nedir

İlk Gece - Kadın

Ülkemizde erkeğin kadını, kadının erkeği tanıması genellikle, evliliğin ilk gecesinde olur. Her iki cins de ilk geceye yüklü bir heyecan potansiyeli ile girerler. Kolay değildir bu. Bir yanda büyük bir aşk ve o günün yorgunluğu, öte yanda, bu konudaki bilgisizlik ve çoğu yörelerde kapıda bekleyenler…

İlk gecenin serüveni ya da birlikteliğin gelecekteki bütünlüğü, ilk gece odaya adımınızı atar atmaz başlar.

Evliliğin ilk gecesi, hangi koşulda olursa olsun iki taraf için de yüklü bir heyecan potansiyeli altında geçer. Kimi yörelerde bu heyecanın azalması için, erkekler içeri yumruklanarak sokulur. Kimi yörelerde ise dualarla, metafizik güçten yardım beklenir. Kimilerinde ise, alkol ya da ilaç devreye girer.

Herhangi bir cinsel ilişkide heyecan, bilgisizlik, güvensizlik ve korku varsa, cinsel performans düşer, yani başarısızlık kapıdadır. Bu da çiftlerde paniğe neden olur.

Hepimiz çocukluğumuzdan başlayarak çıplaklığa karşı büyük bir baskı ile yetiştiriliriz. Her ne kadar eşimiz, sevdiğimiz kişi de olsa, bilinç altımızda varolan bu baskı ve de utanmadan, kızlar ne kadar tedirgin olurlarsa, aynı oranda erkekler de tedirgin olurlar. Bu tür korku ve baskılardan kadınların çoğu, evliliklerinin daha sonraki yıllarında bile, loş ışıkta, dahası karanlıkta birleşmeyi yeğlerler.

İlk gecenin sihirli anahtarı erkeklerin elindedir ve onların sakin olma durumuna bağlıdır. Genç kızımız, romantik benzetme ile, narin bir kuş gibi heyecanlı ve titreyiş içindedir. O gece hakkındaki kuşkuları güvensizliği ve de korkuları vardır. Erkeklere gelince; onların işi de zordur. Çünkü kadınlar yatağa uzandıklarında, cinsel birleşmenin koşulları oluşmuş demektir. Ama erkeklerde ereksiyon dediğimiz, yani penisin sertleşmesi olayı sorun yaratabilir. Çünkü bu mekanizma, istem dışı çalışır. Beyinden gelen bir uyarı, bu mekanizmayı ateşleyici rol oynar ama, olayın gerçekleşmesi çok daha karmaşık koşullara bağlıdır.

Heyecan, buna bağlı ereksiyon sorunu yanında, erken boşalma, kızlık zarının erkeğe yansıyan korkuları gibi tüm ayrıntılar, erkeği olumsuz etkiler.

Bundan sonraki işinize yarayacak bilgiler ilk gece başarısı için yaklaşımların ruhsal ve teknik yöntemleri, kadının korkusunu yenmek, kanama olup olmaması gibi, aklınıza gelebilecek ya da gelmeyen tüm ayrıntılar için resimlerle birlikte sunacağımız bilgilerden yararlanıp mutluluğunuza merhaba demek için, sorularımızı yanıtlayarak, sormak istediklerinizi de yazarak bize ulaşabilirsiniz.

İlk Gece - Erkek

Ülkemizde erkeğin kadını, kadının erkeği tanıması genellikle, evliliğin ilk gecesinde olur. Her iki cins de ilk geceye yüklü bir heyecan potansiyeli ile girerler. Kolay değildir bu. Bir yanda büyük bir aşk ve o günün yorgunluğu, öte yanda, bu konudaki bilgisizlik ve çoğu yörelerde kapıda bekleyenler…

İlk gecenin serüveni ya da birlikteliğin gelecekteki bütünlüğü, ilk gece odaya adımınızı atar atmaz başlar.

Evliliğin ilk gecesi, hangi koşulda olursa olsun iki taraf için de yüklü bir heyecan potansiyeli altında geçer. Kimi yörelerde bu heyecanın azalması için, erkekler içeri yumruklanarak sokulur. Kimi yörelerde ise dualarla, metafizik güçten yardım beklenir. Kimilerinde ise, alkol ya da ilaç devreye girer.

Herhangi bir cinsel ilişkide heyecan, bilgisizlik, güvensizlik ve korku varsa, cinsel performans düşer, yani başarısızlık kapıdadır. Bu da çiftlerde paniğe neden olur.

Hepimiz çocukluğumuzdan başlayarak çıplaklığa karşı büyük bir baskı ile yetiştiriliriz. Her ne kadar eşimiz, sevdiğimiz kişi de olsa, bilinç altımızda varolan bu baskı ve de utanmadan, kızlar ne kadar tedirgin olurlarsa, aynı oranda erkekler de tedirgin olurlar. Bu tür korku ve baskılardan kadınların çoğu, evliliklerinin daha sonraki yıllarında bile, loş ışıkta, dahası karanlıkta birleşmeyi yeğlerler.

İlk gecenin sihirli anahtarı erkeklerin elindedir ve onların sakin olma durumuna bağlıdır. Genç kızımız, romantik benzetme ile, narin bir kuş gibi heyecanlı ve titreyiş içindedir. O gece hakkındaki kuşkuları güvensizliği ve de korkuları vardır. Erkeklere gelince; onların işi de zordur. Çünkü kadınlar yatağa uzandıklarında, cinsel birleşmenin koşulları oluşmuş demektir. Ama erkeklerde ereksiyon dediğimiz, yani penisin sertleşmesi olayı sorun yaratabilir. Çünkü bu mekanizma, istem dışı çalışır. Beyinden gelen bir uyarı, bu mekanizmayı ateşleyici rol oynar ama, olayın gerçekleşmesi çok daha karmaşık koşullara bağlıdır.

Heyecan, buna bağlı ereksiyon sorunu yanında, erken boşalma, kızlık zarının erkeğe yansıyan korkuları gibi tüm ayrıntılar, erkeği olumsuz etkiler.

Bundan sonraki işinize yarayacak bilgiler ilk gece başarısı için yaklaşımların ruhsal ve teknik yöntemleri, kadının korkusunu yenmek, kanama olup olmaması gibi, aklınıza gelebilecek ya da gelmeyen tüm ayrıntılar için resimlerle birlikte sunacağımız bilgilerden yararlanıp mutluluğunuza merhaba demek için, sorularımızı yanıtlayarak, sormak istediklerinizi de yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Nemfomani

Nemfomani, kadında cinsel taşkınlık demektir. Nemfoman kadın ile, aşırı duygulu ya da cinsel yönü güçlü olan kadını ayırmak gerekir. Nemfoman, çoğu kez sosyal baskılar ve yasaları hiçe sayar. Onun için, tek bir amaç vardır, o da; bir erkekle yatmaktır. Kendi kişiliğiyle aynı düzeyde olmasa bile her sınıftan erkeğe “evet” der. Eski Roma İmparatorluğunda, Clausius un karısı Messalina nın her gece çeşitli erkeklerle yattığını, bunun için de kılık değiştirerek halkın arasına karıştığını tarih yazmaktadır. Bu nedenden, Messalina kompleksi diye de bilinen nemfomani, elbette eşine ya da sevdiği erkeğine duygulu ve istekli olan kadın anlamına gelmez.

Her ne kadar, tarihteki bu tür ünleriyle roman ve filmlere konu olan Kleopatra lar, Messalina lar bu davranışın örneklerini simgeliyorlarsa da, toplum içerisinde nemfomanların oranı düşüktür. Normal kadının yapısı, erkeğine bağlanmayı gerektirir. Erkeğini seven kadın, onun yanında mutluluk, onun yanında güven duyar. Erkeğine bağlılığın verdiği, tabi olma psikolojisi (bağımlılık), kadınların ruhsal yapılarına uygundur. Sevdiği erkeğine, kadının yapamayacağı özveri yok gibidir.

Nemfoman kadının kural tanımayan cinsel dürtüleri, onu öylesine etkiler ki, bu nedenden, zor durumlara düşer. Bir istek krizi tutkusuyla, ne yaptığını bilmeyen, mani nöbeti içerisindeki insanlar gibi, tanımadığı erkeğin önünü keserek, onu kendisiyle yatmaya zorlayan nemfomanlar görülmüştür.

Nemfomani, bir ruh bozukluğundan olabileceği gibi, kalıtım, organik beyin hastalıkları, iç salgı bezleri düzensizlikleri gibi nedenlere bağlı da ortaya çıkabilir. Bu durumu, bir bulgu olarak değerlendirmek gerekir. Bir mani nöbeti içerisinde, kendini, karşısına çıkan erkeğe teslim eden kadın, nemfoman değildir. Bizim böyle bir hastamız, ailesinin yaşının ve psikolojisinin tam karşıtı bir davranışta bulunarak, böyle bir eylem ile hastalığı teşhis edilmişti. Ne var ki, tanımadığı erkeklerle yatmış ve evden kaybolduktan birkaç gün sonra bulunarak kliniğe getirilmişti.

