Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Aralık, 2007

GANGLION

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Ganglion, cildin altında beliren bir şişliktir, genellikle el bileğinde olur fakat bazen ayağın üst kısmında veya bileğin (el) iç tarafında veya parmaklarda olabilir.Belirtileri

- Bilekte bir şişkinlik

- Bu şişkinlikle birlikte ağrı, özellikle bilek açıldığı veya eğildiği zaman bulunabilir fakat genelde bu şişlik ağrısızdır.

Bir mafsal veya tendon içine sızmış olan koyu bir sıvının birikmesinden meydana gelir. Genellikle dokunulduğunda esnektir ve çeşitli büyüklüklerde olabilir.

Teşhis

Bir fizik muayene yapıldıktan sonra, başka sorunların varolmadığından emin olmak için bazı testler ve röntgen gerekebilir. Teşhisi doğrulamak için bazen ultrason incelemesi yararlı olur.

Esas itibariyle zararsızdır. Fakat bileğinizde veya ayağınızda bir şişlik fark ederseniz, habis bir tümör gibi diğer nedenleri saf dışı bırakmak için bir doktora danışın. Eğer ganglion ağrılıysa doktorunuz ameliyat veya diğer yollarla rahatlama sağlayabilir fakat çoğu durumlarda bu zararsız küçük şişlik tedavi gerektirmez ve yaşayışınızı etkilemez.

Tedavi, Ameliyat

Doktorunuz ganglionu birkaç yerden iğneyle deldikten sonra üzerine basınç uygulayarak patlatabilir veya içindekileri iğneyle çekebilir. Çoğu vakalarda ameliyat gereksiz görülür fakat gangliyon ağrılı ise ve direnaja cevap vermiyorsa cerrahi olarak çıkartılabilir.

GİZLİ ŞEKER

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Halk arasında Gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glukoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl altında olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl den yüksek, fakat 140 mg/dlden düşük ( yeni kriterlere göre 126 mg/dlden düşük) olması Bozuk glukoz Toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde Şeker Yükleme Testi yapılan kişilerde 2. saatdeki plazma glukoz düzeyininin 140 mg/dlden yüksek, fakat 200 mg/dlden düşük olması da Bozuk glukoz Toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 Diyabet için en riskli gurupta oldukları için hayat biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.

Türkiyede 2 milyon 600 bin şeker ve 2 milyon 400 bin de gizli şeker hastasının bulunduğunu belirtilen Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda 2030 yılında bu sayının yüzde 50 oranında artmasından endişe edildiğini duyurdu. Konuyla ilgili olarak uzun süreden beri bir çalışma içinde olduklarını dile getiren Kahveci, tedbir alınmazsa dünyada 10 yıl içinde 388 milyon kişinin diyabetten hayatını kaybedeceğini vurguladı.

Metropol hastalığı

Önder Kahveci, Türkiye Diyabet Epidemioloji çalışması sonuçlarına göre Türkiyede 2 milyon 600 bin şeker ve 2 milyon 400 bin gizli şeker hastası bulunduğunun altını çizdi. Türkiyenin bilinen diyabet sıklık oranın yüzde 7.2 olduğunu kaydeden Kahveci, Türkiyede 20 yaş üstü bireylerde yüzde 6.9 oranında da gizli diyabet olduğunu ve bunların hiçbirisinin diyabetli olduğunu bilmediğini açıkladı. Kahveci, Bu rakamların özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirlerde çok daha fazla olduğunu özellikle belirtmeliyim. Nitekim İstanbulda yüzde 9ları aşan bir rakam var diye konuştu.

