BÖBREK TAŞI
Aralık 5, 2007
Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde üreter denilen kanallarla böbrekten mesane’ye (sidik torbası) aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır.Böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. Bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için gerekli olan D vitamini.
Böbrek Taşı Nedir:
Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.
Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise üretirler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazen de idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.
Görülme Sıklığı:
Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.
Sebepleri:
Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert (kalsiyum sulfat içeriği fazla) veya çok fazla yumuşak (sodyum karbonat içeriği fazla) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir.Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin böbrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.
Supersaturasyon teorisi: ( aşırı doygunluğa bağlı kristalleşme teorisi.) En yaygın teoridir. Vücudun susuz kalmasına bağlı olarak idrar daki sıvı oranı ile çözünen katı maddeler arasında dengesizlik oluştuğuna inanılır. Bu çözünmüş artık maddeler ile aşırı yüklenen idrar bir noktada doygunluğa uğrar ve bu noktadan sonra artık maddeler yavaş yavaş birikerek kristalizasyona ve taş oluşumuna sebep olur. Bu nedenle taş oluşumunu engellemek için çok miktarda su içilmesi önerilir.
İnhibitörler: Normal idrar kristalleşmeyi engelleyen inhibitörleri içermektedir. Bir teoriye göre bazı kişilerde bu inhibitörler yeterli görevi yapamamakta , kristalleşmeyi ve dolayısıyla taş oluşumunu engelleyememektedir.
Böbrek Taşlarının Tipleri:
Böbrek taşları kimyasal içerik olarak farklılıklar gösterir.
*Kalsiyum Taşları:
Tüm böbrek taşlarının yaklaşık % 70-80 i ya kalsiyum oksalat, veya kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Kalsiyum diş ve kemik sağlığında önemli rol oynar ve normal diyette bulunur. Kalsiyumun fazlası idrar yolu ile ile vücuttan uzaklaştırılır. Kalsiyum taşları hiperkalsiürili ( idrarda aşırı kalsiyum bulunması) kişilerde oluşmaktadır.
Kalsiyum taşı oluşan hastaların % 40 ında sebebi bilinmeyen ailevi geçişli kalsiyum metabolizması bozukluğu vardır.Ender olarak da kalsiyum metabolizmasını harekete geçiren parotiroid hormonunu aşırı miktarlarda üreten paratiroid bezi tümörü sebep olmaktadır. Furasemid gibi diüretikler, kalsiyum bazlı antasitler ve steroidler de hiperkalsiüri ye neden olabilmektedir. Aynı zamanda bazı barsak hastalıkları, A ve D vitamininin çok yüksek miktarlarda alınması, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin aşırı alınması da sebep olabilmektedir.
Diyette B vitamininin çok az veya C vitamininin çok fazla olması ile kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu arasında bir ilişki kurulmaktadır.
*Ürik Asit Taşları:
Ürik asit vücutta protein yıkımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur.
Böbrek taşlarının % 5-23 ü ( özellikle çoğunlukla erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır. Ürik asit taşlarında genetik faktörlerin de rol oynadığı öne sürülmektedir. Yüksek proteinli ( özellikle et ürünleri fazla ) diyet alanlarda ürik asit taşı oluşma olasılığı artmaktadır.
*Enfeksiyon taşları:
Tüm taşların yaklaşık % 20 sini oluştururlar. İdrardaki ürenin bakteriler tarafından bozulması ile asidikleşen idrarda oluşan amonyak ve magnezyumun kristalleşmesi enfeksiyon taşlarına neden olmaktadır. Üriner sistem enfeksiyonu geçirmeye daha yatkın olan kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır.
*Sistin Taşları:
Sistin sinir kas ve bazı dokuların yapı taşlarından olan aminoasitlerden biridir. Ender görülen ailevi bir hastalık olan sistinüri de böbrekler de sistin taşları oluşur. Tüm taşların % 1-2 sini oluşturmaktadır.