Cinsel isteklerde, vulva hastalıkları da önemli yer tutar. Örneğin vulvanın kaşıntılı hastalıklarında, kadın sürekli uyarım içindedir. Bacaklarının hareketi, oturuş biçimi, onu hemen duygulandırır. Bu bölgesel odaklaşmış duyarlılık tedavi edilince, kadın normale döner. Bir vulva egzemasında, kadının her yerde ve durumda cinsel birleşmeye yeltenmesi adli tıpta görülmüştür.
Yaş dönümü yıllarında, gerek hormonal dengesizliklerin yarattığı ruhsal bozukluklar ve bunalımlar, gerek yerel tahrişlerden, isteklerin fazlalaşması, kadınları anormal davranışlara sürükleyebilir. Gene bu tip kadınların, servetlerini genç erklere yedirdikleri görülür. Bu tür davranışlar, nemfomani sayılmasa bile, cinsel yaşamın normal ölçüleri aşılmış demektir.

Bazı kadınlar, kastrasyon (yumurtalıkların çıkarılması) isteyecek kadar kendi durumlarından yakınırlar. Bazı kız çocuklarında oksiyürlere (bağısak kurtları) bağlı vulva kaşıntıları görülür. Kimi ilaçlar ve uyuşturucular da cinsel duyguyu etkiler. Bu tür konuların tanısı ve tedavisi de psikiyatırlara düşer.

Büyük kazalara neden olan birçok kaza küçük önlemlerle atlatılabilir.Böylece kazaların sayısı azaltılır ve maddi kayıplar da önlenmiş olur.

 

Mutfakta güvenlik önlemleri alınmalıdır:
1.Mutfak makineleri ve elektrikli-elektriksiz araçların gerekli kontrolleri sık sık yapılmalıdır.
2.Elektrik telleri ve şalterleri iyi durumda kullanılmalıdır.
3.Mutfak zemini kaymaya fırsat vermeyen malzemeden olmalıdır.
4.Aydınlatma iyi sağlanmalıdır.
5.Mutfakta yangın söndürme cihazı bulundurulmalı,sık sık kontrolleri yapılmalı ve kullanma yöntemleri bilinmelidir.
6.İlk yardım malzemeleri kolay ulaşılabilir yerlerde bulundurulmalıdır.

 

Yanık ve Yangınların Önlenmesi:
1.Ocaklar ve diğer pişirme araçlarının üzerindeki örtü ve kapakların temiz tutulması özellikle yağlardan arındırılması gerekir.Bu yağlar yangın anında ateşin yayılmasına neden olur.

2.Sıcak kaplar kuru tutacaklar veya bezler ile kullanılmalıdır.Yaş bez veya tutacaklar elleri yakar.

3.Basınçlı tencerelerin kapaklarının mutlaka tencereden geri durularak açılması gerekir.Çünkü basıncı düşmemiş olabilir;bu da yanma vb. kazaya neden olabilir. 4.Sıcak cam ve porselen kaplar patlayarak zarar verebilir.

5.Kibrit,çakmak veya diğer ateşleyiciler ocaktan biraz uzakta yakılmalıdır.Herhangi bir kaçak varsa patlama yapabilir.

6.Kızgın yağa su veya benzeri sıvı maddeler kesinlikle dökülmemelidir,taşar ve yangın çıkabilir.Ayrıca sıçradığı yerlerde yangına neden olabilir.

7.İstenmeyen ateşi söndürmek için ocak yakınında kolay erişilebilir yerde tuz bulundurulması gerekir.Bol miktarda tuz ateşi söndürür.Küçük çaptaki alevlenmeler yaş örtü ile hemen söndürülebilir.Kesinlikle su kullanılmamalıdır.

8.Kızartıcılardaki istenmeyen ateşi söndürmek için uygun bir yerde karbonat bulundurmak gerekir.Aleve atılan karbonat karbondioksit oluşturur ve ateşi söndürür.

 

Kesiklerin önlenmesi
1.Bıçak ve benzeri kesme aletleri keskin olmalıdır.İyi kesmeyen aletlerle uğraşmak daha çok kazalara neden olabilir.

2.Yapılacak işe uygun bıçak kullanılmalıdır.Satır ile ekmek bıçağının görevi ayrıdır.

3.Bıçaklar sadece kesme-doğrama gibi işlerde kullanılmalıdır.Örneğin konserve kesinlikle bıçakla açılmamalı,konserve açacağı kullanılmalıdır.

4.Bir makine temizlenirken,kurulurken veya ayarlanırken kapalı (off) konumuna getirilmelidir.

5.Elektrikli makinelerde elektrik fişini prize yerleştirmeden önce aletlerin mutlaka kapalı konumda olmasına dikkat edilmelidir.

6.Lavabo içinde kırılmış durumda olan cam ve porselen eşyayı kaldırmadan önce,lavabodaki suyun tamamen akması gerekir.İçinde su varken toplamak insanı yanıltabileceğinden tehlikeli olur.

 

Düşmelerin Önlenmesi
1.Yukarılarda bulunan araç-gereçleri alırken merdiven kullanılmalıdır,sandalye-tabure üzerinde durulmamalıdır.

2.Döşemeler,basamaklar,taban kısımlar hiçbir zaman yağlı ve yaş bırakılmamalıdır. 3.Yerlerde temizleme maddesi atıkları bırakılmamalıdır,kaydırabilir.

4.Mümkünse zemin döşemelerinin kaymaya uygun olmayan,kaydırmayan cinsten olması tercih edilmelidir.

Hazırlayan: Dr.Serdar HEPGÜL

1. Doğum Kontrol Hapları

Vücudumuzda doğal olarak bulunan, yapılması ile adetlerinizin düzenini kontrol eden hormonların, sentetik şekillerini içerirler. Bu hormonlar östrojen ve progesteron hormonlarıdır.

Bir çok doğum kontrol hapları, kadın yumurtalıklarından, yumurtanın serbestlenmesini önler, yumurtlamayı engellerler. Yumurta olamayınca da spermler tek başlarına döllenmeyi gerçekleştiremezler.

2. Ne Kadar Güvenlidir?

Doğum kontrol haplarının kullanılması %97-99 oranında koruyuculuk sağlar. Ancak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı bir koruyuculuğu yoktur.

3. Nasıl Kullanılır?

Her gün aynı saatte bir hap yutulmalıdır. Tek bir gün içilen hapın hiç bir etkinliği yoktur. İlaçların prospektüslerinde yazıldığı gibi başlanması ve devamı gerekir.

Kullanımın ilk 6 ayında ve daha sonra da, yılda en az bir kez jinekolojik muayene önerilir. Herhangi bir neden ile de bir doktora başvurduğunuzda Doğum Kontrol Hapı kullanmakta olduğunuzu belirtiniz.

4. Avantajları Nelerdir?

Gebeliğin önlenmesinde çok etkindir.

Kolay kullanılır.

Cinsel ilişki öncesinde yapılacak herhangi bir hazırlığı yoktur.

Adet aralıkları kısalabilir, daha hafif geçebilir.

Daha az adet öncesi gerginlik, akne, demir eksikliği, kansızlık ve Romatoid Artirit görülür.

Bazı yumurtalık ve rahim duvarı kanserlerine ve pelvik enfeksiyon hastalığı denen bir hastalık grubuna karşı, bir miktar koruma sağlar.

Daha az dış gebelik görülür.

5. Kimler Kullanmamalıdır?

35 yaş üzerinde iseniz ve günde 15 ten fazla sigara içiyorsanız.

Her gün aynı saatte ilaç alamayacaksanız.

Sebebi anlaşılamayan vaginal kanamalarınız varsa.

Kan pıhtılaşma anormalliği varsa.

Karaciğer hastalığı olanlar.

Kalp hastalığı olanlar.

Meme veya rahim kanseri olanlar.

6. Olası Sorunlar Nelerdir?

Her gün aynı saatte hap almak unutulmamalıdır.
Emzirme dönemlerinde kullanılamaz.

Yan Etkiler

  • Geçici düzensiz adet kanaması gibi kanamalar,
  • Kilo alma olasılığı,
  • Baş ağrısı,
  • Bulantı,
  • Göğüslerde hassasiyet,
  • Ruhsal değişimler.

    Bu yan etkiler genelde 2-3 ayda kaybolur.

    7. Mutlaka Okuyunuz!

    Başlanan ilaca devam etmek ve o ay sonunda bırakarak tekrar hamile kalmak için hazır olabilirsiniz. Eğer aşağıdaki şikayetler sizde görülür ise bunlar ciddi olayların işaretleri olabileceğinden DERHAL HEKİMİNİZE BAŞVURUNUZ. Kendiliğinden geçmesini beklemeyiniz.

  • Ciddi karın ağrısı
  • Nefes darlığı ve ciddi göğüs ağrısı
  • Ciddi baş ağrısı ve baş dönmesi
  • Görüş bulanması, gözde şimşekler çkıyor gibi olması veya körlük
  • Ciddi bacak ağrıları ve şişmesi
  • Gözlerin beyaz kısmındaki ve ciltteki sarı rengin ortaya çıkması, sarılık
  • Ciddi depresyon

    Bu istenmeyen durumlar çok az görülen durumlardır. Dünyada çok sayıda kadın tarafından kullanılmaktadır, siz de hekim kontrolünde güvenle kullanabilirsiniz.

  • ilişkide korunmak, doğum kontorolü nasıl olur, nasıl yapılır, ilişkide korunun
  • Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.

    Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür.

    ŞEKİL 1: Prostat ve komşu olduğu organların yandan görünümü

    Prostat bezinin yanından penise giden ve peniste sertleşmeyi kontrol eden bir grup sinir lifleri geçer. Ameliyat sırasında bu sinirler zedelenip sonuçta peniste sertleşme güçlüğü (impotans) gelişebilir. Son yıllarda bu ameliyat sırasında bu sinirleri koruyucu teknikler geliştirilmiştir. Ancak bu sinirleri koruyucu yöntemlerin uygulanabilmesi tümörün boyutuna ve prostat içerisindeki yerleşimine bağlıdır. Eğer radikal prostat ameliyatı size bir seçenek olarak sunulmuşsa kararınızı verirken bu olasılığı akılda tutmanızda yarar vardır.

