YAŞLILIKTA HERKESİ BEKLEYEN TEMEL 7 SORUN
Aralık 5, 2007
İnsanların çoğu yaşlanacağını ve yaşlandığında sağlığının gençlikteki gibi olmayacağının farkındadır ancak pek az kişi bu gerçeği göz önünde bulundurarak yaşar. Ortalama ömür uzadıkça yaşlılıkla ilgili problemlerin daha da sık gözükeceği açık bir gerçektir. Belli başlı hastalıkların yaşlılıkla görülme sıklığı artar ve bu gerçekte doğal bir durumdur. Bugün 60 yaş üzerindeki bireylerin büyük kısmı aşağıdaki 7 sorundan en az biri ile birlikte yaşamaktadır;
Şişmanlık ve ilişkili hastalıklar (şeker hastalığı ve metabolik sendrom başta olmak üzere)
- Eklem rahatsızlıkları
- Osteoporoz (kemik erimesi) ve düşmeler
- Kalp ve damar hastalıkları
- Kanser
- Görme ve işitme problemleri
- Diş problemleri
- Hafıza ve duygusal iyilik hali ile ilgili problemler
Yaşlıların 7 temel alanda özetlenen bu sorunlarla karşılaşması neredeyse kaçınılmazdır. Ancak gençlik yıllarında elde edeceğimiz bazı alışkanlıklar ve uygulamalar ile bu sorunların şiddetini azaltmak/ortaya çıkış yaşlarını ötelemek olasıdır. Dikkatlice incelendiğinde sorun gruplarının tamamının üç ana grup alışkanlık ile ilişkili olduğu ortaya çıkar;
Sağlıklı ve doğru beslenme alışkanlıkları
İdeal günlük yaşantı alışkanlıkları
Zararlı alışkanlıklar
Şayet ideal kilonuzu koruyarak ve doğru beslenerek yaşlılığa adım atarsanız çok şanslı olduğunuzu söyleyebiliriz. Sağlıklı ve doğru beslenme davranışlarının uzun dönem ortaya konması (gençlikten başlayarak bir yaşam tarzı haline getirilmesi) tüm sorunlarda büyük avantaj sağlamaktadır.
İdeal günlük yaşantı modern insana biraz uzaktır. Konumuzla ilgili olarak ideal günlük yaşantıdan kasıt her gün en az yarım saat mümkün ise açık havada hareket etmektir. Bu sayede en az dört başlıkta (şişmanlık, eklem, kalp damar, kemik erimesi) ciddi kazanımlar elde edilebileceği bilimsel olarak ispatlanmıştır.
İnsanoğlu bazen yaptıkları ile değil yapmadıkları ile de sağlık kazanımları elde edebilir. Sadece sigaranın bırakılması ve alkol tüketiminin sosyal düzeylere indirilmesi en az beş başlıkta büyük kazanımlara neden olmaktadır.
Bu basit ama etkin önlemlerin yaşlanmadan alışkanlık haline getirilmesi pekçok yaşlının sıkıntı içinde geçirdiği yılları başkaları için eğlenceli bir hale çevirebilir.
ASTIMLILAR İÇİN KIŞA HAZIRLIK ÖNERİLERİ
Aralık 5, 2007
Kış aylarındaki astım krizlerinin nedenleri arasında grip ve soğuk algınlığı gibi diğer viral enfeksiyonların yer alıyor. Gripten korunmak için her yıl Ekim-Kasım aylarında grip aşısı yaptırılmalı. Grip ve diğer solunum yolları salgınları sırasında, zorunlu olmadıkça toplum içine girilmemeli.-Dışarıda dolaşırken ağız ve burun önüne kaşkol tutularak, solunan havanın ısınması ve nemlenmesi sağlanmalı.
-Soğuk havada astım krizine karşı, sokağa çıkmadan 15-20 dakika önce nefes açıcı sprey kullanılmalı.
-Astımlılar için ideal ısınma sistemi kaloriferdir. Katalitik ve borusuz sobalar uygun ısınma araçları değildir. Odun ve kömür sobalarının tütmemesi için gerekli önlemler alınmalı.
-Ayrıca evde sigara içilmemeli.
-Gazla çalışan ısınma, yemek pişirme araçlarından gaz kaçağı olup olmadığı ise kontrol ettirilmeli.