Belirtiler:
Böbrek taşları zaman içinde yavaş yavaş oluşurlar. Zaman zaman küçük belirtiler verebilirler. Ancak belli bir boyut ve pozisyona ulaştığında ani olarak belirtiler ortaya çıkar.
Henüz yeterince büyük olmayan ve böbrek fonksiyonlarına zarar vermemiş “sessiz” olan taşlar rutin röntgen
incelemesi esnasında ortaya çıkabilir.Bazen bu sessiz taşlar böbrek fonksiyonunu bozana kadar farkedilemeyebilir ve böbrekte kalıcı hasarlar oluşabilir. Bazen sırt ağrısı, kas ağrısı sanılabilen küçük belirtiler verirler. Bu tür hastalarda sık sık idrar yolları enfeksiyonu gelişir. Ancak en klasik belirtisi taşın bulunduğu bölgede yaptığı irritasyona veya tıkanıklığa bağlı olarak oluşan ve renal kolik adını alan şiddetli ağrılardır.
Renal kolikte ağrı aniden, genellikle gece veya sabaha karşı gelir. Akut apandisit veya barsak kökenli ağrılarla karışabilir. Ağrı belde, iki yanda veya mide bölgesi ve kasıkta başlayabilir.Erkeklerde testislere veya penise yayılabilir. Ağrı ,ile birlikte mide bulantısı, kusma, titreme, ateş görülebilir. Hasta huzursuzdur. Bir oturur, bir kalkar, şiddetli idrar yapma isteği ve idrar yaparken yanma oluşur.
Böbrek taşlarında görülen bir diğer klasik belirti ise hematüri olarak adlandırılan idrara kan hücrelerinin karışmasıdır.Bu kan hasta tarafından çıplak gözle görülebileceği gibi ancak mikroskopla görülebilecek tarzda az da olabilir. İdrar genellikle koyu renkli, bulanıktır ve bazen kokulu olabilir.
Tanı:
Genellikle şikayetlerinizi dinleyen doktor idrar da kan hücrelerinin de görülmesi ile tanı koyabilir. Şikayetlerin taş nedenli olduğunu doğrulamak üzere röntgen tetkiki veya ultrasound tetkiki isteyecektir.Böylece taşın boyutu, şekli ve yeri konusunda bilgi sahibi olacaktır. Kan ve idrar tahlilleri ile de taşın kimyasal yapısı, idrarda kan olup olmadığı ve enfeksiyon bulunup bulunmadığı hakkında bilgi sahibi olacaktır.
Yapılacak röntgen tetkiki direk karın filmi veya İVP adı verilen ve damardan bir ilaç verilerek gerçekleştirilen özel bir röntgen olabilir. Tüm taşlar röntgen filmi ile görülemez. Bu gibi taşların görülmesinde ultrasound yararlı olacaktır. Ancak ultrasound da da çok şişman hastalarda ve 3 mm nin altındaki taşlarda başarılı sonuçlar alınamayabilir.
Röntgen filminde diğer kemik yapıları ile karışan taşlarda kompüterize tomografi istenebilir.
Korunma:
Bol su için: Daha önce taş düşürmüş kişilere tekrar taş oluşumunun engellenmesi için bol su içmesi önerilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde içilen su miktarının arttırılması gerekir. İdrarda kristalizasyonun engellenebilmesi ve taş oluşumunun engellenebilmesi için en azından 8 bardak su içilmesi gerekir. Hastalar çıkardıkları idrarın renginden aldıkları sıvının yeterli olup olmadığını anlayabilirler. idrarın renginin açık olması suyun yeterli olduğunu, koyu olması ise yetersiz olduğunu gösterir. Ayrıca bol su içilmesi idrar yolları enfeksiyonlarını da önleyici bir rol oynar.
