izleri bırakabilir. Bu durum kadınlar arasında daha yaygındır. Ekseriyetle anal fissür lifli, posalı yiyecekler yendiğinde iyileşir. Dışkıyı yumuşatıcı bir ilaç da yardımcı olabilir. Eğer aşınma bir ülserse daha kuvvetli ağrı duyulur. Çünkü ülser anal sfinkter (kas) adalesinin spazm yapmasına neden olur. Burada da lifli veya hazım yaratıcılar (şişebilen maddeler) sancının giderilmesinde yardımcı olur. (Kronik Kabızlık) Sıcak bir banyo adaleyi yumuşatıp ağrıya neden olan spazmı ortadan kaldırır. Eğer sancı devam ederse doktorunuz ameliyata karar verebilir. Bu genelde ufak bir cerrahi müdahaledir. Hastanede gece kalınması gerekmez.Bir anal (anüse ait) fistül anal kanaldan anüse geçişin etrafındaki deride bulunan bir deliğe uzanan anormal tüp gibi bir geçittir. Ciltte apse oluşabilir (Anorektal Apseler).

Cilt bu delikten cerahat ve su aktığı için kaşınabilir ve tahriş olabilir. Bu fıstüller genelde rektumun iç cidarının altındaki apselerden kaynaklanır.

Bazı zamanlar bir anal fistül veya anorektal apse Crohn hastalığının bulunduğunu belirtir. Bu bölgede daha evvel yapılmış bir ameliyat neticesinde de çıkmış olabilir. Bir rektal muayene (proktoskopi ve bir baryumlu incelenme, Yemek Borusunun, Karnın ve bağırsakların Baryumlu Radyografık incelenmesi) yapılabilir. Tedavi fistülün ameliyatla alınması ve apsenin boşaltılmasıdır.

ANKILOZAN SPONDILIT

Aralık 5, 2007

Spondilit kelimesi belkemiğinin (omurga) inflamasyonu anlamına gelir; ankiloz kelimesi ise iki kemiğin kaynaşarak tek bir kemik haline gelmesi anlamına gelir. Birlikte alındığında ankilozan spondilit ifadesi; kronik, sakroiliak eklemin (omurga ile leğen kemiği arasındaki eklem) romatizmal hastalığını ifade eder, ancak diğer omurga kemikleri de iltihaplı eklemlerle kaynaşma gösterebilir (özellikle alt omurga kemikleri). Ankilozan spondilit, spondiloartropatiler adı verilen hastalıklar grubuna dahildir. Oldukça nadir görülmesine rağmen ankilozan spondilit son derece önemli bir hastalıktır, çünkü genelde başka her hangi bir sağlık problemi olmayan genç erkeklerde gözlenir.Hastalık gövde, sırt, boyun, kalça, kaburga ve omuzlarda ağrı ve sertliklere (spazmlar) neden olur. Omurgalar ve omurgaları destekleyen yapılar kasıldığından dolayı (sertleşme), ankilozan spondilitli hastalarda öne eğik durma eğilimi meydana gelir. Zamanla tedavi edilmeyen hastaların omurgaları birbiri ile kaynaşır ve tek bir kemik gibi görünür; son derece sert ve katılaşmış bir omurga meydana gelir. Bu durum kolların ve göğüsün hareketlerini engelleyebilir.

Ankilozan spondilitiniz varsa özellikle sabahları ve bir süre hareketsizlik sonrası, genelde belinizde ağrı veya sertlik hissedebilirsiniz. Ağrılar genelde sakroiliak eklemde başlar ve gittikçe yukarı doğru ilerleyerek boyun omurlarını etkiler. Diz ve ayak bileği eklemleri de etkilenebilmekle birlikte genelde omurgalar dışında tutulan eklem sayısı 3 veya 4 ü geçmez. Egzersiz yapmak sertleşmeleri azaltır, bu nedenle düzenli egzersiz yapmayan ankilozan spondilitli hastalar gittikçe kötüleşir. Kaburgalarla, kaburga eklemleri de hastalıktan etkilenebileceğinden dolayı, hastalar derin nefes alırken veya öksürürken rahatsız olurlar-zorlanırlar.

Şikayetleriniz azalma ve artışlar gösterebilir, ancak hastalık kronik ve ilerleyicidir. Omurga civarındaki kemikler, eklemler ve diskler hasara uğrar ve kaynaşır, bu nedenle aralıklar daralır. Kemiklerde sindesmofit adı verilen çıkıntılar sıklıkla meydana gelir. Bu durumda hareketler sırasında aşırı bir ağrı meydana gelir. Bel bölgesindeki ağrı ve sertlikler yürüme problemlerine neden olabilir. Ancak çoğu durumda hastalık hafif seyreder ve genelde hastalık başladıktan yıllar sonra tanı konur. Çok nadiren kalp, akciğerler ve gözler hastalıktan etkilenebilir ve bu durumda ciddi bir tablo ortaya çıkar.