-Ev düzenli olarak temizlenmeli, duvardan duvara halılar, özellikle de beton üzerinde bulunanlar kaldırılmalı.
-Yatak takımları haftada bir sıcak su ile yıkanmalı, yastık ve şilteler özel kılıflarla kaplanmalı. Kuş tüyü yastık ise kullanılmamalı. -Yatak odasında kumaş kaplı mobilya, koltuk, kanepe ve sandalye olmamalı.
-Kedi, köpek gibi hayvanlar mümkünse ev dışında beslenmeli, evde bulunuyorsa da kesinlikle yatak odasına alınmamalı.
YAŞLILIKTA ZİHİNSEL EGZERSİZ YAPIN
Aralık 5, 2007
Zihinsel alıştırmalar aradan yıllar geçse de yaşlı kişilerin faaliyetleri açısından yararlı oluyor.
ABD Tıp Derneği nin yayın organında çıkan araştırmaya göre, zihinsel alıştırmalar yaşlıların hayatını kolaylaştırıyor.
Florida Üniversitesi nde görev yapan Michael Marsiske, “Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlı insanların geç başlamış bile olsalar, zihinsel egzersizlerin yıllar sonra da faydasını gördüğünü gösterdi” dedi.
Araştırma, 1998-2004 yılları arasında 65 ile 95 yaşlarında 3 bin ABD li arasında yürütüldü.
Gönüllüler, dört gruba ayrıldı. Bir grup dışındakilere zihinsel alıştırmalar yaptırıldı.
Alıştırma yapanlar, beş yıl geçtikten sonra bile bu alıştırmaların günlük hayatta yararını gördüklerini ve bir telefon numarasını hatırlayabildiklerini veya kafadan basit hesaplar yapabildiklerini anlattı.
Uzmanlar, alıştırmanın yararlarının aradan beş yıl geçtikten sonra da görülmesinin şaşırtıcı olduğunu vurguladı.
YORGUNLUĞUNUZ HASTALIK BELİRTİSİ OLABİLİR
Aralık 5, 2007
Ama bazen izah edilmesi güç durumlarla karşılarız. Örneğin her birimizin enerjik ya da yorgun olduğu saatler farklıdır. Kimileri tam bir “gece kuşu”dur, gece yarısından sonra açılır; bazıları sabahları verimlidir, akşamları durgunlaşır. Bunlar bir ölçüye kadar yapısal sayılabilir ancak bazen farklı sorunların belirtisi de olabilir. Bazı insanlar sabahları yataktan çok zor kalkarlar. Sanki gece boyunca ağır bir yük taşımış gibi sabah kendilerini yorgun hissederler. Canları giyinmek, sokağa çıkmak, hayata karışmak istemez. Kimileri sabah iyi kalkarlar ama gece olunca adeta çökerler. Bazıları yemeklerden sonra bitkin düşer. Bazı insanların çabucak pili biter! Kendini güçsüz, isteksiz, yaşlı hisseder Bu şikayetler o kadar yaygın ki! Çoğunlukla vitamin alıp geçiştirmeye çalışırız. Veya geçer deyip, bekleriz. Atlatabiliyorsanız, ne âlâ. Ama yorgunluk kronik bir hale gelmişse ciddiye almak gerekir. Araştırın Çünkü yorgunluğun tek nedeni yok. Yaşadığınız sıkıntılar; beslenme sorunlarından hareketsizliğe, kan şekerinden kabızlığa, adet sorunlarından cinsel tatminsizliğe, strese, dolaşım bozuklukları, tansiyon veya kalp sorunlarına, su kaybından mineral eksikliklerine ve hormon dengelerine kadar uzanan sayısız nedeni olabilir. Her hormon farklı enerji yaratır Bugün yorgunluğun hormonlarla ilişkisini biraz sorgulayalım. Çünkü üzerinde en az durulan konu bu. Her hormon farklı bir enerji yaratır. Hormonlarda yetersizlik baş gösterdiğinde, yorgunluğun değişik şekilleriyle karşılaşırız.* TİROİD hormonu yetersizse; en derin uykudan uyandığınızda bile yataktan çıkmak size zor gelir. Ancak ilginç olan, siz çalışmaya başlayınca, hareket ettikçe, bu yorgunluğun yavaş yavaş kaybolmasıdır. Yani sabahları “afyonu geç patlayan” insanlardan biriyseniz, bu ihtimali düşünmenizde fayda var.