    Ancak, impotans gelişse bile günümüzde bunu değişik yöntemlerle tedavi etmek mümkündür.

    Prostat Kanseri Nedir?

    Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kontrol dışı çoğalan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını oluşturur. Bazı tümörler büyümelerine karşılık köken aldıkları dokuda sınırlı kalırlar ve komşu organlara ilerlemezler. Bunlara benign (selim, iyi huylu) tümörler denir. Diğer bir kısmı ise sadece büyümekle kalmayıp komşu organlara uzanma ve onları da tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bu tür tümörler kan ve lenf dolaşımı ile köken aldıkları yerlerden uzaktaki organlara da sıçrayabilirler. Bu tür tümörlere malign (habis, kötü huylu) tümör yada kanser denir. Kanser hücreleri köken aldıkları malign tümörden ayrılabilir, vücutta dolaşarak yeni yerleştikleri yerlerde de çoğalabilirler. Bu şekilde köken aldıkları organ dışına sıçramış ve oralarda büyümekte olan tümörlere metastaz denir.

    Prostat Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

    Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerin etkisi olabileceğini düşünürken, bir başka grup araştırıcı prostat kanserinin genetik (kalıtsal veya ailevi) nedenlerle gelişebileceğini öne sürmektedir. Nedeni ne olursa olsun, prostat kanserinde bugün için kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Prostat kanseri gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.

    Sizde Prostat Kanseri Olabilir

    Eğer siz ya da ailenizden biri 50 yaş üzeri bir erkek ise kendiniz için yapabileceğiniz ya da o aile üyesine önerebileceğiniz en önemli şeylerden birisi prostat kanseri açısından incelenmektir. Prostat kanseri erkeklerde en sık saptanan kanserdir ve kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir.

    Kim Risk Altındadır?

    Eğer yeterince uzun yaşarsa hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişir. Yaş arttıkça prostat kanseri gelişme riski artar. Prostat kanserlerinin %85′i 65 yaşın üzerindeki erkeklerde saptanır. Ancak, bazı erkeklerde çok daha erken yaşlarda prostat kanseri gelişebilir. Henüz bilemediğimiz nedenlerden ötürü Afrika kökenlilerde prostat kanseri gelişme riski daha yüksektir. Asya kökenliler bu açıdan daha düşük risk taşımaktadırlar.

    LÜTFEN MUAYENE OLUN: ERKEN TANI HAYATINIZI DEĞİŞTİRİR!

    Prostat kanseri genellikle çok yavaş büyür. Yıllarca hiç belirti vermeyebilir. Bir çok erkek prostat kanseri olduğunu öğrenemeden başka hastalıklar sebebiyle ölür. Diğer taraftan bir kısım hastada ise prostat kanseri erken, orta ya da geç dönemde iken saptanır.

    Prostat kanseri erkeklerdeki en sık kanserdir ve çok sinsi seyreder. Maalesef bir çok hastada hiç bir belirti vermeyebildiği gibi hiç bir yakınmaya da yol açmayabilir. Bu nedenle sizin ya da 50 yaş üzeri aile üyesi diğer erkeklerin bu hastalık için doktora başvurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden geçmeleri çok önemlidir.

    Prostat kanserinde tedavinin amacı yaşamı uzatmak ve ailenin ve toplumun aktif bir üyesi olarak yaşanmaya değer hale getirmektir. Ancak hastalık ilerledikçe başarılı tedavi tanımı değişir. Erken evredeki prostat kanserinin başarılı tedavisi genellikle bunun kesilip çıkartılması ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılması ile özdeştir. Buna karşın ilerlemiş prostat kanserinintedavisi ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi ve ya engellenmesi (bazen yıllarca) anlamına gelir. Bu nedenle prostat kanserinin tam olarak tedavisi hastalığın erken dönemde yakalanması ve uygun biçimde tedavi edilmesi ile mümkündür.

    Bilinçli ve bilgili olmak başarılı tedavinin birinci basamağını oluşturur. Bu kitapçık prostat kanseri ve tedavi seçenekleri konusunda sizi bilinçlendirmeyi amaçlamaktadır. Öncelikle bilmeniz gereken konu tüm erkeklerin risk altında olduğu; prostat kanserinin başarı ile savaşıp yenebileceğiniz bir hastalık olduğu ve bu hastalık için tedavi alırken bile aktif yaşantınızı sürdürebileceğinizdir. Ayrıca tetkik edilmenin şart olduğu da kavramanız gerekir, çünkü tedavi edilmeden önce sizde hastalık olup olmadığının bilinmesi gerekir.

    Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.

    Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini  kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.

    Buna karşın kanser hücreleri, bu  bilinci kaybeder,  kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

    Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

     

    Kanserin Nedenleri ?

    Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

    • Sigara alkol kullanımı,

    • Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,

    • Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,

    • Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)

    • Bazı virüsler

    • Hava kirliliği

    • Radyasyona maruz kalma,

    • Kötü beslenme alışkanlığı

     

    Gusül (Boy Abdesti)


    Gusl, Allah’u Teâlâ’nın müslümanlar için emrettiği en önemli maddî-manevî temizlik biçimidir. Cenâb-ı Hak, “
    Eğer cünüb iseniz yıkanıp temizlenin(el-Mâide, 5/6) buyurmaktadır.Gusül, tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamaktır. Namaz için alınan abdest “küçük abdest” kabul edilerek, gusle “büyük abdest” veya “boy abdesti” adı  verilmektedir.

    Guslün daha çok manevî bir temizleme aracı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü vücudumuzun herhangi bir yerinde görünür bir pislik veya kir-pas olmasa bile cünüb olan kimsenin ibadetlerini yerine getirebilmesi için mutlaka gusletmesi gerekir. Ayrıca gerekli şartları  yerine getirilmeyen yıkanma, ne kadar itinalı yapılırsa yapılsın guslün yerine geçmez ve bununla cünüblükten kurtulmak mümkün olmaz. Cünüb olan kimse ilk fırsatta gusletmeye çalışmalıdır. Bu durumda ancak, içinde bulunduğu namaz vaktinin çıkmasına kadar müsaade vardır; daha fazla geciktirilmesi günâh kazanmasına sebep olur.

    Gusül Ne Zaman Farzdır?

    Erginlik çağına gelmiş her müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması farzdır.

    1) Cünüplük; yani cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.
    2) Kadının âdet görmesi ve lohusalık hâlinin sona ermesi.

    Guslün Farzları Nelerdir?

    I) Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.
    2) Buruna su çekmek ve yıkamak.
    3) Tepeden tırnağa bütün  vücudu yıkamak.

    Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.

    Guslün Nevileri  (3)

    Gusül etmek onbir nevi üzerinedir.
    Beşi farz olup, bunlar kitap ve icme ile sabit olup:

    • Hayızdan yıkanmak
    • Nifastan yıkanmak
    • Cinsi münasebet
    • El ile doyum veya şehvetle mei çıkmak
    • İhtilam dolayısıyla meninin çıkması veye  meni zannı ile mesiden dolayı yıkanmak

    Dört nevisi sünnet olup;

    • Cuma gününde yıkanmak
    • Bayram  gününde yıkanmak
    • Hacıların arafatta vakfe için gusül almaları
    • Hacıların ihram için gusül almaları

    Bir nevisi farzı kifaye olup:

    • Ölünün yıkanması

    Bir nevisi müstehab olup:

    • O güsülde bir kafirin İslama geldiği vakit gusül almasıdır. Ancak  cünup ise gusül alması vaciptir. Çünkü cenabet hali İslam’la gitmez.

    Guslün Sünnetleri Nelerdir?

    1) Gusle besmele ve niyet ile başlamak.
    2) Avret yerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onu temizlemek.
    3) Gusülden evvel abdest almak.
    4) Abdestten sonra, önce üç defa başa, sonra üç defa sağ, üç defa da sol omuza su dökerek her defasında bedeni iyice oğuşturmak.
    5) Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak.
    6) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak.
    7) Tenha bir yerde yıkanılsa bile, avret yerini açmamak.
    8) Guslederken konuşmamak.
    9) Gusl bitince bedeni bir havlu ile kurutmak
    10) Gusulden sonra çabucak giyinmektir.

    Gusüle Nasıl Niyet Edilir?

    Gusülde niyet Şafii’de farz, Hanefi’de ise sünnettir. Niyet, kalpten geçen mana demektir. Bu itibarla, yıkanırken, “cünüplükten temizlenmeye niyet ettim” diye kalbinden geçirmesi dahi niyettir. Mutlaka diliyle de söylemesi gerekmez. Bu yüzden, denizin kenarından geçen kimse kaza ile suya düşse de bedeninin tümü ıslansa gusül yapmış kabul edilir. Niyet etmemiş olması gusle engel teşkil etmez. Yeter ki, bedeninde kuru yer kalmamış olsun. Yine de “niyet ettim cünüplükten temizlenmeye” demek şüpheden kurtulmaya sebeptir. (4)


    Gusül Abdesti Nasıl Alınır ?


    - Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek gusle niyet eder.

    - Ellerini bileklerine kadar yıkar ve üzerinde yapışıp kurumuş bir şey varsa onları temizler.

    - Sonra herhangi bir pislik olmasa bile avret yerlerini  ve uyluklarını yıkar.

