Bugün: 08/10/2008. Hoşgeldiniz!

Kasım, 2007

Doğru Alan Tercihi Nasıl Yapılır?

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Doğru Alan Tercihi Nasıl Yapılır? OKS telaşından yeni kurtulmuştuk, ‘9. sınıftayız, biraz rahatladık’ derken bir de baktık ki herkes alan seçiminden bahseder oldu. Bir karara varma zamanı geldi çattı. Tüm kararsızlıklarımıza rağmen artık düşünüp taşınmak, kendimize en uygun alanı belirlemek zorundayız. Peki bu o kadar basit bir seçim mi?
Alanımızı belirlerken ders başarımızı mı, anne babamızın isteklerini mi, yoksa içimizdeki sesi mi dikkate almalıyız?
Alan seçimi geri dönülmez bir yolu belirlemek midir? Alan değişimi yapmak imkânsız mıdır? Üniversite sınavında alan dışı tercih yapmak imkânsız mıdır? Bu konuyla ilgili şu ana kadar aklımızdan geçen her düşünceyi bir tarafa bırakalım ve alan seçiminin neden bu kadar önemli olduğunu anlamaya çalışalım.

ÖSYM, 1999 yılından itibaren üniversiteye girişte, öğrencilerin ‘Ağırlıklı OrtaÖğretim Başarı Puanları’nı farklı katsayılarla çarpmaktadır. ‘Ortaöğretim Başarı Puanı’ (OBP) hesaplanırken öğrencinin ortaöğretimi boyunca derslerinde göstermiş olduğu başarılar dikkate alınır.

‘Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı’ (AOBP) ise öğrencinin mezun olduğu ortaöğretim kurumunun ÖSS’deki başarısı oranında artan ya da azalan değerlerde öğrencinin başarı puanına eklenir. İşte alan tercihi de bu noktada önem kazanır. Öğrenci bu sisteme göre mezun olduğu alana uygun bir meslek tercihinde bulunduğunda AOBP 0.8 ile, alan dışı bir tercih yaptığında ise 0.3′le çarpılır. Bunun somut örneğini okul birincileriyle gösterebiliriz. Genel liselerde okul birincilerinin kendi alanlarıyla ilgili bir mesleği seçmeleri durumunda alacakları puan 80 olmasına rağmen alan dışı tercih yaptıklarında ham puanlarına eklenecek puan 30′dur. Bunun anlamı farklı alandan tercih yapan öğrencilerin istedikleri bölümü kazanma şansının az olduğudur.

Psikolojik açıdan alan seçimi
Dokuzuncu sınıf dönemi ergenin kendisini ve çevresini yeni yeni tanımaya başladığı, sıkıntılı bir süreçtir. ‘Artık büyüdüm’ diye sevinirken, anne-babaların ‘Daha küçüksün’ azarlamalarıyla frenlenirsiniz. Kimsenin sizi anlamadığından yakınırsınız. Zihniniz karışıkken, bir de geleceğinize yön vermenizi bekleriz. Kurallar belirlenmiştir. Anne ve babaya düşen çocuklarını iyi tahlil ederek doğru yönlendirmeler yapmaktır. Doğru yönlendirme için de hem çocuğun ilgi, yetenek ve başarılarını hem de güncel gelişmeleri yakından takip etmek gerekir.

Önce kendini tanı
Alan seçimi, hayat yolunda önemli bir virajdır. Doğru alanı belirlemek için öncelikle kendimizi iyi tanımamız gerekir. İlgi alanlarımızı, yetenek ve becerilerimizi, ders başarımızı iyi tahlil etmeliyiz. Ezber yapmaktan ya da yorum yapmaktan nefret eden bir öğrenci için sözel alanı tercih etmek başlı başına bir başarısızlık nedenine dönüşebilir. Soyut düşünme yeteneğiniz gelişmişse mühendislik bilimleri sizin için biçilmiş kaftan olabilir. Bu durumda seçmeniz gereken alan fen bilimleri olur. Alanınızı belirlerken dikkat etmeniz gereken bir başka nokta ders başarınızdır. Başarısız olduğunuz dersler sizi iki yıl boyunca gereğinden fazla meşgul edebilir. Bu da zamanla genellemelere ‘Ne kadar çalışsam yapamıyorum, zaten hayatta hiç başarılı olamadım’ gibi yersiz ve zamansız yakınmalara dönüşerek kendinize olumsuz bakmanızı sağlar.

Hatalı yaklaşımlar
‘En sevdiğim arkadaşım sözel bölümü seçti, yalnız kalmaktansa sözel bölümden mezun olurum’, ‘Fizik dersinden çok başarısızım ama annem doktor olmamı istiyor. Mecburen fen bölümünü seçeceğim’, ‘Bilgisayarlardan nefret ederim ama bilgisayar mühendisliği için geleceğin mesleği diyorlar’… Örneklerini çoğaltabileceğimiz bu gibi söylemler sıkça rastlanan fakat yanlış yönelimlere neden olan düşünceler. Alan seçimi yapmadan önce öğretmenlerinize, özellikle rehber öğretmenlerinize danışmanız doğru karar almanıza yardımcı olacaktır.

Meslek seçimi ile ilgili çalışmayı hazırlayan rehberlik uzmanı Çiğdem Kayrak’a teşekkür ederiz.

Sınav Kaygısı Nasıl Yokedilir?

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Sınav Kaygısı Nasıl Yokedilir? Kaygı öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biri. Ailenin beklentisinden hedefi abartmaya kadar gençleri kaygı duymaya iten pek çok sebep bulunuyor. Peki sınav kaygısının sebepleri neler, kaygı vücutta ne gibi değişikliklere sebep oluyor? Ekol Dershanesi Rehberlik Koordinatörü Elif Durmuş’la sınav kaygısını konuştuk. Altı soru ve cevapla sınav kaygısını yenmenin yolları:

1- Sınav kaygısı nedir?
Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumu. Sınav kaygısı ise; sınav öncesi öğrenilen bilginin sınav sırasında kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun duygu halidir.

2- Öğrencinin sınav kaygısı yaşamasının sebepleri nelerdir?
Aile ve çevrenin yüksek beklenti düzeyi, hedefi gözünde büyütme, başarısızlık ve sınav sonuçları hakkında saplantılı düşünceler, çalışma zamanını dağınık ve plansız kullanma, verimsiz çalışma alışkanlıkları, sınavın kötü geçeceğine inanma, sınav esnasında yanlış kodlama ve hata yapma düşüncesi, sorumlulukları erteleme, başarısız değerlendirilme korkusu, dikkati toplayamama ve aşırı heyecanlı olma korkusu.

3- Sınav kaygısının fiziksel ve duygusal belirtileri neler?
Fiziksel belirtileri: Karın ağrısı, bağırsak hareketlerinde değişme (ishal-kabızlık), mide şikâyetleri, kalp çarpıntısı, nefes darlığı, hızlı nefes alıp-verme, terleme, titreme, baş ağrısı, baş dönmesi, huzursuz uyku, kâbus görme, aşırı uyku veya uykusuzluk, yorgunluk belirtileri, yeme alışkanlıklarında değişme(iştahsızlık veya çok yeme), organize olamama, konsantrasyon bozuklukları. Duygusal belirtileri: Sinirlilik, karamsarlık, hayal kırıklığı, korku, mutsuzluk, tedirginlik, endişe, beklentilere cevap verememeden kaynaklanan huzursuzluk.

4- Sınav kaygısıyla başa çıkmanın yolları nelerdir?
Bununla başa çıkmanın iki aşaması vardır. Birincisi sınavdan önce, sınava iyi hazırlanmış olarak girilmeli, uykusuz ve aç olunmamalı, (kolalı içecekler, çikolata, kırmızı et, baharatlı yiyecekler stresi artırdığı için bu yiyeceklerden kaçınılmalı. Bunların yerine stresi azaltan meyve, taze sebze yenilmeli.) Sınav yerine zamanından biraz önce gidilmeli, acele edilmemeli, son ana kadar ders çalışılmamalı, sınavdan önce gevşemeye çalışılmalıdır.

İkincisi sınav sırasında; kendi kendinize başaramayacağım, sorular zor olacak, bilmediğim konular çıkacak gibi iç konuşmaları asla yapmayın. Bu var olan kaygınızı paniğe dönüştürecektir. Eğer aşırı bir kaygıya kapılmışsanız bir iki dakika sınavı bırakıp düzgün nefesler alıp vererek, sınavdaki diğer insanlara bakarak yalnız olmadığınızı, herkesin heyecanlı olduğunu düşünün. Sınav başladığı an soruları dikkatlice okuyun, zamanınızı doğru ayarlayın. Rahatlamak için arada bir oturma pozisyonunuzu değiştirin, heyecanlanıp soruyu çözemediğiniz an sorunun yanına işaret koyarak o soruyu geçin. Sınavdan sizden önce çıkanları gördüğünüzde endişelenmeyin son dakikaya kadar zamanınızı kullanın.

5- Doğru nefes almak kaygının azalmasını sağlar mı ?
Evet, kaygıları azaltma yolunda en önemli adım doğru ve derin nefes almayı öğrenmektir. Aşırı kaygıdan dolayı panik yaşandığı zamanlarda kan çekilir ve vücut sıcaklığı düşer. Doğru ve derin nefes alınırsa kan, vücudun tüm noktalarına yayılır ve bu sayede kaygının şiddeti azalır.

6- Aileler sınav kaygısı yaşayan çocuklarına nasıl yardımcı olmalı?
Öncelikle öğrencinin ‘Başarısız olursam aileme ne derim? Tanıdıklarım benim hakkımda ne düşünür?’ gibi sorulardan arındırılması gerekir. Aileler çocuklarına sadece başarılı olduğunda değil, her zaman yanında olacağını hissettirmeli. Anne baba meslek seçiminde kendi isteğinden ziyade çocuğunun ilgi alanlarını düşünmeli.

Nefes alma tekniği
1- Sağ avucunu göbeğin hemen altına, sol elini göğsünün üstüne koy.
2- Göğsünün şiştiğini ve havayla dolduğunu hissedinceye kadar burnundan nefes al.
3- İçindeki havayı burnundan aldığın süreden iki kat daha yavaş bir şekilde ağzından dışarı ver.
Yeni bir nefes almadan iki saniye bekle ikinci ve üçüncü maddelerde yazılanları tekrarlayarak bir nefes daha alınıp verilmeli.

Sınavlarda başarılı olma yöntemleri

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Sınavlarda Başarılı Olmanın Yolları Sınavlara uygulanabilecek bazı hücum metotları vardır. Bunları uygulamanız başarınızı artıracaktır.

1-Bir bölüme başlamadan önce, o bölümü hızla gözden geçirin.
Başlayacağınız bölümü cevaplamadan önce 10 saniyenizi 0 bölümün yer aldığı sayfaları hızla gözden geçirmeye ayırın. Böyle bir işlem testin yapısındaki ve soru sayısındaki değişikliğe karşı uyanık olmanızı ve kendinizi değişikliklere karşı yeniden düzenlemenizi sağlayacaktır.
Hiçbir sınav tekniği bir sınavdaki tempo kadar önemli değildir. Sınavınızı değerlendiren bilgisayar son derece duyarsız bir araçtır. Sadece şu basit formülü algılamaya göre programlanmıştır.Yani;
Puan = Doğru Cevap Sayısı- Her 1 yanlış için 1/4 puan

2-Hız ve isabet arasında uygun bir denge kurun.
Çok hızlı çalışıp hata yapmak uygun değildir. Çünkü yanlış cevaplardan puan alamaz, tam tersine puan kaybedersiniz. Diğer taraftan, aşırı dikkatli olarak her soru üzerinde fazla zaman harcamak da yeterli puanı toplamanızı engelleyecektir.