* ÖSTROJEN veya TESTOSTERON hormonları yetersiz ise; yorgunluğunuz gün boyunca devam eder. Özellikle fiziksel olarak aktif olduğunuz saatlerde artar. Ne yemek yemenin, ne yapılan esprilerin size yararı olmaz. Hele hareketli bir gün geçirmek zorundaysanız, bu size işkence gibi gelir. Gün boyunca sadece yatağa girip uzanacağınız zamanı hayal ederseniz.
* KORTİSOL hormonu yetersizse; bu durum kendini daha fazla geceleri belli eder. Akşam saatlerinde dayanılmaz bir yorgunluk bastırır. Ayakta durmak size işkence gibi gelir. Hele gergin bir gün geçirmek zorunda kalırsanız, altında ezildiğini hissedersiniz. Kafanız karışır, uykunuz gelir, kaçacak delik ararsınız. Çünkü kortizon hormonunun eksilmesi strese karşı direnci düşürür.
* BÜYÜME hormonu yetersiz ise; yorgunluk gün boyunca yakanızı bırakmaz. Akşamları ise kendinizi tek kelime ile tükenmiş hissedersiniz. Gece yarısından sonra ayakta kalmanız imkansızdır. Eğer buna rağmen geç yatarsanız ertesi günü çok zor geçirirsiniz.
* ALDOSTERON yetersizliğinde; ayağa kalkmanız kendinizi yorgun hissetmeniz için yeterli. Vücudunuz canlansın! Yorgunluğun en iyi ilacı nedir biliyor musunuz? Hareket! Düzenli spor ve hareket vücudumuzun enerjisini ve hormonlarımızı dengeler. Ve tabii beslenme şekli çok önemli. Son yıllarda yapılan araştırmalar yeni görüşler ortaya çıkardı. Başta ekmek olmak üzere tüm hamur işleri, süt ürünleri, şeker, kahve, sirke, alkol ve mayalı ürünler yorgunluktan sorumlu tutuluyor. Çünkü bu gıdalar bizim enerjimizi tüketiyor, hormon üretimini engelliyor. Örneğin şeker süratle enerjimizi yükseltir ama aynı hızla tüketir ve bizi bitkin düşürür. Mayalı ürünler bazı hormonları emer ve kendimizi yorgun hissetmemize neden olur. Modern anti-aging uzmanları, tahıllar ve süt ürünleri konusunda uyarıyorlar. Çünkü tahılların da, süt ürünlerinin de, sindirilmeden bağırsaklarda 2-3 gün kaldığını ve bu süre içinde zehirli toksinlere dönüştüğünü belirtiyorlar. Ne yağlısı, ne de yağsızı artık tavsiye edilmiyor. Öte yandan, lahana ve portakalın sütten daha zengin kalsiyum kaynakları olduğu açıklanıyor.
Herkese farklı diyet
* Tiroid hormonunuz ölçümlerde düşük çıkıyorsa, beslenmenizde sebze ve meyvelere ağırlık vermelisiniz. Kırmızı ve beyaz et, yumurta gibi gıdalar tiroid üretimini güçleştirir.
* Yorgunluğunuz sex hormonları ve büyüme hormonuna bağlıysa, meyve ve sebzelerin yanı sıra daha fazla hayvansal protein almalısınız. Et, balık, tavutı ve yumurta…
* Yorgunluk ile beraber sindirim sorunları yaşıyorsanız, haftada bir gün vücudunuzu dinlendirin. Yağsız, buharda pişmiş veya haşlanmış hafif yemekler yiyin.
* Yorgunluğu gidermek için alabileceğiniz en iyi takviyeler; C vitamini, B12, Demir ve Magnezyum dur. Magnezyum seviyesi düştüğünde kaslarımız çabuk yorulur. Coenzym Q da çok önemlidir. Kalbin daha fazla kan pompalamasını sağlayarak enerjinin tüm vücuda ulaşmasına yardımcı olur.