Ankilozan spondilitin nedeni bilinmiyor. Ancak genetik (kalıtımsal) faktörlerin etkili olduğunu gösteren bulgular bulunmaktadır. Hastalık en sık 20-40 yaşları arasında ortaya çıkıyor, bununla birlikte 10 yaşın altında bile görülebiliyor. Hastalık 10.000 de bir kişide ve genelde erkeklerde gözlenir. Erkeklerde kadınlardan 10 kat daha fazladır.

Belirtiler

- Sırt, baldır, kalça ve diğer sırt eklemlerinde ağrı ve hassasiyet
- sırt bölgesinde özellikle sabahları belirgin olan ve hareket etmekle azalan katılık ve hareket kısıtlılığı
- göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi
- diz, ayak bileği ve diğer eklemlerde şişme ve ağrı
- halsizlik, ateş
- iştahsızlık, kilo kaybı
- gözde inflamasyon
- kambur veya düzleşmiş sırt görünümü

Tanı

Normal muayene ve radyolojik tetkiklerin yanı sıra hastalığın genetik özellikleri bulunduğundan genetik test tanıya yardımcı olabilir. Ancak genetik bulguların saptanması tanıyı kesinleştirmez.

Tedavi

Tedavinin amacı; eklem ağrılarını azaltmak ve omurgalarda meydana gelen veya gelebilecek hasarları geciktirmek / düzeltmektir.

Ağrıyı, sertleşmeleri ve inflamasyonu gidermek için nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılır (aspirin, naproksen gibi). Bu ilaçlar hastaların normal faaliyetlerine devam etmesine yardımcı olur ve ağrıları azaltır. Nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda sulfasalazin veya metotreksat gibi ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçların yan etkileri oldukça fazladır ve çok iyi kontrol edilmeleri gerekir.

Eğer hastada sinirlerinde bir hasar meydana gelmiş ise veya eklem hasarı çok ciddi ise ameliyat yapılır.

Sizin Yapabilecekleriniz

Eğer düzenli postür (duruş) ve solunum egzersizleri yapıyorsanız rahatlıkla normal bir hayat sürebilirsiniz. Fizik tedavi ve egzersiz tedavinin temelidir. Yapmanız gereken hareketler için bir fizyoterapistten bilgi almanız yerinde olur.

Yüzme, sizin için en iyi sporlardan birisidir. Sık sık yüzün.

Sırtınıza ve belinize yük getirecek hareketlerden ve yaralanmaya neden olabilecek sporlardan uzak durun.

Sıcak su banyoları (kaplıcalar) ve sıcak ortamda yapılacak masajlar ağrılarınızı azaltır. Uyuma pozisyonunuzu düzeltin. Düz bir zeminde sırt üstü ve yastıksız yatın (veya çok ince bir yastık kullanın).

Sigara içiyorsanız kesinlikle bırakın. Aksi halde akciğerlerinizin kapasitesi azalacağından son derece güç nefes alıp-verirsiniz.

İlerlemiş durumlarda sırt desteği sağlayan aletler kullanmanız gerekebilir.

Bu hastalık şu an için tedavi edilemiyor. Ankilozan spondilit hayat boyu sürecek bir problem olduğu için onunla yaşamayı öğrenmelisiniz. Şikayetleriniz hiç beklemediğiniz şekilde azalıp çoğalabilir, ancak hastalığınızın gittikçe ilerleyeceğini kabul etmelisiniz; bununla birlikte gerekli önlemleri alır ve bakım sağlarsanız hastalığınız ilerlediği halde şikayetleriniz fazla ilerlemeyebilir; daha doğrusu siz onlarla başa çıkmanın yollarını bildiğinizden hayatınızı aşırı etkilemez. Arada şiddetli dönemler olabilir, ancak bunların zamanla azalabileceğini unutmayın. Tedavi ve bakım sizin normal bir hayat sürmenizi sağlayacaktır.

TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni nin (http://www.korhek.org) Temmuz-Ağustos 2007 sayısıda su kesintilerinde dikkat edilmesi gereken hususlara yer verildi. Suyun azlığı veya yokluğu; kişisel hijyeni olumsuz yönde etkileyerek kentsel alanlarda özellikle de okul, kışla, hastane gibi toplu yaşanılan yerlerde bulaşıcı hastalıkların görülmesine ve salgınların çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle su kesintilerinden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Alınan bütün tedbirlere rağmen su kesintisi kaçınılmaz ise; özellikle şehirlerde ve toplu yaşanılan yerlerde daha dikkatli olmalıdır. Su kesintisi uygulanmak zorunda kalındığında alınması gereken önlemler ve dikkat edilmesi gereken hususlar mutlaka bilinmeli ve topluma bildirilmelidir.

Bireyler Tarafından Bilinmesi ve Uygulanması Gereken Tedbirler

- Su kesintilerinin yaşandığı dönemlerde kişiler tarafından sıklıkla aşırı miktarda su depolanmakta ve depolanan suların bir kısmı kullanılmadan önce uzun süre beklemektedir. Uzun süre bekleyen sularda zaman içerisinde mikrop sayısı önemli derecede artacağından ihtiyaç fazlası su depolamak uygun değildir. Bu durumda sular geldiğinde öncelikle depolanmış suyu tüketip yeniden taze su depolanmalıdır.

- Yukarda da anlatıldığı gibi su kesintisi sırasında ana boru içindeki basınç sıfıra düşeceği için daha ince borulardaki basınç ana borudan daha fazla olur. Bu nedenle su geriye doğru akacaktır (geri emilim). Toplu zehirlenme ve salgınlara neden olabilen pis sular su şebekesine girebilir. Bu nedenle su kesintisinden sonra sular yeniden geldiğinde 3-5 dakika ilk gelen su içilmemeli (Ancak boşa akıtıp ısraf etmemeli ilk gelen suyu tuvalet temizliği vb işlerde kullanmalıdır)

- Yaptığımız incelemelerde evlerde damacanalardan su almak için kullanılan pompaların, kullanılmaya başladıktan kısa süre sonra kendilerinin kirletici hale geldiği ve bu pompalar aracılığı ile alınan suların mikrobiyolojik olarak ileri derecede kirli olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle bu tür pompalar kullanılacaksa düzenli aralıklarda %1’lik klorlu su içerisinde bekletilmesi ve içerisinden %1’lik klor solüsyonu geçirilmesi gerekmektedir. Temizleme süresi damacana değiştirme zamanlarında olmalıdır.

%1’lik klor solüsyonunun hazırlanması çok kolaydır: 1 bardak çamaşır suyunun üzerine 9 bardak normal su konularak kolayca hazırlanır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta kullanılan çamaşır suyunun herhangi bir katkı maddesi içermemesi ve %10 aktif klor (sodyum hipoklorit) içermesidir.

- Kişisel olarak kullanmak üzere % 1’lik klor solüsyonu yerine klor tabletleri (üzerlerinde yazan dozajlama talimatına göre) de kullanılabilir.

- Ev içi küçük depolar (100 - 500 litre vb) su depolamak için uygun değildir. Bu tür depolar hangi maddeden üretilmiş olursa olsun zamanla iç yüzeylerinde mikroorganizma, alg ve yosunlar veya bunları içeren tabakalar meydana gelecektir. Büyük çaplı depolar gibi kolayca temizlenemeyeceklerinden bir süre sonra bu depolar kirlilik kaynağı haline gelecektir.

- Su kesintilerinin yaşandığı dönemlerde boş borularda negatif basınç meydana gelebilmekte ve borunun çevresindeki kirlilikler suya karışabilmektedir. Bu nedenle özellikle bu dönemlerde içme amacıyla kullanılacak sular kaynatılarak kullanılmalıdır. Suların kaynamaya başladıktan sonra ortalama olarak 1 dakika daha ocakta bekletilmesi yeterlidir. Bu işlem insan için tehlikeli olabilecek mikroorganizmaların hemen hepsinin ölmesine neden olacaktır.

- Kaynatılmış suyun içerisindeki gazlar uzaklaşacağından tadında bir bozulma meydana gelir. Kaynamış suların tadındaki burukluğu gidermek için kaynatılan su kaptan kaba aktarılarak havalandırılmalıdır. Kaynatılmış su doğrudan güneş ışığı görmeyen bir ortamda ve ağzı kapalı olarak en az 24 saat güvenle kullanılabilir.

- İçme ve kullanma suları doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Güneş ışınları birçok mikroorganizmanın ölmesine neden olurken, sudaki diğer bir çok mini canlının da üremesinin artmasına ve suda bazı tehlikeli kimyasalların oluşmasına neden olabilmektedir.

- Suları soğuk ortamda saklamak ve hatta buz haline getirmek mikroorganizmaları öldürmez, sadece üremelerini engeller. Bu nedenle buzdolabında bekletilen sularda da hastalık riski olabilir.