    - Sonra sağ avucu ile ağzına bolca su alarak iyice çalkalar; bunu üç defa tekrar eder; oruçlu değilse suyun boğazına ulaşmasını sağlar.

    - Sonra yine sağ eli ile burnuna üç defa su çekerek iyice temizler.

    - Bundan sonra namaz abdesti gibi bir abdest alır.

    - Şayet yıkandığı yere su toplanıyorsa, ayaklan, abdest alırken değil gusülden çıkarken yıkar.

    - Abdest aldıktan sonra, önce başına, sonra sırayla sağ ve sol omuzlarına üçer defa su döker.

    - Her defasında vücudun her tarafını iyice oğuşturur. Hiçbir yerinin kuru kalmaması için dikkat eder. Bunun için saçlarının, sakallarının diplerine, küpe delikleri, oyluklar ve kaş diplerinin ıslanmasına, göbeğinin içine suyun ulaşmasını sağlar.

    - Eğer vücudunun bir yerinde, herhangi bir yaradan dolayı ilaç veya sargı varsa ve fazla su bunlara  zarar verecekse, bunların üzerinden suyu hafifçe geçirmekle yetinir; bu da zarar verirse sadece eliyle üzerini mesheder.


    Guslü Gerektirmeyen Haller

  • Henüz şehvet duygusu oluşmamış ve bulûğa ermemiş çocuğun cinsî yakınlaşmada bulunması.
  • Tenâsül uzvundan şehvetle açık bir sıvı hâlinde meni akması.
  • Cinsî bir şehvet duyulmasına rağmen meninin dışarıya çıkmaması.
  • Şehvetten, başka bir şeyden (hastalık, heyecan vs.) dolayı meninin akması, kızın bekâretini gidermeyen cinsî bir yakınlaşma (çünkü kızlık zarı haşefenin sünnet yerine kadar girişini engeller). Bu gibi durumlarda gusül farz değildir.

  • Gusletmeleri Farz Olanların, Gusülsüz Olarak Yapmaları Caiz Olan Hususlar

  • Zikretmek; tesbih etmek; salât ve selâm getirmek
  • Kur’an ayetlerini kelime kelime öğretmek
  • Dua maksadıyla Kur’an’dan ayetler okumak
  • Kelime-i şehâdet getirmek
  • Kur’an’a bakmak
  • Bitişik olmayan bir kap içerisinde bulunan mushafa dokunmak
  • Uyumak (Cünübün abdest aldıktan sonra uyuması daha iyidir).
  • Cünüp iken yemek yeneceği veya içileceği zaman elleri yıkamak ve ağzı çalkalamak gerekir.
  • Bunların yanısıra, Ramazan’da cünüp olarak sabahlayan kimse veya gündüz uyuyarak ihtilam olan kimsenin orucu bozulmaz.

  • Cünüb Olan kimse Ne Yapmamalı?

    • Dinî kitaplardan herhangi birini elle tutmamalı ve okumamalı.
    • Tevrat, incil ve Zebur okuması mekruhdur. Zira onlar da Allah Tâlâ’nın kelamıdır. Onlardan değiştirilen ayetler bilinmemektedir. Olduğu gibi duran ayetlerde çoktur. Binâenaleyh onlara yapışmaktan kaçınmak ihtiyaten evladır.(3)
    • Elini ve ağzını yıkamadan yiyip içmemeli.
    • Tam bir ayet okumamalı, caiz değildir. Ancak duaya benzer bir ayeti dua niyetiyle okusa caizdir. (3)
    • Kur’an yazılmış bir parayı da kesesiz tutması caiz değildir. (3)

    Arkadaşlar artık imeem.com sayesinde bilgisayarınızdaki müzikleri (′leri) blogunuzda çok kolay bir şekilde yayınlayabilirsiniz..!

    İlk olarak yapmanız gereken www.imeem.com ‘a giriş yaparak üye olun..!
    daha sonra upload kısmından bilgisayarınızdaki ‘ü upload edin..!
    Ve karşınıza çıkan embed kısmındaki kodu bloğunuzun şablon kısmına uygun biryere yapıştırın..!

    müziğin otomatik birşekilde çalmasını isterseniz embed kodunun yanındaki auto play’i işaretledikten sonra kodu kopyalayıp sitenize ekleyin..!

    MTIHANIN GEREGI
    Bir seyin helal veya haram olmasi, Allah’in emrine tabidir. Allah bir seye “helal” derse helal, “haram” derse haram olur. Yani din bir imtihandir, insanlara yapilan bir tekliftir.

    Cenab-i Hak, cennete layik bir duruma getirmek icin, insanlari imtihana tabi tutuyor. Bu sebeple, bazi emir ve yasaklar koymustur. Esas olan da bu emir ve yasaklara uymaktir.

    Bu prensiplerin gerek insanin sahsi hayatina, gerekse cemiyet hayatina pek cok faydalari vardir. Dolayisiyle bunlar, emir ve yasaga daha suurlu olarak riayet etmemizi sagliyor.

    Dinimizin yasakladigi hususlardan birisi de, domuz etidir. Bu yasaklamanin, pek cok hikmeti vardir. Biz, burada sadece birkacina isaret etmege calisacagiz.

    ZEHIRLI MADDELER

    Domuz eti cok yaglidir. Yenildigi takdirde, bu yag kana gecer. Böylece kan, yag tanecikleriyle dolmus olur. Kandaki bu fazla miktardaki yag; atar damarlarin sertlesmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb infarktüsüne sebep olur.

    Ayrica, domuz yagi icerisinde “sutoksin” denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin disari atilmasi icin, lenf bezlerinin fazla calismalari icab eder. Bu durum, bilhassa cocuklarda lenf dügümlerinin iltihaplanmasi ve sismesi seklinde kendini gösterir. Hasta cocugun bogaz bölgesi anormal bir sekilde siserek, adeta domuza benzer. Bu sebeple, bu hastaliga “domuz hastaligi” (skrofuloz) adi verilir. Hastaligin ilerlemesi halinde, bütün lenf bezleri cerahatlanarak siser. Ates yükselir, agri baslar ve tehlikeli bir durum ortaya cikar.

    FAZLA MIKTARDA KÜKÜRT

    Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bag dokusu, kükürt yönünden cok zengindir. Bu sayede, vücuda fazla miktarda kükürt alinmis olur. Bu fazlaliksa; kikirdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireclenme ve bel fitigi gibi cesitli hastaliklara yol acar.

    Domuz eti devamli yenirse, vücuttaki sert kikirdak maddesinin yerini, domuzdan gecen sümüksü bag dokusu alir. Bunun sonucu olarak, kikirdak yumusar; vücut agirligina tahammül edemeyerek altinda ezilir. Böylece, eklemlerde bozulmalar meydana gelir. Domuz eti yiyenlerin elleri peltelesir, yag tabakalari tesekkül eder. Mesela yiyen kimse sporcuysa; yorgun, tembel ve hareketsiz olur. Bazi futbolcular bu sebeple mesleklerinden olmuslardir.

    ASIRI BÜYÜME

    Domuzda büyüme hormonu da cok fazladir. Dogdugu zaman birkacyüz gram olan domuz yavrusu, alti ayda yüz kiloya (!) erisir. Bu kadar süratli gelisme, büyüme hormonunun fazlaligi sebebiyledir.

    Domuz etiyle fazla miktarda alinan büyüme hormonu, vücutta doku sisliklerine ve iltihaplanmalara yol acar. Burun, cene, el ve ayak kemiklerinin anormal bir sekilde büyümesine ve vücudun yaglanmasina sebep olur.

    Büyüme hormonunun en etkili yönü, kanserin gelismesine zemin hazirlamasidir. Nitekim domuz kesim isiyle ugrasanlar, erkek domuzlarin belli bir yastan sonra kansere yakalandiklarini ifade ederler.

    DERI HASTALIKLARI

    Domuz etinin ihtiva ettigi histamin ve imtidazol denilen maddeler, deride kasinti hissi uyandirir. Ekzama, dermatit, nörodermatit gibi iltihabi deri hastaliklarina zemin hazirlar.

    Bu maddeler ayrica; kan cibani, apandisit, safra yollari hastaliklari, toplar ve damar iltihaplari gibi hastaliklara yakalanma ihtimalini artirir. Bu sebeple doktorlar, kalb hastalarina domuz eti yememelerini tavsiye ederler.

    BIR HATIRA

    Alman hekimi Prof. Dr. Reckeweg “Domuz Eti ve Insan Sagligi” adli eserinde bir hatirasini söyle anlatir:

    “Tedavi maksadiyla bir ciftci ailesinin biraz sapa yörede bulunan ciftligine gitmistim. Babada müzmin antroz (dejeneratif eklem hastaligi) ve kalca eklemi iltihabi vardi. Ayrica karacigerinden de rahatsizdi. Annenin bacaklarinda varis ve eziyet verici kasintisi olan ekzama vardi. Ailenin kizlari ise, kalp yetmezligi ve romatizmadan rahatsiz idi. En sagliklilari görünmesine ragmen ogullari da anjin sonrasi kalp yetmezliginden ve kan cibanindan müsteki idi. Evin öbür kizi ise müzmin bronsitten muzdarip idi. Ogullarindan bir digeri de, “domuz killanmasi” ve müzmin plörite yakalanmis olup, devamli tekrar eden fistül ifrazatindan rahatsiz idi.

    Yukarida sakinlerinin hastaliklarindan uzun uzadiya bahsettigim ciftlik evinde muayene sirasinda garip bir olaya sahit oldum. Ailenin arasinda iri cüsseli bir domuz hic istifini bozmadan asagi dogru sarkan kalin bir agac dalina abanarak sirtini kasiyordu.