ASTIM HASTALARINDA KORTİKOFOBİ (KORTİZON KORKUSU)
Aralık 5, 2007
KortikofobiAstım akciğerlerin hava yollarını (bronşları) tutan kronik (uzun süreçli) bir hastalıktır. Ama sanıldığı kadar korkulacak bir hastalık değildir. Çünkü ilaç tedavisi ile hastalığın bulguları tamamen kontrol altına alabilmek mümkündür.
Ancak ne yazık ki, halk arasında astım tedavisinde kullanılan ilaçlar hakkında hastaları tereddüt içinde bırakan, “ürtküten” ve hatta tedaviyi yarıda bırakmalarına neden olan çok yanlış bir inanış hakimdir: Astım ilaçları içinde kortizon var, sakın kullanma !
Evet, astımda kullanılan anti-inflamatuvar ilaçların bir kısmının içinde, halk arasında “kortizon” diye adlandırılan kortikosteroidler vardır. Kortikosteroidler astım tedavisinin temel taşlarıdır. Bu ilaçlar olmadan astım hastalığı kontrol altına alınamaz, ilerlemesi durdurulamaz. Etkin bir astım tedavisi için öncelikle hastalardaki “kortikofobi” (kortizon korkusu) yenilmesi gereklidir.
Vücudumuzdaki kortikosteroidler
Kortikosteroidler normalde vücudumuz tarafından da salgılanan ve çeşitli biyolojik fonksiyonların idamesi için gerekli olan maddelerdir. Vücudumuz günde ortalama 3000-5000 mikrogram arasında kortizon salgılar. Bu değer “fizyolojik doz” olarak adlandırılır. Dışarıdan, ilaç şeklinde BU DOZU GEÇECEK ŞEKİLDE VE UZUN SÜRELERDE verilen kortikosteroidler yan etkilere neden olur.
Astım ilaçları içindeki kortikosteroidler
Bunlar, hap ya da enjeksiyon şeklindeki kortikosteroidlerden farklıdır. Doğrudan hava yollarına uygulanır. Kan dolaşımına geçen miktarları çok düşüktür. Ayrıca; astım ilaçları içindeki kortikosteroid dozu, günlük fizyolojik dozun çok altındadır.
Bunu bir örnekle açıklayalım: Bir dozunda 320 mikrogram kortikosteroid bulunan astım ilacından, “sabah 1 doz, akşam 1 doz” kullanmakta olan bir hasta günde 640 mikrogram kortikosteroid almaktadır. Bu doz, günlük fizyolojik dozun yaklaşık beşte biri kadardır. Hava yollarına değil de, doğrudan kan dolaşımına verilmiş olduğu varsayılsa bile, yan etkiye neden olmayacaktır.
Sözün özü;
Astım ilaçları içinde bulunan kortikosteroidler “sanıldığı gibi” TEHLİKELİ DEĞİL, aksine astımın etkin kontrolü için ÇOK GEREKLİ ilaçlardır.
Kortikofobi nedeniyle tedavinin terk edilmesi, ilerleyen yıllarda akciğer hava yollarında geri döndürülemeyecek hasarlara neden olacaktır. Lütfen astım ilaçlarınızı düzenli ve doğru olarak kullanın.
Sağlıkla kalın…
Ateşli romatizma vücudun streptokok türü mikroplara karşı olan bağışıklık cevabı olarak bilinir. Boğazdaki streptokok iltihabı bir veya iki hafta sonra ateşli romatizma başlangıç semptomlarını ortaya çıkarmaktadır. Ateşli romatizmayı önlemede karşılaşılan sorunlardan biri streptokoklar tarafından boğazda meydana gelen iltihabın tam olarak ortadan kaldırılmamasıdır. Bunun için streptokoksal boğaz enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmeli, mikrobik ajanı tam olarak teşhis etmek için boğaz kültürü alınmalıdır.Yüzyıl önce çeşitli araştırmacılar ateşli romatizmanın kendi kendine geçebilen bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir. Görünüşte doğru olmakla birlikte Amerika nın çeşitli şehirlerinde bu hastalığa yakalanan çocuklarda iyileşme görülmekte, ancak hastalık belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır.