3-Bir soruda belirli bir süre geçtiği halde çözüme ulaşamazsanız soruyu bırakın.
Sınavlarda soruların ağırlık derecesi farklı ancak bütün soruların puan değeri aynıdır. Zor sorulara ek Puan verilmez. Bu sebeple bir soru üzerinde makul bir zaman harcadığınız ve doğru olduğuna inandığınız bir çözüme ulaşamadığınız takdirde, bu soru üzerinde çalışmaya devam etmek yerinde değildir .Uygun olan bu soruyu bırakıp, bölümdeki diğer sorulara geçmektir.

4-Herhangi bir soruyu Üzerinde zaman harcamak gerektiği ve karışık gözüktüğü için otomatik olarak atlamayın.
Sınavda karşılaşacağınız soruların büyük çoğunluğu analize ihtiyaç gösterir Eğer üzerinde zaman harcanması gerektiğini düşündüğünüz her soruyu atlarsanız, kısa bir süre sonra çok az soruyu cevaplandırmış olarak, bölüm sonuna varırsınız.

5-Yanınızda bir saat bulundurun ve bunu test süresine göre ayarlayın.
Zamanı kullanmak geçen her dakikanın farkında olmak ve her dakikadan en üst düzeyde yararlanmak demektir.

6-Zihninizin dağılmasını önleyin. Eğer bölümler arasında kısa bir dinlenme aralığı vermenize imkan varsa zihninizi programlı bir şekilde dinlendirin ve bu süreyi aşmayın.
Zaman hem dostunuz, hem düşmanınızdır. Eğer zamanı bilinçli ve planlı bir şekilde kullanırsanız başarınızı yükselir ve bilinçsiz kullanırsanız kaybedersiniz.
Sınavda başarılı olmak için saate 5 veya 10 saniyede bir bakarak sadece zamanın farkında olmanız yetmez, esas olarak zamanı kendi amacınız ve planınız doğrultusunda kullanabilmeniz gerekir.

7-Geçen zamanla aşırı ilgilenmeyin.
Her bölüm içinde zamanı kontrol etmemizin mümkün olduğu elverişli noktalar vardır. Örneğin bir bölümdeki çalışma hızınızı her beş soruda bir kontrol edebilirsiniz.

8-Sorulan soruya cevap olamayacak seçenekleri eleyin.
Unutmayın ki, doğru cevap birbirine benzeyen ve doğru olmayan bir grup seçenek arasında gizlenmiştir.

9-Tahmin etmeniz gerekirse, hızlı tahminde bulunun ve fikrinizi değiştirmeyin.
Bu anahtar iki temele dayanır. Eğer tahminde bulunmak gerekiyorsa, bunu yapmak gerekir. Sürekli düşünmekten yorgun düştüyseniz ve iki seçenek arasında doğru cevap olması yönünden bir fark göremiyorsanız o zaman tahminde bulunacaksınız.Yapılan araştırmalar ilk tahminlerin, ikinci tahminlerden daha isabetli olduğunu ortaya koymuştur. Bunun sebebi muhtemelen tahmin noktasına varılıncaya kadar yapılan analitik akıl yürütmedir.

10-Üçlü bir zincir kurulabilir, ancak dörtlü zincirin bir yerinden kırılması gerekir.
Test sınavlarında, cevap kağıtlarıyla ilgili gerçeklere dayanan tek bir teori vardır. Sınava girmiş herkes bir sırada 5 tane A cevabının alt alta gelmesinden oluşan zincirlerden kaçınır. Her ne kadar dörtlü veya beşli bir zincir teorik olarak mümkünse de, böyle bir zincire şimdiye kadar hiç rastlamadığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.
Eğer cevap kağıdınızda dört veya daha fazla cevabın aynı seçenekte toplandığını görürseniz, o diziyle ilgili çalışmanızı gözden geçirin, çok büyük bir ihtimalle en az birinin yanlış olduğunu bulacaksınız.

11-Cevap kağıdında cevapları bütünüyle doldurarak, uygun boşlukları taşırmadan ve koyu olarak işaretleyin.
Cevap kağıdında makinenin yanlış okumasına sebep olacak her türlü işaretten kaçının. Her soru için sadece bir tek cevap işaretleyin.Cevap kağıdını atlayarak kodlamak sık rastlanan hatalardan biridir. Sıralamadaki bir atlama veya bir soruya iki cevap işaretlenmesi soru kitapçığı ile cevap kağıdındaki sayıların birbirini tutmamasına ve sınavda mutlak bir başarısızlığa sebep olur.

12-Cevaplarınızı, cevap kağıdına gruplar halinde kodlayın.
Soru kitapçığından her sorunun ayrı ayrı okunup, doğru cevabının bulunduktan sonra, cevap kağıdına kodlanması hemen hemen bütün sınava girenlerin yaptığı ortak hatadır. Her soru için soru kitapçığından cevap kağıdına, cevap kağıdından soru kitapçığına gidip gelmek hem ciddi bir zaman kaybıdır, daha da önemlisi hem de dikkat yoğunlaşmasını kesen ve kopartan önemli bir engeldir Grup halinde kodlama yapmak için mutlaka beş soruyu cevaplandırmak gerekmez, sayfa sonları da uygun bir cevaplama aralığıdır.
Kodlama süreleri zihninizi dinlendirmek için kullanacağınız bir dinlenme aralığı olarak da kullanılabilir.

13-özel bir kodlama sistemi geliştirerek soru kitapçığı üzerinde işaretleyin.
Böyle bir sistem geliştirmenin birinci yararı doğru cevapları belirlemektir. Değiştirdiğiniz cevaplar, atladığınız sorular ve tekrar gözden geçirmek istediğiniz cevap ve sorular için de farklı kodlarınız olmalıdır. Böyle bir sistem geliştirmek; neyi yapıp, geride neyi, hangi durumda bıraktığınızı kolayca görmenizi sağlayacaktır. Ayrıca cevap kağıdı üzerinde herhangi bir hata yaptığınızı fark ederseniz, geriye dönüp bu hatayı kolayca telafi etmenize imkan verecektir.

14-Giriş sınavlarında bazı çok güç sorular vardır.
Bütün soruları doğru cevaplama beklentisi içinde olmayın.Gerek kolejlere, gerekse üniversitelere giriş sınavları öğrencilerin başarı düzeyini ölçmeyi değil, onlar arasında bir sıralama yapmayı amaçlamaktadır. Bu sebeple giriş sınavlarındaki bütün soruları cevaplamayı beklemek doğru değildir.

15-Muhtemelen sınavda büyük bir zaman baskısı ile karşılaşacaksınız. Buna hazırlıklı olun.
Okulda daha önce cevaplandırdığınız sınavlarda büyük bir ihtimalle soruların bütününü veya büyük bir bölümünü cevaplama imkanına sahip olmuş olabilirsiniz. Giriş sınavlarında ise zamana karşı yarışacaksınız. Zaman baskısı soruların güçlük derecesini yükseltecektir.

Hayatınızın başarılarla dolu olması dileğiyle…

Ömer KARAYILAN
Tarih Öğretmeni

Serbest Zamanları Değerlendirme Başarıyı etkileyen çevresel ve bireysel bir çok etmenin yanı sıra öğrencilerin verimli ders çalışma yöntemlerini bilmemeleri önemli yer tutar.Bir çok öğrenci zamanının çoğunu çalışmaya ayırmasına karşın başarılı olamamaktan yakınmaktadır.Bu nedenle öğretmenler, öğrencilere verimli ders çalışma yöntemleri konusunda uygulamalı çalışmalar yaptırmalıdır. Öğrenciye zamanı nasıl planlayacağını öğretmek, daha hızlı ve etkin okumasını sağlamak, ders çalışma yöntemlerini öğretmek, okuduğunu özetlemeyi ve gerekli tekrarları yapmayı alışkanlık haline getirmelerini sağlamak öğrencinin başarısını ve kendine güvenini artıracak tır.O halde öğrencilerin verimli çalışma yollarını bilmesi ve programlı yaşamaya alışması başarılı bir insan olmanın anahtarı olacaktır.Böylece hem istenilen verim elde edilecek hem de istenilen dinlenmeye, eğlenmeye, sevdiklerine ve kendisine zaman ayırmaya,boş zaman uğraşlarına yer kalacaktır.

Çaba, enerji ve zamanı en ekonomik şekilde kullanmak istiyorsak bir programa bağ lanmalıyız.Zamanı boşa geçirmek,yaşamı boşa geçirmektir.Boşa geçen zaman asla telafi edilemez.

Bu düşünce ile çocuk,planlı ve programlı bir yaşam içindeki boş zamanlarında;

1-Kendini tanıma:
Önce kendi kendilerini tanımaya yönlendirilmeli, bilgi ve beceri yönlerini tanımalı çocuğun bedensel, duygusal, düşünsel ve sosyal yeteneklerini kendisi ve toplum için en uygun şekilde geliştirmesi, kendisi için gerekli ve yararlı donanımları kazanması,bireysel farklılıklarını görmesi, güçlü, sınırlı yönlerini anlaması lazımdır. Bu da ancak çeşitli aktiviteler ve yaşantılar içinde kendini keşfetmesiyle olur. Başta ana okulu öğretmenlerine öğretmenlere,rehber öğretmenlere çok görev düşmektedir.

2-Çevreyi tanıma:
Çocuk kendine yararlı ve gerekli donanımları kazanabilmesi için faydalanacağı araç kişi ve kuruluşları tanımalı.

3-Okul ve meslek seçimi:
Çocuklar birbirlerinden farklı özelliklere sahiptir.Meslekler de çeşitli niteliklere sahip olmayı gerektirir.Çocuk kendisine açık olan meslekleri çeşitli yönleri ile değerlendirip kendi ihtiyaçları ve beklentileri açısından değerlendirmeli.
Çocuklukta çevresindeki insanların farklı uğraşları olduğunu,çeşitli meslekler olduğunu görmeye ve anlamaya başlar.Beşinci sınıfta;kendisi ve diğer insanlar arasında ilgiler,yetenekler, amaçlar ve motivasyon yönünde farklılıkların ve benzerliklerin farkına varmaya başlar.Sekizinci sınıfta;bu farklı niteliklerin üzerinde daha çok bilgi sahibi olmaya, yeni yönleri keşfetmeye ve anlamaya başlar.meslekleri keşfetme, inceleme ve araştırma dönemi bir bakıma çocuğumuz için ömür boyu sürer.

4-Kitap okuma:
Kitap okuma alışkanlığının kazanmanın sonrasında yoğun olarak çeşitli türde kitaplar okumak(roman,şiir, macera, bilimsel, deneme, makale,öykü vs.)zamanı en iyi değerlendirmenin yolu olduğunu bilmeli.

5-Gazete okuma:
Düzenli olarak fanatizme kaçmayan gazeteleri (gazetelerin sadece beğendiği değil gelişimini sağlayabilecek diğer köşelerini de okuyabilmek)okuma alışkanlığı edinmeli.

6-Bulmaca çözmek:
Kelime bilgisi ve hazinesinin gelişimine yarar sağlar. Entelektüel bilginin temeli atılır.Kendi bulmacalarını yapması tavsiye edilmeli.