İnsülin hormonu

Şeker hastalığı (ya da tıptaki adıyla Diabetes Mellitus), vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesine, vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesine, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkıyor. Yani hastanın yeterince insülün üretememesi kandaki glukoz oranlarının aşırı yükselmesine sebep oluyor. Bu da başta damarlar, sinirler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki birçok sistemin zarar görmesine yol açıyor. Sebeplerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte, vakaların çok büyük bir kısmı Tip 1 ve Tip 2 Diyabet vakaları olarak görülüyor. Tip 1 Diyabet daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülüyor. Tip 1 Diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin zedelenmesi ile oluşuyor. Hastalar, bir insülin yetersizliği olduğundan ömür boyu insülin hormonunu dışardan (enjeksiyon yoluyla) almak zorunda kalıyorlar. Bu sebeple Tip 1 Diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet olarak da isimlendiriliyor. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının yüzde 10unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturuyor. Çocukluk çağında Tip 1 Diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100 bin çocuktan 1-42sinde diyabet gelişiyor.

Obezler risk altında

Tip 2 Diyabet ise sıklıkla erişkinlerde ve obes (şişman) kişilerde görülüyor.Tip 2 Diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki rezistans (direnç) sonucunda glukoz metabolizması bozuluyor. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak henüz aydınlatılamadı. Tip 2 Diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve genelde uzun süre insüline ihtiyaç duymadan hayatlarını sürdürebiliyorlar. Bu sebeple Tip 2 Diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet olarak da isimlendiriliyor. Genel olarak erişkin nüfusta yüzde 4-8 oranında Tip 2 Diyabet görülüyor.

Diyabet misiniz?

Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların koyduğu aşağıdaki ölçütlere göre konmaktadır:

Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glukoz düzeyinin 200 mg/dl den yüksek olması.

En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl den yüksek olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği Açlık Kan Şekeri sınırını 126 mg/dl olarak belirlemiştir.

Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. Saatdeki plazma glukoz düzeyinin 200 mg/dl den yüksek olması.

Belirtileri

Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci sebebiyle hücrelere giremeyen glukoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glukoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta çok ve sık idrar yapma (Poliüri) olur. Vücut, Poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için çok su içilir ve bu da Polidisi olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glukozu kullanamayınca bir taraftan iştah artması yaşar, diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinleri yakmaya başlar. Bunun sonucunda da iştah artmasına rağmen kilo kaybı yaşanır. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, sık deri infeksiyonu gibi bulgular görülür

GALAKTORRHEA

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Normal olarak, sadece doğum yaptığınızda veya 1-2 gün evvel süt salgılarsınız. Eğer bunun dışında memelerinizden süt sızarsa olağan dışı bir durumunuz var demektir; buna galaktorrhea (Yunanca gala: süt, rhoia: akıntı) denir. Araştırmacılar vakaların yüzde 50 sinde sebebin bulanamadığını, yüzde 25 de sebebin, prolaktinma denilen bir tür hipofiz tümörü olduğunu söylemektedirler. Bu tümör genellikle selim olmasına karşın, süt üretimini düzenleyen prolaktin hormonu salgılar. kalan yüzde 25te galaktorrhea çeşitli nedenlere bağlı olabilir (Örneğin, hipertiroidizm belirtisi veya bir ilacın yan etkisi), Galaktorrhea ya sebep olan ilaçlar methildopa (yüksek tansiyon için kullanılan bir ilaç), phenotiazinler (bir müsekkin grubu) depresyona karşı çeşitli ilaçlar ve dekstroamfetamin içerirler.Belirtiler

- Genellikle her iki meme başından beyazımsı veya yeşilimsi akıntı;

- Amenore ile birlikte olabilir.

Teşhis

Doktor memenizi ve (bazen kanserle birlikte görülen kanlı akıntı olmadığından emin olmak için) memeden gelen sıvıyı inceleyecektir. Tıbbi olarak tarihçeniz, galaktorrheanın aldığınız bir ilacın yan etkisi olup olmadığını aydınlatır. Prolaktin seviyenizi belirlemek için kan testleri ve hipotalamus ve hipofizin CT scani (bilgisayarlı tomografi) yapılabilir.