Major -önemli işaretler-
(Teşhis için bunlardan en az iki tanesi gerekir)
- Kalp enflamasyonu
- Bir eklemden öteki ekleme geçen Artrit (eklem iltihabı)
- Kontrolsüz yüz veya kol bacak hareketi (korea)
- Deride kırmızımtırak dökülmeler.
- Deri altı lenf düğümleri
Minör -küçük işaretler
(Teşhis için bir önemli, 2 tane de küçük belirti gerekir)
- İltihapsız eklem ağrısı.
- Ateş
- Daha önce ateşli romatizmaya bağlı kalp hastalığı.
- İltihaplı gösteren kan testleri
- EKG deki kalp hastalığı bulgusu.
Boğaz kültürü neticesinde iltihabı yapan mikroplar pozitif ise doktor uygun antibiyotik tedavisine başlamalıdır.
Eğer antibiyotik haplar ağızdan alınırsa boğazdaki iyileşme 1-2 gün içinde olsa bile verilen kutudaki tüm ilaçlar bitinceye kadar alın-maya devam edilmelidir.
Ateşli romatizma bir veya birkaç organda da iltihaba neden olur. Sık olarak eklemlerde iltihabi şişme, kırmızılık ve sıcaklığa karşı aşırı duyarlılık ile karakterize bir klinik durum ortaya çıkarır.
Kalp kapaklarını tutarak kardite yol açar. Bu şekilde kapaklar görevlerini yapamaz. Bu şekilde kalp, pompalamada etkisiz kalır. Ender durumlarda iltihap nedeniyle kalp kendini dur-durur ve buna bağlı olarak ölüm meydana gelir.
Kalp enflamasyonu sürekli etkili bir olay değildir. Bununla birlikte kalp kapakçıklarında sertleşme (Scar dokusu) meydana gelebilir ve sonuçta kan akışı mümkün olamaz. Bu olaya Stenoz, kan kapakçıktan geriye dönerse buna da Regürjitasyon denir. Bazen aylar hatta yıllar içinde ciddi komplikasyonlar gelişir ve sonuçta kalp kapaklarındaki bu hastalığı ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale gerekebilir.
Ateşli romatizma beyni de etkilerse Korea denilen ve kol, bacak ve yüzde kontrol edilemeyen hareketler ortaya çıkar. Deriyi tutarsa Eritema Maginatum denilen kırmızımtırak döküntülere sebep olur.
Tedavi
Hastalığı önleme
Çocuğunuzda boğaz ağrısı ile karşılaştığınızda ve özellikle 24 saat içerisinde ağrının ateşli birlikte artması durumunda çocukla yakından ilgilenmeli ve onu doktora götürmelisiniz.
Boğaz Kültürü
Eğer doktorunuz streptokokun yaptığı boğaz enfeksiyonundan şüphelenirse boğazdan bir mikrop örneği almalıdır. Bu örnek daha sonra laboratuvar testlerinde kullanılır. Eğer kesin olarak streptokoküs olduğu ortaya çıkarılırsa, doktorunuz size çoğu vakada penisilin olmak üzere antibiyotikler önerir.
Ateşli Romatizmanın Tedavisi
Antibiyotikler hastalık etkeni streptokokları temizlemek için verilir. Genellikle etkili antibiyotiklerin kullanımı 2 inci ateşli romatizma atağını önlemek için aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Yüksek dozda aspirin ve bazen Steroidler ateşli romatizmaya bağlı iltihabı ortadan kaldırabilirler.
Şu unutulmamalıdır ki, boğaz ağrısı basit fakat yaygın bir problemdir. Ve eğer streptokoksal enfeksiyon varsa ve tedavi edilmeden bırakılırsa, ileride ciddi ve uzun süreli bir kalp hastalığına sebep olabilir.
YAŞAMINIZI UZATMANIN 11 YOLU
Aralık 5, 2007
Yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişiklikler ömrünüzü yüllarca uzatmanızı sağlayabilir, İnternetin popüler sağlık sitelerinden RealAge in uzmanları daha uzun yaşamanızı ve daha genç hissetmenizi sağlayacak 11 yöntemi sıraladı:1- Düzenli olarak C, E, D, B6 vitaminleri ile kalsiyum ve folat tüketirseniz 6 yıl daha uzun yaşıyorsunuz. Biber, çilek, badem, karides, süt, ciğer, mercimek ve süt ürünlerini tüketmeniz bu vitaminlerden bolca almanızı sağlayacaktır.