7-Televizyon izleme:
Televizyonda izlenebilecek programı seçmek ve izleme zamanını tayin etmek kişisel gelişimin olması noktasında çok önemlidir.Eğitime dönük yayınları izlemek ve ayrıca tv haberlerini takip etme alışkanlığı kazanmalı.

8-Sinema ve tiyatroya gitme:
Sanatsal mesajları olan yaşına uygun oyun ve filmlerin izlenilmesi de kişisel bir kazançtır.

9-Müzik dileme:
Çocuk ve gençlerimizin akıl sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek,hayata daha iyimser gözle bakılması konusunda mesajları olan konusu ahlaki prensiplere duyarlı müzik türlerini dinlemeli.

10-Koleksiyon yapma:
Çeşitli türde kolleksiyonlar(pul,kelebek,atasözü,vecize,kartpostal,kitap,para vs.) yapmak araştırmacı bir kişilik kazanımına yardım eder ve alınan bilginin hazzı koleksiyon yapan kişiyi mutlu eder.Çocuğa bu yönde teşvik ve yardım etmeli

11-Bir işte çalışmak:
Sevebileceği ve yapmasında hiçbir sakıncanın olmadığı bir işte çalışmak hem mesleksel yetenekler kazanmasına hem maddi doyumu gerçekleştirmesine hem de dinamik bir kişiliğin yerleşmesini sağlar.Ancak yoğun emek ya da aşırı yüklenme gerektiren işlerden korunması önemlidir.

12-Sanatsal çalışmalar yapma:
Plastik,seramik,heykel, yontma işleri,vs.sanatlarla yoğunlaşmak amatör olarak yazarlık çalışmaları gibi etkinlikler de zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlar.Özllikle günlük tutma alışkanlığı kazandırılmalı.

13-Spor yapmak:
Hoşlandığımızı düşündüğümüz bireysel ya da toplu olarak yapabileceğimiz sportif faaliyetlerimizin olması fiziksel,ruhsal ve düşünsel gelişime ve sosyal kaynaşıma yardım eder.

14-Ev işlerine yardım etmek:
Anne ve babaya ev işlerinde yardım etmesi paylaşım ve sorumluluk alma yetilerinin gelişimini sağlar.

Çocuk ve gençlerimizin boş zamanlarını en iyi şekilde değerlendirdiği gelecekleri için önemli bir konudur.Derslerinden ve ev işlerinden arta kalan zamanlarda duyusal ve düşünsel gelişimlerini ve hatta bedensel beceri gelişimini sağlayacak uygun faaliyetlerin seçimi, olumlu yeni özellikler edinmeleri sağlayacaktır.

Bu anlamda tavsiye edebileceğimiz etkinliklerle zamanın en iyi değerlendirimi onlar açısından daha verimli olacaktır.

P.DİRİCAN
Sınıf Öğretmeni

OKS nedir? Yeni sınav sistemi nasıl. Liseler

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

OKS nedir? OKS Hakkında Tüm Bilgiler Daha önce adı LGS (Liselere Giriş Sınavı )iken ,şimdi OKS (Orta Öğretim Kurumları Sınavı) olan 8.Sınıf öğrencilerinin katıldığı ,Mili Eğitim Bakanlığı tarafından her yıl haziran ayında yapılan liselere giriş sınavıdır.
BU SINAVLA HANGİ LİSELERE GİRİLİR?

-Fen Liseleri -Anadolu Liseleri
-Sosyal Bilimler Lisesi -Yabancı Dil Ağırlıklı Liselere(Süper Liselere)
-Anadolu Teknik Liseleri -Anadolu Meslek Liseleri
-Anadolu Öğretmen Liseleri -Anadolu İmam-Hatip Liseleri
-Sağlık Meslek Liseleri -Anadolu Sağlık Lisesi
-Kurumlara Bağlı Sağlık Meslek Liselerine girilmektedir.

BU SINAV NASIL UYGULANIR?

OKS’de öğrencilere 100 soru sorulmaktadır. Sınav süresi 120 dakikadır. Türkçe,Matematik,Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgiler derslerinden 25’er tane çoktan seçmeli soru yöneltilmektedir. Her sorunun 4 farklı seçeneği vardır.Her test için yanlış cevap sayısının üçte biri,doğru cevap sayısından çıkarılarak geçerli cevaplara karşı gelen ham puanlar bulunur.(3 yanlış bir doğruyu götürür.)

OKS’DEKİ PUAN TÜRLERİ NELERDİR?
• MFASP : Matematik-Fen Ağırlıklı Standart Puan
Fen Liselerine yerleştirmede kullanılacak olan puan türüdür. • TMASP : Türkçe-Matematik Ağırlıklı Standart Puan
Fen Liseleri dışındaki liselere yerleştirmede kullanılacak puan türüdür.

YENİ SINAV SİSTEMİNDE NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER VARDIR?

• Artık Yabancı Dil Ağırlıklı Liselere(Süper Liselere) OKS ile öğrenci alınacaktır.
• Önceki yıllarda tercihler başvuru esnasında yapılıyordu. Şimdi ise tıpkı ÖSS’de olduğu gibi, öğrenciler OKS ’ye katıldıktan sonra, sınavda aldıkları puanlara göre okul tercihleri yapılacaktır.
• 2005 OKS’de tercih yapabilmek için; OKS-TM ve OKS-MF puan türlerinden en az birinin 160 veya daha yüksek olması gerekmektedir. Örneğin; bir adayın OKS-TM puanı 158, OKS-MF puanı da 162 olsun. Bu aday OKS-MF puan türü ile öğrenci alan fen liselerini tercih edebilecek, OKS-TM ile öğrenci alan okulları tercih edemeyecektir.
• Şu ana kadar öğrenciler toplam 12 tercih yapabiliyorlardı.İl ve ilçe sınırlaması olmaksızın 20 okulu tercih edebilecekler.
• Önceki yıllarda TM (Türkçe-Matematik) ve MF (Matematik- Fen) türlerinden alınan en yüksek puan bini geçiyordu. Bu yıl yeni hesaplama ile puanlar her biri kendi içinde en küçüğü 100 ve en büyüğü 500 olacak şekle dönüştürülmüştür.
YABANCI DİL AĞIRLIKLI (SÜPER) LİSELER

• Süper liselere bu yıldan itibaren OKS ile öğrenci alınacaktır.
• Bir yılı hazırlık olmak üzere eğitim-öğretim süresi 4 yıldır.
Alanlar: 10. sınıfa geçen öğrenciler ilgi,yetenek ve derslerdeki başarı durumuna göre alanlara yönelirler. Alanla ilgili not ortalamasının en az 2.5 olması gerekmektedir.

• Fen Bilimleri Alanı • Yabancı Dil Alanı
• Sosyal Bilimler Alanı • Sanat (Resim/Müzik) Alanı
• Türkçe Matematik Alanı • Spor Alanı

FEN LİSELERİ

Fen liseleri orta öğretim düzeyinde eğitim veren ilk yılı hazırlık sınıfı olmak üzere toplam 4 yıllık okullardır. MEB Orta Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan bu okullar;
• Zekâ düzeyleri ile fen ve matematik alanlarındaki yetenekleri yüksek olan öğrencileri, matematik ve fen bilimleri alanında yüksek öğretime hazırlamak,
• Matematik ve fen bilimleri alanlarında gereksinim duyulan üstün nitelikli bilim adamlarının yetiştirilmesinde kaynaklık etmek,
• Öğrencileri araştırmaya yöneltmek, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile yeni buluşlara ilgi duyanların çalışacakları ortamı ve koşulları hazırlamak, Yeni teknolojileri kullanabilen, yeni bilgiler üretebilen ve projeler hazırlayabilen bireyler yetiştirmek,
• Öğrencilerin, yabancı dili iyi öğrenerek, bilimsel araştırma yapmalarına, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izlemelerine yardımcı olacak şekilde yetişmelerini sağlamak amacıyla açılmıştır.
Tercihlerde 6. ve 7. sınıflarda Türkçe,Matematik ve Fen Bilgisi derslerinin her birinin yıl sonu notu en az “orta” ve bu derslerin yıl sonu notlarının ağırlıklı ortalaması en az 4.00 olanlar tercih edebilirler.

SOSYAL BİLİMLER LİSESİ

Sosyal bilimler ve edebiyat alanında ihtiyaç duyulan üstün nitelikli bilim adamlarının yetiştirilmesine kaynaklık etmek; zekâ düzeyleri ile edebiyat ve sosyal bilimler alanlarındaki ilgi ve yetenekleri üst düzeyde olan öğrencileri bu alanlarda yüksek öğretime hazırlamak; öğrencilerin bilimsel, kültürel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek düzeyde yabancı dil öğrenmelerini sağlamak; onları araştırmaya yönelterek sosyal bilimler alanında yeni buluşlara ilgi uyandıracak ortam ve şartları hazırlamak amacıyla açılmıştır.
İlköğretim okulu 8.sınıfta öğrenim görmekte olan öğrencilerden;6. ve 7. sınıflarda Türkçe,Matematik ve Sosyal Bilgiler derslerinin her birinin yıl sonu notu en az “orta” ve bu derslerin yıl sonu notlarının aritmetik ortalaması en az 4.00 olanlar tercih edebilirler.

ANADOLU LİSELERİ

Anadolu Liseleri, öğrencilerin; ilgi, yetenek ve başarılarına göre yüksek öğretim programlarına hazırlanmalarını, yabancı dili dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek düzeyde öğrenmelerini sağlamak amacıyla açılmış olan okullardır.
Anadolu liseleri merkezi sistem sınavıyla öğrenci alan, kimilerinin dört yıl, kimilerininse hazırlık artı dört yıl öğretim yaptığı orta öğretim kurumlarıdır.
Alanlar: 10. sınıfa geçen öğrenciler ilgi.yetenek ve başarılarına göre alanlara yönelirler.Bunun için 9. sınıfta okutulan ve seçmek istediği alanla ilgili ders ortalamasının en az 3,0 olması gerekmektedir.10.sınıfta alan seçiminden sonra okulların açıldığı ilk bir ay içerisinde yönelme şartlarını taşıdığı başka bir alana geçiş yapabilir. Seçilebilecek alanlar:

• Fen Bilimleri Alanı • Yabancı Dil Alanı
• Sosyal Bilimler Alanı • Sanat (Resim/Müzik) Alanı
• Türkçe Matematik Alanı • Spor Alanı

ANADOLU ÖĞRETMEN LİSELERİ

Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullardır. Türkiye genelinde toplam 115 (2004 sınavı başvurusu sırasında) vardır ve toplam kontenjanı 9936 dır.
Anadolu Öğretmen Liseleri genel ve öğretmen yetiştiren yüksek öğretim programlarına öğrenci hazırlar. Öğretim süresi dört yıldır.
Alanlar: Tüm sınıflarda ağırlıklı yabancı dil ve ortak genel kültür derslerinin yanı sıra meslek dersleri ve kendi bireysel ilgi alanlarına ve yeteneklerine uygun dersler okutulur. Öğretim programlarında yer alan dersler, öğrencilerin istek ve yetenekleri doğrultusunda yönelecekleri yüksek öğretim programlarına uygun olarak;

• Fen Bilimleri Alanı • Yabancı Dil Alanı
• Sosyal Bilimler Alanı • Sanat (Resim/Müzik) Alanı
• Türkçe Matematik Alanı • Spor Alanı

alanlarına göre gruplandırılır. İngilizce’nin yanı sıra ikinci yabancı dil de zorunludur.