Galaktorrhea bir hipofiz tümöründen kaynaklanmadığı takdirde sağlığınızı tehdit etmez. Bu cins tümörler yavaş gelişir ve bazıları sonunda olduğu gibi kalır. Çoğunlukla ilaçla tedavisi başarıyla sonuçlanır. Eğer başarısız olursa ameliyat veya radyoterapi kullanılabilir.

İlaç Tedavisi

Hipotiroidizm için tiroksin verilir. Hipofiz bir tümörünüz varsa veya testten galactorrhea için hiçbir izahat alınamıyorsa, doktorunuz muhtemelen tümörü küçültebilmek, prolatin seviyesini düşürebilmek için bromokriptin verecektir. Bromoktriptin, çoğunlukla belirlenmeyen bir sebepten de olsa, galaktorrhea yı tedavi eder.

Ameliyat

Büyük bir hipofiz tümöründe ameliyat gerekli olabilir. Çünkü bu tümörler yeniden gelişebilirler. Uzun süreli bir bromokriptin tedavisine veya radyoterapi ye ihtiyacınız olabilir.

GASTROÖZEFAGEAL REFLÜ

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Mide içeriğinin (asidinin) patolojik şekilde mideden özefagusa (yemek borusuna) doğru geri kaçışı gastroözefageal reflü dür. Hastalar göğüs kafesinin arkasında yanma (heartburn) şikayeti ile başvurabilirler. Bazen yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağza gıdaların ve acı suyun gelmesidir. Özefageal reflü sıklıkla yemeklerden sonra olur.Gastroözefageal reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20 sinde gastroözefageal reflü hastalığı bulunmuştur.

NEDENLERİ NELERDİR?

Gastroözefageal reflü hastalığının semptomlarının (bulgularının) kökeninde yemek borusunun uzun bir süre, fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatmaktadır.

Mide asidik içeriğinin yemek borusu ile uzun süreli teması yemek borusunda hasara yol açar ve bu da yanma hissine sebep olur. Normal olarak yemek borusunun alt ucundaki alt özefagus sfinkteri dediğimiz kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı vardır. Bu yapı asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlar. Reflü hastalığında ise bu sfinkter sık aralıklar ile gevşer ve mide asidik içeriği yemek borusuna geri kaçar.

KOPMLİKASYONLARI NELERDİR?

Eğer reflü tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlarla seyredebilir. Örneğin yemek borusunda darlık, kanama ve mukozada prekanseröz(kanser öncesi ) bir takım değişikliklere (barrett özefagusu) neden olabilir. Sizi ve doktorunuzu uyarması gereken semptomlar şunlardır;

1- Yutma güçlüğü (disfaji)

2- Kanama

3- Boğulma hissi, öksürük, ses kısıklığı

4- Kilo kaybı

Birçok hastadan asidin yukarı gelmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla kontrol edilebilir.

YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?

1- Sigara bırakılmalıdır. Tütün asidi dengeleyen koruyucu mekanizmalara zarar verir.Asit üretimini uyararak ve yemek borusu ile mide arasındaki kasların gevşemesine de yol açarak asit reflüsüne yol açar.

2- Gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.

3- Alkol, çikolata,kafein, kahve, çay, yağlı, baharatlı yiyecekler ve domates gibi asidi arttıran yiyeceklerden kaçınılmalıdır.Kilo verilmesi önerilir.Yatmadan en az 3 saat önce yemek sona erdirilmelidir.Yatağın baş ucunun kaldırılması gece boyunca asit reflüsünü önleyecektir.Sıkı kemer ve giysilerden kaçınılmalıdır.

İLAÇLARLA TEDAVİ

Gastroözefageal reflü hastalığının organik bir sebebi vardır. Genelde sadece yaşam tarzı değişikliği ile önlenemez gastroözefageal reflü hastalığında medikal tedavi çok önemli bir yer tutar. Medikal tedavide yer alan anti asit grubu ilaçlar yemek borusunu koruyarak ve mide asiditesini bastırarak tedaviye yardımcı olurlar. Doktorunuzun önerisi ile alınır. Mide asidini bastıran H2 blokerleri ve proton pompa inhibitörleri denilen ilaçlar da doktorunuzun öngöreceği dozlarda kullanılmalıdır.