Diyetinizde kalsiyum ve oksalat miktarlarını kısıtlayın: Daha önce taş düşürmüş bir kişinin idrar testlerinde kalsiyum oranı yüksek çıkıyorsa diyetindeki kalsiyum ve oksalatı kısıtlamalıdır. Kalsiyum içeren antasitleri kullanmamalı, kalsiyum içeren süt ve süt ürünlerini kısıtlamalıdır. Son zamanlarda bu konu tartışmalı hale gelmiştir. Ayrıca çay, kahve, çikolata, fıstık, ıspanak, pancar gibi oksalat içeriği yüksek gıdaları da kısıtlamakta fayda vardır.
Ancak diyetteki kalsiyumun azaltılması her hastada yararlı olmayabilir. İdrarında oksalat miktarı artmış kişilere kalsiyum tavsiye edilebilmektedir. Her hasta da koşulların değişik olacağı göz önüne alınmalı, diyet doktorunuz veya diyetisyen tarafından ayarlanmalıdır.
Et ve et ürünlerini azaltın: Bu sadece taş oluşmasını engellemekle kalmaz genel sağlığınız açısından da olumlu etki yapar. Hayvansal proteinlerin azaltılması vücuda kalsiyum girişini ve ürik asit atılımını azaltacaktır.
Tuz tüketimini azaltın: Tuz idrara çıkan kalsiyumu arttırır. Ayrıca hipertansiyon riskini de azaltmış olursunuz.
TİFO (TYPHOID FEVER)
Aralık 5, 2007
Salmonella bakterileri çevremizde yaygın olarak bulunmakla birlikte her salmonnella enfeksiyonu tifoya neden olmaz. Salmonella enfeksiyonları ishalle seyreden enteritler olduğu halde tifo sistemik bir hastalıktır. Tifo hastalığının etkeni Salmonella typhi bakterisidir.
Bulaşma Yolu: Mikroplu yemek ve suyun tüketilmesi ile bulaşır. Zaman zaman dışkı-ağız yoluyla da bulaşma gerçekleşebilir. Kanalizasyon atıklarıyla kirlenmiş sulardan tutulan kabuklu hayvanlar, önemli infeksiyon kaynağıdır. Sinekler, infeksiyonu besinlere aktarabilir ve bu da insanda infeksiyon oluşturmaya yetebilir. Çok sayıda insan aynı içme suyunu kullandığında (kontamine suları) tifo salgınlarına neden olabilir.
Hastalığın Seyri: Şiddet derecesi çeşitlilik gösteren sistemik bir hastalıktır. Ağır vakaların başlangıcı kademe kademe gelişir. İlk belirtiler şunlardır: Ateş, baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, uykusuzluk. Yetişkinlerde ve büyük çocuklarda kabızlık ishalden daha sık görülür. Tedavi uygulanmazsa, hastalık; devamlı ateş, kalp atışının yavaşlaması (bradikardi), karaciğer ve dalak büyümesi (hepatosplenomegali), karın semptomları ve bazı vakalarda zatürreye kadar gidebilir. Vakaların %50 sinde gövdede bastırıldığı zaman yok olan pembe benekler(papüller) ortaya çıkar. Üçüncü haftada, tedavi edilmeyen vakalarda ek olarak mide-bağırsak tutulumu ve başka komplikasyonlar gelişir, bunlar da ölümle sonuçlanabilir. Tifo olan kişilerin %2-5 i kronik taşıyıcı olur (mikrop safra yollarında kalabilir).
Coğrafi Dağılım: Dünyanın her yerinde görülebilir. Yemek hazırlanan yerlerin kötü hijyen koşullarına sahip olduğu ve kanalizasyon atıklarının sıhhi standartlara bağlı olmadığı yerlerde daha çok rastlanır.