    Hastalara “Oradaki domuzu görüyormusunuz? Onun kasinmasina ve iltihaplara yol acan maddeleri, etiyle beraber siz de yiyorsunuz. Iste bu maddeler, sizdeki hastaliklarin yegane sebebidir.” dedim.

    Yukarida kendilerinden bahsettigim, Kara Ormanlar havalisinde oturan benzeri ciftlik sahiplerinden verdigim nasihati dinleyenler, domuz eti yemekten vazgecerek hastaliklarinin cogundan kurtuldular. Simdi o ciftliklerin etrafindaki otlaklarda Islam ülkelerinde oldugu gibi kücük koyun sürüleri yayiliyor.”

    DOMUZ ETI VE TRISIN

    Domuz eti ile insana bulasan tehlikeli hastaliklardan birisi de Trisin [oku: Trischin] hastaligidir. Domuzlar bu hastaligi trisinli fare yemek veya trisinli domuz eti ile beslenmekle alirlar. Fakat Trisin domuzlarda agir bir hastalik yapmaz. Halbuki insanlarda, cok tehlikeli ve öldürücü bir hastalik meydana getirir.

    Domuz etiyle alinan Trisin kurtcuklar, mide ve bagirsak yoluyla kana gecer. Böylece de, bütün vücuda yayilirlar. Trisin kurtcuklari özellikle cene, dil, boyun, yutak ve gögüs bölgelerindeki kas dokularina yerlesirler. Cigneme, konusma ve yutma adelelerinde felcler meydana getirirler. Yine kan damarlarinda tikanikliga, menenjit ve beyin iltihabina sebep olurlar. Bazi agir vakalar, ölümle sonuclanir. Bu hastaligin en kötü tarafiysa, kesin bir tedavi seklinin olmamasidir.

    Trisin hastaligi, bilhassa Avrupa ülkelerinde yaygindir. SIKI veteriner kontrolleri yapilmasina ragmen, Isvec, Ingiltere ve Polonya’da Trisin salginlari görülmektedir.

    Yurdumuzdaysa, yerli hristiyanlarin disinda Trisin hastaligi görülmemistir.

    GIDALAR VE INSAN MIZACI

    Insan ve hayvanlar, yedikleri gidalarin az-cok tesirinde kalirlar. Mesela kedi, köpek, arslan gibi et yiyen hayvanlarin yirtici; koyun, keci, deve gibi ot ile beslenen hayvanlarsa daha uysal ve yumusak huylu olduklari malumdur.

    Bu durumda, insanlar icin de gecerlidir. Nebati gidalarla beslenenlerin, genellikle halim-selim; et ve et ürünleriyle beslenen insanlarin ise daha sert mizacli olduklari tesbit edilmistir.

    Domuz, disisini kiskanmayan bir hayvandir. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kiskanclik hissinin zayifladigi veya dumura ugradigi gözlenmistir

    Fransiz filozoflarindan Savorin de beslenmenin mizac üzerindeki bu tesirine cok önem vererek, “Bana ne yedigini söyle, senin ne oldugunu haber vereyim.” demistir.

    HELALLER IHTIYACA YETER

    Yüce Rabbimiz, istifademiz icin pek cok gida yaratmistir. Bunun yaninda, bazi zararli seylerin yenip icilmesini yasaklamistir. Cünki O, sonsuz sefkat ve merhamet sahibidir. Kullarina, tasiyamayacaklari yükleri vermez. Emir ve yasaklari, insanlarin rahatlikla altindan kalkabilecekleri seylerdir. Acaba insan icki icmeyince, domuz eti yemeyince ne kaybeder?

    @windowslive.com Hesabını Al Yazdır E-Posta
     
     
    ImageŞu anda hotmail’de bulunun küçük bir açık sayesinde @windowslive.com uzantılı mail adresleri alınabiliyor. Haberi okuyup siz de yeni hesabınızı alın.

    Yapmanız gereken ilk şey www.hotmail.com adresine girip yeni bir hesap başlatmak. İlk başta göreceğiniz şey @hotmail.com uzatısı olacak. Şimdi gelelim açıktan faydalanmaya, aşağıdaki adımları takip edin.

    1. Adres satırında aşağıda seçili halde gösterilen kısmı bulun ve hm kısmını silin. Sadece newuser.aspx  kalsın.

    Image

    2. Aşağıda seçili halde gösterilen kısmı bulun ve silin.

    Image

    3. Yukardaki 2 adımı gerçekleştirdikten sonra enter‘a basın. İşlem tamamdır. Yeni adresinizi seçin, umarız sizden önce biri almamıştır. Adres satırı aynen aşağıdaki gibi olacak.


    Image

    Biz de Aldık

    ImageYukarıdaki işlemleri gerçekleştirdiyseniz  siz de bizim gibi bir adres alabilirsiniz. Hotmail en kısa sürede bu açığı kapatacaktır. Hızlı olun.


    Güncelleme: Açık kapatılmıştır.

    Yazan:
    Burak Barbak

    Bu konu hakkında hekimlerin bilgi verdiği annelerin çoğu, işlemden vazgeçmektedir!..

    Bugün ülkemizde ve dünyada en sık kullanılan yöntem “vakum tekniği”dir. Özel âletlerle rahim içine girilerek negatif basınç oluşturulur ve bebek rahim içinde yapıştığı yerden çekilip alınır. Bu esnada oluşturulan emme gücü, evlerimizde kullandığımız elektrikli süpürgelerin emme gücünden 30 kat daha fazladır.

    Eskiye göre daha az kullanılan diğer bir yöntem, “penseye benzer mâdenî bir âletle rahimin içinin kazınması”dır. Burada bebeğin herhangi bir uzvu yakalanıp koparılarak alınır. Alınan bu parçalar, dışarıda yerli yerine konur ki, içerde enfeksiyona sebep olacak bir uzuv kalmasın! En zor olan başın koparılmasıdır. 8′inci haftada sinir sistemi gelişen ağrıyı acıyı hisseden bebecik, yapılan bu işlemlerde acı duymaz demek, tıbbî gerçekleri inkâr etmek demektir. Kürtaj yapılan bebekler dile gelebilselerdi, acaba bize ne anlatırlardı?!

    Önceden 4′üncü aydan büyük gebeliklerde “tuzla zehirleme” yöntemi kullanılıyordu, artık prostoglandin adı verilen kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bunlar anneye verilip rahimin şiddetle kasılması ve bebeğin doğması sağlanır. Ancak yaşaması için değil, ölmesi için… Doğduğunda canlı olabilen bu bebekler, bir kenarda ölüme terk edilirler.

    “Sezeryan ile” gebelik sonlandırılıyorsa, normal şartlarda bağlanan göbek kordonu bağlanmaz, bebek hemşiresi ve çocuk doktoru çağrılmaz, bebek kanayarak ölüme terk edilir!..

    Kürtaj, sadece bebeğe değil, anneye de zarar vermektedir. Kürtaj sonrasında görülen komplikasyonların içinde enfeksiyon, artan erken doğum ve düşükler, kısırlık, rahmin delinmesi, hatta annenin ölümü yer almaktadır.

    Bu tür riskler uygun tıbbî müdahale ve bakımla zamanımızda ne kadar azaltılmış olsa da, kürtajın vicdanlarda açtığı yara bir türlü kapanmamaktadır. Suçluluk duygusu, kâbuslar, uyku bozuklukları, madde bağımlılığı, depresyon, boşanmalar, intihar vs… kürtaj olan annede ya hemen veya uzun zaman sonra âniden görülmektedir.

    Bu olumsuz sonuçlar, sadece annede değil, onun yakınlarında, eşinde, çocuklarında, büyükanne, büyükbabada, hatta kürtajı yapan hekimlerde bile görülebilir. Hâmile bir kadın, “canlı ve tek parça” veya “ölü ve paramparça” bir bebeğe sahip olma durumunda hangi tercihi yapacaktır? Ya da bu bir tercih meselesi midir ve annenin doğmamış çocuğunun yaşamasına müdahale etmeye hakkı var mıdır?

    Anneler unutmamalıdır ki, belki bir gün aldırdıkları o çocuğa muhtaç hâle gelebilirler!

    Maalesef Batı toplumlarında çok yaygın olan kürtaj, toplumumuzda da giderek yaygınlaşmaktadır!

    Ülkemizde 10 haftaya kadar yasal olan kürtaj, bazı ülkelerde doğuma kadar yasal olarak uygulanmaktadır. Bugün dünyada her yıl 50 milyon kadının %99′u kendi istekleriyle, %1′i ise diğer gerekçelerle (bebeğin özürlü olması, ensest ilişkiler, hayâtî tehlike gibi sebeplerle) kürtaj olmaktadır.

    Her gün 200′ün üzerinde kadın, karnındaki çocuğu aldırmak isterken hayatını kaybetmektedir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasının 2003 raporuna göre, Türkiye’de her 100 gebelikten 15′i istenmediği için sonlandırılmakta ve kürtaj hızla artmaktadır.

    Yapılan bütün araştırmalar, kayıtları tutulan kürtaj vak’alarından… Kayıtları tutulmayan, yasal olmayan kürtaj vak’alarının sayılarını bilmekse çok zor!