- Klor toplumsal olarak kullanılan suların dezenfeksiyonu için bilinen en ideal ve güvenilir yöntemdir. Ancak bireysel kullanım sırasında dikkatli olunmalı ve mutlaka %1’lik klor solüsyonu kullanılmalıdır. İçme sularının bir litresine %1’lik klor solüsyonundan 10-12 damla ilave edilmesi genel olarak uygun klor dozuna ulaşılmasını sağlamaktadır. Sebze ve meyvelerin yıkanmasında kullanılacak klorlu yıkama suyu için de 1 litre suya 20-25 damla yeterli olacaktır. Sebze ve meyvelerin genelde 30-35 dakika bu suda bekletilmesi uygun olacaktır.

- Damacana veya diğer ambalajlanmış suların tamamının güvenli olmayacağı dikkate alınmalı, su seçimine özen gösterilmelidir.

- Kontrolsüz ve denetimsiz su kaynaklarından su temin edilmemelidir (ruhsatsız su dağıtım tankerleri, kaynağı bilinmeyen damacana suları, ruhsatsız doğal sular vb.).

- Gazlı içecekler veya meyve suları, suyun yerini tutamaz. Bu nedenle su kesintilerinin yaşandığı dönemlerde de susuzluğunuzu su ile gidermeye çalışmalısınız. Su dışında bir içecek tüketilmek istendiğinde, kaynamış su kullanılarak hazırlanan sıcak içecekler öncelikli olarak tercih edilmelidir.

Konunun ayrıntıları ve Yerel Yönetimler, Birim Amirleri ve Yöneticiler Düzeyinde Bilinmesi ve Uygulanması Gereken Tedbirler konusundaki hususları okumak için bültenin web sayfasını ziyaret edebilirsiniz:

AMIPLI DIZANTERI

Aralık 5, 2007

Entomoeba histolytica ismi verilen amipin yaptığı hastalıktır.Genelde tropikal ve Subtropikal bölgelerde (25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ve nemli bölgelerde) yaygındır. Her yaşta görülebilir. Amip yiyecek ve içeceklerle bulaşır. Sudaki amip kistleri klorlamaya duyarlıdır. Yüksek ısıda ölürler. Sinekler ve hamam böcekleri de amip kistlerinin taşınmasında rol oynar.

Amipin Özellikleri

Hasta, amipin bulaşıcı formunu (4 çekirdekli kist) ağız yoluyla alır. ince barsaklarda kist çatlar ve ortaya 4 tane amipçik çıkar. Bunlar da ikiye bölünerek 8 amipçik oluşur. Daha sonra kalın barsağa geçerek, hastalık yapıcı form olan trofozoid şekline dönüşürler ve olgunlaşırlar. Burada su kaybına uğrayan amip, tekrar 4 çekirdekli kist formuna dönüşür ve dışkı ile atılır. Dolayısı ile taşıyıcı olanların dışkısında bu kistler bulunur. Kistler toprak ve suda canlı kalabilirler.

Amipler kalın barsağa yerleşerek yaralar oluştururlar. Kalın barsağın herhangi bir yerine yerleşebilirler, ancak kan akımının az olduğu yerleri tercih ederler. Acak kalın barsağa yerleşen her amip hastalık yapmaz.

Belirti ve Bulgular

Kuluçka süresi 4-5 günle 1-4 ay arasında olabilir. Su ile bulaşmış olan amipler daha şiddetli hastalık yapar. İştah azlığı, kilo kaybı, kusma ve kanlı ishal ile seyreder. Bazen hiç bir belirti gözlenmez.

Kalın barsakta delinme nadiren olur. Ancak genelde kalın barsakta kitleler (ameboma) meydana getirirler.

Hastalık oluşumu genelde vücut direncinin düşmesi ile ortaya çıkar, ileri derecedeki hastalarda amip kana karışarak yayılır ve karaciğer, dalak, akciğer, beyin, deri ve idrar yollarında abseler yaparlar.

Karaciğer tutulduğunda (hepatik amibiazis) ateş, terleme, karaciğerde hassasiyet ve karaciğer büyümesi görülür. 2-3 haftada tüm karaciğer tutulur.

Teşhis

Erken tanı önemlidir. Laboratuvar tetkikinde taze dışkı kullanılır. Dışkıda ayakımsı uzantıları ile hareket eden amipler görülür. Dışkıdaki Charcot-Leyden kristalleri tanı koydurucu bir özelliktir.

Taşıyıcılarda 2 çekirdekli kist, hastalarda 4 çekirdekli kist görülür.