Yolcular için Risk: Hastalıklı bölgelere gidecek tüm yolcular potansiyel tifo riski altındadırlar,ancak risk, konaklama, sıhhi tesisat ve besin hijyeni standardının yüksek olduğu turist ve iş merkezlerinde düşüktür. Risk özellikle, Kuzey ve Batı Afrika, Güney Asya ve Peru da yüksektir. Aşılanmış bireyler dahi kontamine su ve yiyecek tüketiminden kaçınmalıdır.
Profilaksi: Tifo riskinin yüksek olduğu bölgelere gidecek olan yolcular, özellikle de bir aydan fazla kalacak kimseler, yetersiz hijyen koşullarına maruz kalanlar, antibiyotiğe dirençli organizmaların var olabileceği yerleri ziyaret edecek olan kimselerin mutlaka aşı yaptırmaları gerekir.
Önlemler: Yemek ve su yoluyla bulaşan infeksiyonlara karşı alınması gereken tüm önlemlerin alınması gerekir.
BOYUN AĞRISINA MASAJ
Aralık 5, 2007
Boyun ağrısına karşı omurgaya elle yapılan masajın, fizik tedavisinden daha etkili olduğu belirlendi. Hollandalı bilim adamları tarafından 183 hasta üzerinde araştırmada, 18-70 yaşları arasındaki hastaların 60´ına elle masaj, 59´una egzersiz ağırlıklı fizik tedavisi, 64´üne de ilaç tedavisi yapıldı.Rahatsızlıklarıyla ilgili olarak bilgilendirilen ve kendilerine tavsiyelerde bulunulan hastaların 26 hafta süren tedavisinden sonra, masaj yapılan hastaların diğerlerine göre daha çabuk iyileştiği ve rahatsızlığın önemli ölçüde giderildiği gözlendi.
Araştırmayla ilgili rapor, British Medical Journal adlı dergide yayımlandı
TİKLER VE TEDAVİSİ
Aralık 5, 2007
“Tik” istemsiz, belirli bir tarzda,hızlı ve tekrarlayıcı hareket ya da ses çıkarma durumudur. Süresi genellikle 1 saniyeyi geçmemektedir. Bu duruma direnç gösterilemez gibi hissedilir. Tik davranışının vücutta görülen yeri ( kaş, göz, omuzda oluşması gibi) , sıklığı ve zorlayıcılığı, çeşitli zamanlarda değişebildiği gibi, topluluk içinde olma ya da tek başına bulunmaya göre değişebilmektedir.Tikler tek bir bölgede veya birden fazla bölgede ya da organda hissedilebilir. Tik davranışının yapılması ile birlikte geçici bir rahatlama elde edilir.
Tik davranışlarını arttıran etmenler:
Yoğun stres durumları, kaygı düzeyinin arttığı haller, bitkin düşmek, can sıkıntısı hissetmek, kişi için önemli bir olaya katılmak , başkaları önünde aktif bir eylemde bulunmak( söz almak, bir toplantıya katılmak gibi) durumlarında artış gösterebilmektedir. Alkol alımı, kişiyi keyifle oyalayabilen bir aktivite ( kitap okumak, tv. seyretmek gibi) dinlenme esnasında azalabilmektedir.
Tik bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar:
Tik bozukluğuna neden olan kalıtsal hastalıklar arasında Tourette sendromu, Huntington hastalığı, torsiyon distonisi, ve nöroakantozis sayılabilir. Ayrıca ensefalit, Sydenham koresi, ilerleyici bir hastalık olan Creutzfeldt-Jacob sendromu da tik sebepleri arasındadır.
Epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, L-dopa, bazı stimulan ilaçlar da bu tür bir duruma yol açabilirler. Karbon monoksit zehirlenmeleri, kafa travmaları, bazı kromozom bozuklukları, zeka geriliği de tik davranışlarını oluşturabilir.