2- Sigara ömrünüzden en az 8 yıl alır. Sigarayı ne kadar erken bırakırsanız etkilerini tersine döndürmeniz de o kadar kolay olur.
3- Düşük tansiyonu olan kişiler (115/75) yüksek tansiyonu (160/90) olanlara göre 25 yıl dana uzun yaşayabilir. Uzmanlar tansiyonu sağlıklı seviyede olan kişilerin yaşam kalitesinin arttığını söylüyor.
4- Uzun süre çok stresli yaşamak ömrünüzden 32 yıla kadar zaman çalabilir. Stresin bu etkilerinden kurtulmak için sosyal ilişkilerinizi kuvvetlendirin. İşin dışında kalan zamanlarda hobilerinize ve arkadaşlarınıza zaman ayırın.
5- Düzenli olarak dişlerinizi fırçalamak ve diş ipi kullanmak ömrünüzü 6.4 yıl kadar uzatabilir. Ağız sağlığınıza dikkat etmek aynı zamanda bedeninizi mikroplardan ve enfeksiyonlardan koruyor.
6- Çok uzun sürmese bile egzersiz yapmak ömrünüzü en az 5 yıl uzatır. Günde 2 kez 20 şer dakikalık yürüyüşlere çıkmayı deneyin. Asansör kullanmayın, otoparkta arabanızı uzağa park edin.
7- Arabaya her bindiğinizde emniyet kemeri kullanmak ve hız limitini 8 kilometreden fazla aşmadığınıza emin olmak 3.4 yıl daha uzun yaşamanızı sağlar. Elbette bu tedbirler sizi trafik kazalarından ve ani ölümlerden de korur.
8- Her gün 12 gram lif tüketmek ömrünüzü en az 2.5 yıl uzatır. Erkeklerin lif ihtiyacını karşılayabilmek için 25 gram kadar lif yemesi gerekebilir. Tam tahıllı ekmek ve unun yanı sıra böğürtlen, lahana ve patlıcan da mükemmel lif kaynaklarıdır.
9- Düzenli olarak sağlık kontrolünden geçen ve yüksek kalite bakım hizmeti alan kişiler 12 yıl daha fazla yaşayabiliyor. Bunun ana nedeni hastalıkların önceden tespit edilebilmesi ve anında müdahele edilebilmesi.
10- Kahkaha atmak 8 yıl daha uzun yaşamanızı sağlayabilir. Kahkaha atmak stresi azaltır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
11- Okul bittikten sonra da entellektüel olarak aktif olan kişiler 2.5 yıl daha uzun yaşar. Gazete, kitap okumak; kurslara gidip bir şeyler öğrenmek merakınızı ayakta tutar ve zihninizi çalıştırmaya devam eder.
Ortalama yaşam süresi 68.7 yıl Sağlıklı aktivitelerin yaşam sürenizi ne kadar uzatacağını ve kaç yaşına kadar yaşayacağınızı hesaplarken 68.7 yılı baz almalısınız. 2003 yılında Türkiye vatandaşı olarak doğan bebeklerin ortalama yaşam süresi beklentisi 68.7 yıl oldu. Bu seviyenin 2030-2035 döneminde yaklaşık beş yıl artarak 73.4 yıla çıkması bekleniyor. Bu arada Japonya da 2000 yılı yaş beklentisi 81, ABD de 77, Rusya da 65 ve Pakistan da 63 dü
AŞIRI TERLEME HASTALIĞI (HİPERHİDROZİS) TEDAVİSİ
Aralık 5, 2007
Kış aylarında bile günlük yaşamı çekilmez hale getiren el, kol ve koltuk altı bölgelerindeki aşırı terleme bozukluğu, yarım saatlik basit bir cerrahi müdahaleyle ortadan kaldırılmaktadır.
Kişinin günlük aktivitelerini olumsuz etkileyip psikolojik sorunlara yol açarak toplumdan uzaklaştırabilen bir hastalık olan hiperhidrozis, yani aşırı terleme bozukluğundan cerrahi müdahaleyle kalıcı olarak kurtulmak mümkündür. Botoks, iontoferez gibi tedavi yöntemlerinin, el, ayak, koltuk altı, sırt ve yüz kısmındaki aşırı terleme sorununu tamamen çözemez, geçici süre azaltabilir. Ayrıca bu tedavilerin kısa ve orta vadede tekrarlanması gerekmektedir.