Devlet Parasız Yatılılık Sınavına girmelerine gerek kalmaksızın, cinsiyetlerine uygun pansiyonun bulunması halinde parasız yatılı olarak okuyabilirler.
Anadolu Öğretmen Liselerine kayıt yaptırmak isteyen öğrencilerin 6., 7. ve 8. sınıfta sınıf tekrarı yapmamış olmaları gerekir. Ayrıca okumakta oldukları ilköğretim okulunun öğretmenler kurulu tarafından “öğretmen olabilir” kararının verilmiş olması gerekir. Bunun dışında 8.sınıfta Türkçe, Matematik, Fen Bilgisi ve Yabancı Dil derslerinden Şube Öğretmenler Kurulu kararı ile sınıf geçmemiş olmaları da zorunludur.
Yeterli puan almak kaydıyla öğrencilere tüm yüksek öğretim programları açıktır. Yüksek öğretime geçişte tercihlerine bağlı olarak bazı avantajları vardır. Şayet bu okulları bitiren öğrenciler üniversite tercihlerinde mezun oldukları alanlara bağlı olarak öğretmenlik ile ilgili yüksek öğretim programlarını seçerlerse ek puan elde ederler.
İlimizde iki tane Anadolu Öğretmen Lisesi vardır.Bunlardan biri Osmangazi’ de bulunan Ahmet Hamdi
Gökbayrak Anadolu Öğretmen Lisesi,diğeri ise Mustafa Kemalpaşa ilçesindeki İbrahim Önal Anadolu Öğretmen Lisesi’dir.
ANADOLU TEKNİK LİSELERİ

Milli Eğitim Bakanlığı Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren okullardır.
İlköğretim okulu üzerine; birinci yılı yabancı dil hazırlık sınıfı olmak üzere öğretim süresi toplam beş yıl olan okullardır. Öğrencilere, genel bilgi dersleri ile birlikte endüstriyel teknik alanlarda mesleki formasyon verilmesini ve en az bir yabancı dil öğretilmesini amaçlayan, öğrencileri hem hayata hem de yüksek öğretime hazırlayan programların uygulandığı okullardır. İlk kez 1983-1984 öğretim yılında kurulmuştur. Anadolu Teknik Liseleri’nde İngilizce, Almanca, Fransızca ve Japonca dilleri ile eğitim öğretim yapılmaktadır. Anadolu Teknik Liselerine devam eden öğrenciler 11.sınıfı bitirdiklerinde Anadolu Meslek Lisesi diploması alarak ayrılabilmektedirler. İster 11.sınıfta Teknik Liseden ayrılmış olsunlar, ister Teknik Liseden 12.sınıfı da bitirerek mezun olmuş olsunlar, kendi alanlarında Meslek Yüksek Okullarına sınavsız geçiş yapabilmektedirler. Farklı ön lisans veya lisans programlarına devam etmek isterlerse ÖSS sınavına girebilmektedirler.
Anadolu Teknik Liseleri’nden mezun olanlar işletmelerde TEKNİSYEN ünvanı ile istihdam edilirler. Mezunlar doğrudan İŞYERİ AÇMA BELGESİ sahibi olabilirler.
Kamuya ait işyerlerinde çalışmaları durumunda genel lise mezunlarına göre bir üst derece ile işe başlarlar.

ANADOLU MESLEK LİSELERİ
İlköğretim okulu üzerine, birinci yılı yabancı dil hazırlık sınıfı olmak üzere, öğretim süresi toplam 4 yıl olan okullardır. Öğrencilere, orta öğretim düzeyinde ortak bir genel kültür kazandırılması amacıyla okutulan genel bilgi dersleri ile meslek alanlarının gerektirdiği seviyede mesleki formasyon verilmesini ve en az bir yabancı dil öğretilmesini amaçlayan, öğrencileri, hayata, iş alanlarına ve yüksek öğretime hazırlayan programların uygulandığı okullardır. Anadolu Meslek Liseleri’nde İngilizce ve Almanca dilleri ile eğitim öğretim yapılmaktadır. Bu okullardan mezun olanlar kendi alanlarında Meslek Yüksek Okullarına sınavsız geçiş yapabilmektedirler. Farklı ön lisans veya lisans programlarına devam etmek isterlerse ÖSS sınavına girebilirler. Bu okullardan mezun olanlar, kendilerine ait işyeri açabilmek için ilgili kanun gereğince ustalık sınavına girerek “USTALIK” belgesi almak zorundadırlar.
Anadolu Teknik Liseleri’nde ve Anadolu Meslek Liseleri’nde eğitim görmekte olan öğrenciler işletmelerde de meslek eğitimi almaktadırlar. İşletmelerde meslek eğitimi süresince asgari ücretin %30’undan az olmamak üzere ücret alırlar. İşletmenin sağladığı diğer sosyal imkânlardan yararlanmaktadırlar. Hastalık, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı sigorta edilmektedirler. Eğitimleri süresince muayene ve tedavi masrafları Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmaktadır. Mesleki bilgi ve becerilerini işyerlerinde gerçek iş şartlarında geliştirirler.
ANADOLU TİCARET MESLEK LİSELERİ
Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullardır.Alanında yabancı dil bilir nitelikli elemanları yetiştiren, öğrencileri hem mesleğe hem de yüksek öğrenime hazırlayan, bir yılı hazırlık sınıfı olmak üzere ilköğretim okulu üzerine dört yıl eğitim süreli meslek liseleridir. Hazırlık sınıfını bitiren öğrenciler 9.sınıfta bir kısmı yabancı dille olmak üzere genel bilgi dersleri ve bununla birlikte mesleğe geçiş ve mesleğe yönlendirme eğitimi almaktadırlar. 10.sınıftan itibaren ihtisas eğitimi
başlamakta ve öğrenciler; dış ticaret, bilgi işlem, mahalli idareler, sekreterlik ve turizm alanlarından birine yönlendirilmektedirler. Mezunlar alanlarında bir meslek yüksek okuluna sınavsız geçebilmektedirler. Yüksek okuldaki başarıları doğrultusunda lisans eğitimine dikey geçişle kabul edilmektedirler.
ANADOLU KIZ MESLEK LİSELERİ
İlköğretim okulu üzerine öğrenim veren Anadolu meslek liselerinin öğretim süresi 4 yıldır.Bu okullarda,orta öğretim düzeyinde ortak bir genel kültür kazandırmayı amaçlayan genel kültür dersleriyle birlikte,öğrencileri iş alanlarına ve yüksek öğretime hazırlayan programlar uygulanmakta,meslek alanlarının gerektirdiği seviyede yabancı dil ve mesleki formasyon verilmektedir.
Anadolu meslek liselerinde İngilizce ve Almanca yabancı dillerinin öğretimi yapılmaktadır.Anadolu meslek liselerine OKS ile öğrenci alınmaktadır.
ANADOLU İLETİŞİM MESLEK LİSELERİ
Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullardır.Alanlarında yabancı dil bilir nitelikli insan gücünü yetiştiren, öğrencileri hem mesleğe hem de yüksek öğretime hazırlayan, ilköğretim okulu üzerine ilk yılı hazırlık sınıfı olmak üzere dört yıl eğitim süreli meslek liseleridir. Hazırlık sınıfından sonra öğrenciler aşağıdaki bölümlerden birini seçmektedirler:
• Gazetecilik • Radyo-Televizyon • Halkla İlişkiler ve Tanıtım
Öğrenciler son sınıftan itibaren haftada iki gün teorik eğitimlerini okulda, haftada üç gün uygulamalı eğitimlerini seçtikleri bölüm programlarına göre alanlarında faaliyette bulunan işyerlerinde yapmaktadırlar.İşyerlerindeki beceri eğitimi sırasında asgari ücretin %30’undan az olmamak üzere ücret almakta ve Bakanlık imkânlarıyla sigortaları yapılmaktadır.Mezunlar, alanlarında bir meslek yüksek okuluna sınavsız geçebilmektedirler. Yüksek okuldaki başarıları doğrultusunda lisans eğitimine dikey geçişle kabul edilmektedirler.

ANADOLU OTELCİLİK VE TURİZM MESLEK LİSELERİ
Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullardır.Ülke ekonomisi için en gerekli kaynaklardan biri olan turizm ve bunun temel alt yapısını oluşturan konaklama sektörünün ihtiyaç duyduğu yabancı dil bilir nitelikli eleman yetiştiren kurumlardır. Öğrencileri hem mesleğe hem de yüksek öğrenime hazırlayan bir yılı hazırlık sınıfı olmak üzere ilköğretim okulu üzerine dört yıl eğitim süreli meslek liseleridir. Hazırlık sınıfından sonra, diğer sınıflarda da bazı dersler yabancı dille okutulmaktadır. 9.sınıfta tüm öğrenciler ortak mesleğe geçiş ve mesleğe yönlendirme dersleri görmektedirler. 10.sınıfta ihtisaslaşma eğitimine geçilmektedir ve öğrenciler aşağıdaki bölümlerden birini seçmektedirler:

• Resepsiyon
• Servis
• Mutfak
• Kat Hizmetleri
• Seyahat Acenteciliği

Bu okullarda eğitim faaliyetleri turizm mevsimi ile paralel olarak sürdürülmektedir. Bu okullarda öğrenim gören öğrenciler her yıl Ekim-Mart ayları arasında teorik ve uygulamalı eğitimlerini okulda, Nisan-Eylül ayları arasında beceri eğitimlerini bu alanda faaliyet gösteren otellerde veya turistik tesislerde yapmaktadırlar. Uygulamalı eğitim süresince öğrencilere işyerlerince asgari ücretin en az %60’ı oranında ücret ödenmesinin yanı sıra, sigortaları Bakanlık tarafından yapılmaktadır.
Mezunlar alanlarında bir meslek yüksek okuluna sınavsız geçebilmektedirler. Yüksek okuldaki başarıları doğrultusunda lisans eğitimine dikey geçişle kabul edilmektedirler.

POLİS KOLEJLERİ
Emniyet güçlerine “komiser” ve “emniyet müdürü” yetiştiren okullardır.
Başvuru şartları:
-T.C. vatandaşı olmak -Sağlık koşulları yönetmelikte aranan koşullara uygun olmak -16 yaşından gün almamış olmak -Boy ve kilosu belirtilen şartlara uygun olmak
-Öğrenimine hiç ara vermemiş olmak -Evli olmamak
Aranan şartları taşıyan adaylar, Polis Koleji Müdürlüğü’nce duyurulan tarihlerde, İl Emniyet Müdürlüklerinin, Eğitim Şube Müdürlüklerine şahsen müracaat ederler.
Adaylar sırası ile:
Mülakat
Beden Eğitimi
Yazılı sınava alınırlar.
Başarılı olan adaylar Polis Kolejinde 20 gün süreyle intibak eğitimine alınır. Bu süre içerisinde öğrenciler sağlık kurulundan geçirilir. Rapor sonucu, aranılan sağlık şartlarını taşıyan öğrencilerin kesin kaydı yapılır.

GENEL LİSELER:
Hazırlık sınıfı olmayan bu liseler öğrencilerini ilgi, yetenek ve başarılarına göre yüksek öğretim programına hazırlarlar. İlköğretim okulundan mezun olan her öğrenci, ikametgahına uygun olan genel liselere kayıt yaptırabilir.