Tik bozukluğunun başlangıç ve ilerleyen dönem özellikleri:
Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır. Onu izleyerek kol ve bacakta yerleşik tikler ,daha nadiren de sese dayalı tikler başlangıç tikleri olmaktadır. Küfür etme şeklindeki tikler (koprolali) de daha nadir başlangıç yakınmasıdır. Başlangıçta % 2-3 oranında görülen koprolali ilerleyen dönemlerde % 2-30?lara dek çıkabilmektedir.
Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik bozukluğu belirtilerini göstermektedir.
Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir.
Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise azalmış bulunmuştur.
Tedavi:
İlaç tedavileri yanında terapi ile başarı sağlanmaktadır.
TIRNAK BATMASI TEDAVİSİNDE YENİ BİR YÖNTEM
Aralık 5, 2007
Sıklıkla ayak başparmaklarında meydana gelen tırnak batmaları ağrı ve rahatsızlığa neden olan ve günlük aktiviteleri kısıtlayan bir sağlık sorunudur. En sık olarak adölesan ve genç erişkinlerde görülen tırnak batmaları diğer yaşlarda da yaygın olarak ortaya çıkabilmektedir.
Tırnak batmaları şiddeti açısından üç dereceye ayrılabilir: 1. derece; eritem, hafif ödem ve yan tırnak derisinde ağrı. 2. derece; şiddeti birinci dereceye göre daha fazla olan bir ağrı, tırnak kenarından sıvı gelmesi ve bakteriyel paranişya belirtileri. 3. derece; tırnak yan duvarında hipertrofik granülasyon dokusu oluşumu.
Birinci derece tırnak batmaları genelde koruyucu önlemlerle tedavi edilebilirken ikinci ve üçüncü derece tırnak batmalarında tıbbi müdahale gerekebiliyor.
İşte bu aşamaların tedavisinde bambaşka bir yaklaşım ileri sürüldü. Canadian Family Physician dergisinin Şubat 2005 sayısında yayınlanan bir makalede tırnak batmasına neredeyse %100 çözüm olduğu ileri sürülen bir tedavi yöntemi yayınlandı. Araştırmada, batan tırnağın ebatlarını küçültmeyi hedefleyen bu yöntemin 50 nin üzerinde hastaya uygulandığı ve başarıya ulaştığı belirtildi. Yöntemin en önemli avantajlarından birisi de ağrının çok az olması, 3 gün içinde normal ayakkabı giyebilme ve günlük faaliyetlere dönebilme.
TIRNAK BATMASI
Aralık 5, 2007
Tırnak batması, bir ayak parmağı tırnağının keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesidir, sıklıkla ayak başparmağında meydana gelir. Bu durum, normalden fazla kıvrık olan ayak tırnaklarından, iyi uymayan ayakkabılardan veya hatalı kesilmiş olan ayak tırnaklarından meydana gelebilir. Tırnağın etrafındaki doku mikrop kapabilir.Belirtiler : Bir ayak parmağı tırnağının etrafında ağrı, şişme ve kızarıklık.
Tedavi
Eğer tırnağın çevresindeki doku enfekte olmuşsa, doktorunuz bir antibiyotik verecektir ve aynı zamanda parmağın içine doğru uzamış olan tırnak bölümünün kenarlarından alarak kısaltacaktır (Muayenehanede yapılan kolay bir işlem). Ilık kompres, bir antibiyotik ve istirahat de tavsiye edilebilir.
Koruma
Kronik olarak ayak parmağı tırnaklarının batmasını önlemek için, tırnaklarınızı çok fazla kısa kesmeyiniz; aynı zamanda ayak parmaklarınızın şekline uygun olarak kavisli kesmek yerine düz olarak kesiniz. Ayağınıza tam olarak uyan çorap ve ayakkabılar giyiniz ve ayaklarınız ve ayak parmaklarınız üzerinde aşırı basıncı önleyiniz.
BİLGİSAYAR SAĞLIK RİSKİ OLUŞTURABİLİR
Aralık 5, 2007
Zamanının çoğunu hiç hareket etmeden bilgisayar başında geçiren pek çok kişi, akciğer embolisi, yani akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması tehlikesi ile karşı karşıya.