    Bilinen şu ki, ülkemizde kürtaj yaşı 13′e kadar inmiş durumda ve en çok yürek sızlatan hâdise, küçücük kız çocuklarının ebeveynlerinden habersiz muayenehânelerde kürtaj olup 1 saat içinde evlerinin yolunu tutmaları…
    Bunlar ne yazık ki, korkunç gerçekler!.. Ahlâksızlığın giderek artması, nâmus kavramının önemini yitirmesi, sınır tanımayan kız-erkek arkadaşlığı, kadına “anneliği unutturularak” dayatılan modern, çağdaş, çalışan bayan kimliği ve bununla gelen âile kurumunun çökertilmesi; şüphesiz, kürtajın giderek artmasında rol oynayan asıl sebeplerdir.

    Bir de rızık endişesi, özürlü çocuğa sahip olma riski gibi kaygılar var. Unutmamalıdır ki, insana rızkı, anne-baba değil, Allah (c.c.) verir.
    İnsan, hayatının herhangi bir safhasında da sakatlanabilir. Tıbbî genetik sahada her gün ilerlemeler oluyor. Belki pek yakında insanın gen haritası çıkarılacak ve o kişinin hangi yaşta, ne hastalığa yakalanacağı bilinecek. Yani filan yaşta kanser olabilecek bir bebeği, acı çekmesin diye dünyaya gelmeden öldürmeli miyiz?

    Bu hangi akla, hangi mantığa uyar? Her insanın yaşama hakkı vardır, sadece sağlıklı olanların, eli ayağı düzgün olanların değil! Anne karnındaki masum bebeklerin yaşama haklarının korunması konusunda bütün insanlığın hassas olması lâzımdır. Dünyaya gelmemiş bir bebeğin hayatı, kurtarılmaları için trilyonların harcandığı balinalardan ya da özel yöntemlerle bir yerden diğer yere canlılığı korunarak aktarılmaya çalışılan ağaçlardan, daha mı değersizdir?!

    Asrımız, anneye, çocuğunu parçalamayı öğretti. Doğumunun hasretle beklendiğini sanan yavrular ne bilsinler ki, anne rahmi bile emniyetli değil artık…

    Anneler kürtajı önce kalplerine yaptılar!.

    Bir web siteniz olmasa bile en azından bir blogunuz olmalı. Fikirlerinizi, projelerinizi veya günlük hayatınızda olan biteni paylaşmak için bilmeniz gerekenleri bu videoda.

    Günümüzde blog sayfaları açmak için birçok siteden faydalanabiliyoruz. Sitelerin üyelerine sağladığı farklı avantajlar sayesinde ileride herkesin bir blog sayfası olacağını tahmin etmek zor değil. Bu süreç içerisinde seçimimizi Google‘dan yana yaptık. Blogger ile bir blog açmanın yollarını bu videoda anlattık. Uzun zamandır beta olarak hizmette bulunan Blogger, kısa bir süre önce betayı kaldırmasıyla üye sayısını hızla arttırmaya başladı. Bu üye grubuna katılma zamanı geldi diyenler için eğitim videomuz hazır.

    Image
    E-postası olan herkesin bir blog’u da olacak mı?

    Bilgisayarı açmaktan kolay
    Blog sitelerinin sağladığı hizmetler sayesinde bir blog hazırlamak, artık çocuk oyuncağı. Bilgisayarla yeni tanışanların ve web ile ilgili herhangi bir bilgisi olmayan kişilerin, bu işin çok zor olduğunu düşünerek adım atmaya çekindiği gerçeği de ortada.

    Şimdi size Blogger ile bir blog açmayı anlatacağız. İlerisinde yapacaklarınız sadece sizin merakınıza ve araştırmanıza kalıyor. Gösterin kendinizi ve oluşturduğunuz blogları bizimle paylaşın.

    Artık Blogger’da Türkçe (Güncelleme - 12 Nisan 22:45)
    Uzun bekleyişten sonra artık Blogger‘ı Türkçe olarak kullanabileceksiniz. Blogger‘ınızı Türkçe yapmak için üyelik bölümüne girip dil ayarlarından Türkçe‘yi seçmelisiniz.

    Blogunuzu hemen açın
    Blogger ile blog açmanın ne kadar kolay olduğuna şahit olun. Bunun için yapmanız gereken tek şey eğitim videosunu izlemek.

    :: Blogger ile blog yapmanın yollarını öğrenmek için buraya tıklayın.

    Animasyonu indirin

    :: Windows için (4,79 MB)

    :: Linux için (8.21 MB)

    :: Mac için (6.28 MB)

    Bilgi için: Blogger
    Hazırlayan: Volkan Taş

    Blogcu nedir?

    Blogcu, okumayı ve yazmayı seven yüz binlerin buluştuğu, tanıştığı, blogları yazıp okuduğu Türkiye’nin ilk blog platformudur. Bu servis, 2005 yılından bu yana ücretsiz olarak sunulmaktadır.
    Amacımız, okuyan, yazan, düşünen ve düşündüklerini paylaşan her yaştan internet kullanıcısına, kendilerini en kolay şekilde ifade etmelerini sağlayacak bir alan yaratmaktır.

    Neler Yapabilirsiniz?

    • Blogcu’ya ücretsiz üye olabilirsiniz. Üye olduktan birkaç dakika sonra blogunuz yayına hazır olacaktır.
    • Bloglar, size özel yayın alanlarıdır ve içeriğinin ne olacağını sadece siz belirlersiniz.
    • Blogcu, web tasarımı veya programlama bilgisine ihtiyaç duymadan kişisel blogunuzu oluşturabileceğiniz şekilde düzenlenmiştir. Blog açarak, yazı ve resimlerinizi kolaylıkla internette yayımlayabilir, kendinize ait bir alana sahip olabilirsiniz.
    • Blogunuza eklediğiniz yazıları dilerseniz tüm dünyaya, dilerseniz sadece blogcu kullanıcılarına açabilirsiniz. Hatta, dilediğiniz yazıların sadece sizin arkadaşlarınız, veya sadece kendinize açık olması mümkün.
    • Diğer blogcular, veya sitenizin ziyaretçileri, blogunuza eklediğiniz yazılara yorum ekleyebilirler. Eklenen yorumları istediğiniz zaman düzenleyebilir, silebilir hatta hiç yorum yayınlanmamasını sağlayabilirsiniz.

    Bloglar

    , ilgili alanlarınızı, duygularınızı, düşüncelerinizi kısacası istediğiniz herşeyi yazabileceğiniz ve bunları yüzbinlerce blogcuyla paylaşabileceğiniz kişisel web sitelerinizdir.

    HAYDİ!

    Siz de kendinize ait bir blog yaratın!

    Blogcu olmak hem

    ücretsiz , hem de çok kolay! ücretsiz blog aç, bedava blog al

    Ilk önce keylogger in ne demek oldugunu açiklamakla baslayalim.Keyloggerlar klavyeden basilan her tusun loglarini tutan casus yazilimlardir.

    Bu yazilimlar siz internette gezinirken gireceginiz paralolarin ve kisisel bilgilerinizi bir metin dosyasina kaydedip baska bir kullaniciya ulastirir. Internet cafeye gidip icqyu kullandiktan sonra ertesi gün ayni icqya baglanmak istediginizde size yanlis
    parola hatasi verebiliri veya kredi kartinizda para çekilmis olabilir.Son zamanlarda sözde kendini uyanik sanan cafe sahipleri bu yazilimlari bilgisayarlarina
    kurup müsterilerin sifrelerini çalmaktadir.

    Bende bu zararli yazilimlardan nasil kurtulabileceginizi anlatmaya basliyorum.

    Piyasada bir sürü keylogger bulunmaktadir ve her keylogger degisik bir mantikla log tutmaktadir.Bu yüzden hepsinden ayni yöntemle kurtulmak mümkün degildir. Basit bir keyloggerdan kurtulmak için Baslat>Çalistir “msconfig” (tirnaklar yok) yazip açilan pencereden Baslangiç sekmesine gelerek listede açilista çalismaya baslayan programlari görerek keylogger programinida tespit ederek baslangiçta çalismasini durdurabilirisiniz.

    Bazi gelismis keyloggerlarda ise keyloggerlari yok etmek bu kadar kolay degildir.Simdi size bu programlardan nasil kurtulabileceginizi anlatacagim.

    Ghost Keylogger programinin bilgisayarda çalisip çalismadigini ögrenmek için synconfig.exe adli dosyayi aratip sistemde olup olmadigini ögrenebilirisiniz. Ve ghost keylogger programinin hangi dizinde oldugunu ögrendikten sonra o dizine gidip uninstall.bat dosyasini çailistirin.Artik ghost keyloggerdan kurtuldunuz.

    Diger bir keylooger programi olan iOpus starr programinin sistemde olup olmadigini
    anlamak için windowssystem klasöründe starrcmd.exe dosyasini aratin.Eger öyle bir dosya varsa ve kaldirmak istiyorsaniz Baslat>Çalistir “starrcmd” (tirnaklar yok) yazin ve çikan

    programda settings sekmesine gelin.Ardindan Advanced Setup tusuna basarak “Uninstall Starr” diyin.Bir diger yöntme ise Baslat>Çalistir “regedit” (tirnaklar yok) yazip kayit defterini açarak düzen>bul a gelip wsys.exe diye aratip çikan tüm kayitlari silmeniz gerekir. Bir diger Keylogger programi olan Invisible Keylogger Stealth programinin sistemde olup olmadigini anlamak için vikxd.vxd dosyasini aratin.