Öğrenmeyi kolaylaştırma teknikleri

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Öğrenmeyi Kolaylaştıran 24 Kural 1. Planlarınızı Paylaşın:
Düzenli olarak yaptığınız aile toplantılarında, çocuğunuza model rolünde bir ebeveyn olarak kendi planlarınızdan bahsedin. Planlı olunduğu aktiviteler planlaması için yardımcı olun ve ders çalışma programının aralarına aile toplantıları koyun.
2. Kitap Okuma Saatlerinin Kaydını Tutun:
Yatay eksende haftanın günlerinin yazılı olduğu bur grafik tutarak çocuğumuzu okuma konusunda motive edebilirsiniz. Çocuğunuzun en sevdiği kitaptan her akşam kaç sayfa okuyacağı konusunda hedef belirlenmesini sağlayın ve grafiği nasıl işaretlemesinin gerektiğini öğretin. Bu şekilde her gün okuduğu sayfa sayısının arttığın göreceksiniz ve daha da önemlisi çocuğunuza bu ilerlemesinden dolayı övdüğünüz zaman yüzündeki ışıltıyı sizde fark edeceksiniz.
3. Problemlerine Yardımcı Olun (Sorunlarıyla İlgilenin):
Çocuğunuzun okulda sürekli tekrar eden bir problemi olduğunda, çocuğunuzun öğretmeniyle konuşun ve problemi çözmek için planlar yapın. Buna rağmen sorun hâlâ devam ediyorsa, çözülmemişse ilerlemesine engel olan belirli bir öğrenme problemi olup olmadığını anlamak için bir test uygulayın.
4. Dinlenme Metodlarını Öğretin:
Eğer çocuğunuz sınav olurken panikliyorsa, ona küçük bir dinlenme, rahatlama tekniği öğretin. Önce, karnından yavaş ve rahat nefes almasını söyleyin. Daha sonra, nefesini verirken fısıltıyla D-İ-N-L-E-N demesini söyleyin. Çocuğunuza gerginliği ve vesveseleri arttığında bu yeni metodu uygulaması için cesaretlendirin. Bunu aynı zamanda siz de uygulayabilirsiniz.
5. Sınavlarda Kendime Güvenmesi Gerektiğinin Tahşidatını Yapın:
Bazı çocuklar herhangi bir sınava tam olarak hazır olduklarını hissetmek için aşırı çalışma ihtiyacı duyarlar. Eğer sizin çocuğunuzda bu kategorideki çocuklardan biriyse, sınav gününden günlerce önce tekrar etmesini sağlayan, makul bir ders planı hazırlamasına yardımcı olun. Çocuğunuzun kendine güvenini kuvvetlendirecek uygulama sınavlarına girmesini sağlayın.
6. “Araştır, Sor, Oku, Anlat, Tekrar et” Metodunu Çalışma Aracı Olarak Kullanın:
Sayısal sözel veya herhangi bir ders ile alakalı bir konuya çalışmaya başlamadan önce, çocuğunuza önce o konunun genel olarak ne hakkında olduğunu anlaması için araştırması gerektiğini, daha sonra konudaki başlıklar hakkında kendi kendine sorular üretmesi gerektiğini, bir sonraki aşmada bu sorunlara verilen cevapları okumasını, daha sonra verilen bu cevapları kendi kendine anlatmasını ve en son olarak da bütün öğrendiklerini tekrar etmesi gerektiğini öğretin veya sağlayın.
7. Televizyon İzleme Vaktini Sınırlayın:
Çocuğunuzun her hafta kaç saatini TV önünde geçireceğine karar verin. TV rehberinden, programları ve showları çocuğunuzun önceden seçmesini sağlayın. Uygun zamanlarda tekrar izletmek için özel programlar kaydedin.
8. Aile Olarak Yılda TV’den Uzak Kalmayı Planlayınız:
Yılda bir hafta TV izlemeyin. Bu süre daha zevkli işlerin yapılmasına ve yeni şeylerin öğrenilmesine vesile olabilir.
9. Çocuğunuzla Beraber TV İzleyin:
Programın içeriğini çocuğunuza açıklayın. Çocukların gerçek ve hayali ayırt etmelerine yardımcı olun. Reklamları tartışın ki çocuğunuz bilinçli bir tüketici olabilsin.
10. Beraber Okuyun:
Bütün ailenin aynı anda katılabileceği bir okuma saati ayarlayın. Çocuklar, anne-babalarını okurken görmeye ihtiyaç duyarlar. “Söylediğimi yap”, ifadesinin “Yaptığımı yap” kadar etkili olmadığını unutmayın. Okuma kelime dağarcını arttıracaktır ve sohbetleri zevkli hale getirecektir.
11. Öğretici Oyunlar Oynayın:
Bekleme zamanlarında ve diğer boş vakitlerde, çocuğunuzun düşünmesini harekete geçirmek için aklınızda bir oyun hazır olsun. Twenty Question (20 soru), Categories (sınıflar) ve I Spy (casusluk yaparım) sınıflandırma becerilerini ve yöntemini öğretir. En erken yaşlardan başlayarak, çocuğunuzun aletlerin çalışma şeklini, kavramları ve çevresindeki nesnelerin özelliklerini anlamasının nasıl geliştiğini gözlemleyin.
12. Mantıklı Hedefler Belirleyin:
Bir çocuk için C’den A’ya derece atlamak imkansız gibi görünür. Her seferinde çocuğunuzun her gece çalışması için destekleyin ve gösterdiği çaba için her gün onu tebrik edin. Gelişmeyi göreceksiniz.
13. Soruları Cevaplayın:
Öğrenme, saat 3′te bitmez. Soruları öğrenme deneyimine çevirin. Eğer çocuğunuzun sorunlarının cevabını bilmiyorsanız bir kaynak kitaba baş vurun. Bir gezi planladığınızda önce biraz ev ödevi yapın. Beraber gideceğiniz yerin tarihini araştırın. Görülmeye değer yerlerin listesini yapın ve bu yerin neden önemli olduğunu bulun.
14. Matematiği Gerçekçi Yapın:
Çocuğunuz, gerçek yaşam durumları yansıtan kelime problemine sahip olduğunda, gerçek araçları kullanın. Oturma odanızı adımla ölçün. Belli bir hızla gidilirse, büyükannenin odasına gitmenin ne kadar süreceğini hesaplayın. Matematiği gerçek hayatta ilişkilendirmek, çocuğunuzun öğrenme için ilkeleri ve sebepleri anlamasını kolaylaştırır.
15. İyi Bir Dinleyici Olun:
Çocuğunuzun, size her gün okumasını sağlayın. Onu sadece yanlış okuduğu kelimeleri düzeltmek için dinlemeyin. Biriyle bağlantılı kavramlar hakkında o durumda karakterlerin başka neler yapmış olabileceği hakkında, daha sonra ne olabileceği hakkında konuşun. Çocuğunuzun, benzer temalarda okumuş olduğu hikayeleri hatırlamasını ve onları karşılaştırmasını sağlayın.
16. Birlikte Sesli Okuyun:
Çocuğunuz okumaya başladıktan sonra ona kitap okumayı sürdürün. Şiir ve klasiklere de yer verin ve çocuğunuza okutturun. Sizin çocuğunuza okuduğunuz kitapların çoğu daha sonraları en sevilen ve tekrar tekrar okunan kitaplar arasında yer alır.
17. Okul İşlerinde İstekli Olun:
Çocuğunun gittiği okulun faaliyetlerini destekleyen velilerden olun. Özel durumlarda okulda bulunacak telefon konuşmalarında bulunarak okula yardımcı olun. Çocuklar anne ve babalarını okulda görmekten çok hoşlanır. Ayrıca okulun sizin yardımınıza ihtiyacı var.
18. Öğretmenlerle Konuşun:
Çocuğunuzun öğretmeniyle görüşmek için bir sorun çıkmasını beklemeyin. Diyalogu ilk günlerden başlatın ve devam ettirin. Okulun ve öğretmenlerin yaptığını takdir etmek, bunu onlara hissettirmek çok önemlidir. Ufak bir teşekkür pek çok yol aldırır. Öğretmenlerin de olumlu tepkilere ihtiyacı vardır.
19. Konuşmayı Genişletin:
Küçük çocuklar konuşmaya başladığı zaman onlara baş sallayarak yada tek kelimelik cevap vermeyin. Çocuğunuzun kelime dağarcığını genişletin ve onları düşünmeye sevk edecek cevaplar verin. Sonraları, çocuğunuzun uzun cümleler kurmasına ve düşüncelerini detaylarıyla açıklamasına yardımcı olun.
20. Çok Pratik Yaptırın:
Mükemmellik amaç değildir. Büyüklerle kurulan en küçük bir diyalog, oyunlarda rol alma gibi faaliyetlere çocuğunuzun pratik yapmasını sağlayacaktır.
21. Her gün Matematikle Uğraşın:
Çatalları saydırarak, kurabiyeleri toplatarak, malzemelerin ölçülerini verdirerek, termostatı ayarlayarak vb. çocuğunuza matematiğin önemini sezdirin.
22. Okul Takip Çizelgesi Tutun:
Çocuğunuzun her yıl çalışmasını gösteren bir çizelge belirleyin ve böylece onun neleri öğretmekte olduğunu anlayabilirsiniz. Bu şekilde sık sık tekrarladığı hataları ya da dikkatsizlikleri saptayarak gerektiği zaman bu çizelgenin size yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz.
23. Okul Çalışmalarını Sağlayın:
Çocuğunuz okulda olamadığında ev ödevlerini gözardı etmeyin. Çocuğunuzun ödevlerini düzenlemesinin önemli bir yeri vardır. Bu çocuğunuzun çalışmalarını saklı tutmasına ve hergün sınıfta olanların önemli olduğunun sizin tarafınızdan bilinmesine yardımcı olacaktır.
24. Ev Ödevi Planı Yapın:
Çocuğunuza ödevlerini yapması için iyi bir ışık ve aydınlatma sağlayın. Düzenli bir zaman ayarlayın. Çocuğunuzun yaptığı ödevleri zamanında ve doğru biçimde övün.