Şişmanlar, gebeler, doğum kontrol hapı kullananlar, sigara tiryakileri, varisleri olanlar, kalp hastaları ve yakın zaman önce ameliyat geçirmiş kişilerde pıhtı oluşma riski ise çok daha yüksek. Akciğer embolisinin, akciğer damarlarının bir kan pıhtısı ile tıkanmasına bağlı olarak gelişen bir tablo olduğunu açıklayan uzmanlar, pıhtının kaynağının çoğu zaman bacakların derin toplardamarları olduğunu belirtiyor.
Bacak toplardamarlarında pıhtı oluşumuna ise üç önemli faktör neden oluyor; kanın damarlarda birikmesi, damar duvarının zedelenmesi ve kanın koyulaşması. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, uzun süre hareket etmeden oturmak, kan akımının yavaşlamasına ve kanın bacak toplardamarlarında birikmesine neden oluyor. Hem uzun süre oturmak hem de bacakları sarkıtmak, toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaşlamasına ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Bacak damarlarında oluşan pıhtılar buradan koparak akciğer damarlarını tıkıyor ve akciğer embolisi adı verilen hastalığa neden oluyor. Bu duruma kolaylaştırıcı risk faktörleri de eklendiğinde, pıhtı oluşumu kaçınılmaz oluyor. Uzmanlar; şişmanlar, gebeler, doğum kontrol hapı kullananlar, sigara tiryakileri, varisleri olanlar, kalp hastaları ve yakın zaman önce ameliyat geçirmiş kişilerde pıhtı oluşma riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Akciğer embolisinin belirtilerinin, tıkanan akciğer damarının büyüklüğüne göre farklılık gösterdiğine işaret eden uzmanlar, pıhtı çok büyük ise kişinin aniden fenalaşıp daha ne olduğu anlaşılamadan ölebileceğini bildiriyor.
Daha küçük pıhtılar ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, öksürük, öksürükle kan tükürülmesi, çarpıntı, ateş, sıkıntı hissi gibi değişik belirtilere neden oluyor. Akciğer embolisinin kesin tanısı için; akciğer röntgeni, sintigrafi, spiral tomografisi, kanda D- dimer yüksekliği, bacak toplardamar ultrasonografisi gibi tanı yöntemlerinden yararlanılıyor. Uzmanlar, zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçirenlerin şu önerileri dikkate almaları durumunda bu ciddi tehlikeyi azaltabileceklerini bildiriyor: “Bilgisayar karşısında uzun süre hareket etmeden oturmayın, arada kalkıp dolaşın. Kan dolaşımını arttırmak için, bacak kaslarına zaman zaman masaj yapın veya bacaklarınızı 5-10 saniye süre ile gerip gevşetin.
Oturduğunuz zaman bacaklarınızı sarkıtmayın, yükseğe koyun. Çok sıkı çoraplar giymeyin ve jartiyer kullanmayın. Düzenli olarak yürüyüş ve egzersiz yapın. Bol sıvı alın. Sigara, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durun”.
TÜRKLERE ÖZGÜN HASTALIKLAR ???