Medikal tedavi ile hastaların çoğunda gastroözefageal reflü hastalığının bulguları önlenebilir. Bu ilaçların yanı sıra asidin yemek borusundan mideye aşağı doğru geçişini kolaylaştıran Prokinetik ilaçlar da tedavide yer alırlar.

GASTRİT (AKUT)

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Akut Gastrit, ani olarak ortaya çıkan mide iltihabıdır.Gastrit akut, akut mide iltihabı, mide iltihabı olarak da adlandırılır.Nedenleri :

İlaçlar, alkol, korozif ( yakıcı ) maddelerin alımı, aşırı stres, beslenme alışkanlıkları.

Risk faktörleri :

Non-steroid antienflamatuar ilaç kullanımı ( NSAID ) Aşırı alkol kullanımı Büyük cerrahi girişimler , kafa travması , böbrek yetmezliği , karaciğer yetmezliği , solunum yetmezliği ve ağır psikolojik stresler

Risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla koruma sağlanabilir.

Belirtiler :

Hıçkırık, hazımsızlık, iştah kaybı, bulantı, kusma, kanlı kusma, koyu dışkılama, midede yanma-ekşime.

Tanı/Teşhis:

Üst ve alt sindirim sisteminin görüntülenmesi, dışkı tahlili, gastroskopi (midenin endoskopik olarak görüntülenmesi), tam kan tahlili yolu ile teşhis konulur.

Tedavi

Tedavi, hastalığa sebep olan faktörlere göre belirlenir. Anti-asitler veya diğer mide asidini azaltan veya nötralize eden ilaçlar belirtileri önleyebilir ve iyileşmeyi ilerletebilir. Mide asidi üretimini azaltan ilaçlar hastanede yatan hastalara verilebilir.

Çoğu mide iltihabı tedaviyle çabuk iyileşir.

Gastrit belirtileri iki veya üç günden fazla uzarsa, kanlı kusma veya kanlı dışkılama gelişirse vakit kaybetmeden doktora başvurmalısınız.

FITIKLAR

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Çoğu kimse fıtığı ağır kaldırmanın bir neticesi olarak düşünür. Esasında fıtığın genel olarak belirli bir nedeni yoktur. Herhangi bir kimse hatta yeni doğmuş bir bebeğin bile fıtığı olabilir. Karın içi organlarımız ince bir kas örtüsüyle yerlerinde tutulurlar. Bu organlardan birinin herhangi bir kısmı bu kas örtüsünün zayıf bir yerinden dışarı çıkar ve fırlarsa veya bu kas duvarını yırtarsa, fıtık oluşur.Belirtileri

- Eğilirken veya bir şey kaldırırken rahatsızlık duymak;

- Kasıkta hassas bir kitle bulunması.

Karın bölgesini etkileyen üç tip fıtık vardır. Kasık (inguinal) uyluk (femoral) ve göbek (umblikal) fıtığı. Başka bir fıtık da hiatal fıtıktır. Bu da diyaframın yemek borusuna açılan deliğinden (midenin bir bölümünün) fırlamasıdır. Eğer sıkışan bağırsak parçasına kan gitmezse buna bağırsak düğümlenmesi denir.

Kasıkta Görülen Fıtık

Erkeklerde fıtık ekseriyetle testise uzanan sperm kordonunun karından çıkıp skrotuma (torba) girdiği yerde belli olur. Bu geçitteki (halka) bağ dokusu (dış kasık bağı) zayıflarsa, bağırsağın bir bölümü buradan dışarı çıkabilir ve kasık bölgesinde bir kitle oluşturur. Bu doğrudan (direkt) kasık fıtığıdır.