Mehmet CANBAL
REHBER ÖĞRETMEN

Gençlik Çağında Cinsel Gelişme

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Gençlik Çağında Cinsel Gelişme        Ergenlik bedensel değişmeleri, kızlara genç kız, erkeklere de, erkek görünümü kazandırır. Buna karşıt olarak hormonların çalışmasıyla erişkine özgü cinsel duygular belirir. Ergen bu yeni, yoğun ve güçlü duygularla tanışmak ve ortaya çıkan yeni duruma uyum sağlamak zorundadır. Bu ise, kendiliğinden oluvermez. Gençten gence değişen bir bocalama ve yadırganma döneminden sonra gerçekleşir. İlk ıslak düşünü yaşayan bir erkek ergen bundan şaşkınlıkla karışık bir haz duyar. Bu yoğun ve yabancı duygular onu allak bullak eder. Cinsel organıyla oynayarak bu hazzı yeniler, ama yasak, ayıp ve günah işlemiş gibi suçluluk duyar. Kendini kirli ve bayağı bulur. Yaptığı kötü işin ortaya çımasından korkar. Ana-babasının yüzüne bakınca işlediği suçu anlayacaklarını sanır. Çevreden edindiği yanlış b,ilgiler ve korkutmaların etkisiyle utancı büsbütün artar. Kendi kendine cinsel doyumun onu hasta edeceğini, aptallaştıracağını, hatta aklını oynatacağını sanır.
Dinsel eğilimin ağır bastığı yörelerde,gençlere cinsel özdoyumnun ya da elle doyumu (masturbasyon) büyük bir günah olduğu aşılanır. Bu işi yapanların annesiyle ya da kız kardeşiyle ilişkide bulunuş gibi günah kar sayılacakları öğretilir. Genç, bir süre, bu büyük günahı işlememeye kendi kendine söz verir. Ancak cinsel duygular baskın çıkar. Bir süre sonra gene şeytana uyar, gene tövbe eder ama son tövbesini de bozmak zorunda kalır.
Genç kızlar genellikle özdoyuma erkeklerden daha seyrek olarak başvururlar ve daha büyük bir suçluluk duygusuna kapılırlar. Kızlara cinsel dürtüleri sürekli bastırmaları doğrudan ya da dolaylı yollardan öğretilmiştir.
İlk aybaşı kanaması çoğu genç kızı ansızın yakalar. Özellikle bunun anlamını bilmeyen genç kızlarda şaşkınlık ve korku büyük olur. anneler kızlarına yeterli bilgi verirlerse, tepkileri daha hafif olur. Ergenliğe beklenmedik biçimde giren genç kızlarda ilk aybaşı kanaması daha çok tedirginlik ve bocalama yaratır (Yörükoğlu, 1996).
Sinir hastalığına elverişli olan kızlar, adet görme olayını çoğu zaman çirkin bir şey gibi düşünürler. Burada rol oynayan neden olgunluk yetersizliği değildir. Bu durum, daha önemli nedenlere dayanmaktadır. Bu nedenler, bütün yaşam boyunca etkilerini gösterirler.Adet görmeyi çirkin bir şey gibi düşünenler aşırıya kaçan bir utanma duyarlar. Bu utanma, bazı hallerde patolojik bir şekil alır.Kızlar, çoğu zaman adet gördüklerine inanmak istemezler. Adet gördüklerini kabul etmekten kaçınırlar (Sipahioğlu, 1994).
Kimi genç kız bedenindeki değişiklikleri bir türlü benimseyemez. Ergenliğin getirdiği yoğun duygulardan çok tedirgin olur. Ruhsal olgunlaşmaları geciken kızların çocukluktan genç kızlığa geçişleri daha zor olur. Seksek oynayan bir kızın ansızın kendini bir kadın olarak kabul etmesi kolay değildir. Yemek yemeyerek sulu bir açlık perhizine girerek, çocukluktan kadınlığa girişini yavaşlatacağını sananlar vardır. Kimi genç kızlarda çok yemek yeme sonucu gebe kalındığına inanırlar. Böyle bilinçdışı korkuya kapılan genç kız yemeden içmeden kesilir. Bir deri bir kemik kalana kadar perhizini sürdürebilir. Tıp dilinde ruhsal iştahsızlık (anoreksia nevrosa) adı verilen bu durum oldukça ağır bir ruhsal hastalık belirtisidir, yoğun tedaviyi gerektirir. Başka bir anlatımla, genç kızın cinsel kimliğini yadsıması, ondan ürkmesi durumudur.
Cinsel kimliği yadsımanın çocukluktan kaynaklanan nedenleri :
Annesini sürekli mutsuz gören, kadınlığın ezilme ve acı çekme olduğu sonucunu çıkaran bir kız, evlilikten ve anne olmaktan doğal olarak korkar. Genç kızlığa girişini sevinilecek bir aşama değil, mutsuzlukların başlangıcı olarak yorumlar. Böyle bir genç kız hep çocuk olarak korktuğu geleceği geciktirdiğini sanır (Yörükoğlu, 1996).
Kız ve erkeklerde buluğa girecekleri dönemden yaklaşık bir buçuk yıl önce cinsel içerikli değişiklikler başlar. Bunlar, kızlarda 10 yaşlarında, erkeklerde 11-12 yaşları civarında olmaktadır. Buluğ öncesi denen bu dönemde karşı cinsle ve cinsel sembollerle ilgilenme, daha kadınsı veya erkeksi tavırlar geliştirme gibi davranışlar gözlenebilir. Boyca büyümenin doruğuna çıkması ve buluğa erme, hemen aynı zamanda olduğundan, buluğ öncesi ergende iştah artışı görülür. Ergen adeta hızlı büyüme için gerekli olan protein ve enerjiyi depolamaktadır. Buluğdaki cinsel uyanışı ve diğer değişmeleri başlatan uyarının ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. İnsan vücudunda adeta bir iç saat vardır. Ve gerekli olgunluk mertebesine geldiğinde bazı değişiklikleri başlatmak için alarm vermektedir. Ergenlikteki cinsel gelişme kız ve erkek çocuklarda aynı zamanda ve aynı hızda olmaz.

Ergenlik Çağı Ne Zamandır? Nedir?

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Ergenlik Çağı     Gerek ergenlik gerekse gençlik dönemleri insan yaşamının en güzel, en mutlu ve en güçlü dönemleri olurken, aynı zamanda birer kriz ya da bunalım dönemleridir. Aslında her değişim bir durumdan ötekine geçiş ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp yeni koşullara uyma zorunluluğunu getirdiğinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak adlandırılabilmektedir. Buna göre, gençlikten orta yaşa, orta yaştan yaşlılığa, öğrencilikten iş yaşamına, iş yaşamından emekliliğe, bekarlıktan evliliğe ve yine evlilikten bekarlığa yahut dulluğa geçişlerin her biride kendine göre birer kriz ve bunalım dönemleridir. Ancak, gerek biyolojik, gerekse sosyal bakımdan en önemli bir değişiklik sayılan ergenlik ve gençlik dönemleri bunların arasında daha bir belirginlik taşır. İşte belki de bu yüzden yıllar boyunca ergenlik ve ilk gençlik dönemleri halk arasında oldukça şatafatlı sözlerle belirlenmiş “buhran çağı”, “delikanlılık”, “ateşli gençlik”, “kabına sığmazlık” gibi deyimler hep bu dönemi anlatmada kullanılmıştır. Dikkat edilirse, bu kullanım bir yandan özenme ve hasret, bir yandan da kıskançlık taşımaktadır.
Fransız’ların bir deyişi olan “gençlik bile bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi” sözünde, ihtiyarlığın bilgisizliği vurgulanmakta ve bu gibi deyimlerin hep daha yaşlı kuşaklar tarafından yaratıldığı da göz önüne alındığında, yaşlıların sanki umutsuzluklarının acısını gençliğin deneyimsizliğini vurgulayarak kendilerini daha üstün görmek yoluyla çıkardıkları düşünülebilir (Koptagel-İlal, 1991).

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?
Ergenliğin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği çeşitli görüşlere göre tartışmalı ve değişiktir. Kabaca söylenecek olursa, ergenlik buluğ ile başlar ve gencin erişkinliğe varmasıyla da biter. Ama, bu gerçekte ne zamandır? 1889′da İngiliz yazarı Thomas da Quincey şöyle diyordu: “Erkeklik ne zaman, hangi testle, hangi işaretle başlar? Fiziksel olarak bir ölçüye, yasal olarak bir ölçüye, ahlak açısından bir üçüncü, düşünsel açıdan da bir dördüncü ölçüye göre başlar, oysa hiç biri de kesin değildir.” Aslına bakılırsa, bu deyişte büyük gerçek payı vardır. Çocuk büyüyüp de fiziksel, biyolojik olgunluğa erince 13-14 yaşlarında biyolojik bakımdan erişkin fonksiyonlarını yapabilecek duruma gelmiştir. En azında cinsel fonksiyon söz konusu olduğunda bu böyledir. Buna rağmen, bu yaşta hatta daha sonraki yaşlarda bu genç insan bazı toplumsal kurallar ve yasalar açısında erişkin işlevlerine yetkili sayılmamaktadır. Örneğin; kişi bazı ülkelerde 18, bazılarında 21 yaşına gelmeden reşit sayılmaz. Bankadan parasını çekemez. Yasal açıdan özerk değildir. Nerede oturacağına kendisi karar veremez. Yasal işlemler karşısında bir veli tarafından temsil edilir.
Bugün biyolojik ve psikolojik olarak erinlik çağını 10-12 yaşalar ile 16-18 , hatta bazı hallerde 20 yaşlar arasındaki dönem olarak kabul ediyoruz. Ne var ki, yüzyıl önce Thomas de Quincey’in de dertlendiği gibi, bu sınırları hala kesin olarak çizemiyoruz. Ergenlik (Adölesans) jenerik adı altında anılan bu çağ içinde bir arada tanımlana ama bir birinden oldukça ayrıcalıklar gösteren bir kaç gurubu buluyoruz aslında. Bu konudaki geniş çapta bilimsel yayınlar, konuyu derinlemesine araştırmaya çalışmakla birlikte daha henüz bu ayırıma tam bir açıklık getirememişlerdir.
Ergenlik çağını kendine özgü görevleri, istekleri ve uyum olanakları olan üç belirgin döneme ayırıp, ayrıca her dönemi de kendine öz cins, ırk ve sosyal sınıf ayrıcalıkları bakımından incelemek yararlı olur. Ergenlik evrenindeki bu ayırım yetersizliği aslında bu kavramın yeniliğinden gelmektedir. Ergenliğin kültürel açıdan tanınması endüstri devriminin bir yan ürünüdür. Endüstri devriminden önce artık biyolojik açıdan çocuk olmayan, fakat erişkin rolüne de, özellikle iş ve meslek bakımından, hazır olmayan böyle bir ara sınıf yoktu. Eskiden kişi biyolojik değişimiyle birlikte yavaş yavaş çocuklukta erişkinliğe geçer ve bu her iki dönemde birbiriyle sürer giderdi. Ayrıca, erişkinliğe hazırlıkta yavaş yavaş hatta daha çocukluk yıllarından başlayarak ilerler ve çocuklar ilerde benimseyecekleri erişkin rolleri doğrudan doğruya gözlemleyerek öğrenirlerdi. Bazı ilkel gruplar da bir takım törenler ve sınamalar da bulunup çocukluktan erişkinliğe geçişi belirlerlerdi.
Doğa koşullarına sıkı sıkıya bağımlılık içinde ve insan gücüne dayanan yaşam örneklerinde gencin bedensel gücü, cesaret gösterileri acıya dayanıklılık dereceleri bu büyümeyi saptayan ölçüler olurken, daha sonraları mistik ve dinsel bazı törenler de artık simgesel nitelikte bile olsa, günümüzde bu ilkel törenlerin izlerini taşımaktadırlar. Örneğin; Hıristiyanlık’ taki konfirmasyon ya da Museviler’deki barmitzva törenleri kişinin çocukluktan çıkıp o toplumun erişkinler grubuna katılmasının erişkinliğin sorumluluklarına hazır olmasının başlangıcını belirten simgesel davranışlardır. Ne var ki, günümüzün endüstrileşmiş toplumlarında bu törenler asıl anlamlarını çoktan yitirmiş simgeler olarak kalmakta ve ergenin oluşumu içinde bulunduğu toplum koşullarına göre süregitmektedir. Toprakla uğraşan ve geniş aile geleneğinin hala egemen olduğu kırsal kesim toplumlarında ergenlik başlı başına psikolojik ya da sosyal bir olay olmazken, endüstrileşmiş tüketici, kentsel kesim toplumlarında ergenlik çağı sorunları önemli boyutlara ulaşmış olarak belirmektedir.
Ortalama insan yaşamının hemen hemen 1/10′unu kapsayan bir dönem olan ergenlik çağı kişinin yaşamının önemli değişikliklerini içeren bir çağdır. Ergenliğin başlangıcında kişinin biyolojik durumunda, sonunda ise, psiko-sosyal durumunda bir değişiklik bulunmaktadır. Böylece bu dönemin başlangıcı da, sonu da birer kişisel kriz demektir. Dolayısıyla, bugün artık oldukça uzun bir süre içinde kabul edilen ergenliği “erken”, “orta” ve “geç dönem”ler olarak ayırt etmek olasıdır (Koptagel-İlal, 1991).