    Eger öyle bir dosya sistemde bulunursa kaldirmak için program ekle/kaldirdan iks yazan programi kaldirmayi deneyin.Eger öyle bisi yoksa windows klasöründe system.ini dosyasinda bulunan
    “device=vikxd.vxd” ve “vikxdlog=c:kitkatkitkat1.dat” yazan satirlari silin. Bu keyloggerlardan kurtulmanin bir diger yöntemi ise Anti-Keylogger programini kullanmak.Programi www.anti-keyloggers.com adresinden indirebilirsiniz.Program keylogger lari bulup kaldirabiliyor.

    Yanliz deneme sürümünde sadece keylogger lari buluyor.Yani kaldirmiyor.Programin tam sürümü için biraz parayi gözden çikarmaniz gerekiyor.Tabi crackleyip belesh kullanmakta sizin elinizde.
    (alınıtıdır)

    keylogger bilgisayarınıza kurduktan sonra sizin bütün bastığınız tuşları bir txt dosyasına yazarak bilimum şifre kredi kartı vs numaralarınızı almak için genelde kullanılan bir yöntemdir. her nekadar başta yöneticilerin şirketlerini denetlemek amacı için böyle yazılımlar kullanmasına rağmen sonradan kötü niyetli amaçlar için kullanılmıştır. günümüzde keyloggerlar pek çok şey yapabilirler ekran görüntüsü alıp belirli zamanlarda kayıtlarını mail olarak atabilmektedirler. peki sizin makinanızda keylogger olup olmadığını nasıl anlarsınız ve kurtulursunuz. spyware programlarının çoğu (hatta hepsi) bu yazılımları genel itibari ile fark ederler. spybots, spy sweeper, ad aware gibi bir spy programı ile güncellemeleri yapıp makinanızı taratarak bu programları silebilir ve kurtulabilirsiniz ayrıca pek çok anti virüs yazılımıda bu programları tanımaktadır. bu yüzden antivirüs ve spy temizle progrmlarınız herzaman watch (yani bilgisayarda yaptığınız bütün işlemleri izlemesi) durumunda olsun. ayrıca başlat->çalıştır->msconfig yazıp oradan başlangıçta çalıştırılan programlarada bakabilirsiniz. genelde ctrl+alt+del ile işlemler bölümünde görülmezler

    Bir çok kişi ActiveX’ in ne olduğunu sorup durur, fakat kimse net bir cevap veremez. ActiveX’ in tanımını Microsoft’tan öğrenebilirsiniz,
    Fakat bunlar hemen her gün değişmektedir.
    ActiveX, Microsoft’un tüm İnternet ile ilgili teknolojisini kapsamak için kullandığı büyük bir şemsiye gibidir. Tek bir ürün değildir yani.

    ActiveX’ in en etkileyici teknolojisi “ActiveX Control” leridir. Bu kontrolleri Web sayfasına ekleyip farklı fonksiyon guruplarını “Web Site” lara dahil edebilirsiniz.

    Bu bir Veritabanı kullanımı,sorgulaması ve sonuçların dönülmesi gibi
    bir çalışma olabilir.

    Firewall Nedir?Firewall (Ateş Duvarı) basitçe sizin internet ile ya da yerel ağ ile bilgi transferinizi kontrol eden donanım ya da programlardır. Bir firewall’un yaptığı iş diğer bilgisayarlarla (internet de dahil) güvenli bir kurmanızı sağlamaktır.

    Donanımsal firewall’lar internetle bilgisayarınız arasında duran bir kutudur ve önceden belirlenmiş kurallar göre bilgisayarınızı korurlar. Yazılımsal firewall’lar ise aynı işi yapan fakat sizin kural eklemenize izin veren, programların internete erişip erişemeyeceğine karar vermenizi sağlayan yazlımlardır.

    Bilgisayarınızda güvenle kullanabileceğiniz ücretli ve ücretsiz birçok firewall yazılım bulunmaktadır.

    Bunlardan ücretsiz olanlarına:

    • Zone Alarm Personal Firewall
    • Sygate Personal Firewall
    • Outpost Personal Firewall
    • Tiny Personal Firewall
    • Kerio Personal Firewall

    ve ücretli olanlarına:

    • Zone Alarm Pro
    • Norton Personal Firewall

    örnek olarak gösterilebilir. Bunlardan en az birine mutlaka sahip olmanız tavsiye edilmektedir.

    Casus Yazılım Nedir?

    Bilgisayarla herhangi bir şekilde haşır neşir olan herkes bu yazılımlar ile bir şekilde karşılaşmış ve kurtulmak için çabalamıştır. Aslında verilere göre her 10 bilgisayardan 9′una bir çeşit casus yazılım bulaşmıştır. Bu istenmeyen programlar kolaylıkla:

    • Bilgisayarınızı bilgi hırsızlığına açma
    • Kişisel bilgi ve banka hesap bilgilerinizi çalma
    • Kullanıcı adı ve şifrelerinizi çalma
    • Sabit diskinizde hasar oluşturma

    işlemlerini gerçekleştirebilirler.

          Casus yazılımlar, bilgisayarınızın online ya da offline her türlü aktivitesini izleyebilen ve buları 3. kişi denilen hırsızlarla paylaşabilen yazılımlardır. Bilgisayarınıza sizin bilginiz dışında yada kullanıcıyı kandırarak bulaşan bu yazılımlar, değişik türevlerine göre, bilgisayarınızdaki her türlü önemli bilgiyi çalabilir veya modeminizi ele geçirerek yüksek telefon faturaları ile karşılaşmanıza sebep olabilirler.

    Casus Yazılımı Nasıl Engellerim?

    Bilgisayarınız ilk kurduğunuz haliyle virüslere ve casus yazılımlara tamamıyla açık bir haldedir ve bulaşmaları an meselesidir. Bilgisayarınızı casus yazılımlardan koruyabilmek için onlar hakkında ve bulaşma taktikleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmanız gerekmektedir. Ancak aşağıdaki basit adımları atarak da sisteminizi büyük ölçüde koruyabilirsiniz.

    • Firewall yazılımı kullanın
    • Antivirüs ve antispyware yazılımı kullanın
    • İşletim sisteminizi düzenli olarak güncelleyin
    • İnternet tarayıcınızın güvenlik seviyesini artırın***
    • Güvendiğiniz sitelerden program indirin

    ***Daha güvenli ve hızlı bir tarayıcı olan Mozilla Firefox kullanmanız sisteminizi korumanızı kolaylaştıracaktır.

    Casus Yazılımdan Nasıl Kurtulurum?

          Bilgisayarınızda casus yazılım istemiyorsanız bunu elle temizlemeye bulduğunuz dosyaları silmeye kalkışabilirsiniz ancak casus yazılımlardan kurtulmak zor ve karmaşık bir iştir hatta bazen imkansız hale gelebilir. Tamamıyla temizlediğinizi düşündüğünüz bir anda küçücük bir kalıntı bile, bilgisayarınızı bir sonraki açışınızda,  kendisini tekrar yüklemesine yeterli ortamı oluşturur. Bu yazılımların taktiği tam olarak budur ve içinden çıkılamaz bir durum meydana getirir.

          Saydığımız bu sebeplerden dolayı, kurtulmak için izlenecek en iyi yöntem bir antispyware yazılım kullanmanız olacaktır. Bu yazılımlar yüksek tanıma ve temizleme oranlarıyla en büyük yardımcınız olacaktır. Bu yazılımlar ile izlemeniz gereken adımlar ise şunlardır:

    • Sisteminizin tamamını taramadan geçirmek
    • Eğer sonuç pozitif ise bilgisayarı Güvenli Mod’da açmak***
    • Bulunan casus yazılımların tümünü seçip temizlemek

    ***Güvenli modda açmamızın nedeni bu yazılımların hafızaya yerleşmelirini ve çalışmalarını geçici olarak engellemektir. Bu yazılımlar ancak çalışmadıkları bir anda temizlenebilirler. Güvenli moda geçmek için bilgisayar açılırken siyah ekran geldiğinde “F8″ tuşuna ard arda basılmalıdır.

    Tamamen Ücretsiz Kurtulma Yöntemleri?

          Aşağıda önereciğimiz yazılımlar tamamen ücretsiz olup sisteminizin güvenliğini sağlamanızda size çok büyük oranda yardım edeceklerdir.
    **Her kategoriden en az bir yazılımı mutlaka kurmanız tavsiye edilmektedir.

    <Firewall Yazılımlar>

    • Zone Alarm Personal Firewall
    • Comodo Firewall (Türkçe)

    <Anti Spyware Yazılımlar>

    • Spybot Search&Destroy 1.4
    • Ad-aware
    • Microsoft Anti Spyware

    <Anti Virüs Yazılımlar>

    • Avira Antivir Personal Edition
    • Avast! Antivirus
    • AVG Antivirus

    <Alternatif İnternet Tarayıcılar>

    • Mozilla Firefox
    • Opera

    Keylogger Nedir?

    Keylogger basitçe sizin klavyeden yaptığınız her vuruşu kaydeden ve bu kayıtları kişisel bilgilerinizi çalmak isteyen kişlere gönderen programlardır. Bu kişiler istedikleri zaman bunlara ulaşıp yazdığınız her tür bilgiyi görebilirler. Bu yolla sizin e-mail şifreniz, kredi kartı numaranız gibi hayati önem taşıyan bilgileriniz çalınabilir.

    Son zamanlarda birçok keylogger program bilgisayarınızdan anlık görüntüler yakalayabilmekte ve bu sayede o anda ne yaptığınızı şifreleri nereye yazdığınızı da kolaylıkla gösterebilmektedirler. Ayrıca bazıları bu bilgileri e-mail yoluyla da gönderebilme yeteneğine sahiptir. Mutlaka dikkat edilmesi gerekmektedir.