Karından çıkan bir bağırsak kitlesi sperm tüpünün yolunu izleyip skrotumdan (torba derisinden) içeri girerse buna dolaylı (endirekt) kasık fıtığı denilir. Bu fıtık çok sancılı olabilir ve skrotumu şişirebilir. Bu iki tür fıtık erkeklerde görülen her 5 fıtığın dördünü oluşturur. Kadınlarda kasık fıtığı az görülür ve karından mesaneye idrar yolu geçitleri saran dokularla bir araya geldiği yerde meydana gelir.

Uyluk Fıtığı

Özellikle şişman veya hamile kadınlarda görülür ve uyluğun üst kısmındadır. Ana kan damarlarını (uyluk arteri) bacağa taşıyan kanalda oluşur. Bu fıtık ekseriyetle kasıkta görülen fıtıktan biraz aşağıdadır. Uyluk fıtığının düğümlenmesi olasılığı diğer bütün fıtıklardan daha fazladır.

Göbek Çevresi Fıtığı (Paraumilical Hernia)

Bu tür fıtığa çok daha az rastlanır. Göbeği saran karın duvarındaki zayıflık nedeniyle göbekte bir kitle meydana çıkar. Bazı yeni doğmuş bebeklerde buna benzer bir problem görülür ve ona göbek fıtığı denir. Bu türde bağırsağın bir kısmı bir kısmı kanına dönmek yerine göbek kordonunda kalmıştır.

Kesi Yeri Fıtıtı (Incisional Hernia)

Cerrahi bin müdahaleden sonra gerektiği gibi eski halini almayan bir karın duvarı fıtık yapabilir. Bu tip fıtıklar genellikle az problem yaratır. Fakat bağırsakların bir bölümü fıtıktan dışarı çıkıp rahatsızlık verebilir.

Baskı yapılarak karın duvarından geri (içeri) itilemeyen fıtıkların sıkışmış ve düğümlenmiş olması mümkündür.

Tedavi edilmezse, düğümlenmiş ve sıkışmış olan kısım dolaşan taze kandan oksijen alamaz. Neticede kangren olur. Bu da hayatı tehlikeye atan ve derhal ameliyat gerektiren bir durumdur.

Tedavi

Ameliyat : Birçok fıtık için en iyi tedavi fıtığı ameliyatla karına geri itmek ve karın duvarındaki zayıf adaleyi dikmektir. Ameliyattan aşağı yukarı bir ay sonra güç gerektiren normal hareketlerinizi yapmaya başlayabilirsiniz.

Diğer Tedaviler

Korsa giymek kabul edilebilir bir fıtık tedavisi şekli değildir. Doktorunuz ameliyattan önce problemin ilerlemesini önlemek üzere korse giymenizi isteyebilir. Bu kalıcı bir çare değildir.

FELÇ HABERCİLERİ

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Geçici iskemik atak ani başlayan bir süre devam eden ve hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtilerinden oluşan durumdur. Bu süre 24 saati aşmamalıdır. Fakat genelde kısa olur.

Yapılan araştırmalar sonucu bu terimin eski yunanda bile kullanıldığı göstermiş olmasına karşın gerçek niteliği ile tanınması ve de tedavisi son yıllarda olmuştur ve halen çalışmalar devam etmektedir. Geçici iskemik atak geçiren hastaların büyük çoğunluğu 1-3 yıl içinde felç hastası olmaktadır.

Günümüzde gerek çevresel faktörler, gerekse beslenme alışkanlıklarından dolayı genç yaşta felç sanıldığından daha fazla görülmektedir. Hayati önem ve sosyal nedenlerden dolayı bu hastalığın erken dönem teşhisi bu hastalığa aday kişilerin felçten kurtulmasını dolayısıyla kendisinin bakım hastası olmasını önler. Evet bu hastalar hayati tehlikeyi atlatsalar bile bakım hastası olarak kalırlar, bu da çevresindeki yakınlarını sosyal ve ekonomik yönden etkiler. Gerek yaşlı gerekse genç olsun inme yani felç hastalığının habercisi olan geçici iskemik atakları tespit edip tedavisini yapmak büyük önem taşır.

Beyni besleyen 2 tane ana damar sistemi vardır. Kaba tabirle bunlardan biri beynin ön ve orta yüzeyini besleyen halkın şah damarı diye adlandırdığı Karotis damarları diğeri de beynin arka yüzeyini ve derin bölgelerini besleyen Vertebrobaziler damar sistemidir. Çok kısa olarak :

1) Vertebro-badiler sistemindeki geçici iskemik ataklarda :

a)Görme bozuklukları:çift görme ,görme bulanıklığı ,görme hayalleri görülür.

b)Baş dönmesi (vertigo) özellikle çift görme ile beraber anlam kazanır.

c)Düşme nöbetleri özellikle yaşlı hastalarda ani olarak düşme görülür ve hastalarca dizlerimin bağı çözüldü diye tabir edilir.

2) Geçici Karotis iskemisi :

a)Bir gözde ani gelişen kısa süreli körlük

b)Bir tarafta his ve duyu bozuklukları ve kuvvet azlığı

c)Konuşma bozuklukları ,bazen de şuurda bozukluklar görülebilir.

65 yas üzerindeki gruplarda hastalığın seyri daha iyidir. Orta yaşta kalıcı felç geçirme olasılığı ortalama % 30 dur. Bu hastalığı hazırlayan sebepleri çok kısa sıralarsak:

1)Kalıtsal olarak damarların yapısı

2)Hipertansiyon

3)Kalple ilgili hastalıklar (kapak hastalığı vs.)

4) Kanda yağ oranı (kolesterol,trigliserid,HDL,LDL,VLDL durumu)

5) Sigara içme alışkanlığı

6) Aşırı alkol alışkanlığı,Aşırı kahve alışkanlığı

7) Kandaki şekilli elamlarin fazlalığı sayılabilir.

Geçici iskemik geçiren hastaların çoğu durumunu önemsemez. Fakat bu durum fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Bu durum nedir? Örnek verecek olursak ani gelişen geçici konuşmada bozukluk ani gelişen tek gözde geçici körlük, bir tarafta geçici güç azalması, geçici hafıza kaybı vs. sıralıyabiliriz.

Hasta deneyimli bir hekime başvurduktan sonra hastalığa yol açacak tüm sebepler araştırılmalı bir neden varsa derhal ortadan kaldırılmalı ve uygun tedavi düzenlenmelidir. Hastalıkla karşılaşılabilecek tabloların ayrımı büyük önem taşır örneğin bu akut tablo gerçek bir damarsal olayımı yoksa tümöre iltihaba veya başka patolojiyemi bağlı olarak çıkmıştır. Bunun ayrımı iyi yapılmalıdır.

Günümüzün modern teşhis ve görüntüleme yöntemleriyle deneyimli bir hekim tarafından bu durum şüpheye düşürmeden tespit edilip tedavisi düzenlenir. Yukarıda da söylediğim gibi erken teşhis hastayı ve hasta yakınlarını ileride maddi manevi bir yükün altından kurtarır. Hastayı risklerden büyük oranda korur.

FOLIK ASIT EKSIKLIGI

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Folik Asit Eksikliği Erkeklerde Kısırlığa mı Neden Oluyor ?Vitamin B9 olarak da bilinen Folik asit, özellikle sebzelerde, portakal suyunda ve tahıllarda bulunuyor. Bugüne kadar folik asitin, özellikle hamilelik döneminde bebeğin sağlıklı bir şekilde gelişimi için olan önemi üzerinde durulmakta idi.

Ancak Kaliforniyalı araştırmacılar folik asit ile ilgili yaptıkları bir çalışmanın sonucunu açıkladıklarında, bu vitaminin farklı bir rolü üzerinde de durulmaya başlandı. Araştırma sonuçlarına göre erkeklerde genelde kısırlıkla birlikte olan sperm sayısı azlığı durumunda aynı zamanda folik asit (bir tipi) eksikliği de bulunduğu saptandı.

Araştırmacılardan Lynn Wallock (Oakland Araştırma Enstitüsü Çocuk Hastanesinde araştırma görevlisi), yaptığı açıklamada sonuçların erkek üreme sağlığı açısından önemli olduğunu gösterdiğini belirtti.

Ancak Kaliforniya Üniversitesi üroloji bölümü öğretim görevlilerinden Paul Turek, sperm sayısının erkek üreme yeteneğinin ancak bir kısmının göstergesi olduğunu belirterek söz konusu çalışmada incelenen sperm sayısı düşük erkeklerin çoçuk yapıp ypamadıklarının incelenmediğini ve erkeğin üreme yeteneği bakımından normal olması için mutlaka normal sperm sayısına sahip olmasının gerekli olmadığını söyledi.

24 sigara içen ve 24 sigara içmeyen erkeğin incelendiği çalışmada aynı zamanda, düşük folik asit seviyesinin sperm içindeki DNA bozuklukları ile de ilişkili olabileceği saptandı. Wallock, bu durumun bebeklerdeki doğumsal defektlerle ve yavrunun ileri yaşlarda orataya çıkabilecek kanser hastalıkları ile de ilişkili olabileceğini söyledi. Çalışmanın tamamı Fertility & Sterility dergisinin son sayısında yayınlandı.

Wallock, “Bazen sperm sayısını normal düzeyde saptayabiliriz, ancak sperm içindeki DNA hasarlı olabilir. Sperm hücresi DNA içeriden bir paket taşıyıcısıdır. Taşıyıcı paketi çok iyi bir şekilde yerine ulaştırabilir, ancak paket açıldığında içindeki DNA nın hasarlı olduğu ortaya çıkar” dedi. Ancak bu tespit de öncekiler gibi eleştirilere maruz kaldı.

Turek, bu çalışmanın folik asit düzeyi ile doğumsal defektler arasındaki potansiyel riski ortaya koyamayacak kadar basit olduğunu belirtti ve bu çalışma ile tür spekülasyonları ortaya atmanın erken olduğunu söyledi.

Oregon Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Peter Sutovsky, bu çalışmanın gereksiz yere bazı sigara içenlerin çocuklarına kanser bulaştıracakları (geçirecekleri) korkusuna yol açabileceğini söyledi. Ve bu çalışmada sigara içenlerde sadece bir folik asit tipinin eksikliğinin saptandığının altını çizdi.

Çalışmadaki sigara içenlerin sigara içmeyenlere göre daha yüksek sperm sayılarının olduğuna dikkat çeken Sutovsky, sigara içenlerin spermlerinde DNA hasarı bulunma oranının daha yüksek olmasından dolayı vücudun üretkenliği koruyabilmek için daha fazla miktarda sperm ürettiğini ortaya attı.

Bu üç araştırmacının konu üzerindeki birleştikleri ortak konu ise, erkek üreme sağlığının devamı için iyi bir diyetin gerekli olduğu.

Turek, kısırlık problemi olan erkeklerin iyi yemeleri, iyi uyumaları, streslerini azaltmaları ve vücutlarına bir mabet yeri gibi özenli davranmaları gerektiğini söyledi. “İyi üreme sağlığı iyi bir beden sağlığı ile mümkündür” dedi.

Wallock, erkeklerin her gün 5-9 porsiyon sebze ve meyve yemeleri gerektiğini söyledi. 1998 yılında devletin aldığı kararla belirli yiyeceklerin foli asit ilave edilerek güçlendirildiğini ve çoğu erkeğin yeterli miktarda folik asit aldığını belirtti. Bununla birlikte folik asit ilavesinin tam etkisinin bilimediğini söyleyen bayan araştırmacı, yüksek miktarda alkol alan, bazı mide ve barsak rahatsızlıkları bulunan ve kanser tedavisi için antifolat ilaçlar kullanan erkeklerin besinlerdeki folik asitten yeterince faydalanamayacaklarını iave etti.

Ne Yapmalı ?

Eğer bebeğiniz olmuyorsa (erkek veya dişi olmanız farketmez) yediklerinizi gözden geçirin. Wallock, bu küçük çaplı araştırmanın bile beslenme ile erkek üreme sağlığı arasında olası ilişkiler olabileceğini gösterdiğini söyledi ve folik asit yemek konusunda da aşırıya kaçmamak gerektiğini, çünkü nadir de olsa aşırı folik asit tüketiminin hastalığa neden olabileceğini söyledi.

FARENJIT

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Farenks (Pharynx) bademciklerle ses kutusu arasında kalan kısımdır. Dolayısıyla farenjit boğaz ağrısı denilen hastalığın başka bir adıdır. Bu akut veya kronik olabilir. Akut farenjite sebep ya bir bakteri (beta-streptococcus) veya bir virüstür. Beta-Streptococcus hastalığına strep throatı adı da verilir. Kronik şekli sürekli sinüs, akciğer veya ağız enfeksiyonundan olabilir ve sinüslere yayılır.Belirtiler:

- Boğaz ağrısı,

- Yutma güçlüğü,

- Ateş.

Ayrıca çok alkol, sigara veya kötü, dumanlı hava solumak da başlıca sebepleri arasındadır.

Teşhis

Boğazınız kızarıp şişerek, yutkunmayı ve bazen soluk almayı bile zorlaştırabilir. Cerahat da görülebilir. Boğazınızda yanma hissedebilirsiniz. Bu belirtiler birkaç günden fazla sürerse doktorunuza başvurun.

Doktorunuz boğazınızı muayene edecek ve enfeksiyon etkeninin bir bakteri olup olmadığını belirlemek için, laboratuvara gönderilmek üzere bir kültür örneği alacaktır. Ayrıca burun ve solunum yolları enfeksiyonu gibi diğer hastalıklar yönünden de muayene edecektir.

Tedavi

Çoğunda tedavi gerekmez. Ancak bakterinin yaptığı farenjit için antibiyotik verilebilir. Virüs nedeniyle olanlarda antibiyotiğin yararı olmaz.

Bol bol dinlenmeli, aspirin veya benzer bir ilaç olmalı ve günde birkaç kez ılık tuzlu suyla gargara yapmalısınız. Pastiller de rahatlatabilir.

Yumuşak yiyecekler yiyerek boğazınızı tahrişten kaçınabilirsiniz.

EVLİ ÇİFTLER VE HASTALIKLAR

Yazan: akheneton Tarih: Aralık - 5 - 2007

Evlilikte hayat müşterektir… Hastalıklar da..! Evli çiftler, ev, araba, para gibi pek çok şeyin yanı sıra hastalığı da paylaşıyor. İngiltere de uzmanlar 8 bin evli çift arasında yaptıkları araştırmada hastalıkların da paylaşıldığını hayretle gördüler…Uzmanlar, evli çiftlerin sadece enfeksiyon hastalıklarını değil, astım, depresyon, ülser, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi diğer rahatsızlıkları da paylaştığını belirtiyor.

Yaşları 30 ila 74 olan 8 bin evli çifti, yaş, obesite ve sigara alışkanlıklarını göz önünde bulundurarak inceleyen araştırmacılar, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişinin, aynı hastalığa yakalanma riski taşıdığını ortaya çıkardılar.

İngiltere deki Nottingham Üniversitesi nden Julia Hippisley Cox, eşinde belirli bir hastalık bulunan kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin, diğer kişilere göre yüzde 70 fazla olduğunu söyledi.

Cox ve meslektaşları, bu duruma, başta aynı çevreyi paylaşmanın yol açtığını belirterek, evli çiftlerin genellikle aynı şekilde beslendiğine, aynı alerjik unsurlara maruz kaldığına ve aynı egzersiz alışkanlıklarına sahip olduğuna dikkati çektiler.

Araştırmayla ilgili makale, British Medical Journal da yayımlandı.