A) Bedensel Özelliklerini Kabul Etmek ve Bedenini Etkili Biçimde Kullanmak:
Ergenlik, bir dizi hızlı bedensel değişimle biyolojik olarak başlar; Bu değişimler büyük ölçüde bir insanın yetişkin boyuna, ağırlığına, bedensel ve cinsel özelliklerine kavuşmasını sağlar. Bunun sonuçlarından herkes hoşnut kalmaz. Bir kız ya da erkek çocuk, kendini çok kısa ya da çok uzun bulabilir. Umduğu kadar yakışıklı ya da güzel olmadığını düşünebilir. Buradaki gelişim görevi bedensel özelliklerini kabul etmeyi ve onları en iyisi sanmayı öğrenmektir.

B) Eril Ya da dişil Bir Toplumsal Rolü Gerçekleştirmek :
Hala değişen bir dünyada bu görev bir ergenin bugün yapmak zorunda olduğu dönemlerin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Bu davranış tarzını açıkça eril, diğerini açıkça dişil olarak etiketlediğimiz, yıllarda “bir erkek ya da kadının en uygun davranışı nedir?” sorusunu yanıtlamamız kolaydı. Oysa bugün bir çok kişi cinsler arasındaki benzerlikleri farklılıklardan daha fazla vurgulamaktadır. Kumaş pantolonlar, blucinleri, unisex saf kesimlerini düşünelim. Kuşkusuz en büyük değişimler kadın rollerinde ortaya çıktı. Ama herkes aynı yönde hareket etmemektedir. Kimileri, toplumsal rollerini geleneksel çerçevede gerçekleştirme, kimileri eşitliği ve birbiriyle örtüşen davranışları savunmakta, kimileri aşırı uçlar arasındaki yerini korumaktadır. Anlaşılır bir biçimde ana-babaların, öğretmenlerin ve ergenlerin kendilerini, yakın geçmişten kesinlikle farklı olan bir şimdiki zamandan köklü biçimde ayrılan bir geleceğe hazırlanma konusunda kafaları karışmaktadır.

C) Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak :
İlk ergenliğin büyük ölçüde aynı cinsten arkadaşlardan kurulan yaşıt grupları şimdi yerini daha olgun erkek kadın ilişkilerine bırakmalıdır. Ergen, karma bir grupta gülüşmeden, kızarmadan, terlemeden ne söyleyeceğini ve nasıl söyleyeceğini, yetişkinlere özgü çeşitli toplumsal etkinliklere nasıl katılacağını öğrenmek zorundadır. Kültür, bu toplumsal ilişkilerin ne olduğunu büyük ölçüde belirler; bir toplumdan diğerine ve sınıflar arasında değişiklik gösterir.

D) Ana-babadan ve diğer Yetişkinlerden Duygusal Bağımsızlığı Gerçekleştirmek :
Ana-babadan özellikle davranış, tutum ve ilgiler bakımından bağımsız olmaya girişen ergenler, genellikle önceden izin almadan, ardından da, ayrıntılı rapor vermek zorunda kalmadan bir şeyleri arkadaşlarıyla birlikte yapmak isterler. Daha çok çöplüğe benzeyen yatak odasının kapısına “özel mülkiyet”, “uzak durun” levhaları astığını belli sürelerde anımsarsınız. Fakat, bağımsızlığın getirdiği özgürlükle birlikte, ana-babaya ve diğer yetişkinlere duyulan sevgi ve saygıyı veren bir başka boyut daha vardır. Bu boyut, vermeyi ve almayı her iki tarafı da anlamayı gerektirir. Havınghurst’un (1972) belirttiği gibi ergenler, ana-babalar, onların üzerinde otorite kurmaya kalkıştığında sıklıkla baş kaldırırlar. Ama ana-babalar onların sorumlu yetişkin gibi davranmaya yüreklendirdiğinde, bağımlılık göstermeye çalışırlar. Burada da kültür, önemli bir rol oynar. Bağımsızlık görevi alt sınıftan orta sınıftakinden daha kolay yerine getirilmektedir. Orta sınıf uzayan eğitimi, ekonomik desteği, geçilmiş olan evliliği, daha fazla kazımayı, özellikle ergen kızları vurgulamaktadır.

E) Evliliğe ve Aile Yaşamına Hazırlanma :
Bu gelişim görevi, bir çok açıdan, az önce tartışılan yönü, dördüncü görevlerde ilerlemeler kaydedilmiş olmasına bağlıdır. “Deneme evliliği”, “birlikte yaşama” gibi toplumsal geleneklerdeki değişimler belki bu gücü çağdaş ergenler için daha zor ergenlerin çoğu büyük olasılıkla sonunda evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı beklemektedir. Ancak, Havıghurst’un belirttiği gibi bazen ergenler evliliği ve aile yaşamını zevkle beklerler. Bazıları ise, düşmanlık ya da korku hissederler. Açıkça bir bireyin bu alandaki tutumu, başarısı ya da başarısızlığı hem kültürden ve sosyo-ekonomik düzeyden hem de aile deneyimlerinden etkilenir. Bir çok ergen fazla düşünmeden ya da hazırlanmadan ve çoğu zaman ev işleri ya da çocuk yetiştirmek için gerekli olan becerilere sahip olmadan evlenmekte ve çocuk yapmaktır. Bu olduğunda, lise veya üniversite düzeyinde gerekli kurslara ve rehberliğe baş vurularak daha fazla çaba harcadığını görmekteyiz (Onur, 1993).

Cinsel olgunluk ve aile

Yazan: admin Tarih: Kasım - 28 - 2007

Cinsel Olgunluk ve Aile        Ana-babanın yasaklarıyla engellendikçe ya da iletişim güçlüğü söz konusu olmadığı sürece yeni yetişkinlerin kendi aralarındaki tutumları bu konuda bambaşkadır. Yaşıtlar arasında cinsel olgunluğa erişmek uzun zamandan beri özlemle beklenen bir olaydır. “O iş” kimin başına gelmişse, arkadaşlarının arasında itibarı derhal artar.
Ergenlik öncesi çağda kızların çoğunlukla bir yakın arkadaşları varken erkek çocuklar grup halinde gezerler. Bu farkındalığın nedeni çoğunlukla kız ve erkek çocuklara uygulanan farklı eğitimdir. Erkek çocuklar, diğer çocukları arkadaş olarak görmeyi öğrenirken kız çocuklar başka kızları kendilerine rakip addederler ve çoğunlukla erkeklere yönelirler.
“Yakın” kız arkadaşlıkları çoğunlukla geçicidir. Bu arkadaşlık taraflar arasında ortak bir sır olduğu ve sır değerli bir hazine gibi korunduğu sürece geçerlidir. Bu tip kızların başında bir öğretmene, bir yıldıza duyulan hayranlık ve ergenlik çağındaki bedensel değişikliklerin birbirine anlatılması gerekir.
İki kız arkadaşın sık sık buluşmasına anne ve baba çoğunlukla karışmaz. Kızların birbirlerine yatıya kalmalarına da bir şey demez. Kızlara birbirlerini bedensel açıdan daha iyi tanıma ve özellikle göğüslerinin büyüklüğünü karşılaştırma olanağını böylece daha iyi elde ederler. Her ikisi de heyecanla “kadın olma”yı bekler. Bundan anladıklarına gelince : Yeterince gelişmiş göğüsler, genital kullanmanın tamamlanması. Aylık kanama bilinçlerinde yer almaz bile. Bu oluşum, neşeyle değil, korkuyla beklenen bir şeydir. Buna karşın kızlar göğüsleriyle gurur duyarlar: Erkek çocuklarda olmayan bir şey onlarda olmaktadır. Göğüsler, erkek çocuklarda ne başlangıçtan beri sahip oldukları penise karşı geç elde edilen birer övünç unsurudur.
Genç kızlık arkadaşlıklar çoğunlukla cinsel olgunluktan önce trajik şekilde son bulur: Kızlardan birinin aklı bir oğlan tarafından çelinir, o da ona karşı koyamaz, arkadaşını tek başına bırakıp oğlanla gezmek için bahaneler bulur. Terk edilen ile tüm sırlarını “bir erkek çocuğa” anlatmaktan çekinmeyen onun gibi bir kızla arkadaşlık etmeyi zaten istemez.
Çocukların birbirlerinin cinsel organlarına yönelttikleri tutma, çekme gibi saldırganca sayılabilecek davranışlar ve oyunlar, katılanların bile bilincine vardıkları gizli bir cinsel anlam taşır. Bu cinsel içerikli oyunlar her zaman belli bir yakın temas ve cinsel gerilimleri boşaltma arzusuyla yakından bağlıdır. Ama bu cinsel içerik saldırganlıkla örtbas edilir. Delikanlılar “ana kuzusu” gibi görünmek istemediklerinden can acıtarak ya da can acısına dayanarak “gerçek erkek” olduklarını kanıtlamaya kalkışırlar. Cinsel dokunuşlar hiç farkında olmadan (sözüm ona) yapılır, delikanlıların bu rastlantısal temaslara karşı yapacakları bir şey yoktur. Bu yüzden bunun sözünü etmemeyi yeğlerler.
Üyelerin kızlarla çıkmaya başlaması erkek çocuk gruplarını dağıtmaz. Aksine içlerinden pek çoğu bu tipte ilişkiyi ömürlerinin sonuna kadar sürdürürler. Özellikle genç yaşlarda grup her zaman kız arkadaştan önde gelir. Sorunlar belirdiğinde gruba sırt çevirmektense kız arkadaşa yol verilir (Pamir, 1988).

Ergenlik Dönemi Ruhsal Duygusal ve Sosyal Sorunlar     1. Ruhsal Hastalık Kavramı:
Ruhsal hastalık, insanın duygu, düşünce ve davranışlarında olağan dışı sapmaların ayrılıkların bulunmasıdır., diye tanımlanabilir. Ruhsal hastalık belirtileri rahatsız edici, acı verici, kişiyi ve çevresini mutsuz eden türden belirtilerdir. Kişinin uyumunu bozar, ilişkilerini sarsar, ve çalışmasını etkiler. Kimi ruhsal hastalık daha çok kişinin kendisine acı verir. Örneğin kuruntuları, korkuları, kaygıları ve üzüntüleri olan kişi, kendi içinde tedirgindir, mutsuzdur, ancak bu belirtiler toplumsal ilişkisini, çalışmasını önemli ölçüde aksatmaz. Nevrozla bu türden ruhsal hastalıklardır. Nevrotik kişi, daha çok kendi içinde uyumsuz olan, iç dengesi bozulmuş olan kişidir. Nevrotik kişi, kendisini çevreye uydurmaya, bu amaçla kendisini değiştirmeye uğraşan kişidir. Gerçeklerle ilişkisi kopmamıştır; bir bakıma gerçeklerin üstesinden gelmeye, altında ezilmemeye çabalar. Bun karşılık kişilik bozukluklarında, çatışma daha çok çevreyledir. Kişilik bozukluğu gösteren kişi, kendi iç dengesini koruyabilmek için çevresini değiştirmeye, çevreyi kendine uydurmaya çalışır. Örneğin anti sosyal bir kişi, davranışlarıyla çevreyi tedirgin ve mutsuz ederken kendisi bundan yararlanır, doyum sağlar.
Ruhsal hastalıkların çok çeşitli nedenleri vardır. Örneğin; psikozlar ateşli hastalıklara, beyindeki bozukluklara, hormon dengesizliklerine, alkol ve uyuşturucu ilaçlara, enfeksiyonlara bağlı olarak ortaya çıkabilirler. Psikozlarda kalıtımsal ve yapısal etkenler de rol oynarlar. Mide ülseri, astım gibi psikosomatik hastalıklarda ise, hem bedensel yatkınlık hem de ruhsal etkenler bir arada bulunurlar. Nevrozlarda da yatkınlık söz konusu edinmekteyse de, başlıca etkenlerin ruhsal olduğu görüşünde birleşilmektedir. Kişinin yaşantıları, aile içindeki eğitimi, geçirdiği ruhsal örselenmeler, belli başlı belirleyicidirler.
Ruhsal hastalıkların tanısı, hastayla yapılan görüşmeler, gözlemler, aileden alınan bilgiler ve gerektiğinde uygulanan psikolojik testler yardımıyla konur. Kişideki ruhsal belirtilerin yoğunluğu, süresi ve hangi koşullarda çıktığı göz önünde tutularak hastalığın ya da uyumsuzluğun derecesi belirlenebilir. Hiç kimse kendi kendine gerçekçi bir tanı koyamaz. Kendi sorunlarımızı ya abartma ya da yok sayma eğilimine göre değerlendirdiğimiz için varacağımız sonuç, yanıltıcı olur. Bununla birlikte kendi kendimize içten yanıtlar verebilirsek, ruh sağlığımız konusunda doğruya yakın bir sonuca varabiliriz.
    2. Gençlik Çağında Depresyon :
Depresyon, genlik çağında gençlik çağında tüm belirtileriyle çok seyrek olarak görülür. Ergenlik çağından önce süperegonun gelişmemiş olması, çocuğun kendini gözleme ve eleştirme yetisinin zayıflığı, dışa dönüklüğü, dürtülerin dizginleşmemiş oluşu nedeniyle durgunluk, çökkünlük, umutsuzluk, kendini suçlama gibi temel depresyon belirtileri apaçık ortaya çıkmazlar; çıksa da sürekli olmazlar. Başka bir deyişle, üstbenlik, benliği ve dürtüleri tama egemenliği altına alamaz. Genç, depresyona karşı kendini savunmaya girişir. Ortaya üstü örtülü,dolaylı ya da depresyon eşdeğerleri denen belirtiler çıkar. Altta yatan depresyon göstergesi olabilecek belirtiler şunlardır: Genç can sıkıntısı çeker ve tedirgindir; hiç bir işle uzun süre ilgilenemez, bir uğraştan diğerine yönelir. Ancak sonun getiremez. İstekle başladığı bir işten çabuk bıkar; coşku ile bezginlik arsında gider gelir. Dikkatini yoğunlaştırmakta güçlük çeker; okuduğunu anlamaz “okuduklarım kafama girmiyor” der, unutkanlıktan, dalgınlıktan yakınır. Ders dinleyemez ve başarısı düşer. Bedeniyle uğraşır, yorgunluktan, başa ağrısından, mide bulantısından, karın ağrısından, uykusuzluktan yakınır.
İlk gençlikte görülen davranış bozukluklarının bir çoğunun alta yatan bir değersizlik, benlik saygısında azalma ve yalnızlık duygularına bir tepki olarak, geliştikleri sıklıkla belirtilmektedir. Baş kaldırma ve saldırgan davranışlar, içteki bir güçlük duygusunu örtme çabaları olarak nitelendirilmişlerdir. Genç, kendinin güçsüz olmadığını kanıtlamaya uğraşmakta, depresyonla savaşmaktadır. Yalnızlık duygusundan kurtulmak için insanlardan kaçmak yerine onlara sokulmayı deneyebilir. Aile ilişkileri çok bozuk olan, evde istenmediğini, sevilmediğini duyumsayan bir genç, kişisel yakınlığı ev dışında arayabilir. Bu durumda eğer genç, bir kızsa beğenildiğini, aranıldığını görerek, ilişkilerini çok ileri götürebilir, sevgi açlığını irine sığınarak gidermeye çalışır. Cinsel yaklaşmayı sevgiyle karıştırır, ancak aradığını bulamayınca, ya da cinsel isteklerin doyurulmasıyla sevginin sona erdiğini görünce ve yüzüstü bırakılınca daha büyük bir çöküntüye uğrar; canına kıymaya kalkışabilir.
Ailede boşanma, ayrılık, ölüm gibi benlik saygısını azaltan durumlarda pek çok gencin ilk tepkisi davranış bozukluğu biçiminde olmaktadır. Gencin, birden umursamaz bir tutum takındığı, derslerine boş verdiği, okuldan kaçmaya, öğretmenlere karşı gelmeye başladığı, haylaz arkadaşlara kapıldığı gözlenir. Açıkça ayar tutamayan depresyon belirtisi göstermeyen genç, dolaylı olarak depresyonunu aşmaya çabalar. Kolay arkadaş edinemeyen kimi genç de ilişki alanını daha daraltıp, yanlış uğraşlara yönelebilir. Hayvan besleyerek tüm gününü onların bakımına ayırarak, onlarla konuşup severek, depresyona karşı kendini savunmaya çalışabilir (Yörükoğlu, 1985, s.249-250).
    3. Gençlik Çağında İntihar (Özkıyım) ve İntihar Girişimleri :
Kendi canına kıyma, gençlik çağında, trafik kazalarından sonra gelen en önemli ölüm nedenidir. Çocukluk çağında oldukça seyrek olan özkıyım girişimleri, ergenlik çağında başlayarak hızlı bir artış gösterir. Örneğin; ABD’de her yıl 15-20 yaşları arasında 4bin gencin kendi canına kıydığı saptanmıştır. Bu sayı tüm nüfus içinde görülen intiharların %12’sini oluşturmaktadır. Özkıyım girişimleri ise, ölümle bitenlerin en az 10 katı olduğu kestirilmektedir. Erkekler arasında ölümle sonuçlanan intiharlar, kızlara göre 3 kat daha yüksektir. 15-19 yaşları arsında çok yüksek oranlara varan araba kazalarının bir çoğunun da gizli özkıyım girişimleri olduğu söylenebilir. Ayrıca gençler arasında özkıyım girişimlerinin eskiye göre hızlı bir artış gösterdiği gözlenmektedir. Ortalama özkıyım yaşı da gittikçe düşmektedir (Teicher ve Jacops, 1966). En çok başvurulan canına kıyma yöntemi uyku ilaçları, yatıştırıcılar ve başka ilaçlar içmedir. Kendini asma, yüksekten atlama, ateşli silahla daha seyrek ve daha ciddi özkıyım girişimlerinde kullanılan yöntemlerdir.
Özkıyım girişim, .çaresiz kalan kişinin sorunlarından umutsuz bir kaçış olarak yorumlanabilir. Bu sorunlar kendinden e çevreden kaynaklanabilir. Sonuçta kişi, hiçbir çıkış yolu olmadığını, olaylar karşısında eli kolu bağlı kaldığını anlamakta, umutsuzluk, karamsarlık içine düşmekte gidişi değiştirecek güçten yoksun kaldığını görmektedir. Kendini ezilmiş, köşeye sıkıştırılmış hissetmekte, duyduğu öfkeyi dışa boşaltamadığı için kendine yöneltmektedir. Özkıyıma kalkışması hem kendini cezalandırma, hem de bu duruma düşmesine neden olanlardan Bir öç alma davranışıdır.
Öz kıyım girişimi bir anda oluveren bir davranıştır. Ama hazırlığı uzun sürer. Gencin, çocukluğundan gelen sorunların ergenlik çağında ortaya çıkan yeni çatışmalara ve durumlar eklenir. Gencin çevresiyle ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, desteksiz kalır. Genellikle son bir olay, bir çatışma, bir darbe, örseleyici bir yaşantı, gencin savunmalarını yıkarak öz kıyımın tetiğini çeker (Yörükoğlu, 1985, s.251-253).
Erken yaşlarda çekilen yoksunluklar, ana-babasızlık durumları, depresyon durumları vb tanımlar intihara götüren önemli etkenlerdir. Ayrıca kimin hangi koşullarda intihar girişimi yapacağını kestirmek zordur. Hangi yaşantı ve durumun, gencin dayanma gücünü aşıp onu intiharın eşiğine getireceği önceden bilinemez. Sürüp giden depresyona karşı gencin kullanabileceği savunmalar pek çoktur. Bu nedenle depresyon maskeli bir biçimde bir süre kendini gizleyebilir. Belli bir örseleyici olaydan sonra savunmalar yetersiz kalınca genç, intiharı son çözüm olarak deneyebilir.
    4. Gençlik Çağı Psikozları :
Gençlik çağında başlayan psikotik tepkiler, tanı bakımından şaşırtıcı özellikler gösterir. Bu bakımdan kesin tanı ancak iyiy bir izleme sonucu konabilir. Örneğin, başlangıçta şizofreni ön tanısı alan 50 genç kızdan izleme sonucu ancak 18′ine kesin şizofreni tanısı konmuştur. Geri kalanların 12’si intihar girişimi ve depresyon tanısı, 10′u davranış bozukluğu, 4′ü evden kaçma, 6’sı da anti-sosyal kişilik olarak belirlenmiştir (Symonds ve Herman, 1957).
Birçok başka araştırmada kişilik değişikliklerinin ve ağır davranış sapmalarının şizofrenin başlangıç belirtileri olabildiğini vurgulamaktadır. Şizofreni ile ilgili olmayan gençlik tepkileri, şizofreniyle karışacak özellikler gösterebilirler. Bu nedenle kesin tanı koymadan beklemek, belirlilerin gidişini izlemek gerekmektedir.
Şizofreni geliştiren 44 genç, yetişkinin lise çağındaki uyumları okul kayıtlarına göre incelendiğinde, ortaya ilginç bulgular çıkmaktadır: Bu hastaların lise çağında spor yapmadıkları, grup çalışmalarına katılmadıkları, kızlarla ilgilenmedikleri saptanmıştır. Okulda sorun çıkmayan ama pek aranmayan, sevilmeyen, önderlik nitelikleri olmayan, içine kapanık, kaygılı, bağımlı gençlerdir. Başka bir deyişle, şizoid kişilik özellikleri taşımaktadırlar (Bower, et al., 1960).
Bu araştırmalardan şu sonuç çıkmaktadır: Şizofreniyi önceden kestirmemize yarayacak kesin ön belirtiler ve kişilik özellikleri yoktur. İki aşırı uçta yer alan şizoid kişilik yapısında olanlarla, çocukluklarında davranış bozukluğu gösteren gençler kümesinden şizofreni çıkma olasılığı daha güçlüdür. Ancak belirtelim ki, her şizoid kişilik zorunlu olarak şizofreni ile son bulmadığı gibi, her davranış bozukluğu da şizofrenin ön belirtisi sayılmaz.