Guatr, obezite, bazı metabolik hastalıklar ve bunların tedavisi için kullanılan bazı ilaçlar, sempatik sinirlerdeki aktiviteyi arttırarak vücudun el, ayak, sırt, koltuk altı ve yüz bölgesinde aşırı terlemeye neden olabilirler. Ancak bu gibi durumlar dışında meydana gelen aşırı terlemeye hiperhidrozis (aşırı terleme bozukluğu) teşhisi konulmaktadır. Hastalık, vücutta ter bezlerini kontrol eden sempatik sinir sistemi aktivitesinde artış ile ortaya çıkmaktadır. El ve ayaklarda daha yoğun olan terlemenin belirtileri, özellikle heyecanlı kişilerde, genç ve orta yaş grubunda daha fazla görülmektedir.
Genellikle aşırı terleme şikayeti olan hastalara çeşitli testler yapılarak organik rahatsızlıklarla ilişkisi araştırılır, herhangi bir ilişki tespit edilemediği zaman da bu hastalar psikiyatrik ve psikolojik takibe alınırlar. Bu durumdaki hastalar, toplumsal anksiete, sosyal fobi gibi tanılarla uzun süre ilaç tedavisi görürler. Bu tedavilere rağmen, aşırı terlemenin belirtileri ortadan kaybolmamaktadır. İşte bu tip hastalar tipik hiperhidrozis hastalarıdır. Basit birkaç test yapılarak bu teşhis kolaylıkla ortaya konulabilir.
Aşırı terleme hastalığının cerrahi müdahaleyle tedavisi nasıl yapılıyor? Ne kadar sürüyor? Riskleri var mı? Hasta, cerrahi müdahaleden ne kadar sonra sağlığına kavuşuyor?
Aşırı terleme bozukluğunun tedavisinde geçerli olan en etkili ve kesin tedavi şekli cerrahi uygulamadır. Ancak bu şekilde sempatik sinir bütünlüğünün belli seviyelerde bozulmasıyla, bu sinirler tarafından etkilenen vücut bölgelerinin aşırı terlemesinin normal terleme düzeyine indirilmesi söz konusudur. Eğer el, koltuk altı ve sırt etkilenmiş ise Göğüs Cerrahisi Uzmanı tarafından, genel anestezi ile göğüs yan duvarına yapılacak bir veya iki adet yarım santimlik kesiler ve bu deliklerden girilerek özel aletler ve teknikler yardımı ile sempatik sinirin bu bölge için olan aşırı etkisi ortadan kaldırılır. Kapalı ameliyat teknikleri (endoskopik sempatektomi) kullanılarak kolaylıkla ve sorunsuz gerçekleştirilen operasyon 20-30 dakika sürmektedir. Ameliyattan göğüs dreni takılı olarak çıkan hasta, ertesi gün dreni alındıktan sonra taburcu edilmekte ve bundan sonra aynı gün günlük aktivitelerini rahatlıkla yapabilmektedir. Tek taraflı yapılan bu işlemin daha sonra diğer taraf için de tekrarlanması en doğru ve geçerli olanıdır. Artık tüm dünyada geçerli olan görüş, sempatik sinir bütünlüğünü kısmen bozmaktır. Bu sinir bütünlüğünün geniş olarak bozulması, ellerde kaybolan terlemeyi vücudun başka yerlerinde yan etki olarak ortaya çıkarabilmektedir. Yapılan klinik çalışmalar da bunu doğruluyor. Sempatik sinir bütünlüğünün bozulması, geçici veya kalıcı felç, his kaybı gibi birtakım rahatsızlıklara yol açmaz. Her cerrahi müdahalede olduğu gibi endoskopik sempatektominin de önceden, kanama, hava kaçağı gibi hesaplanamayan riskleri, deneyimli göğüs cerrahlarının yaptığı ameliyatlarda minimuma inmektedir. Daha önce geçirilmiş olan akciğer hastalıkları, cerrahi müdahalenin endoskopik yöntemle yapılmasını zorlaştırabilmektedir, çok nadir de olsa ek bir cerrahi operasyon gerekebilecektir.