Ayrıca tutulan organa özgü tetkikler (röntgen, sintigrafi, ultrason gibi) gerekebilir.

Tedavi ve Korunma

Tedavide metranidazol ve terasiklin grubu ilaçlar kullanılır. Genelde 10 günlük tedavi yeterlidir.

Hastalıktan korunmak için temizlik, içme sularının 50 derecenin üzerine kadar ısıtılması yarar sağlar. Mide asidi kistlere etkisizdir.

Dünya Sağlık Örgütü nün amipli dizanteri ve benzer hastalıklardan korunmak için 10 altın önerisi:

1) yiyecekleri alırken güvenilir yerleri tercih edin

2) yiyecekleri tam olarak pişirin, az pişmiş yemeyin

3) pişirdiğiniz yemekleri bekletmeden yiyin

4) yiyecekleri saklarken aşırı özen gösterin

5) buzdolabından çıkardığınız yemekleri kaynayana kadar ısıtın

6) pişmiş ve pişmemiş yiyecekleri hiç bir zaman karıştırarak yemeyin

7) ellerinizi tekrar tekrar yıkayın

8) mutfağınızın temizliği konusunda son derece titiz olun

9) yiyeceklerinizi tüm hayvanlardan (sinek, fare, böcek…) koruyun

10) kesinlikle güvenilir su kullanın

Amyotrofik lateral skleroz (ALS), Motor Nöron Hastalığı olarak da bilinmektedir. Omurilik ve beyin sapındaki sinir hücrelerinin (motor nöronlar) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar kaslarda kuvvet kaybı ve incelmeye neden olmaktadır. ALS de piramidal yol adı verilen bölümde de hasar meydana gelmektedir. Hastanın entellektüel fonksiyonlarında (zihinsel fonksiyonlar ve bellek) azalma meydana gelmez, bunama hastaların sadece %5 inde görülür.Hastalık ilerleyici ve yayılıcıdır. Kas zayıflığına duyu kaybı eşlik etmez. Kas zayıflığı genelde el, ayak, yutak veya dilde başlayabilir. Hastalarda konuşma ve yutma güçlüğü meydana gelebilir. İlerlemiş olgularda solunum güçlüğü meydana gelebilir. Hasta el ve ayaklarında seğirmeler tarif eder.

Hastalık 3-5 yılda ölümle sonuçlanabilir. İlerlemiş hastalarda solunum yetmezliği veya ağır bir zatüre ya da asfiksi sonucu ölüm meydana gelebilir.

Genelde ileri yaşlarda (40-50) ve erkeklerde biraz daha fazla görülür. Ancak daha genç veya daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilir. 100.000de 1-1,5 sıklıkta rastlanır. Hastaların % 5-10 unda ailevi geçiş görülür. Otozomal dominant (baskın) ve resesif (çekinik) geçiş gösterebilir. Otozomal dominant tipinde hastalığın başlangıç yaşı daha erkendir. Otozomal resesif tip ise çok daha nadirdir ve çok erken başlar (2-23 yaş), ve çok daha uzun sürelidir (15-20 yıl).

Zayıf insanlarda daha sık gözlenmesi dikkat çekicidir. Stephan Hawking de (Zamanın Kısa Tarihinin yazarı , ünlü bilim adamı) ALS hastasıdır.

Hastalıktan şüphelenildiğinde bir an önce bir nöroloji uzmanına veya ilgili sağlık merkezine müracaat etmek yerinde olur. Tanı genelde muayeneye ve EMG adı verilen analize dayanılarak konur. ALS ile karışabilecek hastalıkların ayırt edilmesi önemlidir, çünkü ALS ile karışabilen hastalıkların bir kısmı tedavi edilebilir hastalıklardır.

Piramidal yol hasarının gelişmesini takiben, reflekslerde canlanma ve kaslarda sertlik meydana gelebilir. Hastalık ilerledikçe hareket zorluğu artar ve hasta yatalak hale gelebilir.

Hastalığın oluşumuna etki eden faktörler çeşitlidir ve kesin olarak nedeni saptanamamıştır. Ancak hastalığın etkeni hastalığın ortaya çıkışından yıllarca önce olayı tetiklemiş olabilir. Yapılan deneysel araştırmalara göre Otoimmünite, Oksidatif stress, uzun yıllar ağır metallere maruz kalma, hücresel anormallikler gibi durumların hastalığa neden olabileceği iddia edilmektedir.

Hastalığın kesin bir tedavisi henüz yoktur. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatan bazı ilaçlar mevcuttur. Ayrıca bir çok ilaç bu hastalığın tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilmektedir.