çocuklar okulda nasıl başarılı olur?
Kasım 20, 2007
ÖĞRENCİ, DERSLERİNDE NASIL BAŞARILI OLUR?

Milli Prodüktivite Merkezi nin ilköğretim 4, 5 ve 6. sınıfta okuyan 96 öğrenci ile ilgili öğretmenler ve 46 veli üzerinde yaptığı zaman yönetimi konusundaki araştırmaya göre velilerin sıkça tekrarladığı çok çalış cümlesi, başarıyı getirmediği gibi kaygıyı artırıyor. Araştırmada başarıya ulaşmak için zaman kavramının önemine vurgu yapılıyor. Zaman kavramının çocuklarda beş yaşından itibaren gelişmeye başladığına dikkat çekilirken, başarı için neler yapılması gerektiği üzerinde duruluyor. Velilerden çocuklarına güvenmeleri ve onlara zaman ayırmaları istenirken çok çalış baskısının kaygıyı artırmaktan öte rol oynamadığı anlatılıyor. Velilerin hedef belirlemede çocuklara yardımcı olması istenirken öğrencinin motivasyonunu artıran en önemli faktörün ana-baba takdiri olduğu üzerinde duruluyor. Velilere, çocuğunuzu takdir edin uyarısında bulunuluyor. MPM nin araştırmasına göre zamanı verimli kullanmalarını sağlamak için çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren bazı alışkanlıkların kazandırılması gerekiyor.
Öğrenciler neler yapmalı?
* Amaç ve hedeflerinizi belirleyin.
* Plan yapma alışkanlığı kazanın ve önceliklerinizi belirleyin.
* Kişisel gelişime zaman ayırın (kitap okuma alışkanlığı, hobi alışkanlığı vb.).
* Çok çalışmak başarıyı getirmez, planlı çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.
* Düzensiz aralıklarla sadece sınavlarda ders çalışacağınıza, her gün yarım saat ders çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.
* Zamanınızı planlayarak arkadaşlarınıza vakit ayırın.
* Ders sırasında not tutma alışkanlığı edinin.
* Erteleme alışkanlığından vazgeçin.
* Başarılı olacağınız konusunda kendinize güvenin.
Küçüklerde, çocuklar okul korkusu nasıl aşılır? nedenleri
Kasım 20, 2007
OKUL KORKUSU

Okulların açılma zamanı geldiğinde, okula yeni başlayacak çocukları olan her anne ve baba ilkokul sıralarında karşılaştığı korku ve heyecan karışımı duyguyu hatırlayarak o dönemi adeta yeniden yaşamaktadır. Ev ortamı gibi rahat bir hayattan, kurallarla dolu okul hayatına adım atmaya hazırlanmak, her çocuk için problem teşkil etmektedir. Farklı elbiseler, yeni arkadaşlar, çeşit çeşit defterler, rengârenk kalemler, türlü oyunlar çocuklar için yeni bir dünyaya adım atmak anlamına gelmektedir.
Çocuklarından önce ebeveynlerinin bu duruma hazır olmaları gerekmektedir. Zira çocukların bu dönemde karşılaşabilecekleri problemleri önceden kestirmek ve bilinçli bir şekilde onlarla baş edebilmenin yollarını aramak önemlidir.
Okul korkusu nedir?
Okul korkusu, okul çağı içindeki çocuğun okula gitme ile ilgili direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesidir. Okul korkusu, kızlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülmektedir. Bu korku, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engellemektedir. Çocuklar için korku, yaşama adapte olabilmenin, kaygı veren durumlarla baş edebilmenin yöntemlerinden biridir. Okul korkusu, hızlı ele alınıp gerekli müdahaleler yapıldığı takdirde çabuk atlatılabilmektedir.
Her yeni durumun uyum sorunu yaşatıyor olması normaldir. Anneden ayrılık deneyimini ilk defa anaokulu döneminde yaşayan çocuklar, bu dönemde okulun içine girmeye ikna olmakta zorlanırlar ve tedirgin olurlar. Normal gelişim gösteren bir çocukta bu durum kabul edilebilir ancak sorun okula başlamakla ilgili değildir. Anne ve çocuk arasındaki bağımlı ilişkide; annenin çocuğun bireyselleşmesine izin vermemesi, bir bakıma annenin de çocuğa bağımlı olması, ev içinde baskılı�kaygılı ortamların olması, yeni bir kardeşin gelmesi, çocuğun bu süreci henüz anlayamamış olması, anne ve babanın çok kaygılı kişiler olmaları, aile içinde bir yakının kaybı ve hastalıklar gibi birçok faktör de etkili olabilmektedir. Çocuğun okula başlamadan önceki dönemde arkadaş deneyimlerinin niteliği, duygularını ve düşüncelerini anlatmada desteklenmiş olması bu dönemdeki zorlukları atlatmada önemli deneyimler oluşturmaktadır.
Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşları ile oyunu reddeden, anne ile ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşaması beklenilebilmektedir. Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir.
Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilir ayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler. Okulun öğrenme eyleminin dışında çocuğa keyifli gelebilecek yönlerinin de anlatılması faydalı olabilir. Çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar olarak, anne-babalara genel olarak, çocuğun bireysel becerilerini geliştirmesini, kendi başına giyinip soyunabilmesini, yardımsız yemek yeme gibi becerileri kazanmış olmasını öneriyoruz. Ayrıca her anne baba, çocuğunu her dönemde etkin bir şekilde dinlemeli ve kaygılarının olabileceğini kabul etmelidir.
Bu korkuya yakalanan çocuğa aile ne yapmalı?
Çocuğun okula gitme ile ilgili bütün kaygıları dinlenmeli, okul ile ilgili duygu ve düşünceleri anlamaya çalışılmalıdır. Okul korkusunun çocuktan olduğu kadar okul ve öğretmen tutumlarından da kaynaklanabileceği, unutulmaması gerekir. Okula gitme ile ilgili aile bireyleri ortak tutum içinde olmalı ve çocuğun okula gitmemesine izin verilmemelidir. Her anne ve baba çocuğuna kaygılarını anladığını, bu kaygıların zamanla geçeceğini ve okulda öğrendiklerinin kendileri için de önemli olduğunu vurgulamalıdır. Ayrıca uzun vedalaşmalardan, kişisel kaygıların yansıtılmasından kaçınılmalıdır. Ev içinde de çocuğun anne�babaya bağımlı olması azaltılmaya çalışılmalı, kendi başına bulduğu uğraşlar konusunda destek olunmalı, tek başına da oynayabileceği oyuncaklar ve oyunlar alınmalıdır. Ebeveynler, okullar başlamadan önce okul alışverişini çocuk ile birlikte yapmalıdır. Anne-baba dikkatli olmalı ve bu dönem içinde olabilecek bütün sorunlardan yayınlar vasıtası ile haberdar olmalıdır. Çünkü problemi çabuk fark etmek ve doğru müdahale etmek çözümü de çabuk getirmektedir.
Öğretmenler ne yapmalı
Bu dönemde öğretmenlerin duyarlı olması gerekmektedir. Öğretileni yapamıyor olmasının çocukta kaygı uyandıracağı unutulmamalı ve öncelikli olarak öğretmek kaygısı taşınmamalıdır. Önce çocuğun sıkıntısının ne olduğu sorulmalı ve bu konuda yardım edilebileceği anlatılmalıdır. Katı tutum, bu sorunları artırmaktadır. Öğretmen, çocuğa okula gelmesi gerektiğini ve onun öğrenmesini önemsediğini anlatmalıdır.
Okul korkusu, anaokuluna başlanan 3�5 yaş döneminde yoğun yaşanabilmektedir. İlkokula başlangıç, yine bu korkunun görüldüğü ikinci dönemdir. Daha yüksek sınıflarda 12�14 yaş döneminde de ortaya çıkabilmektedir.
Bu dönemde çocuğun bireysel gelişimine de önem verilir,, anne�çocuk ilişkisi doğru organize edilirse tekrar ortaya çıkmayabilir. Ancak çocuğun eve bağımlılığı desteklenir, okula gitmeme ile ilgili istekleri desteklenilirse tekrar bu sorunlar yaşanabilmektedir.
Anaokulunda ilk gün stresi nasıl atlatılır?
Her okula başlayan çocuk aynı tepkiyi göstermez. Anaokuluna başlayan çocukların zaman ve uzaklık kavramı tam oturmadığı için ilk kaygıları bu yönde olur.
� Evimize ne kadar uzaklıktayım?
� Annem beni alacak mı?
� Bu çocukları tanımıyorum.
� İhtiyaçlarımı kime söyleyeceğim, yardım ederler mi?
� Ev kuralsız bir yerdi. Her şeyi kuralla yapacak olmak sıkıcı.
Çocuk, bu soruların cevaplarını yaşayarak öğreneceği için kaygıları da yüksek olmaktadır. İlk gün okulda 1�2 saat kalmak, annenin onu ne zaman alacağını saat üzerinden göstermesi, öğretmenle tanıştırıp, nasıl yardımlar isteyeceğini anlatması çıkacak sorunları azaltabilmektedir. İlk birkaç gün çocuğun görebileceği bir yerde oturup oradan ayrılmamak da yararlı olabilmektedir.
Adaptasyon süreci
Daha önce okula gitmemiş bir çocuk için 10 günü aşan ve hiç azalmayan uyum sorunları varsa anaokuluna gitme durdurulmalıdır. Çünkü çocuk okula gitmek için henüz hazır değildir. Daha önce anaokuluna gitmiş çocuklarda uzun tatil sonrasında okula dönüş güç olabilir ama okul tanıdıkları bir yer olduğu için, burada yaşanan kaygı daha kısa sürede atlatılabilmektedir. Taviz vermeden eski düzeni içinde çocuğun anaokuluna gidip gelmesi sağlanmalı ve çocuğun evde kalmasına izin verilmemelidir.
Çocuğa ilgisiz olmak ya da aşırı derecede ilgi göstermek çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimini geciktirmekle birlikte öğrenme ve uyum sorunlarını yaşamasını kaçınılmaz kılmaktadır.
Ödev sorumluluğu kazandırılmalı
Her anne baba çocuklarının ödevleri ile ilgilenmelidir. Çünkü onların sorunlarına yardımcı olmak, beraber sorunların üstesinden gelmek çocukların hoşlarına gitmektedir. Ödevlerinde anlamadıkları yerlerde yardım isteyebilecekleri söylenmeli, yol gösteren kişi olunmalıdır. Okula başlanılan ilk birkaç hafta, okuldan evde yapılması için herhangi bir ödev verilip verilmediği sorulmalıdır. Ancak ödevi yapması için ısrarcı olunmamalıdır. Yapmadan gittiği takdirde öğretmenine nedenlerini kendisi anlatmalıdır. Çocuk okuldan geldiği ilk 2 saat içinde ödevlerini tamamlamalıdır.
Kaynak: Pedagog Güzide Soyak, Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü.
normal bebeğin özellikleri
Kasım 20, 2007
NORMAL BEBEK
Bebek bekleyen çoğu anne baba için, bebeklerinin kafalarındaki imajı, daha gebelik testlerinin pozitif olduğunu öğrendikten hemen sonra berraklaşmaya başlar. Kafalarda beliren bu imaj çoğunlukla bebek mamalan ya da kullanıp atılan bebek bezi ambalajlan üzerindeki 3-4 aylık tombul ve gülümseyen bebek resimlerine benzer.Oysa gerçekte doğum odasında doktorunuzun elinize verdiği yeni doğmuş bebeğiniz bu imajdan tamamıyla farklıdır. Kırışık derili, çoğunlukla doğum kanalından geçerken ezilmiş kafalı bu bebek hiç de hayalinizde canlandırdığınız, mama reklamlarındaki o güzel bebeğe benzememektedir.
Her ne kadar aslında yaklaşık 40 haftalık bir süreyi kapsıyorsa da, döllenmeden doğuma kadar geçen zaman müstakbel anne ve baba için çok uzun bir süre olarak görünebilir. Son adet kanamasından takiben 38-42 hafta sonra yapılan doğumlar olgunlaşmış gebelik olarak kabu edilir. Bazan, çocuğun artık dünyaya gelmek üzere olduğu bu son 4 haftalık dönem süresince çoğu kadın çalışmaya devam edebilir. Olgunlaşmış gebelik sonucu doğan bebeğin ortalama ağırlığı 2.5 ila 4.5 kg. arasında değişin erkekler kızlardan biraz daha ağırdırlar. Olgunlaşmış gebelik bebeklerinin çoğunun boyu 45 ila 55 cm. arasında değişir.
Doğumdan hemen sonra, bebeğin ağzı emmeye ve burnu soluk alıp vermeyi engelleyen kan ve mukozayı temizlemek için bunları itmeye başlar Göbek bağı, anne ile bebek arasındaki daha önceki bu yaşam bağı, kesilir, ve bebeğiniz daha doğum odasında iken herhangi bir ciddi problemi olup olmadığını kanıtlayan bir sınavdan geçer.
Normal bir bebek neye benzer? Bebeğiniz sessiz ve sakin olabilir; ya da elerini ve ayaklarını sallayarak ağlayabilir, cildi renksiz ya da alacalı renkte olabilir. Doğumdan hemen sonra bebeğin cildi nispeten mavimsi olacaktır. Bu renk bebeğin doğumdan önceki normal rengidir. Doğumdan 5 dakika ya da 10 dakika sonra bebeğin rengi pembeleşmeye başlar. Bazı bebeklerin cildi kırışıklıkların üstüste geldiği gevşek bir yapı sergiler. Kimisi de sanki şişman bir bebekmiş gibi görünmelerini sağlayan tombul bir yapıya sahip olarak doğar. Çoğu bebekler, doğum kanalından geçişlerini kolaylaştıran verniks adlı yağlı bir madde ile kaplıdırlar.
Bebeğiniz doğduğu anda kafasında hiç saçı olmayabileceği gibi, kafası tamamiyle saç dolu da olabilir. Doğumdan dört ya da beş ay sonra bu saçın çoğu dökülecektir, ince ve koyu renkli bir vücut tüyü tabakası (lanugo) bebeğinizin sırtını, omuzlannı ve hatta yüzünün bir kısmını kaplamış olabilir. Beyaz ırktan çoğu bebek koyu mavi bir göz rengi ile doğarlar. Siyah ırktan bebekler ise koyu kahverengi gözlerle doğarlar. Koyu cilt rengi karışımlı beyaz bebeklerde iris (gözün renkli tabakası) birkaç hafta sonra koyulaşmaya başlar. Kahverengi gözler genellikle ilk altı ay içinde belirginleşmeye başlar.
Bebeğinizin gözlerinin biraz şiş gibi olduğunu farkedebilirsiniz. Bu şişlik, yasalar gereği, doğum sonrasında bebeği doğum kanalı nedeniyle oluşabilecek muhtemel bir enfeksiyona karşı korumak amacıyla sürülen eritromisin ya da gümüş nitrat merheminden dolayı oluşmaktadır. Bu şişlik tamamiyle geçicidir ve endişelenecek hiçbir şey yoktur.
Kafa, gövdeye nazaran daha büyükçe görünür. Bebek, annenin ilk doğumu sonucu doğmuşsa, kafası çoğunlukla sivri uçlu ya da şişkindir; bu şekil, bebeğin kendisini doğum kanalının şekline uydurması neticesinde meydana gelir. Her ne kadar bozuk şekilli bir kafa anne ve baba için bir bozukluk işareti anlamına gelebilirse de, bebeğin kafatası kemikleri, annenin dar leğen kemiğinden incinmeden geçebilmesi için, birbirinin üzerine de geçebilen esnek bir yapı arzetmektedir. Bu şekillenme herhangi bir kafa ya da beyin zedelenmesine neden olmaz ve bebeğin kafası birkaç gün sonra normal şeklini alır. Yeni doğmuş bir bebeğin kafasının tepesinde, kemikler tamamiyle birbirine kenetlenene kadar, genellikle 9 aydan 18 aya kadartık bir süre için bir yumuşaklık (bıngıldak) varolacaktır.
Bebeğiniz doğduktan 1 dakika sonra, görünen sağlığını değerlendirmek amacıyla Apgar testine tabi tutalacaktır. Bu test her 5 dakikada bir yapılır ve bebeği tanımlamaya yarayan bu bilgiler kayda geçirilir. Apgar testine göre düşük bir skor ortaya koyan bebekler yakından gözlem gerektirirler. (Bkz. Apgar Testi). Ayrıca doğumdan kısa bir süre sonra, iç kanama tehlikesini önlemek için, pıhtılaşmaya yardımcı bir madde olan K vitamini zerkedilir. Bebek iyi soluk alıp veriyorsa ve sağlıklı görünüyorsa, (ısı kaybını önlemek için) yumuşak bir battaniyeye sanlı olarak annesine verilecektir. Çoğu yeni anne hemşirelerin bebeklerini hemen kendilerine getirmesini isteme eğilimindedir. Annenin vücudunun henüz süt üretememesine karşın, memeler, kolostrum denilen (kazein ve çok miktarda albüminden oluşan), içinde bebek için yaşamsal önemi olan bağışıklık kazandırıcı maddeler olan bir sıvı içerir. Annenin bebeğe kendisinin bakmasının bebekle anne arasında bir yakınlık ya da bağ oluşmasında çok yararı vardır.
Anne baba ile çocuk arasında bağ konusunda çok şey yazılmıştır. Çok basit bir ifadeyle, anne baba ile çocuk arasındaki bağ, ebeveynler ile çocuk arasında duygusal bir bağın oluşmasıdır. Çocuğun doğduğu esnada bir nevi bağlanma zaten gerçekleşmiş durumdadır. Ebeveynler, özellikle doğumdan itibaren, çocuklarına duygusal bir bağla bağlanırlar. Bebek, anne ve babasının doğum odasında bebeklerini ilk ellerine aldıkları andan itibaren, yaşamı boyunca sürecek bir bağ oluşmasına neden olur.
Doğumdan bir yada iki saat sonrasına kadar bebeğiniz muhtemelen uyanık, gözü açık ve sessiz olacaktır. Bu, bebeğinizi tanımanız için çok güzel bir fırsattır.
Çoğu anne baba, bebeklerini saran sıkı kundak bezlerini açarak onu yakından incelemek ister. Çoğumuz bu aşamada bebeğin el ve ayak parmaklarını sayarak doğum olayını kanıksamaya başlarız. Bebekler işitme duyusu ile doğarlar; anne ve baba doğum odasında bebeklerinin bir ses duyduğunda nasıl sıçradığını görürler. Yeni doğmuş bebekler aynı zamanda görebilir ve kendilerinden 20-30 cm. uzaktaki nesnelere gözlerini odaklayabilirler de. Anne ve babalar bebeklerinin belli bir nesneye ya da birinin yüzüne nasıl dikkatle baktığını hayretle görürler.
Doğum zor bir olaydır ve yeni doğan bebeğin bu strese cevabı doğumdan sonra derin bir uykuya dalmak ve birkaç saat uyumak şeklinde olur. Bu genellikle bebeğin hastanenin ba-kjm bölümüne alındığı esnada olur. Yeni doğan bebekler, daha sonra sıkıca kundaklanır ve beşiklere konur, ilk birkaç gün süresince yeni doğmuş bebeklerin çoğu nadiren tamamen uyanır. Kimi zaman bebeğiniz, çoğu insan tarafından bir bebeğin doğuşunun habercisi sayılan şekilde ani bir ağlama ile uyanabilir.
Anneleri, yeni doğan bebekleri genellikle 3-4 saatte bir biberon ya da emzirmek suretiyle beslemek isterler, (bazı anneler bu yüzden bebekleriyle aynı odada kalmayı isterler); fakat bebeğiniz doğumdan birkaç gün sonrasına kadar ne biberonla beslenmeye- ne de anne memesiyle emzirilmeye pek ilgi göstermeyecektir. Yeni doğan bir bebek genellikle doğduğu andaki ağırlığından, yüzde 6 ile 10 oranında daha az ağırlıkta hastaneden ayrılır. Genellikle üçüncü gün (yaklaşık olarak annenin memelerinin sütle dolduğu zamanla aynı anda), bebeğin de iştahı artış gösterir.
KİLO ALAMAMAK (YENİDOĞAN)
Kilo alamayan bir bebek aynı zamanda kilo kaybediyor da olabilir. Doktorunuz, mama hazırlama şeklini değiştirmenizi, öğün sayısın artırmanızı ya da kilo alamama durumunu ortadan kaldırmak için, meme sütüyle destek olmanızı tavsiye edebilir.Bazı bebekler, bebeğin yeme ya da büyüme yetisini engelleyen bazı fiziksel anormallikler yüzünden kilo alamazlar.
Bunlar arasında, damak yarıklığı, mide barsak hastalıkları, kronik kalp yetmezliği, karaciğer ve böbrek hastalıkları, habis tümörler ve salgı bezleri hastalıkları sayılabilir. Bu hastalıklardan herhangi birinin olup olmadığını anlamak için doktorunuz çeşitli testler yapabilir.
Tedavi, hastaneye yatırılmayı gerektirebilir.
Bebeğin kilo alıp almayacağını belirlemek için hastanede bebeğe genellikle sınırsız besleme yapılır. Ayrıca fiziksel bir anormallikten şüphelenildiğinde çeşitli testler yapılabilir ve röntgen çekilebilir.
Kilo alamayan bebeklerin görünüşü uzun vadede değişiklik gösterirse de, çoğu bebekler iyi olurlar.
Karnı ağrıyan bir bebeğin anne babası olarak her beslenme sonrasında bebeğinizi geğirtmeye özellikle dikkat etmelisiniz. Biraz zaman alsa bile bebeğinizi geğirtmeye gayret etmelisiniz.
Çocuklarda kabızlık ve tedavisi
Kasım 20, 2007
KABIZLIK (ÇOCUKLARDA)
Bebek Neden Kabız Olur?Normal kıvamda yumuşak kaka yapan, neşesi yerinde kilo almış bir bebeğin günde bir kez kaka yapması kabızlık sayılmaz.
Kabızlık:
Aldığı besin kendine yetmeyen, aç kalan bebeklerde, Barsağında doğuştan darlık olan bebeklerde, Daha önce kabız olduğu için kakasını güçlükle yapmış ve anüsünde çatlaklar meydana gelmiş bebeklerde görülür.
Kabızlığın Düzelmesi İçin Anne;
Bebeği doyuracak, aç bırakmayacak miktarda mama vermesi,
Kakası sert olan bebeklerde, meyve suyu olarak erik ve kayısı suyu vermesi
Doktorun önereceği vitaminleri vermesi konularında eğitilmeli ve hatalarını düzelterek yeni davranışlar kazanması sağlanmalıdır. Kabızlığı, sürekli uyku hali ve uzayan sarılığı olan bebeklerde kalıcı zeka geriliği yapan hipotiroidi olabileceğini unutmayın mutlaka hekime danışın.
Diyet Tedavisi
Kabızlıkta diyet; sulu ve posalı olmalıdır. Kabızlık yakınmalarında, sabah kahvaltı etmeden erik ve kayısıdan yapılmış marmelattan bir kaşık alınarak üzerine su içilmesi ve biraz fiziksel hareket yapılması barsak hareketlerini arttırır. Yine erik ve kayısı kompostoları, kuru baklagil yemekleri, tam buğday unundan yapılmış ekmek ve tahıl ürünleri, bol sebze ve meyve kabızlıktan yakınması olanların diyetinde fazla yer almalıdır. Yemeklerde yeterince yağ bulunması da kabızlığın önlenmesinde yararlıdır
Yukarida yer alan bilgiler Saglik Bakanligina ait WEB sayfalarindan alinarak hazirlanmistir.
isilik ve kaşıntı nedenleri
Kasım 20, 2007
İSİLİK
isilik, kaSintili bir dökuntudur veya genellikle sirtta veya göguste meydana gelen kuçuk, kirmizi noktalarin oluSturdugu lekelerdir. Vucut fazla isinip bir sure terden islak kaldigi zaman olur. Dökuntu geniS bir alani kaplayabilir ve aSiri derecede kaSinti yapar. Bir kaç gun veya haftalarca surebilir. AteSli iken veya ateSiniz duStukten sonra isilik dökebilirsiniz. isilik bulaSici degildir, fakat bir kere oldunuzsa yeniden olabilirsiniz.|iki yaSindan kuçuk çocuklar isilik olmaya meyillidirler, ancak teShisleri zordur. Bebeginizin isilik oldugu kanaatindeyseniz bir doktora muracaat edin.|Tedavi:|KaSintiyi geçirmek için kalamin losyonu surun. Vucudun hava alabilmesi için hafif giysiler giyin. Derinin uzerinden geçen hava akimini arttirmak için bir havalandirici (pervane-vantilatör) yakinina oturarak cildin kurumasina yardimci olun. Evin serin yerlerinde kalmaya çaliSin. Açik havada çaliSmaniz Sart ise bu iSi, gunun daha serin bir zamanina birakin, gölgelerden faydalanin ve duzenli araliklar verin.|onlemler:|isilik olmaya egilimli iseniz, kisa sureli serin duSlar yapin. Sicak duS yapmaktan kaçinin ve normalde isilikten etkilenen gögus ve sirt bölgelerine sabun surmeyin. Plastikten yapilmiS bir yere kisa sure için bile olsa oturmayin ve yatmayin.
Bebeklerde ishal ve kabızlık (yenidoğan) nedenleri, tedavisi
Kasım 20, 2007
İSHAL VE KABIZLIK (YENİDOĞAN)
Yeni doğmuş ve anne sütü ile emzirilen bir bebeğin dışkısı normal olarak koyu bir çorba kıvamındadır. Eğer bebeğiniz ilk ayını doldurmadan ishal olmuş ise nedeni herhangi bir enfeksiyon olabilir. Bu durumda bebeğin dışkısı yeşilimsi ve sulu olacak, dışkılama sayısı artacak, anne sütü ile beslenen yeni doğmuş bir bebeğin dışkısında normal olarak bulunan süt pıhtıları görülmeyecek ve hoş olmayan bir koku olacaktır.Eğer yeni doğmuş bebeğinizin ishal olduğundan şüpheleniyorsanız bebeğinizin doktoruna haber veriniz. Eğer doktorunuz bebeğinizin yalnızca hafif bir ishal olduğuna karar verirse, bu durumda size bebeğinizi besleme sayısını ya da beslenme miktarını değiştirmenizi tavsiye edebilir. Bebeğinizi emzirmeye devam edin, ancak bebek her zamankinden biraz daha az iştahlı olursa şaşırmayın. Eğer doktorunuz ishalin daha ciddi olduğunu ya da bebeğin su kaybetmekte olduğunu söylerse, bebeğinizin hastaneye yatırılması gerekebilir.
Yeni doğmuş bebeklerde kabızlığa çok nadir rastlanır. Böyle bir durumda şunu öncelikle anlamalısınız ki, kabızlık bebeğin dışkısının niteliği anlamında kastedilmektedir; yani bebeğin dışkısının gecikmesi kastedilmemektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin bazıları her emzirme sonrasında altlarını kirletebilirler; bazı yeni doğmuş bebekler de günde bir defa ya da iki günde bir altlarını kirletebilirler. Yani bir bez arayla altını kirletiyorsa, bu durum bebeğin kabız olduğu anlamına gelmez.
Gerçek kabızlık, kolay çıkarılamayan sert ve kuru dışkı anlamına gelmektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkısı elma püresi kıvamında ve yumuşaklığındadır. Bebek bazan dışkılamakta güçlük çekiyor gibi görünür ama dışkısı yine de sıvı olarak çıkar. Doktorlar bunun için, bebeğin anüsünün çok yumuşak olan dışkı üzerine basınç uygulayamayacak durumda olduğunu ileri sürerler. Genellikle bu durum için herhangi bir tedavi tavsiye edilmez.
Mamayla beslenen yeni doğmuş bebekler bazan dışkılamakta güçlük çekebilirler. Bu bebeklerin dışkıları sert olabilir. Bebek eve getirildikten sonra gelişen kronik kabızlık da doğuştan gelen bir kalıtımsal hastalık nedeniyle oluşuyor olabilir ve bebeğinizin doktoruna bildirilmesi gerekir.
ikiz bebekler
Kasım 20, 2007
İKİZ BEBEKLER
İkizlik tüm insan benzerlikleri arasında en yakın olan benzerlik türüdür, ikizler yakınlıklarını sürdürmek için çok az bir teşvike gereksinme duyarlar. Ana baba olarak, ikiz çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi armağan bir kimlik duygusu aşılamak olacaktır. Onlara sık sık adlarıyla hitap edin. Resimlerini ayrı ayrı çekin. Her çocukla ayrı ayrı ve başbaşa zaman geçirin. Bu durumdaki çocukların bireysellik duygusunu güçlendirmek için yalnızca birkaç yol bulunmaktadır.İster yeni, ister deneyimli olsunlar, tüm ana babalar için iki ya da daha çok sayıda bebeğe bakmak fiziksel ve ruhsal olarak bunaltıcı bir iştir. Aşağıda, günlük sorumluluklarınızı yerine getirmenizi kolaylaştıracak ve aile yaşamının niteliğini korumanıza yardımcı olacak bazı öğütleri bulacaksınız.
“Kendinize iyi bakın”; uygun bir dinlenme ve yeterli bir beslenme planı uygulayın. Hafif yemekler yiyin ve sık sık kestirin. Bu sayede, ikiz çocuklara bakmak için gereken enerjiyi sağlamış olursunuz.
“İş yükünü paylaşın”; ana babanın iş bölüşümü yapması her ikisinin de üzerine düşen yükleri hafifletir, çalışan ana babalar bazen ilk haftalarda çalışma saatlerini azaltarak evde diğerine yardım edebilirler.
“Diğer kardeşlere özel dikkat gösterin ve ev görevlerini paylaşın”; şayet bebek bakıcılarına ya da ana babanın yardımcılarına gerek oluyorsa işte en çok şimdi bunun zamanıdır. Büyükanne ve büyükbabalar, komşular, bebek bakıcılığı yapan öğrenciler ve hatta okul yaşındaki çocuklar bu özel uğraşı zevkle paylaşabilecektir, onları yardıma çağırın. Yardımları sayesinde işiniz biraz hafifler ve kendiniz için harcayacak biraz zaman bulabilirsiniz. Aksi takdirde sizin için bakkala ve postaneye gitmek gibi rutin işler dahi çok daha güç görevler haline gelebilecektir, üstelik bu yardımcıların çocuklarına, toplumsal becerilerini erken yaşlarda geliştirme ve aile ilişkilerini besleme gibi yan yararları da dokunur.
Bu iki bebeğin günlük gereksinmeleri ile yardım veya danışmanlık hizmeti verebilecek kişi, kuruluş ya da profesyonelleri denetleyerek ilgilenmek kolay olacaktır. Diğer ikiz anne ve babalan pratik bilgilerin danışılabileceği doğal bir kaynak oluştururlar. Bazı ülkelerdeki ikiz çocuk sahipleri için destek grupları oluşturulmuştur. Pediyatristler, psikologlar, psikiyatristler ve sosyal yardım elemanları, daha çok ikiz çocuk bakımı alanına özgü sorunlara özel bir ilgi ile eğilmekte ve değerli bir danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar.
Hiperaktivite, hiperaktiflik nedir? belirtileri, özellikleri
Kasım 20, 2007
HİPERAKTİVİTE

Okul çağı çocuklarının yüzde 5-7�sinin hiperaktif olduğu ifade edilerek, hiperaktivitenin erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görüldüğüne dikkat çekildi.Hiperaktif çocukların ortak özellikleri: Çoğunlukla birinci çocuk olurlar. Aşırı konuşkan ve gürültücüdürler. Acıya dayanıklı olup dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla tehlikeye atabilen şeyler yapabilirler. Ve genellikle vicdanı zayıf, ruh hali değişken olup uyku süreleri kısa olur.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kıvılcım Gücüyener, Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı ile Çocuk Nörolojisi Derneği�nin işbirliğiyle düzenlenen �5. Ulusal Çocuk Nörolojisi Kongresi�nin son gününde, �Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda (DEHB) Yaklaşım ve Tedavi� konulu sunum yaptı. Okul çağı çocuklarının yüzde 5-7�sinde hiperaktivite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, �ABD�deki araştırma sonuçlarına göre, bozukluğun okul çağındaki sıklığı genel olarak yüzde 2-20 arasında, ergenlik öncesi çocuklarda yüzde 3-5 olarak bildirilmiştir. İngiltere�deki araştırmalara göre ise bozukluğun sıklığı yüzde 1�den azdır� dedi.
Prof. Dr. Gücüyener, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi�nce 1988 yılında yapılan bir araştırmada da polikliniğe başvuru nedenleri arasında hiperkinetik sendromun 15. sırada yer aldığını, çocukların yüzde 2.28�inde hiperaktivite saptandığını anlattı. Sorunun nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini, ancak biyolojik, genetik, psikososyal ve ailesel etkenlerin birlikte rol oynadığının düşünüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, tedavide önemli mesafeler alındığını kaydetti.
ERKEK ÇOCUKLARDA DAHA FAZLA
Doç. Dr. Lale Vanlı ise 5 yaşından önce başlayan DEHB�nin erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görüldüğüne dikkati çekti.
Doç. Dr. Vanlı, çocuklarında dikkat, hareketlilik ve davranış sorunu olan anne-babaların, bir uzmana başvurduklarında en temel sorularının �çocuğumda gerçekten hiperaktivite olduğunu nasıl anlayacağım?� olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: �DEHB, yaşam boyu süren bir sendromdur. Dikkatin kısa olması, yönerge alamama, kendini kontrol edememe, problem çözümüne gidememe, davranışını değerlendirememe, düşünmeden hareket etme şeklinde belirtileri vardır. Bu çocukların bazılarında, aşırı hareketlilik yerine durgunluk da söz konusudur. Özellikle kız çocuklarında hiperaktivite olmaksızın dikkat eksikliği görülebilir. Bu çocukların zekası normaldir, ancak dikkatleri yetersiz olduğundan okulda öğrenme sorunu yaşarlar.�
ORTAK ÖZELLİKLERİ
Doç. Dr. Vanlı, hiperaktivitenin �aşırı hareketlilik� anlamına geldiğini, ancak her aşırı hareketli çocuğa ise �hiperaktif� denilemeyeceğini kaydetti. Doç. Dr. Vanlı, yapılan araştırmalarda DEHB çocuklarda ortak özellikler de bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: �Bu çocuklar, çoğunlukla birinci çocuk ve anne yaşı ortalamadan küçüktür. Aşırı konuşkan ve gürültücüdürler. Bu çocukların anneleri de normalden fazla konuşkandır. Sakinleştirici ilaçlara karşı olumsuz tepki verirler. Acıya dayanıklıdır. Dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla tehlikeye atabilirler. Okul başarısızlığı normallerine göre 2-3 kat daha fazladır. El yazısı bozuktur. Boyu ve kilosu, yaşına göre ortalamaların altında, kemik gelişimi geridir. Vicdanı zayıf, ruh hali değişken, uyku süresi kısa. Yalan söyleme, çalma daha sıklıkta görülür. Çabuk heyecanlanırlar ve duygularını kontrolde zayıftırlar.�
Hiperaktif çocuk, yaramaz çocuk nedir?
Kasım 20, 2007
HİPERAKTİF ÇOCUK - YARAMAZ ÇOCUK

Çocuğunuz okul hayatında başarısız, yaşıtlarına göre aşırı hareketli ve dikkatini bir türlü toplayamıyor mu? Eğer bu gözlemleriniz sürekli devam ediyorsa ve çocuğunuz hem evdeki hem de okuldaki hayatında aynı hareketlilik ve dikkatsizliği gösteriyorsa bu konuya önem vermenizde fayda var.Son yıllarda sıkça duymaya başladığımız Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu nda size saydığımız bu belirtilerin biri ya da birkaçı bir arada bulunabiliyor.
Öncelikle bir çocuğun hiperaktif olduğunu söyleyebilmek için onun normal çocuklarla kıyaslanamayacak kadar aşırı derecede atak, hareketli olması gerekir. Örneğin, bu çocuklar yüzme bilmeden derin suya atlamak, yoğun trafikte hızla giden arabaların önüne fırlamak gibi aşırı hareketlerde bulunurlar. Dikkatlerini bir konu üzerinde toplayamazlar. Ayrıca sadece evde değil okulda ve günlük yaşamda da aynı şekilde davranışlar gösterirler.
Hiperaktivite bozukluğunun üç temel belirtisi vardır. Çocukta bu belirtilerin hepsi bir arada bulunabilir ya da sadece biri ya da ikisi görülebilir
- Çocuk çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, etkinliklerde hatalar yapar. Örneğin, satrançta, sporda dikkatsizce hatalar yapıyorsa bu önemli bir bulgudur. Ancak burada altının çizilmesi gereken nokta sadece okulda, derslerinde değil, kendi sevdiği etkinliklerde de hatalar yapmasıdır.
- Düşünmeyi gerektiren aktivitelerden kaçarlar. Örneğin, satranç, bilmece çözme gibi şeylerden uzak durabilir.
- Gerçek dikkat eksikliği olan çocuklar dışarıdan gelen en ufak bir uyarana derhal tepki gösterirler. Bir zil sesi, bir ışık çocuğun dikkatini hemen dağıtır.
- Kendisiyle konuşulduğu zaman dinlemiyor gibi gözükür. Çoğu zaman da kendisine söylenenleri yerine getirmez.
- Çoğu zaman kendi için gerekli olan, defter, kalem ve benzeri eşyalarını kaybeder.
- Çoğu zaman çocuk o kadar ataktır ki daha soru bitmeden hemen cevap verir, herkesin sırasını beklediği yerde sıra beklemez. Bu ilk defa ana okulunda ya da okulda ortaya çıkar.
- Çoğu zaman başkasının sözünü keser, başkasının oyununu bozar.
- Çoğu zaman kıpır kıpırdır yerinde duramaz. Hareketlerinde bir aşırılık söz konusudur.
- Oturması beklenen yerde oturamaz kalkar, sınıfta kendini tutamaz, kalkar dolaşır.
- Etkinliklere katıldığında oyunu bozar, sırasını beklemek istemez, devamlı hareket der.
- Çok konuşur, söze karışır.
Küçük yaşta da anlaşılabilir
Genellikle okula başlama çağlarında göze çarpan bu durum, dikkatli bir gözlemle 1-1.5 yaşlarında da tanınabilir. Hatta bazılarının anne karnında bile çok hareketli oldukları veya doğumdan hemen sonra anne kucağında ya da yatağında durmadan hareket ettikleri gözlenir. Bu bebekler, huysuz, huzursuz güç bebek olarak tanımlanır. Yaşamın ilk birkaç ayında aşırı hareketlilik, yeme ve uyku bozuklukları görülebilir. Emekleme dönemi veya yürümeye başladıkları zaman çok hareketli ve atak oldukları için birkaç kişinin devamlı bakımı gerektiği söylenir.
Hiperaktivite bozukluğunun birinci dereceden akrabalar arasında görülmesi kalıtsal geçiş şüphesini ortaya atmış. Hiperaktivitenin gelişme ihtimalleri arasında gebelik ve doğum komplikasyonları, anne - babada alkolizm, depresyon, annenin sigara içmesi gibi durumların da etkili olduğu düşünülüyor.
Çocuk Psikiyatristleri aile ve öğretmenlerin yaramazlık ve hiperaktiviteyi birbirine karıştırdığını belirterek, bu konudaki farka dikkat çekiyor. Bazı aileler aslında yaramaz olan çocuklarının hemen hiperaktif olduğu düşüncesine kapılıyorlar. Aynı şekilde öğretmenler de bu kanıya kapılıyor. Oysa ikisi çok farklı.
Hiperaktivite tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından konulması gerekir. Çünkü tembel, şımarık ve yaramaz çocuklar da bu bozuklukla karıştırılabilir. Bu yüzden tanının iyi konulmuş olması son derece önemli. Eğer çocuk gerçekten hiperaktif ise gençlik yıllarında da yüzde 80 oranında devam eder. Yetişkinlikte ise yüzde 30-60 a kadar devam edebilir. Burada korkulan durum daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkıyor. Çünkü çocuk tedavi edilmezse okulu bitiremiyor, aşırı tezcanlı olduğundan çalışarak bir şeyleri başarmayı beklemiyor, hırsızlık gibi kolay yoldan para kazanma davranışlarına yönelebiliyor. Toplum dışı bazı davranışlar göstererek, etrafına zarar verebiliyor.