Aralık 5, 2007
Hepsine katılmak mümkün değil, ancak büyük oranda gerçeklik payı olduğu da inkar edilemez. Bir kısmını öz eleştiri olarak da kabul edebiliriz !01-Kardan adama tekme atma veya bozmaya calisma hastaligi,
02-Yeni atilmis bir betona basma ve isim yazma hastaligi,
03-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, biyik ve gözlük yapma hastaligi,
04-En iyi arabayi ben kullaniyorum zannetme hastaligi,
05-Kar topunun içine buz koyma hastaligi,
06-Cep telefonu kullaniminin yasak oldugu ortamlarda illede görüsme yapma hastaligi,
07-Belediyenin duraklara koydugu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastaligi,
08-Kumsalda Deve güresi yapma hastaligi,
09-Sahin marka arabayi, Dogan görünümlü yapma hastaligi,
10-Agaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim bas harfi kazima hastaligi,
11-Derslerini çalisip sinifini geçenleri inek sanma hastaligi,
12-Meslegimizdeki ünvanimizi Ingilizce olarak söyleme hastaligi,
13-Tiki olan insanlarin tikleri ile ugrasma hastaligi,
14-Iskambil kagitlarindan kule yapan birinin kulesini bozmaya çalisma hastaligi,
15-Cep telefonu ile bagira bagira konusma hastaligi,
16-Reklam için duvarlara veya panolara yapistirilan afisleri yirtma hastaligi,
17-Tuvalet duvarlarini defter sanma hastaligi,
18-Otobüs duraklarina “Atesli sevisirim beni ara” yazma hastaligi,
19-Trafikte bizi geçen bir araçi mutlaka yakalayip onu geçmeyi ilke sayma hastaligi,
20-Sinyal verir vermez serit degistirip, kazaya sebebiyet verdigimizde sinyal verdik görmüyonmu deme hastaligi,
21-Ara yollardan ana yola çikacak araca yol vermeme hastaligi,
22-Ünlü birini gördügümüzde ona el sallama hastaligi,
23-Ünlü birini gördügümüzde onunla fotoraf çektirip çok samimiyiz havasi verme hastaligi,
24-Yasamadigimiz bir seyi yasamis gibi anlatip ona kendimizi inandirma hastaligi,
25-Otobüs duraga yanastiginda illede ön kapidan inmeye çalisma hastaligi,
26-Otobüs koltuklarini yirtma ve üzerlerine acayip acayip yazilar yazma hastaligi,
27-Minibüs soföriyseniz begenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme hastaligi,
28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz kornaya basma hastaligi,
29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,
30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi,
31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde ödeme hastaligi,
32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,
33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari kaçirmaya çalisma hastaligi,
34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,
35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine anlatmalari hastaligi,
36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,
37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi,
38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun üzerine dogru sürme hastaligi,
39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,
40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah sikma hastaligi,
41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi
BLUMIA NEVROZA
Aralık 5, 2007
Adipozite, şişmanlık enerji bilançosunun bozukluğundan olabildiği gibi artmış yeme gereksinimi ile fazla kalori alınması sonucu da meydana gelebilir. Bu bozukluk büyük bir olasılıkla, acıkma-doyma mekanizmasının uyarılmasına bağlıdır ki, bunda psikovegetativ etkiler de rol oynayabilmektedirler.Merkezi hipotalamustan yönetilen acıkma ve doyma duyusu, besin alımının düzenlenmesi yani bedenin enerji harcaması ile kalori alımının birbirine uyması konusunda önemli sinyaller verir. Şişmanlarda bu sinyal fonksiyonunda bir bozukluk vardır. Acıkma ve doymanın düzenlenmesi duruma uygun biçimde yönetilemez ve kişi fizyolojik açlığı ile doymasını yeterince algılayamaz. Açlık ve tokluk duygusunun yoğunluğu daha çok gerçeğe uymayan duygusal durumlarla karartaştırılır.
Şişmanlardaki patolojik derecede artmış olan yeme davranışı bir yandan açlık duygusunun artmış olması, öte yandan da tokluk duygusunun azalmış olmasına, yani sonuçta her iki duygunun algı niteliğinin bir arada bozulmasına bağlıdır.
Patolojik yeme davranışına bağlı olarak. artmış kalori alımı, şişmanların çoğunda onları hoş olmayan duygulardan (narsistik zedelenmelerden, depresyondan) korumaya yarar ve obje yitimi durumlarında daha da sivri bir davranış gösterir.