YAŞAM KALİTESİ
Aralık 5, 2007
Yaşam kalitesi, bir kişinin görünürdeki fiziksel ve zihinsel zindelik durumudur. Birçok etmen yaşam kalitesine katkıda bulunabilir. Bunlar arasında yaşamın”iyi” olması, kişinin mutluluğu ve başkalarına bağımlı olmadan işlerini yaparak yaşamın keyfini çıkarması sayılabiIir. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi, hastalıklar ve hastalıkların tedavisiyle etkilenebilen durumlarla ilgilidir. Örneğin, hastalığa bağlı ağrı ve bunun işlevIere getirdiği kısıtlamalar, günlük etkinliklerde başkalarının yardımını gerektirir ve hastanın yaşam kalitesini azaltır.YAŞAM KALİTESİNİN ÖLÇÜMÜ
“Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” gibi basit bir soru, yaşam kalitesini, resmi olmasa da bir ölçme yoIudur. Ancak sağlık hizmeti görevIiIeri genelIikle yaşam kalitesini anketler kuIlanarak ölçerler. Bu anketler, hastadaki fiziksel ve zihinsel belirtiIer, ağrı ve günlük yaşam etkinlikleri gibi birkaç konuyla ilgiIi soruIar içerir. Bu tür anketler, doktorların bir hastalığın ya da tedavi uyguIamalarının kişinin yaşamını nasıI etkiIediğini daha iyi anIamaIarını sağlar.
Yaşam kalitesiyle ilgiIi anketlere veriIen yanıtlar, yaşam kalitesini yükseltmek için girişim yapılabiIecek alanların saptanmasına yardımcı olabiIir. Örneğin, bir hastanın ankete verdiği yanıtlar, tekerlekli iskemleye bağımlı olmanın getirdiği kısıtlamalara ilişkin kaygıIarını yansıtıyorsa, hastanın buIunduğu ortam, tekerlekli iskemleye uygun hale getiriIebiIir. Yaşam kalitesiyle ilgiIi temel sorunun sürekli ağrı olduğu anlaşıIdığında, ağrının daha iyi kontroI altına alınabiImesi için, hastanın ağrı yönünden değerlendiriImesi ve tedavi seçeneklerinin yeniden gözden geçiriImesi gerekir.
Yaşam kalitesinin başka bir ölçümü, son ay içinde, fiziksel ya da zihinsel durum nedeniyle, hastanın bakım, iş ya da eğlence gibi, olağan etkinliklerinin engelIendiği gün sayısının hesapIanmasıdır. AraştırmacıIar, yaşam kalitesiyle ilgiIi olarak ileride yapıIacak çalışmaların, insanların daha anlamlı ve keyifli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmasını ümit etmektedir.
ASPİRİN: HARİKA İLAÇ
Aralık 5, 2007
Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men s Health in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirin inin iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr. Gerald Fletcher, “Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin in yeni faydalarını bulmaya devam ediyoruz” diyor. İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti…Prostatı önlüyor:
Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kaşıntıyı kesiyor:
Birkaç tablet Aspirin i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor:
İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı:
Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır.
Kalp dostu:
Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çiğnemek, olası kalp krizini baştan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor:
5-6 adet Aspirin i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin in içindeki asit nasırı yumuşatacak ve süngertaşıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Kolon kanserini önlüyor:
Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor:
Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Alzheimer dan koruyor:
Hollanda daki Erasmus Tıp Merkezi nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kadında kısırlığa iyi geliyor:
Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor:
Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Ucu banttan dışarı çakan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyileşecektir.
Felçten koruyor:
Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.
Dikkat Aspirin midenizi delebilir!
Bu yeni faydalarıyla Aspirin in gerçekten mucize ilaç olduğu bir kez daha kanıtlandı. Ancak her ilaç gibi Aspirin in de zararlı etkileri olabiliyor. Uzmanlar özellikle mide hastalırını uyarıyor: Dikkat, Aspirin mideyi delebilir. Çünkü mide asit salgılayan bir organ. Aspirin veya romatizma ilaçları midenin koruyucu örtüsünü ortadan kaldırıyor. Böylece iç örtü asitle doğrudan temasa geçiyor.