    Keylogger yazılımlara örnek olarak:

    • iSpyNow
    • Perfect Keylogger
    • Phantom

    gibi yazılımlra verilebilir.

    ÖRNEK: GOLDEN KEYLOGGER resimli anlatım






    anahtarlar: golden keylogger full, resimli anlatım, kurulum kullanım, serial ver resimli anlatım içeren mükemmel keylogger uygulaması, keylogger nedir, keylogger kullanımı, kurulumu

    Uzmanlardan seksin 237 nedeni

    İnsanların neden seks yaptığı hakkında 237 nedenlik bir liste hazırlayan araştırmacılar, genç erkek ve kadınların birbirine genellikle aynı sebeple yakınlaştığını buldu. Çıkan sonuç, cinsel tutkunun gönül bağından daha etkili olduğu yönünde.

    WASHINGTON - Archives of Sexual Behaviour’ın Ağustos sayısında yayımlanan bir araştırmaya göre, üniversiteye giden kadın ve erkekler kişiyi çekici buldukları, fiziksel zevk duymak istedikleri ve hoş bir deneyim olduğu için cinsel ilişkiye girdiklerini söylediler. ‘Duydukları aşkı ve bağlılığı göstermek’, ilk 10 listesine girse de ilk sırayı ‘kişiyi çekici buldum’ yanıtı aldı.

    Texas Üniversitesi tarafından 5 yıl süren araştırma, üniversitenin klinik psikoloji profesörü Cindy Meston’a göre bütün cinsiyet stereotipleri yıktı. Meston, “Bulgularımız arasında erkeklerin sadece tutku, kadınların ise aşk için beraber olduğu dogmalarına rastlamadık” dedi.

    San Diego’daki Alvarado Hastanesi cinsel tıp müdürü Dr. Goldstein ise araştırmayı derinleştirdikçe daha çok benzerliğe rastladıklarını belirterek erkek ve kadınlar arasındaki farkların cinsel sorunlardan ortaya çıkabileceğini söyledi.

    Meston ve meslektaşı David Buss, yaşları 17 ile 52 arasında değişen 444 kadın ve erkekle görüştü ve insanların neden cinsel ilişkiye girdikleri üzerine 237 nedenlik bir liste çıkardı.

    Liste, “Eğlenceli olduğu için” veya “başkasına cinsel yolla bulaşan hastalık bulaştırmak için” gibi birçok madde içeriyordu. Listeyi oluşturduktan sonra Meston ve Buss, 1549 üniversite öğrencisinden, nedenleri 1’den 5’e kadar puanlamalarını istedi.

    Meston, erkeklerin kadınlara göre seks konusunda biraz daha fırsatçı olduğunu, kadınların ise partnerlerini memnun etmek için cinsel ilişkiye girmeye daha meyilli olduğunu belirtti.

    Meston ayrıca çıkan sonuçların, ‘hormonları tavan yapan’ üniversite öğrencilerinden çıktığını ve daha yaşlı gruplarda büyük ihtimalle çok farklı sonuçların çıkacağını söyledi.

    Cinsel ilişkiye girme nedenlerinden ilk 25’inden 20’si kadın ve erkeklerde aynı çıktı.

    Araştırma ve tam liste için tıklayın…

    ntvmsnbc

    Balığı nasıl pişirsek?

    Taze balıkların kısa sürede pişirilmesi gerekir. Bu sayede tüm lezzetini muhafaza eder.

    Güncelleme: 14:17 ET 28 Mayıs 2005 Cumartesi

    - Balık yemeyi seviyorsanız aşağıdaki püf noktalar, ızgara, haşlama ve kızartma yaparken sizlere kolaylık sağlayacak.

    Taze balık aldığınızdan eminseniz, hazırlarken şunlara dikkat etmelisiniz
    Taze balıkları suyun dışında bir ya da iki saatten fazla oda sıcaklığında tutmamalısınız. Eve gelir gelmez de pullarını ve içini hemen temizlemeli, yıkamalı ve iyice kurulamalısınız. Sonra da plastik bir kutuya yerleştirip buzdolabına koymalı ve hemen yiyemiyorsanız, 48 saat içinde tüketmelisiniz.

    IZGARA
    İri ve yağlı balık seçmekte fayda vardır. Yoksa ızgaraya yapışır, çıkartması zor olur. Izgara yapmadan yaklaşık 2-3 saat soğan suyu ve zeytinyağı sürülüp bekletilirse daha lezzetli olur. Daha çabuk pişirilmesi için balığı parçalara bölüp şişe de geçirebilirsiniz. Pişirirken çatlamaması için iki yanını bıçakla çizin.

    KIZARTMA
    Kızartma yaparken büyük balıkları dilim halinde, küçük balıkları bütünüyle kızartın. Kızartmalık balığın daha lezzetli olması için önce biraya batırın, sonra unlayın. Unlamadan tavaya atarsanız, balık anında yapışacaktır.

    HAŞLAMA
    Haşlama için kırlangıç, kefal, levrek gibi beyaz etli balıklar seçilir. Balığı soğuk suya atın ve kaynamaya yakın sıcaklıkta pişirin, yoksa dağılır. Kapalı bir kapta pişirin. Kokusunu alması için suyuna biraz havuç, kereviz, soğan atın. Balığın eti kılçığından ayrılıyorsa pişmiş demektir. Yenileceği zaman suyunu dökün.

    Balığın taze ya da bayat olduğu nasıl anlaşılır?
    Balık ne kadar taze olursa o kadar makbul, o kadar lezzetli olur. Balığın taze olup olmadığını inceleyerek anlayabilirsiniz. Taze balığın; derisinin parlak ve canlı olması, gözlerinin bombeli, solungaçlarının parlak, karın zarı çevresindeki etin mavimtrak ve parlak olması gerekir. Ayrıca, taze balığın eti sıkı, iç organları parlak kırmızı, solungaçlarında ise deniz yosunu kokusu olur. Eğer balığın derisinin rengi soluk, gözleri çukurlaşmış, rengi sararmış,eti gevşek ve üzerinde ekşi bir koku hakimse aldığınız balık bayat demektir.


    Kaynak: Lezzetli tariflerden, yemek yapmanın inceliklerine kadar bir çok konuda bilgiler veren “Mutfak Rehberi”nin internet sitesi: www.mutfakrehberi.com.tr

     

    Hangi mevsimde hangi balık yenir?

    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir ülke.

    - Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevcsimlerde de ızgarası yapılır. Siyah etli balıklar, beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.

     

    BALIK SAĞLIKTIR
    Balıkta şeker, karbohidrat yok denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir yiyecektir. 100 gram yağlı balık yaklaşık 22 gram, yağsız balık ise 10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
    Balık az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve flor içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da zengindir.

    SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevcsimlerde de ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
    Torik, palamut, uskumru, kolyoz, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.
    *
    BARBUNYA
    Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu ve çamurlu diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet sakalı bulunur.
    *
    TEKİR
    Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok güzel olur.
    *
    ÇİPURA
    Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
    *
    KARAGÖZ
    Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık ve yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.
    *
    DİL BALIĞI
    Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ilâ şubat ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur.İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
    *
    HAMSİ
    1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı ve yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler.

    Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmiyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
    Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir. Çeşitli yemek tariflerini “Hamsi Yemekleri” bölümünde bulabilirsiniz. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.
    *
    SARDALYA
    Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
    Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.
    Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar lezzetli değildir.
    *
    USKUMRU
    Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ilâ Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
    Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
    . Uskumru ile kolyozun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
    . Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir “V” harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
    . Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.
    *
    KOLYOS
    Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
    *
    LÜFER
    Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır ve kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
    Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı ve lezzetli zamanıdır. Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası olur. İlbharada son derece yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması tercih edilmelidir.
    Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
    Lüfer çeşitleri şöyledir:
    . 10 cm’ye kadar………………. yaprak (20 adet/kg)
    . 11-13 cm arası……………….. çinekop(16-19 adet/kg)
    . 14-16 cm arası……………….. kabaçinekop (10-15 adet/kg)
    . 17-20 cm arası……………….. sarıkanat (9-14 adet/kg)
    . 21-30 cm arası ………………. lüfer (4-8 adet/kg)
    . 31-35 cm arası……………….. kaba lüfer(2-3 adet/kg)
    . 35 cm’den büyük……………. kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha büyük).
    *
    PALAMUT
    Uskumru,torik ve orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en lezzetlileri Karadeniz ve Marmara’da avlanılan tipleridir. Karadeniz ve Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos ve Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise sırttan karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel değildir. Ama çok kişi bu özelliği bilmeyip “palamut” diye aldanır ve sonra palamuttan soğur.
    Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu nedenle ızgarası ve fırını tavsiye edilir. Aynı mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
    Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
    . 20 cm’ye kadar…………………… palamut vanozu
    . 20-30 cm arası……………………..çingene palamutu
    . 31-40 cm arası……………………..palamut
    . 40-45 cm arası……………………..kestane palamutu
    . 45-50 cm arası …………………….zindandelen
    . 51-60 cm arası……………………..torik
    . 61-65 cm arası……………………..sivri
    . 65-70 cm arası……………………..altıparmak
    . 70 cm’den büyük………………….zindandelen
    Torik ve toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama ve lakerdası tercih edilir.
    *
    LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
    12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık ve tropik sukarın sığ kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır. Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
    Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden büyük ve 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan karına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı gümüşi beyazdır.
    Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan bir türdür. Ortalama 30