Bu patolojik ruhsal durumlar genellikle çok yoğun cinsel gelişim öncesi gelişim bozuklukları temeline dayanır. Yemek yeme ile kişi için hoş olmayan duyguların hafifletilmesi sağlanır Böylece kişi geçici de olsa kendini ruhsal açıdan biraz dengelenmiş hisseder.
Bazı hallerde ise yeme sırasında aşırı neşe, öfori durumuna rastlanır. Sonuç olarak, şişmanlarda psikolojik savunma nedenlerinin fizyolojik bir eyleme dönüştürülerek yararsız biçimde kullanılmaları söz konusudur.
BELİRTİLERİ
- Kişide kilo alma korkusu, yeme gereksinimini kontrol edememesine neden olur.
- Ruhsal travmalarda, çalkalanmalarda kriz halinde yeme davranışı gözlenir.
- Aşırı yemek yemenin rahatsız edici etkisiyle kusma amaçlı ilaç kullanımı görülür.
- Sosyo-ekonomik kültür düzeyi yüksek bireylerde görülme sıklığı daha fazladır.
- Cinsel güçlerinde bir azalma gözlenir.
- Kilo verme amaçlı yapılan diyet ve egzersizlere rağmen zayıflama gözlenmez.
- Normal beden ağırlığının çok üstünde bir ağırlığa sahiptirler.
BOYUN AĞRILARI
Aralık 5, 2007
Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorun.
Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar - daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.
Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:
Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler
Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)
Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.
Akut boyun ağrısının en sık nedenleri:
Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları
Miyofasiyal ağrı sendromu
Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain)
Kronik boyun ağrısnın en sık nedenleri:
Boyun kireçlenmesi
Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)
Fibromiyalji
Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar, gevşeme egzersizleri, fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi yoluna gidilir.
BOYUN FITIĞI
Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilerine göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirinize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.
BOYUN KİREÇLENMESİ
Servikal omurgayı meydana getiren yapıların(kemik, bağ, kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar, makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük - hissizlik- yanma- batma, ellerde zayıflık- beceri azalması- uyuşma- karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.
Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler:
İstirahat
Boyun korsesi
İlaç tedavisi
Fizik tedavi
Egzersiz
Enjeksiyon yöntemleri
Eğitim
FİBROMİYALJİ
Fibromiyalji; süregen ağrı, tutukluk, yorgunluk ve vücudun bazı noktalarında derin hassasiyet ile tanımlanan bir hastalık grubudur. Sıklıkla 30- 60 yaşları arasında ve kadınlarda görülür. Ağrı, yaygın olmakla birlikte sıklıkla boyun ve bel bölgesinin derin dokularında hissedilir. Omuz, dirsek, diz ve ellerde de ağrı olabilir. Baş ağrısı sıklıkla eşlik edebilir. Hasta, el ve ayaklarının şiş olduğundan yakınabilir. Ancak şişlik sıklıkla saptanamaz. Sabahları dinlenmeden uyandığını ifade eden hasta sayısı oldukça fazladır.
Yakınmalar soğuk ve/ veya nemli hava, yorgunluk, psikolojik gerginlik ve hareketsizlikle artarken sıcak ve kuru havada, masaj ve aktivite ile azalır.
Fibromiyalji genellikle kendisinden ve çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür.
Fibromiyalji hastalığında tedavi oldukça güç ve yavaştır. Hastalık genellikle yıllar boyu devam eder. Çeşitli tedavi programları ile geçici bir rahatlama sağlanabilir. Ancak yakınmaların tamamen kaybolması nadirdir. Tedavide 1. basamak hastaya hastalık hakkında bilgi vermektir. 2. basamağı ise ağrıyı geçirme ve fonksiyonu artırmaya yönelik tedavi girişimleri (ilaç tedavisi, fizik tedavi ve egzersiz) oluşturur.
SERVİKAL STRAİN
(Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması):
Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur. Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle normaldir.Tedavi; ilaç, fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile mümkündür
